·
Okunma
·
Beğeni
·
3.621
Gösterim
Adı:
Kadın Yok Savaşın Yüzünde
Baskı tarihi:
Ekim 2016
Sayfa sayısı:
404
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054820399
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kafka Yayınları
2015 Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi Svetlana Aleksiyeviç'in ilk eseri ve kurduğu türün ilk örneği sayılan Kadın Yok Savaşın Yüzünde, II. Dünya Savaşı'nın kadınlar 'cephesinde' nasıl yaşandığını belgeleyen çok güçlü bir sözlü tarih çalışması… İsveç Akademisi, Svetlana Aleksiyeviç'e Nobel Ödülü verdiğinde yazarın "yeni bir edebi tür" yarattığını belirtmiş, eserlerini de "duyguların ve ruhun bir tarihi" sözcükleriyle betimlemişti. Aleksiyeviç uzun bireysel monologları farklı seslerin duyulduğu bir kolaja dönüştüren özgün dokümanter tarzıyla, kendilerine nadiren konuşma fırsatı verilen, yaşantıları da çoğu zaman ülkenin resmi tarihine karışarak yitip giden sokaktaki insanların hikâyelerini kayıt altına alıyor. Kadın Yok Savaşın Yüzünde'de Aleksiyeviç, tarihin gelmiş geçmiş en kanlı savaşını vererek faşizmin yenilgiye uğratılmasında büyük pay sahibi olan ve bu uğurda en az yirmi milyon insanını kaybeden SSCB'de kadınların -kadın piyadelerin, sıhhiyecilerin, keskin nişancıların, çamaşırcıların, kadın cerrahların, pilotların, keşif erlerinin, partizanların- Nazi işgalini nasıl göğüslediklerini, böylesi bir savaşta kadın olmanın zorluklarını nasıl deneyimlediklerini Sovyet ülkesinin dört bir yanından bir araya getirdiği tanıklıklarla belgeliyor ve unutuluşun girdabından kurtardığı bu hikâyeleri edebi bir toplam halinde önümüze seriyor.
404 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Sizce kaç yaşındadır ataerkil dünya? İnsan(oğlu) dediğin hangi yüzyıldan itibaren daha eşitlikçi yaşamaya başlamıştır ya da başlar?
Erkeklerin savaşı, erkeklerin siyaseti, erkeklerin tarihi...
Kadın? Çoğu defa atlatılmış, unutulmuş, itilmiş, kakılmış...
Bir gün yeryüzünün tüm ülkelerinde kadın sokağa çıkarken arkasına bakma ihtiyacı hissetmediği taktirde gerçek medeniyetten bahsedebiliriz. Sizce bunun üzerine bir kitap yazılsaydı türü ütopya mı olurdu distopya mı? (:

Benim annem eskiden çok dayak yerdi babamdan. Küçükken kendi kendime söz vermiştim, ben babam gibi olmayacağım, diye. Olmadım.
Büyüdüm.
Öğretmen oldum.
Şimdilerde annem gurur duyuyor benimle.
Bizim evde artık annemin borusu öter. Yeri gelir babama bağırır çağırır, hafiften tedirginlik hissetse de...
Burada bu kısmı kısa keseceğim. Kötü günlerdi, tekrar hatırlamak istemiyorum. Yer yer değineceğim.

Üniversitede psikoloji bölümü okuyan kız arkadaşım vardı. Onun da sayesinde feminizmle alakalı bir çok seminere gittim. Kendimi geliştirdim. Kitaplar okudum. Bana kazandırdığı bakış açısı için teşekkür ediyorum. Zira bu bir bayrak yarışı gibi. Öğrencilerime kadının önemini anlatırken o bayrağı öğrencilerime kendisi vermiş olacak.

Kitap...
"Kadın yok savaşın yüzünde."
Son yıllarda okuduğum en iyi 5 kitap arasına girer. Baştan sona tüylerim diken diken oldu. Hayır, salt kadını anlatmasından kaynaklanmıyor bu denli etkilenmem. Kadının ne olmadığını da anlatıyor zira. Gelenekselliğinden kurtulamamış, bağnaz, gerici, dini kendisine kalkan olarak kullanan insanların yüzüne tokat gibi vuruyor belgeleri.

İnsan kendi tarihinden, savaşından bahsederken övünülecek yerleri bir başka anlatır. Parlatır, yüceltir, milli duygularla şahlatır duyguları. Yazarımız Svetlana Aleksiyeviç, kendi yayın evlerinden sansüre uğrasada, otosansürlerini dahi yayınlamış kitapta. Tarihini yüceltmek yerine savaşı lanetlemiş. İşte bu yüzden de eline Nobel 'i tutuşturmuşlar. Ve kadını anlatmış tabi. Sıradan kadını. Cephedeki askerlerin kamyon kamyon kirli çamaşırlarını yıkamak durumunda olan kadını, kendi çocuğunu doğumundan 2 dk sonra suda boğmak zorunda kalan kadını, çocuklarını doyurmak için kedi köpek avlayan kadını, 3 yıl boyunca erkek iç çamaşırı ve kıyafeti giymek zorunda kalan kadını, yaşadıkları acılardan ötürü yıllarca regl olmaktan kesilen kadını...

Benim kendi tezim şu ki kadın, dünyaya acı çekmek için gelmiştir. İlk cinsel ilişki, doğum, uykusuz geceler, dayak, şiddet, regl dönemleri, diş çıkaran bebeğini doyurmak zorunda olan kadının yara olan meme uçları, gece rahatça gezme özgürlüğü olmaması...
Sizce de kadın dünyaya yaşamı boyunca ne kadar "yaşamak" için gelmiştir ki?

Erkek, kassal büyüklüğün hükmünü sürer azizim. Hepsi bu.

Kassal büyüklük... Komedi. Benim vücudum avcılık - toplyacılıkdan dolayı asırlardır evrimleşti ve bu yüzden ezil, sürün...

Kitapta dikkatimi en çok çeken kısımlardan biri, Stalin dönemindeki kadın askerlerin bir dönem yazara röportaj vermek istememeleri, eşlerinin kadınlara röportaj öncesi şanlı tarih kitaplarını ezberletmeleri oldu. Korkuyorlardı. Savaşta yaşanılanların bilinmesinden korkuyorlardı. Naziler yenilmiş başarı gelmişti. Onca yaşanılan şeylerin konuşulması iktidarlara gölge düşürürdü. Kolu bacağı kopmuş gazilerin savaş sonrası geçimlerini sağlamak için dilenmelerinin bilinmesi gerekmiyordu, istenmiyordu. (?)

Yazarımızın Nobel konuşmasından: [Ben kocamla savaşta tanıştım. Tank subayıydım, Berlin’e kadar gittim. Hatırlıyorum, duruyorduk, daha o zaman kocam değildi. Reichstag’ın orada duruyoruz, bana diyor ki, ‘Gel evlenelim. Seni seviyorum.’ Benimse bu sözler bir ağrıma gitti ki! Tüm savaş boyunca kirin, tozun, kanın içindeydik, etrafımızda her şey mat. Şöyle dedim ona: ‘Sen önce benden bir kadın yap, bana çiçekler ver, şefkatli sözler söyle. Cepheden geri yollanınca kendime bir elbise dikerim ben de.’ O kadar dokunmuştu ki sözleri, ona hatta vurmak istemiştim. O da hissetti hepsini. Bir yanağında yanık yarası vardı, dikişlerle kaplı, o dikişlerin üzerinde göz yaşlarını gördüm. ‘Peki, evlenirim seninle’ dedim ve ne dediğime kendim de inanamadım. Etrafımız kırık, dökük, tek kelimeyle, etrafımız savaş.]


Kadın, tarih kitaplarının söylediklerinin aksine hayatımızın her köşesinde ve biz erkekler kadının gücünden hep korkmuşuzdur. Bize kadının merhameti lazımdır. Bunu da söyleyemeyiz çoğu defa.

Umarım bir gün...
Ama ütopya ama distopya...
Umarım.
404 syf.
·6 günde·10/10
"Ben beş kitap yazdım,ama bana hepsi tek
kitapmış gibi geliyor " demiş Aleksiyeviç.

Ben de onlarca acı hikaye okudum ama sanki tek hikayeyi,tek kadını okudum.Ve ortak duygularını hissettim:Izdırabı.

KADIN

Çocukluğunda:

"Okulda bize ölümü sevmeyi öğrettiler.Falan
şey uğruna ölmeyi nasıl da istediğimize, hayal ettiğimize dair kompozisyonlar yazardık." (sayfa 11)

Savaşa girmeden:

"Şahane lüle lüle saçları olurdu...Komutan zeminliğe girer:

--Erkek gibi kesin,derdi.
--Ama kadın bu.
--Hayır, o bir asker.Savaştan sonra tekrar kadın
olacak "(sayfa 223)

Savaşla Yüz Yüze Geldiğinde:

"İnsan birini öldürebileceğine hatta buna mecbur olduğuna ilişkin çılgın fikirle nasıl başbaşa kalır?"(sayfa 45)

Savaş Sürerken:

"Biz istiyorduk ki...Biz kimseye "Ah,şu kadınlar
dedirtmek istemiyorduk...O yüzden erkeklerden daha fazla gayret ediyorduk işte,
onlardan kötü olmadığımızı kanıtlama derdindeydik."

Savaş Bittiğinde:

"Zaferi bize yar etmediler.Onu usulca sıradan kadın mutluluğu ile takas ettiler.Zaferi bizimle bölüşmediler.Bu çok inciticiydi...Anlaşılmazdı.
Çünkü cephede erkekler bize mükemmel davranıyorlardı."

Bunları anlattığı zaman kadın altmış yaşlarında. Bir ömür kaç şey ile savaşmış, dersiniz.

Yaşama sevincinden uzak tutulmak, ölümle iç içe yaşamak, sevdiklerini kaybetmek,vatan sevgisi ve yaşama isteği arasında bocalamak...

Ya kadın bedeninde erkek gibi yaşamanın zorluğu,erkeklerden geri kalmama kaygısı...

Açlık,yorgunluk,uykusuzluk öyle geri planda ki bunların yanında.

Üstelik asıl ızdırap savaştan sonraya saklıymış. Savaş biter,erkekler alkışlanır. Savaş kadınlarından ise çekinilir,korkulur, evlenilmek istenmez.

Erkeklere savaşın korkunçluğunu hatırlattığı için mi?
Zaferi kadınların yardımı ile kazanmanın ezikliği mi?
Cephede onlarca erkekle beraber yaşadıkları için mi?

Bence hepsi.

Oysa onların en çok özlemini duydukları şey kadınca yaşamaktı.Güzel hissetmek,hoş sözler duymak,aşık olmak ,çocuk doğurmaktı.

İçlerinden biri Almanya'ya girdiklerinde en çok zoruna gidenin Alman kadınlarının evlerinde beyaz örtülü masalarda,porselen fincanlarda kahve içmeleri olduğunu söylüyor. Onca acının ortasında kadının buna takılmasını sanırım bir erkeğe izah etmek zor.

Kadın askerin tüfeğine menekşe takmasını, sargı bezlerini aşırıp elbise dikmesini anlatmak zor...


Yazar bir çiftle konuşurken adam" Karım daha güzel anlatıyor, bir sürü ayrıntıyı hatırlıyor, ben de yıllarca onu dinleye dinleye onun anılarını yaşamış gibi oldum" benzeri bir cümle kuruyordu.


Sanırım bu kadınların yaşadıkları bir daha yaşanamaz,onları anlayamayız,acılarını çekemeyiz.

Ama otuzbeş numara ayaklı minik bir kızın kırk iki numara erkek botlarıyla kilometrelerce yürüyüşünü okuduğumda ayaklarım karıncalandı çünkü benim de ayaklarım otuzbeş numara. Ağır bir ayakkabı giyince yoruluyorum.Acıyı ayaklarımda hissettim.Kan kokusundan midem bulanır,çiğ etten tiksinirim.Onlarsa savaş sonrası yıllarca kırmızı rengi görmeye tahammül edememişler. Hayal edebilirim ancak bu yüzden çektiklerini.

El arabasına doldurulan kesik kolları,bacakları, hayvan gibi tasmayla gezdirilen çocukları, kendi bebeğini suda boğmak zorunda kalan anneleri anlatamadım. Bunları anlattım ben de.

Sarsıldım,düşündüm bol bol. Sanırım zenginleştim de. Kitap yanına ne başka kitap istedi ,ne film... Öyle sızı olarak tek başına yaşamak istedi bende. Mola vere vere okumak zorunda kaldım. Normalde tek oturuşta epey okurum.

Sığınacak bir yer aradım.O sırada:

"Bir şekilde insan,insana iyi geliyor."(sayfa 165) dedi bir kadın.

Evet,insan insana bütün bu dehşeti yaşatıyor. İyileşme de yine insanla.O zaman derdimiz ne bizim?

Yazarın öğrenmek istediği de insan."Tek bir insan".Bu yüzden ruhların tarihini yazıyorum,demiş. Başarmış da.

"Yeryüzünde binlerce savaş yaşanmış(...) ama savaş insanlığın başlıca sırlarından biri olarak kalmayı sürdürüyor."

Savaşı tekrar tekrar okuyoruz,dinliyoruz, izliyoruz, görüyoruz. Hala merak etmemiz bundan mı?
404 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
#spoiler#
İnsanların saçlarının bir gecede beyaza döndüğünü öğrendiğim kitap ..

Kadın gözünde savaş nedir ..
Kadın toprağını savunmak için ne fedakarlık yapar. ..
Kaç yaşındadır ..
Ögrencidir.annedir, eş_tir, tankçı topçu keskin nişancıdır. .

Svetlana aleksiyevic Rus cephesinden kadın seslerini taşımış kitabında ..
şarkı söylemeyi ,dans etmeyi ,elbise giymeyi unutmuş kadınlar ...

gülüşeri bile ağlamaya benzeyen .
40 kilo iken 80 kiloluk askerleri tehlike hattından sürükleyen ....
hayat kurtaran kadınlar..

Savaşa birde rus cephesinden bakış ..

Işgal edilmiş topraklarını, insanlarını kurtarma çabası. ..

Yılın sonuna yaklaşırken onca okuduğum kitap içinde gözümün yaş-lanmasina neden olan tek kitap. ..
anı-soylesi tarzında sanki elimizde kayıt makinasi hepsinin evinde misafirmissiniz gibi hissettiriyor size. .

Savaş ve tarihe ilginiz varsa mutlaka kütüphanenizde bu yazara yer açın

...keyifli okumalar BARIŞ-LA kalın...
404 syf.
·Beğendi·10/10
Öncelikle Ebru Ince hanımın bu iletinde (bkz: Svetlana Aleksiyeviç (2015 Nobel Konusmasi))  Aleksiyeviç'in nekadar hümanist olduğu çok net bir şekilde anlaşılıyor ve tabi eserde de bunu görmek mümkün.

II. Dünya savaşının ruhlar tarihini anlatıyor sevgili Aleksiyeviç fakat savaştan soğutulduğu düşüncesine girenler olduğu için eserin yayınlanmasına karşı çıkılmıştı. Tabi gerçekler çok daha derin, kitabı okuduğunuzda ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirsiniz.

Aleksiyeviç'in 2015 Nobel Konuşmasından:

"Çağımızın hurafeleriyle, ihtirasları ve aldanışlarıyla, gazeteler ve televizyonlarla kirlenmiş olan insan ruhuna ulaşmak zor."

Hem gazeteci hem de yazar olan Svetlana hanıma fazlasıyla katılıyorum, düşünceleri de zaten beni çok etkiler.

Kadın yok savaşın yüzünde böyle sanıyorduk bizler fakat kadın tam da savaşın kalbindeymiş üstelik çok ciddi konumlarda, paylaştığım alıntılardan da anlaşılmıştır.

Eserde farklı farklı bir çok hayat hikâyesi okudum savaşa gençliklerini feda eden güzel kadınlarımın. Onlarda, hiç duymadığım görmediğim aşkları ve acıları gördüm. Sargı bezinden yada paraşütlerden yapılan gelinlikler, sokakta savaşın bağrında ölümüne öpüşen gençler, daha tüfeğin boyuna yetişemeyen cesur kızları gördüm.. Ben acılı analar da gördüm bu savaşta yavrularını o karmaşada tanıyamayan..
Birlik ve beraberlikteki gücün sancılı doğuşunu gördüm, okumanızı çok isterdim ancak bu şekilde duygularım açığa kavuşabilir... Okumayı düşünenlere şimdiden keyifli okumalar diliyorum.
404 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
'Bu kitabı okuyanlara acıyorum okumayanlara da.'
Nazi işgalinde Sovyet kadınlarının ruhunu okuyoruz. Tarihi okuyoruz. İnsanlık tarihini... Kadının savaştaki tarihini... Er, piyade, makinist, komutan, sıhhiyeci, öğretmen, hemşire, doktor, keskin nişancı, yüzbaşı, yarbay, militarist, partizan ve daha nice nice alanlarda savaşın içinde olan kadınlar.
'Kırmızı rengini görmeye dayanamam, savaşta ne çok kan gördük!' der bir kadın, kırmızının üzerindeki baskısını, insanlık için oluşturduğu tehlikeyi anımsatırken boğazı düğüm düğüm olur insanın. Çocuğuyla birlikte mayın döşeyen kadınların bizim aklımızın alamayacağı o adanmışlığa, onları sürükleyen neydi? Soruyor insan!. Nazi işgalinde ülkesini savunmak için cepheye giden bir milyondan fazla kadın... Ülkenin topraklarını işgale gelenlere yönelik yürütülen 'bir başkaldırış, bir savunma bu' okurken anlıyor insan. Sargı bezleriyle gelinlik dikip evlenen kadınlar. Yokluk. Sonsuz mutluluk. Varlık. Anlaşılmaz!. Süngülerine mor sümbüller, menekşeler takan kadınlar. Farkında olmadan savaşın öldüremediği estetiği, güzelliği yaşama olan karşı konulamaz olan hasret ve savaşa karşı tutum. Nasıl yaşantılar nasıl!. Okurken boğum boğum oluyor insan. Hıçkırıklar birikiyor, nasıl!.
Kadınlar için savaşın rengi kokusu dokusu vardır. 'Mutluluk nedir, diye sorsan ölüler arasında yaşayan birini bulmaktır derim.' diyor anlatıcılardan biri. Savaş kitaplarını sevmem diyor kadın savaşçı, kahramanlık hikayelerini.. küçük insanın büyük hikayesi. Böyle işte. Yüceltilerek anlatılan savaşın gerçek yüzü... kan, kusmuk, bit, sıçan, çamur, açlık, çılgınlık.. Kadın savaşçıların dilinden savaşın yüzü. Yaşamı içinde barındıran kadınların savaşı. Savaşı görmeyen bilmeyen kişilerin anlattığı o yüce kahramanlık hikayelerinin diğer yüzünü gösteren savaşta ve de fikirde cesur olan anlatıcılar, kadınlar... İnsan yaşamı, savaştan büyüktür.
Okurken ne çok zorlandım. Yıl içinde okuduğum en en sarsıcı kitaptı. Nasıl güzel bir belge. Umarım bu kitap generalleri, liderleri, silah üreticilerini savaş fikrinden caydıran bir kitap olur. Durmak mümkün değil benim için. 'Çünkü gerçek her defasında dayanılmaz geliyor.' Savaşı anlamaya yönelik bu merak; beni barışa, insana, yaşama, doğaya daha çok bağlıyor. Kadın olarak, yaşamı içinde barındıran bir canlı olarak bizi canımızdan parçamızdan, doğamızdan koparan savaşın karşısında durmak için, elle tutulur bir neden sunuyor. Keyifle okunacak bir kitap değil, acıyla hüzünle okuyacak olanlara ne diyebilirim bilmiyorum. Lütfen lütfen bu kitabı okuyun... Barışla...

https://youtu.be/YkB9a_DR-7A
404 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
2015 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Svetlana Aleksiyeviç'in ilk kitabı.kitap 1978 yılında yazılmaya başlanmış ve 1980 li yılların ilk döneminde basılmak istenmişse de bu mümkün olmamış,baskı izni verilmemiş,hatta yazarın başına türlü türlü işler gelmiş.basımı ancak Gorbaçov döneminde mümkün olabilmiş muhteşem bir eser. Savaşın gerçek yüzünü,bize bu derece açıkça gösteren başka bir kitap olabileceğini düşünemiyorum.çünkü bu kitap roman,hikaye veya öykü kitabı,film senaryosu değil.Tamamen savaşı yaşamış gerçek kişilerin,daha doğrusu kadınların anlattığı ve bire bir yaşadıkları olayların bir dökümüdür.Yüzlerce kadının 2.dünya savaşında yaşadıkları ve gördükleri içler acısı,yürek sızlatan,insana hayır bunlar yaşanmamıştır dedirten yüzlerce olay var bu kitapta.Kitabın ismine bakıp aldanmayın.kadın bu savaşın her yerinde var.Pilot,istihkamcı,tankçı,aşçı,çamaşırcı,hemşire,doktor,sıhhiye,piyade,süvari,muhabereci,şoför,keskin nişancı,partizan çete mensubu,mayın döşeyici,mayın temizleyici......vs aklınıza ne gelirse savaşın her yerinde, kendi özel hayatlarını bitirerek birer erkek gibi görev almışlar. canlarını vermişler,sakat kalmışlar,türlü türlü acılar çekmişler ve hepsi savaş bitiminde nasıl bir ruh hali içinde olunursa,daha kötüsünü yaşamışlar.bir de bunun üzerine ülkelerine döndüklerinde gördükleri kötü muameleleri ekleyin.işte o zaman kadının savaşın yüzünde mi ,içinde mi, gerisinde mi,yoksa sonrasında mı daha çok acı çektiğini anlamakta tamamen zorlanırsınız.bu kitabı okurken en başta Hitler ve Stalin olmak üzere,gelmiş geçmiş ve gelecekte olacak ve olmaya çalışan tüm diktatörlere lanet yağdırdım.çünkü hepsinin ortak yanı,başa geldikleri ülkelerinde insanlara hep kan,gözyaşı ve ızdırap yaşatmalarıydı.kendileri sırça köşklerinde,saraylarında refah içerisinde yaşarken ülke insanları iç veya dış savaşlarla hayatlarını kaybettiler,sakatlandılar,yuvalar yıkıldı,aileler dağıldı .... Bu durum geçmişte de böyleydi gelecekte de böyle olacak.
İnanın bana bu kitabı okurken bu duyguyu daha çok hissediyorsunuz.Onun için herkesin ama gerçekten herkesin mutlaka okuması gereken bir kitap diyorum. Ve bu kitabın okunmasının, insanların, savaşın öyle şu günde şunu yaparız bu saatte bunu yaparız gibi naralar atıldığı gibi kolay bir şey olmadığını anlamaları ve gerçekleri görmeleri açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Konuya nerden başlayacağımı bilemedim. kitap hakkında çok güzel duyumlar aldım ve incelemelere bakınca okuyucu tarafından pek beğenildiğini gördüm. Ancak bana o duyguyu vermedi ne kadar okumaya çabalasam da olmadı sıkılarak bıraktım maalesef belki sonralarda okurum diyeceğim ama sanmıyorum. Yazarda suç bulmuyorum bana hitap etmedi diyelim...
404 syf.
·Beğendi·8/10
"Mənim bu kitabı oxuyacaq insanlara yazığım gəlir, oxumayacaq insanlara da eləcə..."

"Leyla"dan sonra müharibə haqda oxuyacağım heç bir əsərin məndə belə heyrət, ağrı doğuracağını zənn eləmirdim. Ancaq yeni başlamağıma rəğmən, mənim də özümə yazığım gəlməyə başlayıb. Bu qədər dəhşətli həqiqətləri, bu qədər vəhşəti, qeyri insaniliyi oxumağa gücüm çatacaqmı?! Çatacağına inanmaq istəyirəm. Çünki "Leyla" pik nöqtədir... Bundan ağırılısı yoxdur, yəqin ki ola da bilməz. İnsan oğlunun beyni vəhşiliyin, barbarlığın ən aşılmaz sərhədinə gedib çatıb və xəyal gücü hələ ki bundan artıq vəhşilik icad eləməyə qadir deyil.. Ancaq inanıram ki, texnika, svilizasiya inkişaf etdikcə bütün bildiyimiz, oxuduğumuz, filmlərdə izlədiyimiz işgəncələrə yeniləri əlavə olunacaq.. Nə yazıq ki, olunacaq...
Bəli, müharibə qadın simalı deyil... Müharibə insan simalı deyil... Bəli, bu kitabı hər kəs oxuyub, simasızlaşmış insanlıq haqda öyrənməlidir. İtirilmiş dəyərlər, dəyərsizləşmiş insanlar, silahlar, kəşflər, bu kəşflərin xidmət etməli olduğu məqsədlər, məqsədlərindən kənara çıxmış, yolunu azmış hədəflər, siyasi, hərbi oyunlar, oyuncağa çevrilmiş insanlar, doyumsuz nəfslər, məhv olmuş həyatlar və daha nələr, nələr... Müharibə budur!.. Bəs bizim arzuladığımız budur mu?! Yaşamaq istədiyimiz, yaşatmaq istədiyimiz həyat budur mu?!. Deyil!.. Olmamalıdır!.. Ona görə də müharibələri bütün çılpaqlığı ilə qarşımıza sərən əsərlər geniş kütlələr tərəfindən oxunmalıdır! Ən azı ölməmək, öldürməmək, oyuncaq vəziyyətinə düşməmək üçün oxunmalıdır!
404 syf.
·Beğendi·10/10
...Sahi savaş deyince ilk olarak hangi cins gelir aklımıza? Kadın mı, erkek mi? Yüzyıllardır savaş meydanlarında mertliklerini konuşturan erkekler. Vatanları için savaşan ve ölen erkekler. Savaşlarda kadınsız kalan erkekler. Savaş sonrası büyük nişanları hak eden erkekler. Asker, üsteğmen, savaş pilotu, uzman çavuş, yüzbaşı… Bu terimler de kesin ve tek bir cinsi çağrıştırır bizlere. Erkek. Peki ya kadınlar... Ah tabi, onların hakları da yenmemeli. Kadınlar cephenin gerisinde hastabakıcı olarak görev aldılar neticede değil mi? Değil.
Yazılan binlerce savaş kitabına rağmen Aleksiyeviç bu konuya karşı bambaşka bir tutum sergilemiş. Savaşı, savaşta bulunan kadınların gözünden anlatmış. Sadece hastabakıcı değil; keskin nişancı, uçaksavar topçusu, uçak makinisti, çavuş, yüzbaşı, tankçı, komutan, asteğmen olan kadınların gözünden. Savaşın yüzyıllardır, kaybedince utanç kaynağı olan kazanınca ise büyük bir onur ve güç getirdiği algısına farklı perdeden bakabilen Aleksiyeviç savaşı tüm acımasız ve insan dışı yönlerini kadınsal duygularıyla gün yüzüne çıkarıyor....
404 syf.
·36 günde·Beğendi
Bazi sayfalarda gozlerimden yaslar süzüldü.
Sayfa yapisi ve puntalar cok uygun olmasina ragmen, anlatilan anilar o kadar agirdi ki, araya baska kitaplar alma ihtiyaci duydum.



Kitabın son sayfasındaki şu cümleyi yazmak isterim:
"Ah yavrum, Bunca acıdan sonra insanlar birbirine merhamet edecek sanıyorduk. Birbirlerini sevecekler. Bundan hiç kuşkumuz yoktu. Zerre kadar...
Ah pırlantam benim... Insanlar eskisi gibi birbirinden nefret ediyor. Yine öldürüyor. Benim akıl sır erdiremedim bu. Peki Kim bunlar? biziz. Biz..."
404 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Kitabı nereden nasıl anlatacağımı açıkçası bilemiyorum. Doğruyu söylemek gerekirse uzun süre etkisinden çıkabileceğimi de sanmıyorum. İnanılmaz derece de güzel bir kitap okudum. Güzelden kastım keyif değil, yanlış anlaşılmasın, zira çok fazla derecede sinir sistemimi bozmuş bile olabilir.

Nedense savaş dendiğinde akla hep erkekler gelir, savaş erkeğin savaşıdır gibi benimsenmiştir.
Oysa ki bu kitap bu fikri tamamıyla değiştiriyor, hiç olmazsa benim için tamamıyla değiştirdi diyebilirim.

2. Dünya savaşı döneminde Çeşitli cephelerde, çeşitli konumlarda, sıhhiyeci sinden partizanına, pilotundan keskin
nişancısına, cerrahından hemşiresine kadar, bir sürü kadının bire bir ağzından dinliyorsunuz savaşı.
Bu kadınlar 16 ile 18 yaş arasında daha çocuk... Cepheye gittiklerinde hayatı bile tamamen tanımazken savaş ile,
silah ile tanışıyorlar, bir sürü insan öldürüyor, ya da hayata döndürüyorlar.

Ya sonrası, asıl acı savaş bittikten sonra başlıyor diyorlar ve tek tek anlatıyorlar yazara bazı şeyleri. Bazı şeyleri diyorum çünkü anlatamayanlar, anlatmak istemeyenlerde bir o kadar fazla. O günlere dönüp tekrar yaşayacaklarından korkuyorlar, yasaklardan korkuyorlar, kötü muameleden, yalnızlıktan,
uykusuzluktan.... ne çok şeyden korkuyorlar ah bilmek için okumak bile yetmiyor galiba.

Yazar bu kitabı yayınlamak için çok çaba harcamış, ben o konuya değinmek istiyorum aslında. Çünkü genelde kitap içeriğini özet gibi anlatmayı değil de, kitap hakkında bilgiler vermeyi daha çok seviyorum. Hele de böyle çok beğendiğim bir kitap ise, mutlaka ama mutlaka okuyun diye önermekten başka bir şey gelmiyor elimden.

Kitabın ön sözünde, kitabın yazılma evresini ve başından geçenleri anlatmış yazar. Bir çok sansür görmüş kitap, çoğu anlatıyı aktaramamış bile. Bazı yerlerde ise kendisi sansür eklemiş. Anladığım kadarıyla, -daha doğrusu- yanlış bilmiyorsam, tam 17 yıl sonra kitap basılmış. Önceden tuttuğu günlük notlarında da belirtmiş bunu. Kitaba gelen sansürlerle ilgili notlarını da ön sözlerde veriyor. Sansür gören, kendi sansür koyduğu bölümleri de bu ön sözlerde aktarmış yazar.

Hatta şöyle diyor :
"Kitabın müsveddesi çoktandır masanın üzerinde . ..
İki yıldır yayın evlerinden ret cevapları alıyorum. Dergilerden ses çıkmıyor. Hüküm hep aynı: Fazla korkunç bir savaş anlatılmış. Vahşete fazla yer verilmiş. Natüralizm. Komünist Parti'nin öncü ve yönlendirici rolünden söz edilmemiş. Kısacası, yanlış savaşı anlatmışım ...
Doğrusu nasıl olmalıydı acaba? Generalleri ve bilge başkumandanı mı anlatmalıydım? Kan ve bitten söz etmese
miydim? Kahramanları ve yiğitlikleri mi yüceltseydim?"

Bir de şöyle bir cümlesi var onu da paylaşmak istiyorum :

" Acıya kulak veriyorum ... Geçmişin kanıtı olan acıya. Başka da bir kanıt yok, başka kanıtlara güvenmiyorum.
Sözcüklerin bizi hakikatten uzaklaştırdığı çoktur. Istırabı, esrarla doğrudan bağlantılı bilginin en üstün şekli olarak düşünüyorum. Yaşamın esrarıyla bağlantılı bilginin.
Tüm Rus edebiyatı bunu yazar, ıstırabı aşktan çok işlemiştir.
Bana en çok anlatılan da o ...

Kimdiler - Rus mu, Sovyet mi? Sovyettiler tabii; Ruslar, Beyaz Ruslar, Ukraynalılar ve Tacikler ...
Kim ne derse desin "Sovyet insanı" diye bir şey vardı ve bir daha hiç olmayacak. Artık kendileri de bunun farkındalar. Çocukları olan bizler bile başkayız. Biz bile herkes gibi olmak istedik. Ana babalarımıza değil dünyaya benzemek. . . O halde torunlardan söz etmeye bile gerek yok ... "

Bu arada kapak resmi dikkatinizi çekti ise onunla ilgili de bir bilgi vermek istiyorum.
Kapakta ki genç kız, Lüdmila Mihaylovna Pavliçenko imiş.
Savaş sırasında 309 Alman askerini öldürerek tarihteki en başarılı kadın keskin nişancı olma ününe sahip kendisi.
Ama ben kitapta onunla ilgili bir bölüme denk gelmedim.
Kitap günlüğü 1975 yılında tutulmaya başlanmış ve Lüdmila'nın ölüm tarihi ise 1974 olduğuna göre yazar onunla tanışamamıştır bile.

Hiç bu kadar uzun inceleme yazmadım galiba, ama ne anlatacağımı da tam olarak bilemiyorum. Bence savaş ile ilgili kitap sevmeyen biri bile çok rahat okuyabilir.
Bazı şeyleri, özellikle tarihi bilgileri birebir yaşayanların aktarmasını seviyorum. 1. ağızdan dinliyor gibi hissediyorsunuz kendinizi. Yalansız, süslenmeden, içine bir şeyler katılmadan, yolundan saptırılmadan, gerçeği sadece gerçeği öğrendiğinizi hissediyorsunuz.
O kadar masumlar ki, bazı yerlerde buraları da yaz dediklerini, ağladıklarını, yazarın ağladığı yerleri bile aktarıyor kitap. "Ne oldu neden ağlıyorsun ki sen kızım" diye soruyor mesela.
O kadar doğal ve samimi bir üslup ki, bence özellikle biz kadınlar, sonra erkekler, genç kızlar, mutlaka okumalı ki, kadınların neler yapabildiğini bir kez daha görmeli....

Ve son olarak da yazarın "Nobel Edebiyat Ödülü" konuşmasını okumanızı öneririm, çok uzun olduğu için eklemeyeceğim buraya. Yine de okumayanlar için link bırakıyorum, çok güzel bir konuşma olmuş.

http://www.5harfliler.com/...vas-uzerine-s…/…

Buraya kadar okuyup gelmeyi başaran arkadaş, seni de ayretten tebrik eder başarılarının devamını dilerim :D
404 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Diğer incelemede söylediğim gibi; elin balı tutsun ağzın balı yesin.
Bu kitapta sadece SSCB'de değil, Almanya'da, Polonya'daydım. Kitap bittiğinde inanılmaz büyük bir boşluğa düştüm. Sanki kitapta konuşan kadınlar bir süredir benim hayatımdaymış ve gitmişler gibi hissettim. Çok kısa sürede onlarla arkadaş olmuştum, biraz açlık hissettiğimde; "Savaşta nasıl dayandılar buna?" diyordum içimden, bir gün çok yürümem icap etti, keyfe keder ama. "Nasıl yürüdüler bu kadar?" dedim. Kitabı okuduğum sırada seyahate çıkmıştım sırt çantam o kadar ağır geliyordu ki askeri teçhizat taşıdığımı hayal bile edemiyordum. Kitapta bir kadının iki yaralıyı ve silahlarını taşıdığını okuduğum bölümde çantam birden hafifledi. Onların anlatımı ve yazarın bana o anlatımları yansıtışı bizzat empati kurmamı sağladı.
Benim bu konudaki naçizane düşüncem; evet insanlar anlatıyor, herkes bir şeyler anlatabilir, hatta insan ruhunu derinden etkilemişse bu kitaptaki kadınlar gibi anlatırken yaşarlar o anı ama insanların anlattıklarını düzgün bir üslupla derleyip aralarından seçim yapmak - özellikle böyle bir dönemin yansıtılması söz konusu ise- büyük bir yetenek.
Günümüzde; anlatmak, bir şeyler söyleyebilmek, hükümete ya da muhalefete küfür etmek, çok kolay. Belki bir mikrofona, kayıt cihazına, yazara değil ama evimizde, televizyon karşında veyahut gazete elimizdeyken. En azından şimdilik bunu yapabiliyoruz...
Bir zamanlar sevdiklerini sevmekten vazgeçemiyorlar. Savaşta cesaret, fikirde cesaret... İkisi ayrı şeylermiş. Ben aynı sanırdım oysa.
...Önceleri ölümden korkuyorduk, şimdi yaşamdan.

5 yıl savaşın ortasında kalmış bir kadın. Kendisi keskin nişancı. Savaş bittikten sonraki korkusu. Birlikteki hemen hemen tüm kadınların aklından geçirdikleri düşünce... Savaş bitti, şimdi ne yapacağız?
"Cepheye gittiğimde materyalisttim. Ateisttim. Dersini iyi bellemiş iyi bir Sovyet öğrencisi olarak gittim, ama
savaşta... Savaşta dua etmeye başladım... Çatışmalardan önce mutlaka dua ederdim, kendi dualarımı okurdum. Basit sözler... Bana ait sözler... Tek bir şey dilerdim: Annemle babamın yanına dönebileyim..."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kadın Yok Savaşın Yüzünde
Baskı tarihi:
Ekim 2016
Sayfa sayısı:
404
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054820399
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kafka Yayınları
2015 Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi Svetlana Aleksiyeviç'in ilk eseri ve kurduğu türün ilk örneği sayılan Kadın Yok Savaşın Yüzünde, II. Dünya Savaşı'nın kadınlar 'cephesinde' nasıl yaşandığını belgeleyen çok güçlü bir sözlü tarih çalışması… İsveç Akademisi, Svetlana Aleksiyeviç'e Nobel Ödülü verdiğinde yazarın "yeni bir edebi tür" yarattığını belirtmiş, eserlerini de "duyguların ve ruhun bir tarihi" sözcükleriyle betimlemişti. Aleksiyeviç uzun bireysel monologları farklı seslerin duyulduğu bir kolaja dönüştüren özgün dokümanter tarzıyla, kendilerine nadiren konuşma fırsatı verilen, yaşantıları da çoğu zaman ülkenin resmi tarihine karışarak yitip giden sokaktaki insanların hikâyelerini kayıt altına alıyor. Kadın Yok Savaşın Yüzünde'de Aleksiyeviç, tarihin gelmiş geçmiş en kanlı savaşını vererek faşizmin yenilgiye uğratılmasında büyük pay sahibi olan ve bu uğurda en az yirmi milyon insanını kaybeden SSCB'de kadınların -kadın piyadelerin, sıhhiyecilerin, keskin nişancıların, çamaşırcıların, kadın cerrahların, pilotların, keşif erlerinin, partizanların- Nazi işgalini nasıl göğüslediklerini, böylesi bir savaşta kadın olmanın zorluklarını nasıl deneyimlediklerini Sovyet ülkesinin dört bir yanından bir araya getirdiği tanıklıklarla belgeliyor ve unutuluşun girdabından kurtardığı bu hikâyeleri edebi bir toplam halinde önümüze seriyor.

Kitabı okuyanlar 217 okur

  • Heroglu
  • ece vansky
  • Saye
  • Deniz Topçu
  • Inci çelik
  • Işık karakaya
  • Yaşar Erdoğan
  • Melisa AKDENİZ
  • Ayşe Koçak
  • Hilal

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%45 (45)
9
%27 (27)
8
%19 (19)
7
%5 (5)
6
%1 (1)
5
%1 (1)
4
%2 (2)
3
%0
2
%0
1
%0