Adı:
Kaçakçı Şahan
Baskı tarihi:
Ağustos 1997
Sayfa sayısı:
78
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758170066
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dd Yayınları
Baskılar:
Kaçakçı Şahan
Kaçakçı Şahan
Kaçakçı Şahan
Bekir Yıldız'ın 1971 Sait Fail Ödülünü kazanmış öyküsüdür. Özellikle Güneydoğu Anadolu ve onun sorunlarını dile getiren Kaçakçı Şahan yüzbinin üzerinde satmıştır.
80 syf.
·2 günde·Beğendi
Yüksek dozda uzunluk ve yazar sevgisi içerir.

Bekir Yıldız, toplumdaki sorunları iyi görmüş, gurbete çalışmaya giden insanların hallerini ve arkalarında bıraktığı ailelerinin durumlarını gayet yalın ama çarpıcı bir dille kaleme almış bir yazar, diyerek incelemeye çok hızlı bir giriş yapmış olurdum. Onun için kitap ve yazardan önce başka bir yazarın Bekir Yıldız ile anısından bir iki kelam etmek istiyorum. Bu yazar: Hasan Ali Toptaş. Bazılarının çok şişiriliyor dediği, bazılarının da yere göğe sığdıramadığı bir yazar kendileri. Harfler ve Notalar kitabının incelemesinde okuduğu yazar ve kitaplarından kısaca bahsetmiştim ki Bekir Yıldız da bunlardan biriydi. Toptaş yazmaya yeni yeni başladığı dönemlerde Bekir Yıldız’ın şehrine geleceğini öğreniyor. Bu vesileyle hem yazdığı hikâyeleri Bekir Yıldız’ın beğenisine sunmak hem de Kaçakçı Şahan kitabını imzalatmak istiyor. Güç bela da olsa bir görüşme ayarlamayı başarıyor. Bundan sonrasını kendi dilinden nakletmek istiyorum. Özet defterime olduğu gibi geçmişim, şimdi kısalta kısalta yazıyorum: “Bekir Yıldız’a okutmak üzere, yazdığın hikâyelerin içinden birini seçip özene bezene daktiloya çekiyorsun bu arada. Sonra, okunmuşunu imzalatmak herhalde ayıp olur diye, kitapçı dükkânlarından birine gidip Cem Yayınları tarafından yayımlanan Kaçakçı Şahan’ın yenisini satın alıyor ve elinde kitap, Kuyumcu Oteli’nin önünde saatlerce volta atıyorsun. Buluşma saati gelip çatınca da, korka korka giriyorsun kapıdan içeri… Çaylarınızı yudumlarken, o büyük bir sabırla okuyor verdiğin hikâyeyi. Sen nefesini tutmuş, bekliyorsun. Güzel, diyor Bekir Yıldız… Sen, imzalatmak üzere Kaçakçı Şahan’ı uzatıyorsun ona. Bekir Yıldız, “Yeni bir umudun sevinciyle merhaba!” cümlesini yazıp imzaladıktan sonra, hangi kitaplarımı okudun, diye soruyor birden. Afallıyorsun tabii ve teessüf edercesine, hepsini üstat, hepsini okudum, diyorsun… Bekir Yıldız, beklemediğin bir şey söylüyor o sırada, gözlerinin içine bakıyor ve artık beni okuma, diyor, hiç okuma. Sen, onun neden böyle söylediğini o an anlayamıyorsun tabii… Gerçek, aylar geçtikçe, yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Dergi yöneticileri, tıpkı Bekir Yıldız gibi yazıyorsun diye hikâyelerini geri çeviriyorlar…” İşte bu kitabın ve yazarın Toptaş ile ilgisi. Eğer böyle bir yazı okumasaydım yine Bekir Yıldız okur muydum? Hayır, okumazdım. Çünkü adını ilk defa duydum. Ne kimse bahsetmişti ne de ben araştırma gayretinde bulundum. Sonra işte böyle okuyunca da pişkin pişkin “kıyıda köşede kalmış nice yetenekli yazarlar varmış” diyorum.

Şimdi gelelim Bekir Yıldız ve kitaba. Bekir Yıldız Urfa’da doğup büyümüş. İnsan nasıl doğal olarak çevresinin özelliklerini ediniyor ve onu farklı mecralarda yansıtıyorsa Bekir Yıldız’ın da doğup büyüdüğü yerin özelliklerini, insan ilişkilerini eserlerinde yansıtması bir nevi doğaldır. Bu kitapla birlikte 4 kitabını okumuş oldum. Kitabı okuduktan sonra kitabın arkasına 4 tane de cümle düşmüşüm yazarla ilgili: “1-Güneydoğu insanının kendine haslığını, sadece bu değil zalım ağa-maraba ilişkilerini, kan davalarını, geçim sıkıntılarını kendince bir üslup geliştirerek okuyucusuna yansıtıyor. 2-Almanya’ya giden ya da orada olan Türk vatandaşlarının çektiği yabancılığı, gâvur karşında yaşadıkları sıkıntıları samimi ve biraz da iç burkan bir anlatımla yine okuruyla buluşturuyor. 3-Çoğu hikâyesinin sonunda oluşan kekremsilik diğer kitaplarının okunması için başlı başına bir sebep. 4-Toplumsal sorunları bazı yazarlar gibi sadece birilerini eleştirmek için değil insana hissettirmek için yazıyor.” Acar tazı çullu da belli olur, çulsuz da, derler ya benim için de Bekir Yıldız da ister iyi yazsın ister kötü. Okumuşum artık. Saydığım cümleler hangi kitabını okursam okuyum okurunu hep doğrulayacak nitelikte. Yazar hakkında söyleyeceklerim şimdilik bu kadar. Kitapta 5 hikâye var. Her biri birbirinden güzel, her biri birbirinden anlamlı. Zaten en çok bu kitaptaki hikâyelerini sevdim. Hikâye okumayı sevdiğimden midir nedir bazı okurların çok saçma bulduğu hikâyelere ben ayılıp bayılıyorum. Bu kitap Türk Edebiyatı’nın bana göre en büyük hikâyecisinin adına verilen ödülü, 1971 Sait Faik Hikâye Ödülü’nü, kazanmış. Bu bakımdan da okunabilecek bir kitap.

Bu kitabın ve yazarın önemi başta da yazdığım gibi Hasan Ali Toptaş’ın anılarına yer etmiş olmasıydı. Hem çok sevdiğim bir yazarın sevdiklerini okuyorum, hem yeni yazarlar ve kitaplar keşfetmenin mutluluğunu yaşıyorum hem de Bekir Yıldız gibi yazarlar hakkında farkındalığımı geliştiriyorum. Bilmiyorum ben mi olaya çok duygusal yaklaşıyorum ama öyle. Şimdilik Toptaş’ın sevdiklerinden daha az kapsamlı olanlarını okuyorum. Ama zamanla, belki bir iki yıl içinde, Proustların, Joyceların, Borgeslerin kitaplarını da okuyup bitirmek istiyorum. Bu iki Türk yazar da katiyen okunabilir. Minnetle…
80 syf.
Bekir Yıldız’ın okumuş olduğum 3. Kitabı. Diğer ikisi romandı. ( Halkalı Köle ve Darbe ) Bu hikaye kitabı. Ben ki hikaye okumalarına çok ısınamamış biri olarak söylüyorum hikaye olacaksa böyle olacak. Hayatın içinden, gerçekçi.
Toplumun sorunlarına gözlerini kapamayan yazarları daha bir çok seviyorum.
Çok eski bir röportajında yazar şu sözlerle özetliyor sanatçının nasıl olması gerektiğini. Önemli bir gerçek var günümüz sanatçısı için; yerleşmemiş umutların, yaşanmamış sevgilerin, verilmemiş hakların alacaklıları yanında olmak.” Katılmamak mümkün değil.

Adeta bu sözleri kanıtlarcasına yazdığı bu kitapta ilk hikayesi ile adeta duygu yoğunluğu içinde yüzdürdü beni.
Gaffar ile Zara hikayesi. Bölge insanının ne zorluklarda yaşadığını çok güzel anlatmış. Toprak ağasının baskısına baş kaldıran Gaffar’ın hikayesi. O dönemlerde sıkça başvurulan yurt dışına işçi olarak gitme durumunu anlatıyor. Ancak anlatırken o gidişlerin nasıl, hangi şartlarda, geride kimlerin bırakılarak gidildiğini çok güzel yansıtmış. Benim içim burkuldu açıkçası. Kendi vatanından gitmek her ne olursa olsun kolay bir şey değil. Ancak var olmak için, yaşamak için gerekli ise yapılacak fazla bir şey yok.

Diğer bir hikayede Kaçakçı Şahan.
Bu hikayeyi okuduktan sonra aklıma direk Uludere Olayı geldi. Hepiniz biliyorsunuz anlatmaya gerek yok.
Şahan sınırda kaçakçılık için mayınlı tarladan geçmek zorunda. Sonrası hazin son. Yoksulluk ve çaresizliğin insanları hangi şartlara sürüklediğini gözler önüne seriyor.
Diğer hikayelerde de yine toplumsal sorunlar olan töre cinayetleri, kadınların uğramış olduğu haksızlıklar, şiddet gözler önüne seriliyor. Bekir Yıldız okumaya devam.
67 syf.
·Beğendi·8/10
Çok etkileyici bir öykü Kaçakçı Şahan. Diğerleri de yeterince iyi. Okunmayı hak eden kitaplardan. Anadolu insanları bu kitapta karşınızda. Beş öyküden oluşan kitabın etkisi sürecektir.
80 syf.
·Beğendi·8/10
Gaffar ile Zara- Büyük Yas- Zırhlı Şamı- Kaçakcı Şahan...
Harika bir Anadolu yaşam öykülerinin oluşturduğu dört hikaye...
1971 de üçüncü baskısı. 45 yıl önce de okuduğum Bu kitap Gerçek en 1971 Yılı Sait Faik Hikaye ödülünü hak etmiş.
Örf- Adet geleneksellik ve toprağa dayalı o günlerin feodal yaşam tarzını ele alan ve inceden eleştirerek yöre insanının tüm yaşam zorlukluğunu gerçekliliği ile çok arı bir dile bize anlatıyor Bekir Yıldız Tüm Kitaplarını 40 yıl belki daha öncesinden okudum. Görev yaptığım yıllarda, Tüm anlatılanları bire bir olmasa da çok çok yakın bezer yaşanmışlıklarını, hatta O günlerde olmayan bazı şeyleri, bugünlerin gerçekliğinde yaşanan şeylere şahit olan ben. Sizlere sadece naçizane olarak okumanızı tavsiye edebilirim.
80 syf.
·Beğendi·8/10
Yazarın bu kitabında beş adet kısa kısa öyküler bulunuyor.Bu öyküleri veya benzerlerini bir şekilde okumuş olmamın nedeni olsa gerek ,kitabın dilinin akıcılığını da eklersek,kısa sürede okunmasını sağladı.
Tavsiye eder, iyi okumalar dilerim.
80 syf.
Bugün kitap içinde keşfettiğim bir kitapla sizlerle beraberim
Hasan Ali Toptaş'ı ne kadar çok sevdiğimi biliyorsunuz. Onun belgeselinde, söyleşilerinde bu kitabın adını sıkça duymuştum. En son Harfler ve Notalar kitabında görünce okumaya karar verdim.
Harfler ve Notalar kitabından direkt alıntılıyorum bu kısmı.
“Bekir Yıldız’a okutmak üzere, yazdığın hikâyelerin içinden birini seçip özene bezene daktiloya çekiyorsun bu arada. Sonra, okunmuşunu imzalatmak herhalde ayıp olur diye, kitapçı dükkânlarından birine gidip Cem Yayınları tarafından yayımlanan Kaçakçı Şahan’ın yenisini satın alıyor ve elinde kitap, Kuyumcu Oteli’nin önünde saatlerce volta atıyorsun. Buluşma saati gelip çatınca da, korka korka giriyorsun kapıdan içeri… Çaylarınızı yudumlarken, o büyük bir sabırla okuyor verdiğin hikâyeyi. Sen nefesini tutmuş, bekliyorsun. Güzel, diyor Bekir Yıldız… Sen, imzalatmak üzere Kaçakçı Şahan’ı uzatıyorsun ona. Bekir Yıldız, “Yeni bir umudun sevinciyle merhaba!” cümlesini yazıp imzaladıktan sonra, hangi kitaplarımı okudun, diye soruyor birden. Afallıyorsun tabii ve teessüf edercesine, hepsini üstat, hepsini okudum, diyorsun… Bekir Yıldız, beklemediğin bir şey söylüyor o sırada, gözlerinin içine bakıyor ve artık beni okuma, diyor, hiç okuma. Sen, onun neden böyle söylediğini o an anlayamıyorsun tabii… Gerçek, aylar geçtikçe, yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Dergi yöneticileri, tıpkı Bekir Yıldız gibi yazıyorsun diye hikâyelerini geri çeviriyorlar…”

Bu cümleleri okuduktan sonra içimden şuan benziyor mu acaba düşüncesiyle merak edip okudum. Benziyor mu diye soranlarınız olacak. Benzemiyor. Geçen zamanda Hasan Ali Toptaş kendine özgü bir dil oluşturmuş.
Kitaba dönecek olursak. 1950'lerin Doğu Anadolu topraklarında buluyoruz kendimizi. Tamamen doğu şivesiyle yazılmış kitabımız tam bir yeşilçam filmi havasında. Köy ağaları, kadına değer verilmemesi, yoksulluk, cahillik, sefalet, toplumsal sorunlar ve daha bir çok konuya ev sahipliği yapıyor. Günümüz için şükretmemizi sağlayan, daha güzel bir gelecek nasıl tasarlama konusunda bizi üzerek de olsa ilham veren akıcı bir eserdi. Anadolu'ya hayran olan herkesin okumasını tavsiye ediyorum.
#kaçakcışahan
80 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Olay ve betimleme birlikteliğine önem vererek yazmış. Uzun betimlemelerden kaçmış adeta. Dolayısıyla okuru sıkmadan akıcı bir üslupla olayları sıralamış. Bir kaç olay sonra kısa ama etkileyici bir betimleme.
" Kulağına küpe olsun, kocanın, gece koynunu ,gündüz tabakasını boş bırakma. "
Bekir Yıldız
Sayfa 70 - Cem Yayınevi
Korku, Şahan'ın canındaydı. Ne ettiyse onu, toprağa gömemedi. Başını kaldırdı. "Allah," dedi duyulur bir sesle. " Ya korkuyu al, ya canımı."
Doğup büyüdüğü obayı terk etmek babayiğide yakışmaz. Ayağını kır ve bu sevdadan vazgeç Gaffar. Er olan ancak asker ocağına, ya da namusu yere düşende , kan akıtıp mapushaneye gitmek için obasını boşlar. Yoksa senin gibi keyfi gurbete çıkmak soyumuzu lekeler.
Desene kız Elif, anan devenin büyüğünü ahırda unutmuş. Kulağına küpe olsun, kocanın, gece koynunu gündüz tabakasını boş bırakma.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kaçakçı Şahan
Baskı tarihi:
Ağustos 1997
Sayfa sayısı:
78
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758170066
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dd Yayınları
Baskılar:
Kaçakçı Şahan
Kaçakçı Şahan
Kaçakçı Şahan
Bekir Yıldız'ın 1971 Sait Fail Ödülünü kazanmış öyküsüdür. Özellikle Güneydoğu Anadolu ve onun sorunlarını dile getiren Kaçakçı Şahan yüzbinin üzerinde satmıştır.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

  • 1 defa gösterildi.

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0