İnsanın en çok unutmak istediği anlar, şüphesiz başkaları önünde aciz ve zavallı olduğumuz olan anlardır. Bu başkaları ise illa düşman olması gerekmez, en yakınımızdaki ve sevdiğimiz insanlar da olabilir. Hele bir de belirli bir konumumuz, belirli bir saygınlığımız ve otoriter statümüz varsa, bu yıkım daha da büyük olacaktır. Birinci mevzu bu...
İkinci mevzuya gelince...
Her insanın sınırları vardır veya şöyle söyliyelim; her karakter sahibi insanın olması gerekir. Aksi takdirde omurgasız bir sürüngenden farkı olmaz insanın. Elbette prensip ve sınır sahibi olmak, olmak için olmakla olunmaz. Bu da kişiye göre ve kişiye özeldir. Ya peki birisi, hele ki en yakınımızdaki, sevdiğimiz ve güvendiğimiz birisi, bu sınırları ihmal etmekle kalmıyor, yukardaki birinci faciaya da sebep oluyorsa?
Peki niyetin iyi, şartların kötü ve seçeneğin olmaması cürmü ve düşülen durumu hafifletir mi?
Bu da olayın başına gelen kişinin karakterine, anlayışına ve tutumuna bağlıdır...
Evet, sabahtan beridir Emerenc'den bahsediyorum. Ya sevip bağrınıza basacaksınız, ya da benim gibi karakter uyuşmazlığı yaşayacak ve en fazla empati besleyebileceksiniz. Ama insan ve halleri başlığı altında okuma değerine sahip bir kitap kesinlikle. Bazı kapıları kapalı bırakmakta fayda var, zira hiç açmasaydım keşke demek mümkün...