Kadınların Kurtuluşu İşçi Sınıfının Kurtuluşundan Bağımsız Değildir

·
Okunma
·
Beğeni
·
135
Gösterim
Adı:
Kadınların Kurtuluşu İşçi Sınıfının Kurtuluşundan Bağımsız Değildir
Baskı tarihi:
Kasım 2013
Sayfa sayısı:
75
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757346609
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Derlenmiş Yayınları
1965 Ekim 24 günü Türkiye'nin 31 milyon 391 bin 207 nüfusu sayıldı.
Bunun 15 milyon 445 bin 439 kişisi, kadın adlı Toplumca her şeyi örtbas edilen Alt mahkum sınıf insanımızdır...
Yarısı yadlaşmış, altlaşmış, var iken yok edilmiş bir milletten hayır gelir mi?
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Türkiye gericileri;genç kızlarımızı mızrak ucu yaparak. Türbanı bayraklaştırarak, onların sırtından siyaset, siyasi iktidar kavgası yürütüyorlar. Bu bağlamda, değişik zamanlarda "türban eylemleri" düzenliyorlar, bildiğimiz gibi. Gericiliğin ezeli soyut silahı: "din elden gidiyor!" naraları atıyorlar. Bunun somut ifadesi de: "namus elden gidiyor, kadınlarımız-kızlarımız başlarını açmaya zorlanıyorlar" biçiminde sloganlaştırılıyor. Namus=kadın ezeli denklemiyle örgütsüz ve bilinçsiz halkımızı gerici saflara çekmeye çalışıyorlar. Bu yüzyıllardır denenmiş ve sonuç alınmış silahı kullanıyorlar. Ve kimi "devrimcilerimiz" de "demokrasicilik" adına, "insan hakları" adına, onların kuyruğuna takılıyor, gericiliğe gönüllü figüran olmayı kolayca üstlenebiliyorlar.
İnsanlığın ortaya çıkışından beri kadın hep ezilmekte midir? Bu soruya hiç kuşkuya düşmeksizin "hayır" diye cevap vermek zorundayız. Çünkü biz, yalnızca bilime inanan insanlarız. Bilim ise, olguların bilimidir. Yani olayları nasılsalar öylece gören, gösteren ve nedenlerini, sonuçlarını ortaya açıkça, kesince koyan çalışmalara biz bilim deriz. Bu nedenle biz, insanlığın başından geçenleri inceleyen bilimlere baktığımız zaman kadının hep ezilen, sömürülen cinsiyet olmadığını görürüz. Kadın, hep ezilen olmadığı gibi, bir zamanlar toplumu yöneten bir cinsiyetmiş. Yani toplumda hep onun sözü geçermiş, onun buyrukları uygulanırmış. Fakat bu, kadının da bir zamanlar bugün erkeğin onu ezdiği gibi, erkeği ezdiği, sömürdüğü anlamında anlaşılmamalıdır. Kadıncıl düzende, kadının oynadığı rol erkeğinkinden daha önemlidir. Kadın bu düzende başrolü oynamaktadır. Bu düzende kadının erkeğe üstünlüğü yalnızca bu anlamdadır. Yoksa kadın, o düzende, bugün erkeğin oynadığı zorba rolünü oynamamıştır. Erkeği ezmemiştir. Zaten insanlığın o konağında insanın insanı ezmesi insan aklının alabileceği ya da düşünebileceği bir olay değildir.
Barbarlıktan sonra Sınıflı Topluma geçilince kadının ezilmesi daha da yaygınlaşmış ve katmerlenmiştir. Ve tüm sınıflı toplumlar boyunca da bu ezme ve sömürü kesintisiz biçimde süre gelmiştir. Bu toplumlarda ekonomik gücü elinde bulunduran erkek kadını köleleştirmiş, para karşılığında elde edilen bir meta durumuna indirgemiştir. Demek kadının alt edilmesinin nedeni ekonomik gücün erkeğin eline geçmiş olmasıdır. Bu güç yukarıda da gördüğümüz gibi Orta Barbarlığın Çoban Toplumunda, evcil hayvan sürülerinin erkeğin yönetimi altında birikmesi ile ya da erkeğin hayvan sürülerinin sahipliğini ele geçirmesiyle ortaya çıktı. Ve bu ekonomik güçten kaynaklanan sosyal güçle erkek kadını alt etti onun üzerinde egemenlik kurdu.

Öyleyse ekonomik güç yani üretim araçlarının mülkiyeti özel kişilerin (veya bir takım ayrıcalıklı kişilerin) elinde bulunduğu sürece, toplumda ezenler ve ezilenler, sömürenler ve sömürülenler olacaktır. Bu bir zorunluluktur. Tabi kadın da ezilmekten sömürülmekten kesince kurtulamayacaktır.
Zevk veren, çocuk doğuran, mutfak işlerini gören bir köle olarak, para karşılığında alınıp satılmaya katlanmak zorunda kalacaktır.Gelişkin kapitalist toplumlarda bile bu durum, bir gerçeklik olarak görmek isteyen her göze açık bir biçimde çarpmaktadır.Kadın erkek ilişkileri en gelişkin kapitalist toplumda bile salt çıkar ilişkilerine indirgenmiş durumdadır. Bu kadının ezilmişliğinin, bir meta durumuna dönüştü rülmüşlüğünün açık ve kesin bir kanıtıdır. Oysa kadın ve erkek arasındaki ilişkilerin (birlikteliklerin) aşka dayanması gerekir. Tüm çıkarlardan arınmış aşka dayanması gerekir. Ahlaki olan yalnızca budur. Bu türden birliktelikler (tabi evlilikler de bu birlikteliklerin bir bölümünü oluşturur)ise yaygın bir biçimde yalnızca sosyalist toplumda gerçekleşebilir. Çünkü sosyalist toplumda ekonomik güç özel kişilerin elinden alınmış ve tüm Topluma yaygınlaştırılmış, ya da tüm toplum bireylerine paylaştırılmış durumdadır..

Yani üretim araçlarının mülkiyeti özel mülkiyet biçiminden çıkarılarak, kolektif mülkiyet biçimine dönüştürülmüştür. Böylece de sosyal eşitsizlikler ortadan kaldırılmış olmaktadır.. Artık kadın ve erkekler birbirlerini seçerlerken yalnızca gönüllerinin sesini dinleyebileceklerdir. Böyle bir ortamı yalnızca sosyalist düzen sağlayabilir..
Kadıncıl düzende, kadının oynadığı rol erkeğinkinden daha
önemlidir. Kadın bu düzende başrolü oynamaktadır. Bu düzende
kadının erkeğe üstünlüğü yalnızca bu anlamdadır. Yoksa kadın,
o düzende, bugün erkeğin oynadığı zorba rolünü oynamamıştır.
Erkeği ezmemiştir. Zaten insanlığın o konağında insanın insanı
ezmesi insan aklının alabileceği ya da düşünebileceği bir olay
değildir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kadınların Kurtuluşu İşçi Sınıfının Kurtuluşundan Bağımsız Değildir
Baskı tarihi:
Kasım 2013
Sayfa sayısı:
75
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757346609
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Derlenmiş Yayınları
1965 Ekim 24 günü Türkiye'nin 31 milyon 391 bin 207 nüfusu sayıldı.
Bunun 15 milyon 445 bin 439 kişisi, kadın adlı Toplumca her şeyi örtbas edilen Alt mahkum sınıf insanımızdır...
Yarısı yadlaşmış, altlaşmış, var iken yok edilmiş bir milletten hayır gelir mi?

Kitabı okuyanlar 5 okur

  • deniz çakır
  • M. Deniz Çakır
  • Rabia Türkeş
  • Ali
  • Özgür Gülsoy

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (2)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0