Kanlakarışık

·
Okunma
·
Beğeni
·
276
Gösterim
Adı:
Kanlakarışık
Baskı tarihi:
Nisan 2018
Sayfa sayısı:
424
Format:
Karton kapak
ISBN:
9753483612
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Çınar Yayınları
Neden bizde de batıdaki gibi entrikalı cinayetler alengirli gizemler yok
neden seri katil yok bizde polisiyelerimizde polisler gerçekteki gibi
yansıtılmıyor ha ahah ahaha ay öyle polisiye mi olur ayol zaten
bizimkiler beceremez gizem kurgulamayı ben hiç yerli polisiye okumam
şekerim gerçekçi değil bir kere hayal güçleri zayıf bu toprakların bu
kentlerin bu köylerin bu coğrafyanın kokusunu dilini yüreğini canını
taşıyanlardan bir avuç iki deste yirmi öykü polisiye suç kara karanlık
umutlu umutsuz esrarengiz kaskatı buz gibi sımsıcak yumuşacık dualı
büyülü fallı gerçekçi romantik günahkâr sapkın kahramanca fedakârca
yumruk yumruğa nefes nefese cayır cayır…
Nasıl başlar öyküler? İlk cümleye ne yazarsanız yazın öncesi mutlaka vardır. Benim bu 21 farklı kalemden çıkan 20 farklı öykünün yer aldığı kitapla tanışmam gibi. Kim bilir hangi zamanda okuma listeme almış, zihnimin karanlık odalarından birine atıvermişim. Sonra da sayısız kitap, sayısız insan girmiş hayatıma. O hep o karanlık odada beklemiş. Ta ki dünya üzerinde Agatha Christie’den sonraki en iyi 2. Kadın Polisiye yazarı Ceyda Kiva ile karşılaşana kadar. :) Polisiye sevdiğimi ama hiç Türk polisiye okumadığımı söylediğimde çok haklı bir soruyla karşılaştım tabii bu arada Polisiye Yazarlar Birliği Teke Beylerbeyi Doruk Ateş tarafından “Neden?” diye. “Sahi,” dedim kendi kendime “neden okumadım ki hiç Türk polisiye?” Ve böylece elimde çift imzalı Kanlakarışık ile hemen bu soruya bir yanıt bulmaya giriştim. Tabiiki de ilk olarak canım Ceyda’nın öyküsü ile başladım ve yaşadığım şoku şuanda anlatabilmemin imkânı yok. Uzun zamandır bu kadar ‘vurulduğumu’ hatırlamıyorum. Öykünün etkisi hâlâ üzerimde ve ben bir kez daha okursam bu defa sonsuza dek etkisinden kurtulamayacağımı bildiğim için bir daha okuyamıyorum Rüzgâr’ı. Bazen keşke unutsam da en baştan o zevki yaşayabilmek için yeniden okusam diyorum ama mümkün gibi görünmüyor. Tabii o gece Rüzgâr’ın vurucu etkisinden kurtulamadığım için diğer imzalı öyküm, kitaba ismini de veren Kanlakarışık ertesi güne kaldı. Ki çok doğru bir karar almışım çünkü aynı günde kaldıramazmışım sahiden de. Eğer ben o gün Doruk’la tanışmamış olsaydım ve o öyküyü yine de okusaydım kesinlikle tanışmanın bir yolunu bulurdum; sırf “Gerçekten bu kadar ince düşünüyor musun? Yani nasıl bu kadar hassas olabildin?” diye sormak için. Gerçek bir haberden yola çıkan bir öykü bu. Hani hepimiz mutlaka hatırlarız, kartopu oynarken öldürülen kardeşimizi. Hepimiz duyduk o haberi, üzerine ne kadar düşündük bilmiyorum ama Doruk o kadar ‘hassas’ bir öykü yazmış ki bunun üzerine. Ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilemedim. Sonra onunla öykü hakkında konuşurken gözlerimin dolu dolu olduğunu söyledi, öyküdeki o naif melankoli havadan bir türlü kurtulamamış olmamdan kaynaklıydı bu da, gizleyemedim.

İşte benim için bu kadar vurucu iki öyküyle başlayınca kitaba beklentim de bir hayli yükseldi. Tabiiki de en sevdiğiniz yazarın bile 20 farklı öyküsünü aynı oranda sevemezsiniz hatta belki bazılarını hiç sevemezsiniz. Haliyle 21 farklı kalemden çıkınca bu öyküler her birini, okuyan her kişinin çok beğenmesinin imkânı yok. Ben de bazı öykülerin anlatımını çok sevmişken bazılarının konularından etkilenip anlatımları yetersiz buldum. Tek tek tüm öyküleri değerlendirmem mümkün olmasa da olumlu/olumsuz söylemek istediğim bazı şeyleri de içimde tutamayacağım. Ben yine de severim bu arada seçkileri okumayı, farklı yazarlarla tanışmamı sağlar en önemlisi. Mesela Günay Gafur ismini hiç duymamıştım. İtiraf edeyim ki, kitaptaki öyküsü Ölüm Manifestosu’ndan pek hoşlanmadım ama anlatım olarak öyküden çok roman yazarı olarak başarılı olabileceğini düşündüm ki aldığım duyumlarda da roman konusunda gerçekten başarılı olduğunu öğrendim. Ben de ekledim bile listeme iki romanını. Benim için ne güzel bir kazanç oldu, okunacak iki Türk polisiye romanı daha buldum kendime. :)

Bazı öyküler beni derin derin düşündürdü. Özellikle işin içine giren ‘intikam’ olunca. Kime hak vereceğini şaşırıyor insan. Mağdurla zalim aynı potada eriyor ve birine hak verse diğerinin hakkını yediğini düşündürüyor insana. Ne çok üzdü beni bu durumlar ve düşünceden düşünceye savurdu. “Ben olsam ne yapardım?” düşüncesi de çok yıpratıyor insanı. Empati gücü yüksek bir insan olarak, kimin yerine koyarsa kendini yine de bir yıkımla karşılaşıyor insan. Ama biliyorum ki bunlar kurgu değil. Gerçeğin kendisi. Bu yüzden özellikle de Sibel Köklü ‘nün Beyaz Kelebeklerin Sırrı ve Çağan Dikenelli ‘nin Baykuş: Gözyaşı Yanığı öykülerinden konu olarak çok etkilendim.

Bazı öyküleri ise fazla ‘Sherlockvari’ bulduğumu söylemeliyim. Hiç yerinden kalkmadan olayı çözen dedektif gibi… Dediğim gibi bazı öyküleri konu olarak, bazılarını anlatım olarak beğendim. Ancak bir öykü geldi ki karşıma; sinirlerime hâkim olamadım. Öyle çok sinirlendim ki devam etmeyecektim oradan sonra. Neyse ki doğru bir karar ile devam etmişim. Böylece özellikle sonunda şok olduğum ve inanılmaz etkilendiğim Gonca Çiftçioğulları ‘nın Şok Ölüm’ünü ve iki yazarın (Emrah Poyraz ve Ulaş Özkan ) elinden çıkmasının öyküye apayrı bir hava kattığını ve beni çok üzse de anlatımını çok sevdiğim Pandora’yı okumuş oldum. Bir de tabii bilimkurgu tutkunu olarak yüzümü gülümseten (son sahneler hariç) Ercan Akbay ‘ın Dehlizler Kebapçısı’nı okumuş oldum.

Şimdi gelelim beni sinirlendiren ve inanılmaz rahatsız eden öyküye. ÖNEMLİ NOT: YAZININ BURADAN SONRAKİ KISMI OĞUZHAN ASLAN’IN YAZDIĞI ÇARPIK SEVDA İSİMLİ ÖYKÜ HAKKINDA YOĞUN SPOİLER İÇERİR. Ama derdimi anlatmak için başka şansım yok. Öncelikle bu öykümüzün ana kahramanı ya da mağduru (?) mu diyeyim; bir kadın. Öykünün başında öldürüldüğü sanılan (ama aslında yaralıymış) ve mağdur gibi görünen ama olayın iç yüzü ortaya çıktıkça mağdurlukla uzaktan yakından alakası olmayan bir karakter. Kendinden çok yaşlı biriyle evlenmiş, aynı zamanda lezbiyen ve zoofili olan bir kadın karakter bu. Bütün bu özelliklerin aynı insanda bulunması mümkün mü; bilmiyorum bile. Ancak yazınca olmuş işte. Bu kadın karakter evdeki hizmetçisini ‘birlikte olmak için zorluyor’ ve tehdit ediyor. Neden tecavüz ediyor demiyor da zorluyor diyorum; çünkü yazarımız öyle uygun görmüş. Bu kelime seçimlerinin karakteri erkek değil de kadın seçmesiyle ilgisi var mı bilemiyorum tabii ama öyküde hizmetçiden barınaktaki köpeklere kadar defalarca TECAVÜZ olayı olmasına rağmen tecavüz lafı hiç geçmiyor. Bu kadın, zoofili olduğunu ve barınaktaki köpeklerin her biriyle tek tek ‘ilişkiye girdiğini’ de itiraf ediyor öykünün sonunda kendine gelince. Ama bilin bakalım ne oluyor? Polisler bu olayı birbirlerine KAHKAHALARLA anlatıyorlar. Ve birinin bile aklına ceza vermek ya da gerekeni yapmak gelmiyor. Yahu yazarken bile ellerim titriyor. Bunun ne kadar hassas bir mesele olduğunu bir tek ben mi görüyorum? Ülkemizde her gün duyduğumuz hayvanlara tecavüz olayları, şiddet olayları çok mu komik gerçekten? Eğer gerçekten öyleyse ben bu dünyada daha fazla nefes almak istemiyorum. Avukat bir arkadaşıma sordum bu meseleyi bu incelemeyi yazmadan önce. Dedi ki hayvanların statüsü hâlâ belli olmadığı için kanunda böyle açıklar var ve evet ceza almayabilir ama bunu aşmak için uğraşan çok güzel insanlar var. Sonra yazarı biraz araştırdım ve avukat olduğunu öğrendim. Şimdi, bir avukattan böyle bir konuyu seçmişken ne beklersiniz? Ben, anayasadaki bu açığın kesinlikle kapatılması gerektiğini, bunun ne kadar önemli bir konu olduğunu vurgulamasını ve belki de buna çözüm önerileri getirmesini beklemiştim. Ama ne oldu sonunda öykünün? O barınaktaki her köpeğe tecavüz eden kadın, hiçbir ceza almadığı gibi son tecavüz ettiği köpek kendisini ısırdığı için onu satan adam hakkında dava açıyor. Evet, hikâyedeki mantık hatalarını bulmak benim görevim değil (en baştan vajinaya delici bir alet girdiğini söylemeleri ama sonunda aslında köpeğin ısırdığının ortaya çıkması gibi gibi) ama sahiden hizmetçi kadının bu kadının beyanıyla ya da kendi itiraflarıyla nasıl bu kadın hakkında dava açılmaz da bütün bunlar KAHKAHALARLA karşılanır aklım almıyor. Gerçek bir olaydan esinlenilmiştir diyor. Tutun ki gerçekte öyle oldu öyküde bunun saçmalığına vurgu yapılıp aksi olması için mücadele edilemez miydi? Çünkü bu gülünecek bir mesele değildir. O köpekler canlı değil mi ya? Yani bunu yapan bir erkek değil de kadın olması sonucu değiştirir mi? Neden sadece komik bir olay gibi lanse ediliyor? O zaman haberlerde gördüğümüz bütün o hayvana/kadına şiddet haberlerine gülelim geçelim öyle mi? Yok öyle şey. Biz sonuna kadar bunun karşısında durmaya devam edeceğiz. Gerçekte ya da kurguda. Hiç kimsenin de bunları normalleştirmeye çalışmasına izin vermeyeceğiz.

Bu dünyanın sadece bizim etrafımızda dönmediğini görün artık. Dili olmayanların da dili olun lütfen. Eli kalem tutan, birilerinin hayatına dokunmaya gücü olan insanlarsınız; lütfen siz ortak olmayın buna. Algıları değiştirerek dünyayı değiştirebiliriz ve bu bizim elimizde.


Evet, kafam gerçekten karmakarışık oldu bu öykülerden sonra. Sürç-i lisan ettiysem affola; emeği geçen herkesin kalemine sağlık.
Aralarında yazar olarak da yer aldığım Türkiye Polisiye Yazarlar Birliği üyesi 21 yazar ve hikayeden oluşan KANLAKARIŞIK adlı kitabımız değerli polisiye severlerin beğenisine sunulmuştur. 21 farklı insanın 21 farklı hikayesine ortak olmak, bu güzel eserden daha fazla okurun haberdar olmasını sağlamak için profillerinizde paylaşarak destek verebilirsiniz. Türkiye Polisiye Yazarlar Birliği, ülkemiz polisiyesini en iyi yerlere taşımak için var gücüyle üretmeye ve değerli okurlarının güvenini kazanmaya devam edecektir.
Yerli polisiye kitaplari okumayi sevenler ya da sevmeyenler bu kitabi mutlaka okuyun derim. Çünkü yirmi güçlü kalemin yazdığı yirmi öyküyü çok seveceksiniz.
Birbirinden ilginç 20 polisiye öykü... Kimi cinayet öncesi, kimi sonrası... Kiminde cinayet fikri var, kiminde bizzat uygulaması... Katillerin kimi haklı, kimi haksız... Cinayetlerin kimi planlı, kimi bir anlık cinnet sonucu... Öyle ya da böyle, hepsinin bir sebebi var. Haliyle bizim de okumak için sebebimiz var. Okunmalı, arşivlenmeli. Tavsiyemdir. =)
Türkiye Polisiye Yazarlar Birliğinin çıkarmış olduğu 20 farklı yazarın 10 farklı öyküsünü içeren bir kitap. Polisiye kitaplar favorim olduğu için neredeyse 2 gün gibi kısa sürede bitirdim kitabı. Birkaç öykü hariç kitabı beğendim. Farklı hikayeler ve farklı yazarlar arıyorsanız kitabı okuyun bence.
#kitapyorum
#kanlakarışık
#goncaçifçioğulları
Sayfa sayısı:419
21 tane polisiye yazarının yazdığı hikayeler. Içinde okuduğum ilginç cinayetler vardı. Severek şaşkınlıkla okudum.
Yaptığı cinayeti yaşlı olduğu için esnaf komşusuna yıkanların yaşadıkları.
Çocuk tecavüzü olaylarının doğurdukları felaketler.
Hapisteyken yaşanan ilginç cinayetler.
Otel işleten bir ailenin kızının başına gelen ölüm aşk cinayeti mı?
Eski bir top modelin modellikten değil yaşadığı ilginç cinsel hayatı ile ünlü oluşu yaşantısı şok yaşamamı sağladı.
Alkolün başına getirebileceği akıl almaz olay.
Konuların kimisi sıkıcı olsa da okurken bu kadar olamaz diyerek okuduğum oldu. Mutlaka okumanızı tavsiye ederim...
Sokakta kartopu oynarken öldürülmek bir kâbus olmalı Doktor Bey. Uyanamadığım ürkütücü bir rüya, zihnimin kaldıramadığı bir karabasan.
Ağabeyim ve yengemin biraz da olsa rahat etmesi veya yeğenimin terbiye edilmesi için acı çekmesine izin veremezdim. Düzeltilmesi gereken bir şey varsa, ebeveynlerinin toplum, medya ve iktidar tarafından şekillendirilen algılarıydı.
Biliyorsun, insan burada en çok değişik seslere ihtiyaç duyuyor; güçlü gösterecek, umutsuzluğunu dindirecek, başka bir hayatın var olduğuna inandıracak seslere. Hani gardiyan kapıyı açmadan önce anahtarların sesini duyuyoruz ya, işte o sestir bence edebiyat. Kapıyı açıyorum demez gardiyan, anahtarları şangırdatır. Siz ses değil, gardiyan güzel olsun, anahtar iyi olsun, kapı görkemli olsun istiyorsunuz. O sesin hangi kapıları açacağını umursamıyorsunuz.
Algan Sezgintüredi
Sayfa 170 - Kanlakarışık - Doruk Ateş

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kanlakarışık
Baskı tarihi:
Nisan 2018
Sayfa sayısı:
424
Format:
Karton kapak
ISBN:
9753483612
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Çınar Yayınları
Neden bizde de batıdaki gibi entrikalı cinayetler alengirli gizemler yok
neden seri katil yok bizde polisiyelerimizde polisler gerçekteki gibi
yansıtılmıyor ha ahah ahaha ay öyle polisiye mi olur ayol zaten
bizimkiler beceremez gizem kurgulamayı ben hiç yerli polisiye okumam
şekerim gerçekçi değil bir kere hayal güçleri zayıf bu toprakların bu
kentlerin bu köylerin bu coğrafyanın kokusunu dilini yüreğini canını
taşıyanlardan bir avuç iki deste yirmi öykü polisiye suç kara karanlık
umutlu umutsuz esrarengiz kaskatı buz gibi sımsıcak yumuşacık dualı
büyülü fallı gerçekçi romantik günahkâr sapkın kahramanca fedakârca
yumruk yumruğa nefes nefese cayır cayır…

Kitabı okuyanlar 17 okur

  • Gürbüz Deniz
  • Gün İlke Yıldırım
  • Turgay Şükür
  • mesude sert
  • Meltek
  • Bahadır Özel
  • Emine Karaca
  • İlay Yüksel
  • Zeynep
  • Bilge Günay

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.3 (3)
9
%9.1 (1)
8
%18.2 (2)
7
%27.3 (3)
6
%9.1 (1)
5
%9.1 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0