Kadın (Fatıma Fatımadır)

·
Okunma
·
Beğeni
·
9,9bin
Gösterim
Adı:
Kadın (Fatıma Fatımadır)
Baskı tarihi:
Ağustos 2010
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756004999
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Fecr Yayıncılık
Fatıma hakkında konuşmak çok zordur. Fatıma bir "kadın"dı. islam'ın öngördüğü gibi bir kadındı. Onun çehresinin tasvirini peygamber kendisi resmetmişti. Onu zorluk, fakirlik, mücadele ocağında, kendi derin insanî eğitim merkezinde yetiştirmişti. Onu eşsiz bir insan kılmıştı.
O, birçok açıdan örnek bir "kadın"dı.
Babası için bir "kız"...
Kocası için bir "eş"...
Çocukları için bir "anne"...

Yaşadığı döneme ve toplumuna karşı sorumluluk bilincine sahip "direnişin ve bilincin sembolü" bir kadın... O bir "imam", bir numune, bir ideal, bir "örnek insan"dı. Kendi kişiliğini kendisi inşa etmek isteyen her kadın İçin bir "şahitti"... O akıl almaz çocukluğuyla, dâhili ve harici cephelerde verdiği devamlı mücadelesiyle, babasının ve eşinin evinde, toplumda, düşüncede, hareket ve yaşamında; kadının "nasıl olması gerektiği" sorusuna cevap vermiştir.
288 syf.
·Beğendi·7/10 puan
Kadınlar insandır; biz insanoğluyuz." demiş Neşet ertaş usta. ilginçtir üstad carl gustav jung da anneyi, ruh imgesinin ilk taşıyıcısı olarak görmüş, hatta bu imgenin, erkeğin duygularını olumlu ya da olumsuz anlamda yansıtan kadınlar tarafından taşındığını iddia etmiştir.insanlık var olduğundan beri üzerine pek çok rol biçilen, kurallarla çevrelenmiş bir hayata ve kendisine ait olmayan tercihlere razı edilen, her şeyin hep en doğrusunu yapmakla yükümlenen kimsedir Kadın

hakkında hz. muhammed'in "kadınlara ancak asalet ve şeref sahibi kimse değer verir. onları ancak kötü ve aşağılık kimseler hor görür." dediği hayattir.

sürekli üremekle, anne olmakla bağdaştırılan ve bunları artık genlerine işlenmiş bir gerçek gibi kabul etmesi beklenen cinsiyet olmakla da meşhur malesef tabiki annelik kutsal önemli ama
hamile kalamamayı "vücudunun kendisine ettiği bir ihanet" gibi bir tanımla karşılaşması da en büyük yanlışlardan.
Acikcasi Bir-çok arkadaşımın temel hedefi ve çok büyük marifetmiş+ onu superwomen çevireceği (evlilikle) çocukla ilgili konuşma ve paylaşımları beni üzüyor. çünkü evlilik kadına + özellikler sadece getirmiyor ya da onu daha çok kadinlastirmiyor eşiyle beraber oldu diye evrilmiyor farklı bir canlıya .hani bir klise vardır ya Ben evliliğe karşı değilim.. Birbirini sevmeyen karı kocalara karşıyım,mutsuz çocuklara sevgisiz yuvalara karşıyım.Ben buna aslında karşıyım ama hemcinslerim de evliliği kutsallik arzedip tek vasfi buymuş gibi yansıtmaları beni kırıyor bu da tamamen bence ait olduğumuzun toplumun tabuları..

Gecen sene oda arkadaşımla konuşurken bana şunu demisti gayet normal sekilde

"Ben evlendiğim zaman işi gücü bırakıp eşime hizmet edicem ve sadece çarşaf giyecem ve eşim eğer mutsuz olursa 2.bir eşi almasına izin verebilirim çocuk yapmak istiyorum hemen demişti.

Açıkçası bunu duyunca üzerime kaynar sular döküldü..Tabiki kendi tercihi kıyafet,eğitimi vs karışamam ki bence sırf başkası için de bunu yaparsa baskı altında olduğunu hissederek mutsuz olur eşine de bu yansır din de bunu demiyor zaten kendi isteğiyle soyledigini de düşünmuyorum kendi kültür ve toplumu içindeki kabuledilebilirligi bununla ölçülüyor. çünkü ne kadar çok bir erkeğin tahakkümü altina girip dediğini yaparsan o kadar iyisin şanslısın çünkü anlayışı var.Erkegini ne kadar mutlu edip çarşaflara bürünüp perde arkasına saklanırsan o kadar değerlisin!!!Ne kadar çocugun olursa o kadar heryere elin ulaşır eşinle mutlu olursun anlayışı var (Burda başı yanan çocuk oluyor zaten mutluluk için kullanılıp yapıldığı için çiftler hazır olmadığı içinde anlık zevklerinin kurbanları oluyorlar maddi manevi sıkıntılar başlıyor )
Evlilik baskisi var erkeklere ve kadınlara karşı..30dan sonra evlenmemis kadına (evde kalmış) anlayışı acıma,küçümseme hali var

Nasıl bir toplumda yaşıyorsak bu erkeklere bilinçsiz bir şekilde empoze ediliyor aslında doğduktan itibaren bence hemcinslerim adına utanıyorum. kadını kısıtlamaya çalışan sadece anne olabilir kafası taşıyan...geçmişte bu zehirli kafayla benzer fikirlere sahip olduğum için utanıyorum, örnekler vereyim: "kızla erkek arkadaş olamaz"- "onlarda açık saçık giyinmesin." vb. şeyleri cidden yazarken dahi utanıyorum. yani bunları söylediğimde sanırım 15/16 yaşlarında falandım..Bugun daha farklı bu zihniyeti aştım bugün Raskolnikov baltasını indirmekle mücadele ediyorum.

Kitaptan bir alıntıyla taclandiriyim bu mefhumu;

"kadın, din adına, gelenek adına ve fatıma'ya benzemek adına perdenin arkasına itilerek hayattan soyutlanmıştır. bu bahanelerin hepsine de kılıf uydurulmuştur. iffet adına, namus adına ve ''kadın, çocuklarının eğitiminden sorumludur.'' bahanelerine sığınılarak yapılmıştır bütün bunlar. anlamakta güçlük çekiyorum doğrusu. geri kalmış, yeteneksiz, bir tahtası eksik olan; okuma, eğitim, öğretim, tefekkür, kültür, medeniyet ve toplumsal terbiyeden yoksun olan bir kişi; nasıl olur da yarının nesillerini eğitmeye layık olabilir?.."

Güzel bir yazı okumuştum söyle diyordu ;

kadınsan ya anasındır , ya da avrat ortası yok.
göğüslerin ya süt vermek içindir ya da bakmak için ortası yok.
kalçaların ya doğurmak içindir, ya da şaplak atmak ortası yok.
evlenmeden sevgilin olursa o biçimsindir ,evlenmezsen evde kalmışsındır . ortası yok .
iş hayatında işçi de müdür de olsan hayatım, şekerim, güzel kiz diye çağrılırsın.ortası yok.
çocuğun varsa çalışma performansın düşük ,çocuğun yoksa eksiksindir .ortası yok
sinirlendiysen , bağırdıysan ,tepkini verdiysen ya şirret , ya ahlaksız, ya muayyen günündesindir.etrafta bağırıp çağıran erkeklerin yanında susup oturman gerekir.
ortası yok.
kadınsan ya sahiplenilmeye muhtaç , ya da sahiplenilmek için bekleyensindir. ola ki sahiplenilmemişsen de her türlü tekmeyi yemeye müsaitsindir. ortası yok

Kesinlikle her iste bir ölcusuzluk var bu yazıda bahsedildiği gibi.. ayrıca erkeklerin duygusal/cinsel acligini klavye ya da normal de üzerinde gidermeye çalıştığı mücevher Türkiye de malesef. ya da erkeğin ev kölesi olma zorunluluğu azinliga nazaran daha çok gündemde.Ev hanımlılığı güzel ve değerli benim anlatmak istediğim o değil. Oysa ki dostoyevski ne kadar da haklı kadın, her ihtiyacını karşılayacak tek bir erkeği ister. erkek ise, tek ihtiyacını karşılayacak her kadını..

Bu ülkede hep kalıplar içine konmaya çalışilmasi kadın şunu yapmasın, bunu söylemesin, öyle giyinmesin, böyle inanmasın, gülmesin, ağlamasın, oturmasın, kalkmasın, yapmasın, etmesin yaygaralari hakim oysa kadın bir kalıp değil fikirdir.. hep kafaların içindeki kalıplara sokulmaya çalışılıyor ve her seferinde bunları da yıkarak ve güçlenerek varlığını sürdürüyor bence bugün.
Dünyanın her yerinde zordur kadın olmak . bizde biraz daha zordur kesinlikle. hepsi bu. o yüzden "biz kadınız. güçlüyüz. her şeyle mücadele edebiliriz"naralari çok fazla atmak da beni aslında ×2 üzüyor.mesele Türkiye meselesi de değil, asıl mesele eğitim seviyesi düşük, geri kalmış bir ülkede insan olmanın zorluğu, dahil olarak geri zihniyetin ürünü olan erkek egemenliği olgusu, bu ülkede insandan öte kadın olmayı 100 kat daha zor hale getiriyor ben bundan yakınıyorum.

Islam adına yapılan baskı ve yasaklarla sonra şiddette unutulmamalı..Halbuki din asıl buna karşıdır bunun arkasına sığınıp istediklerini dikte eden insanlar dini de kullanıp vicdan ahlak sömürüyor.
Kitaptan bir alıntıyla anlatayım;

Radyo haramdır? Satın almayın.
Film? İzlemeyin.
Televizyon? Seyretmeyin.
Mikrofon? Kullanmayın.
Üniversite gitmeyin.
Modern bilimler? Okumayın.
Oy? Vermeyin.
Resmi iş? Yapmayın.
Kadın? Hişt! Adını anmayın!
Dünyayı saran sanayi devrimine, değişen dünya sistemine, Eskimolara buzdolabı satan bu kurnaz sermayeye karşı durarak onu engellemeye çalıştılar. Tamamen ''eski düzeni'' savundular. Batı hamlelerini geri püskürtmek için tek sermaye ve silahları ise yalnızca iki kelime idi:
Birincisi ''Haram.''
Ikincisi ''Hayır !''

Toplum da bir yanlış olduğu zaman yine suç olduğu kabul edilse bile erkek yapar gibi bir realite var ve hatta bizim gibi toplumlarda töre adı altında erkeğin kadını cezalandırabilmesi hak olmuş. kadın aldatıldıktan sonra onu aldatan erkeği öldürse, intikam alsa çoğumuz alaycı yaklaşıyoruz ya da daha fazla eleştiriyoruz. sebebi nedir? çünkü toplum size sürekli kadının bir alt varlık olduğunu gösterip durmuş. bir çok erkek kadınlara ihtiyaç duyduğunun farkında değil ondan.hem sever hem söver hem dover anlayışı da yine etkin şu zihniyet iyi anlatan bir video;

https://youtu.be/OcThLZEFACo

kadının özgürlüğü, başına buyrukluğu yıllar boyu tehlikeli ve kötü bir şey gibi lanse edilmiştir bizlere. kadına müdahale edilmez, üzerinde otorite kurulmaz ise yanlışa sürüklenir, kendi başına doğruyu bulamaz, sanılmıştır. kadının erkeğe muhtaç olduğu ve hatta bu nedenle erkeği kıskandığı bile söylenmiştir. freud, kadının penise sahip olmadığı için bir haset duygusu içinde olduğunu, bu ‘eksikliği’ yüzünden erkeğe eşit olmadığını iddia eder.

toplum bu anlayışı empoze edemeyince korkar kadından. kadına hakim olma, onda tahakküm kurma isteği aslında er kişinin ona duyduğu arzunun belki bilinçli belki bilinçsiz bir şekilde dışa vurumudur. ona arzu duymak, bir yandan ona hakim olma isteğini perçinler. bu isteği karşılık bulmayınca, artık kadın yok edilmesi gereken bir düşman gibi gözükür ona.

er kişinin güçlü olduğu hipotezi, zayıf olan bu kadına duyduğu büyük arzu ile çürür istemeden. böyle güçlü bir kimsenin, kadın gibi zayıf kabul edilen bir varlık karşısında karşı koyamadığı arzuları ile çaresiz kalması önce şaşırtır, sonra öfkelendrir er kişiyi. tahakküm kurmak ister, ancak başarısız olur. bu zayıflık hali zamanla kadından duyulan korkuya ve arkasından ise nefrete dönüşür. sebebi ise erk sahibinin zavallı gördüğü kadına karşı çaresiz kalmasıdır. işte tam olarak bu nedenle kadın, önce er kişi sonra da toplum için artık nefret edilenen, dışlanan bir role bürünür.

baskılanan güdüler artık birer nefret sebebi olarak uyandırılır. ve maalesef kadın her daim bu sonsuz döngünün içinde sıkışıp, kalır.

kendi halinde varolma savaşı vermeye programlanmış. bekar olsa dert, çocuğu olsa dert, olmasa dert, fikir beyan etse dert, giyinse dert soyunsa dert. çünkü içinde cennet taşıyor ve ayaklarından taşan bu his bütün vücudundan dünyaya yayılıyor. karşı cins bu kadın ne yapsa kendini tahrik edilmiş hissedip saldırma pozisyonuna geçiyor. sadece sahip olmak değil kullanılıp atılacak şey gibi görüyor. çünkü erkeği yetiştiren de öyle öğrenmiş ve oğlunu o şekilde yetiştirmiş. herhalde bizde de avrupa gibi bir yüzyıl sonra bu tür yakınmalar yerini kadına sahip çıkacak erkek gibi erkek bulamıyoruz sözlerine bırakacak. neslin devamı işte bu nedenle tehlike altına girecek. DNA üstüne oynamaların bu kadar gündeme getirilmesi bu komplo teorilerinin cevabı olarak görülebilir.

ülkede olan pek çok olayla birlikte çökertilmek, sindirilmek istenen cinsim diziler filmlerde de etkinliğini görürsünüz sürekli tokat atılan ağlayıp zirlayan ve sürekli aptal bir kutudan izlenen zavallı ya gibi gösterilen 2.de zengin ,egolu,aldatan,ayartan bir tıp...

güzel yerden giriyorlar zaten ondan izlettriyorlar kendilerini cerrahi müdahaleye doğrusu girilebiliyor . kadın her şeyin başı, bir neslin öğreticisi ne de olsa. kadın sönük, pısırık, eğitimsiz.. kısacası "pasif" kaldıkça istedikleri gibi borularını öttürebilirler.

eskiye nazaran kadınların farkındalığının daha da arttığını düşünüyorum ben. bunun yanı sıra çok ama çok fazla kadın üzerinden hesap kitap yapıldığı ve eskiye göre daha çok kulağımıza gelip gözümüze sokulduğu için de tersi bir durum varmış etkisi uyandırılmaya çalışılıyor.

kadın ister anne olmak istesin ister istemesin, önce kadındır.. doğurganlık üzerine kurulu bir biyolojiye sahip canlı olarak neyi nasıl istediğine sadece kendisi karar verebilir, vermelidir. kaldı ki bunun için gelişmiş son derece ileri bir zekaya da sahiptir. bu farkındalığa erişmiş her bünye aksini iddia edemez.

ama anahtar kelimemiz: farkındalık

etrafımda son derece eğitimli ve rahat koşullarda yaşayan kadın var. ama derin ve dilsiz bir kabullenişe teslim olmuş. toplumda yer etmek adına, toplumun dayattıklarına o kadar razı ki... yeri geliyor çıldırıyorum ben laf anlatırken bu tarz insanlara, zaten kabul de etmiyor. bu farkındalık kazandırma durumu ailede başlıyor kanımca. ama herkes şanslı doğmuyor. ee o zaman? idrak yollarımızı olabildiğince açmaya çalışmalıyız kadın olarak. neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmeli, araştırmalı, okumalı, gözlemlemeli... duyumuzla da vantuz gibi yapışmalıyız hayata.

kabullenişlerden kurtulamayan kadın(lar) gerçekten her türlü tavra kendilerini gebe bırakıyorlar. zamanın getirilerini lehimize çevirip kendi özgürlüğümüzün farkına varmalı, benliğimizi kazanmalıyız..

ben bu kadar dil döküyorum ama kadın-erkek ayrımlarından hoşlanmayan bir insanım.erkeklerin de yaşadıklarına şahidim, dahası hislerine kulak veriyorum elimden geldiğince.

arsızlıkla damgalanan
boş kinayelere gülen bendim.
kendi varlığımın sesi olayım
istedim. yazık ki kadındım

Canım furuğ furuhzzad ne güzel demiş aynen böyle bir durum oluyor

Şu röportajı izlemeden geçmeyin lütfen Beren saat kaliteli bir oyuncu oldugu kadar güzel anlatmış;

https://youtu.be/KryTLs5LWNY

Ben çocukluğumdan itibaren hep şu lanet cümleyi kullandım ve etrafında annemin çoğu kadınım da bu lanetli cümleyi kullandığına şahit oldum "ulan keşke erkek olsaydım "...Erkeklerin daha özgür olup tacizi tecavüzu yasamamasi seslerinin daha çok çıkmasına masaya söyle bir yumruk vurunca çoğu şeyi hizaya getirdigini her işi yapıp hayallerini daha kolay gerceklestirdigini düşünürdüm..Bugun kesinlikle bu zihniyet ve lanetli cümleden farklı düşündüğüm için mutluyum ama açıkçası sonuç yine aynı şşşş kadınlar bağıramaz, giyinemez zihniyeti hakim.Cunku suçludur değil mi ?Tahrik eder yanlışa..ama ölmek istemiyorum diye ağlarken öldürülursunuz .Üzerine duyariniz anlık olur toprağımız kurumadan katiliniz şiddeti uygulayanlar serbest kalır etrafta fink atar.Cezalar uygulanmaz adalet yine saray isminde kalır.
cinsel olarak aç olan erkeklerin saldirganligi ve namus bekçisi insanlar arasında yaşamaya çalışırsınız öyle olmasa da..

"Psikolojinin genel bir ilkesi vardır: Bedevi toplum ve zihniyetler; dış görünüşe ve gösterişe daha düşkün olurlar."

"İdealistler , gerçekleri görmeyen, görmek istemeyen çocuk gibidirler. Olmasını istemedikleri ve sevmedikleri şeylere gözlerini kapatırlar ve sanırlar ki görmedikleri şeyler artık mevcut değildir."

"Gördüğünüz gibi dindar ailelerde yetişmiş kızların birçoğu, kendi bahçelerindeki havuzda yüzen erkek balıklardan dahi kaçarken, dışarıda gördükleri sulara kapılarak usta yüzücüler haline gelir; ardından korkaklıktan, telaştan, heyecandan, hayalcilikten, acemilikten ve susuzluktan dolayı bu sularda boğulur giderler. Tüm "geç kalmışlıklarını" bin kat fazlasıyla telafi ederler. Aynı şekilde züht ve takva sahibi insanların oğullarının da neler neler yaptıklarını görüyoruz!"

Ali şeriatının kitaptaki bu sözleri önemli bu noktada

Erkeklerin de kazandıklarından nasipleri var, kadınların da kazandıklarından nasipleri var. Allah'tan lütfunu isteyin; şüphesiz Allah her şeyi bilmektedir.
(Nisâ : 32)

Kadın şunu yapmalı etmeli gitmeli...meli malı sözcüklerini söyleyenler sözde çok iyi olan ve digerlerini otekilestiren müslüman kardeslerim nedense Kadınlar ,veda hutbesini de inen sureyi de görmezden gelir kendi istediği gibi çevirirler

Ey iman edenler! Kadınlara zorla vâris olmanız size helâl değildir. Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğinizin bir kısmını ele geçirmeniz için de kadınları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız (biliniz ki) Allah'ın hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir şeyden de hoşlanmamış olabilirsiniz.
Nisâ : 19

konumuza dönersek kadın olmak (üzülerek yazıyorum malesef) himetçi gibi görülmek, itilip kakılmak ve hep bir adım geride olmak demek malesef bu anlayış var
eski türklerde, toplumda kadının yerini araştırırsanız ne kadar yozlaştığımızı ve dejenere olduğumuzu anlarsınız.
mustafa kemal 'in türk kadınına neden bu kadar değer verip yücelttiginide hepimiz biliyoruz;

ey kahraman türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın. mustafa kemal atatürk) boşuna demiyor.Ama işimize geleni alıyoruz.

"Siz hiçbir zaman kadınlar için bir kütüphane açmadınız, bir üniversite kurmadınız. Fikri seviyesi yüksek ve ciddi olan dini toplantıları erkeklere has kıldınız. Kadınları ise bundan mahrum bıraktınız. Kadınları arzu ettiğiniz tipe uygun olarak sadece ağlama meclislerine katılmalarına müsaade ettiniz. Dolayısıyla kadında artık ne fikir ne bilgi ne de şuur kaldı ."

Ali şeriatı siyasal islamcıların ve sözde dincilerin kadını 2.plana atıp eve hapseden zihniyeti ne güzel anlatmış sonra vay efendim kadın iyi bir anne olmalı evladını yetiştirmeli ki toplum yetişsin..Iyi de kadını geride birakan ilmini sadece evle ozdelestiren siz değil mısınız?Sonra da kadın doktor arayışına gidiliyor bir de o var.

"Kadının muhatap olduğu sözler sadece, "Sus", "Kendine dikkat et.", "Çocuğunu sustur." "Edepli ol." nevinden sözlerdi."


Derler ki "Kadın evde oturup çocuk terbiye etmelidir."
İlim ve ma'rifetten habersiz bir insan evlat terbiye edebilir mi?

Ahlâkin sadece kadına özgü olduğunu düşünmekte başka bir dert..

Tesseturu yorumu gerçekten çok güzel Ali şeriatının farklı bir bakış açısı;

Kendinizi namahremden koruyun ! şeklinde gelmemiştir örtü.
"Ey halk, Ben benim. Sizin karşınızda, bu fikre, bu hizbe, bu hedefe bu safa aidim. Ben sizin kurbanınız değilim, oyuncağınız değilim, sizin şekil verdiğiniz bir şey değilim. Sizin alçıdan yapılmış mankeniniz değilim ki beni istediğiniz renge boyayasınız" demektir.

kitapta gorunce uzerinde oldukca düşündüğüm hak verdiğim yine önemli bir alıntı;

Bizim kadınlarımızın şu iki seçenekten başka şansları yoktur: Ya eski eşekleştirmenin esiri olacaklar ya da yeni eşekleştirmenin;

Din eşittir "çarşaf".
Medeniyet eşittir "bar kadını".
Bu kadar...

Bu zihniyet ve medeniyet anlayışı kadını daha da toplumdan geri kılar.

Kitapta katılmadığım yerler de oldu ;

"Eğer sakalı dinî bir sembol olarak görecek olursak, o zaman tüm Amerikan hippileri bir numaralı muttakiler olurlardı !"

"Bilakis Muhammed’i kaybetmemek için Ali’ye tutunduk…"(Alı şeriatı ve şiilik uzerine)

Şu önemli alıntılarla incelememi bitirmek istiyorum ;

Kadın özgür oluyor. Ama kitapla, bilgiyle, icatla, kültürle, şuur ve bakış açısının genişlemesiyle değil, duygu ve dünya görüşü sathının yükselmesiyle değil, aksine makasla!
Örtüsünün makasla kesilmesiyle!
Kadın bir anda aydın oluveriyor!

"Batı emperyalizmine "Hayır" diyerek kendi ideolojime, kendi değerlerime, kendi varlığıma dayanmaktan ve bundan dolayı aşağılık kompleksi duymamaktan söz ediyorum."

Işte benim de anlatmak istediğim tam da bu..Ne tamamen herşeyin üstünde olma anlayışı ne de altında olma anlayışı ifrat tefrit ortası..Ali Seriatinin sosyoloji ve felsefe noktasında kesinlikle okunması taraftarı olmakla beraber din alaninda okunmasını sakıncalı görüyorum..

iyi okumalar dilerim.
288 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Şeriati'nin muazzam bir eseri...
Toplumda "kadın"ın rolünü anlatan enfes bir eser.
Diğer eserlerine nispeten daha sade bir dil ile kaleme alınmış olup Peygamber Kızı Fatıma üzerinden kadın inşaa etmeyi hedefliyor. Ve şöyle diyor "bu toplum içinde kadın yalnızdır, kadının müdafaası yine kadınlar tarafından yapılacaktır!"
Israrla okumanızı tavsiye ederim.
288 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Öncelikle yazarın bilgi donanımı, fikri aydınlığı, "kültür gerillası" olarak tanımladığım gelenekselliğe karşı aykırı duruşu ve özgün kişiliğiyle, okuduğum diğer kitaplarıyla bende uyandırdığı hayranlığı bu kitap ile birlikte biraz gölgede kaldığını esefle dile getirmeliyim. Sebebiyse bu eserinde aşırı derecede ideolojik vurgu ile öznel bir anlatım kaleme almış olması. Ali Şeriati gibi "Safevi Şiası"na savaş açan bir dik duruş ve aykırı söylem dahi olsa yine de yaşadığı coğrafyanın etkisinde, fikirlerinin, kaleminin ve mikrofonunun yeterince objektif olamaması bu eserinde daha da açık bir şekilde kendini gösteriyor. Bir taraftan bir şahsiyeti son derece kutsayıp idol haline getirirken diğer taraftan başka tarihi kişilikleri pervasızca yermesi, özellikle bir konuda durumu "iki kadının kıskançlığına" indirgemesi rahatsız ediciydi.

Bu eleştiriyi yazmama sebep elbette mezhep görüşü barındırması değil, kitaba başlarken daha evrensel ve nesnel bir bakış açısıyla dizayn edilmiş "Kadın" profili çizilmesine karşı olan beklentim olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum.

Kitabın içeriğine gelirsek: isminden de anlaşılacağı üzere Hz. Peygamber'in kızı Fatıma üzerinden bir kadın tasviri yapılıyor. Onun her konuda, gerek babasına ve babasının davasına bağlılığını, eşine olan sadakatini ve desteğini, bir devrim mücadelesinde oynadığı rolü bakımından örnek bir kişilik teşkil ettiğini anlatıyor. Tabii ki bununla birlikte nübüvvet devrine ve sonrasında meydana gelen siyasi olaylara tekrar tanıklık ediyorsunuz. Ufak bir tarihi yolculuk da diyeliriz.

İncelememi bitirirken, benim için en anlamlı olan ve açıkçası kitabın başından sonuna kadar böyle bir tema içermesini beklediğim bir kısmı buraya yazmak istiyorum:

"Fatıma bir peygamber kızı olarak Fatıma değildir.
Yaşadığı ortamda çok önemli bir statüye sahip olan Ali'nin eşi olan Fatıma da değildir.
Hasan ve Hüseyin'in annesi olmak gibi ikinci bir konuma sahip olan bir Fatıma da değildir yalnızca.
O kendi oluşuyla, şahsına özgü bir karakteriyle, duruşuyla, o dönem bir kadından bahsedilirken "filanın kızı, falanın annesi" gibi ikinci kimlikle var edilen bir kadın da olmamıştır. Sosyal alanda aktif ve söz sahibi, ismiyle anılan bir bireydir. Fatıma Fatıma'dır"

Not: Son paragraf kitaptan olmayıp, kitabın genel atmosferinden esinlenerek not ettiğim bir kısımdır.
288 syf.
·9 günde·9/10 puan
"Sizi rahatsız etmeye geldim!"

Tüm olumsuz müdahalelere ve yorumlara rağmen Şeriati'nin okuduğum ilk kitabı Kadın (Fatıma Fatımadır)'ı bitirmiş olmanın ve zihnime kâr kalan düşüncelerin sevinciyle kitaba dair izlenimlerimi paylaşmak istedim. Her ne kadar kitabı okumaya başladığımda yazara ve fikirlerine karşı fazlasıyla dar bakış açısına sahip insanların söylemlerine maruz kalmış olsam da, ne tarz olursa olsun bir kitabı başkalarının düşüncelerine göre yargılamaktan ziyade bizzat kendim okuyarak ona göre bir sonuca varmam gerektiği yönündeki ilkeme sadık kaldım ve bu ilkenin beni haklı çıkardığını bir kez daha gördüm. Zira bu tarz düşüncelere prim verip kitabı okumaktan vazgeçseydim, içinde barındırdığı pek çok esaslı fikirden mahrum kalacaktım. Bunu bir yana bırakıp, biraz kitabın mahiyetinden söz etmek istiyorum.

Genel olarak üç bölümden oluşan eserin ilk bölümü temelde kadın olgusunun yanı sıra pek çok konuyu barındırıyor. Şeriati'nin dilinden geleneksel ile modernizm arasında sıkışıp kalmış ve kendisine bir rol model arayan kadını dinliyoruz. Sonrasında benimsediğimiz dinin uygulama noktasında yüzeyde kaldığını, rehberimiz olan Kur'an'ı okuyup anlamaya çalışmadığımızı, Hz. Ali'yi tanımakta yetersiz kaldığımızı söyleyerek bu noktada kabahati alimlere yüklüyor yazar. Haksız da sayılmaz. Ardından yine bu konuyla ilişkili olarak bana kalırsa günümüzde de kanayan bir yara olan çok mühim bir konuya getiriyor sözü: 'Gelenek ve din'. Şeriati'nin de dediği gibi, geleneksel olan birçok davranış dini bir olguymuşçasına kabul edilebiliyor. Maalesef yaşadığımız çağda da Müslüman konumundaki insanın sorgulamadan bir ibadetmişçesine yaptığı o kadar çok davranış var ki. Yazar bunu son derece açıklayıcı ve okuyucuyu tatmin edecek biçimde ele almış.

İlerleyen sayfalarda yine kadın olgusu üzerinden değişim unsuruna değinerek, var olan yeniliklere kapılıp gitmek ile sürekli eskide kalmak arasındaki dengeden dem vurmuş. Müslümanların var olan yeniliklere gözlerini kapatmasının bir çözüm olmadığını, aksine bunların daha iyisini yapmak adına çabalamak gerektiğini vurgulamış. Bu satırları okudukça günümüz Müslümanlığına dair ne kadar vurucu noktalara değinilmiş dedim kendi kendime. Zira bunlar hâlâ aşamadığımız, güncelliğini koruyan sorunlar.

Bunların yanı sıra yazarın benimsediği Şiiliğin yansımasının en yoğun olduğu satırlara geliyoruz: Hz. Muhammed (s.a.v.), Hz. Fatıma ve Hz. Ali münasebeti. Bu bölümde Peygamber Efendimiz'in kızı ve damadı ile olan ilişkisi ayrıntılı olarak ve örneklerle etkileyici bir biçimde anlatılmış. Hz.Muhammed'in ölümünün ardından ortaya çıkan halifelik sorununda Hz.Ebubekir ve Hz.Ömer'in tutumuna dair aşırı söylemlerde bulunduğunu düşünüyorum. Hz.Ebubekir'i halifelik dışındaki herhangi bir konuda överken, halifelik söz konusu olunca fazlasıyla yermesi tezat oluşturuyor. Hz. Ali'yi yüceltmek adına sahabeleri yerin dibine sokarcasına ifadelerde bulunması kabul edebilir bir durum değil. Bu nokta da yazarın mezhebinin bir getirisi zaten. Her sahabe bizler için kıymetlidir. Sahabelerle ilgili soylemlerine katılmamakla birlikte bu kısımda Hz. Fatıma konusunda verdiği bilgileri okumaktan zevk aldım.

İkinci bölümde günümüz çağının müslüman kadından beklentileri konu edilmiş. Kadın unsurunun Batı tarafından çeşitli düşünce sistemleriyle (Feodalizm, Burjuvazi ve Freud'un fikirleri gibi) nasıl suistimal edildiğinden ve Fatıma başta olmak üzere diğer Müslüman kadın şahsiyetlerin hayatlarının doğru ve net bir şekilde yansıtılması halinde, günümüz Müslüman kadınlarının da buna kayıtsız kalmayarak bu şahsiyetleri örnek alacağını ifade etmiş yazar. Ne kadar doğru ve isabetli bir bakış açısı. Tanımamız gereken asıl şahsiyetleri yeterince tanımadığımız, tanımaya çalışmadığımız için yaşantımızda pek çok şey aksak durumda ne yazık ki.

Üçüncü bölümde ise farklı birkaç bilim adamının dini konulardaki fikirleriyle buluşturuyor bizleri Şeriati. Prof. Tevessüli'nin mehir konusundaki düşüncelerinin yanı sıra Belaği Bey'in kadın ve erkeğin birbirine karşı sorumluluklarına dair kısa da olsa fikirlerine yer vermiş. Yazarın Batı'daki aile kurumu ve kadın erkek olgusuyla, İslamiyet'teki aile kurumu ve kadın-erkek olgularına dair yaptığı tespit fazlasıyla manidar:

"Batı'da evlilik, kadın ve erkeği yan yana ama birbirinden bağımsız eşler -aile değil- ve iki ayrı bütün olarak telakki edilirken; aileyi merkeze alan İslam, erkek ve kadını aileyi kuran bir bütünün iki parçası olarak görür. Bu iki parça bir bütünü oluşturarak birbirini tamamlar. Bu iki bakış açısı, İslamî aile yapısındaki kadın-erkek ilişkileriyle Batı aile yapısındaki kadın-erkek ilişkilerini açıkça ortaya koymaktadır. Bir tarafta yan yana iki bütün; diģer tarafta bir bütünün iki yarısı ki, buna aile denir. İslam erkeğe der ki: 'Sen kadın için bir örtüsün.' Ardından kadına döner ve der ki: 'Sen erkek için bir örtüsün.' Bu bakış açısı İslam'da kadın erkek ilişkilerinin aile merkezli düşünüldüğünün açık bir göstergesidir. Biz bir ailenin iki ortağı değiliz, bilakis biz 'bir'iz. Bu 'bir'in adı da ailedir."

Bu alıntının üzerine aile, kadın-erkek konularına dair bir şey söylemek sözü yormak olur diye düşünüyorum. Son olarak hicap konusuna değinen yazar, kendisine sorulan hicabın mahiyeti, dinin sabit mi yoksa değişken mi olduğu ve ameller konusundaki birtakım sorulara cevap vermiş. Öğrenci olduğu ve öğretmenlik yaptığı dönem boyunca gençlerle içiçe olduğundan geleneksel bir iman ile hakiki bir iman arasındaki ayrımı gençlere ne şekilde aşılamak gerektiği konusunda da değerli çıkarımlarda bulunmuş.

İlk kez bir kitabını okuduğum Şeriati'nin bazı düşüncelerine katılmamakla birlikte dini konularda yaptığı pek çok analizi fazlasıyla isabetli buldum. Satırlarında İslamiyet'in bir Müslümana yakışır şekilde yaşanması gerektiğini savunan bir adamın nidaları yer alıyordu. Adeta 'Kusurlu olan İslamiyet değil, bizleriz' sözünü vurgulama çabasıydı bu mücadele. Gerek Müslüman kadına, İslamiyet'e, gerek günumüz yaşantısına dair yaptığı tespitlerde realist ve net bir üslubunun olması en çok hoşuma giden noktalardan biri. Kitabın içerisinde pek çok sayfada kendinizi bulacağınız kıymetli bilgiler yer alıyor. Şeriati hakkında çizilen kırmızı çizgilere aldırmadan, önyargıları bir kenara bırakıp hazmederek okuyun derim.
288 syf.
·17 günde·Beğendi·9/10 puan
Ali Şeriati herkesin iç rahatlığıyla okuyamayacağı bir yazardır bana göre.
Okuduğunuzda bir şey içten içe rahatsız eder sizi. Şeriati'nin benim dünyamda ayrı bir yeri vardır aslında. Şeriati=Tabularımın yıkılışı. Şeriati= Farkındalık. Şeriati=Allah'ın herkese nasip etmeyeceği bir özellik; Furkan.
Artık Dünya'mı değiştirme zamanı gelmedi mi diyeniniz var ise eğer, ''Kadın, tam size göre..''
288 syf.
·8/10 puan
Şu ana kadar okuduğum Şeriati kitaplarında Şii'lik vurgusunun en yoğun olduğu, inancınıza ve fikirlerinize çok ters söylemler içermesine rağmen elinizden bırakmak istemeyeceğiniz bir kitap. Geleneğin din kisvesi altında kadını nasıl değersizleştirdiğini ve bu durumda İslami açıdan en doğru kadının nasıl olması gerektiğini anlatıyor. Bunun yanında bizler için tam bir örnek teşkil eden hz. Fatıma'nın hayatını ayrıntılarıyla konu ediniyor.
288 syf.
·40 günde·8/10 puan
Kitap Hakkında kafam karışık ve yazarken de zorlanıyorum aslında. Çünkü kitabı yorumlarken hangi açıdan bakacağımı kestiremiyorum. Sosyolojik açıdan evet yazarın çok bilgili olduğu ve doğru tespitlerde bulunduğu, araştırma sonuçları ile kanıtlar sunduğu ortada. Ama kitap sadece bunlardan oluşmuyor.
Hatta kitabın küçük bir kısmı böyle ilerliyor.
https://expectokitabum.blogspot.com.tr/...li-seriati.html#more
288 syf.
·Beğendi·6/10 puan
Dönemin ve İran'ın şartlarına göre oldukça aydınlıkçı fikirlere sahip. Kadın hakkında ve özellikle kadın hakları konusunda güçlü sosyolojik çözümlemeleri var. Tabiiki kadını anlatırken mukaddes kadın Hz.Fatima'dan örnekler verilerek, onu idolleştiriyor. Ancak burada Hz.Fatima dini açıdan değil daha çok devrimci ruhu açısından idol gösteriliyor. Doğu toplumlarının Cahiliye döneminden kalma kız çocuklarının ve kadının ikinci sınıf insan muamelesi görmesi ve ötekileştirilmesi Hz. Muhammed(s.a.v) ve onun biricik kızı ile olan ilişkilerinden ve eşleriyle olan ilişkilerinden verilen örneklerle açıklanmıştır. Ayrıca bölümler halindeki kitabın son kısmında hocanın konferans konuşmaları derlenmiştir.
288 syf.
Fatma Fatma’dır.

Kendi kişiliğini kendisi inşa etmek isteyen her kadın için bir "şahit"ti.”


Kitap, kimi yerde “Kadın” kimi yerde “Fatma Fatma’dır.” olarak geçiyor. Özellikle kitaplara başlık koyma konusunda yazarın kitaplara çekiciliğini iki kat arttırdığını söylemeden geçmek istemiyorum. Ve bu başlık “Fatma Fatma’dır.”

Peygamber kızı,
Ali’nin eşi,
Hasan, Hüseyin’in annesi,
Zeynep’in annesi,
Babasının annesi,
Müminlerin annesi,
Hatice’nin yalnızlık yoldaşı,
Mücahedelerin rehberi,

...

Birinden birini bir yerde duyarsak aklımıza direk adı gelecek olan Fatma. Ama yazar bunu istemiyor, toplumsal kimliğine dikkat çekiyor. Toplumda varoluşuna, sözlerine, danışılan konulardaki zekasına, bir birey oluşuna değiniyor. Sadece bu yön ile kadının nasıl bir adı olduğuna dikkat çekiyor. Sıfatlar olmadan kendi başına var olabildiğine. Kitabın bu yönünü çok sevdiğimi belirtmeliyim.

Kitapta kendi cümleler ise şöyle:

“Bin yedi yüz senedir tüm sanatçılar, ressamlar, heykeltıraşlar Meryem'in simasını ve tutumunu gösterebilmek için mucize sanat eserleri meydana getiriyor.
Ama tüm bu söylemler, düşünceler, çabalar ve yüzyıllar boyunca yapılan tüm bu sanat eserleri şu tek kelime kadar Meryem'in azametini anlatmaya yetmedi:
"Meryem, İsa'nın annesidir"...
Ben de bu tanımı Fatıma'ya uyarlamak istedim:
Dedim ki; Fatıma yüce Hatice'nin kızıdır.
Ama baktım ki bu Fatıma değil.
Ardından Fatıma Muhammed'in kızıdır, dedim.
Fakat bu da Fatıma değildi.
Fatıma Ali'nin eşidir, diyecek oldum.
Ancak gördüm ki, Fatıma bu da değil.
Fatıma Hüseyin'in annesidir, diyeyim dedim.
Ama yine gördüm ki bu Fatıma değil.
Bir an için Fatıma Zeynep'in annesidir, dedim içimden.
Oysa gördüm ki Fatıma bu da değil.
En sonunda şu neticeye vardım:
Evet, bunların hepsi doğrudur, fakat Fatıma bunların hiç birisi değildir.

Fatıma Fatıma'dır.”


Toplumda Fatma’yı anlatmak için ise şöyle devam ediyor:


“Fatıma hakkında konuşmak zordur. Fatıma bir "kadın"dı. İslam'ın öngördüğü gibi bir kadındı. Onun çehresinin tasvirini peygamber kendisi resmetmişti. Onu zorluk, fakirlik, mücadele ocağında, kendi derin insani eğitim merkezinde yetiştirmişti. Onu eşsiz bir insan kılmıştı.
O, birçok açıdan örnek bir "kadın"dı.
Babası için bir "kız"
Kocası için bir "eş"
Çocukları için bir "anne"
Yaşadığı döneme ve toplumuna karşı sorumluluk bilincine sahip "direnişin ve bilincin sembolü" bir kadın.
O bir "imam", bir numune, bir ideal, bir "örnek insan"dı. Kendi kişiliğini kendisi inşa etmek isteyen her kadın için bir "şahit"ti.”


Kitabın içeriği ilk başta Hz. Fatma’nın nezdinde tüm ailesini tanıtmakla başlıyor. Hasan, Hüseyin ve Zeynep’e; eşi Hz.Ali’ye olan övgülerini görüyoruz. Tabi konu Hz. Ali ve ailesinden başlayınca bir Şia sempatisinin hissedilmemesi işten değil. Arda sahabe ve Halifelere karşı görüşleri çok sert bir şekilde hissediliyor. Bu aynı fikirde olmadığım konuların başında gelir. Diğer bölümlerde kadının toplumdaki yerine değinip son bölümde İslam toplumunda kadını 3 sınıfa ayırır.


1. Gelenekçi kadın.
2. Modern kadın.
3. Fatmavari kadınlar.


Bu tanımlar üzerinden anlatırken gelenekçi ve modern kadının Fatma gibi kadınlardan çok uzak olduğu vurgulanır. Zamanla değişen dünyaya ayak uydurma ki bu değişimi durdurmanın imkansız olduğuna değinir, değişimle beraber hayatımıza en başta var olan kadın modeli Fatma’dan gelenekçi ve modern kadın olma yoluna giden aşamalardan söz eder.


Gelenekçi kadınlar yetiştirdikleri kızları ile kendi aralarında zamanla bir benzerliğin kalmadığını arada 30 yıl gibi bir farkın 30 asır fark gibi durduğunu düşüncede, fikirde ve eylemde iki neslin birbirinden tamamen ayrı olduğunu ve ortak tek yönlerinin aynı evi kullandıklarına değinerek anneler nezdinde babaları da eleştirir. Fatma ve Ali gibi örnek bir aile hayatı yaşamış insanları bu kadar az tanıyıp onları çocuklara örnek gösterememenin izahının olmadığını söyler. Sosyal bir açıdan baktığı için toplum nezdinde alimler aileleri ailelerle aile bireylerini yetiştirmemişlerdir. Ve durum giderek daha acınası bir hal almaktadır.


Bırakın Fatma gibi kadın olmayı modern kisvesi altında kadınları şekilden çekile koyan hayatta bakış açılarını kınar.


“Kadın,en ağır yüklerin altında boğulmuş ve boğulmaktadır.Rahat nefes alabilmek ve bu boğucu yükün altından kalkabilmek için düşünüp taşıniyor, "Nasıl özgür olacağım? Nasıl ayağa kalkacağım?" Kadın özgür oluyor. Ama kitapla, bilgiyle, icatla, kültürle, şuur ve bakış açısınin genişlemesiyle değil, duygu ve dünya görüşü sathının yükselmesiyle değil ; aksine makasla! Çarşafanın makasla kesilmesiyle! Kadın bir anda aydın oluveriyor! Doğulu ve Müslüman kadınların kompleksleri sosyolog ve psikologların araştırma konusu olmuştur. Dünya iktisat ve sömûrüsünün hizmetinde olan kadın için şöyle bir tanım yaparlar : " Kadın alışveriş yapan hayvandır!"


Modern hayatta var olma çabası içinde olan kadının özgürlük sınırlarının ya baba ya eşten gelen bir baskılama ile sağlanıldığını ve bunun sonunda kadınların kendi hayatlarında var olan erkeklere bakamazken bir defa dışarıya açılınca büyük bir değişim ile birden çok rahat tavır sergilediğini bunu sadece kızlarda değil, baskı altında yetişmiş dindar ailelerin çocuklarında gördüğümüze değinir. İmamın manken kızı gibi konuların bir ara çok revaçta olduğunu düşünürsek baskının toplum üzerinde dini nasıl etkilediğine şaşırmayız.



Baskıcı aile tutumları ve toplumsal yapılar kadınlara ikinci sınıf muamelesi yapar. Diri diri gömülen kızlardan Peygamber omzunda taşınan kız çocukları zamanına yükleselen İslamiyet, Peygamberin gidişi ile diri diri gömmeseler de kadınlara hep arka sıralarda, çarşaf arkalarından, çocuklarına bak! Sus! Nidaları ile yeni toplum adı altında cahiliyeye devam etmişleridir.



“Onlara göre, kadın kıyamet gününe kadar dinin vazettiği şekilde, yani şuan olduğu gibi kalmalıdır. Dünya değişebilir, her şey değişebilir hatta bizzat beyefendinin kendi şahsı ve oğlu değişebilir ama kadın olduğu yerde durmalıdır.”


Bu düşüncelerle yıllarca gelenekçi kadınlar yetiştirildi. Ailesi için yaşayan, kendi olamayan kadınlar yetiştirildi. Tek hayali evlenmek, çocuk sahibi olmak ve onları büyütüp evlendirmek olan kendi adına konuşma şansı olmayan ona dayatılan her koşul ve şartı kabul eden kadınlar. Dinde en günahkar varlıklar diye nitelendirdikleri kadınlar. Onlarsız yapamadılar ama onlarla da onları yüceltmediler.



"Kadın, din adına, gelenek adına ve Fatıma'ya benzemek adına perdenin arkasına itilerek hayattan soyutlanmıştır. Bu bahanelerin hepsine de kılıf uydurulmuştur. İffet adına, namus adına ve ''Kadın çocuklarının eğitiminden sorumludur.'' bahanelerine sığınılarak yapılmıştır bütün bunlar. Anlamakta güçlük çekiyorum doğrusu. Geri kalmış, yeteneksiz, bir tahtası eksik olan; okuma, eğitim, öğretim, tefekkür, kültür, medeniyet ve toplumsal terbiyeden yoksun olan bir kişi; nasıl olur da yarının nesillerini eğitmeye layık olabilir?"


Bunları aşıp biraz yol alalım diyince de kadınlar modern oldu. Ama öyle bilimle, ilimle, fikirle değil... Dış görünüş ile, nazla, cilveyle bir erkeğe bağımlılık sürdü.


Önce kadınlar için isteklerimiz eğitimdi. Kadını yücelten annelik olgusu için gelecek nesiller için eğitim. Ama dini vecibeler arkasına saklanan isteklerin dayatması vardı.



“Siz hiçbir zaman kadınlar için bir kütüphane açmadınız, bir üniversite kurmadınız. Fikri seviyesi yüksek ve ciddi olan dini toplantıları erkeklere has kıldınız. Kadınları ise bundan mahrum bıraktınız. Kadınları arzu ettiğiniz tipe uygun olarak sadece ağlama meclislerine katılmalarına müsaade ettiniz. Dolayısıyla kadında artık ne fikir ne bilgi ne de şuur kaldı."


Fırsat verilmeyen kadınlar zamanla değişen dünya ve bilinçle farklı kişilikler ve gelişmeler yaşasada öz de erkek egemenliğini içinde taşıdı.


Hala bir erkeğin ya da ailesinin isteği için belli kalıplara giren kadınlar var. 20 küsur yıllık hayatında farklı yetişen bir kadın bir anda bambaşka istekleri olan bir insanla karşılaşıp onunla bir hayat kurma uğruna değişiyor. Halbuki erkek onu öyle görüp kabul ediyor, sonra kendi istediği şekilde değişimini istiyor. Zamanla değiştirdiği insanda kusur bulup değiştirdiği eşinin ilk haline benzer birini buluyor. Kadın ise zamanla bu değişimin hata olduğunu fark ediyor. Özgürlük alanına yapılan her müdahale er geç kendisine yapılanın sonuçlarını doğuruyor. Bu yüzden kimse kimse için değişmemeli. Herkes kendine yakıştığını düşündüğü insanla olup başkasına müdahale etmemeli. Ali Şeriati bu bağlamda evliliklerin yıkılma sürecine dair konuşur. Bir evlilik yürümüyorsa iki birbirine katlanmayan insanı aynı ortamda bırakmanın mantıklı olmadığına ve ayrılığın toplum için daha temiz bir yol olduğuna, dinin bu yola erdiğine ve kullanılması gerektiğine değinir. Yoksa kadın ve erkek mutluluğu başka kişilerde nikah altındayken başka insanlarla zinalarda bulur, bu da ruh sağlığı iyi olmayan çocukları oluşturdu. Burda modern bir hayat ve gelenekçi bir hayat arasında sıkışan ruhların hayatlarının kayışını görüyoruz.



Yazar, İslamın toplum hayatına bakış açısını ve sosyal hayatına hep ilgili bir din olduğunu bu yüzden boşanma konusuna da değindiğini ifade etmiştir. yeni düzende oluşan islamı Amerikan İslamı olarak tanımlar. Geri kalmışlıklarını Avrupa’da kazandığı tüm parayı yabancı sermeyeye adayarak alışveriş merkezlerinde dolaşmayı ve lüks yerlerde yapılan harcamaları modern olmak sananlara karşı fikirlerini cesurca ifade eder.



Her sözüne katılmasam da farklı bakış açıları kazandırdığı kesin. Değişen erkek değişen kadın oluşturdu. Önce dini adetleştirdiler, ardından adetleri din saydılar. Değişen insan değişen İslamiyet değil.


Yazar hakkında farklı insanların görüşlerine takılmak yerine kendi bakış açınızı oluşturun derim. Ön yargılı olmayın ve Ali Şeriati’yi tanıyın. Büyük bir sosyolog ve dini anlatımlarda olabildiğince açık anlatımlarda bulunmuştur.

Herkesin okuması gerekir.

Keyifli okumalar!
288 syf.
·Puan vermedi
Bu kitap ilk kez okuduğum Şeriati kitabıydı. Bakış açısı farklı ve hoşuma gitti. Yer yer Şii olmasının etkilerini gördüm kitapta. Şefaat konusuna bakış açısını çok beğendim, farklı bir açıdan pencere açtı zihnime. Bir de ilk bölümün sonundaki Fatıma Fatıma'dırı anlattığı kısım harikaydı. Elinizde kaleminiz not alarak, çizerek okuyacağınızı ve mutlaka okumanız gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Aşağıya ilk bölümün sonundaki pasajı bırakıyorum. İyi okumalar.
"Meryem, İsa'nın annesidir"...
Ben de bu tanımı Fatıma'ya uyarlamak istedim:
Dedim ki, Fatıma yüce Hatice'nin kızıdır.
Ama baktım ki bu Fatıma değil.
Ardından Fatıma Muhammed'in kızıdır, dedim.
Fakat bu da Fatıma değildi.
Fatıma Ali'nin eşidir, diyecek oldum.
Ancak gördüm ki, Fatıma bu da değil.
Fatıma Hüseyin'nin annesidir, diyeyim dedim.
Ama yine gördüm ki bu Fatıma değil.
Bir an için Fatıma Zeynep'in annesidir, dedim içimden.
Oysa gördüm ki Fatıma bu da değil.
En sonunda şu neticeye vardım:
Evet, bunların hepsi doğrudur, fakat Fatıma bunların hiçbirisi değildir.
Fatıma Fatıma'dır.
Radyo haramdır? Satın almayın.
Film? İzlemeyin.
Televizyon? Seyretmeyin.
Mikrofon? Kullanmayın.
Üniversite gitmeyin.
Modern bilimler? Okumayın.
Oy? Vermeyin.
Resmi iş? Yapmayın.
Kadın? Hişt! Adını anmayın!
Dünyayı saran sanayi devrimine, değişen dünya sistemine, Eskimolara buzdolabı satan bu kurnaz sermayeye karşı durarak onu engellemeye çalıştılar. Tamamen ''eski düzeni'' savundular. Batı hamlelerini geri püskürtmek için tek sermaye ve silahları ise yalnızca iki kelime idi:
Birincisi ''Haram.''
Ikincisi ''Hayır !''
Ali Şeriati
Sayfa 75 - Fecr Yayınevi
Kur'an okunmadığı ve anlaşılmadığı takdirde sıradan bir kitap ya da beyaz bir defterle aynı değerdedir. İşte bu yüzden onun okunmaması, üzerinde düşünülmemesi ve anlaşılmaması için bu denli çaba harcamaktardırlar. Ve bu çaba içerisinde olanlar şunu bahane ederler: ''Biz Kur'an'ı anlayamayız, Kur'an'ın yetmiş batını vardır, yetmiş batınının da yetmiş batını.? Kur'an'ın akılla tefsir edilmesi yasaklanmıştır ve haramdır bahanesine sığınırlar. Bu nedenle dost kisvesi altında, Kur'an'ın lehine konuşuyormuş süsü vererek, halkı ondan uzaklaştırmak amacı güden, Kitab'ın anlaşılmasının çok zor olduğunu söyleyen düşmanlara Kur'an'ın kendisi tekrar tekrar şöyle feryat etmektedir: ''Onlar hala Kur'an'ı gereği gibi düşünmeyecekler mi?'' Nisa/82
Eğer sakalı dinî bir sembol olarak görecek olursak, o zaman tüm Amerikan hippileri bir numaralı muttakiler olurlardı !
Ali Şeriati
Sayfa 274 - Fecr Yayınevi

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kadın (Fatıma Fatımadır)
Baskı tarihi:
Ağustos 2010
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756004999
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Fecr Yayıncılık
Fatıma hakkında konuşmak çok zordur. Fatıma bir "kadın"dı. islam'ın öngördüğü gibi bir kadındı. Onun çehresinin tasvirini peygamber kendisi resmetmişti. Onu zorluk, fakirlik, mücadele ocağında, kendi derin insanî eğitim merkezinde yetiştirmişti. Onu eşsiz bir insan kılmıştı.
O, birçok açıdan örnek bir "kadın"dı.
Babası için bir "kız"...
Kocası için bir "eş"...
Çocukları için bir "anne"...

Yaşadığı döneme ve toplumuna karşı sorumluluk bilincine sahip "direnişin ve bilincin sembolü" bir kadın... O bir "imam", bir numune, bir ideal, bir "örnek insan"dı. Kendi kişiliğini kendisi inşa etmek isteyen her kadın İçin bir "şahitti"... O akıl almaz çocukluğuyla, dâhili ve harici cephelerde verdiği devamlı mücadelesiyle, babasının ve eşinin evinde, toplumda, düşüncede, hareket ve yaşamında; kadının "nasıl olması gerektiği" sorusuna cevap vermiştir.

Kitabı okuyanlar 673 okur

  • Okur_gezer_günlügü
  • Mervee
  • tuğba
  • Yasin Yazar
  • Asuman ertaş
  • E
  • Saliha
  • Fatıma
  • Zeynep Zeynep
  • R.Köse

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%6.7
13-17 Yaş
%1.7
18-24 Yaş
%28.3
25-34 Yaş
%38.3
35-44 Yaş
%13.3
45-54 Yaş
%1.7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%10

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%63.8
Erkek
%36.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%49 (70)
9
%23.8 (34)
8
%14 (20)
7
%6.3 (9)
6
%2.1 (3)
5
%1.4 (2)
4
%0
3
%1.4 (2)
2
%0
1
%2.1 (3)