KafkaOkur - Sayı 59 (Mayıs-Haziran 2021)

KafkaOkur Dergisi

KafkaOkur - Sayı 59 (Mayıs-Haziran 2021) Gönderileri

KafkaOkur - Sayı 59 (Mayıs-Haziran 2021) kitaplarını, KafkaOkur - Sayı 59 (Mayıs-Haziran 2021) sözleri ve alıntılarını, KafkaOkur - Sayı 59 (Mayıs-Haziran 2021) yazarlarını, KafkaOkur - Sayı 59 (Mayıs-Haziran 2021) yorumları ve incelemelerini 1000Kitap'ta bulabilirsiniz.
Bir şaşkınlık şarkısı olarak besteliyorum aşkı Kaprisli notalar, huysuz sololarla Bekçisi olmayan geceler denk geliyor bana, Çaresiz bekliyorum, Düdük çalıyorum, İki el ateş ediyorum havaya. Gecenin bir yarısı oturup ağlıyorum bir çocuk parkında Ulumak gibi ağlıyorum Köpekler koşuyor sağımda solumda Tanrım! Diyorum sadece Başka bir şey diyemiyorum zaten o an. İyi niyetli ve sevimli bir kızdan kalanlar Sallanıyor durmadan boş salıncaklarda "Üzgünüm" diyor, Bir mutluluk şiiri yazamam bu saatten sonra!
Sayfa 48 - Didem Madak, "Müsveddeler", Ah'lar Ağacı, Metis Yayınları, s.56Kitabı okudu
Türkçe ve edebiyat derslerinde işlenen şiirler bizi sarsın diye değil dizeler içinde bulmaca çözmek için vardı. İlk öpüşün, ilk temasın başladığı, kalbin çok hızlı attığı lise sıralarında Cemal Süreya'yı tanımak varken biz kara tahtadaki: "Niçin kondun a bülbül Kapımdaki asmaya Ben yarimden ayrılmam Götürseler asmaya" mânisindeki cinaslı kafiyenin "asma" olduğunu dinliyorduk. Yine aynı yıllarda edebiyat öğretmenimiz kendi seçtiği şiiri ezberletir, tüm öğrenciler sırayla tahtaya gelerek o hiç sevmedikleri şiiri ezbere okurdu. Şiirden soğutma çalışmaları son süratle ilerlerdi ve hiçbirimiz başımızı kaldırıp "Hey, hani şiir aşktı!" diyemezdik.
Sayfa 38 - Müjdat AtamanKitabı okudu
Reklam
Pamuk'un romanlarının bir diğer ortak özelliği hikâyeyi anlatan kişinin romanın sonunda her daim yaşıyor oluşudur. Ona göre "Hikâyeyi anlatan kişi asla ölmez. Anlatıcı her daim yaşar. Kara Kitap'ta, Kar'da, Benim Adım Kırmızı'da, Masumiyet Müzesi'nde anlatıcı hayatta kalan kişilerden seçilir. Veba Gecelerinde de kitabı kaleme aldığını söyleyen Mina Mingerli (Pakize Sultan'ın torunudur.) hayatta kalan kişidir. Yine Veba Geceleri ve Pamuk'un diğer eserleriyle benzerlik kuran bir başka durum, yazarın romanın bir yerinde kendi ismindeki bir yazarın ismini geçirmesidir. Orhan Pamuk isminde bir romancı, Kar'da ve Masumiyet Müzesi'nde olduğu gibi burada da karşımıza çıkar. Her tarihi roman geçmişin -ve değiştirilemezliğin- konforuna yaslanır. Yazar, nesnel ve somut olandan yola çıkarken verili gerçekliğin üzerinden anlatısını inşa eder. Pamuk'sa Veba Gecelerinde "sahiden olan"ı yok sayar. Yerine yoktan var ettiği bir mekanı koyar ve verilen gerçekliği hayali olanın etrafına dizer. Dolayısıyla kolay olanı reddeder. Böylece tarihi de yeniden üretir. Bu da romanın bir başka başarısı. Veba Geceleri dili kurgusu, atmosferiyle Pamuk'un en iyi kitaplarından biri olma özelliği gösteriyor. Sonraki süreçte daha da tartışılacağını -amiyane tabirle söylersek daha çok toz kaldıracağını- düşünüyorum.
Sayfa 25 - Soner Sert / ORHAN PAMUK "VEBA GECELERİ"Kitabı okudu
Bu bağlamda karşılaştığım bir örnek üzerinden Pamuk'un şöhretini şöyle anlatabilirim: Yıllar önce Kuzey Buz Denizi'nin yanı başında, dünyanın öte ucunda olan Hollanda'nın Leeuwarden kentine, bir film festivaline gitmiştim. Yaş ortalaması altmış olan, dünyanın unuttuğu bir kentten bahsediyorum. Malum olduğu üzere, yöredekilerle kültürel kaynaşma gereği birbirimize sorular sorarken ilgiyle Türkiye'den tanıdıkları sanatçıların isimlerini öğrenmeye çalıştım. Nuri Bilge Ceylan ve Emin Alper gibi uluslararası film festivallerinde yarışmış, ödüller almış yönetmenlerin ismini duymayı beklerken, (Bir film festivalinin katılımcılarıyla yani edebiyat dışı insanlarla konuştuğumu belirtmek isterim.) konuştuğum hemen her kişi ilk olarak Orhan Pamuk'un adını söylemişti.
Sayfa 24 - Soner Sert / ORHAN PAMUK "VEBA GECELERİ"Kitabı okudu
Kaktüsü görürüm, demesi kısmı...
Kendisiyle olan, unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız? Bahar gelmişti, her yer çiçekler içindeydi. Babamı Yıldız Parkı'na götürdüm. Çiçeklerle pek fazla meşgul olmadı. Babama niye bu güzelliğe bakmadığını sordum. "Ben herkesin gördüğünü değil kıyıda köşede kalmış bir kaktüsü görürüm." dedi. Bu anımızı hiç unutmam.
Sayfa 14 - Soner Sert / NURAN CANSEVER BİROL İLE EDİP CANSEVER ÜZERİNEKitabı okudu
Ölümü kısmı...
Son günlerinde, Mefharet Hanım'ın anlattığına göre, Edibe Hanım'la İlhan Berk'in daveti üzerine Bodrum'a gitmeye karar verdiler. Niyetleri altı ay kadar kalmaktı. Bodrum'un ilk günleri iyi geçiyordu geçmesine ama yaklaşık yirmi gün sonra beyin kanaması geçirdi Edip. Apar topar hastaneye kaldırdılar, ardından İstanbul'a getirdiler. Ne var ki yapılan müdahaleler sonuçsuz kaldı. Şiirimizin büyük kalemi elli yedi yaşında, 28 Mayıs 1986'da hayata veda etti. Ölümünün ardından bir sürü şey yazıldı, bir sürü şey söylendi ama içlerinde en güzeli sanıyorum ki Cemal Süreya'ya aitti. Bir şairi bir şiirle uğurlamak gerekirdi: Yeşil ipek gömleğinin yakası Büyük zamana düşer. Her şeyin fazlası zararlıdır ya, Fazla şiirden öldü Edip Cansever.
Sayfa 10 - Okan ÇilKitabı okudu
Reklam
Şiirle ehlileştirme kısmı...
Mefharet Hanım, Sevim Dabağla gerçekleştirdiği söyleşide eşiyle ilgili şunları söylemişti: "Edip yalnızlığın şairi olarak anılsa da biz yaşamımızdaki dostları birlikte çoğalttık. Hep kalabalık yerlerin, masaların insanıydı o. İnsan ilişkilerine verdiği önemden midir, bilemem ama evimizdeki o uzun masaları hep keyifle anarım." "Edip iyi bir eş olmanın yanı sıra çok da iyi bir baba oldu. Bu, belki onun ataerkil bir aileden gelmesiyle ilgilidir." Diğer taraftansa yalnızlık tamamen vazgeçilebilecek bir şey değildi. O, hem dehşetli acılar yaratan bir canavar hem de birbirinden değerli şiirler doğuran bir odaydı. Aslında Edip'in yaptığı şey canavarı şiirle ehlileştirip okurla paylaşmaktı. Böylece kendi toplumuna ayna tutup onlarla benzer acılarda, benzer yalnızlıklarda buluşmaya çalışmaktı.
Sayfa 10 - Okan ÇilKitabı okudu
"Şiirler yazdım, kitaplar okudum Elime bir bardak aldım, onu yeniden oydum Derinlerde kaldım böyle bir zaman Kim bulmuş ki yerini, kim ne anlamış sanki mutluluktan Ey yağmur sonraları, los bahçeler, akşam sefaları Söyleşin benimle biraz bir kere gelmiş bulundum."
Sayfa 9 - Okan ÇilKitabı okudu
Tragedyalar'ın yazılışı ve zürafa kelimesi kısmı...
Edip'in şiir kişileri tıpkı Nazım'ınki gibi sokakta, orada burada, yorgun, kaybetmiş, mutsuz ve genelde yalnız kimselerden oluşuyordu. Gerek kendileriyle gerek toplumla çok yönlü bir çatışma içinde yaşayan bu kimselerin en büyük ortak noktası acıydı. Bunun bir örneğini de Tragedyalar adlı uzun şiirinin yaratım aşamasında görürüz: Sanırım yıl bin dokuz yüz altmış üçtü. Bir akşamüstü Kapalıçarşı'dan çıktım. Çiçek Pasajı'ndaki meyhanelerden birine girdim. Cam önünde, mermer bir masanın kenarındaki tabureye iliştim. İçkimi söyledim. Nedensiz bir sıkıntı vardı içimde. Meyhanelerin üstündeki binaları, pencereleri seyretmeye başladım. Bir yandan da belleğim geçmişten bazı anıları taşımaya başladı. Birden Vartuhi'yi gördüm. Nasıl mı? Şöyle: Çocuk yaşımı aşmıştım. Yanımda bir eskiciyle Pasajın üstündeki katlardan birine girdik. Bir şeyler satın alacaktık. Babam göndermişti. Ne var ki, kapı açılır açılmaz korkuyla karışık bir duygu çöreklendi içime. Karşımda saçları çok kısa kesilmiş, iri yarı, kadına benzemeyen bir kadın duruyordu. Hemen ayaküstü bir özür bularak eskiciyle birlikte kaçarcasına çıktım. Eskiciden kadın hakkında bilgi aldım. Bana, bu kadın zürafadır, dedi. Zürafanın ne olduğunu soramadım ama, sonradan araştırdım, sevici kadın anlamında kullanılan bir sözcük olduğunu öğrendim. Şimdi gene altmış üçlere gelelim. Pasajdaki binalara bakarken gördüğüm (sanki gördüğüm) o kadındı. Böylece ailenin ilk bireyini buldum. Gerisi kendiliğinden gelişti. Hepsinin de az ya da çok hasta tipler oluşu, çökmekte, kokuşmakta olan bir düzeni saptamak, sergilemek içindi.
Sayfa 9 - Okan ÇilKitabı okudu
Ben Ruhi Bey Nasılım'ın yazılışı kısmı...
Edip'in bu noktada diğerlerinden en çok ayrılan yanı sanıyorum, uzun şiirler kaleme almasında saklıydı. Uzun şiirler yazma geleneği Nâzım Hikmet'in Memleketimden İnsan Manzaraları, Benerci Kendini Niçin Öldürdü? adlı kitaplarıyla modern Türk şiirinde çokça bilinip seviliyordu. Edip; Nazım kadar öykülemeci olmaktan kaçınarak, şiirin
Sayfa 9 - Okan ÇilKitabı okudu
Reklam
1950'lerin ikinci yarısı sadece Edip için değil Türk şiiri için de çok önemli yıllardı: 1956'da Oktay Rifat Perçemli Sokak'ı yayımladı. 1958'de İlhan Berk Galile Denizi'ni, Cemal Süreya Üvercinka'yı yazdı. 1959'a geldiğimizdeyse Turgut Uyar'ın Dünyanın En Güzel Arabistanı, Ece Ayhan'ın Kınar Hanımın Denizleri, Ülkü Tamer'inse Soğuk Otların Altında adlı kitapları birbiri ardına basıldı.
Sayfa 8 - Okan ÇilKitabı okudu
Lakin anlaşılmak için icat ettiğimiz kelimeler başkaları için yalnızca kulağın içinde yankılanan sessiz harfler olabilir.
Seni var eden asıl şey seçtiklerin değil vazgeçtiklerindir. Bugünke kadar hayallerin için nelerden vazgeçtin?
Her kes kendi travmasınca akıl veriyor,herkes kendi derdince derman olmaya çalışıyor...
1.426 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.