1000Kitap Logosu
Kadınlar Ülkesi
Kadınlar Ülkesi
Kadınlar Ülkesi

Kadınlar Ülkesi

OKUYACAKLARIMA EKLE
7.6
1.316 Kişi
3.245
Okunma
872
Beğeni
24,2bin
Gösterim
216 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 6 sa. 7 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · İthaki Yayınları · 2 Kasım 2018 · Karton kapak · 9786053758723
Orijinal adı
Herland
Diğer baskılar
Kadınlar Ülkesi
Kadınlar Ülkesi
Kadınlar Ülkesi
Herland
“Kadınlar Ülkesi kadınların neler yapabileceğini incelik ve zarafetle anlatan, gülümseten bir ütopya.” —Marge Piercy “Altın Çağ bilimkurgularının tadını veren ve günümüzde hâlâ geçerliliğini koruyan bir eser.” —Joanna Russ Charlotte Perkins Gilman yaşadığı dönemin önde gelen hümanistlerinden ve kadın hakları savunucularından biri olmasının yanında feminist edebiyatın en önemli erken dönem temsilcilerinden. Yazıldıktan yaklaşık 65 sene sonra kitap formatında yayımlanabilen Kadınlar Ülkesi ise feminist ütopyanın ilk örneklerinden.
7 mağazanın 21 ürününün ortalama fiyatı: ₺20,76
7.6
10 üzerinden
1.316 Puan · 266 İnceleme
Kayaberk İpek
Kadınlar Ülkesi'ni inceledi.
216 syf.
·
3 günde
·
9/10 puan
Her Başarılı Kadının Arkasında Bir Kadın Vardır
Amerikan sosyolog, yazar ve aktivist bir feminist olan Charlotte Perkins Gilman’in 1915 yılında kaleme aldığı ütopik feminist eseri Kadınlar Ülkesi bana göre devrimsel bir şaheserdir. Nedenine gelecek olursam, 21. yüzyılda dahi ‘’feminizm’’ kelimesinin çoğu odalarda ‘’soğuk rüzgârlar’’ estirdiği reddedilemeyecek bir gerçektir. Buna rağmen, 100 yıl öncesinin toplumu göze alındığında Gilman’in eserlerinde sergilediği tutum bana kalırsa ayakta alkışlanacak niteliktedir. Yazdığı eserlerde dönemin toplumunu eleştirmiş ve kadın haklarını daimi savunmuştur. Gilman ‘’The Woman and Economics’’ eserinde, kadınların, para kazanan erkeklere ‘’doğal’’ olmayan bağımlılığını eleştirmiş ve ekonomik bağımsızlığın önemi üzerine fikirlerini sunmuştur. Şüphesiz ki bu kitabında öne sürdüğü felsefeyi, Kadınlar Ülkesi’nde kurduğu hayali dünyada hayata geçirdiğini görmek mümkün. Bu ülke, sadece kadınların ve genç kızların ülkesi. Kontrolünü kaybetmişçesine kozmetik ürün havuzuna dalmayan kadınların ülkesi. Ataerkil zihniyetin görüşlerinin tam tersinin olduğu bir ülke. Diğer bir deyişle zamanımızın tam tersi. Simone de Beauvoir, İkinci Cinsiyet eserinde şöyle der: ‘’Kadınlar dünyanın şekillendirilmesinde rol oynamaya başladığı halde, bu dünya hâlâ erkeklere ait bir dünyadır.’’ İşte bu dünyanın tepetaklak olduğu bir ülkedir Kadınlar Ülkesi. Üç ana karakterimiz mevcut; Vandyck, Jeff ve Terry. Bu erkekler bir keşif gezisi sırasında birlikte oldukları gruptan ayrılarak, erkekler için ‘’ölümcül’’ olabilecek Kadınlar Ülkesi’ne gitmeye karar verirler. Buradaki düzeni, birliği ve neşeyi görünce gözlerine inanamazlar. Burada mutlaka erkeklerin de yaşadığını iddia ederler. Ama gelgelelim ki bu ülkede erkek yoktur. Aslında önceleri normal, sıradan bir ülkedir burası fakat çeşitli zorluklar, savaşlar vesaire derken erkekler yok olur. Ve bir kadın mucizevi bir şekilde hamile kalıyor, eşeysiz üreme ile hayatlarını idame ettirmeye başlıyorlar. Jean-Baptiste Lamarck’ın ‘’modifikasyon’’ teorisine benzer bir şekilde yeni bir nesil oluşturmayı planlıyor bu kadınlar. Anneliğin kutsal sayıldığı bu topraklarda, kadınlar kendilerini eğitime ve gelişmeye adamış durumdalar. Hastalıkları yok ettikleri için sağlık konusunda da bizden çok öndeler. Cinsellik deseniz, erkek olmadığından, böyle bir mefhum yok onlarda. Neredeyse 1 yıl kadar bu ülkede kalan üç arkadaş ve yaklaşık 600 yıldır kendi sosyal düzenlerine göre yaşayan kadınlar karşılıklı etkileşim halinde birbirlerine kendi dünyalarını ve merak edilenleri anlatıyorlar. Bizim dünyamızda kadının kocasının soyadını alması, cinsellik, bakire olma durumu, din ve hayvanlar gibi çeşitli konular hakkında konuşmalar geçiyor aralarında. Gilman bu konuşmalar esnasında ayağı yere sağlam basan tespitlerde bulunuyor ve başarılı bir şekilde ataerkil sistemi eleştiriyor. Bu üç erkek karakter, aslında erkekliğin üç farklı arketipini temsil ediyor. Vandyck sosyolog ve grubun ‘’düşünürü’’ rolünde. Jeff ise romantik bir doktor ve bitki bilimci. Bana göre en kilit karakter rolünü oynayan Terry ise kadın düşmanlığının vücut bulmuş hali, en amiyane tabir ile patriarkal bir vezir. Bu karakterin kişiliği ve söyledikleri üzerinde ayrıca durmak istiyorum. Misojinist Terry’nin en büyük özelliği çok zengin olması ve tabii ki kadını ‘’metalaştıran’’ söylemlerde bulunması. Örneğin: ‘’Sen gerçekten burada hiç erkek olmadığını mı sanıyorsun, seni saf? Mutlaka olmalı, anlamıyor musun?!’’ (sf. 45) ‘’Kadınların, yani bir grup kadının böylesine birbirine bağlı yaşaması olacak şey mi? Hepimiz biliyoruz ki kadınlar organize falan olamazlar, her şeyde atışırlar, ayrıca çok kıskançtırlar.’’ (sf. 85) Bunlar gibi birçok kadın düşmanlığı içeren sözler sarf ediyor, Terry. Ne kadar yanlış olsa da, günümüz toplumunda bu düşüncedeki insanlar maalesef ki hala oksijen israf etmekteler. Umarım eşitlikçi bir dünya sağlanana kadar, zaman makinası icat edilmez. Aksi takdirde Gilman’in bu zamana kadar gelip hâlâ bir şeylerin değişmediğini gördüğü zaman hissedeceklerini düşünmek bile istemiyorum. Kitabın sonunu ise sanki devamının olması gerekiyormuş hissiyatıyla bitirdim ve ardından yazarın diğer kitaplarına baktım. Bir de ne göreyim? Devam kitabı da varmış. Bizim Ülkemiz. Kadınlar Ülkesi’ni ve anaerkil düzenin güzelliğini bizimle paylaştıktan sonra, devam kitabında bizim dünyamızı da distopik bir şekilde ele alıyor Gilman. Gerçekten düşünmeye teşvik eden ve merak uyandıran konular. Eğer feminist ütopya okumak isterseniz mutlaka bu eseri okumalısınız. Ayrıca James Tiptree Jr.’nin 1976’da kaleme aldığı Houston, Houston Duyuyor Musun? eserini de Kadınlar Ülkesi’ni okuyup esinlenerek yazdığını düşünüyorum. Hem tematik açıdan hem de konunun işleyişi bakımından birbirlerine çok benziyorlar. Bu kitap da tavsiye edeceklerim arasında, gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz. :) Kendisini de incelemiştim, şuradan bakabilirsiniz: #121083269 Keyifli okumalar!
Kadınlar Ülkesi
OKUYACAKLARIMA EKLE
12
314
209 syf.
Erkeksiz bir kadın dünyası ütopyası...
Evrensel huzurun, iyi niyetin ve karşılıklı sevginin bulunduğu bir yer: Kadınlar Ülkesi. Bu ülkedeki kadınlar fiziksel olarak oldukça güçlüler. Sporda başarılılar. İyi kumaş dokuyup dikiyorlar. Aynı zamanda iyi dans ediyorlar. Soyadları yok bu kadınların. Hiçbirinin adı da birbirine benzemiyor. Klanlar ya da kliklerin olmadığı için bir bütün olarak, milyonlarca kadından oluşan bir aile biçiminde yaşayan bir kadın toplumu... Mitolojik öğelerle bezeli ütopik bir ülkede, dağların arasında kalmış bir ırk. Dağlar bu kadınların hiçbir yere gitmelerine izin vermiyor. Kimseyi de kadınların yaşadığı ülkeye sokmuyor. Sanki Ergenekon gibi, ne dersiniz? Ayrıca döllenmeden hamile kalan bir kadın ve ondan doğan milyonlarca kadından oluşan bir kadın nesli... Burada da dinin kullanıldığını görmek mümkün. Özetle mitoloji ile din harmanlanarak bir ütopik kurgu ortaya çıkarılmış. Özünde kadınların erkeksiz de yaşayabilecekleri vurgusu üzerine kurulu bu ütopyada uzun saçın sadece kadınlara ait bir kimlik göstergesi mi olduğu, kadınların da devasa kaleler inşa edebilip edemeyecekleri, erkekler olmadan bir düzen kurup kuramayacakları gibi konular ele alınıp sorgulanarak bunların hepsine "Kadınlar, tabii ki her şeyi yapabilirler!" cevabı verilmiş. Bu ülkede de kadınlar kedi seviyorlar. Bugünkü gibi :) Demek ki bu yüzyılların bir genetik kodlaması. Kitapta eşitlikçilik çok fazla vurgulanmış. Hayvanlar arası eşitlik bile dillendirilmiş. Burası çok fazla ve anlamsız olmuş. Çünkü iki farklı varlığın eşit olması mümkün değildir. Mesela bir papatya ile bir çam ağacı eşit olamaz; fakat ikisi de köklüdür, yapraklıdır, gövdelidir. Yani erkeklerle kadınların eşitliği üzerine çok fazla vurgu yapılması, bunun "kadınlar da fiziksel olarak güçlü olabilir ne var!" diye bir basitliğe indirgenmesi pek hoş olmamış. Ayrıca "korkacak erkek yok" diyor bir bölümde kitap. "O sebeple kadınların korunmaya da ihtiyaçları yok." Bu çok acımasızca. Sanki kadınların her birisi birer melake. Erkekler olmasa dünya bir cennet olacak... Bütün pisliğin ve kavganın, yoksulluğun, yoksunluğun, gürültünün sebebi erkeklermiş gibi... Çok fazla olmuş. Erkek düşmanlığı ile kadınseverlik birbirine karıştırılmış. Gene de iyi bir kitap. Ütopik bir kurgu olması, takibi de kolaylaştırıyor. Okunabilir...
Kadınlar Ülkesi
OKUYACAKLARIMA EKLE
21
Semih
Kadınlar Ülkesi'ni inceledi.
216 syf.
·
4 günde
·
8/10 puan
Sadece kadınların bulunduğu bir ülkede yaşamak ister miydiniz? Durun, öyle hemen cevaplamayın. O kadar da basit bir soru değil bu. Önce sorunun üzerinde düşünün, artılarını eksilerini tartın. Ve cevabınız hala olumlu ise, biletiniz Charlotte Perkins Gilman sponsorluğunda ücretsiz bir şekilde adresinize teslim edilecektir. İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 33. Kitap oldu. Kitapla ilgili bilgileri vermeden önce bu kez biraz yazardan da bahsetmek istiyorum. Çünkü bu kitabı tam olarak anlayabilmek ve çözümleyebilmek için yazarın düşünce yapısını bilmek gerekiyor. Charlotte Perkins Gilman, 1860 ile 1935 yılları arasında yaşamış ve yaşadığı dönemin önemli Hümanist ve Feminist yazarlarından biri olarak kabul edilen bir yazar. Gilman’ın düşüncesine göre, insan doğası istenildiği gibi yoğrulabilir, bu sebeple insanlar kendi kaderlerini kendileri belirlemelidir. Hiç kimse bir başkasının etkisiyle veya baskısıyla hayatını sürdürmemelidir. Bu düşünceden hareketle Gilman, özellikle de kadınların toplum tarafından(dolayısıyla erkekler tarafından) sokulmak istendiği kalıpları yok etmenin yollarını aramıştır. Nitekim yazmış olduğu Kadınlar Ülkesi isimli bu kitap da Gilman’ın erkeksiz bir yaşamın yollarını aradığını göstermektedir. Pek tabii Gilman da erkeksiz bir yaşamın sürdürülebilir olmadığını bilmektedir; ama böyle bir kitap yazarak ataerkil topluma adeta meydan okumuştur. Bunu yaparken de mizahı kullanmayı ihmal etmemiştir. Kitaptaki birçok diyalog Gilman’ın kadın-erkek ilişkilerine mizahi bir bakış açısıyla baktığını gözler önüne sermektedir. Feminist ütopyanın ilk örneklerinden biri olarak kabul edilen kitabımızın konusu ise şu şekildedir: Üç erkek araştırmacı olan Terry, Jeff ve Vandyck, bir masal ülkesi gibi ismini duydukları ama varlığına içten içe inanmadıkları Kadınlar Ülkesi’ne doğru yola çıkarlar. Bu yolculuk esnasında ise, sadece kadınlardan oluşan bir ülkenin var olamayacağını, kadınların kıskanç, ancak birbirleri ile anlaşamayan bir gruptan ibaret olabileceğini, böyle bir toplumda ise düzen ve tertibin mümkün olmadığını düşünürler. Her şeyden önce üreyemeyen bir toplumun sürdürülebilir bir toplum olmadığını düşünerek rahatlıkla Kadınlar Ülkesi’ne girerler. Kadınlar Ülkesi ise, 2000 yıllık bir medeniyettir ve erkeklere ihtiyaç duymadan sürdürülebilir bir hayata sahip olmayı başarmıştır. Kadınlar Ülkesi’nde uzun yıllar önce savaşlar olmuş ve erkeklerin büyük bir kısmı savaşa katılarak geri dönememiş, geriye dönenler veya kalanlar ise bir süre sonra çeşitli sebeplerle hayatlarını kaybetmiş. Böylece geride sadece kadınlardan ve kız çocuklarından oluşan bir topluluk kalmış. Yazarın bu kısımlardaki kurgusunun biraz yüzeysel kaldığını, inandırıcılığını yitirdiğini ve kadınların erkekler olmadan sürdürülebilir bir hayata sahip olmasını anlatırken fazla hayalperest olduğunu düşünsem de pozitif ayrımcılık yaparak fazla eleştirmeden bu kısımları görmezden geliyorum. Bizim dünyamızdan gelen Terry, Jeff ve Vandyck, Kadınlar Ülkesi’nin kadınlarının karşılaşmaları ile zamanla Kadınlar Ülkesi’ndeki hayatın hiç de düşündükleri gibi olmadığını fark ediyorlar. Bu noktadan sonra ise ataerkil toplumumuz ile yalnızca kadınlardan oluşan Kadınlar Ülkesi’nin yönetim biçimi, inançları, kültürü, ekonomisi, cinsiyetlere bakış açıları, kadın-erkek ilişkileri karşılaştırmalara gidilerek önümüze sunuluyor. Kitabın ana konusu da ataerkil bir toplum ile sadece kadınlardan oluşan bir toplum arasında ne gibi farklar olacağını ortaya koymak. Yazar tabii bunu yaparken Feminist biri olmasının da etkisiyle Kadınlar Ülkesi’nin ataerkil bir toplumdan çok daha iyi bir toplum olduğunu bizlere göstermeyi amaçlamış. Kitabın bu kadar inandırıcılıktan uzak bir ütopyayı anlatması, adeta masala kaçan bir konuyu işlemesi ve kadınların erkekler olmadan nasıl üreyebildiklerinin bilimsel bir zemine oturtulamaması gibi nedenler, bu kitaba bilimkurgu eseri dememi engelliyor. Keşke Gilman daha tutarlı bir yolla erkeksiz bir yaşamın da mümkün olacağını bizlere gösterebilseydi diye düşünmeden edemedim. Her şeye karşın, kitabın işlediği konu, mizahi dili ve yazıldığı dönem göz önüne alındığında bu kitabın önemli ve değerli bir eser olduğunu belirtmeden geçemem. Feminist bir ütopya okumak istiyorsanız, size ilk olarak tavsiye edeceğim kitap bu kitaptır.
Kadınlar Ülkesi
OKUYACAKLARIMA EKLE
23
254
emel
Kadınlar Ülkesi'ni inceledi.
Bu ayki okuma grubumuzun kitabı.75. sayfada kendisini terk ediyorum :)) Maalesef beni hiç sarmadı, ergen kitabı okuyor gibi hissettim.Çok sıkıldım ve okumakta ısrar etmedim. Sonunu grup arkadaşlarından öğrenirim :)) Hayat kısa, yeni kitaplar beni bekliyor. :)
Kadınlar Ülkesi
OKUYACAKLARIMA EKLE
19