Kadınlar Otobüsü

·
Okunma
·
Beğeni
·
81
Gösterim
Adı:
Kadınlar Otobüsü
Baskı tarihi:
Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
304
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052494424
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dorlion Yayınevi
Gülsün yorganını öyle çekiştirmişti ki, Kadir kımıldayıp homurdanınca kendine geldi. Sıkıca tutunduğu şey tahta değil yorgandı ama elleri acımış, bütün vücudu soğuk suda beklemiş gibi üşümüştü. Yarı uykulu yarı uyanık, hayal ile rüya arasında bir yerlerdeydi.

Fulya’nın popüler bilim dergilerinde okuduğu bir araştırmayı hatırladı. Suyun içinde deri hücreleri yaklaşık yirmi dakikada açılıyor ve parmaklar buruşuyordu. Buruşmuş parmakların maddeyi tutması da kolaylaşıyordu. Su; parmaklarını yirmi dakikada, sudan sebeplerle yaşadığı şiddet de beynini yirmi yılda uyuşturmuştu işte.

Kuruyan boğazından nefes geçmiyor, ciğerlerine su kaçmış gibi öksürmek istiyordu. Kalktı, koca bir bardak suyu göğsüne döke döke içti. Salona geçti. Kafası yemek kitabının arasında sakladığı şu kanun metnine takılmıştı. Açıp baktı uykulu gözlerle; bir şey aradı. Tahtaya tutunma fikri nereden gelmişti aklına, hatırlamaya çalıştı. Yirmibeşinci madde, meşru savunma diye bir şeyler söylüyordu sanki kendisine.

Rüyası yarım kalmıştı, kâbus demek daha doğru idi. Mahkemeyi zihninde yaratıp filmi tamamladı.

“Hâkim Bey,” dedi. “Ben zaten yirmi yıl işkence çektim diye karşınızdayım. Siz bana, ilave bir yirmi yıllık ceza veriyorsunuz. Çektiğime saymanız gerekmez mi? İnsan, suçunun cezasını biri peşin biri vadeli olarak iki kez çeker mi? Bu Allah’tan reva mı, adalet bu mu?”
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
“Kadir’in baskıları arttıkça Gülsün’ün onu aldatması yoğunlaşıyordu.Hem öyle tehlikesiz bir aldatmaydı ki yaşadığı; Allah’tan ve kendinden başkasının ruhu bike duyamazdı.”Oh canıma değsin! Senden nefret ettiğimi sana belli etmiyorum. Sevdiğim için katlandığımı sanmaya devam et.” diye iç geçiriyordu yüzüne bakarken.”
Şenay Eser
Sayfa 121 - Dorlion
Gülsün kocasından aldığı izin bittiği saat itibarıyla evine dönmeyi başarmıştı. Komşular kapıda görüp koştular, üzüntülerini belirttiler. Gülsün ayaküstü, bütün durumu bir çırpıda anlattı onlara. Acilen çözüm bulmalıydı. Çalışması lazımdı ama Kadir izin vermiyordu. “Belki evde üretebileceği bir şeyler, örgü dikiş gibi, olabilir mi?” diye düşünenler oldu. Gülsün, çok iyi bilmese de bunların elinden geldiğini söyledi. Parayı annesinin bakımına harcayacağı için bu işleri de gizli yapacağını özellikle belirtti. O geceyi sıkıntıyla ve dua ederek geçirdi. Gün doğmadan neler doğardı.
Şenay Eser
Sayfa 113 - Dorlion
“Misafirler gittiğinden beri sessiz, munis duran adam arkasını dönüp öyle bir tokat patlattı ki Gülsün’e, kafası duvarda balyoz vuruşu gibi ses çıkardı. Sonra yere yığıldı zavallı, elindeki sigara bacağının altında kalıp tenini fazla yakmadan söndü. Kadir, alçak sesle ama hiddetle bağırmaya devam ediyordu: “İyileşmeyeyim mi yani, öleyim mi? Ben öleceğime sen öl. İyi mi böyle!”
Şenay Eser
Sayfa 70 - Dorlion
“Şiddet, kendini üstün varlık olarak görenlerin, güçsüzlere uyguladığı baskı ve zulümdür. Karşısındakini insan olarak eşit görenler şiddete başvuramazlar. İşte bu anlayışı yerleştirirsek dünyaya örnek olur, şiddetin yeryüzünden kalkmasını sağlarız bir gün.” diyordu.
Sözlerindeki “bir gün” ifadesi Aylin Hanım’ın ağzından biraz ümitsizce mi çıkmıştı ne; çok uzaktaki bir gün gibi hissettiriyor, insanın hevesini kırıyordu biraz.

Kadınlar Otobüsü, Sayfa 275
Şenay Eser
Sayfa 275 - Dorlion
Koca koca hukuk kitaplarına baktı, sayfalarını parmaklarından akıttı. Okuduğu bölümün derslerinden dolayı konu başlıklarına aşinaydı. Yukarıda parlak ciltli bir kitap dikkatini çekti. Adı, Kadın Cinayetleri idi. Kapak tasarımı bir acayip göründü gözüne. Kitabın adıyla uyumlu değildi. Kan, cinayet falan yoktu; mutlu bir kadın ve erkek resmi bir kalp şeklinin içine konulmuştu. Kalbin dış kısmı oldukça parlak, göz alıcı ve alacalı renkteydi. En altta bir çizgi çizilmiş, çizgi altında şu not yazılıydı: “Devletin ve Toplumun Yeteri Kadar İlgisini Çekemeyen Bu Konunun Kitabı İlgi Çeksin İstedik, Böyle Parlak Boyadık.”
Şenay Eser
Sayfa 116 - Dorlion
Aynı gazetelerin üçüncü sayfalarında erkek şiddeti haberleri vardı her günkü gibi. Ne kadar yaratıcı ve özgün çözümler sunuyorlardı insanlığa erkekler, karılarına hadlerini bildirirken. Sevdiği kadına bazen en özgün evlenme teklifini yapmak için yarışan bu insan cinsi daha sonra karısını, genellikle yine çok sevdiği için, hep farklı yöntemlerle cezalandırmaya çalışıyordu.
Sf.103
Şenay Eser
Sayfa 103 - Dorlion
Babalarının aniden gidişi yaralamıştı evdeki iki küçük kalbi. Annesi zaten yalnızdı. Kocası ara sıra eve uğrasa da ev halkıyla aynı masada yemek yediği günler sayılıydı; o nedenle yokluğunu hissetmeyecekti Nuriye Hanım. Ya da öyle söylemişti başlarda, gururundan. Onun tek sıkıntısı geçim meselesi olacaktı ki erkek kardeşi onları aç ve açıkta bırakmazdı. Ama iki küçük kalp çok yaralanmış, onlar büyürken kalplerindeki yaraları da büyümüştü. Kadir ve Müjgân, babalarıyla aynı çatı altındayken onun ilgi ve sevgisini hiç görememişlerse de “Belki bir gün, biz de sığınabiliriz çınarın gölgesine, yaslanabiliriz başkaları gibi baba ağacına…” diyerek her sabah ümitle uyanmışlardı. Babalarının uzaklara gittiğini öğrendikleri o gün bu ağacın temelli yıkıldığını görüp perişan olmuştu ikisi de. Müjgân, babasını umutla beklemeye devam etti kısa hayatında. Kadir ise yaslanmak istediği ağacın bir daha yeşermeyeceğini fark etmiş, rehbersiz kalmıştı hayat mücadelesinde. Müjgân, abisine yaslanabilirdi nasıl olsa; annesi de dayısına. Kadınların mutlaka bir erkekle birlikte var olabilecekleri bakışı toplumsal bir içgüdü olarak doğuştan yerleşmişti benliklerine.
Babasının annesine şiddet uyguladığını gözleriyle görmemişlerdi. Ama Nuriye Hanım bazı sabahlar yataktan şiş gözlerle kalkıp gün boyu ağlar, yüzünde veya vücudunda morluk ya da kırmızılık olsa da çocuklara hep karnının ağrıdığını söylerdi. Böyle zamanlarda çocukların daha fazla suçu olurdu annelerinden dayak yiyecek, nedense… En büyük sorun kıskançlıktı anladıkları kadarıyla. Oysa karısını yan komşuya bile göndermeyen adam kafasına esince başka kadına nasıl da gitmişti? Nuriye Hanım rahat edebilmiş miydi sanki? Uzaktan takip edip “Bir yamuğunu görürsem, n’apacağımı kendisi iyi bilir...” diye binlerce kilometre öteden iletirdi tehditlerini.
Sf.91
Şenay Eser
Sayfa 91 - Dorlion
Evlenmekle elde edeceğini sandığı istediklerini yapma özgürlüğü hayal olmuş, şimdi asıl özgürlüğün, istediklerini düşünmek, söylemek ve içinden geldiği gibi tepki verebilmek olduğunu kavramıştı. Gülmek, ağlamak, konuşmak için başkasından izin almak zorunda olacağı, aklına gelecek en son şeydi. Eski hayatına dönmek bu yüzden elbette çok işine gelirdi. Yalnız, o cümledeki “boşa bakalım” ifadesinin bir tehdit olduğunu da algılayabilecek durumdaydı. Bu üstü kapalı tehdidin neler içerebiliyor olacağını tahmin edemiyordu. Hayatını daha çok karartacak şeyler yapabilirdi kocası ama ne yapardı mesela? Aklına gelmiyor, bilemiyordu. Bilemediği için de daha çok korkuyordu.
Sf.86
Şenay Eser
Sayfa 86 - Dorlion
Derneğe yeni başladığı günlerin birinde yağmurlu ve kapalı bir havaya rağmen güneş gözlükleriyle yardım istemeye gelen Mehtap’ı hatırladı. Aralarındaki kısa diyalogu aklından çıkaramıyordu o günden bu yana. Gözlüklerinin ardındaki mordan kırmızıya değişen renk tonlarıyla çerçevelenmiş gözlerinin yaşlarını silmeye çalışırken;
“Şiddet ancak ölümle biter bu ülkede!” demişti.
“Ne demek şimdi bu, katil mi olacaksın?”
“Yok, ben Allah’tan korkuyorum ama ya o ya ben ölmedikçe kurtuluş yok!”
Mehtap’ın sesindeki çaresizlik Gülsün’ün bedenine saldıran bir virüs gibi yapışmıştı o an; hızla çoğalıyor, beyninin içinde koloni kuruyordu. Her şey boş görünmüştü, her ümit anlamsız. Ne kendi çabası kendisini kurtarmaya yetecekti, ne de dernek, devlet, din, eğitim, insanlığı bu beladan kurtarabilecekti. Gülsün, Mehtap’ın bu tek cümlelik hükmünden dehşete düşmüş, içindeki geleceğe yönelik birkaç umut kırıntısı da eriyip gitmişti o gün.
Sf.232
Şenay Eser
Sayfa 232 - Dorlion

Kadınlar otobüsündeydi, içerisi tıklım tıklım doluydu. Tanıdık yüzlere rastladı. Mehtap en öndeydi. Gözlüklerini çıkarmıştı, yüzü gözü perişan hâlde ağlıyordu. Pencereden, kendisine tehditler savuran, zayıf, çelimsiz ama gözleri cüssesinden büyük bir adama tepkisiz bakıyordu. Kayınvalidesi oğlunun arkasına gizlenmiş sırtına elleriyle destek veriyordu. Arka sıralara doğru yürüdü. Maide’yi tam kapıdan içeri girecekken görüp üzerine atladı. Çığlık çığlığa bağırıyordu.
“İn aşağı Maideciğim çabuk!”
“O da ne?” dedi. Maide’yi aşağı atarcasına itekledikten sonra Merve öğretmeni görmüştü. Ağlıyordu. Kocasını başka kadınla yakalamış olmasının bedelini ödeyecekti. Diğer yüzlere göz gezdirdi. Ümitsiz ve çaresiz bakışların arasında eriyip gittiğini hissetmekteydi. Otobüs yavaş yavaş uçurumdan aşağı kayarken dışarıda, ön tarafta, birkaç polis memuru kaportaya abanmış otobüsü durdurmaya çabalıyordu. Güçleri yetmedi, büyük bir gürültü yankılandı gökyüzünde. İnsanlık bir kez daha can çekişmekteydi.
Sf. 270
Şenay Eser
Sayfa 270 - Dorlion
Kadınların kırılan kolu, bacağı, kanayan bir yeri, görünür bir yarası varsa “İşte şiddet!” deniyordu da aşağılanmış, sindirilmiş, korkutulmuş, en sevdiklerinin ölümüyle tehdit edilmişlerse eğer, görünürde bir şiddet yoktu.
“Dur bakalım hele! Daha öldürmedi ya…” diyordu bıyıklı iklim.
KADINLAR OTOBÜSÜ Sayfa 268
Şenay Eser
Sayfa 268 - Dorlion
“Ahh kadınlar! Sizde kabahat yok mu?” diye iç geçirebildi sadece. “Masum birer yavru olarak kucağınıza aldığınız insancıkların bu hâle gelmelerinde sizin payınız yok mu? Siz kızlarınıza sizin gibi yaşamayı ve sadece katlanmayı kader, oğullarınıza da babaları gibi sınırsız sorumsuz olmayı soyaçekim olarak göstermediniz mi?”
KADINLAR OTOBÜSÜ Sayfa 229
Şenay Eser
Sayfa 229 - Dorlion

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kadınlar Otobüsü
Baskı tarihi:
Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
304
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052494424
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dorlion Yayınevi
Gülsün yorganını öyle çekiştirmişti ki, Kadir kımıldayıp homurdanınca kendine geldi. Sıkıca tutunduğu şey tahta değil yorgandı ama elleri acımış, bütün vücudu soğuk suda beklemiş gibi üşümüştü. Yarı uykulu yarı uyanık, hayal ile rüya arasında bir yerlerdeydi.

Fulya’nın popüler bilim dergilerinde okuduğu bir araştırmayı hatırladı. Suyun içinde deri hücreleri yaklaşık yirmi dakikada açılıyor ve parmaklar buruşuyordu. Buruşmuş parmakların maddeyi tutması da kolaylaşıyordu. Su; parmaklarını yirmi dakikada, sudan sebeplerle yaşadığı şiddet de beynini yirmi yılda uyuşturmuştu işte.

Kuruyan boğazından nefes geçmiyor, ciğerlerine su kaçmış gibi öksürmek istiyordu. Kalktı, koca bir bardak suyu göğsüne döke döke içti. Salona geçti. Kafası yemek kitabının arasında sakladığı şu kanun metnine takılmıştı. Açıp baktı uykulu gözlerle; bir şey aradı. Tahtaya tutunma fikri nereden gelmişti aklına, hatırlamaya çalıştı. Yirmibeşinci madde, meşru savunma diye bir şeyler söylüyordu sanki kendisine.

Rüyası yarım kalmıştı, kâbus demek daha doğru idi. Mahkemeyi zihninde yaratıp filmi tamamladı.

“Hâkim Bey,” dedi. “Ben zaten yirmi yıl işkence çektim diye karşınızdayım. Siz bana, ilave bir yirmi yıllık ceza veriyorsunuz. Çektiğime saymanız gerekmez mi? İnsan, suçunun cezasını biri peşin biri vadeli olarak iki kez çeker mi? Bu Allah’tan reva mı, adalet bu mu?”

Kitabı okuyanlar 2 okur

  • Kerem Eser
  • Azade Kemaller

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (1)
9
%50 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0