Kaos'un Kutsal Kitabı

8,3/10  (42 Oy) · 
95 okunma  · 
35 beğeni  · 
1.797 gösterim
20. yüzyılın son kâhin-peygamberi Albert Caraco’dan tüm insanlığa bir lanettir Kaos’un Kutsal Kitabı.
Nietzsche’den bu yana hiçbir filozofun gösteremediği yıkıcı gücü taşıyan, bir münzevinin kendisine “rağmen” kültleşen metni...
Soğukluğu, doğrudanlığı ve berrak karamsarlığıyla eşsiz, bir “nesnellik fanatiği”nin bedduası…
Üremeye, üretmeye ve tüketmeye bir reddiye; şehirlere, beton katmanlarına, budala politikacılara, böcekleşmiş yığınlara, gökten firar etmiş tanrılara bir lanet...
Çağın ender münzevi düşünürlerinden birinin kaleminden yoğun, sert, kehanet dolu, provokatif ve karanlık bir metin.
  • Baskı Tarihi:
    Mayıs 2016
  • Sayfa Sayısı:
    104
  • ISBN:
    9789755707716
  • Orijinal Adı:
    Bréviaire Du Chaos
  • Çeviri:
    İşık Ergüden
  • Yayınevi:
    Sel Yayınları
  • Kitabın Türü:
sezen 
22 Eyl 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · Puan vermedi

İnsanı kaçınılmaz sona fikren hazırlayan bir kitap. Nietzsche bile Caraco yanında iyimser kalıyor. Kitabı okuduktan sonra rafa geri koyamadım çünkü her gün kendime hatırlatmam gereken şeyler var içinde. Caraco ne nihilist ne de anarşist. Bunlara yakın gibi görünse de, böyle olmadığını kendi söylüyor. İnsan türü ortaya çıktığından beri doğaya o kadar zarar verdi ve diğer canlıları o kadar sömürdü ki, bu şımarıklık sonumuzu getirecek olan şey diyor. Toprakları işgal ettik, ormanları talan ettik, tohumların yapısını bozduk, doğadaki diğer canlıları her yönüyle sömürdük, dinsel ya da ideolojik fikirler doğrultusunda birbirimizin canına kıydık, havayı, suyu kirlettik, ve her geçen gün çoğalarak, kalabalıklaşarak dünyaya tecavüz ettik... Bu maddelere sizler de ekleyebilirsiniz. Doğada insandan daha zalimi var mı? Bizler bir tür evrimsel sapmanın bir sonucu muyuz?

Caraco aslında bütün sorunların tutarlılık, ölçülülük, nesnellik doğrultusunda çözülebileceğini söylüyor ve aynı zamanda bunun imkansız olduğunu ve her gün cehennemi adım adım örgütlediğimizi. Işık Ergüden'in yazmış olduğu önsözde belirttiği gibi, Caraco kaosun peygamberi...

Kitabın kapak resmine dikkatlice bakın... Bir girdabın içinde kaybolan, boğulan şehirler... Toprağı katlettik, devletler birbirleriyle savaşırken bu uğurda milyonlarca kişi öldü belki. Eğer takip ediyorsanız, önümüzdeki yılların su savaşlarına şahit olacağını okumuşsunuzdur. Dünyada su o kadar azalmış ki, içilebilir su için tıpkı şu an petrol uğruna yapılan savaşlar su uğruna yapılacak. Dünyanın yarısından çoğu su olduğu halde, susuzluktan öleceğiz. Diğer bir element olan "Hava"ya gelirsek; zaten her gün nasıl kirlendiğini, ciğerlerimizin nasıl toz duman dolduğunu, akciğer kanseri ve solunum hastalıklarının nasıl artış gösterdiğini yaşayarak biliyoruz. Sırada ateş var diyor Caraco ve kehanetini söylüyor: İşte ateş hepsinin intikamını alacak...

Caraco'nun arzuladığı dünya kadınlar tarafından yönetilen bir dünya. Anaerkil sistem devam etseydi, bunca kötülük olmazdı diyor ve şiddetin erkeğin ikliminde varolduğunu söylüyor. Acaba Caraco, erkekten daha fazla erkekleşen, onların şiddetini, tecavüzünü onaylayan kadınların varolduğunu duysa, hala ister miydi dünyayı kadınların yönetmesini?

İnsanın uykusunu kaçıran cinsten bir kitap. Caraco'nun kehanetlerinin her gün nasıl gerçekleştiğini görüyoruz. Dünyaya çocuk getirme fikri mi? Bu kitabı okuduktan sonra, üzerine çokça düşüneceksiniz.

Hesna S. 
24 May 22:16 · Kitabı okudu · 4 günde

"Ölüme doğru gidiyoruz, tıpkı okun hedefe doğru gitmesi gibi, asla ıskalamayacağımız da kesin, ölüm bizim tek kesinliğimiz, tek gerçeğimiz, öleceğimizi daima biliyoruz, herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde, biçiminin bir önemi yok. Çünkü ebedi yaşam bir anlamsızlıktır, ebediyet hayat değildir, ölüm özlem duyduğumuz istirahattir, hayat ve ölüm birbirine bağlıdır, başka şey talep edenler imkânsızı isterler ve tek elde edecekleri, ödülleri ise duman olup gitmek olacaktır." diyerek başlıyor kitabına Albert Caraco. Ve ölüme bu kadar methiye düzmüş bir insandan ne beklersiniz? Hayatı boyunca sadece ölümü hayal eden ama anne-babasını yalnız bırakmamak için sabreden, bu süreç zarfında sadece yazarak ömür tüketen bir insan. Annesinin ardından babasını da kaybedince birkaç saat daha yaşama direnip intihar eder.

Kitabın hemen hemen her sayfasında "Ölüme gidiyoruz.", "Felakete yaklaşıyoruz." cümlelerini yineleyip durur Caraco. Belki çok karamsar gelebilir bize ama okudukça ve düşündükçe anlatılanların bir çoğu beynimizde sarsıntıya sebep olacak gerçeklerdir. Dünyanın ve insanlığın acı veren gerçekleri....

Nietzsche' yle Mandıra Filozofunu aynı kefeye koysanız, diğer kefedeki Albert Caraco'yu yerinden kaldıramazlar. Hayatınızda bu kadar her şeye karşı çıkan bir insanla karşılaşmamışsınızdır eminim.

Üretmeye, tüketmeye, aile olgusuna, düzene, üremeye, çoğalmaya, hatta ataerkil topluma bile karşı. Öyle ki umut gibi, sevgi gibi değer yargıları da nasibini alıyor Caraco'dan... Zaten umut da insanı gerçeklerden uzaklaştıran zırvalıklardan biridir.

Kitapta en çok eleştirilen konulardan bahsedersek 'insan fazlalığı' açık ara önde gider. İnsanların anlamsızca çoğalmasını, dünyaya bilinçsiz ve doğuştan suçlu bireyler getirmesini eleştirir. Doğanın bunu istemediğini, tam tersi sistemlerin insanların üremesini istediğini savunur. Yöneticiler istedikleri paraya ve sisteme sahip olabilmek için insan yığınlarına ihtiyaç duyar çünkü.

Bu şekilde üreyip çoğalmaya devam ettikçe de böcekler gibi hayat sürmeye ve değersizleşmeye mahkum olacağımızı ifade eden Caraco, her ne kadar anarşist ve nihilist olmadığını söylese de bu kaos ortamında, kaçınılmaz son olan felakette en sağlam duracak grubun yine anarşist ve nihilistler olacağını savunur.

Yakında sadece şantiyeden ibaret olacak olan bir dünya....
Betonarme bir evren...
Yokluktan kendi idrarını içmek zorunda kalacak olan kalabalık yığınlar...
Su kıtlığından çıkacak olan su savaşları...
Sistemin dayattığı düzen...
Yaklaşan felaket...
Ve yok oluş...
Peki bu distopik dünyada insanı sonsuz huzura kavuşturacak olan şey nedir?: Ölüm

Hani Cemal Süreya'nın Nazım için yazdığı pek az bilinen bir şiiri vardır:
"Ağıdı önce söylenen, ölüm korkusunu atar" der şiirinde. Caraco' nun annesinin ölümüyle çıkmaza giren hayatı ve psikolojisini düşünürsek, neden ölüm korkusunu böylesine yenip ona bu kadar özlem duyduğunu anlayabiliriz.
Aslında Caraco'yo göre, hepimiz, bütün bu insanlık, Süreya'nın şiirinde geçen, hani o ağıdı önceden söylenen, boynu usul telli turna gibiyiz. Nereye uçuyoruz? Bilinmez....

Daha ilk sayfada kafanıza büyük bir çekiçle vurulmuş gibi hissediyorsunuz. İşte Kafka'nın dediği şey.
Her sayfada daha da kötümser oluyorsunuz. Hani kitabı fırlatıp yeter diye bağırmak geliyor içinizden ama bir türlü yapamıyorsunuz . Kötümserlik öyle sarıyor ki insanı yaşamak denilen şeyi sorgulamaya başlıyorsunuz.
Kesinlikle abartmıyorum, hayatımda okuduğum en karamsar kitaptı.
At gözlükleriniz varsa kitap sizi çok kızdıracaktır. Çünkü şimdiye kadar sizin için değerli olan her şeye karşı saldırı var kitapta. Bu saldırılar öyle yüzeysel de değil, oldukça cesurca yapılmış.
Kitabın sonlarına doğru yazar bazı zamanlar tekrara düşüyor, bu durum canınızı sıkabilir.
Edebi bir eserden ziyade kutsal bir kitap gibi düşünüp öyle okursanız oldukça keyifli ve ufuk açıcı gelecektir. Fakat kendinizi fazla kaptırırsanız okuduğunuz son kitap olabilir:)

Zafer KORKMAZ 
 26 Haz 2016 · Kitabı okudu · 7 günde · 6/10 puan

Enterasan bulduğum bir yazar ve çok enteresan bir kitap bu.Kitabın başında yazarın kısa hayat hikayesinde ;hayatının tamamını mutlak anlamda yazıya adamış münzevi bir kişilik olarak tanımlamış çevirmen.Geniş bir külliyata sahip olduğundan, genellikle nihilist(düzen karşıtı,bireyci) ve karamsar bir yazar olarak görülür ve Cioran’a benzetilir diyor...Evet münzevi karakteri ve düzen karşıtlığı bakımından benzediği kanısındayım ancak bütün fikirlerini ele aldığımızda Caraco kesinlikle daha katı ve daha sıradışı bana göre.En sıra dışı yanı;kendisini zamanın peygamberi olarak tanımlaması olsa gerek.Ne düzen adamı ne de anarşistim diyor.Tebliğ ettiğim yeni dünya görüşüne ,göre yakın zamanda gerçekleşecek büyük felaket sonrası çoğunluk(uyurgezerler,düzen adamları ve anarşistler) ölecek, görüş olarak düzen adamlarıyla anarşistler arasında yeni bir sınıf oluşacak ve bu insanlar gerçek yaşama ve mutluluğa erişecekler...Oldukça iddialı ve bir o kadar da ütopik mi geldi kulağınıza ne dersiniz?
Şimdi gelin hep beraber neler tebliğ ediyor biraz daha derinlemresine bakalım.
Kitap başlar başlamaz Caraco ölüme methiye diziyor.Hoşgeldiniz beyler bayanlar:)İnsanların yaşamları boyunca uyukladığını ve ölüm hakikatini redddettiklerinin altını çiziyor ve insanları üç guruba ayırıyor;Uyurgezerler,Aklı başında/duyarlı olanlar ve Ruhani insanlar.Caraco kendini de Ruhani insanlar kategorisinde sınıflandırır.Çünkü Ruhaniler kamil insanlardır.Diğer insanların bulamadıkları hakikati bilir,dolayısıyle aramak için gayret sarfetmez ve nede taparlar.Çünkü buldukları zaten kendileridir...
Sırf bu ilk paragraf üzerine bile çok uzun konuşulabilir ancak,sonraki yazacağım cümleleri düşünerek sizi başlar başlamaz sıkmak istemiyorum.Sonra bütün inceleme heba olmasın:)
Devamında,etrafımıza çizilmiş çemberin içinde dönüp durduğumuzu, gelişen dünyanın, sanayileşmenin,teknolojinin, kent yaşantısının insanlara yaşama gayelerini unutturduğunu,üreme –ölüm döngüsünün anlamsızlığını,bu durumun kapatilizme sürekli kan pompaladığını,tüm gayretimizin şatafat için olduğunu ve özetle bu döngünün kaos olduğunu belirtiyor.
Bu döngü günün birinde felakete yol açacaktır.İnsanlar hızla çoğalarak tanrılarına hizmet ettiklerini sanarken aslında tacir ve ruhban sınıfın yaşamasını sağlarlar.Çünkü tacirlere para ,rühbanlara onları onaylayacak,emelleri uğruna ölecek aile lazımdır.Felaket anı geldiğinde ise bazı bilginlerin(kendisinin) uyarılarına kulak asmamamızın cezasını çekeceğiz der.Tam bu noktada günümüze dönecek olursak;günden güne azalan doğal kaynakları ,hızla bozulan ekolojik dengeyi,iflas eden sosyal güvenlik sistemlerini düşününce Caraco’ya hak vermemek elde değil.Zaten bu gerçekleri de Caraco bulmuş değil:)
Çemberin içindeki insanaların uyurgezerlerden oluştuğunu ve bu insanların uyanmalarının düzenin işine gelmeyeceğini,uyanmaları durumunda düzenin işlevini yitireceğini,düzenin insanların dostu olmadığını,onları kendi çıkarları doğrultusunda yönetmekten başka gayesinin olamayacağını tekrar tekrar ama farklı cümlelerle dile getiriyor.Düzenin kusursuz olmaması nedeniyle yaptığı hataların faturasının şavaş olarak çıkacağını ve bu faturayı da insanların düzen uğruna ölerek ödeyeceğini belki yüzlerce kere tekrar ediyor.” Dinlere mümin gerek,uluslara savunacak insan,sanayicilere tüketici;bu demektir ki herkese çocuk gerek,yetişkin olunca ne olacaklarının bir önemi yok”(s:51)
Gezegen çapında hızla bir falakete hazırlanıyoruz derken;binaların bize yetmediğini,milyonlarca insanın silah endüstrisi için çalıştırıldığını,tabiatın düzenini kendi düzenimizi sürdürebilmek için bozduğumuzu,kısaca yaptığımız her hamlenin insanları ölüme sürüklediğini,önümüze konulan tek seçeneğin ölmek veya daha sonra ölmek için öldürmek olduğunu,insanlığın ölüme tapındığını haykırıyor.
O’na göre “dinsel ve ahlaki fikirlerin kaynağı insandadır...”,”insan metafizik bir hayvandır ve evrenin yalnızca kendisi için var olmasını ister”Ancak evren diğer hiçbir canlının farkında olmadığı gibi insanın da farkında değildir.İnsan evren tarafından hiçe sayılmayı kabullenmek istemez ve teselli olmak için bu boşluğu kendi yarattığı tanrı kavramıyla doldurur.Ve dinlerin insanın kendisini yaşama tutundurmak için uydurduğu bir aldanmadan başka birşey olmadığını savunur. “Bizi yolumuzdan şaşırtanlara itaati reddetmemiz gerekiyor”(s:52)

O’na göre kontrolsüz üreme tüm felaketlerin kaynağı olacaktır. Aile kavramı tamamen yanlış ve sağlıksızdır.Sadece ojenik-sağlıksız ceninleri ayırıp, sağlıklı ceninler yetiştirmenin yollarını arayan, bilimselliği tartışmalı bir toplumsal akım veya toplumsal felsefedir-ailelere hoşgörü gösterilebilir.Erkek egemen toplumların yerine Kadınların söz sahibi olduğu bir toplum düzeninin yeniden inşa edilmesi gerekir.Çünkü savaş erkeğin iklimidir,savaşa hazırlanır ,şavaş erkeğin varlık nedenidir.Erkek felakete hizmet ederek kendi varlığını sürdürme gayesi güder,ancak bu yolla kendini vazgeçilmez kılar.Halbuki tarih öncesi toplumlarda dişil erkin hakim olduğunu ve o dönemlerin gerçek mutluluğun yaşandığı günler olduğunu savunuyor.
İnsanı sosyal bir böcek olarak tanımlıyor.Ve bu böceklerin çoğaldıkça dilinden düşürmediği felakete doğru bir adım daha yaklaşacak olmamızdan sürekli kaygılanır...Çare nedir peki;bu böceklerin ölmesi ve evrendeki neslereden daha az sayıda kalacak seçkin sınıfın evreni yeniden inşa etmesidir.
Son tahlide; Caraco’nun bilincin özüne insanları tek başına bırakmakla varılabileceği tezinden hareketle; mevcut düzende bilinçli insan sayısın çok az olduğu ve insanların kendi bilinçlerinden kaçmak için biraraya geldiklerinden bahsedilir.Biraraya gelmiş insanlar da “yitik kitle”olarak tanımlanır ve milyonlarca kafası olan bir canavara benzetilir.Kontrolsüz çoğalan insanlığın evrenin kaynaklarını tüketeceğini ve büyük bir felakete yol açacağının ısrarla altı çizilir.Bu düşüncelere ana hatlarıyla herkesin katılacağını düşünüyorum daha öncede belirttiğim gibi.Tabi bu kadarla sınırlı değil... Mevcut düzene ve tüm vahyedilmiş veya diğer dinlere tüm yönleriyle karşı bir profil Caraco.Bir paragrafta Paganizmi kutsuyor sadece.Kitabı okuduğunuzda çok uç fikirlerle bu ana düşünceleri beslemeye çalıştığını göreceksiniz.Kitap yazarın farklı yazılarından derlendiği için birçok konuda tekrara düşülmüş olması sizi biraz sıkabilir.Bu durumun etkisiyle incelemede bende tekrarar düştüysem kusura bakmayınız.Altın bir kitap mı diye soracak olursanız kesinlikle olmadığını düşünüyorum.Sıradışı fikirleri okumak hiçbir zaman zarar değildir ama...
Aslında 8 puanın altında not verdiğim kitaplara inceleme yapmıyorum prensip olarak.Bu prensibimi bedavacı bir arkadaşım için bozuyorum bu seferlik:)
Keyifli okumalar.

Celal Uslu 
 08 Haz 01:14 · Kitabı okudu · 229 günde · Puan vermedi

Her kitaba bir renk addedecek olursak; Vantablack -2014 yılında geliştirilmeye başlanan rengin üretimi sonuçlandı. Işığın %99'unu hapseden yeni renk, nano teknolojiyle hayata geçti. Renk olarak: siyahtan daha siyahtır -rengi kitabı kendiliğinden sahiplenir, tencere yuvarlanıp kapağını bulmuş olurdu.

Exponansiyel biçimde artan ve tüm kaynakları tüketmek için birbirleri ile ezeli rekabet içerisinde olan dünya nüfusu, toprağın-doğanın-suyun-havanın-insanın sömürüsü, tahribatı ağır olan savaşlar, faşizm, milliyetçilik, militarizm, sırtımızdan inmeyen parazit ruhban sınıfı, gelenekler, insan eliyle kutsallaştırılan ahlak tarzımız, dogmatik fikirler, psikolojik atalet... -her küme kendisinin alt kümesidir yasası gereğince- alt küme elemanları olsun ve insanı da sabit fonksiyon olarak ele alalım (bilinen tarihten asla ders çıkarmadığına göre sabit olarak kabul görebilir) evrensel küme içerisinde kalan bölgede yaşanan etkileşimlerden kaynaklı varoluşçuluktan muzdarip insan ortaya çıkabilir. Bunu anlıyorum ama Albert farklı, diğer varoluşçuları tüketmeden bu adama bulaşmayın.

Her satırını okurken -aklımdan, istemsizce- Hasan H. Korkmazgil - Ağustos Şiiri'nden bir kesit olan "yüreğim sızlıyor bu roman iyi bitmeyecek" mısrası geçti. Albert bey, amiyane tabiriyle geri vitessiz anlatarak, lamı cimi yok bu işin diyor ve beyninizin kıvrımlarına kadar size çektiği acısını hissettiriyor.

Diyeceksiniz ki; hiç mi çıkar yolu yok bu karanlıktan, -yazarımıza göre- artık çok geç ama şerh olarak koyduğu 3 yasası var. (Daha detaya girmesini beklerdim.) Spoiler vermemek adına geçiyorum.

Denenmesi yolunda seve seve gönüllü olacağım bir çıkış noktası var, değinmeden geçemeyeceğim. Eril düzenin felaketten başka bir şey getirmeyeceğine ve savaş, sömürü, yıkım olarak kendini kanıtlama peşinden de asla geri kalmayacağına inandığı için; erkin DİŞİL bireylerde toplanmasını istiyor. Kadının bu acımasızca rekabeti bitireceğini, yolundan yüzyıllar önce sapmış insanlığı tekraren hizaya getireceğine inanıyor. Daha bizim toplumumuzda kadın %100 özgür olmadı, yönetimi onlara vermek, neden olmasın?

Yaklaşık 8 aydır, baştan sona defalarca okudum. Hazmedemedim. Varoluşçuları -özellikle de Albert Caraco'yu- kendi hayatımda bir yerlere oturtamıyorum. Gündelik hayatta nasıllar? Hiç mi sevdiklerinin yüzüne bakmamışlar? Bir manzaraya mesela? Nasıl sükuneti koruyabiliyorlar? En ufacık bir umut kırıntısına bile tav olmadan kalabiliyorlar?

Benliğim karşı koyuyor; Ece Ayhan'a kulak veriyorum: "Biliyorum kıran kırana bir ortamdayız ve kesinlikle bir insan toplumu içinde bulunmuyoruz ama umut umuttur".

Düşünüyorum, kendimden anca ayak serçe parmağımı sehpaya kazara çarptığıım zaman böylesine bir varoluşsal sıkıntı çekiyorum. Ellerimle kanlı canlı kitaplarına dokunmasam tarih sahnesinde yaşadıklarına bile inanmayacağım, ancak süper-kahraman olarak adlandırabilirim kendilerini.

Sanırım puan veremeyeceğim.

Gulan 
01 Ağu 22:44 · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

Merak ettigim ve hakkinda çokça yorum okuduğum bir kitapti bu. Karamsar bir bakış açısı taşıdığı soylencesini çokça işittim. Ben karamsarliktan öte şeyler olduğunu düşünüyorum bu uzun metinde. Sanki daha da derinlerine insem altından nazizm çıkacak gibi duruyor. Insanlarin dunyaya verdikleri zararlar ve acimasizliklari, ahmakliklari uzerinde hemfikir olabilirim ama insan fazlaligini vurgulayip durmasi ve bunun çözümünun ölümde oldugunu savunan bir bakış açısı fazlaca geliyor yine de. Zaten yazar da düşüncelerinin gayri insani/gayri ahlaki karsilanabilecegini vurguluyor ama buna ragmen tek çıkışın yok etmekte/yok olmakta oldugunu ısrarla savunuyor. Öjeni ye inandığı açık ama tüm bahsettigi kaos, yıkım ve ölüm ortaminda doğru (!) ayristirmanin nasil yapilacagindan bahsetmemis. Sanki ölüm melegi gelecek ve ayristirmayi ( hayatta kalacak olan nadirler ve kalmamasi gerekenler diye) yapacak (??). Yarattigi hayali dunyasinda bunun da cevabini bulabilmeyi umardim.


Kitabin başlangıcında yer alan Albert Caraco'ya ait kisa özgeçmiş bana daha çarpıcı geldi. Bu ozgecmis ışığında okuyor insan kitabi biraz da. Bu da metine yaklaşım ve bakış açısını etkiliyor. Kitap nasil okunmalı? Özgeçmiş dikkate alinmadan okunmali belki de ilk olarak. Çünkü okuduktan sonra etkisine girmemek mümkün degil.


Cok guzel bakış açıları da var metin de. Ölüme bu kadar bağlı ve inancli olmasa cok daha dogurgan olabilecegini düşünüyorum. Ama bu da Caraco'ya ters bir durum. Uretmek ve cogaltmaya karşı bir yaklaşıma da sahip çünkü. Kısır bir metin bence. Ben yeryuzune ait görüşler barindiran bir kişiden ziyade acı çeken bir ruh gordum Kaos'un kutsal kitabinda. Elbette ölüm kaçınılmaz olandir ama içine atlanilmasi gereken olduğunu, yaşamı ölümle kutsamayi nasıl dusunsel dunyamizda var edebiliriz ki? Kaos değil paradokstur bu.

Yasemin 
19 Haz 16:42 · Kitabı okudu · 150 günde · 5/10 puan

Şimdi diyeceksiniz ki bu kitap 150 günde okumak için fazla kısa değil mi? Değil efendim. Nedeni ise kullandığım ilacın yan etkisinden dolayı depresyona girmiş biri olarak bu kitaba başlama gafletinde bulunmuştum. Bu kitap ise insanın yüzüne gerçekleri bütün karamsarlığıyla vuran, insanı toz pembe dünyasından alıp o iğrenç gerçek dünya ile yüzleştiren bir kitap. O yüzden ben de bu kitabı yarım bırakmıştım. Zira intihar düşünceleri kafamı haylice meşgul etmekteydi. İlacı bıraktığım için ve psikolojim düzeldiğinden dolayı da tekrardan başladım. Bugün ise bitirdim. Eğer gerçekleri duymaktan, gerçek dünya ve insanlık ile yüzleşmekten korkmuyorsanız, intihar gibi düşünceleriniz yok ise bu kitabı okuyun. Ama aksi psikolojiye sahip olanlar için kesinlikle tavsiye etmiyorum.

Albert Caraco öyle birisi ki, Nietzsche onun yanında Pollyanna kalır...Söylediklerinde doğruluk payı olsa da, düşüncelerini çok ama çok sağlıksız bulduğumu söylemeliyim. Fikirleri arasında cımbızla seçebileceğim, hoşuma giden birkaç fikri oldu yalnızca. Bunlar da anaerkil ve ilkel toplumlara geri dönüşle ancak huzura ulaşabileceğimiz düşüncesi. Bu noktada bir anarşist gibi yaklaşıyor görünebilir ama hayata soldan bakan birisinin Caraco'nun yaklaşımını kabul etmesi çok zor. Üremenin büyük bir sorun olduğunu ve özellikle fakir insanların üremesinin daha da büyük bir hata olduğunu söyleyen birisi Caraco. Bir yerde şöyle diyor: "Yoksulluğun tehdit ettiği bir dünyada her yoksul aile sefaleti arttırır, her yoksul aile, varlığı nedeniyle zaten kriminaldir." Yoksulluğun tehdit ettiği dünyada suçlu, çocuk sahibi olmak isteyen yoksullar mıdır? Onlara gelesiye kadar onları yoksullaştıranlara ne demeli? Aile kurumunu da ağır şekilde eleştirirken, hak verebileceğim bir durum olarak kadının köleleştirilmesinden bahsediyor. Ama şöyle de bir şey söylüyor: "Otuz bir çekenlerle ve oğlancılarla dolu bir dünya bizimkinden daha az sefil olurdu." Gerçekten öyle mi olurdu? O zaman da oğlanları köle yapmaz mıydık? Değişen sadece kölenin cinsiyeti olurdu.

Kitabı boyunca insanların neler yaptığını anlatıp durmuş. Adeta distopik bir roman gibi olsa da, dünyayı tasvir edişinde haklılık payı olduğu açık ama bu sorunlara getirdiği "daha az insanın yaşaması gerektiği" şeklinde yorumlanabilecek çözümleri gerçekten inanılmaz! Tüm bunlar yetmezmiş gibi, iyimserliğin ve umudun bize çok büyük zararlar verdiğini belirtmeyi de ihmal etmiyor ayrıca.

Yazarın hakkını da vermem gereken bazı noktalar var. Dünyayı doğru bir şekilde tasvir ediyor ve sorunları çözümlere bağlı kalmaksızın incelediğinizde ona hak vermemek imkansız. Ama, bu denli karamsar bir zihinle ne kadar parlak çözümler üretilebilir, bundan emin değilim işte. Benim devrimim, anaerkil toplumlara geçiş diyor ama kadınların gücü ele geçirdiğinde (erkeklerin yerine geçtiğinde), erkeklerden farklı davranmayacağını garanti edebilir mi? Ayrıca, hangi devrim umutsuzluktan doğabilir ki? Açıkçası benim aklım almıyor bunu...

ek: Bir şey daha ekleyeyim, Dağınık oldu farkındayım, affınıza sığınıyorum. İlkel dönemlerde anaerkil toplumların olduğu düşüncesi tam olarak gerçeği yansıtmıyor. Birçok antropoloğa göre, tarihte anaerkil toplumlar var olmadı. Bu da, yazarın savını zayıflatıyor.

Veysel Ayık 
08 Haz 11:25 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Caraconun satırlarında yoğun olarak nietzsche'yi yani nihilizmi(hiççilik)görürsünüz.Ama bence uslup açısından caraco daha etkileyici gibi nietzche'nin kitaplarında durum tespitleri ve temellendirmeleri varken caraco'nun kitaplarında bir haykırış vardır,nihilizmi bilmenin ötesinde ona iman eden bir adamın bir peygamberin(kaosun peygamber)haykırışı vardır.
Kitapta net olarak aklımda kalan üç husus var.
1-üreyenler,nufusu çoğaltanlar ezilmesi gereken böceklerdir.
2-dünya zamanla bir şantiye haline gelecek.
3-artık birşeyleri değiştirmek çok zor.

Kübra BAYINDIR 
06 Ara 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Okudum ama nasıl okudum bir de bana sorun.. İnsanın ruhunu sıkan kapağını kapatıp çığlık atma isteği getiren tokat gibi bir kitap. Hayatımda gördüğüm en felaketlerle dolu beni insanlığımdan kendimden utandıran ilginç bir eser. Bu kitapta her kesimden her fikirden insanın onaylayacağı onaylamak zorunda olduğu gerçekler var. Ve yazar bu gerçekleri gayet sert bir dille yüzünüze vuruyor. Çok şey söylemek istiyorum ama söyleyemiyorum altından kalkılması bitirdikten sonra normal yaşama devam edilmesi zor bir kitap. Hepiniz okuyun. Okuyun ve görün.

2 /

Kitaptan 160 Alıntı

sezen 
22 Eyl 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

..tek bildiğimiz şey eğitmek iddiasında olduklarımızı barbarlaştırmak, onları hayata hazırlar gibi yaparak hayat karşısında silahsız bırakmak.

Kaos'un Kutsal Kitabı, Albert Caraco (Sayfa 58)Kaos'un Kutsal Kitabı, Albert Caraco (Sayfa 58)
Elif Kimya Salt 
16 Haz 22:31 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Biz onarmak istiyoruz ve bu nedenle yok etmeyi düşünüyoruz, uyuma yeniden kavuşmak istiyoruz ve bu nedenle kaosu sevgimizle silahlandırıyoruz, her şeyi yenilemek istiyoruz ve bu nedenle hiçbir şeyi affetmeyeceğiz. Çünkü eğer canlılar böcek olma ve karanlıklarda, uğultu ve pis koku içinde üreyip çoğalma tercihinde bulunursa bile, biz onları engellemek ve İnsan'ı soyunu kurutarak kurtarmak için buradayız.

Kaos'un Kutsal Kitabı, Albert Caraco (Sayfa 39)Kaos'un Kutsal Kitabı, Albert Caraco (Sayfa 39)
sezen 
 22 Eyl 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

Tanrılara kurban vermeyi ve rahipleri onurlandırmayı reddetmek aslında kimseyi öldürmez ama ekoloji konusunda cahil olmak ve biyolojiyi hor görmek, tüm insan türü için en trajik geleceği hazırlamaktadır. Bizim dinlerimiz vebadır ve onları destekleyen iktidarlar zehirleyici fesat çeteleridir, bizim ruhaniliğimiz zihinsel yetilerin mastürbasyonundan başka bir şey değildir...

Kaos'un Kutsal Kitabı, Albert Caraco (Sayfa 95)Kaos'un Kutsal Kitabı, Albert Caraco (Sayfa 95)
sezen 
22 Eyl 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

Dünya çirkin, giderek daha da çirkinleşecek, ormanlar balta darbeleriyle yok oluyor, her yandan şehirler her şeyi yutarak yükseliyor, çöller her yerde yayılıyor, çöller de insanın eseri. Toprağın ölümü şehirlerin uzağa yansıyan gölgesidir, şimdi buna suyun ölümü de ekleniyor, sırada havanın ölümü var, ama dördüncü element olan ateş, diğerlerinin intikamını almak için varlığını sürdürecek; bizler sıramız geldiğinde ateşle öleceğiz. Evrensel ölüme doğru ilerliyoruz, en bilgili ve görgülü olanlar bunun farkında.

Kaos'un Kutsal Kitabı, Albert Caraco (Sayfa 42)Kaos'un Kutsal Kitabı, Albert Caraco (Sayfa 42)
sezen 
22 Eyl 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

...erkeğin inşa ettiği düzenin temellerinde cinayet vardır.

Kaos'un Kutsal Kitabı, Albert Caraco (Sayfa 38)Kaos'un Kutsal Kitabı, Albert Caraco (Sayfa 38)
sezen 
18 Eyl 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

Aslında, dinsel ve ahlaki fikirlerin kaynağı insandadır, bunu insanın dışında aramak anlamsızlıktır, insan metafizik bir hayvandır ve evrenin yalnızca kendi için varolmasını ister, ama evren insanı bilmez, farkında değildir ve insan bu tanımazdan gelmeye teselli bulmak için uzamı tanrılarla, kendi imgesinden yarattığı tanrılarla doldurur, böylece, içi boş gerekçelere tutunarak yaşamayı başarırız, ama bu gayet hoş ve teselli edici gerekçeler, bizler gözlerimizi kuşatması ve tehdidi altında yaşadığımız ölüme ve kaosa açtığımızda hiçliğe düşerler. İman, boş şeylerden biridir ve bu dünyanın doğası üzerine insanı aldatma sanatıdır.

Kaos'un Kutsal Kitabı, Albert Caraco (Sayfa 22)Kaos'un Kutsal Kitabı, Albert Caraco (Sayfa 22)
Emre Ö. 
22 Ara 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

..her yoksul, bir başka yoksul doğurarak sefalete yeni bir rehin verdiği andan itibaren suçlu olur.

Kaos'un Kutsal Kitabı, Albert CaracoKaos'un Kutsal Kitabı, Albert Caraco