Kadının Adı Yok

8,2/10  (91 Oy) · 
575 okunma  · 
94 beğeni  · 
2.432 gösterim
Geniş bir okur kitlesine ulaşan bu yapıt,1998'de müstehcen bulunarak yasaklandı. İki yıl süren dava sonucunda yayımına tekrar izin verildi ve aynı yıl yönetmen Atıf Yılmaz tarafından filme alındı.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Ocak 2013
  • Sayfa Sayısı:
    184
  • ISBN:
    9789759916169
  • Yayınevi:
    Doğan Kitap
  • Kitabın Türü:
silaes 
 15 Şub 22:11 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kitap resmen pekte dengede olmayan şirazemi hepten kaydırdı. Kitabı gerçekten çok beğendim. Dili, anlatımı çok güzel. Samimiyeti ise bir başka.
Kadın olarak hepimizin yaşadığı sorunları öyle güzel dile getirmiş ki.

Ön olgunluk çağıma eriştiğim şu günlerde düşüncelerimde hiçte haksız olmadığımı, yanlız olmadığımı gösterdi bana.

Feminist ideolojiye pek yakın değilim de aslında, Ama kitaptaki her satırın altına imzamı atarım.
Sizin de arkadaşlarınız evlendikten sonra, ''bekar'' sizle irtibatınızı kesti mi ?
okuyun!
Ay canım bunca oku oku nereye kadar, nasıl olsa atanamıycan, bari eli ayağı düzgün birini bulupta hayatını garanti altına alsaydın diyen evli arkadaşlarınız mı var.
okuyun!

İlk iş deneyiminizde (19 civarı) dedeniz yaşındaki patronunuz, ya benimle birlikte olursun,
evini arabanı alırım hayatın kurtulur.
ya da yol paranı ve yemek paranı bile vermem diyerek tehdit etmeye kalktı ardından babanıza ağzını burnunu dağıttırdınız mı.
Bu yaşanan olay yüzünden sorun bende demek ki diyip 6 ay sokağa çıkmayıp psikolojik destek aldınız mı?
e okuyun....

Falan filan....
Şu anda istediğim zaman istediğim yemeği yapabiliyorsam,
gerektiğinde 1 hafta bulaşıklara elimi sürmüyorsam,
Kumanda bendeyse,
İstediğim kadar kediyi eve doldurabiliyorsam.
Benden iyisi yokmuş valla.

Birde kitabın şöyle bir şeysi var. (uygun kelimeyi bulamadım..)

Evlilikten dehşet derecede soğutuyor...

Zehraca 
 23 May 16:00 · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Kadının Adı Yok perspektifinin neden önemli olduğunu ve bu kitabın kadın erkek fark etmeden neden okunması gerektiğini yazmadan önce, ülkemizde kadınların yaşadığı sorunları biraz daha net anlamak adına öncelikle birkaç veri paylaşmak istiyorum


Dünya Ekonomi Forumu 2016 raporuna göre kadın ve erkeğin iş hayatında eşit temsili için 117 sene gerekiyor. Yine Dünya Ekonomik Forumu tarafından her yıl yayınlanan Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporuna göre; Türkiye, kadın - erkek eşitliğinin varlığı bakımından 135 ülke arasında 124'üncü sırada yer alıyor. Kadın nüfusunun 37,2 milyon olduğu Türkiye'de,15 yaşın üzerinde olup da çalışabilecek durumda olan kadın sayısının 27,9 milyon olmasına karşın çalışan kadın sayısı sadece 7,6 milyonda kalıyor. Rakamlardan da anlayacağınız gibi, Türkiye'de kadının çalışma hayatına girmesinin önünde günümüzde bile çok büyük engeller olduğu anlaşılıyor. Kadınlar ülkedeki iş gücünün % 29,5 'luk kısmını oluşturmalarına rağmen, üst kademe yöneticisi olarak çalışanların oranı sadece % 1 gibi komik bir rakam! ( 2011 verileri )

Kadınların iş gücüne katılım oranı 1990 yılında yüzde 35’ken, Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla konuşma yapan siyasetçilerimizin '' en az üç çocuk '' gibi kadını sadece doğuran ama başka da bir işe yaramayan bir mahluk olarak gördüğü günümüz Türkiye’sinde ise 2016 yılı verilerine göre bu oran yüzde 24’e gerilemiş durumda.

Veriler bir yanda durursa Türkiye'de çalışan kadın olmak demek:

- Eşin, ailenin ve çevrenin 'çalışmanın ne gereği var?' baskılarına karşı her gün direnmek demektir.
- Hayatı bir gün öncesinden planlamak, prova etmek demektir: çocukları, işi, eşi, anneyi-babayı, akrabaları, işi, ev işlerini, yemeği istisnasız her gün bir sonraki gün için planlayıp, prova etmek demektir.
- Kendisiyle aynı işi yapan erkeklerden daha az maaş almak zorunda olmak demektir.( hepiniz oradaydınız be! )
- Bütün ev işlerini de tek başına sırtlanmak demektir. Çalışan kadın olmak bir tercihtir ve bu tercih çoğu zaman "ev işlerini ihmal etmemek" kaydıyla yapılır. Hayatın müşterek olması ne yazık ki kadın çalışıyorsa rafa kalkar. iş yerinde 8 saat mesai yapan kadından bu saatlerin dışında kalan sürede evin temizliği, yemek, çocukların bakımı, ödevi, vb. konuları da halletmesi beklenir.
- Sürekli olarak kazandığı parayı temizlikçiye, bakıcıya verdiği eleştirilerine maruz kalmaktır. Çalışıp da bunu duymayan kadın yoktur sanırım!
- Yaşanan her sıkıntının çalışıyor olmasına bağlanmasını sineye çekmek zorunda kalmak demektir.
- Kariyerinde ilerlemesinin altında mutlaka başka sebepler aranmasıdır. Kitaptaki karakterin de sık sık maruz kaldığı bu iğrenç ithamlarla da her birimiz tek tek uğraşmak zorundayız. Ne kadar farkındasınız bilmiyorum.
- Hamile kalınca işte çıkarılma, hamile kalabilir diye işe alınmama tehlikesi yaşamak demektir.
- Sürekli olarak evinle yeteri kadar ilgilenmiyorsun suçlamalarıyla yüz yüze gelmektir
- Anne olunca çalışmayı bırakması demektir
- İş ile ilgili çıkan her sorunun kadın olmasına bağlanmasına alışmak zorunda kalmaktır
- Çalıştıkları için erkeklerin iş bulamamasından yakınılmasını duymazdan gelmektir. Evet bunu hükümetin en aklı başında bakanı olarak bildiğimiz biri bile işsizliğin sebebi olarak söyledi televizyonda. Bu kulaklar neler duydu bir bilseniz!
- Kadının çalışmasının günah olduğu, kadının çalışmaması gerektiği fikirleriyle mücadele etmektir. Yani bu zihniyet için söyleyebileceğim bir şey yok cidden. Kadın çalışmasın, aç kalsın, para için bir başkasına muhtaç olsun diyen mantığa nasıl bir argümanla, ne anlatabilirsiniz ki?! Ya da anlatsanız bile o kalın kafası anlattıklarınızın ne kadarını alır ki?!
Hamile kadınların sokakta dahi gezmesine olumsuz yaklaşan kafaların çalışan kadınlara kustuğu kin ile mücadele etmek, işe giderken üzerine yapışan suçlayıcı gözlere direnmek, işte bunlar hayatımızı cehenneme çeviren ayrıntılar. Bir kadının çalışmasının günah olduğunu savunanlara kendini anlatmaya çalışmak boş bir çaba bana göre. Muhayyilesi abaküsü ancak bir adım aşabilmiş zihniyetteki insanlara ne anlatabilirsiniz ki! Allah bunların ömründen alıp nesli tükenmekte olan hayvanlara versin, en azından dünyaya daha fazla katkıları var o hayvanların.


Her üç kadından birinin 18 yaşın altında evlendirildiği bu ülkede, çocuk gelin rakamlarının korkunçluğunu anlatmaya benim sinirlerim dayanmıyor. Devletimiz de sağ olsun bu sorunun önüne geçmek yerine, meclisteki baronlarına ısmarladığı sübyancı yasalarla bunu normalleştirmeye çalışıyor!

Türkiye’de kadınların yüzde 38’i yaşamlarının herhangi bir döneminde fiziksel veya cinsel şiddetten birine maruz kalıyor. Geçen yıl erkek şiddeti nedeniyle en az 294 kadın yaşamını yitirirken, mağdurların yüzde 89’u yaşadığı şiddet sonrası herhangi bir kuruma başvurmuyor...

Neden başvuramıyor? Çünkü mağduru koruması gereken hukuk sistemimiz, onların yerine yasada nasıl açık bulurum da taciz, tecavüz zanlılarını kurtarırım diye kendini adamış durumda. Üçüncü sayfa haberlerinde bunlardan binlercesini okuyabilirsiniz ama bakın size aklımda kalan bir tanesini yazayım: '' Kadın kendisini sürekli döven kocasından boşanmak için dava açıyor, sonra adam bir şekilde! eşini boşanmamaya ikna ediyor ve üç çocuğu olan çift bir otele yerlesiyorlar. Baba oteldeki tartışmada çocuklarının gözü önünde eşinin başında şişe parçalıyor ve kırık camlarla karısının yüzünü kesiyor. Peki mükemmel savcılarımız ne yapıyor? Bu CANAVARI serbest bırakıp çocukları da bu canavara veriyor. '' Ne kadar korkunç dimi?

Rakamlar tecavüzün, tacizin ne kadar korkunç oranlarda olduğunu kör göze parmak sokarcasına gösterse de, bunun bir de muhtaç olduğu ya da canı tehlikede olduğu için boşanamadığından her gece nikahlı kocasından tecavüze maruz kalan kadın yönü var.
Mesela kitabın bir yerinde bununla ilgili şöyle bir diyalog geçiyor: " sevmediğim halde sırf parası için bir erkeğin altına yatsaydım asıl orospuluk o olurdu " bu sözlere de şöyle karşılık veriliyor: " nikahlı kocan ayol " bu cevap esprili gibi görünse de, maalesef bu ülkedeki evli kadınların çoğunun içinde bulunduğu durumun genel bir özetidir. Sevginin ve saygının bittiği bir evliliği, karşı tarafa muhtaç olmadığın için bitirebilmektir özgürlük. Maddi anlamda birilerine bağımlı olmak zorunda kalmadan sırf sevdiğin için biriyle beraber olabilmektir özgürlük. Salt geleceği güvence altına almak düşüncesiyle, maddi kaygılarla " nikahlı " da olsa bir adamın altına yatmak zorunda olamamaktır özgürlük.

Anlatabileceğim binlerce sorun, binlerce örnek var ama bir incelemeye sığdıramayacağım için bunu kitaba bırakıyorum.

Genel olarak beğendiğim, özellikle kadın-erkek meselelerine getirdiği farklı bakış açısı nedeniyle mutlaka okunmasını tavsiye ettiğim bir kitap.

Gelelim bana göre kitabı düşüren kötü yönlerine:

Kitabın aşırı feminizme kaçan bazı yönleri var ki, ayakları yere basmıyor. Türkiye'de kadının çok daha derin, büyük acıları varken yazarın anlattıkları bunların yanında biraz havada kalıyor. Yaşadığımız sorunları yüzeyselliğe indirgiyor. Özellikle başrol karakterimizin aşırı uçlarda yaşadığı psikolojik sorunları, kitabı kadın haklarını savunma bağlamından koparıyor. Ama kitabın hikayesinin ve anlattıklarının yanında bunlar yine de küçük kusurlar. Kitaba çok bir şey kaybettirmiyor yani.

Velhasılı kelam: Bu kitabı okuyan bir kadınsanız güçlü olmanızı, bir başkasına muhtaç aciz bir varlık olmamanızı, eğer bir erkekseniz de çevrenizdeki kadınları bu tarz dayatmalarla bir şeylere mecbur etmemenizi diliyorum...

Bununla ilgili bir de konuşma verip konuyu iyice pekiştirelim:
Ben Bir Kadınım! | Feyza Altun | TEDxIstanbul; https://www.youtube.com/...deFof81xKs&t=24s


Son olarak çok güldüğüm ve kitaptaki enteresan bakış açısını anlatan bir diyaloğu yazarak bitiriyorum incelememi. Lütfen kadınlarınıza, kızlarınıza iyi davranın, onları sevin, özellikle babaysanız kızlarınızdan sevginizi eksik etmeyin ki o sevgiyi önüne gelen insanda aramak zorunda kalıp da hayatını bitirecek hatalara kalkışmasınlar.

“erkekler de baba oluyor, onların da altlarından kan geliyor mu?”
“hayır gelmiyor, çünkü onların karnında yumurta oluşmuyor. ama kızım onlar da bebeklikten çıkınca sünnet oluyorlar ya. geçen yıl mustafa’nın kardeşinin sünnetine gitmiştik ya.”
bu iyi işte. “anne ben kanayınca, bana da öyle hediyeler falan gelecek mi?”
“…gelmeyecek kızım. çünkü bunu kimseye söylemeyeceğiz. gizli gizli olacaksın, kimseye hissettirmeden bitireceksin.”
“neden onlar büyüdüler diye düğün yapıyorlar, hediyeler alıyorlar, biz büyüyünce neden kimse bilmiyor, hediye getirmiyor?”
“öff… yeter artık yahu. ayıp canım. artık adet gördük diye de hediye mi gelirmiş. senin alt tarafından kime ne?”
“sünnette ne oluyor peki, pipi alt tarafta değil mi? pipileri kesiliyor diye bize ne? anne, ben adet filan olmayacağım. olursam da büyüdüğümü herkese ilan edeceğim. bütün arkadaşlarımı çağırıp pasta yiyeceğim. hediyeler alacağım. yetti artık be, yetti artık. ayıpsa neden kanıyoruz. kanamak kadın olmaksa neden ayıp? yetti artık anne yetti artık. eğer olursam, göreceksin bak adet olduuum diye herkese bağıracağım.”
“yeter kızım sus, bağırma, ayıp ayıp…”

Bu kitabı henüz 13 yaşımdayken kütüphanede ismi dikkatimi çekti diye alıp okumuştum.'' Allah Allah neden kadının adı olmasın ki?'' dediğimi unutmam. Yine raflarda gezerken ''Bu kitabı iki kere okurum işte.'' diyerek bir anda aldım. O zaman kopuk kopuk okumuş olmalıyım ki bu ikinci okuyuşumda neler neler kaçırdığımı fark ettim. Altını çizdiğim ve hayatımda da savunduğum oldukça fazla cümlenin varlığı Duygu Asena'ya olan hayranlığımı arttırdı.

Kitaba gelirsek: kitap boyunca adı verilmeyen kadın karakterimizin küçük bir kız olduğu yıllardan başlayıp yaşadığı onca olaylar neticesinde adeta kendi kendini baştan yaratması, güçlü, bağımsız, boyun eğmeyen, her anlamda istediğini şeyi yapan, kadınların da böyle olması gerektiğini savunan bir kadına dönüşmesini anlatıyor. Bu konuda kadınlara çok iş düşüyor bunu da yazar: '' İnsanların tümünde kendinden güçsüz gördüğü birini ezmek, ona buyurmak dürtüleri var ve ne yazık ki güçsüzler ordusu kadınlar. Eğer ilk buyurmada, ilk kısıtlamada, ilk tokatta hayır diyemezseniz, bunlar sürer gider. Ama kararlı bir hayır pek çok şeyin çözümü olacaktır.'' sözleriyle açıklamış. Bu durumun olması için ekonomik anlamda kadının özgür olması gerektiğini de kitap boyunca durmadan çalışıp ayakları üstünde duran kadın karakterimiz üstünden vurgulamış. Ben her kadının okuması gereken bir kitap demek yerine, herkesin okuması gereken bir kitap olduğu kanaatindeyim. Keyifli okumalar dilerim.

duygu asena ismini feminizmle birlikte duymuştum. kitabının adı ilgimi çekmişti, okuduğum zaman kadın olmanın ne kadar zor bir şey olduğunu daha iyi anladım. bir yerden sonraysa erkek olduğum için utanmaya başladım. bir kadın olarak kitabı okusaydım bütün erkeklerden nefret ederdim herhalde. etkileyici, sarsıcı bir kitap

YURDANUR ARICI 
23 Eyl 22:32 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bir kadın olarak geç okuduğum için kendime kızdım. Her kadının hatta her erkeğin okuması gereken bir kitap. Hani erkekler hep kadınları anlamadığından dert yanıp durular ya bence bu kitabı okuduklarında bence biz kadınları anlamaya başlayacaklar

M.Y. 
15 Eki 2016 · Kitabı okudu · 6 günde · 7/10 puan

Duygu Asena, çocukluğumda televizyonda veya gazetelerde gördüğüm, feminist ve o zamanlar neden bu kadar tartışıldığını anlamadığım bir yazardı. Kitabı okuduktan sonra neden bu kadar tartışıldığını gayet iyi anladım. Kitaptaki düşünceler bugün bile dile getirildiğinde (Gerçi bu zamanda dile getirilmesi daha çok tepki çeker. Artık görünüşte daha muhafazakar bir toplumuz.) baya tepki çekip tartışılacak yapıda. Kitabı okumadan önce bu kadar sert ve net bir feminizm beklemiyordum. Yanlış anlaşılmasın; sert feminizmden kastım erkek düşmanlığı değil. Kitapta ifade edilen feminizm tam, koşulsuz bir özgürlüğü ifade ediyor. Öyle ki çocuk yapmayı, evlenmeyi bile bu özgürlüğe karşı bir darbe olarak görüyor. Kitaptaki çoğu düşünceye katılıyorum ama adı olmayan kahramanın yanlış olan bir şeyleri başka yanlışlarla aşk kılıfına sokarak düzeltmeye çalışmasını ve evlenip aile olmayı bile zincire vurulma olarak görmesini doğru bulmadım. Duygu Asena kitapta baya uç noktalarda olan bir aile yapısı çizmiş. Bu açıdan bence feminizme destek yerine zarar veren bir yaklaşım olmuş. Sadakatsizlik, aşka dayandırılıp ve özgürlük olarak gösterilerek sevimli bir hale gelmiyor. Yine de çoğu düşüncesinde hala haklı ve kitabın yazıldığı zamandan bu yana kadının hala adının olmaması üzücü.

Gonca Çiftçioğulları 
19 Haz 00:03 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Yillar önce okumustum. Gercekten ilgi cekici bir kitap. Her ne kadar feminist bir düşünceye sahip bir yazar tarafindan yazılmış olsa da bir hayli gerçek olgular var.

BARAN 
 10 Nis 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

Türkiye'de popüler kültürle birlikte ‘’Feminist’’ akım da hızla yayılmaya başlamış, Duygu Asena da şüphesiz, bu akımın öncülerinden biri olmuştur. ‘’Kadının Adı Yok ‘’ adlı romanında da, Aileleri, eşleri, sevgilileri , iş arkadaşları tarafından ezilen, hor görülen, cinsel obje gözüyle bakılan kadınların sorunlarını romanında "Adsız bir Kadın" üzerinden anlatmış, adeta kadınların sesi olmuştur. Kadın erkek ilişkilerinde kadının her zaman güçlü olması, kendi ayakları üzerinde durabilmesi, hiç kimseye bağlı olmaması, güven sorunu olmadan, özgürce yaşaya bilmesi gerektiğine vurgu yapmıştır. Roman sade ve akıcı bir dille yazılmıştır. Bana göre, bu kitap her kadının başucu kitabı olur diyebilirim. Tavsiye ederim

Ayşen BÜLBÜL 
12 Eyl 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Lisedeyken içimdeki kadının toplumdaki yeri tartışmaları yeni yeni oluşmaya başlarken okuduğum bir kitap. Kadının yerini bırak adı dahi yok dedirten bir kitap.

Simge 
29 Tem 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Kesinlikle her kadının,her erkeğin okuması gereken bir kitap.Duygu Asena kitabın adına ''Kadının Adı Yok'' demiş, evet gerçekten de kitaptaki kadının adı yok! Sokakta,evde,iş yerinde,okulda,arkadaş ortamında her yerde var bu kadınlar her yerde varız.Önce baba baskısı , ardından koca baskısı , sonra iş hayatında mobbinglere maruz kalan kadınlar... Bir de üstüne diğer kadınların baskısı...Kadın olmayı en güzel şekilde anlatmış bu kitap.Yazacak, anlatacak o kadar şey var ki kitap hakkında ama okumanız çok daha etkileyecektir.

2 /

Kitaptan 59 Alıntı

Kimse kimseden birşeyler istememeli,beklememeli.Hele değişmesini hiç.Bilmiyor musun ki ben değişirsem, senin sevdiğin ben değilimdir artık ve sonra beni sevmezsin.

Kadının Adı Yok, Duygu AsenaKadının Adı Yok, Duygu Asena
BARAN 
10 Nis 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Anlamıyor musunuz siz, kendim olmak istiyorum, kendi adımla anılmak istiyorum ve erkeklerden, evlilikten yalnızca dostluk bekliyorum. Dostluk da saygıda eşitlikle olur, anlamıyor musunuz,eşitliğin olmadığı yerde ikisi de yok.

Kadının Adı Yok, Duygu Asena (Sayfa 145)Kadının Adı Yok, Duygu Asena (Sayfa 145)
İlknur Akça 
21 Ağu 22:59 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Mutlu olmadığın ortamdan kaç git. Bunun için de güçlü ol, kendi kendine yet.

Kadının Adı Yok, Duygu AsenaKadının Adı Yok, Duygu Asena
D.Şehnaz 
27 Ağu 21:14 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Değişen ve hiç hoş olmayan bir şeyler başladı ama ne?

Kadının Adı Yok, Duygu Asena (Sayfa 8 - DOĞAN KİTAP)Kadının Adı Yok, Duygu Asena (Sayfa 8 - DOĞAN KİTAP)
D.Şehnaz 
27 Ağu 21:15 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Arkadaşlarımın babaları oğullarına sürekli "Erkekler ağlamaz" diyorlar; bunu dediklerine göre ağlamak doğru değil. Peki ama ağlamak iyi bir şey değilse neden kızlara yasak değil?

Kadının Adı Yok, Duygu Asena (Sayfa 14 - DOĞAN KİTAP)Kadının Adı Yok, Duygu Asena (Sayfa 14 - DOĞAN KİTAP)
Stefan 
 23 Tem 14:12 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Masallar, Romanlar... Filmler... Dört duvar arasında mutluluk simgesi kadınlar, donuk bakışlı, gülümsemesiz anneler...

Kadının Adı Yok, Duygu Asena (Sayfa 69 - DK)Kadının Adı Yok, Duygu Asena (Sayfa 69 - DK)
D.Şehnaz 
27 Ağu 21:17 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Birisini zorlarsan, en doğal isteklerine, karşı çıkarsan, "Hayır" dersen, o iş o birisi için çok büyük önem kazanıyor. Yapacağım diye sonuna kadar gidiyor.

Kadının Adı Yok, Duygu Asena (Sayfa 53 - DOĞAN KİTAP)Kadının Adı Yok, Duygu Asena (Sayfa 53 - DOĞAN KİTAP)
Stefan 
06 Ağu 16:33 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

"Artık hiçbir şey için savaşmayacağım. Artık yaşam boyu mutlu olamayacağımı biliyorum. "

Kadının Adı Yok, Duygu Asena (Sayfa 192)Kadının Adı Yok, Duygu Asena (Sayfa 192)
BARAN 
10 Nis 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Sevmek mi insanı bağlı kılan? Acımak mı insanı sinirlendiren? Kısıtlanmak mı insanı sevgisizliğe iten? Özgür ve bağımsız olmak için, bir canlı, bir tek canlı bile olmamalı insanın yaşamın da? Özgürlüğün bedeli bu mu? Bu yalnızlık mı?

Kadının Adı Yok, Duygu Asena (Sayfa 129)Kadının Adı Yok, Duygu Asena (Sayfa 129)