1000Kitap Logosu
Kadın - İkinci Cins 1
Kadın - İkinci Cins 1
Kadın - İkinci Cins 1

Kadın - İkinci Cins 1

Genç Kızlık Çağı

OKUYACAKLARIMA EKLE
9.0
68 Kişi
237
Okunma
122
Beğeni
6,4bin
Gösterim
417 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 11 sa. 49 dk.
Adı
Kadın - İkinci Cins 1 (Genç Kızlık Çağı)
Basım
Türkçe · Türkiye · Payel Yayınevi · 1993 · Karton kapak · 9789753880381
Orijinal adı
Le Deuxieme Sexe
Diğer baskılar
Kadın - İkinci Cins 1
Kadın
Kadın Bu Meçhul
Simone de Beauvoir'ın (Le Deuxieme Sexe - İkinci Cins) adlı bu dev eseri Fransa'da ilk yayımlandığı zaman öylesine büyük bir ilgi gördü ki, iki yıl içinde 97 kez basılarak bir rekor kırdı. Kitap büyük yankılar yaptı. Bugüne kadar sürüp gelen "kadın anlayışı" bu eserle birlikte birden altüst oldu. Yazarlar, aydınlar, okurlar birbirlerine girdiler. Tartışmalar uzayıp gitti. Böylece yazarın ve kitabın ünü de dünyanın her tarafına yayıldı. Amerika'da aynı yıl içinde dört baskı birden yaparken, hızla çevrildiği dünyanın belli başlı bütün dillerinde de tekrar tekrar basılıyordu. Türkçede de yayımladığımız ciltlerin kısa sürede tükenip yeni baskılar yapması kitaba gösterilen bu ilginin dünya çapında olduğunu belirtmeye yeter. Bütün yazarların "her kadın ve erkeğin muhakkak okuması gereken kitap" dediği bu büyük eseri tam metin halinde üç cilt halinde yayımlıyoruz: 1. Genç Kızlık Çağı, 2. Evlilik Çağı, 3. Bağımsızlığa Doğru adını alan bu kitaplar, hem bir bütün olarak, hem de her biri belli bir konuya ayrıldığı için, ayrı ayrı okunabilir. (Arka Kapak)
4 mağazanın 3 ürününün ortalama fiyatı: ₺24,5
9.0
10 üzerinden
68 Puan · 8 İnceleme
Varoluşçu Yazar
Kadın - İkinci Cins 1'i inceledi.
417 syf.
Bu kitabı Taksim’de sahaflık yapan emekli, yaşlı bir edebiyat öğretmeninden satın almıştım. Hatta oturup birer çay içip Beauvoir'nın Sartre ile ilişkisi üzerine konuşmuştuk. Kitap, Payel Yayınları'nın ilk baskılarından. Aralık 1971’de basılmış.(İkinci baskı) Her şeyden önce anlamak ve anlaşılmak için kadınların okumasının gerekliliği kadar erkeklerin de okuması gereken bir kitap. Okumadan önce kemikleşmiş yargılardan olduğu kadar uzaklaşmak, daha sağlıklı bir okuma yapmanızı sağlar, çünkü Beauvoir yaptığı tahlillerle beraber çoğu yerde eleştiriye başvurmuş. Feminizm, kadını erkekten üst tutma çabası, karşı cins düşmanlığı değil; toplum ve sistem eleştirisidir. Kadının üzerinden kaldırılacak olan prangaların, sömürünün bir yerde erkeği de aynı duruma düşürdüğünü gösteren bir düşüncedir. Amacı karşı cinsleri yarıştırmak ya da ayrıştırmak değildir, Beauvoir çoğu yerde buna değinir. Tabi kitaba belirli yerlerden, belirli konularda eleştiriler de getirilmiştir. O yüzden tavsiyem; genel olarak öncelikle bir görüşü iyi öğrenmenin, anlamanın yanında, görüşün eleştirilerini de okumanız. Bu mukayese ile daha objektif bir perspektif kazanılabilir. Kitabın bazı yerleri sıkıcı gelebilir size lakin ben neredeyse yarısının altını çizdim. Dikkatle okunması gereken bir kitap, ki çıkarılacak notların da bilincin taze kalması için tekrarlanması gerek. Simone de Beauvoir’nın yazdığı Kadın (Le Deuxieme Sexe - İkinci Cins) üçlemesinin ilk kitabı.(1. Genç Kızlık Çağı, 2. Evlilik Çağı, 3. Bağımsızlığa Doğru) Dönemin Fransa’sında yazılan bu kitap iki yılda doksan yedi kere basılarak rekor kırmıştır. Kitap sadece ‘’kadının’’ tarihine bir bakış açısı değil aynı zamanda toplumsal ve ekonomi politik açısından tarihi incelemesi bakımından da değerli bir eser. Kadının nasıl nesneleştirildiğini, nasıl öteki varlık haline getirildiğini, sesinin neden bu kadar az çıktığını, toplumdaki yerinin (Erkeklere çıkar sağlayan kutsallaştırılmalar dışında; bkz. Ana olgusu) neden bu kadar pasif ve aşağıda olduğunu ve bunun nedenlerini tarihsel süreçte kronolojik olarak işlemiş. Bu incelemeyi yaparken de biyolojik verilerden, ruhçözümsel görüşlerden ve tarihsel maddeciliğin görüşlerinden yararlanmış ve hatta bazen bunlara eleştiri getirmiştir. Doğumdan itibaren kız, erkekten farklı muameleye tabi tutulmuştur. Bunun nedeni açık olarak toplumsal yapı, töreleri din ve ekonomik sistemdir. Bunların oluşumunu ve günümüze kadar geçirdikleri evrimi inceler Beauvoir. Kadının kurtuluşunun yahut öz haline gelebilmesinin yolunun da toplumsal ve ekonomik devrimler olmadan gerçekleşemeyeceğini savunur. Bu yüzden, yaşamında hayat arkadaşı Jean-Paul Sartre’la birlikte Marksizm ile yakından ilgilenmişlerdir. Lakin marksizmin ve bazı komünistlerin öncelikli olarak ‘’sınıfsal çatışmayı’’ ele aldıklarını ‘’kadın’’ sorununu ikincil pozisyona koyduklarını söyler. Bir diğer yandan hayatı boyunca sol görüşlü olduğunu lakin bu iki mücadelenin birlikte götürülmesi gerektiğini savunur. Kitapta farklı açılardan birçok toplum eleştirisi yapılmıştır. Sözgelimi evlilik kurumu, iş bölümü, roller, statüler… kitabın birçok bölümünde eleştirilmiştir. "Erkeklerin kadınlar üzerine yazdıklarına kuşkuyla bakılmalıdır, çünkü onlar hem yargıç, hem davacıdırlar." der Beauvoir. Tarihsel süreçte kadın eve mahkum edilmiştir. Lakin toplum kadının bu pasifliğini asillik olarak göstererek kadına –işine yaramayan- unvanlar vermiştir. ‘’Erkek, belli bir uğraşısı yok diye karısının değerinden bir şey yitirmediğini öne sürer: "Ev işi de aynı derecede soyludur falan filan", der. Ama ilk kavgada avazı çıktığı kadar bağırır; "Bıraksam, kendini bile geçindiremezsin." diye bağırır eve hapsedilmiş kadına. Aynı şekilde kadının erkekten aşağı olduğunu, becerisinin erkek kadar gelişmediğini söyleyenlere karşılık; "Kadını götürüp mutfağa ya da süslenme odasına kapatıyor, sonra da ufkunun darlığına şaşıyoruz; kanatlarını kesiyoruz, sonra uçamıyor diye yakınıyoruz." diye cevap verir. Bu düşüncede erkeğin hedef tahtasına oturtmuş gibi görülmesi çok yüzeysel ve yanlıştır. Burada hedef tahtasına oturtulan ataerkilliktir, normlardır, gelenekler ve toplumsal yapıdır. Beauvoir şöyle der; ‘’Toplum içerisinde tam bir iktisadi eşitlik sağlanmadıkça, töreler kadının eş ya da oynaş olarak, birtakım erkeklerin elindeki ayrıcalıklardan yararlanmasına izin verdikçe, genç kızın zihnindeki edilginlik içinde elde edilen başarı düşü yaşamaya devam edecek, kendi kendini bütünlemesini köstekleyecektir’’. Erkek doğuştan beri aktiftir ve kadına oranla çok daha özgürdür. Bu özgürlüğü beşeri normlar sağlar. Toplum, ahlakı kadına karşı bir kalıplaştırma, ötekileştirme olarak kullanır. Bunun sonucunda kadın varoluşunu olumlayacak bir davranışta bulunamaz hatta bunun imkanını dahi eline geçiremez. Beauvoir kitapta, kadının çocukluk çağını, genç kızlık çağını, cinsel yaşama girişini ve ‘’sevici’’ kadını ayrı ayrı bölümlerle derinlemesine anlatmıştır. Efsanelere ve tarihsel sürece de değinmiştir. Kitap feminizmin ve kadının tahlilini çok başarılı bir şekilde yapar ve eleştirir de. Beauvoir’e göre erkeğin de tam anlamıyla kurtuluşu kadının kurtulmasıyla olur. Lakin bu ikisi içinde bilinç ve mücadele işidir. Temelin özeti, Simone de Beauvoir’in tek bir sözü ile yapılabilir; ‘’Kadın doğulmaz, kadın olunur.’’ Dipnot; Felsefe tarihini özümsemeden, tarihsel akışı iyi bir şekilde idrak etmeden, sakın bir düşüncenin yolunda varolmayın. Önce okuyun, anlayın, eleyin; daha sonra bilinçli ve kararlı bir şekilde fiiliyata dökün.
Kadın - İkinci Cins 1
OKUYACAKLARIMA EKLE
20
212
Adem Yüce
Kadın - İkinci Cins 1'i inceledi.
417 syf.
«Ana hukukunun kadına muazzam bir toplumsal iktidar konumu sağladığı dönemleri ve halkları bir tarafa bırakırsak, kadın cinsinin durumu sürekli ezilenlerin, ikinci sınıf insanın, aşağı bir cinsin durumu idi. Erkeğin çıkarcılığı, daha güçlü olanın kanlı şiddeti, kadının ve toplumsal etkisinin gelişmesini demir zincirlere vurdu ve bu olgunun üstünü adi ikiyüzlülükle, «ev kadınının şerefi» ve iç yaşamına zenginliği üzerine duygusal edebi soytarılıklar ve boş lafazanlık dırdırlarıyla örtmeye çalıştı!" Clara Zetkin Başlangıç cümlesini Simone de Beauvoir'dan yapmaya gelmişken aklıma aktif bir siyasi olan emekçi, kadın hakları savunucusu Clara Zetkin geldi o yüzden onu anarak başlamış olayım. Simone de Beauvoir feminizm hareketinin önemli temsilcilerinden biridir. Yazdığı kitaplar, yaptığı faaliyetler ile kendi cinsini bilinçlendirme uğraşı içinde bir ömür harcamıştır. Simone de Beauvoir cinsiyet eşitsizliği ortadan kalkmadıkça ya da kadının ekonomik egemenliğini elinde bulundurmadıkça kendi kimliğinin bu erkek egemen sistemde tamamıyla tamamlanamayacağının farkındaydı. O yüzden dolaylı olarak değinen yazarların aksine kadın üzerine uzun soluklu bir yazıya başlar ve bunu "İkinci Cins" Üçlemesi ile bize sunar. Kısa zamanda Fransa'da büyük bir yankı yapar daha önce Fransızlar bu yankıyı başka bir kadın yazarda hissetmişlerdir lakin o kadın yazar edebi bir kurguyla kadını ön plana çıkararak onun güçlü bir karaktere sahip olduğunu satırlara yansıtmıştı o kadın yakın zamanda "Avare Kadın" kitabını okuduğum Colette'dir lakin Colette bu yankıyı Claudine serisi ile yaratmıştı şimdi ise kadın sorunlarını daha derine indiren ve ikinci cins olmanın altında yatan nedenlere bakan bir hemcinsi vardı. 2 yılda 97 baskı yaparak rekor kıran Simone de Beauvoir'dan bahsediyoruz. Chirtiane Zehl Romero tarafından Simone de Beauvoir üzerine yazılmış olan biyografi kitabının bir bölümünde Beauvoir şöyle diyordu: "Özgürlüğüme sahip çıktım, çünkü kendi sorumluluğumu hiçbir zaman Sartre'a yüklemedim." Özgürlüğüne sahip olduğu için Sartre'dan yüzlerce kilometre uzakta çalıştığı zamanlar oldu ve o zamanlarda Sartre başka kadınlarla da birlikte olduğu da oluyordu ama Simone de Beauvoir hiçbir alanda kendini Sartre'a bağımlı hissetmediği için bu durum onlar arasında bir sorun yaratmıyor o kendi maddi özgürlüğünü elinde bulunduruyorken başkasının cinsel özgürlüğüne de müdahalede bulunmuyordu. Bu kitap Kadın serisinin ilk kitabı o yüzden diğerlerine göre daha uzun tutulmuş çünkü içinde Tarih, Efsaneler bölümleri ile uzun bir giriş mevcut sonra sırasıyla; Çocukluk, Genç Kızlık, Cinsel Yaşama Giriş ve son olarak Sevici Kadın bölümleri yer alıyor. Simone de Beauvoir giriş kısmında az tanınan bir kadın hakları savunucusundan şu alıntıyı yapar; "Pek az kimsenin tanıdığı kadın hakları savunucusu Poulain de la Barre, XVII. yüzyılda: "Erkeklerin kadınlar üstüne yazdıklarına kuşkuyla bakılmalıdır, çünkü onlar hem yargıç, hem davacıdırlar" demiş." Sadece bu söz üzerine düşünmeye davet ediyorum sizi, bütün toplumlarda çarkların bu şekilde işlediğini de eklerseniz bu düşünceye cinsiyet eşitsizliğinin neden bu kadar uzun süredir (binlerce yıl) aşılamadığını daha rahat bir şekilde kavrayabiliriz. Kadın haklarının yok sayılması ve cinsiyet eşitsizliği üzerine ilk başkaldırının bile 15. 16. Yüzyıla kadar beklemesi kadının nasıl bastırılan, yok sayılan, kendi çevresindeki duvarlar ve birkaç mahalle ötesine dayanmayan ufak bir evrene kapatılıp köleleştirildiğini anlayabiliriz. August Bebel ezilen iki sınıftan bahseder: 1. İşçi Sınıfı 2. Kadınlar İşçi sınıfının içinde bulunan kadınlar ise en çok ezilen sınıftır. Kapitalizm çarkından sıyrılmak için bir ömür boyu çalışan ve bu çalışmanın üstüne çocuk bakımı ve ev işleri sırtına yüklenen kadın toplum saçmalıkları ve erkek eziyetine rağmen hâlâ ayakta kalabiliyorsa bu dünyada eğer bir kutsallık varsa şayet o da o kadınların yaşama tutunma karşısında verdikleri mücadelenin kutsallığıdır. Başka bir kutsallık yoktur ne kilise, ibadet yerleri ne de din adamlarının kutsallığı bu kutsallığın yanından geçemez. Kitabın içeriğine tabii ki daha az değineceğim çünkü zaten okuma bilinci olmayan bir toplumda yaşıyoruz, benim değinmek istediğim konu genel hatlar. Simone de Beauvoir bildiğimiz üzere bir feminist, peki feminizm ne işe yarar ve neden bu kadar az bilinir ya da neden kadınlar arasında bu kadar az ilgi duyulan bir alandır? Bu konu hakkında kendi düşüncelerimi ifade etmek isterim. Feminizm siyasi temelli olan toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırma hareketidir. Ve genel yanlış kanının aksine Feminiz bir topluluğa ya da bir cinse ait değil "Feminizm herkes içindir" tabii feminizmin ayrı ayrı dalları da mevcut hem kendi kendilerine saldırıp kendilerini yok etmekte hem de Sosyalist kuramcıların da eleştirilerine maruz kalarak birlik olması gereken bilinçli insanların ortak bir çatışma alanı haline gelmektedir. Bu çatışmaların asıl nedeni ise "Şişkin insan egosu"dur bana göre bizim asıl kavgamız gerçekten kadın-erkek eşitliği mi? Kendi görüşlerimizin ağır basması mı? Başka bir konu ise feminizmin belli başlı safsatalar ile sadece kadınlara yüklenmesi sorunudur, keşke kadınlar bu yüklenmeyi üstlenip feminizmin ilkelerini benimseyip hareket etse lakin hem kadınlar hem erkekler bu alanı yabancı kalıyor ve toplumsal dedikodular ile düşman gözle bakılıyor. Simon de Beauvoir bu bilinçlenme için önemlidir. Kadın kimliğinin varoluşsal boyutlarına değindiği "İkinci Cins" serisi neredeyse yok denecek kadar az bir okunma oranını gecemiyor. Ne de büyük bir yayınevi tarafından kitapları basılıp, kitapları çok satanlar reyonuna sokulmuyor çünkü kadınların kendi kimliklerine erişimi demek var olan bütün tabuların yıkılması ve erkek egemenliğinın putlaşmış zihniyetinin devrilmesi anlamına geliyor. Okurları tarafından yazılan birkaç incelemeye de göz attım; ortak bir ifade var "dönemin yazarlarının da dediği gibi okunması gereken bir kitap" sanki biz cinsler arasındaki ayrımları anlamış ve bu eşitsizliği gidermiş bir üst toplumun bireyleriyiz de artık dönemin yazarlarına ayıp olmasın diye Simone de Beauvoir okumaları yapıyoruz. Bizim ülkede cinsel kimliğininin ne olduğunu bilmeden yaşayan kitleye bakarsak bu kendini üst perdeden görme davranışları da hiç hoş değil kac kişi çocuğuna cinsel eğitim hakkında bilgi veriyor, okul müfredatında verilen cinsellik eğitimi ne yöndedir? Biyolojik gereklilikleri hastalık diye adlandıran insanların oranı yüzde olarak kaçtır?.. Simone de Beauvoir dinin kadın etkisi üzerine bir yerde şöyle der: "Dinin kadınların yaşamında oynadığı rolden ötürü, erkek kardeşinden daha çok anasının egemenliğinde olan küçük kız, genellikle, dinin etkisinde daha çok kalır." Ve bu dinin etkisinde kalan kadınlar onların ikinci cins olarak yaşam sürmelerinde dinin birince faktör olduğunu hiç bilemeden yaşar ve ölürler. Tıpkı Avrupa kendi savaşları içinde kan golüne döndüğü vakitlerde kilisenin tek derdinin kadının bekareti olduğu gibi... Kadınların bedenlerini satmaları üzerine de değinirsek August Bebel Kadın ve Sosyalizm kitabında şöyle der: "Hiçbirinin aklına,(fuhuş için normal olduğu görüşünü savunan düşünürleri kastediyor) başka bir toplumsal düzen aracılığıyla, fuhuşun nedenlerinin ortadan kalkabileceği düşüncesi gelmiyor, yine hiç biri fuhuşun nedenlerini araştırmaya çalışmıyor. Bu kadar çok kadının bedenini satmasının temel nedeninin, sayısız kadının acı çekerek içinde yaşadığı üzücü sosyal koşullar olabileceği... Ve başka sosyal koşullar yaratmak gerektiği sonucuna götürülmüyor." Bebel kadınların fuhuşa nasıl zorlandığını kitabında çok daha ayrıntılı bir şekilde açıklar çok üst İnanç abidesi olan devlet ve kilise ahlaklığı ile övünerek ortada kol gezerken hiçbiri proleter kadının çocuklarının karınlarını doyurmak için bedenlerini satmak zorunda olduğunu görmek istemedi, çünkü onlar üst sınıftı ve alt sınıflar kendi haklarını ele geçirecek bilince sahip olamadıkça bu durumlar da devam edecektir.. Simone de Beauvoir bu durum için şu saptamayı yapar: "İlkel uygarlıklardan günümüze dek, yatağın, kadın için bir "hizmet" olduğu kabul edilmiştir; erkek, bu hizmet karşılığında, armağanlarla ya da geçimini sağlayarak ona teşekkür etmektedir." Kadın bedeni erkek için bir nesnedir, ve bu nesneyi süsleyerek istediklerini ele geçirir nesne olan kadının da kendi içinde bir aydınlığa erişmedikçe, bu kölelik düzeninin devam edeceğini belirtir Simone. Erkeğin süregelen yüceltilmesine de şöyle değinir: "Tarih ve edebiyat bilgisi, şarkılar, beşikte dinlediği masallar hep erkeği yüceltir. Eski Yunan'ı Roma İmparatorluğu'nu, Fransa'yı ve tüm ulusları kuranlar, yeryüzünü keşfedip işlemeye yarayan aletleri türetenler, dünyayı yöneten, resimlerle, heykellerle, kitaplarla dolduranlar hep erkeklerdir." Bu şimdiye kadar böyledir, kadınlar daha yeni yeni kimlikleri ile özgür bir şekilde ön plana çıkabilmekte, lakin devam eden en büyük sorunumuz, -evet sorunumuz diyorum çünkü bu bir kadın meselesi değildir sadece- kadınların sahip olması gereken "kadınlık" bilincine sahip olamaması, bu bilinçsizlik durumunu feminist hareketi elden ele yayarak bir nebze ortadan kaldırabiliriz, tabiki din ve devlet balyozu hâlâ kadınların üzerine uzun bir süre inmeye devam edecek, buna rağmen bu aydınlanma ne kadar bir sürede gerçekleşir bilemiyorum ama bizim ülkede gerçekten içi boş nesiller yetiştirildiğini biliyoruz, ne erkek ne kadın hümanist bir bilincin yakınına bile getirtilmek istenmiyor siyasi emeller uğruna kadınlar hâlâ yaşamadan ölüyor veya öldürülüyor. "Condorcet, kadınların siyasal yaşama girmelerini ister. Onları erkeklerle bir tutar ve beylik suçlamalara karşı savunur: "Kadınlarda adalet duygusu yoktur, onlar bilinçlerinden çok duygularıyla davranırlar... denmiştir. (Oysa) bu ayrılığın temeli doğada değil, eğitimde, toplumsal yaşayıştadır." Başka bir yerde de şöyle der: "Kadınlar yasaların tutsağı oldukça egemenlikleri tehlikeli bir hal almıştır. Onu korumak için bunca uğraşmak zorunda kalmasalar; kendilerini savunmak, baskıdan kurtulmak için tek yolları bu olmasa, erkeklerin tehlikesi azalırdı." Bu alıntıyı son alıntı olarak belirledim. Kadınların kendi kimliklerine erişmesini istiyorsak şayet biz erkekler onların özgürlük alanlarını daraltmaktan bir an önce vazgeçmeliyiz. Onların bu yolda ilerlemesine ön ayak olmalı, engelleri ortadan kaldırıyor olmalıyız çünkü bireysel olarak çok iyi bir eşe, anneye, kız kardeşe sahip olmak kalan tüm kadınları kurtarmaya hiçbir zaman yetmeyecek bunun bilincine varmak gerek, bir erkek eşinin kendi ayakları üzerinde duran, kadın kimliğini kazanmış olmasından ve özgürlük alanının geniş olmasından memnun olabilir. Bu kadar hümanist bir düşünceye de sahip olabilir, lakin eşinin bu ülkede her gün olan kadın katliamları, taciz ve tecavüzlerine kurban olup olmayacağını hiçbir zaman bilemeyecek, haberlerde izleyip ah vah çekmek ile halledilebilir bir mesele olmadığı da gayet açık. Uygulanabilir tek yol var. Bilinçli eğitim...
Kadın - İkinci Cins 1
OKUYACAKLARIMA EKLE
17
72
Selin Elcik
Kadın - İkinci Cins 1'i inceledi.
417 syf.
·
Puan vermedi
Feminizm
"Biz, kadinlara yoneltilen saldirilarin coklugu ve sertligi karsisinda yilmayacagimiz gibi; ne 'sahici kadin'a yagdirilan cikarci ovgulere kanip aldanacagiz; ne de paylasmaya yanasmadiklari alin yazisinin erkeklerde uyandirdigi coskunluga kapilacagiz." "Erkek icin kadin tepeden tirnaga cinselliktir, erkek icin oyle olduguna gore de, bu onun mutlak degeridir. O, ozsel varligin karsisindaki ozsel olmayan varliktir, erkek oznedir, kadinsa oteki cinstir" Eger feminizmle ilgiliyseniz basucunuzda olmasi gereken ve kadinlarin konumunu tarihsel ve bircok acidan ele alan Fransiz yazarin bu kitabini okumalisiniz. Umid Gurbanov'un cevirisiyle yer almis YouTube'daki "Neden feministim?" roportajini izleyerek bu ozgun ve tutarli kadin yazarin dusuncelerini anlamak icin baslangic yapabilirsiniz.
Kadın - İkinci Cins 1
OKUYACAKLARIMA EKLE
10