Kağnı - Ses - Esirler

·
Okunma
·
Beğeni
·
12391
Gösterim
Adı:
Kağnı - Ses - Esirler
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
222
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750806599
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Türk edebiyatının özgür sesi Sabahattin Ali’nin üç bölümden oluşan bu kitabı okuyucuyla buluşuyor. İlk bölüm olan Kağnı’da Kağnı, Gramofon Avrat, Duvar, Pazarcı, Düşman gibi öyküler, ikinci bölüm olan Ses’te Ses, Köpek gibi öyküler ve son bölüm olan Esirler’de de Ali’nin kaleme aldığı oyunlar yer alıyor.
232 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
"Sabahattin Ali, hikâyelerinin çoğunda dünyayı ikiye ayırır: ezenler ve ezilenler..."

Çakıcı'nın İlk Kurşunu kitabına başlarken önsözde dikkatimi en çok çeken cümle buydu. Ve şimdi bu kitabı okuyarak bu cümleye bizzat tanıklık ettim.

Birçok öyküde zenginlerin fakirler üzerindeki hakimiyeti, zenginlerin kibri dikkat çekmektedir. Zenginin üstünlüğünü kabullenenler, fakirliğin kader olduğunu düşünenler, sinmiş, silik karakterler haline gelmiş insanlar baş kahraman bu öykülerde...

"ARABALAR BEŞ KURUŞA!"
Arkadaşlarıyla oyun oynamak yerine sokak sokak gezip oyuncak araba satarak ailesinin geçimini sağlayan çocuk, selam olsun minicik yüreğine...

"APARTMAN"
İşini kaybetmemek için çocuğunu müdafaa edememiş bir baba... Nasıl zordu susmak, evladını zor durumdayken izlemek. Ne yaparsın geçim derdi!

Yoksulluğun yanı sıra hapishane öyküleri de vardı. Birçoğumuz biliyoruz herhalde Sabahattin Ali'nin hapishane geçmişini. (Acı ama gerçek...)
Hapishane öykülerinde mahkumların özgürlüğe hasretini her kelimede hissettiriyor yazar. Ki bu muhtemelen kendi hisleri...

"Bir mahpusu dünya ile hiç alakası olmayan bir zindana kapamak ona en büyük iyiliği yapmaktır. Onu en çok yere vuran şey, hürriyetin elle tutulacak kadar yakınında bulunmak aynı zamanda ondan ne kadar uzak olduğunu bilmektir. On adım ötede en büyük hürriyetlere götüren denizi dinlemek ve sonra aradaki kalın kale duvarlarına gözleri dikerek bakmaya, denizi yalnız muhayyilede görmeye mecbur kalmak az azap mıdır?"

Bu cümleleri okuyunca aklınıza üç tarafı denizlerle çevrili Sinop Cezaevi gelmiyor mu sizin de? Yani Sabahattin Ali'nin bir süre mahkum olarak kaldığı cezaevi.
Hapishane öyküleri yazarın mahkumiyet dönemlerinin izlerini taşıyor. Okurken rutubetli koğuşları, paslı demir parmaklıkları tahayyül etmek zor değil.

Sadece bu kadarla sınırlı değil tabii ki öyküler. Sahte dostluklar, çıkarcı zihniyetler, köylüye hakkını vermeyenler, bir insanı kendisine yabancılaştıranlar da nasibini almış yazarın kaleminden...

Son olarak bir de Esirler adlı oyun vardı. Gayet sade, etkileyici ve akıcıydı. Oyunun sonunda anladım ki; Bütün kainatı feda edebileceğiniz birini gün gelir feda etmek zorunda kalırsınız...

Bu eseri çok severek okudum, yüreğime dokunanlar arasında yerini aldı. Yolunuz iki gözüm, Sabahattin Ali'ye düşerse tavsiyemdir. Keyifli okumalar.
222 syf.
·Puan vermedi
Merhaba
Bugün Üstadın doğum günü olması sebebiyle Öğretmenin Kitapları hocamın bana hediye ettiği bu güzel eseri okumaktan ayrıca mutluluk duydum. Tekrardan ince düşünceniz için tekkürler hocam
Sebahattin Ali üstadımız da benim okumak için çok geç kaldığım yazarlardan maalesef Ama zamanla tüm eserlerini okuyacağım inşallah. Mart ayında Değirmen adlı eseri okunacaklar listemde yerini aldı bekliyor.
Kitap toplama öykülerden (18) ve Esirler adlı oyundan oluşuyor. Özellikle kendimi geliştirmek için bu aralar öykü de okumam tavsiye edildiği için bu kitabı sindire sindire okudum. Okurken de çok büyük keyif aldım. Hele bir kaç öyküsü beni çok etkiledi. Kağnı, Duvar, Bir Skandal ve Ses bu hikayeleri fırsat buldukça tekrardan okuyacağım dan eminim. Tam bir baş ucu kitabı oldu benim için.
Özetle, yazar kitabında, toplumsal gerçeklikler den, birbirinden anlamlı, güzel , ders alınması gereken ve gerçek hikayelerden bahsetmiş.
Çok ama çok beğendim
Mutlaka okumanızı öneririm. Okuyun ve okutun.
İyi okumalar
Kitapla kalın arkadaşlar
222 syf.
·3 günde·9/10
Sabahattin Ali’nin hikayelerinin yer aldığı birçok kitabı var ama nedense
favorim dediğim çoğu hikaye bu kitabında yer alıyor. Bu kitapta tam 18 hikaye ve üç perdeden oluşan bir oyun (Esirler) yer alıyor. Esirler oyununda tarihteki Kürşad İsyanı kurgulanarak anlatılmış. Hikayelerin genelinde ise fakirlik ve hapishane konusu işlenmiş. Ben en çok Apartman, Arabalar Beş Kuruşa,Ses hikayelerini beğendim. Hele Apartman ve Arabalar Beş Kuruşa hikayelerinde burnumun direği sızladı resmen. Tabi “Duvar” hikayesinden Sinop Cezaevi’nin bir mahkumdaki etkisini efsane bir şekilde dile getirilmiş. Hapishanede yatmak zaten çok zor, hele ki Sinop’ta yatmak. Başka türlü “Aldırma Gönül” şiiri nasıl yazılırdı. İşte İncelememi de Duvar’daki bu alıntıyla noktalıyorum:

“Bir mahpusu dünya ile hiç alakası olmayan bir zindana kapamak ona en büyük iyiliği yapmaktır. Onu en çok yere vuran şey, hürriyetin elle tutulacak kadar yakınında bulunmak, aynı zamanda ondan ne kadar uzak olduğunu bilmektir. On adım ötede en büyük hürriyetlere götüren denizi dinlemek ve sonra aradaki kalın kale duvarlarına gözleri dikerek bakmaya, denizi yalnız muhayyilede görmeye mecbur kalmak az azap mıdır? ... Fakat benim kaldığım hapishanede her şey, her ses, hürriyeti gözlerin önüne kadar getirmek, sonra birdenbire çekip götürmek için yapılmış gibiydi. “
232 syf.
·2 günde·9/10
18 öykü ve 1 oyundan oluşuyor eser. Duvar, Bir Skandal ve ses öykülerini çok beğendim ben. Zaten genel olarak Sabahattin Ali'nin kişiliğini de dilini de seven biriyim. Üslubu öylesine yumuşak ki akıp gidiyor. Bir anda bitsin istemedim, zamana yayarak okumaya çalışsam da pek beceremedim.
Sabahattin Ali kısa hayatına çok güzel eserler sığdırdı. Nur içinde yatsın
222 syf.
·Beğendi·8/10
Kitap, on sekiz öykü ve bir oyundan oluşuyor. Kağnı, Duvar, Apartman, Bir Skandal ve Sıcak Su öyküleri mutlaka okunmalı. Yazar yine Anadolu insanının acılarını, insan ilişkilerini başarılı bir şekilde yansıtıyor. Esirler oyununda ise Kürşad olayını farklı bir bakış açısıyla dile getirmiş.
222 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
“Bir mahpusu dünya ile hiç alakası olmayan bir zindana kapamak ona en büyük iyiliği yapmaktır. Onu en çok yere vuran şey, hürriyetin elle tutulacak kadar yakınında bulunmak, aynı zamanda ondan ne kadar uzak olduğunu bilmektir.”

On sekiz öykü ve bir oyundan ibaret olan bu kitapta çok şey bulacağınıza eminim. Sabahattin Ali farkı ile güzel bir kitap. Keyifli okumalar.
222 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Harika bir eser idi. 18 hikaye 1 oyundan oluşan bir kitap. Hikayeler ayrı ayrı güzel idi. Bir solukda okunacak bir kitap ama ben sindire sindire okudum diyebilirim. Dili akıcı yazar kalemini konuşturmuş gine her kitabında olduğu gibi.
222 syf.
·2 günde·9/10
Sabahattin Ali'yi her okuduğumda "Neden bu kadar hüzünlü ve karamsar şeyler yazıyor?" ve "Ne kadar yerinde tespitleri ve muhteşem tasvirleri var." cümlelerini kurmadan edemiyorum.

Yazdıkları, her ne kadar karamsar ve hüzünlü hikâyeler ve öyküler olsa da, hayatın ta kendisini içeriyor hepsi. Başka hiçbir kitapta bu yakınlığı göremiyorum.

Bu kitapta da aynı şekilde, aynı düşünceleri tekrar ediyorum. Hikâye ve öykülerden oluşan bu eser, gözardı ettiğimiz, unuttuğumuz birçok şeyi yeniden hatırlatıyor bizlere.

Mesela, Kafakâğıdı adlı hikâyede sistemin eksiklerini görüyorsunuz okurken, Düşman adlı hikâyede arkadaşlık nedir, ne değildir ve neleri gerektirir diye düşünüyorsunuz. Bir Skandal adlı hikâyede ne yaparsanız yapın insanların bir şekilde sizi eleştirecek bir şey bulacaklarını, ve sizin A dediğinizin birkaç sokak ötede Z diye söylendiğini öğreniyorsunuz. Kısacası bu kitapta hayatı gözden geçiriyor, bu esnada da o cümlelerde kendinizi buluyorsunuz.

Sabahattin Ali'nin okuduğum hikâye ve öykü kitapları arasından en beğendiğim bu oldu. Kesinlikle tavsiye ederim.
232 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Bir dönem çeşitli dergi ve mecmualarda neşredilmiş oyun ve öyküler, kısa bir süre sonrasında üç ayrı kitap olarak basılmış. YKY de bu üç kitabı tek bir kitap olarak basmış, iyi de olmuş. Daha evvel romanlarını okuduğum Sabahattin Ali’nin öykü ağırlıklı diğer eserlerini okumayı planlamıştım (etkinlik bunun toplu hâlde yapılma vesilesi oldu tabii: #31311069). Yazarın gelişim-değişim evrelerini gözlemleyebilmek için de eserleri neşredilme tarihlerine göre okumayı düşünüyordum, bu fikre sadık kalarak da ilerliyorum, güzel bir tecrübe oluyor. İlk eser Değirmen öykü kitabıydı. Orada genç ve istidadı olan bir yazarın, aşka ve isyana dair öyküleri vardı (Değirmen: #31310887). Orada, aşkın işlendiği ilk kısım daha havai, ayakları yere basmayan ancak aşkı kutsayan hikayelerden oluşuyordu. Sonrasında ise sessiz çığlığın, kırılgan bir isyanın olduğu öykülerden oluşan kısımlar vardı.

Bu kitapta ise öykü tarzı açısından daha fazla çeşitlilik var. Başta nüktevarî kısa öykülerle başlayıp yine hüznün, çaresizliğin, isyanın, naif bir kabullenmeme, karakterli bir küsüşün olduğu hikayelerle devam ederken, yazar aynı zamanda sert/eleştirel bir tarzı ve uzun öyküyü de deniyor. İlk baştaki o nüktevarî hikâyeler zayıf kalmış. Ancak genele bakarsak dikkat çeken bariz bir durum var. Hikayeler daha fazla gerçeğe dokunuyor ve bir dönemi adeta resmediyor. Öne çıkan o fukaralığa, cehalete ve çaresizliğe yakinen tanık oluyorsunuz. Değirmen’de nispeten daha lirik cümleler, fikir fırtınaları ve süslü, uzun betimlemeler varken, Kağnı ve Ses’ de daha çok anlattığı şeye odaklanmış, bize olaydan çok durum hikâyesi anlatan bir Sabahattin Ali var. Bundan dolayı öykülerin bir kısmında hikâyenin sonunu pek önemsemiyor yazar. Düşman ve Bir Skandal öykülerindeyse sertleşen bir üslup, hoyrat bir dil kullanımı söz konusu.

“Güliver’in cüceler memleketine düştüğü zamankinden daha çok hayret içindeydim. Ve bana tiksinti veren bu ruh cüceleri beni de her tarafımdan sımsıkı bağlamışlardı. Kıpırdamaya imkân yoktu.”
Memleketin münevverleri ile ilgili sert ve yerinde eleştiriler ile kadınlara da ayrıca saydırdığı bölümler var, onları da okuyacak olanlara bırakalım artık.
Leylim Ley şarkısını şimdiye kadar sayısız insan seslendirdi. Ancak benim aklıma hep İbrahim Tatlıses’in okuduğu kayıt gelir. “Ses” öyküsü de içinde etkileyici sesiyle Leylim Ley’ i okuyan bir amelenin, sazıyla geçer not alma mücadelesini anlatıyor. Hikâye boyu aklıma İbrahim Tatlıses ve hikâyesi geldi. Betimlenen o acı ve etkileyici ses ve iki hikayedeki benzerlikler belki de bu çağrışımı geçerli kıldı, enteresandı.
https://www.youtube.com/watch?v=lDHzxu3ME5w

“Köstence Güzellik Kraliçesi” nde öyle bir öykü vardı ki direk Masumiyet’ in Bekir’ ini dinler gibi oldum. Gravila ilgi çekici bir biçimde kırık aşk hikayesini anlatıyordu. Ancak anlatıcı bazen Gravila oluyordu, bazense “oğlum Bekir yolu yok çekeceksin, yol belli ey başını usul usul yürü şimdi” diyen Bekir.
https://www.youtube.com/watch?v=10zCe8a-uU8 (Link argo anlatım içerir, dikkat!)

Kitapta bir de “Esirler” adlı oyun bulunmakta. Bu oyun başlarında bana anlatımıyla basit gelmişti. Hatta peşin hükümde de bulundum; Sabahattin Ali de oyun yazarlığından tatmin olmamış ki bir daha denememiş, üstüne gitmemiş diye. Oyun, anladığım kadarıyla meşhur Kürşad ve 40 çerisinin destanından esinlenmiş, tabi içerik daha farklı. Basit, iddiasız ilerleyen oyunun niteliğini artıransa bir kısmından sonra Shakespeare diyaloglarını anımsatan diyalogların araya serpiştirilmiş olmasıydı. Özellikle oyuna dahil edilen filozof Siyaohi karakteri ve gelişen diyaloglarıyla eser sınıf atlayabilmiş. Ancak baştaki o peşin hükmümün hala arkasındayım orası ayrı.

Farklı tatlarda öyküler sunan kitap benim için güzel bir deneyimdi.
Öykü seven ve farklı tarzda öyküler okumak isteyenlere de (hala okumadılarsa) “bi deneyin” derim.
222 syf.
Bu eserle birlikte Sabahattin Ali'nin tüm eserleri okumuş bulunuyorum.
Eserde yine Anadolu insanı ele alınmış.
Yalın ve akıcı bir dille kaleme alinmiş eser.
222 syf.
Sen ne de güzel yazıyorsun Sabahattin? Okudukça okuyasım geliyor seni. Okudukça da daha çok seviyorum, bağlanıyorum sana. Ne naif adamsın sen bea, diyesim geliyor. Harika bir yazarsın. Tabii bunların yanında bir de şöyle bir özelliğin var; çok sivri dilli ve lafını esirgemeyen birisin. Bu kitabında bunu daha iyi gördüm. İzninle biraz kitabından bahsedeyim okurlara -ki onlar da bu kitabını okusun.

Kitap üç bölümden oluşuyor: Kağnı-Ses-Esirler. Kağnı ve Ses kısmında öykülere yer verilmiş. Esirler kısmında da tiyatro -deneme tarzı bir yazı görüyoruz. Yalnız kitaptaki birkaç hikaye, Kamyon kitabında da basıldığı için o hikayeleri tekrar okumadan geçtim.

Kitapta o kadar birbirinden farklı karakterler var ki, nasıl desem, tek bir kesimi anlatmıyor Sabahattin. Fakir de var kitaplarında, zengin de. Ahlaklı insan da var, ahlaksız insan da. Çocuk da var, büyük de. Köylü de var, şehirli de... Belki de bu yüzden bu kadar iyi sevdirebildi kendini yazar. Çünkü herkes kendinden bir şey bulabiliyor kitaplarında. Saraylarda yaşayıp, zengin balolarından bahsettiği karakterler olsaydı, bu kadar doğal ve "bizden" biri olması çok zor olurdu. Daha sonra da silinir giderdi... Ölümsüzsün Sabahattin!

Kitapta geçen çok güzel bir söz vardı, onu da yazayım ve üzerine düşünelim; Köylü milletin efendisidir diyorsunuz ama köylü çocuklarının okudukları okul, baştan savma yapılmış, çalı çırpı birikintisinden başka bir şey değil! Çok doğru demiş Sabahattin! Biz köylülere sadece sözde efendi diyoruz. İcraata gelince, hep önde zengin çocukları geliyor. Onların giysi odaları varken, köydeki çocuklarımız elleri nasırlı halde kalem tutuyorlar. Zengin çocuğunun ayağı tökezlese ağlayan millet, köylü çocuğu soğuktan donsa gıkını çıkartmıyor! Çok doğru ve maalesef hayatın acı gerçeği bu. Vergi almaya gelince, kimseyi kimseden ayırmayan biz, icraate gelince bazı kesimi yerin dibine sokmayı iyi biliriz. İşte Sabahattin kitabında buna da değinmiş, işte bu yüzden bir kez daha âşık oldum bu adama...

Toplumsal eşitsizlik, fakir-zengin insan ayrımı, devlet yetersizliği, kadın-erkek ilişkisi gibi konulara nokta atışı yapan bu kitabı tavsiye ederim. Eğer anlayarak okursanız, birçok olumlu şey katar size. Sabahattin Ali'siz bir Türk Edebiyatı düşünülemez! İyi ki varsın Sabahattin! Sen hiç susma, olur mu? Sen sadece konuş, biz dinleriz...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kağnı - Ses - Esirler
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
222
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750806599
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Türk edebiyatının özgür sesi Sabahattin Ali’nin üç bölümden oluşan bu kitabı okuyucuyla buluşuyor. İlk bölüm olan Kağnı’da Kağnı, Gramofon Avrat, Duvar, Pazarcı, Düşman gibi öyküler, ikinci bölüm olan Ses’te Ses, Köpek gibi öyküler ve son bölüm olan Esirler’de de Ali’nin kaleme aldığı oyunlar yer alıyor.

Kitabı okuyanlar 1.714 okur

  • Prenses gulumser
  • Semra Yılan
  • Acarkan Acar
  • esra
  • Mehmet Ali Koldaş
  • Eylem Çelik Özkılıç
  • Abdusselam
  • Merve
  • Mehmet uzan
  • Mel

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.8
14-17 Yaş
%3.6
18-24 Yaş
%22.3
25-34 Yaş
%38
35-44 Yaş
%19.3
45-54 Yaş
%7.8
55-64 Yaş
%3
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%50.6
Erkek
%49.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%26.7 (113)
9
%25.8 (109)
8
%26 (110)
7
%10.9 (46)
6
%5.2 (22)
5
%2.8 (12)
4
%2.1 (9)
3
%0.2 (1)
2
%0
1
%0.2 (1)

Kitabın sıralamaları