Kaos'un Kutsal Kitabı

·
Okunma
·
Beğeni
·
6.930
Gösterim
Adı:
Kaos'un Kutsal Kitabı
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944989411
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Versus Yayınları
Baskılar:
Kaos
Kaos
104 syf.
·4 günde
"Ölüme doğru gidiyoruz, tıpkı okun hedefe doğru gitmesi gibi, asla ıskalamayacağımız da kesin, ölüm bizim tek kesinliğimiz, tek gerçeğimiz, öleceğimizi daima biliyoruz, herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde, biçiminin bir önemi yok. Çünkü ebedi yaşam bir anlamsızlıktır, ebediyet hayat değildir, ölüm özlem duyduğumuz istirahattir, hayat ve ölüm birbirine bağlıdır, başka şey talep edenler imkânsızı isterler ve tek elde edecekleri, ödülleri ise duman olup gitmek olacaktır." diyerek başlıyor kitabına Albert Caraco. Ve ölüme bu kadar methiye düzmüş bir insandan ne beklersiniz? Hayatı boyunca sadece ölümü hayal eden ama anne-babasını yalnız bırakmamak için sabreden, bu süreç zarfında sadece yazarak ömür tüketen bir insan. Annesinin ardından babasını da kaybedince birkaç saat daha yaşama direnip intihar eder.

Kitabın hemen hemen her sayfasında "Ölüme gidiyoruz.", "Felakete yaklaşıyoruz." cümlelerini yineleyip durur Caraco. Belki çok karamsar gelebilir bize ama okudukça ve düşündükçe anlatılanların bir çoğu beynimizde sarsıntıya sebep olacak gerçeklerdir. Dünyanın ve insanlığın acı veren gerçekleri....

Nietzsche' yle Mandıra Filozofunu aynı kefeye koysanız, diğer kefedeki Albert Caraco'yu yerinden kaldıramazlar. Hayatınızda bu kadar her şeye karşı çıkan bir insanla karşılaşmamışsınızdır eminim.

Üretmeye, tüketmeye, aile olgusuna, düzene, üremeye, çoğalmaya, hatta ataerkil topluma bile karşı. Öyle ki umut gibi, sevgi gibi değer yargıları da nasibini alıyor Caraco'dan... Zaten umut da insanı gerçeklerden uzaklaştıran zırvalıklardan biridir.

Kitapta en çok eleştirilen konulardan bahsedersek 'insan fazlalığı' açık ara önde gider. İnsanların anlamsızca çoğalmasını, dünyaya bilinçsiz ve doğuştan suçlu bireyler getirmesini eleştirir. Doğanın bunu istemediğini, tam tersi sistemlerin insanların üremesini istediğini savunur. Yöneticiler istedikleri paraya ve sisteme sahip olabilmek için insan yığınlarına ihtiyaç duyar çünkü.

Bu şekilde üreyip çoğalmaya devam ettikçe de böcekler gibi hayat sürmeye ve değersizleşmeye mahkum olacağımızı ifade eden Caraco, her ne kadar anarşist ve nihilist olmadığını söylese de bu kaos ortamında, kaçınılmaz son olan felakette en sağlam duracak grubun yine anarşist ve nihilistler olacağını savunur.

Yakında sadece şantiyeden ibaret olacak olan bir dünya....
Betonarme bir evren...
Yokluktan kendi idrarını içmek zorunda kalacak olan kalabalık yığınlar...
Su kıtlığından çıkacak olan su savaşları...
Sistemin dayattığı düzen...
Yaklaşan felaket...
Ve yok oluş...
Peki bu distopik dünyada insanı sonsuz huzura kavuşturacak olan şey nedir?: Ölüm

Hani Cemal Süreya'nın Nazım için yazdığı pek az bilinen bir şiiri vardır:
"Ağıdı önce söylenen, ölüm korkusunu atar" der şiirinde. Caraco' nun annesinin ölümüyle çıkmaza giren hayatı ve psikolojisini düşünürsek, neden ölüm korkusunu böylesine yenip ona bu kadar özlem duyduğunu anlayabiliriz.
Aslında Caraco'yo göre, hepimiz, bütün bu insanlık, Süreya'nın şiirinde geçen, hani o ağıdı önceden söylenen, boynu usul telli turna gibiyiz. Nereye uçuyoruz? Bilinmez....
60 syf.
·41 günde·8/10
''Bir eylül sabahında sabrıma sevda düştü.'' Sabrıma sevda değil haberler düşünce, buyrun ortaya çıkanlar.

21 Eylül 2018
Kendini peygamber ilan eden Caraco'nun intihara sürükleyen kitabı Kaos'un Kutsal Kitabı'nı okudum ve henüz intihar etmedim, çünkü günah. Buhrana çok düştüğüm zamanlarda intiharın eşiğine gelir, düştüğüm çaresizlikte euzü besmele çeker ve yola devam ederim. O yüzden yanlış anlamazsanız, öbür dünyaya inanmayan insanların bu iğrenç hayata ve bu iğrenç düzene neden katlandığını bir türlü çözemiyorum. Sizin yerinizde olsam bir öfke anına bakardı elime bıçağı almam, yahut varolmanın dayanılmaz ağırlığına katlanamaz kendimi yüksek bir yerden derin sulara bırakırdım. Zaten her türlü şinanay. Neyse şu an doğru şeyler yazmıyorum farkındayım, fakat doğru zamanlardan da geçmiyorum zaten. Lisede okuduğum söz, aklıma geliyor sık sık: Coğrafi konumdan mıdır nedir başım ağrıyor. Hangi lisede okuduğumu bile unutacak kadar zaman geçti ama sözün nakışı zihnime güzel işlenmiş.

Hey bir dakika sanırım yaşım 30'a yaklaşırken iyice çirkinleşen dünyanın farkına varmak vurgun yemek gibi etti bu insanı. İnsan olmak zor mesele. Okumak zor mesele.

Neden çirkin şeyler yazıyorsunuz?

Neden çirkin şeyler okuyorum?

Hadi yalan söyleyelim birbirimize ne olur.

İlkinde olmasa da ikincisinde mutlaka gerçek aşk gelir.
Aile olmak mutluluk getirir.
Bütün akrabalarımız akrep değil, sadıçtır, sadıktır, sağduyuludur, kenafir gözlü değildir. Bunlar sadece dizilerdedir.
Bütün bulutlar pamuk şekeridir.
Bir çocuğun gülümsemesi bütün kötülükleri alır götürür.
Hiçbir şerefsiz, haysiyetsiz, it yoktur çocukları kaçıran.
Bütün kadınlar çiçektir, hiçbir masuma el kalkmaz.
Hapishaneler yoktur, gardiyanlar yoktur.
Yarına kalır ama yanına kalmaz. (Yarına gösterecek sabır yoktur.)
Şehirler işgal altında değildir.
Betonlarda da çiçekler açar, yapma da olsa.
Kediler vardır mutludur.
Köpek yavruları dere yatağına atılmaz.
Genç bir delikanlı bir sokak köpeğini sırtında taşır.
İneklerde şarbon çıkmaz.
Karadeniz'de Araplar yoktur.
Suriyeliler yoktur.
Fakirler yoktur.
Trafikte saçları çamur bebeler beklemez.
Hiçbir eve hırhız girmez.
Hiçbir kalbe hırhız girmez.
Kemal Sunal hırkız der, Kemal Sunal ölmemiştir.
Münir Özkul yine babacandır.
Adile Naşit kahkaha atar hala.
Bütün hastalar şifa bulur.
Bütün kötüler hasta olur.
Bütün kötüler kısır olur.
14 yaşındaki kızını tasma takıp gezdiren babalar yoktur.
Düğün sabahı karısını 16 yerinden bıçaklayan kocalar yoktur.
Önüne gelene hallenen erkekler yoktur.
Kendini kaliteli pazarlayan kevaşeler yoktur.
Bütün yuvalar yıkılmamak üzere kurulur ve BEN HABERLERİ İZLEYİP RUH HALİMİ KALBURA DÖNDÜRMEM HİÇBİR GÜN.

Olmadı di mi.

Olmadı.

Farkındalığımda boğuluyorum.

***

İnceleme olmayan incelemeye devam ederken, zelzele oluyor zihnimde. Kaos'un Kutsal Kitabı'nın da amacı buydu. Kaos'a bir el de siz ateş edin.

Caraco da Cioran gibi nihilist bir yazardır. Bu yazarları okumak isteyen arkadaşlar neden okumak istediklerini bir gözden geçirsinler. Nihilizmin size hitabını birkaç dakika olsun araştırın düşünün. Çünkü bu konuda ciddiyim, bu işin ucu intihara kadar gidebilir. Hele ki onca yıllık dünya hayatının en yoktan diyim siz başka kelimeler de düşünebilirsiniz zamanına denk gelmiş hayatımız, böyle bir çağda bilhassa yaşı 15-20 arası arkadaşların daha başka kitaplar okuması düşüncesindeyim. Okudum da ne oldu, birçok 12'den vuran tespitle sarsıldım ama içim de karardı. Sağlam psikoloji gerek ve bence bu tür insanlarla psikolojinizi test etmeyin. Okumak isteyenlere hemen en sevdikleri işlerle ve insanlarla muhatap olmalarını naçizane tavsiye ederim.
104 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
KAOS’A HOŞ GELDİNİZ!!!

Yıkım! Tüketime Lanet! İnsanlığa Hayret! Gerçekliğe Niyet, Yalan Dolana Aidiyet!

Kaos’un hüküm sürdüğü bu kitapta, gerçeklerin yüzünüze bir Tisunami etkisiyle çarpmasına tanık olacaksınız! Hazırlanın Kaos’a yolculuğa çıkıyoruz!

KAOS’un Kitabına, KAOS’ça bir inceleme… Kemerlerinizi takın, HARD CORE CHAOS* Ayağınıza Geldi!!!!

https://www.youtube.com/watch?v=mEK-2GbgUAo

“Biz ne zaman korksak, bütün bu uyuşuk halimize rağmen gazeteciler kalkıp kaygılarımızı dağıtmaya çalışırlar; onların vaatlerinden bir Düzenbazlık Antolojisi yapabiliriz.

Günün birinde kutupların suyunu içeceğiz, buzullar ihtiyaçlarımızı karşılayacak; günün birinde elimizi attığımız her şey leziz yiyeceklere dönüşecek; günün birinde atıklar, okyanusların dibindeki kırık çizgilerine yığıldıktan sonra toprağın derinlerine gömülecek; günün birinde yaşamak için çalışmak zorunda kalmayacağız ve vaktimizi eğlenerek geçireceğiz; günün birinde gezegenlere birbiri ardına koloniler kuracağız.

Ayakta uyutan bu masalları, insan türünün dörtte üçü, köpeklerinizden ve kedilerimizden bile daha berbat koşullarda yaşarken yayımlıyorlar; hem de sınırsız bolluk vaat edilen en kötü durumdaki dörtte birlik nüfusun kendi aşağılık durumlarından çıkma umudu yokken ve bu mucizelerin geçerliliğinden kuşku duyacak gerekçeleri varken yapıyorlar bunu. Çünkü, sonun, yerkürenin yüzeyine dalga dalga ve şimşek hızında yayılması için, mutlak dehşetten hayatta kalanların kadim yoksulluğun sultası altında acılar ve sıkıntılar çekerek sürünmesi için tek bir savaş yeterlidir." #30169539

Evine para götürmek için yalan haber yayan MEDYA! Hainsiniz, yalancısınız, günahkarsınız, lanetlenmiş bir evrenin çürümüş pis fosillerisiniz! Sizler ayak takımının bile altında yaşayan sefillersiniz! Paraya kendinizi satan cahiller ordusunun leş yiyicilerisiniz! Aldığınız paralar kadar lanetleneceksiniz. Siz aslında hiç var olmamış bir hiçsiniz!

İnsanları kandıran her kurum, her birey sizler sadece insanlığın çürümüş meyvelerisiniz.! Sizler bu hayata yakışmayan ve acilen tasfiye edilmesi gereken ruh emicilerisiniz!

"Cehennem ateşine gömülmeden önce bizi ölüme götürenleri ölüme yollayacağız..." #30234405

Lanet Olsun size, dünyayı yalana boğduğunuz için! Lanet olsun Ölümü insanlara hediye diye sunduğunuz için! Lanet olsun size PARA için ruhunuzu ve tüm benliğinizi kirlettiğiniz için! Lanet olsun bu dünya da size hesap soramamış olan bizlere! İki elimiz yakanızdadır!

"Şu an hâlâ öyle körüz ki bizim yolumuzu şaşırtmakta ısrar edenleri aşkla seviyoruz, suçlarına ve hatalarına rağmen onları her zaman affediyoruz..." #30233355

İnsanoğlu kendi hayat formunu kendisi yok eder. Onu yönetecek olan zalimi başa getirmeyi sever. Gözünü kapatır ve sempatizanı olur. Aşk ile sever! Yaptığı kötülüklere göz yumar ve onun gibi lanetlenir! Onun gibi olur ve insanlığa karşı suçunu legal hale getirmeye çalışır. Hataları görmezden gelen bir halk, hatalar yüzünden katledilmeye layıktır. İnsanoğlu kendi benliğini yitiriyorsa, yaşamın kutsallığından derhal kovulmalıdır.

"Bizler bu dünyada derimizi yüzen soygunculara kanmışız ve Tanrı'ya itaat ettiğimizi sanırken aslında insanlara itaat ediyoruz, hem de bizi kaosa sürükleyen ve ölümden sakınmayan insanlara, cahil insanlara, güçsüz ama bize dayattıkları gelenekler adına bizi ölüme zorlayan insanlara." #30224632

Bu dünyanın tek tanrısı vardır, o da insandır! İnsanlar kendilerini Tanrı ilan ederler sadece bunu size söylemezler. Size inancınız üzerinden her türlü yalanı söylerler. Neye inanmanız, nasıl inanmanız gerektiğini anlatırlar. Daha sonra kendi menfaatleri uğruna kendilerine itaat etmen için kendi dinlerini yaratırlar. Bu din onlara sorgusuz sualsiz biat demektir. El öprersin, etek öpersin! Karşısına dikilip tek kelam edemezsin. Kabul edersin, kendi kendini yok edersin. Sadece göklerde ki Tanrıya inandığını sanan İnsan Tanrıya tapan mahluktan başka bir şey değilsindir. İnsan Tanrı dünyaya hükmeder. Fetihler yapar, topraklar kazanır. Bunu haklı gösterir, en önde kanlar içinde ki fedaileri ise bundan büyük haz duyar. Sonsuz güç insanlığın sonudur. Kontrol edilmesi gerekir. Sistemler bunun için kurulur, İnsan Tanrı bu sistemleri yok eder. Kendisine çevirir. Seni kontrol eder, sesini çıkarırsan baştan verdiğin o gücü seni yok etmek için kullanır. Aklın yolu bir olsa da insan kontrol edilmeyi seven bir yaratıma sahiptir. Tek başına bir şey yapmak istemez. Sürekli yönlendirilmek ve ne yapması gerektiğinin söylenmesini ister. İnsanoğlu kendisini bir koyun sürüsü olarak görür sadece dışarıya bunu lanse etmek istemez, başına bir çoban ister. Yanlarına da kontrolü kaybetmemek adına sorgulayanları uyaracak köpekler tertip eder. Siz bu söylemi hayalinizde istediğiniz sisteme ve yönetime çekebilirsiniz. İnsan var olmaya değil, yok olmaya doğmuştur! Aksini telkin edecek olursanız, bir dünyaya, bir etrafınıza bakın derim.

"Efendilere köle gerekir, köleler ne kadar çoksa efendiler de o kadar çok zenginleşir, yeter ki kadınlar doğursun ve çocuklar doğsun, gerisi vız gelir onlara, nüfusun azalması onların yıkımı olacağından evrenin parçalanmasını tercih ederler, o hareketin durması <durması dünyayı kurtaracak olsa da> onların zararınadır." #30224530

Şu kadar çocuk, bu kadar çocuk yapın diyenlerin masum olduğuna inanıyorsanız, şaşarım sizin o alıklığınıza! Bakınız Nazi Almanya’sı, Bakınız Günümüz Türkiye’si!!! İtaatkar topluluk ne kadar çoksa, o kadar devam eder sömürü. Aynı haneden ne kadar çok çocuk ürerse, o kadar devam eder ses çıkarmayan biat eden illet. Aklını kullanamayan milletler sömürü altında kalmaya, düşünce özgürlüğünden sapmaya, sorgulayamayan varlıklar olmaya mahkumdurlar!

Vaaz vereni çok olanın, burnu şeyden kurtulmazmış derler. Ne kadar vaaz o kadar kandırılmış insan. Ne kadar kara propaganda o kadar düşünemeyen ve hemen inanan insan. Ne kadar yalan, o kadar sorgulamayan insan.

Her IRK, Her TOPRAK, Her TOPLUM buna dahildir. Size özgür yaşama şansını vermesi için seçtikleriniz, size sırtını dönüyor ve daha sıkboğaz ediyor ve hala onların arkasından gitme potansiyeline sahip ve narsist bir fanatizm içindeyseniz, vay sizin yaratılmış bedeninize, vay sizin düşünemeyen tutsak beyninize…

"Tarihin dersleri belagat dolu, ama biz bu dersler tarafından aydınlatılmak istemiyoruz, Tarihi reddediyoruz, tek amacımız gerçekliği inkâr edebilmek ve kendi yanılsamalarımız içinde ayak diremek, mucizeye inanıyoruz ve kendimizi yazgıya terk ederek bile olsa bizi sürükleyen şeye teslim oluyoruz bir şeyler değişir umuduyla; ütopyaya duyduğumuz inanç dışında hiçbir şey doğrulamıyor oysa bu umudu." #30211310

Geçmişe kafamızı çevirmeyelim. Geçmiş tecrübe dolu. Düne bakmadan, bugünü yaşamak kadar aptalca şeyler yapmayın. Bedava bir ders var geçmişte. Özellikle acı çekmiş olanların, yanlışlara esir edilmiş ve bunu kabul etmiş olanların.

Tarihin karanlık sayfalarından ders alındığı takdirde hem insanca yaşam, hem özgürce yaşam mümkündür. Hala kadınların, hala siyahi deriye sahip insanların ikinci kalite bir mal gibi göründüğü görüş ve ülkeler var. Öncelikle insan insandır, insana cinsiyet yüklemek bile anlamsızdır. Özellikle yaratılışa inanan insanların, insana ayrımcı bir gözle bakıyor oluşu da kabul edilemez. İnsan bu dünyanın Tanrısı olduğu hissini bir kenara bırakmadığı sürece bu uğurda dökülecek çok kan ve göz yaşı olacağı bir gerçek. Geçmişi bu yüzden bilmek lazım. Şu an yaptığımız her ne varsa geçmişin gölgesinde değil, geçmişin tam merkezinden bize ulaşmaktadır. Tarihin tozlu rafları bizim bugünümüzü temsil etmektedir.

"...dinlere mümin gerek, uluslara savunacak insan, sanayicilere tüketici; bu demektir ki herkese çocuk gerek, yetişkin olunca ne olacaklarının bir önemi yok." #30197205

Bilinçsiz bir toplum, meyvesiz bir ağaca benzer. Ne meyvesinden yararlanabilirsin, ne gölgesinden. Kupkurudur ve hiçbir şeye yaramaz. Kesilip kenara atılmış, yakılacak diye ayrılmış odundan farkı yoktur. Kökünün toprak ta olması sadece görüntüdür.
Ülkeler savaşlar için nüfus kalabalıklarına güvenir. Feda edecek can çoktur. Sadece rakamlardan ibarettir. Bu yüzdendir ki, üremek önemlidir. Ne kadar ürerseniz, o kadar üretmeyen ama kuru kalabalıklar oluşturursunuz. Ne kadar nüfus o kadar vergi, ne kadar nüfus o kadar ucuz işçilik, ne kadar nüfus o kadar sistememe bağlılık.

Her şey belirli bir sistemin içinde. Albert Caraco gibi düşünen, gerçekliği önüne koyabilen insanlar bunun farkındadır. Durduk yere kimse KAOS yaratmak istemez ama zaten olan ve sessizce içimizde yeşermeyi bekleyen bu haykırışa kulak vermeden geçemeyiz.

Hayatın akışına karşı birkaç dakika durun ve kendinize sorular sorun. Bana dayatılan ne? Benim verdiğim cevap ne? Sistem çarkı benim yararıma değil de zararıma işliyorsa buna neden destek veriyorum, benim yaptığım yanlış ne? Bu ve benzeri sorular sizin düşünebilen bir varlık olduğunuzu kendinize gösterecektir. Soruları cevaplamak saçmalamak pahasına kolaydır lakin soru sormak zordur. Soru sorun, sorgulayın. Anarşiye hizmet edin demiyorum, sorgulayın ve yalan olan gerçekleri kıyıdan köşeden çıkarın.

Doğru ile yanlış paralel olarak birbiri ile ilişkili ama bir o kadar da niteliklerinden uzaktırlar. Bu iki terim keyfi düşünceye göre değişkenlik gösterir. Pusulanız gerçekçilik ve gerçekler olsun. Doğru ve yanlış o zaman kedisini hiç belli etmeden gösterecektir.

Kitabı Haziran’ın 6’sın da bitirmişim. Bir kitap aklınızda kalmıyor ve aylar sonra size bunları yazdırmıyorsa, onu hiç okumayın derim. Okumak için, kitap okuyacaksınız zamanınızı hiç harcamayın. Size bir şeyler katacak şeylerin peşinde olun. Zaman önemlidir, bunu iyi değerlendirin.

İncelemeyi okuduğunuz için teşekkür ederim.

KAOS’un beşiğinden selamlar olsun! Kesinlikle tavsiye ediyorum. 10/10
104 syf.
·229 günde·Puan vermedi
Her kitaba bir renk addedecek olursak; Vantablack -2014 yılında geliştirilmeye başlanan rengin üretimi sonuçlandı. Işığın %99'unu hapseden yeni renk, nano teknolojiyle hayata geçti. Renk olarak: siyahtan daha siyahtır -rengi kitabı kendiliğinden sahiplenir, tencere yuvarlanıp kapağını bulmuş olurdu.

Exponansiyel biçimde artan ve tüm kaynakları tüketmek için birbirleri ile ezeli rekabet içerisinde olan dünya nüfusu, toprağın-doğanın-suyun-havanın-insanın sömürüsü, tahribatı ağır olan savaşlar, faşizm, milliyetçilik, militarizm, sırtımızdan inmeyen parazit ruhban sınıfı, gelenekler, insan eliyle kutsallaştırılan ahlak tarzımız, dogmatik fikirler, psikolojik atalet... -her küme kendisinin alt kümesidir yasası gereğince- alt küme elemanları olsun ve insanı da sabit fonksiyon olarak ele alalım (bilinen tarihten asla ders çıkarmadığına göre sabit olarak kabul görebilir) evrensel küme içerisinde kalan bölgede yaşanan etkileşimlerden kaynaklı varoluşçuluktan muzdarip insan ortaya çıkabilir. Bunu anlıyorum ama Albert farklı, diğer varoluşçuları tüketmeden bu adama bulaşmayın.

Her satırını okurken -aklımdan, istemsizce- Hasan H. Korkmazgil - Ağustos Şiiri'nden bir kesit olan "yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmeyecek" mısrası geçti. Albert bey, amiyane tabiriyle geri vitessiz anlatarak, lamı cimi yok bu işin diyor ve beyninizin kıvrımlarına kadar size çektiği acısını hissettiriyor.

Diyeceksiniz ki; hiç mi çıkar yolu yok bu karanlıktan, -yazarımıza göre- artık çok geç ama şerh olarak koyduğu 3 yasası var. (Daha detaya girmesini beklerdim.) Spoiler vermemek adına geçiyorum.

Denenmesi yolunda seve seve gönüllü olacağım bir çıkış noktası var, değinmeden geçemeyeceğim. Eril düzenin felaketten başka bir şey getirmeyeceğine ve savaş, sömürü, yıkım olarak kendini kanıtlama peşinden de asla geri kalmayacağına inandığı için; erkin DİŞİL bireylerde toplanmasını istiyor. Kadının bu acımasızca rekabeti bitireceğini, yolundan yüzyıllar önce sapmış insanlığı tekraren hizaya getireceğine inanıyor. Daha bizim toplumumuzda kadın %100 özgür olmadı, yönetimi onlara vermek, neden olmasın?

Yaklaşık 8 aydır, baştan sona defalarca okudum. Hazmedemedim. Varoluşçuları -özellikle de Albert Caraco'yu- kendi hayatımda bir yerlere oturtamıyorum. Gündelik hayatta nasıllar? Hiç mi sevdiklerinin yüzüne bakmamışlar? Bir manzaraya mesela? Nasıl sükuneti koruyabiliyorlar? En ufacık bir umut kırıntısına bile tav olmadan kalabiliyorlar?

Benliğim karşı koyuyor; Ece Ayhan'a kulak veriyorum: "Biliyorum kıran kırana bir ortamdayız ve kesinlikle bir insan toplumu içinde bulunmuyoruz ama umut umuttur".

Düşünüyorum, kendimden anca ayak serçe parmağımı sehpaya kazara çarptığıım zaman böylesine bir varoluşsal sıkıntı çekiyorum. Ellerimle kanlı canlı kitaplarına dokunmasam tarih sahnesinde yaşadıklarına bile inanmayacağım, ancak süper-kahraman olarak adlandırabilirim kendilerini.

Sanırım puan veremeyeceğim.
104 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Kaos’un Kutsal Kitabı: Bir manifesto denemesi
Kitap adında da anlaşılacağı gibi, adeta bir kaosun içine bizi bırakıyor. Bir anda bütün felaketlerle başbaşayız.
Yazara göre insanlığı geldiği nokta aslında insanlığın bitiş noktasıdır. Ve adeta felaket tellallığı yapmaktadır. Bunu yaparken kendisini çağın peygamberi olarak tanımlamakta, bütün bu gerçekliği çıplak gözlerle gördüğünü dile getirmektedir. Bu yüzde entelektüel camiada görmezlikte gelindiğini vurgulamaktadır.
Ancak kafasındaki peygamberlik tinsel değil, maddi dünyanın çürümüşlüğün dile getiren bir düşünür olarak açıklar.
Kitap aslında bir manifesto gibidir. Kitap, radikal bir dönüşümü esas alacak kadar dili serttir. Mevcut bütün kurumsal anlayış ve yapılara meydan okumaktadır. En başta düzen dediği devlet, aile, din, bilim ve geleneklerin; insanların yitik kitleler haline dönüştüren birer araç olduğunu savunmaktadır. Bu kurumsal yapılar arasında zimi bir ortaklaşma olduğunu savunmaktadır. Neticede elit bir iktidarın kurgulamış olduğu bir yaşamı, milyarlarca insanın yaşamını yok edeceğini savunmaktadır.
Yazar özelikle bu sistemin merkezi uygarlık dediğimiz, devletçi yapılarla birlikte inşa edildiğini savunmaktadır.
İnsanın gittikçe doğadan uzaklaşması ve doğaya karşı pervasızca saldırganlığı bütün ekolojik sistemi tahrip etiğini söylemektedir. Ve insanlığın geleceğini korkunç yıkımı kaçınılmaz olduğunu savunmaktadır. Çünkü güncel de yaşadığımız hayata bunun emareleri ortadadır. Bu yüzde gelecekteki insanlığın kendi özüne dönüş dediği savaşında çok azı hayatta kalacağını savunmaktadır. İnsanlığın böyle bir gelecekte; mevcut koşullarda savunmuş olduğumuz değer yargıların büyük çoğunluğunda vazgeçeceğini belirtmektedir. Ve böylece bu yanılgı perdesinde kurtulacağımızı inanmaktadır.
Kuşkusuz her kesin kitabın okumasına ihtiyacı vardır. Bugün yaşadığımız dünyada, insanlığın artık çare bulamadığı açlık, savaşlar, kültürel yozlaşma, ekolojik sorunlar, aşırı yabancılaşma ve tüketim çılgınlığı gibi bir çok sorun söz konusudur. Maalesef bu durumun farkında olan bir avuç insan çaresizce beklemektedir. Farkında olmayan milyarlarca insan ise umursuzca bu karanlığa sürüklenmektedir. Bu anlamda kitabı her kesin okumasını tavsiye ediyorum.
104 syf.
·150 günde·5/10
Şimdi diyeceksiniz ki bu kitap 150 günde okumak için fazla kısa değil mi? Değil efendim. Nedeni ise kullandığım ilacın yan etkisinden dolayı depresyona girmiş biri olarak bu kitaba başlama gafletinde bulunmuştum. Bu kitap ise insanın yüzüne gerçekleri bütün karamsarlığıyla vuran, insanı toz pembe dünyasından alıp o iğrenç gerçek dünya ile yüzleştiren bir kitap. O yüzden ben de bu kitabı yarım bırakmıştım. Zira intihar düşünceleri kafamı haylice meşgul etmekteydi. İlacı bıraktığım için ve psikolojim düzeldiğinden dolayı da tekrardan başladım. Bugün ise bitirdim. Eğer gerçekleri duymaktan, gerçek dünya ve insanlık ile yüzleşmekten korkmuyorsanız, intihar gibi düşünceleriniz yok ise bu kitabı okuyun. Ama aksi psikolojiye sahip olanlar için kesinlikle tavsiye etmiyorum.
104 syf.
·1 günde·7/10
Albert Caraco... Düşünceleri ile çok güçlü bağlar kurabileceğiniz bir yazar mı bilemiyorum. Bu çoklu bir değişkenlik içeriyor. İnançlı bir insan mısınız, idealist veya umutlu ... Caraco’nun dünyasında size yer yok. Çünkü ona göre yok olmanız gerekiyor. Öyle öyle de değil hani, yarattığınız cehennemde yanmanızı istiyor. Derileriniz soyulana, ciğerleriniz deşilene dek acı çekmenizi istiyor. Bunun sonunda temizlenmeyi hak etmişler ile yeni bir gelecek planı yapıyor. En derin içgüdüleriniz ile yüzleşmenizi istiyor. Karanlık bir aynadan kendinize bakmanızı..Gördüğünüz şeyden ne anladığınızı sorguluyor. Ona göre insanlar üreyerek, umut ederek, inançlı olarak korkunç bir düzen kuruyorlar. Bu da kaçınılmaz bir kaos’u getiriyor. Bu illet sararken okyanusları, gökyüzü ve kurtarılmayı bekleyen yitik ruhları , var olan tüm güzellikler yok oluyor. Ve tüm bunların suçlusu insan.. ya da ondan geriye kalan her ne varsa.. Sürekli üreyerek çoğalıyor insan, vicdansız, merhamet denen gereksiz acizlik ile donatılmış sahte yaratıklar kaplıyor her yanı.. oysa her biri değersiz birer otomat gibi Albert’a göre... kısırlık onun için bir kusurdan çok erdem.. yok oluş bir hediye...Öyle pembe pembe panjurlu evlerin, çiçekli bahçelerinde geçen kitapları seviyorsanız Kaos’un kutsal kitabı size göre değil diyebilirim.. Eğer Tanrı’ya inanıyorsanız , inandığız tüm değerlere açık, keskin ve güçlü saldırılar var. Hassas iseniz ciddi anlamda sizi rahatsız edebilir. Ben okurken genelde teistlerin cehennemde yaktığı kafirleri anımsadım, bu onlar için ciddi bir eşitlik manifestosu olabilirdi...Tabii amaç bu olsaydı....İstanbul‘da doğmuş olan Albert ailesi ile bir çok ülkeye gitmiş ve ailesini önemsemiş bir adam.. Annesi öldükten sonra, babasının ölümünü beklemiş ve o öldükten sadece bir kaç saat sonra intihar etmiştir...Tüm bu cehennemi yaratan adamın, bu konuda ki hassasiyeti beni gerçekten çok şaşırttı.... ara sıra tekrara düşme dışında, tutarlı ve nefret ile harmanlanmış bir metindi “Kaos’un Kutsal Kitabı” ... Okunmaya değer miydi?? Benim için bu cevap kesinlikle “Evet” olurdu. Ölüm ve doğuş şüphesiz aynı şey idi...ve beklenen kızıl şafaklarda bu dünya çok daha çekilmez bir yerdi... kalkın, silkelenin ve tüm dünyayı ilgilendiren sorunlar için kolları sıvayın... yoksa herşey için çok geç olabilir...
104 syf.
·1 günde·3/10
Çok üzgünüm pek elit Caraco fanları, “son peygamber”inizin yazdığı “kutsal kitap”ı beğenmedim ve (ekşi sözlük’teki bir entry’e göre) “memleketteki depresif ezik tayfa”dan biriyim, plastik yalancı bataklıklara saplandım”. Napalım, yapacak bir şey yok artık.
Üç günde bu temada üç kitap okudum ve Kaos’un Kutsal Kitabı üçüncüydü (1 Burukluk 2 Çürümenin Kitabı ) ve inanın YILDIM.
Kitabın kendisine dönelim, ya da yazarın kendisine: sizce de bir yazarı “SON PEYGAMBER” olarak nitelendirmek biraz “fazla” değil mi? Yani sıradanın biraz üstünde bir ölüm filozofundan bahsediyoruz, abartmasak mı?
Kitap bana bütünsel bir felsefeden çok sanrı veya art arda sayıklamalar gibi geldi ama yazarın hakkı teslim, bu ekstra etkileyicilik demekti.
İçerik karamsardı evet ama karamsardan da öte biraz zorlamaydı bence. Sürekli bir ölüm ölüm diye tutturmalar, insanlığı yerden yere vurmalar... Üzgünüm, bana fazla geldi.
——— (kapanış)
Evet arkadaşlar, Kaos’un Kutsal Kitabı’na dair söyleyeceklerim bu kadardı. İncelememi beğendiyseniz altta kalp tuşuna basarak beğenmeyi ve bunun gibi daha çok içerik için kanalıma abone olmay- aman, hemen buradan ( Merve %-5 mutlu ) takip etmeyi unutmayın. Sağlıcakla kalın.
104 syf.
·Puan vermedi
Yaptığı tespitler ,en azından bir çoğu,gayet güzel:hızlı nüfus artışı,yaşam alanlarının fabrika ve gökdelenlerle dolması ve yaşam alanlarının kalmaması,doğanın tahribatı...Dil gayet yalın ve kolay okunabilir,ki böyle derinliğe ve büyük bir vizyona sahip olan bir kitap için gayet olumlu.Fakat verdiği çözüm,çözümsüzlükle eş değer,bir şey sunmuyor insana;bu yüzden Nietzsche ve Cioran'dan bile daha karamsar gözle bakılır yazara.Ona göre uygarlık tamamen yok olmaya gidiyor ve bunu engelleyecek hiç bir şey de yok,biz yok olduktan sonra,bıraktığımız enkazdan çıkacak haleflerimiz,ilk insanların yaptığı gibi doğa hayatını yaşayacak,bir uygarlık kurmayacak ve nüfusu zaptederek refah içinde yaşayacak.İlk olarak uygarlığa bir reçete sunmaması bence bir kayıp her şeye rağmen,mevcut şartlar altında ve zor da olsa,bir çıkış olmasa bile,olumlu bir şeyler sunma adına,adımlar atılmalı;bütün değiştirilemese bile ayrıntılarda yapılacak bir şeyler hep vardır,çünkü ne kadar karamsar bakılırsa bakılsın aslında iyi şeyler de oluyor.Bu her insanın görevi olmalı bence;hani bunu insan sevgisi veya dünya aşkı yüzünden yapmalı da demiyorum,bir söz vardır herkes aynı gemide diye,kişi bunu en azından kendi için yapmalı,çünkü aksi kelimenin en kibar anlamıyla saçmalık olur(tabi kişinin başka bir ruh hali yoksa).İkinci olarak,yazarın sözlerinde ki haklılık payını göz önüne alırsak ve kehanetinin doğru çıkacağını düşünürsek,haleflerimiz doğa hayatı yaşamalı diyor;şahsen hayvan hayatından bir tık ötedeki böyle bir hayatı istemezdim;çünkü uygarlık sadece gökdelenler ve fabrikalar değildir,gelişim içinde düşünce evrimini,sanatı,kitapları,sinemayı,müziği vs. barındırır.Doğa hayatında bu bilgiler miras olarak haleflerimizde kalsa bile,pratikte bunları uygulayacakları alan bulmakta zorlanırlardı.Ayrıca toplumun doğası gereği,söz konusu haleflerimiz yıllar,yüzyıllar sonra tamamen aynı olmasa da buna benzer bir uygarlık kuracakları kaçınılmaz olacaktır.Daha iyisi olabilir mi?Bu soru hep soruladursun,bu zeka,bu duygular,bu insan doğası ve yaşadığımız bu dünya coğrafyası içinde farklı bir pratik olmayacak gibi görünüyor.
Düşünüp taşınmadan sürekli binalar inşa ediyoruz. Dünya bir süre sonra yalnızca bir şantiye olacak.
Albert Caraco
Sayfa 13 - Versus Yayınları (E-kitap)
Dünyayı yeniden düzene koymak artık imkânsız, dünya paramparça.
Albert Caraco
Sayfa 28 - Versus Yayınları (E-kitap)

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kaos'un Kutsal Kitabı
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944989411
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Versus Yayınları
Baskılar:
Kaos
Kaos

Kitabı okuyanlar 363 okur

  • UÇA
  • Sercan Aydın
  • Cemre Yıldırım
  • Grete Samsa
  • Ömer
  • Şivan aytış
  • Bir zamanlar ben de yaşadım
  • Ronaldinho
  • Ö২lεო
  • Mysteron

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%2 (3)
9
%0
8
%4.6 (7)
7
%0.7 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları