Kadim Türklerin Mitolojik Hikayeleri

·
Okunma
·
Beğeni
·
922
Gösterim
Adı:
Kadim Türklerin Mitolojik Hikayeleri
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
184
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051555683
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Fuzuli Bayat, Kadim Türklerin Mitolojik Hikâyeleri adlı bu eserinde; değerlerimizin bir parçası olan Türk mitlerini bir araya getirerek bu mitlerin yalnızca şifahî kültürümüzün bir ürünü olarak değil, aynı zamanda yazılı bir mitoloji olarak da muhafaza edilmesine katkı sağlamıştır. Kadim Türklerin mitolojik hikâyeleri yazılı hale getirilip muhafaza edildikçe, cemiyetimizin fertleriyle bütünleşip onların zihin dünyasında yer edindikçe ve nesilden nesile aktarıldıkça, Türk kültürünü zenginleştiren değerler arasında çok daha kuvvetli olarak yer alacaktır. Tarihî ve coğrafî alanı oldukça geniş olan Türk mitolojisi, Türklerin tarihleri boyunca temas ettikleri toplumların mitolojilerinde de göz ardı edilemeyecek mühim bir fonksiyona sahip olmuştur. Fuzuli Bayat’ın da ifade ettiği gibi; “Mitosları sözlü kültürde yaşatıp bugün tarih sahnesinde olmayan halklar, onların gerçek sahipleri değillerdir. Bu mitlerin sahipleri, onu yazıya aktarıp sonraki kuşaklara miras bırakanlardır.”
184 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
"Zeus" desem aklınıza ilk gelen ne olur? Ya da Aphrodite, Athena, Poseidon vs. desem?
Her şeyi geçtim, yalnızca "mitoloji" desem?
Evet, aklınıza ilk gelen Yunan mitolojisi oldu. Hani şu anlatıla anlatıla bitirilemeyen; çoluk çocuğumuzun çizgi filmler, fantastik kitaplar aracılığıyla aşina olduğu anlatılar...
Bizim olana sağır olduğumuzun, bizim olmayana kulak kesildiğimizin ispatlarından birisi de Türk mitolojisinin boynu büküklüğü ne yazık ki. Tazecik evlatlarımız, Aphrodite veya Hera'yla alakalı sahip oldukları bilgileri "Umay"ı, "Ak Ana"yı biliyormuşçasına aktarsa keşke. "Zeus" demesem de "Ülgen" desem, "Herkül" demesem de "Erlik" desem... Akabinde bilgi kıvılcımları göz bebeklerinde yansa...
Her ne kadar orijinallerinin çoğu kaybolmuş olsa da Rus araştırmacılara ata mirasımız olan Türk mitlerini "Rusçaya" çevirip keşfetmemizi sağladıkları için teşekkür ederim!
Şaman inancının büyük etkisiyle oluşmuş Türk mitolojisinin, 19. y.y'de çok az bir kısmı yazıya geçirilerek kurtarılmış. Kurtarılmış olanlar da Hristiyanlık etkisinde kalmış anlatılarmış. Her şeyden öte kitapta Şaman inancı ve İslamiyet'in çok fazla ortak yönü olduğuna bir kez daha şahit olacaksınız...
Bu kitabı okurken milletimize kalan miraslar adına neler yapmadığımızı sorgulamaktan bir hal oldum. Vaktiyle Homeros, Achilles, Hesiodos boş durmamışlar. Ege kıyıları ve Anadolu'daki mitosları yazılı hale getirip tüm dünyanın elinin altına vermişler. Uluslarının mitolojisini yazılı eserden sözlü kültüre doğru uzanan serüvende bir numaralı hale getirmişler. Peki bizde ne oldu?
Ne 11.yüzyıl geçiş döneminde ne divan şairlerinde ne de halk edebiyatında Türk mitolojisine rastladık. Anuşirevan, Hüsrev, İsfendiyar gibi Fars ve Arap mitolojik karakterlerin yanı sıra Temir Boko, Şuno, İlteriş, Mete vb. karakterleri görmedik. Bunu o günkü zihniyet, inanç, siyaset ve ulusal yakınlık gibi unsurların etkisine bağlamamız gerekir elbette.
Kültür ve sanat açısından kıymetli birikimlerle dolu edebiyatımızda mitolojik karakterlerimize bu faktörler sebebiyle rastlayamadık ama bugün bir şeyleri değiştirmek imkansız değil. Önce yetişkinler olarak biz öğreneceğiz, sonra Türk gençleri öğrenecek! Okumaya ve okutmaya, düşünmeye, öğretmeye bolca vakit bulduğumuz ve bulacağımız şu günler için büyük fırsat. Okuyunuz efendim...
184 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
Eski Türklerin zengin mitolojik hikayeleri vardı ancak göçebe yaşam stili nedeniyle yazıya geçirilemeyince çoğu unutuldu. Kitapta parçalanmış, birliği bozulmuş mitlerin bir araya getirilmiş halini okuyorsunuz.

Ergenekon, Oğuz Kağan, Türeyiş gibi destanları hepimiz biliriz, en azından duymuşuzdur. Kitapta bunların yanı sıra benim ilk kez duyduğum ve oldukça şaşırdığım anlatılar yer alıyor. Ak Ene’nin Ülgen’e evreni yaratma fikrini vermesi, (Ülgen toprağı ve yaşamı yaratsa da onu da yaratan bir mutlak varlığın olduğu kabul edilirmiş, yani Tek Tanrı inancı) Erlik Han’ın göklerden kovulup yer altına inmesi, Oçurman, Çagan Şugut, Umay Ana (Kara Umay-Albastı), Kalgançı Çağı bölümünde ahiret inancının izleri, Ülgen’in yardımcısı ve insanlara ömrün sınırlı olduğunu bildirmekle görevlendirilen ve kötü addedilen Yara Çeçen, Eren Çeçen’in akıllı gelinini almaya çalışması, Tanrıoğulları Temir Boko, Korkut Ata be daha nicesi. Bu kitabı okumadan bu kadar zengin bir mitolojik geçmişe sahip olduğumuzu bilmiyordum.

Türk’le su perisinin çocuğu, Kopuzun mucidi Korkut Ata, atların bakıcısı ve tamgacısı aynı zamanda musikinin Piri Kambar Ata, çiftçilerin hamisi ilk ekini eken, sabanı ve sulama kanalını bulan Baba Dekhan, eski kulağı kesiklerden 99 oldu 100 olsun diyen Bostancı Dede ayağı yere basan mitlerden.

Tanrı katından kovulma hikayesi, Oçurman ve yağmur yağdıran, merhametli, insan diriltmek için Azrail’in ruh biriktirdiği şişeyi kıran Burkut Baba beni çok etkileyenlerden. İnsana ruhu kötü Erlik’in verip Ülgen’in insanı kötü olduğu için yok etmek istemesi ve içini dışına, dışını içine çevirmek suretiyle çözüm bulması aslında insanın özüne ilişkin çok sağlam alt metinler barındırıyor.
184 syf.
·14 günde·9/10 puan
Sizler de bilirsiniz ki Yunan mitolojisi kadar ünlü, dünyaca sevilen, çizgi romanları, filmleri yapılan bir mitolojiye sahip değiliz. Sahip olduğumuz kadarını ise yine Çin, Fars, Arap ve Rus kaynaklarından öğreniyoruz. Özellikle de Rus kaynaklarından yararlanıldığını belirtmek isterim. Yazarımız da bu kaynak araştırmalarından edindiği bilgiler ışığında millî ruhu da koruyarak hikâyeleri bizlere toplu halde sunmuş.
Kitap, konularına göre altı bölüme ayrılmış. Yazar, içindekiler kısmı ile bize kitapta yer alan hikâyeleri bütün olarak görme fırsatı sunmuş. Ele alınan hikâyelerin, Türk milletleri arasında var olan farklı varyantları da mevcut.
Bu kitapta Adem ile Havva'nın Töringey ve Ece olduğunu, insanlığın Targın Nama ve onun iki kaburgasından yaratılan kadından türediğini, şeytanın değil de Erlik'in göklerden kovulduğunu, yaşadığımız dünyanın aslında ikinci evresinde olduğunu, kalgançı çağını (kıyameti), Korkut Ata'yı, Burkut Baba'yı, Umay Ana'yı, Bostancı Dede'yi ve ilk şamanları hikâyeleri ile birlikte göreceksiniz.
Bu alanda merakı olan herkesin okumasını önerebileceğim bir kitap.



İyi okumalar :)
184 syf.
·14 günde·Beğendi·9/10 puan
Her geçen gün bağımız daha gevşese de en uzak noktasından balkanlara kadar büyük kesintisiz bir kültür ortaklığı bulunmaktadır. Bu kitap bu ortaklığın hakkında başlangıç sayılabilecek ve fazla detaya girilmemiş öğelerini anlatan bir kitap.
Kitapta okuduğum bazı konular beni şok etti, ben İslamın bir getirisi zannettiğim hususlar meğer eski inançlarımızdan kalma öğelermiş. Örneğin boş eve girdiğimde selam verilmesi gerektiğini rahmetli dedem bana defaatle söylerdi. Ancak bu durum İslam öncesi evleri koruyan iyi ruh inancından kalma bir alışkanlıkmış. Bu tarz örneklere meraklıysanız okumanızı tavsiye ederim.
184 syf.
·2 günde·Beğendi·6/10 puan
"Mitosları sözlü kültürde yaşatıp bugün tarih sahnesinde olmayan haklar, onların gerçek sahipleri değillerdir. Bu mitlerin sahipleri, onu yazıya aktarıp sonraki kuşaklara miras bırakanlardır."

Beğendiğim bir kitap. Sıkılmadan okuyacağınızı düşündüğüm bir eser.
256 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
"Ulamış bilgisi konusunda zengin uluslardan biri Türkler'dir. Ulamış bilgimizde yasaksevi ilişkileri olmadığı gibi puta tapma yoktur. Derleme betiğini hazırlayan Azerbaycan Türk'ü yazar, Kuzeydoğu Türk Lehçeleri (Altay, Hakas, Tuva ve Yakut vs) cümleleri ve kişi adları olduğu gibi yazmıştır. Kişi adları Oğuz Türkçesi biçimi yazsaydı çok güzel olurdu.

Ulamış bilgimizde yer alan Nuh (Nama) yalvacın (AS) oğullarının adları Altay Türkçesi olarak öğrendim. Keşke o adları Oğuz Türkçesi ses ve şekil bilgileri çerçevesinde yazsaydık. Bu iş anca Nadir Hikmet Kuleli yapabilir. Diğer alternatif olan okuduğum bölümün Kuzeydoğu Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Ana Bilimdalı Başkanı olan Gülsüm Killi hocadan yardım alacağım. Daha sonra öğrendiğim Oğuz Türkçesi biçimleri, Sultanların Tarihi: Tufan'ı yazan Ayça Mutlucan ile paylaşacağım. O da düzenleme yapar.

Rus Slavları'nın dolaylı ve doğrudan ilişkileri sayesinde ulamış bilgilerimize Hristiyan motifleri geçmiştir. Bunları biri de Tanrıoğulları ibaresi altında geçen ölüme meydan okuyan Hamiler'den Burkut Ata, Musa (AS) ile aynı dönemde yaşamış. Burkut Ata, Tanrıoğlu değil Türkler'e gönderilmiş yalvaçlardan biridir.

Oğuz Kağan'ın Müslüman varyantı bence uydurma bir varyanttır. Türk ulusu İslam dini o kadar sevmiş ve benimsemiş ki bu varyantta Oğuz Kağan'ı yalvaç olarak kurgulamıştır. Oğuz Kağan ile Zülkarneyn (AS) aynı kişi olmaz. Türkmen Türkleri (Yaka Türkmenleri), onu Zülkarneyn (AS) olarak düşleyip taşsınısı dikip bedizini Manat üzerine yerleştirmişler. Eksiklerine rağmen okumanızı öneriyorum. İleri ki baskılar bu eksiklerin giderileceğini ümid ediyorum."

#BetikEli #KadimTürklerinMitolojikHikayeleri #FuzuliBayat #EvreninveİnsanınYaratılması (#TanrısalRuhlar) #KaderÖlümveKalgançıÇağı #TanrıoğullarıZincirlenmişKahramanlar #TürkBoylarınınİlkAtaları #İlkŞamanAtalar #HamiTanrıoğulları (#ÖlümeMeydanOkuma) #DoğaGüçlerininİyeleri #ÖtükenNeşriyat
184 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10 puan
Türk mitolojisi de var mıymış?Evrenin be İnsanın yaratılışını bile birden fazla şekilde anlatıyor. Oğuz Kağan kader ölüm, insan üstü kahramanlar, Türk boylarının ortaya çıkışı, şamanlar, kıyamet...
184 syf.
·5 günde·7/10 puan
Bir mitoloji sever olarak atalarımızdan sözle aktarılıp bugüne ulaşan eski hikayelerimiz okumamak olmazdı. Öncelikle belirteyim ki kitabın dili bazen zorluyor çünkü yazım yanlışı ya da anlatım hatası göze çarpacak kadar var. Ama onun dışında ilerde çocuklarıma ya da yakınım küçüklere kendilerini, atalarını daha iyi bilsinler diye anlatabileceğim destanlar, hikayeler ile dolu bir kitap. Okudukça kitapta anlatılan mitlerin diğer dinlerin ya da ırkların mitolojisine çok benzediğini fark ediyoruz. Kitap kapağındaki gördüğümüz Hayat Ağacı motifi İskandinav mitolojisindeki hayat ağacı anlatısının neredeyse aynısı. Tüm Türk boylarında anlatılagelen hikayeleri aktardığı için kitapta bazen 2-3 kere hikaye tekrarı oluyor ama sebebi zaten dediğim gibi.
Kitapta hepimizin okuması ve bilgi sahibi olması gereken konu işlenmiş
242 syf.
·10 günde·Puan vermedi
Son iki üç aydır Türk mitolojisine duyduğum ilginin sonucunda okudum. Ağzım açık kaldı resmen. Biz mitoloji dendiğinde Yunan mitolojisini biliriz sadece çünkü bize ait olanlar hiç yokmuş gibi söylenir. Ben bu kitabı okudukça çocukluğumdaki günah denen bazı şeyleri anımsadım. Boş eve gelince selam verme, baykuş gelince evden cenaze çıkacağına inanılması vs. gibi birçok şeyin inançsal temelini bu kitapta buldum. Bizi kendi kültürümüzden ne kadar da uzaklaştırmışlar. Bu sadece bir başlangıçtı bundan sonra da Türk mitolojisine dair araştırmalarım devam edecek.
184 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Türk Mitolojisi"
Pertev Hoca nın sözlük niteliğindeki kitabının ardından bu kitap anlamlı oldu... Nitekim Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü filmimi tekrar izleyip KamAna nın her davranışını her söylemini tekrar değerlendirmek ihtiyacı doğuyor bu kitaptan sonra. Nitekim bu mitlerde yer alan bir çok hüküm ya da anlatının varyantlarının semavi dinler diye adlandırılan dinlerin kutsal metinlerinde geçmesi oldukça düşündürücü, yakın coğrafya belki uzak bile, itikadi ve fıkhi bir çok unsurun transferini sağlıyor, kimden kime ne geçti bilmem ama, atların binmek için yaratılması, Adem Havva ve yaratılış, bir vasıta - pura kan-ile göğe yükseliş, erlik hanın günümüz şeytan temsili, Ülgen in dünyayı altı günde yaratması, yasak ağaç yasak meyve, Ülgen tarafından Erlik in insanları yoldan çıkarmak için izinlendirilmesi yere gönderilmesi, Umay ın çocukları koruması düşmekten VS - nitekim buna ilişkin çocukluk hatıram mevcut -, karganın ölü gömmeyi öğretmesi, yedi oğul, 77 millet 3 ü kayıp, kıyamette kimsenin kimseyi tanımayacağı vs. vs. Demem o ki çocukluğumda bir üst atalarımın davranış ve söylemlerini tekrar hatırladım bu kitap ile... Bir de unutmadan Cengiz Aytmatov "Gün Olur Asra Bedel" romanı bu kitabın akabinde ya da önünde keyifli olur ben tekrar okuma kararı aldım..
184 syf.
·3 günde·8/10 puan
Kitaptaki her bir hikayenin farklı kaynakları var. Sayfa sayısı az olmasına rağmen bir günde üç hikayeden fazla okumanız algılarınızı azaltıyor. Hikayeler en küçük ayrıntısına kadar işlenmiş. Tek olumsuzluk (az sayıda da olsa) bazı kelimelerin dipnot veya sözlükle açıklanmamış olması.
Her ne kadar kadim Türkler tengere, tengri terimlerini çeşitli anlamlarda kullansalar da bu karmaşa içinde asıl olanı tek kudret kaynağı, tek güç, tek tapınma objesi olan Gök Tengri'dir.
Ülgen karanlıkta, suyun üzerinde asılı kalmıştı. Ne tarafa uçsa sudan kurtulamıyordu. Suyun üstünde tutunacak sert bir şey de yoktu. Ülgen, içinde bir sesin "Aldında tut" (Önündekini yakala) dediğini duydu. Sözleri tekrarlayarak ellerini öne uzattı ve önünde, sudan dışarı çıkan bir taşı yakaladı. Taşın üzerine oturup, "aldında tut" diye tekrarlamaya başladı. Ag Ene (Ak Ana) ansızın yarıya kadar sudan dışarı çıktı. Ülgen'e aklına bir şey yaratmak gibi bir düşünce gelirse o zaman şöyle de:
-Ettım pyuttı, dep. (Yap, o zaman yaptıklarım olacak de.) Yoksa etkenim pyutneri, dep, deme. (Onda yaptığım olmadı, söyleme.)
Bunları söyledikten sonra Ag Ene suda kayboldu ve bir daha görünmedi. Buna göre de Ülgen insanları yarattıktan sonra onlara şöyle bir talimat verdi:
- Bar nemenı yok dep aytana bardı yok tegen yok bolar. (Olan şeye yok deme, Eğer yoktur dersen, o zaman var olan şey de yok olur.)
Bir zamanlar Demir Dağ'da bir kavim yaşarmış. Tanrı yakınlarında yaşayan bir Han'a denizi geçip Demir Dağ'daki insanlarla savaşmayı emretmiş. Han da Tanrı'nın emrini yerine getirmek için asker göndermiş. Askerler çok büyük zorluklardan sonra denizi geçerek Demir Dağ'a ulaşmışlar. Bakmışlar ki burası iri yapılı, kalabalık insanların yaşadığı bir yerdir. Hanın askerleri:
-Biz sizinle savaşa geldik, demişler.
Ancak Demir Dağ'daki insanlar:
-Savaş nedir? diye sormuşlar.
Askerler, savaşın ne olduğunu, nasıl dövüşüldüğünü anlatsalar da Demir Dağ'dakiler oralı olmamışlar. Sonunda askerler geri dönmek zorunda kalmış. Geri dönerken Demir Dağ'ın Hanı, onlara çok sayıda hediye vermiş, Hanlarına da bir kürk göndermiş. Askerler kendi memleketlerine geri dönüp, durumu hanlarına anlatmışlar. Han bu işe şaşırmış, getirin bakalım ne hediyelerdir, demiş. Getirmişler, bakmışlar ki bu kürk kendilerine çok büyüktür. Kürkü parçalayıp, sekiz kürk yapmışlar. O zaman Han meseleyi anlamış:
-Onların bir tanesi bizim sekizimize eşittir. Bu kürkle onlar bize; bizimle savaşmayın, kaybedersiniz mesajını vermişler. Biz onlarla nasıl savaşabiliriz ki?
Aslında gerçek yaratıcı Tanrı, Oçurman'dır. Ülgen ise Tanrı değil, şamanların uydurduğu bir ruhtur ve Oçurman'ın yaptıkları sonradan ona mâl edilmiştir.
İnsanın ölüm vakti geldiğinde körmes, onun daha ölmemiş canını alarak cehennemin yedinci katına, Erlik'in mahşerine götürür. Burada her iki gözlemci, yayuçi ve körmes, ölen kişinin işleri ve amelleri hakkında bilgi verirler. Eğer ölen kişinin iyi ve güzel işleri, kötü ve pis işlerinden çok ise Erlik Han onun üzerinde hâkim olamaz. Körmes, ondan el çeker ve yayuçi ölenin ruhunu cehennemden çıkarır. Bunun aksi olan durumlarda yayuçi, Erlik'in yanından eli boş geri döner ve insanın ruhu cehennemde kalarak Erlik'in hizmetçisine, yani körmese dönüşür.
Bay Ülgen, oğlu Yayık'a emir verir. Yayık da babasının emrini yerine getirerek yayuçilerden birine Süt Ak Göl'den yeni doğan çocuğa can getirmesini önerir. Mite göre canı getiren yayuçi, yeni doğan çocuğu ölümüne kadar korumakla görevlidir. Erlik de çocuğun doğacağını öğrenir öğrenmez körmeslerden birini doğuma engel olması için görevlendirir. Bu mümkün olmadığı takdirde körmes, doğumu ağırlaştırmakla doğum yapan kadına eziyet verir. Buna rağmen doğum gerçekleşirse körmes, yeni doğan çocuğu terk etmez ve Erlik'in emrine uyarak onu ömrünün sonuna kadar izler. Her insanın iki ebedi yolcusu var:Bunlardan biri insanın sağ omuzunda oturan yayuçi, diğeri insanın sol omuzunda oturan körmestir.
Türk mitolojik hikâyelerinde Erlik Han'ın başlıca işlevlerinden biri yeraltı dünyasında ölülere mahkeme kurmasıdır. Ölen ruhları kendi meskenine, yani altını orona götüren Erlik, burada suçluların cezasını söylemekle onları kendine hizmetçi olarak görevlendirir. "Erlik piding elçizi" (Erlik Han'ın elçisi) olarak bilinen bu ruhlar, bazen insanlara zarar vermek için tekrar yeryüzüne gönderilirler.
Türk mitolojisinin babasız doğulan kahramanları zamanla Ortadoğu'ya, Batıya kadar gelip ulaşmış, Asya kökenli bu anlatı Hristiyan efsanelerinin temelini oluşturmuştur ki, bunun da en parlak örneği Yahudilerin Yehova dedikleri İsa'nın hikayesine dönüşmesidir.
Türkler, o kutsal yılın, kutsal Mart ayının, kutsal 21. gününde Ergenekon'dan çıktılar. Türkler o günü, o saati iyi bellediler. Bu kutsal gün, Türklerin bayramı oldu.
Mitosları bir zamanlar sözlü kültürlerinde yaşatan, ancak bugün tarih sahnesinde olmayan halklar, onun gerçek sahipleri değillerdir. Bu mitlerin sahipleri onu yazıya aktarıp sonraki kuşaklara miras bırakanlardır.
Erlik insanlara kötü ruh üfledi. Ülgen bu durumdan kurtulmak için önce onları mahvetmek istedi, ancak sonra bu kötü kokan insanların dışını içine, içini dışına çevirmekle meseleyi çözmüş oldu. O nedenle insanın alacası içindedir, dışı ise aldatıcıdır, denilir.
İlk insanın, ilk şamanın ecdadı olan berkut(kartal) gökten inerek bir kadınla yaşamış, ondan türeyen insan da ilk şaman olmuştur. O nedenle şamanların ilk atası kartal, Türkler arasında kutsal kuştur.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kadim Türklerin Mitolojik Hikayeleri
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
184
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051555683
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Fuzuli Bayat, Kadim Türklerin Mitolojik Hikâyeleri adlı bu eserinde; değerlerimizin bir parçası olan Türk mitlerini bir araya getirerek bu mitlerin yalnızca şifahî kültürümüzün bir ürünü olarak değil, aynı zamanda yazılı bir mitoloji olarak da muhafaza edilmesine katkı sağlamıştır. Kadim Türklerin mitolojik hikâyeleri yazılı hale getirilip muhafaza edildikçe, cemiyetimizin fertleriyle bütünleşip onların zihin dünyasında yer edindikçe ve nesilden nesile aktarıldıkça, Türk kültürünü zenginleştiren değerler arasında çok daha kuvvetli olarak yer alacaktır. Tarihî ve coğrafî alanı oldukça geniş olan Türk mitolojisi, Türklerin tarihleri boyunca temas ettikleri toplumların mitolojilerinde de göz ardı edilemeyecek mühim bir fonksiyona sahip olmuştur. Fuzuli Bayat’ın da ifade ettiği gibi; “Mitosları sözlü kültürde yaşatıp bugün tarih sahnesinde olmayan halklar, onların gerçek sahipleri değillerdir. Bu mitlerin sahipleri, onu yazıya aktarıp sonraki kuşaklara miras bırakanlardır.”

Kitabı okuyanlar 127 okur

  • Rasputin
  • betül.
  • Ömer Faruk Türker
  • Gözlüklü biri
  • Elif PAMUK
  • Yavuz Mert Tural
  • Murat Köroğlu
  • Gül
  • Demet
  • Dilhun

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%34 (18)
9
%22.6 (12)
8
%20.8 (11)
7
%9.4 (5)
6
%7.5 (4)
5
%1.9 (1)
4
%3.8 (2)
3
%0
2
%0
1
%0