Adı:
Kahkaha Benden Yana
Baskı tarihi:
Mayıs 2000
Sayfa sayısı:
279
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755393124
Kitabın türü:
Çeviri:
Nedim Çatlı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Büyük bir dehanın tanınmaması elbette üzücü; ama yanlış tanınması daha da beter. Ne yazık ki Kierkegaard bu iki durumu da dramatik şekillerde yaşadı ve bu durum kısmen de olsa halen devam ediyor.

Yaşadığı dönem olan XIX. yüzyılda kendi insanları tarafından anlaşılamadı; çünkü düşünceleri, eserleri onları kat kat aşıyordu. Kierkegaard'ın üzerine serpilen ölü toprağından sıyrılıp varlığını yeniden göstermesi için XX. yüzyılın başlarını beklemek gerekti: Yani "birey" kavramının yavaş yavaş uç verdiği, özleri bir "sistem" inşa etmeye dayalı felsefelerin çözülmeye başladığı bir zaman dilimini.

Geçtiğimiz yüzyıla damgasını vuran pek çok düşünür ve yazar Kierkegaard'dan önemli ölçüde yararlanmışsa da, Kierkegaard'ı merak eden okurlar onun "yanlış" bir kitabından başlamak ya da hakkındaki yanıltıcı yorumları ciddiye almak suretiyle bir anlamda onu gözden kaçırmışlardır. İşte bu kitap Kierkegaard'ı tanıdığını sananlar, hakkında şöyle bir fikri olanlar ya da hiçbir fikri olmayanlar için ideal bir "tanıtım" kitabı. Tanıyanlara ise kesinlikle "yeni bir bakış" kazandıracak bir eser.

Kierkegaard okuru birkaç şekilde şaşırtıyor: Öncelikle yüz elli yılı aşkın zaman önce kaleme almış olduğu konular halen güncelliğini sürdürüyor. Sözgelimi kamu, basın, özel hayat gibi kavramları derinlemesine ele alırken bugün de önemini koruyan olağanüstü tespitler yapıyor. Bunun dışında değişik karakterlerin ağzından tartışma yaratacak sözler sarf ediyor. Örneğin, "Can sıkıntısı bütün kötülüklerin anasıdır" diyerek eğlenmenin görevimiz olduğunu ilan ediyor.

Dönemin etik, estetik, düşünsel ve doğrudan hayata dair alanlarında bayağılıklara karşı tek başına kıyasıya mücadele etmiş bir adamı (yeniden) tanımak, "sohbet"inden haz almak ve en nihayetinde Kierkegaard'a hakkını vermek için Kahkaha Benden Yana diyoruz.
(Tanıtım Bülteninden)
Søren Kierkegaard, her şeyden önce gerçekten 'ilginç' bir kişiliğe benziyor. Düşünceleri ve bunları aktarma şekli, yaşam tarzı, tepkileri, anlayışı vb. en küçük parçasından en büyük parçasına kadar yansımış bir ilginçlik. Bu kitabı okumadan önce kendisi hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyordum. Okuduğum ilk kitabı zaten. Bodozlama daldım -incelemeye de böyle daldım-. Ki okuduğum her kitapta bunu yapmaya çalışıyorum. Dalmasına daldım, ama kitap karmaymış. Diğer kitaplarından bölüm bölüm kesip almışlar. Kitabı bitirdikten sonra önsöz kısmına geri gelip okuduğum zaman fark ettim. Bundan dolayı pişman veya üzgün değilim. Güzel oldu. Çünkü, onun yazdıkları ile az da olsa kendisini tanıma fırsatım oldu. Zaten geçmişini bilseydim ne olacaktı ki? Şundan şundan dolayı şunu yazmış, onun etkisi ile bunları söylemiş, babası böyleymiş o da böyle olmuş vs. yazarın yazdıklarından bağımsız, kendi bildiklerim ve tecrübe ettiklerim ile gelen anlayışımla yargılarda bulunacaktım. Bu da dolaylı yoldan onu olduğundan farklı algılamama sebep olacaktı. Ayrıca ben, onun geçmişini bildiğim gibi, o da beni geçmişimi bilseydi eğer; yazdıklarını okumamı ister miydi veya söyleyeceklerinden dolayı ben kitabını okumak ister miydim? Hiç zannetmiyorum. Sıfırdan -teknik olarak bir iki bilgiye sahiptim- ve bilinmezlikten başlayıp onunla dolu noktalara ulaştım. İyi ki de böyle yapmışım. EfsanE biriymiş. Kitap , derleme parçalardan oluştuğu ve onun hakkında edindiğim kesinlikli ve ilk izlenim olduğundan kısa bir benzetmeyle incelememi sonlandıracağım.

Kaos ve düzen. Bu iki kelime dünyamızı ve içine aldığı her şeyi kapsıyor. Doğanın ve dünyanın kusursuz bir düzeni olduğunu düşünüyorum. Bunun sebebi: Başlangıçta her şeyde ve her yerde bir kaosun hâkim olmasıdır. Yani hiçbir yerde, düzene dair en ufak bir nokta bile yoktur. Hatta nokta bile yoktur. Geçen zaman ve varoluş ile birlikte her şey, her şeyle bağlanmaya başlar. Her şey, her şey ile bir şekilde bağlanmıştır. Bu yaratıcı düşüncede ve yaratıcı olmayan düşüncede de vardır. Bağlantılar kuruldukça, küçüklerden başlayarak büyüklere giden kusursuz bir düzen oluşur. Doğayı mükemmel görmemizin sebebini tam burada buldum. En azından benim kanaatim, bu. Peki, her şey güzel ve hoş ama Søren abi, bunun neresinde? Søren abi, bu düzenin en içinde bulunan kaosun göründüğü yerde. Yani her yerde bulabiliriz, ama hiçbir yerde yoktur. Düzeni oluşturan kaosu görür ve kaosun yapıtaşlarını belirler. Sonra da düzeni nasıl oluşturduğu anlar. İnsanların oluşturduğu düzene de böyle bakar. Ama bizlerin ki, kendiliğinden oluşma değildir. Bu yüzden, çoğu kusurludur. Kusursuzun yapıtaşlarını gören biri olarak Søren abi, kusurludakileri fark etmemesine imkân var mı? Bence, yok. Bağlarımızı nelerin oluşturduğunu, bunların etkilerini, yanlışlıklarını ve doğruluklarını, doğa ile benzerliklerini ve farklılıklarını vs. her açıdan bakarak incelemişe benziyor. Bir su birikintisinin önünüzde olduğunu düşünün. Suyun içinde de küçük bir parça çamur olduğunu görelim. Olağan hâldeki bir suyu hayranlıkla incelemiş ve anlamış, Søren abimiz var. Çamurlu suyun karşısında olduğunda ne yapabilir ki? Suyu, çamurdan nasıl kurtarıp olağan güzelliğine ve saflığına nasıl getireceğini düşünmeye başlar. İşte, tüm mevzu bu. Bu kitapta suyun güzellikleri ile çamurlu suyun çirkinlikleri -önceden güzel olanın tam karşıtı- bir arada bulunuyor. Uzun lafın kısası, bizim içimizdeki doğal ve kendi oluşturduğumuz, hem içeride hem de dışarıdaki kaosu anlaşılır kılmış. Bunu da düzenden yola çıkarak yapmış.

Bir incelemeye benzeyip benzemediğinden emin değilim. Söylemek istediğim ve düşündüğüm daha çok şey var. Ancak kitaptaki parçaları, asıl yerlerinde gördüğümde ve kafamdakilerin doğru olduğuna kanaat getirdiğimde belirtmem ve sunmam doğru olur. Şimdilik, sadece algıladığımı sunuyorum. Bunlar ne bir yargıdır, ne de bir tanımdır. Sadece kusurlu olan anlayışımın meyvelerini gösteriyorum. Bu yüzden, buraya kadar okuyan herkesin anlayışına sığınırım. Saygılarımı sunuyorum. Søren abinin de dahil olduğu yarınlarda görüşmek dileğiyle, esen kalın.
Eğer insanın bir sınırı varsa o sınırı kaldırabilecek düşünceyi ancak Kierkegaard'ın hayata karşı tutumundan yola çıkarak yerle bir edebiliriz. En büyük varoluşçuların ilham kaynağı ve bana göre kimseye tavsiye edilemeyen yazar. Bir tavsiyeyle okunacak kadar basit olmayan bir yazar, belli bir arayıştan sonra eğer varsa bir parça varoluşa karşı bir tiksinti kendiliğinden bulunulan ve bırakılamayan bir yazar! Bir babanın ona miras olarak laneti, günlerce mektuplaştığı nişanlısının onu terkettikten sonra bir başkasıyla evlenmesi ve kardeşleriyle annesini kaybetmesi onun için derin acılar, bizim açımızdan ise en büyük eserler bıraktırdı geriye. Neredeyse bütün kitaplarından bir parça sunan bu yapıtında en çok mektuplara yer ayırır. Bir çok takma ad kullanarak yayımladığı yazılarını bazen kendi oluşturduğu takma adları karşılıklı mektuplaştırır ve çoğu zaman içine girdiği tartışma kendine karşıdır. Belki de en büyük varoluşculara ilham kaynağıyken sende olan o belirsizlik, umursamazlık seviyesi, kimi zaman en dipten gelen bir umutsuzluğun tablosu ve hayata karşı duruşunun umursamaz tavrı açıklayabilir; Eyüp'ün sabrını ve ibrahimin o yolculukta yanında olma duygusunu... Şunu da anlaman gerekir ki dostum kahkaha hiç bir zaman senden yana olmadı, belki kendi kurguladığın kahramanlar aracılığıyla en sert biçimde eleştirdiğin varoluşta bir nebze de olsa kahkaha senden yana oldu ama onlar da sen değildin..!
"Başıma harika bir şey geldi. Göğün yedi kat yukarılarına çekildim. Tanrılar orada oturuyorlardı. Bana özel bir lütufla bir dilekte bulunma ayrıcalığı bahşedildi. 'Ne dilersin?' dedi Merkür. Bir an şaşırdım kaldım. Sonra tanrılara şu şekilde hitap ettim: 'Çok saygıdeğer çağdaşlar, dileğim tek şudur ki, kahkaha hep benden yana olsun.' Tanrılardan hiçbiri tek kelime etmedi; hepsi gülmeye başladı. Bundan dilediğimin kabul edildiği sonucuna vardım ve anladım ki tanrılar kendilerini zarafetle nasıl ifade edeceklerini biliyorlardı; zira ciddi bir tavırla, 'Dileğin kabul oldu' demek onlara pek yakışmazdı."

Kitabın adının nereden geldiğini "Kaygı Kavramı"nda geçen bu paragraftan anlayabiliyoruz. Kierkegaard bu pasajda iki noktayı birden vurguluyor; birincisi kahkahanın tanrıların kendini ifade etme şekli olduğunu vurgulayarak kahkahanın değerini artırıyor. İkincisi ise tüm melankolisine karşı dünyaya kahkahayla baktığını, dünyayı öyle anlamlandırdığını bir kez daha gözlerimizin önüne koyuyor.

Kitabın adı ile ilgili bu açıklamadan sonra, kitabın yazılış tarzı hakkında bilgi verelim. Bu kitap, Kierkegaard'ın kendisi tarafından yazılmamıştır. Roger Poole ve Henrik Stangerup tarafından 1983 yılında derlenmiştir.

"Büyük bir dehanın tanınmaması elbette üzücü; ama yanlış tanınması daha da beter." diyerek açıklıyor Roger Poole kitabın yazılış amacını. Nedim Çatlı'nın dilimize kazandırdığı bu kitapta, önsöz bölümü haricinde tüm metinler Kierkegaard'a ait ve hiçbir yorum veya müdahale bu yoktur. Bu nedenle, Kierkegaard'ın kendisi yazmış gibi olduğunu söyleyebiliriz.

Kitabın içeriğine geçersek, kitaptaki metinler Kierkegaard'ın ağır felsefî metinleri değil, daha çok Günlükler'den olmak üzere genel olarak yazın kariyerinin başlarına ait yazılara yer verilmiş. Bu açıdan bakarsak, Kierkegaard'a akademik olmayan bir ilgi duyan okuyucunun hedef alındığını söyleyebiliriz.

Kitaba girişte, Danimarka halkı ile Kierkegaard arasındaki zıtlıktan bahsediliyor. Materyalist Danimarka halkına karşılık, idealist Kierkegaard ilk bakışta Alman felsefesine yakın gibi duruyor ama dönemin büyük düşünürü Hegel kendisini büyük hayal kırıklığına uğratınca kendi içine dönüyor.

Kierkegaard'ın hayatında ailesi ile ilişkisi, özellikle babası Michael Pedersen ile olan ilişkisi önemli yer tutuyor. Günlüklerinde annesinin bir kere bile adı geçmemesine karşılık, "Søren'in annesinin ölümüne üzüldüğü kadar, dünyada hiç kimsenin bir ölüme üzülmediği" de söylene gelen bir ifade olmuştur.

Baba Michael Pedersen'a dönecek olursak; oğlunu özellikle dinî yönüyle etkilemiştir. Michael, gençliğinde Tanrı'ya isyan ettiği için Tanrı tarafından cezalandırıldığını düşünüyordu ve Michael iki eşini, iki kızını ve iki oğlunu erkenden kaybetmesini dine bağladı. Bunun Kierkegaard felsefesinde önemli belirleyici olduğunu söyleyebiliriz, ayrıca Michael'ın zenginliği, toplumsal konumu da Søren'in hayatında önemli yere sahip olmuştur.

Aile dışında, belki aileden de öte, Søren'in hayatındaki en önemli kişi elbette ki Regine Olsen'dir. "Baştan Çıkarıcının Günlüğü" baştan sona Regine ve nişana odaklansa da, diğer eserleri de sıklıkla o ilişkiye hitaplarla doludur diyebiliriz. Dünya tarihinin en uzun aşk mektubu "Ya/Ya da", "Korku ve Titreme", "Tekerrür" ilk başta yazılacaktır bu alanda. "Korku ve Titreme" elbette ki çok özeldir, ilk bakışta tamamen dinî amaçlarla yazılmış gibi gözükse de, sıklıkla Regine'e hitaplarla dolu olduğunu görüyoruz. Üstadın hayatı boyunca ironik olmadığı, ciddi olduğu tek konunun 'genç kız' ve nişan olduğunu söylesek yeridir.

"Kitaplar bir anlamda tez, beden ise antitezdi."

Kierkegaard'ın müstear isimler ile yazması da bir anlamda böylece bir anlam kazanıyor. Tezlerini farklı isimlerle ortaya koyunca, bedeniyle kısıtlama olmadan, rahatça hareket ediyor ve 'kahraman'' oluyor. Bu kitapta yer alan, müstear yazarların tartışmaları belki de edebiyatının doruk noktalarından biridir. Victor Eremita, Constantin Constantinius, Baştan Çıkarıcı Johannes, moda terzisi ve Yargıç Wilhelm 'kadınlar' ana başlığında tartışıyorlar. Kierkegaard, her müstear yazarını mükemmel bir şekilde konuşturur ama Baştan Çıkarıcı Johannes'in düşüncelerine hayran kaldığını görebiliriz.

Kitapta, pek fazla yerde bulamayacağımız Kierkegaard'ın siyasi fikirlerinin de konu edildiğini görüyoruz. Üstad, birçok tartışmada siyaseten yetersiz olduğunu ve bunun kendisini ilgilendirmediğini söylese de elbette ki döneminin büyük kafası olarak gündemin içinde yer aldı, hele ki devrimci bir dönemde yaşadığını da hesaba katarsak, uzak durması imkansızdı. Bekleneceği üzere, muhafazakar diyebileceğimiz bir çizgisi var ama siyasi konularda yazdığı yazıların tatmin edici olmaktan uzak olduğunu söylemek mümkün ve olayları geniş bir açıdan görmemiş.
"Can sıkıntısı bütün kötülüklerin anasıdır" deyip; birey, siyaset, basın, özel hayat gibi kavramları derinlemesine irdeleyerek yerinde tespitler sunan adam. - Kierkegaard. Tanrılardan tek bir dilek dilemiş "kahkaha hep benden yana olsun"
Keyifli okumalar...
"Arkadaş felsefedeki "zorunlu öteki" değil, lüzumsuz üçüncüdür." der Kierkegaard
Çünkü arkadaş sosyal ilişkiden öte bir sınırlayıcıdır.
Sınırlanan şey özgür olmayandır, özgür olmayan şey sıkıcıdır ve sıkıcı olan şey kötüdür...
Sören kierkegaard hayatı ve karakteri bakımından oldukça farklı kendisi ile hayat görüş ve düşüncelerimiz farklı olsa da gözlem yeteneği ve düşüncelerini savunma biçimi açısından kendisine şapka çıkartmam gerektiğini düşünüyorum. Yer yer sıkıldığım yazıları olsa da keyifle okuyabilirsiniz özellikle Moriya Dağı:Dört olası anlatım kısmı favorim oldu.
Ey muhteşem Doğa, eğer ben sana hayran olmasaydım bana bunu bir kadın öğretirdi, çünkü o varoluşun sultanıdır.
Soren Kierkegaard
Sayfa 69 - Ayrıntı Yayınları
Tanrılar bayram ediyordu.Gerçekten de dünyada kadın kadar büyüleyici bir şey daha keşfedilmemiştir, masumiyet kadar mutlak bir büyüleyicilik, alçakgönüllülük kadar cezbedici bir ayartma ve kadınla kıyaslanabilecek bir aldatmaca daha yoktur.
Soren Kierkegaard
Sayfa 68 - Ayrıntı Yayınları
Bir şeyler yapmalısın, fakat sınırlı kapasiteni göz önüne alırsan, yapılmış olanları daha da kolaylaştırman imkânsız olacaktır, sen de diğerleri gibi insancıl bir coşkuyla bir şeyleri daha zor yapmayı üstlenmelisin.
“Artık ihtiyarlıyorsun.” dedim kendi kendime, “hiçbir şey olmadan, gerçek anlamda hiçbir işi üstlenmeden.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kahkaha Benden Yana
Baskı tarihi:
Mayıs 2000
Sayfa sayısı:
279
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755393124
Kitabın türü:
Çeviri:
Nedim Çatlı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Büyük bir dehanın tanınmaması elbette üzücü; ama yanlış tanınması daha da beter. Ne yazık ki Kierkegaard bu iki durumu da dramatik şekillerde yaşadı ve bu durum kısmen de olsa halen devam ediyor.

Yaşadığı dönem olan XIX. yüzyılda kendi insanları tarafından anlaşılamadı; çünkü düşünceleri, eserleri onları kat kat aşıyordu. Kierkegaard'ın üzerine serpilen ölü toprağından sıyrılıp varlığını yeniden göstermesi için XX. yüzyılın başlarını beklemek gerekti: Yani "birey" kavramının yavaş yavaş uç verdiği, özleri bir "sistem" inşa etmeye dayalı felsefelerin çözülmeye başladığı bir zaman dilimini.

Geçtiğimiz yüzyıla damgasını vuran pek çok düşünür ve yazar Kierkegaard'dan önemli ölçüde yararlanmışsa da, Kierkegaard'ı merak eden okurlar onun "yanlış" bir kitabından başlamak ya da hakkındaki yanıltıcı yorumları ciddiye almak suretiyle bir anlamda onu gözden kaçırmışlardır. İşte bu kitap Kierkegaard'ı tanıdığını sananlar, hakkında şöyle bir fikri olanlar ya da hiçbir fikri olmayanlar için ideal bir "tanıtım" kitabı. Tanıyanlara ise kesinlikle "yeni bir bakış" kazandıracak bir eser.

Kierkegaard okuru birkaç şekilde şaşırtıyor: Öncelikle yüz elli yılı aşkın zaman önce kaleme almış olduğu konular halen güncelliğini sürdürüyor. Sözgelimi kamu, basın, özel hayat gibi kavramları derinlemesine ele alırken bugün de önemini koruyan olağanüstü tespitler yapıyor. Bunun dışında değişik karakterlerin ağzından tartışma yaratacak sözler sarf ediyor. Örneğin, "Can sıkıntısı bütün kötülüklerin anasıdır" diyerek eğlenmenin görevimiz olduğunu ilan ediyor.

Dönemin etik, estetik, düşünsel ve doğrudan hayata dair alanlarında bayağılıklara karşı tek başına kıyasıya mücadele etmiş bir adamı (yeniden) tanımak, "sohbet"inden haz almak ve en nihayetinde Kierkegaard'a hakkını vermek için Kahkaha Benden Yana diyoruz.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 64 okur

  • ruzi
  • atlas özbenol
  • Xelef Caymaz
  • B é t ú l
  • Kübra Argunşah
  • K.
  • A
  • Iona Potapov
  • DESTİNA ÖYKÜ
  • Kanatsizserce

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%10
25-34 Yaş
%66.7
35-44 Yaş
%13.3
45-54 Yaş
%3.3
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%6.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%51
Erkek
%49

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%13 (3)
9
%13 (3)
8
%34.8 (8)
7
%30.4 (7)
6
%4.3 (1)
5
%4.3 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0