Kadın (Fatıma Fatımadır)Ali Şeriati

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.870
Gösterim
Adı:
Kadın (Fatıma Fatımadır)
Baskı tarihi:
Ağustos 2010
Sayfa sayısı:
288
ISBN:
9789756004999
Yayınevi:
Fecr Yayıncılık
Fatıma hakkında konuşmak çok zordur. Fatıma bir "kadın"dı. islam'ın öngördüğü gibi bir kadındı. Onun çehresinin tasvirini peygamber kendisi resmetmişti. Onu zorluk, fakirlik, mücadele ocağında, kendi derin insanî eğitim merkezinde yetiştirmişti. Onu eşsiz bir insan kılmıştı.
O, birçok açıdan örnek bir "kadın"dı.
Babası için bir "kız"...
Kocası için bir "eş"...
Çocukları için bir "anne"...

Yaşadığı döneme ve toplumuna karşı sorumluluk bilincine sahip "direnişin ve bilincin sembolü" bir kadın... O bir "imam", bir numune, bir ideal, bir "örnek insan"dı. Kendi kişiliğini kendisi inşa etmek isteyen her kadın İçin bir "şahitti"... O akıl almaz çocukluğuyla, dâhili ve harici cephelerde verdiği devamlı mücadelesiyle, babasının ve eşinin evinde, toplumda, düşüncede, hareket ve yaşamında; kadının "nasıl olması gerektiği" sorusuna cevap vermiştir.
Atatürk gibi ulusa seslenerek başlamak istiyorum; Düşüncelerden korkmayın efendiler!!!!
Bir kişiyi okuyor olmak onun düşüncelerine tamamiyle katılıyor olduğumuz anlamına gelmez... Onaylamadığım görüşleri de olsa, İslam’ın yozlaştığı bu süreçte bir uyanıştır Ali Şeriati!

Eser 3 bölüm ve bir ekten oluşuyor.
İlk bölüm Şeriati tarafından kitaplaştırılmış, daha sonrakiler ise konferans ve kasetlerin çözümlenmesi ile oluşturmuş bölümler.

“Nasıl olmalı?” sorusu ile başlıyor Şeriati. Toplumumuzda kadının hızla değiştiğini, sistemin ve modernizmin daima onu istediği tipe dönüştürme çabasında olduğundan bahsediyor.
Ruhtan yoksun bırakılmak istenen, adeta robotlaştırılan ya da mal olarak görülen ya da kadınların çocuklaştırıldığı bir anlayış...
Bir yerde sımsıkı korselere sokulan, dizginlenen kadınların, “edepli ve zarif” olarak görüldüğü, başka bir yerde çarşaf giyen ya da örtünen kadınların “edepli” olarak görüldüğü bir dünya. Kendi tercihini yaptığında, bu gibi durumlardan yakasını kurtardığında ise çizilen “kötü kadın” imajı... Daima bir kalıp, daima bir şekillendirme!

( Görünmez Canavarlar geldi aklıma )
Kafamdaki fotoğrafçı şöyle diyor;
Bana kurtuluş ver!
Flaş!
Bana sabır ver!
Flaş!
Bana sükûnet ver!
Flaş!
Bana anlayış ver!
Flaş!

İslam’ın nasıl yozlaştırıldığından, alimlerin görevlerini hakkıyla yerine getirmediğinden bahsediyor. Her ne kadar kendi halkı için yakınıyor da olsa aynı durum bizde de geçerli. Nureddin Yıldız’ın fetvaları malum...

“Önce dini adetleştirdiler, ardından adetlere din diye sarıldılar.”
“İslam toplumlarında insanların eskilerden miras kalan, gelenek ve görenek haline gelen her türlü şekli hatta Kuran’ın deyimiyle “evvelkilerin geleneklerini” kutsallaştırıp yücelttiğinden “atalarının” takip ettiği yoldan gidildiğinden” bahsediyor.
Yani kadim olan dini olanla karıştırılıyor.
Ve çok önemli bir tespiti var;
“Maalesef bizim çıkmazımız, İslam toplumunda İslam kanunlarının ve İslamî meselelerin çok çirkin bir şekilde uygulanması ve bu nedenle savunulmasının imkânsız hale gelmesidir.”

Her türlü değişime karşı çıkılıyor ve küfür olarak telakki ediliyor.

“Radyo: Dinlemeyin
Televizyon: İzlemeyin
Üniversite: Gitmeyin
Kadın: Hişt! Adını anmayın”

“Batı hamlelerini geri püskürtmek için tek sermaye ve silahları ise yalnızca iki kelime idi:
Birincisi: Haram
İkincisi: Hayır
Peki sonuç ne oldu? Gördüğümüz gibi. Gerçekler sınırları yendi.”

Sen pek sevgili müslüman, bunlara karşı çıkarken, değişime karşı eski geleneklerini savunurken İslamı yozlaştırdın! Kesimleri İslamdan soğuttun! “Kızlar okumasın” deyip hastanelere gittiğinde karına “kadın doktor istiyorum”diye yırtınmayı iyi biliyorsun ama!

“Bizim kadınlarımızın şu iki seçenekten başka şansları yoktur: Ya eski eşekleştirmenin esiri olacaklar ya da yeni eşekleştirmenin.
Din eşittir “çarşaf”
Medeniyet eşittir “bar kadını”
Bu kadar...”

Şii ağırlıklı görüşleri fazlasıyla mevcut kitapta.
Bize Fatıma devrini “kendi görüşüyle” anlatıyor. Fatıma’nın kişiliğinden, pes etmeyen ruhundan, babası etrafında şekillenen çocukluğundan, evliliğinden bahsediyor.
“Ama Fatıma, baştan beri baba evinde zorluk ve fakirlik içinde doğdu ve büyüdü. Ali’nin evinde de aşk ve yoksulluktan dışında hiçbir şeye sahip değildi.”
Erkek evladın üstün tutulduğu çağda, Efendimiz’in (sav) zor dönemlerinde çocukluğundan başlayarak (kendisi de zor şartlar altında yaşıyor olmasına rağmen) kadın gücüyle babasının arkasında duruşuna şahit olacaksınız.
Kısacık bir tarih yolculuğu yaptırıyor bize Şeriati.

Ve Kurtlarla Koşan Kadınlar ‘ın önsözüyle bitirmek istiyorum incelememi;
“Uzattığımız saçlarımızı duygularımızı saklamak için kullandık. Ama Vahşi Kadın’ın gölgesi gündüz ve gecelerimiz boyunca pusuya yatmış bir halde hâlâ varlığını sürdürmekte. Nerede olursak olalım, arkamızda tırıs giden bu gölge kesinlikle dört ayaklı!”
Öncelikle yazarın bilgi donanımı, fikri aydınlığı, "kültür gerillası" olarak tanımladığım gelenekselliğe karşı aykırı duruşu ve özgün kişiliğiyle, okuduğum diğer kitaplarıyla bende uyandırdığı hayranlığı bu kitap ile birlikte biraz gölgede kaldığını esefle dile getirmeliyim. Sebebiyse bu eserinde aşırı derecede ideolojik vurgu ile öznel bir anlatım kaleme almış olması. Ali Şeriati gibi "Safevi Şiası"na savaş açan bir dik duruş ve aykırı söylem dahi olsa yine de yaşadığı coğrafyanın etkisinde, fikirlerinin, kaleminin ve mikrofonunun yeterince objektif olamaması bu eserinde daha da açık bir şekilde kendini gösteriyor. Bir taraftan bir şahsiyeti son derece kutsayıp idol haline getirirken diğer taraftan başka tarihi kişilikleri pervasızca yermesi, özellikle bir konuda durumu "iki kadının kıskançlığına" indirgemesi rahatsız ediciydi.

Bu eleştiriyi yazmama sebep elbette mezhep görüşü barındırması değil, kitaba başlarken daha evrensel ve nesnel bir bakış açısıyla dizayn edilmiş "Kadın" profili çizilmesine karşı olan beklentim olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum.

Kitabın içeriğine gelirsek: isminden de anlaşılacağı üzere Hz. Peygamber'in kızı Fatıma üzerinden bir kadın tasviri yapılıyor. Onun her konuda, gerek babasına ve babasının davasına bağlılığını, eşine olan sadakatini ve desteğini, bir devrim mücadelesinde oynadığı rolü bakımından örnek bir kişilik teşkil ettiğini anlatıyor. Tabii ki bununla birlikte nübüvvet devrine ve sonrasında meydana gelen siyasi olaylara tekrar tanıklık ediyorsunuz. Ufak bir tarihi yolculuk da diyeliriz.

İncelememi bitirirken, benim için en anlamlı olan ve açıkçası kitabın başından sonuna kadar böyle bir tema içermesini beklediğim bir kısmı buraya yazmak istiyorum:

"Fatıma bir peygamber kızı olarak Fatıma değildir.
Yaşadığı ortamda çok önemli bir statüye sahip olan Ali'nin eşi olan Fatıma da değildir.
Hasan ve Hüseyin'in annesi olmak gibi ikinci bir konuma sahip olan bir Fatıma da değildir yalnızca.
O kendi oluşuyla, şahsına özgü bir karakteriyle, duruşuyla, o dönem bir kadından bahsedilirken "filanın kızı, falanın annesi" gibi ikinci kimlikle var edilen bir kadın da olmamıştır. Sosyal alanda aktif ve söz sahibi, ismiyle anılan bir bireydir. Fatıma Fatıma'dır"

Not: Son paragraf kitaptan olmayıp, kitabın genel atmosferinden esinlenerek not ettiğim bir kısımdır.

Benzer kitaplar

Şeriati'nin muazzam bir eseri...
Toplumda "kadın"ın rolünü anlatan enfes bir eser.
Diğer eserlerine nispeten daha sade bir dil ile kaleme alınmış olup Peygamber Kızı Fatıma üzerinden kadın inşaa etmeyi hedefliyor. Ve şöyle diyor "bu toplum içinde kadın yalnızdır, kadının müdafaası yine kadınlar tarafından yapılacaktır!"
Israrla okumanızı tavsiye ederim.
"Sizi rahatsız etmeye geldim!"

Tüm olumsuz müdahalelere ve yorumlara rağmen Şeriati'nin okuduğum ilk kitabı Kadın (Fatıma Fatımadır)'ı bitirmiş olmanın ve zihnime kâr kalan düşüncelerin sevinciyle kitaba dair izlenimlerimi paylaşmak istedim. Her ne kadar kitabı okumaya başladığımda yazara ve fikirlerine karşı fazlasıyla dar bakış açısına sahip insanların söylemlerine maruz kalmış olsam da, ne tarz olursa olsun bir kitabı başkalarının düşüncelerine göre yargılamaktan ziyade bizzat kendim okuyarak ona göre bir sonuca varmam gerektiği yönündeki ilkeme sadık kaldım ve bu ilkenin beni haklı çıkardığını bir kez daha gördüm. Zira bu tarz düşüncelere prim verip kitabı okumaktan vazgeçseydim, içinde barındırdığı pek çok esaslı fikirden mahrum kalacaktım. Bunu bir yana bırakıp, biraz kitabın mahiyetinden söz etmek istiyorum.

Genel olarak üç bölümden oluşan eserin ilk bölümü temelde kadın olgusunun yanı sıra pek çok konuyu barındırıyor. Şeriati'nin dilinden geleneksel ile modernizm arasında sıkışıp kalmış ve kendisine bir rol model arayan kadını dinliyoruz. Sonrasında benimsediğimiz dinin uygulama noktasında yüzeyde kaldığını, rehberimiz olan Kur'an'ı okuyup anlamaya çalışmadığımızı, Hz. Ali'yi tanımakta yetersiz kaldığımızı söyleyerek bu noktada kabahati alimlere yüklüyor yazar. Haksız da sayılmaz. Ardından yine bu konuyla ilişkili olarak bana kalırsa günümüzde de kanayan bir yara olan çok mühim bir konuya getiriyor sözü: 'Gelenek ve din'. Şeriati'nin de dediği gibi, geleneksel olan birçok davranış dini bir olguymuşçasına kabul edilebiliyor. Maalesef yaşadığımız çağda da Müslüman konumundaki insanın sorgulamadan bir ibadetmişçesine yaptığı o kadar çok davranış var ki. Yazar bunu son derece açıklayıcı ve okuyucuyu tatmin edecek biçimde ele almış.

İlerleyen sayfalarda yine kadın olgusu üzerinden değişim unsuruna değinerek, var olan yeniliklere kapılıp gitmek ile sürekli eskide kalmak arasındaki dengeden dem vurmuş. Müslümanların var olan yeniliklere gözlerini kapatmasının bir çözüm olmadığını, aksine bunların daha iyisini yapmak adına çabalamak gerektiğini vurgulamış. Bu satırları okudukça günümüz Müslümanlığına dair ne kadar vurucu noktalara değinilmiş dedim kendi kendime. Zira bunlar hâlâ aşamadığımız, güncelliğini koruyan sorunlar.

Bunların yanı sıra yazarın benimsediği Şiiliğin yansımasının en yoğun olduğu satırlara geliyoruz: Hz. Muhammed (s.a.v.), Hz. Fatıma ve Hz. Ali münasebeti. Bu bölümde Peygamber Efendimiz'in kızı ve damadı ile olan ilişkisi ayrıntılı olarak ve örneklerle etkileyici bir biçimde anlatılmış. Hz.Muhammed'in ölümünün ardından ortaya çıkan halifelik sorununda Hz.Ebubekir ve Hz.Ömer'in tutumuna dair aşırı söylemlerde bulunduğunu düşünüyorum. Hz.Ebubekir'i halifelik dışındaki herhangi bir konuda överken, halifelik söz konusu olunca fazlasıyla yermesi tezat oluşturuyor. Hz. Ali'yi yüceltmek adına sahabeleri yerin dibine sokarcasına ifadelerde bulunması kabul edebilir bir durum değil. Bu nokta da yazarın mezhebinin bir getirisi zaten. Her sahabe bizler için kıymetlidir. Sahabelerle ilgili soylemlerine katılmamakla birlikte bu kısımda Hz. Fatıma konusunda verdiği bilgileri okumaktan zevk aldım.

İkinci bölümde günümüz çağının müslüman kadından beklentileri konu edilmiş. Kadın unsurunun Batı tarafından çeşitli düşünce sistemleriyle (Feodalizm, Burjuvazi ve Freud'un fikirleri gibi) nasıl suistimal edildiğinden ve Fatıma başta olmak üzere diğer Müslüman kadın şahsiyetlerin hayatlarının doğru ve net bir şekilde yansıtılması halinde, günümüz Müslüman kadınlarının da buna kayıtsız kalmayarak bu şahsiyetleri örnek alacağını ifade etmiş yazar. Ne kadar doğru ve isabetli bir bakış açısı. Tanımamız gereken asıl şahsiyetleri yeterince tanımadığımız, tanımaya çalışmadığımız için yaşantımızda pek çok şey aksak durumda ne yazık ki.

Üçüncü bölümde ise farklı birkaç bilim adamının dini konulardaki fikirleriyle buluşturuyor bizleri Şeriati. Prof. Tevessüli'nin mehir konusundaki düşüncelerinin yanı sıra Belaği Bey'in kadın ve erkeğin birbirine karşı sorumluluklarına dair kısa da olsa fikirlerine yer vermiş. Yazarın Batı'daki aile kurumu ve kadın erkek olgusuyla, İslamiyet'teki aile kurumu ve kadın-erkek olgularına dair yaptığı tespit fazlasıyla manidar:

"Batı'da evlilik, kadın ve erkeği yan yana ama birbirinden bağımsız eşler -aile değil- ve iki ayrı bütün olarak telakki edilirken; aileyi merkeze alan İslam, erkek ve kadını aileyi kuran bir bütünün iki parçası olarak görür. Bu iki parça bir bütünü oluşturarak birbirini tamamlar. Bu iki bakış açısı, İslamî aile yapısındaki kadın-erkek ilişkileriyle Batı aile yapısındaki kadın-erkek ilişkilerini açıkça ortaya koymaktadır. Bir tarafta yan yana iki bütün; diģer tarafta bir bütünün iki yarısı ki, buna aile denir. İslam erkeğe der ki: 'Sen kadın için bir örtüsün.' Ardından kadına döner ve der ki: 'Sen erkek için bir örtüsün.' Bu bakış açısı İslam'da kadın erkek ilişkilerinin aile merkezli düşünüldüğünün açık bir göstergesidir. Biz bir ailenin iki ortağı değiliz, bilakis biz 'bir'iz. Bu 'bir'in adı da ailedir."

Bu alıntının üzerine aile, kadın-erkek konularına dair bir şey söylemek sözü yormak olur diye düşünüyorum. Son olarak hicap konusuna değinen yazar, kendisine sorulan hicabın mahiyeti, dinin sabit mi yoksa değişken mi olduğu ve ameller konusundaki birtakım sorulara cevap vermiş. Öğrenci olduğu ve öğretmenlik yaptığı dönem boyunca gençlerle içiçe olduğundan geleneksel bir iman ile hakiki bir iman arasındaki ayrımı gençlere ne şekilde aşılamak gerektiği konusunda da değerli çıkarımlarda bulunmuş.

İlk kez bir kitabını okuduğum Şeriati'nin bazı düşüncelerine katılmamakla birlikte dini konularda yaptığı pek çok analizi fazlasıyla isabetli buldum. Satırlarında İslamiyet'in bir Müslümana yakışır şekilde yaşanması gerektiğini savunan bir adamın nidaları yer alıyordu. Adeta 'Kusurlu olan İslamiyet değil, bizleriz' sözünü vurgulama çabasıydı bu mücadele. Gerek Müslüman kadına, İslamiyet'e, gerek günumüz yaşantısına dair yaptığı tespitlerde realist ve net bir üslubunun olması en çok hoşuma giden noktalardan biri. Kitabın içerisinde pek çok sayfada kendinizi bulacağınız kıymetli bilgiler yer alıyor. Şeriati hakkında çizilen kırmızı çizgilere aldırmadan, önyargıları bir kenara bırakıp hazmederek okuyun derim.
Ali Şeriati herkesin iç rahatlığıyla okuyamayacağı bir yazardır bana göre.
Okuduğunuzda bir şey içten içe rahatsız eder sizi. Şeriati'nin benim dünyamda ayrı bir yeri vardır aslında. Şeriati=Tabularımın yıkılışı. Şeriati= Farkındalık. Şeriati=Allah'ın herkese nasip etmeyeceği bir özellik; Furkan.
Artık Dünya'mı değiştirme zamanı gelmedi mi diyeniniz var ise eğer, ''Kadın, tam size göre..''
Kitap Hakkında kafam karışık ve yazarken de zorlanıyorum aslında. Çünkü kitabı yorumlarken hangi açıdan bakacağımı kestiremiyorum. Sosyolojik açıdan evet yazarın çok bilgili olduğu ve doğru tespitlerde bulunduğu, araştırma sonuçları ile kanıtlar sunduğu ortada. Ama kitap sadece bunlardan oluşmuyor.
Hatta kitabın küçük bir kısmı böyle ilerliyor.
https://expectokitabum.blogspot.com.tr/...li-seriati.html#more
Şu ana kadar okuduğum Şeriati kitaplarında Şii'lik vurgusunun en yoğun olduğu, inancınıza ve fikirlerinize çok ters söylemler içermesine rağmen elinizden bırakmak istemeyeceğiniz bir kitap. Geleneğin din kisvesi altında kadını nasıl değersizleştirdiğini ve bu durumda İslami açıdan en doğru kadının nasıl olması gerektiğini anlatıyor. Bunun yanında bizler için tam bir örnek teşkil eden hz. Fatıma'nın hayatını ayrıntılarıyla konu ediniyor.
Dönemin ve İran'ın şartlarına göre oldukça aydınlıkçı fikirlere sahip. Kadın hakkında ve özellikle kadın hakları konusunda güçlü sosyolojik çözümlemeleri var. Tabiiki kadını anlatırken mukaddes kadın Hz.Fatima'dan örnekler verilerek, onu idolleştiriyor. Ancak burada Hz.Fatima dini açıdan değil daha çok devrimci ruhu açısından idol gösteriliyor. Doğu toplumlarının Cahiliye döneminden kalma kız çocuklarının ve kadının ikinci sınıf insan muamelesi görmesi ve ötekileştirilmesi Hz. Muhammed(s.a.v) ve onun biricik kızı ile olan ilişkilerinden ve eşleriyle olan ilişkilerinden verilen örneklerle açıklanmıştır. Ayrıca bölümler halindeki kitabın son kısmında hocanın konferans konuşmaları derlenmiştir.
Ali Şeriati'siz 23 yıl geçirmiş olmanın verdiği derin hüzne boğularak yazıyorum bu incelemeyi. Keşke daha önce keşfede bilseydim de bu hazza önceden varmış, bu bilince önceden kavuşmuş olsaydım. Hz. Fatıma'ya olan hayranlığım, ondaki ideal kadın duruşuna olan inancım pekişti. Geleneksel kadın-modern kadın çatışması arasında kalmış günümüz kadınıyla ilgili yaklaşımlarıyla Ali Şeriati'nin öyle rastgele bir İslam devrimcisi olmadığına canı gönülden kanaat getirdim. Zira kadın ruhunu ve bedenini köleleştirmeye şiddetle baş kaldıran bir Sosyolog, Fikir adamı ve bir Müslüman yazıyor bunları. Gerçekten kelimelerle ifade edilemeyecek kadar harika bir kitap bu.
bir dr fatimayi fatima olarak ele almak peygamberin.kizi degil alinin esi degil sadece fatima kimdir o nasil yasardi. me yapardi sorulara cevap veren ve ilk islam kadinini.onune cikaran bir kitap
Kur'an okunmadığı ve anlaşılmadığı takdirde sıradan bir kitap ya da beyaz bir defterle aynı değerdedir. İşte bu yüzden onun okunmaması, üzerinde düşünülmemesi ve anlaşılmaması için bu denli çaba harcamaktardırlar. Ve bu çaba içerisinde olanlar şunu bahane ederler: ''Biz Kur'an'ı anlayamayız, Kur'an'ın yetmiş batını vardır, yetmiş batınının da yetmiş batını.? Kur'an'ın akılla tefsir edilmesi yasaklanmıştır ve haramdır bahanesine sığınırlar. Bu nedenle dost kisvesi altında, Kur'an'ın lehine konuşuyormuş süsü vererek, halkı ondan uzaklaştırmak amacı güden, Kitab'ın anlaşılmasının çok zor olduğunu söyleyen düşmanlara Kur'an'ın kendisi tekrar tekrar şöyle feryat etmektedir: ''Onlar hala Kur'an'ı gereği gibi düşünmeyecekler mi?'' Nisa/82
Hazreti Ali şöyle buyurmuştur: Zulümde iki suçlu vardır. Biri zulmeden zalim, diğeri zulme rıza gösteren mazlum. Bu iki kişinin işbirliği ile zulüm ortaya çıkmaktadır. Zira tek taraflı olarak zulmün meydana gelmesi mümkün değildir. Zalim havada zulmedemez. Zulüm; zalimin çekici ve mazlumun örsü ile şekil alan bir demir parçasıdır.
Ama Fatıma, baştan beri baba evinde zorluk ve fakirlik içinde büyüdü.
Bugün Ali'nin evinde aşk ve yoksulluk dışında hiçbir şeye sahip değildi.
Ezan sesi yükselince “Namaz, namaz!” dedi. “Beraber gidelim.” dedim. “Olur, yolda konuşuruz.” dedi. Sonra hızlı hızlı yol aldığını gördüm, çok şaşırdım. Oldukça aydın görünen, İslam dünyasında yaşanan olaylara -en azından Arap dünyasında yaşananlara- vakıf olan birinin namaza bu kadar hassas olması ilginçti benim için! Onunla gittim ve abdest almadan namaza durduğunu gördüm. Dedi ki: “Niyet ettim, Kral Faysal’ın emriyle, Allah için dört rekât öğle namazını kılmaya.” (Abdestsiz!!)

İşte bir insan bu hale geliyor. Bir namaz bu hale geliyor.
Psikolojinin genel bir ilkesi vardır: Bedevi toplum ve zihniyetler; dış görünüşe ve gösterişe daha düşkün olurlar.
Ali Şeriati
Sayfa 104 - fecr yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kadın (Fatıma Fatımadır)
Baskı tarihi:
Ağustos 2010
Sayfa sayısı:
288
ISBN:
9789756004999
Yayınevi:
Fecr Yayıncılık
Fatıma hakkında konuşmak çok zordur. Fatıma bir "kadın"dı. islam'ın öngördüğü gibi bir kadındı. Onun çehresinin tasvirini peygamber kendisi resmetmişti. Onu zorluk, fakirlik, mücadele ocağında, kendi derin insanî eğitim merkezinde yetiştirmişti. Onu eşsiz bir insan kılmıştı.
O, birçok açıdan örnek bir "kadın"dı.
Babası için bir "kız"...
Kocası için bir "eş"...
Çocukları için bir "anne"...

Yaşadığı döneme ve toplumuna karşı sorumluluk bilincine sahip "direnişin ve bilincin sembolü" bir kadın... O bir "imam", bir numune, bir ideal, bir "örnek insan"dı. Kendi kişiliğini kendisi inşa etmek isteyen her kadın İçin bir "şahitti"... O akıl almaz çocukluğuyla, dâhili ve harici cephelerde verdiği devamlı mücadelesiyle, babasının ve eşinin evinde, toplumda, düşüncede, hareket ve yaşamında; kadının "nasıl olması gerektiği" sorusuna cevap vermiştir.

Kitabı okuyanlar 139 okur

  • Emir
  • Yusuf Turan
  • Merve Safa Arıkan
  • karaevli
  • Habibe Özbey
  • sokak sâfisi
  • Kundaktaki ermiş
  • Ferhat Ergün
  • Cem İleri
  • Büşra

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.7
14-17 Yaş
%1.7
18-24 Yaş
%28.3
25-34 Yaş
%38.3
35-44 Yaş
%13.3
45-54 Yaş
%1.7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%10

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%63.8
Erkek
%36.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%43.2 (16)
9
%35.1 (13)
8
%13.5 (5)
7
%5.4 (2)
6
%2.7 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0