Kafamda Bir Tuhaflık

8,2/10  (530 Oy) · 
1.372 okunma  · 
463 beğeni  · 
8.600 gösterim
Kafamda Bir Tuhaflık hem bir aşk hikâyesi hem de modern bir destan. Orhan Pamuk'un üzerinde altı yıl çalıştığı roman, bozacı Mevlut ile üç yıl aşk mektupları yazdığı sevgilisinin İstanbul'daki hayatlarını hikâye ediyor. 1969 ile 2012 arasında, kırk yılı aşkın bir süre Mevlut, İstanbul sokaklarında yoğurtçuluk, pilavcılık, otopark bekçiliği gibi pek çok iş yapar. Bir yandan sokakların çeşit çeşit insanla dolmasını, şehrin büyük bölümünün yıkılıp yeniden inşa edilmesini, Anadolu'dan gelip zengin olanları izler; diğer yandan ülkenin içinden geçtiği dönüşümlere, siyasi çatışmalara, darbelere tanık olur. Onu başkalarından farklı kılan şeyin, kafasındaki tuhaflığın kaynağını hep merak eder. Ama kış akşamları boza satmaktan ve sevgilisinin aslında kim olduğunu düşünmekten hiç vazgeçmez.

Aşkta insanın niyeti mi daha önemlidir, kısmeti mi? Mutluluk veya mutsuzluğumuz bizim seçimlerimize mi bağlıdır, yoksa bizim dışımızda mı gelişip başımıza gelirler? Kafamda Bir Tuhaflık bu sorulara cevap ararken aile hayatıyla şehir hayatının çatışmasını, kadınların ev içlerindeki öfke ve çaresizliklerini resmediyor.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Aralık 2014
  • Sayfa Sayısı:
    480
  • ISBN:
    9789750830884
  • Yayınevi:
    Yapı Kredi Yayınları
  • Kitabın Türü:
mithrandir21 | Uğur 
 03 Eki 2016 · Kitabı okudu · 13 günde · Beğendi · 10/10 puan

Tek kelime ile inceleme yazabilme imkanımız olsa “mükemmel” yazar çekilirdim kenara. Mükemmel kelimesinin içini kesinlikle dolduran, anlamını sonuna kadar verebilen bir roman. Romanı okumaya başlamadan önce ve gerekli bölümlere gelmeden önce soyağacını ince şekilde gözlemlememenizi tavsiye ederim çünkü ufak da olsa yaşam-ölüm olarak spoiler yenilebiliyor ve ufak ayrıntıları da aklımda tutabilirim diyorsanız bu kitabı Kara Kitap ‘tan sonra okumanızı tavsiye ederim; çünkü Orhan Pamuk 2 – 3 cümle kadar Kara Kitap’a güzel göndermeler yapıyor ve maalesef bunlar büyük bir spoiler.

Kafamda Bir Tuhaflık kitabı Orhan Pamuk’un dediği gibi bir aşk hikayesi ve bir destan. Sokak satıcısı Mevlut’un daha çocuk yaşlarda İstanbul’a gelip satıcılık yaparak, fakirlikle beraber yaşam mücadelesi verip, aşkı yaşayarak kafasında olan bir tuhaflığın öyküsü ve destanı. Kitap ister istemez insanda bir önyargı oluşturuyor; bir sokak boza satıcısının gerçekçi bir romana konusu olacak şekilde nasıl bir aşk hikayesi olabilir, ne şekilde bir destan olabilir ki diye. Destan kelimesi belki bu kitabı okumamış arkadaşlara abartı gelebilir ama her bir yaşam mücadelesi özellikle de fakirlikle mücadelesi olan her bir yaşam mücadelesi hatta her bir yaşam zaten bir destan değil midir? O kadar güzel, o kadar naif bir aşk hikayesi ki, fakirlik ile yaşam mücadelesi birleşince duygu yoğunluğu daha da yoğun yaşanıyor ve destan kelimesinin aslında hiç de abartı olmadığını anlıyoruz. İşte bu duruma uygun şekilde Pamuk verilebilecek en güzel örneği fazlası ile verebiliyor.

Roman başarılı bir metafiction – üstkurmaca örneği. Orhan Pamuk kendi kaleminden yazdığı kısımları Dostoyevski’nin en büyük belki de dünyanın en büyük romanı olan Karamazov Kardeşler ‘de kullandığı yöntemi, sanki bir yerde oturmuşuz da yazar bize birebir bir şekilde çay ve kahve eşliğinde anlattığı şekilde anlatması çok hoş. Romanın üstkurmaca kısımları ise daha da hoş; mesela: karakterler aralara girip “burada sayın roman okuruna bir şeyler de ben söylemek isterim” tarzındaki cümleleri daha doğrusu bölümleri okumak gerçekten de çok keyifliydi. Kitabın nostaljik anlatımını, resimsel anlatımını daha da güzelleştiriyor.

Orhan Pamuk’un sevilmemesinin en büyük sebeplerinden biri de kendisine oryantalist denilmesi, milletimizi kötülemesi ve herkes kendi tarafından baktığı için tespitlerinin ve görüşlerinin yanlış olduğu belirtilmesi. https://www.youtube.com/watch?v=AHNm0ptOMnA belgeselinde dediği gibi hiçbir olaya kendi tarafımızdan (milletimizin) bakamam demesi kesinlikle çok çok doğru bir söz. Onun için kitapları içinde bir tarafın görüşünü belirtecekse, mesela bu kitabında sağ görüşlü kişilerin sözlerini birebir kendi ağızlarından, herhangi bir yorum vermeden belirtirken birkaç sayfa sonra da sol görüşün düşüncelerini veriyor. Bir sayfada Kürt vatandaşlarımızın görüşlerini ve çektiklerini haklı bir biçimde söyleyebilme cesaretini gösterirken #10182740 bir başka sayfada ise her kesimde olduğu gibi Kürtlerin içinden çıkan yanlışlıkları söyleyebiliyor. İkinci durum olmasa da ilk durum eğer oryantalistlik oluyorsa varsın olsun oryantalistlik olsun ne fark eder? Hepimiz oryantalist olalım o zaman. Kara Kitap’ta olduğu gibi Pamuk’un siyasi tespitleri kesinlikle çok başarılı ve romanları haricinde hayranlık seviyemi kesinlikle daha da çok arttırdı. Siyasi tespitler haricinde diğer normal tespitleri ise insanı bir değişik duygulara boğan, geçmişine götüren cinsten. Mesela hepimiz biliriz ki çocukluğumuzun bakkalları süt ve süt ürünleri koydukları ya da diğer soğuk tutulması gereken ürünlerin koyuldukları buzdolaplarının bazıları bakkallarda vitrin gibi dışarda durur, vitrin gibi içindeki peynirler, salamlar, sosisler vs. sergilenirdi. Bu ince tespitler o kadar güzel kitap içinde anlatılmış ki, kitap için çalışılan 6 yılın (Belli bir süresi Masumiyet Müzesi) cevabını veriyor. Pamuk’un bir başka güzel tespiti ise gecekondular. Bizler onlara gecekondu diyoruz ama roman karakterleri ev ve evimiz diyorlar. Onlar için gecekondu değil evdir çünkü o yapılar.

Boza satıcımız Mevlut’un büyümesi, insanlık gelişimi, cinselliği öğrenimi ile beraber tamamen büyüdüğünü, tamamen yetiştiğini görüyoruz ve bu süreç ile beraber başta İstanbul’un adım adım gelişimi, nüfusunun artması ile beraber Türkiye gündemine oturan olayları ve yaşananları da okurken aslında yakın Türkiye tarihinin bir kısmını okuyoruz.

Roman için yukarıda nostaljik bir havası, resimsel bir anlatımı var demiştim ya, onun için romanın havasını anlattığını düşündüğüm bir fotoğraf albümü yaptım ya da yapmaya çalıştım, umarım beğenirsiniz.

https://goo.gl/photos/TAgU1hCXtbHXP99P6

Meral 
04 Eki 2016 · Kitabı okudu · 14 günde · Beğendi · 10/10 puan

Çok ama çok güzel bir kitap daha bitti. Mevlut'un hayatının üzerinden İstanbul yaşamın nasıl günden güne değiştiğini, insanların eski alışkanlıkları yok olup yeni hayatlara özendikleri ve bunu uyguladıklarını, Mevlut'un o günlerini çok özlediğini ve kitabın sonunda hayatta en çok kimi sevdiğini anlatan muhteşem bir eser... :)))

Kafamda Bir Tuhaflık benzeri kitaplar

Mehmet Y. 
05 Tem 2015 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Orhan Pamuk, Türkiye’nin uluslar arası piyasadaki en popüler yazarı; bu kesin. Seveni, beğeneni olduğu kadar nefret edeni de hayli fazla. Ben ikisi de değilim. Kafamda Bir Tuhaflık, Pamuk’un son romanı. Benimse okuduğum beşinci Pamuk kitabı. Aralık 2014’te yayımlanan roman epeyce satıyor.

Pamuk’un kitaplarının bir özelliği de bence şudur; çok satar ama az okunur. Bir nevi popüler kültür ürünüdür. Almak sanki bir itibar kazandırır lakin okuma konusunda zayıf kalınır. Kafamda Bir Tuhaflık ise kendini okutan bir roman. Hacimce fazla olmasına rağmen akıcı ve başarılı. Bunu söylemem lazım.

Ne zaman Orhan Pamuk bahsi geçse ben merhum Tarık Buğra’nın bir cümlesini hatırlarım. ‘Keşke, geçim sıkıntım olmasa ve kendimi sadece romanlara verebilseydim’ der büyük romancı Buğra. Bu anlamda Pamuk, tabiri caizse tuzu kurular arasında. Bu rahatlık onun tamamen romanlarına odaklanmasını sağlayabiliyor. Zaten Kafamda Bir Tuhaflık’ı altı seneye yayılan bir süreçte yazmış.

Aslında romanın ismi basbayağı ‘Boza’ ya da ‘Bozacı Mevlut’ olabilirmiş. Belki bozacı-şıracı eşleşmesinden çekindi. Konusu için ne denir bilemiyorum. 1960’larda İstanbul’a gelmeye başlayan Beyşehirli Mevlut ve akrabalarının İstanbul’daki hayatları diyebiliriz. Bu zaman diliminde yoğurtçuluk, bozacılık gibi işler yapan Mevlut’u merkezde tutan roman, onun etrafında amca çocukları, eşi, onun kardeşleri ve İstanbul’a göç etmiş pek çok kişiyi tahkiye ediyor. Adeta bir İstanbul romanı gibi de okunabilir pekala…

Mevlut, iyi birisi. Günahıyla, sevabıyla, cehaletiyle, asaletiyle… Sıradan bir insan ama iyi bir insan, iyi bir eş ve iyi bir baba. Yıllar geçtikçe İstanbul’la birlikte o da dönüşüyor. Pamuk, sadece Mevlut karakterini değil Süleyman’dan, Ferhat’a; Rayiha’dan Samiha’ya kadar pek çok karakter başarıyla resmedilmiş. Efendi Hazretleri, Hacı Hamit Vural gibi tiplemeler de romana ayrı bir tat katmış.

Tabii Pamuk siyaset yapmak, konuşmak ister mi, istemez mi, bilinmez. Lakin doğal olarak yapıyor. Çünkü bir şehrin ve ona sığınmış bireylerin yarım asırlık tarihini anlatacaksanız, siyasete değinmemek pek de mümkün değil. Hayırsever iş adamı Hacı Hamit Vural ve mafyatik adamları; dahası amca oğulları Korkut ve Süleyman gibi tipler milliyetçi-muhafazakar kitlenin adamlarıdır lakin kapitalizme esir olmuşlardır; savundukları hayata uygun yaşadıkları da pek söylenemez. Siyasetin gölgesine sığınıp, gemilerini yüzdürmektedirler. Öte yandan Alevi ve Kürt kökenli olup, karşı cenahta yer alan Ferhat da zamana esir düşüyor ve paranın peşinde ömür tüketiyor. Para, ideolojileri satın alıyor. Ülkenin dönüşüm süreci bu insanları da etkiliyor.

Tam da roman biterken ‘Hiç vazgeçme bozacı. Bu kuleler, betonlar arasında kim alır deme. Sen hep geç sokaklardan.’ diyordu bir müşterisi Mevlut’e. Pamuk’un bu romanda bir bakıma İstanbul nostaljisi yaptığı da söylenebilir. Eskiye hasret ve tabiri caizse yağmalanan bir şehir. Önce göçle gelen nüfus tarafından, ardından ise kentsel dönüşüm ve gökdelenler ahalisince gerçekleşiyor bu yıkım. Bu anlamda İstanbul’un eski sahipleri olan Ermeni ve Rumlara yapılan haksızlığı da irdeliyor Pamuk. Varlık Vergisi, 6-7 Eylül Olayları ve Kıbrıs Sorunu esnasındaki toplu gidişler gibi. Bunlara asla itirazım yok ancak Pamuk, keşke romanına mesela Balkanlardan kaçmak zorunda kalan; beş asırlık vatanını terk eden ve terk etmezse katledilecek yüz binlerden birisi olacak olan bir Türk ailesinin torunlarından birilerini de koyabilseydi. Onları da konuşturabilseydi. Zaten ben de dahil pek çok insanın Pamuk’a şerh düştüğü esas husus bu; adeta bir yerli oryantalist gibi davranması…

Ezcümle, romancılık açısından oldukça başarılı bir eserle karşı karşıyayız. Ama en başarılısı değil!

Hacı Seydaoğlu 
11 Oca 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Okuduğum ilk Orhan Pamuk kitabı. Nasıl anlatayım bilemiyorum bu kitabı.. Öncelikle sondaki sözümü başta söyleyeyim, kitap mükemmel. Evet mükemmel kavramının içini dolduran bir kitap. Kitabı öykü, siyasi tespitler, psikolojik betimlemeler ve yazarın dili açısından 4 şekilde irdelemek isterim.

İlk olarak kitap basit bir bozacının kız kaçırma hikayesi ile başlıyor. Sıradan bir başlangıç gibi gözükse de Orhan Pamuk daha ilk sayfalarda sıradan değil, sürükleyici bir öykü okuduğunu okura hissettiriyor. Kahramanların her biri özenle seçilmiş, hayatımızda sürekli gördüğümüz insanlardan oluşuyor. Örneğin bir Haci Hamit Vural karakterinin aynısının tıpkısı kaç tane insan var çevremizde. İşte yazar bu karakterleri bazen direk konuşturarak aslında onların iç düşüncelerini, çelişkilerini de gözler önüne seriyor.

Siyasi mesajlar değil tespitler dememin bir sebebi var ki o da Orhan Pamuk'un gerçekten de sadece gerçekçi tespitler yapmasından ileri geliyor. Okuru sıkmayan, öyküyü yutmayan sadelikte ve mesaj kaygısı taşımayan tespitler. 1960'lardan başlayan öykü 2012'e kadar sürüyor. Bu süre zarfında ülkenin yakın tarihine damga vuran siyasi olayları, iktidarları ve ideolojilerimizin temelini oluşturan, belleğimizdeki bir çok durumu çok ustaca aktarıyor. Kısacası yazar sadece bazı gerçekleri yazarak yorumu tamamen okura bırakıyor.

Üçüncü olarak psikolojik betimlemeler var. Bu kavram ne kadar doğru bilmiyorum fakat demek istediğim kahramanımız Mevlut'un kafasındaki tuhaflıkları, küçük bir ayrıntıya bakış açısını güzel yansıtmış yazar. Ve dahası bunu da öyküyü geri plana atmadan yapmış. Dolayısıyla sıkılmıyorsunuz bu durumdan.

Son olarak kitabın dilini sanırım şöyle tasvir edebilirim: sanki 5-6 arkadaş bir kafede Orhan Pamuk'la bir araya geliyoruz ve o da bize bu hikayeyi anlatıyor. Kitabı okurken yazarla karşı karşıya onu dinliyormuşsunuz gibi hissetiriyor. Tabi aralarda karakterleri kendi ağızlarından da konuşturmuş. Bu dengeyi çok güzel sağlamış. Ayrıca karışık, anlaşılmayacak, devrik pek cümle de yok. Tamamen anlaşılır, sade bir dili tercih etmiş.

İlk fırsatta ilk kitabından başlayarak okumaya başlayacağım bu yazarımızı. Önyargılarımdan dolayı çok kızgınım kendime. Bu yazarı sırf "popüler" diye, sırf Nobelli diye saçma sapan eleştirenlere hatta onu Elif Şafak'la bir görenlere çok kızgınım şahsen.

Herkese iyi okumalar.

Muhayyelll 
 23 Eyl 2017 · Kitabı okudu · 3 günde · 4/10 puan

Bu kitapla tanışmam yaklaşık 2 yıl öncesine dayanıyor. Bir arkadaşımda görmüş, "Kitabın çok güzel görünüyor okuyabilir miyim?" demiş ve "Ben kitaplarımı kimseye vermem!" tepkisiyle karşılaşmıştım. Oysa aynı kız daha bir kaç hafta önce benim kitabıma kahve dökmüştü. O gün sinirlenmiş ama kitabı acayip merak etmiştim. Aradan uzun zaman geçti. Ben sürekli bu kitabı görüyorum ama kimseden istemeye cesaret edemiyorum tabii. Neyse sonunda kitabın epubu karşıma çıktı ve sevindim. İndirdiğim gün okumaya başladım. 2 yıl içimde büyüyen beklentiden midir nedir kitabı sevemedim. Sadece bitsin diye okudum. Yalan yok, bitince uzun bir "Oh!" çektim. Evet yazarımız üstünde 6 ay çalışmış, çok emek harcamış ama sanki kitabın yarısı yazmak için yazılmış.
O kadar çok gereksiz ayrıntı var ki.. Konu çok güzel. Olay çok güzel. Karakterler çok orjinal. Ama kitap gereksizce uzatılmış.
İstanbul'un bu ani değişimini çok güzel anlatmış. Sokaklarda maziden bir iz arayan insanlara dönüşenleri çok güzel anlatmış. Apartman dairelerine sıkışan bizleri çok güzel anlatmış. Ama kitap konusunda bir tarzım olmamasına rağmen bu yazar benim tarzım değil sanırım. Tanıştığıma memnun oldum Orhan Pamuk. Seni okumayı sevenlere yazmaya devam et. Ben aradan çekiliyorum.

Dilek 
26 Oca 00:02 · Kitabı okudu · Puan vermedi

gecenin bu 4 kere kara olduğu vakitte kafamı onun " kafamda bir tuhaflık" kitabından kaldırdım. etrafa baktım, sahiden hava fena kararmış oysaki ben sabah uyandığımda elime almıştım kitabı. kitabı okurken " bi sayfayı 1 dakikada okuyan biriyim " hesabı yaparak elime almıştım, ilk tanıştığımda.

sonra arkadaşımın uyarısıyla kafamı sayfadan kaldırdım. meğer aynı sayfada dalıp gitmişim. sahiden de sayfa 274'te takılıp kalmışım ki zaten sabah başladığımda da 274'teydim. "ne yapıyorum ben okurken?" dedim kendi kendime.

şunu anladım: ben gerçekten dalıyorum. kitapta o karaktere dalıyorum. kafamda bir tuhaflık kitabını okurken şunu söylenip durdum. " mevlut, bozacılığı bırakmak istediğini söylediğinde rayiha neden hiç bunu sorgulamadı da 'zaten az kazanıyordun' diye geçiştirip hiç ona yakışmayan, sevgisine yakışmayan sıradan bir zorunlu evli çift, bunalmış kadın sözü etti?"
evet bunu düşündüm, çok düşündüm. cevabını bulamadım. rayiha'ya kızdım. mevlut'u kıskandım. çünkü onun gibi gönlü güzel, yalansız birini hayatımda göremedim.

mevlut, tamamen safiyane biri de değil, gençlik ateşiyle yaptıkları da var ama sahiden bu çağın karşılaşacağı en güzel baba, en ateşli yiğididir bana kalırsa.

orhan pamuk'u bundan evvel sessiz ev'le tanıdım ama "kafamda bir tuhaflık" kitabıyla sevdim. bu kitap için ne desem... yani ne desem sahiden eksik kalıcak.

orhan pamuk bu kitabında, modernizmi, 1960lı yıllardan başlayarak günümüze doğru birleştirerek anlatıyor. geçmişte sahip olduklarımızı bize hatırlatıyor "booooozaaaa" diyerek. " tatlısı da ekşisi de makbuldür" diye ekleyerek.


orhan pamuk, benim aradığım eş profiline sahip. evet, böyle ilkelce bir şeyi de düşündüm. hayran oldum, biliyorum bu aşk değil ama eş profilim tam olarak bu. kültürel birikimi çocukluğuna dayanan, bunun farkında olan sahici biri. kızan, gülen, eğlenen, düşünen, farkında olan, gözlemleyen, bunu güzel ifade eden, hayal kuran, buna tutkulu bir bağla yakın olan ve sevdiği tutkulu olduğu hayal kurmayı bir iş olarak bize sunmayı başaran biri.

orhan pamuk'u sessiz ev ile tanıdığım zaman nobel ödülünden elbette haberdardım. sonra birileri bana " ermeni soykırımını desteklediği için" aldığını söyledi ve okumadan, hiç orhan pamuk'u bilmeden "avrupa'nın bizi kıskanmasına" yordum. evet, sahiden buna inandım çünkü cahildim, saftım.

orhan pamuk, sana hiç okumayacağın bu yazımda bir özür borçlu olduğumu derinden hissediyorum. çünkü bizde iftiranın günahı büyüktür. özümle bunun için kendime kızıyorum. "ya barış ya milliyetçilik" fikrinin aslında milleti sevmek eş değer tutmadığına eminim, bunun faşizan bir tutumdan uzaklaşmak anlamında söylediğine de inanıyorum.

adeta bir sosyolog titizliğiyle son yüzyılda meydana gelen değişiklikleri insanlığı istanbul'da anlatır. "ben insanlıkla istanbul'da tanıştım" der.

orhan pamuk için söylenecek çok şey var edebi kişiliği entelektüel yapısıyla hayranlık duyabileceğim biri evet ama bir de 40 yaşında haliyle dahi 25 yaşında gösteren bedeniyle dahi kendisine büyük bi beğeni besledim. galiba bunun en büyük sebebi fikirlerini sunuş biçimi.

evet, ünlü 301. maddeyle yargı yolu açılmıştı ama bunun için söylediği cümle yine beni etkilemişti " fikirleri için öldürülen biri var."

orhan pamuk'un tek bilmediği şey, espri yapmak bence. eserlerinde bunun eksikliğini hissediyorum.

Avcı 
12 Tem 2017 · Puan vermedi

Kafamda Bir Tuhaflık hem bir aşk hikâyesi hem de modern bir destan. Orhan Pamuk’un üzerinde altı yıl çalıştığı roman, bozacı Mevlut ile üç yıl aşk mektupları yazdığı sevgilisinin İstanbul’daki hayatlarını hikâye ediyor.
1969 ile 2012 arasında, kırk yılı aşkın bir süre Mevlut, İstanbul sokaklarında yoğurtçuluk, pilavcılık, otopark bekçiliği gibi pek çok iş yapar. Bir yandan sokakların çeşit çeşit insanla dolmasını, şehrin büyük bölümünün yıkılıp yeniden inşa edilmesini, Anadolu’dan gelip zengin olanları izler; diğer yandan ülkenin içinden geçtiği dönüşümlere, siyasi çatışmalara, darbelere tanık olur. Onu başkalarından farklı kılan şeyin, kafasındaki tuhaflığın kaynağını hep merak eder. Ama kış akşamları boza satmaktan ve sevgilisinin aslında kim olduğunu düşünmekten hiç vazgeçmez.
Aşkta insanın niyeti mi daha önemlidir, kısmeti mi? Mutluluk veya mutsuzluğumuz bizim seçimlerimize mi bağlıdır, yoksa bizim dışımızda mı gelişip başımıza gelirler? Kafamda Bir Tuhaflık bu sorulara cevap ararken aile hayatıyla şehir hayatının çatışmasını, kadınların ev içlerindeki öfke ve çaresizliklerini resmediyor.

Soner AYAN 
30 Oca 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bir kitap ancak bu kadar ustalıkla yazılabilir. İstanbul'u her dönem yaşamışcasına yazmış Orhan Pamuk. Hikayenin baş kahramanı ile özdeşleşmiş ve sonunda da güzel bir eser ortaya çıkmış. Okurken sizde kendinizi yerine koyacaksınız, ayrıca bildiğim kadarıyla kitap 6 yılda tamamlanmış, şimdi o kadar sürmesindeki emeği çok daha iyi anlıyorum...

ilker Görkem 
27 Kas 2017 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 7/10 puan

Hayatında her şey değişir de, boza satma alışkanlığı değişmez Mevlut’un... Para kazansa da satar, çeteleşmiş köpekler saldırsa da... O kadar sever ki; bazen sıcakta da satar.
Tüm yaşamı boyunca hiçbir düşünceye ve olguya tam olarak kendini veremeyen bu adam, mesleğine adeta adamıştır kendini...
Şehir yükselir, aşklar filizlenir ve söner, insanlar katledilir; ama o ‘Booo-zaaa’ diye bağırır.

Ece Erol 
17 Ağu 2017 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 10/10 puan

Yine Orhan Pamuk'tan mükemmel bir eser. Öncelikle şunu belirteyim; uzun betimlemeleri nedeniyle eleştirilere maruz kalmış olan bu romandaki betimlemeler beni hiç rahatsız etmedi. Genel olarak bu betimlemeler, kültürümüzün tasviri olarak karşımıza çıkmıştı çünkü.

Romanda ana karakter olan Mevlut'un hayatı konu alınmış ve bu olay örgüsü içerisinde Pamuk, çok fazla konuya değinmiş.

Bunlardan ilki, sokak satıcılığı. Mevlut; yoğurt, nohutlu pilav gibi yiyecekler satmış da olsa kitapta en çok üzerinde durulan ''boza'' idi. Bozanın tarihinden, yapılışına, zararından faydasına kadar her şeyi detaylıca anlatmış. Kültürümüze ait olan bozaya kitapta büyük yer verilmesi oldukça hoşuma gitti.

İkinci olarak, Türk aile yapısı. Görücü usulü evlilikler, başlık paraları.. Orhan Pamuk yine bu konuulara da tarafsız yaklaşmış ve görücü usulü evliliği olumlu olumsuz yönleriyle eleştirmiş.

Üçüncüsü, siyasi çatışmalar, darbeler. Öcalan'ın yakalanmasından, ikiz kulelerin yakalanmasına uzun bir tarihi süreç karşımıza çıkıyor.

Bunların dışında çok farklı bir aşk hikayesine tanık oluyoruz.

Bazen karaktere kızdım, bazen onun yerinde olmamayı diledim, bazen de gülümsedim. Zaman zaman duygulandım. Çok duygu yüklü, etkileyici bir romandı. Elimden bıraktığımda, ''Ne okudum şimdi ben?'' dedirten ve üzerine düşündürten, kesinlikle mahrum kalınmaması gereken bir eser.

Kitaptan 209 Alıntı

''Aslında en iyi aşk, değil tanımak, hiç görmediğin kişiye duyulan aşktır. Körler iyi âşık olurlar mesela.''

Kafamda Bir Tuhaflık, Orhan PamukKafamda Bir Tuhaflık, Orhan Pamuk
MELİKE CEYLAN 
25 Ara 2014 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

İnsan şehirde kalabalık içinde yalnız olabilirdi ve şehri şehir yapan şey de zaten kalabalık içinde insanın kafasındaki tuhaflığı saklayabilme imkânıydı.

Kafamda Bir Tuhaflık, Orhan Pamuk (Sayfa 98)Kafamda Bir Tuhaflık, Orhan Pamuk (Sayfa 98)

Hayatın vereceği huzur ve güzellik ancak hayatından uzakta başka âlemleri düşlerken ortaya çıkıyordu.

Kafamda Bir Tuhaflık, Orhan PamukKafamda Bir Tuhaflık, Orhan Pamuk
Lanet Olası Karl 
23 Haz 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Anneler Candır :)
"Siyasete bulaşmayın da ne halt ederseniz edin. Evlendirmek lazım sizleri."

Kafamda Bir Tuhaflık, Orhan Pamuk (Sayfa 168)Kafamda Bir Tuhaflık, Orhan Pamuk (Sayfa 168)
Meral 
 04 Eki 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"İki türlü niyet vardır," dedi. Mevlut bunu çok açık işitmiş, anında hafızasına kaydetmişti: KALBİN NİYETİ ve DİLİN NİYETİ. Kalbin niyeti esas idi. Bütün İslâmiyet'in temeli bu idi.

Kafamda Bir Tuhaflık, Orhan Pamuk (Sayfa 390)Kafamda Bir Tuhaflık, Orhan Pamuk (Sayfa 390)
yücelözmen 
 04 Şub 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

" Birisiyle göz göze gelirsin ve bütün hayatını onunla geçireceğini hissedersin ya..."

Kafamda Bir Tuhaflık, Orhan Pamuk (Sayfa 147)Kafamda Bir Tuhaflık, Orhan Pamuk (Sayfa 147)
21 /

Kitapla ilgili 5 Haber

Orhan Pamuk Man Booker Ödülü'ne aday
Orhan Pamuk Man Booker Ödülü'ne aday Orhan Pamuk, en prestijli edebiyat ödüllerinden birine daha aday... Pamuk, Man Booker'a Türkiye'de 2014 yılında yayımlanan Kafamda Bir Tuhaflık romanının Ekin Oklap imzalı İngilizce çevirisi A Strangeness in My Mind ile aday gösterildi.
2015 Yılında Yayımlanan En İyi 77 Kitap
2015 Yılında Yayımlanan En İyi 77 Kitap Yazarlara ve edebiyat eleştirmenlerine sorduk: “Bu yıl en çok severek okuduğunuz, okurlarımıza tavsiye edeceğiniz kitaplar hangileri?” 21 kişiden oluşan jüri üyelerimizin yaptığı seçimlere göre “2015’in kitapları” listesi huzurlarınızda… Not: Kitapların yanındaki (*) işaretleri aldıkları oyu temsil etmektedir.
SabitFikir 2015'in öne çıkan 50 romanını seçti!
SabitFikir 2015'in öne çıkan 50 romanını seçti! E-postalar, onlarca telefon konuşması ve bir süre sonra yapboza dönen tablo çalışmaları sonucunda (yorgun ve) gururluyuz. İşte 2015 yılının "öne çıkan" 50 romanı!
Kafamda Bir Tuhaflık, ABD’de çoksatar
Kafamda Bir Tuhaflık, ABD’de çoksatar Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Orhan Pamuk’un son romanı Kafamda Bir Tuhaflık, ABD’de yayımlanışının ilk ayında çoksatarlar listesine girdi.