Kaplumbağalar

·
Okunma
·
Beğeni
·
8972
Gösterim
Adı:
Kaplumbağalar
Baskı tarihi:
1973
Sayfa sayısı:
400
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Remzi Kitabevi
Baskılar:
Kaplumbağalar
Kaplumbağalar
Kaplumbağalar
Fakir Baykurt'un devlet ve halk ilişkilerini en çok kurcaladığı roman budur. Sayfalar boyu okuyacağınız, Türk halkının bilinçaltıdır. Onun hasretleri, nefretleri, onun dile gelmemiş ihtiyaçları, onun istediği düzen... Üzülerek okuyacaksınız. Ve sorumluluk duyacaksınız.
400 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Söze orta yerinden başlamak gibi olmasın da, sayfalar ilerledikçe, kapıdan çıktığımda elinde bastonuyla Kır Abbas’ı göreceğim hissine kapıldım. Görmeyi de çok isterdim doğrusu. Kitabın başında tepemi attıran, neredeyse nefretimi kazanan, “köyün en akıllı delisi” bu ihtiyar gönlümde kocaman bir yeri kapladı. Onun hakkında sayfalarca yazabilirim emme sürpriz bozancı olmak istemiyorum. Bu inatçı, doğru bildiğinden şaşmayan, sıra dışı ihtiyarın, son zamanlarda dilime doladığım sözüyle yazıma devam edeyim.
“Pekey, pekey bakalım!” Bu kitabı neden bu kadar sevdim? Sevmek sözcüğü az kalır, hayran oldum… “Kele bacım, ne ola ki bu kitabı bana bunca sevdiren?”

İnsan belli bir yaşı devirdiğinde hüzünden kaçar hâle geliyor. Daha önce hiç Fakir BAYKURT okumamış olan bendeniz, onun kitaplarını okuyunca Kemalettin Tuğcu kederine gark olacakmışım gibi saçma hislere kapılarak bu olağanüstü yazarın usta kaleminden yıllarca mahrum olmuşum. “Ben ne yaptım bunca yıldır? Vay suyum ısına, vay adım bata!”

Fakir BAYKURT, eserlerinde köy gerçeğine ve sorunlarına en çarpıcı biçimiyle parmak basıp, en can alıcı şekilde gözler önüne sermiş muhteşem bir yazar. Onun usta kaleminden dökülmüş böylesi bir esere benim inceleme yazmak haddim değil. O yüzden işin “devlet - köylü – aydın üçgeni", "eşitsizlik", "kadın sorunsalı", "edebî dil" vb. için paragraf açmadan, “ben” ne anlayıp ne hissettiysem kısaca onu aktarmak istiyorum. “İstemem o ki” birileri "marak etsin" ve mutlaka bu "gözel" eseri okusun.

TOZAK KÖYÜ
Ankara’nın yanı başında, düzlüğün ortasında, bir yudum “kölgeliğe” hasret, kırk yamalı bir yoksul yorgan ki, alevinin hası köylüsünü örtmek istese de örtemez. Cumhuriyet’in Devrimleri hemen başucunda yapılmış ama Tozak kırına devrimin rüzgârı bile değmemiş. Kır Abbas der ki, ‘’ Otuz, belki daha fazla yıl önce neyse bugün de o! Kuyumuz, suyumuz aynı! Günümüz, kölgemiz, arpamız, buğdayımız aynı! Kıracın üstünde belki daha da kötü olduk...”

Her geçen gün gelişmekte olan dünyada, bir lokma yiyeceğini dahi kavrulmuş topraktan dişiyle, tırnağıyla toplayıp hayata tutunmaya çalışan, koca yürekli insanların köyü…

KIR ABBAS
Boyun eğmeyişin, mücadelenin simgesi, köylünün en deli akıl hocası, ağzından küfür kıyametle dökülen bilgelik dolu sözlerine hayran olduğum. Kalbimin Nietzsche’si…

HAMDİ BEY
Toz toprağın içinde yeşeren umutların mimarı, yol göstericisi, kökten yetişme aydın, "Fakir’imin" ta kendisi.

BATTAL MUHTAR
Muhtar Battal değil, “Battal Muhtar”... Köylüsünün acısına – sevincine, varlığına – yokluğuna, tozlu ve yanık kaderine ortak, adam gibi adam muhtarım…

Ve EĞİTMEN RIZA, CENNET KADIN, SENEM GELİN, YUSUF OĞLAN, ve de korkusuz dedesinin korkusuz torunu, bağların yeşeren umudunun meyvesi mini minnacık YEŞER…

“İyisi üzümün ha!” diye bağırarak köyü gezen satıcıya boyun bükmekten usanıp, pekmezini, şırasını, şarabını kendi yapmak için, yanmış kavrulmuş toprakla amansız, aç susuz bir mücadeleye giren, bu mücadelede hiçbir destek görmediği gibi sürekli ayağına takılan çelmelere rağmen yılmadan yoluna devam eden TOZAK KÖYLÜSÜ…

EN NİHAYET KAPLUMBAĞALAR
Bir ufak kölgeliğe, bir dal yeşilliğe hasret, umut dolu kaplumbağalar. Tozaklı’nın yurttaşı, kader yoldaşı ve rüyasının ortağı, kendi yurdunu başına taç yapmış kaplumbağalar…

Hangi birinizi unutabilir insan?

Bunu da söylemeden geçersem haksızlık olur:

Baskı ve dayatmanın her türlüsüne karşı olsam da sevgili Tuco Herrera bu kitapları okumamız yönünde yaptığın zulüm derecesindeki baskı için teşekkürü borç bilirim. İyi ki kafamıza vurup durmuşsun yoksa bu okumayı kim bilir daha ne kadar erteleyecektim…

Bu dünyadan bir Fakir BAYKURT geçmiş. Gelip de gönlümün tahtına oturmuş.
Adını yaşatanlara selam olsun.
368 syf.
·Beğendi·9/10
Selam olsun hepinize tekrar kikirikler !! Öncelikle bugün 19 Mayıs! Hepimizin bayramı kutlu olsun .. Hepimizin diyorum tıpkı Memduh Bayraktaroğlu'nun videolarının açılışında kullandığı gibi .. "Merhaba gençler ! Merhaba genç kalanlar ve genç kalmakta KARARLI OLANLAR !" =)) Kısaca herkese merhaba ! =)) Şimdi biliyorsunuz ki bir Fakir Baykurt etkinliği başlattık .. Biz de "Satanic Forces" kabilinde temsil ediyoruz "Cehennem Birliklerini" , 666 kapı numarası ile .. Boynumuzun borcu bu incelemeyi yapmak ! Neden dersen , ortama benzini döken biziz , ateşi veren biziz .. Ee durum böyle olunca mangalın başına geçip ızgaranın tadına bakıp gelen pirzolaları lüp lüp yiyecek değiliz .. Arada sofrada bizim de bir tuzumuz olsun diyerek yapıyoruz bu incelemeyi .. Hazırsanız ben "Human BBQ" ortamlarına az ara vereyim .. Siz de buyrun gelin konuk olun soframıza ..

Sayın şekerpareler , bu okuduğum sanırsam 4. Fakir Baykurt romanı .. Hayatını az buz bildiğim ve eserlerinden en önemlilerini okuduğum için artık romanlarının arasında mukayeseli eleştiri ve tespitler yapabilecek yetkiyi görüyorum kendimde.. Yani yetki dediysek aman sakın ola ki bir burnu büyüklük sezilmesin bu söylediklerimizde .. KENDİMİZCE diyelim biz .. Bilirkişi değiliz .. Edebi elitlerimizin o alanlar .. Biz işsizlikle damıtıp zerk edicez size bildiklerimizi ..

Daha önce okuyup sonrasında incelemesini yaptığım Onuncu Köy olsun ,Yılanların Öcü olsun , şu an incelemesini yaptığım Kaplumbağalar olsun olayın merkezi her daim köy yeridir Fakir Baykurt romanlarında .. Anadolu'nun bu yüzünü yansıtan yaşam mücadelelerinin romana yansıdığı kısımlar hep .. Ve bu kavganın yeraldığı olaylar bütününde genellikle bir bilinçlendirme söz konusudur .. Bu bilinçlendirme harekatını ise Fakir Baykurt , genellikle romandaki köy öğretmenleri ya da köy yerindeki marjinal kişiler vasıtası ile yapar .. Misal Onuncu Köy ' de Nohut Dere'sinin ıslahını ve kurutulmasını ortaya atan öğretmenimizdir .. Lakin olaya sahip çıkıp , dürüm çiğ köfteye sarılır gibi DAVAYA sarılan(ÇİĞ KÖFTE RULLZZ!! ) şahıs Topal Pehlivandır ..Öğretmen onu doğru yola sokmuştur ..Konuşmaları sonucunda düşüncelerinin yol ayrımında doğru yola sapıverir .. Kaplumbağalar'daki olay seyrinde ise NEMRUT , "İŞSİZ" <3 , GEÇİMSİZ ve işten kaytaran bir Kır Abbas çıkar karşımıza .. İşbu Kır Abbas - ki adamın KRALIDIR !- olayların başında kendi tarlasında dahi çalışmaktan kaçınan tembel bir adamdır ..Sonrasında arkada çalan Europe - FINAL COUNTDOWN parçasıyla köyün vazgeçilmezi oluverir .. Yapılan işin şuuru , mücadele ve çalışkanlık kendisinden sorulur olur ... Buraya kadar anlatmak istediğim şudur ki sayın çokomeller , Fakir Baykurt genel olarak eserlerinde azmin elinden HİÇBİR şeyin kurtulamayacağını , en olmadık kişilere yüklediği misyonlarla gözünüzün içine kelimenin tam anlamıyla SOKAR ! Fiil kaba oldu biraz ama idare et cicim ... Misal Amerikan Sargısında köylüler OTORİTEYE bir ders vermek için , kendilerine düzen olarak dayatılan düzensizliği el birliği ile yıkıp yok ederler .. Tıpkı burda da yoktan var ettikleri asmaları ya herro ya merro diyip davarlara yem ettikleri gibi .. Bu bağlamda, bu büyük yazarımızın bizlere aşıladığı bilinç ,haksızlığın karşısında NE OLURSA OLSUN dik durmak , karşı koymaktır .. Bu olguların ne kadar elzem olduğudur zerk edilmek istenen .. Köleliğe bir kez kolunu kaptırıp ,haksızlık ve hukusuzluğun , yanlış işlerin tarafına geçersen , o TASMAYI boynundan çıkarmak ilerleyen zamanlarda ÇOK ama ÇOK ZOR OLUR .. Zira hepimiz biliyoruz ki , HİÇBİR KÖLE EFENDİSİNE YARANAMAZ! Daha önce de söyledim ama yine söyleyeyim , Fakir Baykurt bir DAVA adamıdır ! Köylüye inancı TAMDIR ! Zaten köylüyü uyandırdığı, ONLARIN YARATICI GÜCÜNÜ uyandırmaya çalıştığı için sayısız kovuşturma geçirmiştir .." Babamdan miras kaldı bana bu topraklar" diyerek postun başına çöreklenen haksızlara karşı , o toprakta esas hak sahiplerinden KÖLELEŞTİRİLMEYE ÇALIŞILANLARDAN yana olmuştur her daim.. Bu romanı yazdığı dönemlerde de Ankara ilçelerinde müfettişlik yaptığı dönemlerdir .. O dönemlerde , yani 27 Mayıs sonrası köylerde yaptığı gözlemlerin ürünüdür KAPLUMBAĞALAR ..

Romana gelecek olursak , bozkır olarak adlandırılan İç Anadolunun merkezi sayılan ÇORAK Ankara' nın Tozak köyünde , yoktan var edilen bir bağın savaşını verirken , kanunların ve bürokrasinin hak bilmezliğini tecrübe eden köylülerin Devlet - onların diliyle HÖKÜMET- denen soyut güce çarpmaları ile başlarına gelenlerdir anlatılanlar ..Baykurt' u cidden ayakta alkışlamak lazım çünkü kendisi de bir devlet birimi olarak çalışırken devletin bu kıyıcılığını , vurdumduymazlığını , yaptığı yanlışları tabiri caizse sonuna kadar eleştirmiştir .. Hem de kıyasıya ! Kısaca devleti simgeleyen CİP 'in köylüyü simgeleyen Kağnı'ya çarpmasıdır anlatılanlar .. Kağnıya ya da cipe neler olmuştur onu da siz okuyunca göresiniz sayın çokomeller !
368 syf.
·28 günde·8/10
Köy hayatını, köy insanlarının yaşamlarını ve içsel gerçeklerini anlatan harika bir kitap. Kahramanlar o kadar güzel yansıtılmış ki hangi köye sapsanız onlardan birini şimdi bile görürsünüz. Onlarla kızıp, onlarla yorulup, onlarla mutlu oluyorsunuz. hele Kır Abbas… Bu adama hem çok kızıyorsunuz hem de çok seviyorsunuz. Ve Öğretmen Rıza’nın, muhtarın, Yusuf Oğlan’ın, Senem Gelin’in ve köylülerin de hakkını yememek lazım. Hepsi ama hepsi aslında bizim çok yakınımızda. Tabi yaşadıkları sıkıntılar da.

Fakir Baykurt’tan köye ve köylüye dair bir başyapıt… Küçümsenen, beğenilmeyen köylünün neler yapabileceğini, nasıl yoktan var ettiğini görüyoruz. Bu güzel işlerin devlet tarafından destekleneceği yerde köylünün engellerle karşılaştığını gördüğünüzde düzene bir kez daha sövüyoruz. Romandaki kaplumbağa imgesi ve kaplumbağalara dair bölümleri okuduktan sonra gördüğümüz her kaplumbağada Tozak köyünü, Kır Abbas’ı hatırınıza getirip hüzünlenmemek elde değil.

Yazılmış en iyi köy romanlarından biri ‘Kaplumbağalar’. Alevi köyünde geçiyor hikaye. Ama diyelim yoksulluk var, diyelim apaçık bir köy gerçeği var. Çırılçıplak bir cehalet var, ama zararsız, şehre çıkınca kendini belli eden, ama köyde sırıtmayan. Mesela çok ciddi bir tespit var ki; bugün hala geçerliliğini koruyan ve ciddi bir çoğunluğu ilgilendiren bir tespit. Şehirden tapu için gelen memurlara yumurta pişirir köylüler ve ‘şehirli’ bir memur yumurta yerken, bir tavuğun heladaki dışkıları eşelediğini görür yumurtayı yiyemez. Bu bir statü göstergesi, mesela bu bir imgeye dönüşür, tiksinmek olarak zuhur eder.. Sonra küçümsemek olarak zuhur eder. Halbuki o memur da aslında köylüdür. Halbuki tavuğun dışkıyı eşelemesinin bilimsel bir açıklamaya ihtiyacı yoktur. Bunu herkes bilir. Yumurta daha güzel olur öyle. Ama o memur ve onun gibiler geldikleri yerleri çabuk unuturlar ve kötü birer eleştirmen olurlar. Toplumsal dönüşüme en ufak katkıları yoktur.
Öte yandan köylü ciddi bir çaresizliğin içerisinde kıvranmaktadır. Köye kil satmak için gelen adamın, kadınların çocukların önünde:’İyi-si-kil-in haaa!’ diye bağırmasına dahi ses çıkaramaz.
Daha buna benzer birçok şey var elbette. Ama kaderine terk edilmiş bir sınıf, köylü sınıfı, kendi kendine birşeyler yapmak istiyor ve yapıyor da.. Fakat kendi kendine pek birşey yapamayan üst sınıfların, üst düzey yöneticileri, küçük hesapların peşinde koşan küçük adamlar oldukları için hiçbir fırsatı kaçırmazlar. Hikaye de bunun üzerine kuruludur. Çok can yakan bir sonu olan bu kitabın satır aralarında birçok mesaj var.

Beni Fakir Baykurt ile tanıştıran “Kaplumbağalar” romanınıdır. Okuduğum en iyi köy romanları arasında sayabilirim. Çorak Tozak Köyü’nün yoksul ama kanaatkar, cahil ama çalışkan insanları, Kır Abbas ve Eğitmen Rıza’nın önderliğinde canlarını dişlerine takıp elele vererek, bir üzüm bağı yeşertirler köylerinde. Bağı kurarken kendilerine “nasıl biliyorsanız öyle yapın” diyen bir “Devlet Ana” vardır. Lakin bağlar yeşerip, üzümler küfelere dolduğunda, üzümü yemek isteyen, aynı zamanda bağın da hesabını soran bir “Devlet Baba” çıkar karşılarına…
Bu muhteşem köy romanını okurken, ilk satırından son satırına kadar siz de bir Tozak köylüsü olursunuz. Bağ çapalanırken yorulur, üzümlerin olmasını beklerken sabırsızlanır, bağbozumu yaparken sevinirsiniz. Fakat kitabı bitirdiğinizde bağından edilmiş bir Tozaklı olmanın hüznü ruhunuza bu kitaptan yadigar kalacaktır.

Toplumcu gerçekçilik anlamında yazılan önemli bir eser. Toplumsal mesajlar veren güzel eserdir. Okumanızı tavsiye ederim
400 syf.
Köylü milletin efendisi...

Köy denilince akla tezek kokusu ,yol ,eğitim,yazın su ve kışın elektrik sıkıntısı gelir ,daha hangisi sayayım.
Önceki zamanlara göre şuan daha iyi durumda tabi.Kaldı ki biz ortaöğretimimizi caminin odunlugunda okuduk;temizliği ve yakacagini biz temin ederdik,hem öğrenci hem calisandik anlayacağız...
Hatta hiç unutmuyorum S' diye bir ogretmen 'burasi bitli deyip'bir gün bile dayanmadı.Gururumuz incinmedi değil, ne yaparsın şartlar...

Ne alakası var diyeceksiniz kitapla buna benzer hatta daha beteri geçiyor hikayede,çocuklar bir çok yiyeceğin gormeyi gecinde adıni dahi duymamış,inanin okurken içim sızladi...

Kitaba gelirsek hikayemiz ,Tozak diye bir alevi köyünde geçiyor.Öyle bir köy ki geçim sıkıntısı had safhada buna rağmen insanları sıcak ,siveleri tatlı geliyor okurken bir yandan düşündürüyor
düşündürurken de gulduruyo ,bu da yazarımızın becerisinden dolayi...
Neyse baskahranimiz 'ozellikle de benim' Kır Abbas, Rıza ve Battal ,' bizim niye bagimiz yok,pekmezimi ,sarabimizi niye kendimiz yapmıyoruz'diye başlıyor.Sonra bir purluga bağ yapıyorlar binbir zorluklarla ,emeklerle özelliklede Kır Abbas'ın gayreti ve bekçiliğiyle beş senede de meydana geliyor ,gelmesine ama imarin gazabına ugrayana kadar...
Daha da yazmak isterdim fakat siz kitabı okuyun
sıkılmadan okuyacağınız garantisini veriyorum,deyip kitaptan bir alıntıyla bitiriyorum.
Sayfa(336)
«En çık, gez dolan, dünya bu! (Bizi alta alıyorlar! Bağ dikiyorsun elinden alıyorlar! Ulan dürzüler, tırnak kadar bir emeğiniz var mı içinde? · Emek emek enip, gezici Hamdi beyi önüme düşürdüm de Zireet'lerinizden bir çubuk istedim ;bir kör çubuk verdiniz mi ulan? Gelip ayağınızı basacak kadar yer kazdınız mı? Bir tek asma budadınız mı? Ne hakkınız var da bu bağa el takıyorsunuz?
Allahın Purluğuydu ulan! Purluk ki köyümüzün sınırları içinde. Camgöz malmüdürü, kelkafa tahriratçı, söyleyin, sizin neyinizin içinde? Kurtuluş Savaşında biz piyade neferiydik, önden gidiyorduk. Koca ülkeyi kurtardık da, göt içi kadar toprağı çok görüyorsunuz şimdi ulan, yuf size!..) »
Keyifli okumalar...
Ben kaplumbağaları yılanları öcü sayesinde okudum,fakat Fakir Baykurt'u Tuco Herrera senin sayende tanıdım, teşekkürler:-)
368 syf.
·4 günde·7/10
-------Spoiler İçerir------

Kitabın başında ön söz niteliğinde romanı yazış serüvenini aktarır yazar.

“YILANLARIN ÖCÜ” romanından yapılmış filmin ilk gösteriminde tepkiler aldığını şöyle dile getirir:

“(...) Halkı selamlamak için perdenin önüne çıktığım zaman alkış, ıslık birbirine karıştı. (...) Birkaç saniye sonra, kıran kırana bir dövüş başladı. Başkentli seyirciler kravat kravata geldi. Hınçla, istekle vuruşuyorlar. (...) Birtakım sersemler gerçeği tekmeyle, yumrukla örteceğini sanıyor. (...) Getirdiğim öykünün kendilerine batan yerleri vardı tabii. (...)kafamdaki romanı yazdığım zaman ne yapacaklar acaba?”

Dört sayfa uzun uzun anlatır. Hatta köylülerinin fikrini alır yazacağı roman hakkında. Onların “Deli misin sen? Ekmeğine bak. Ayağın bir kayarsa iyice sürünürsün.” tarzında uyarı ve frenlemelerine karşın romanı yazar ve onlara ithaf eder. “Oturup yazdım. Kaplumbağalar odur, onlarındır.” der. “Acı, buruk bir roman oldu.” diye ekler. En çok da yumrukçu ya da neme gerekçi aydınların değil köylülerinin okumasını, severse onların sevmesini, ıslıklarsa onların ıslıklamasını istediğini belirtir.

Gelelim romana: Yazarın adı gibi fakir bir köy. Alevi köyü. Su yok, yeşillik yok. Buna mukabil bolca çöl sıcağı, yakıcı güneş, kuraklık... Kaplumbağalar da köyün insanları gibi sıcaktan muzdarip, serinliğe hasret. Bu dayanılmaz sıcağa karşı içlerini serinletecek, gönüllerini hoş edecek çözümü yine köylüler bulur. El birliğiyle taşlaşmış toprağı alt üst edip bir üzüm bağı yaparlar. Fakat kasabadan gelen kadastro memurları buranın hazineye ait olduğunu tespit eder. Hükümet yetkilileri de yasalara aykırı bir şekilde ihya edilen bu toprağa el koyar. Bu durumda hakkını arama yolunda uğraş veren köylüler bürokrasinin karmaşık girdabında boğulurlar. Çözüm bulamazlar. Sonuçta köylü devlete, hükûmete küser, kızar hatta yazarın deyişiyle nefret olurlar.

Yazara göre kurguladığı ütopik köyün kalkınması basittir; bunu köylü el birliğiyle,gönül birliğiyle başarabilir ama kapitalist düzen, devlet bürokrasisi müsaade etmez.

İyi niyetle ihya ettikleri topraklarına üzerinde hiçbir hakkı ve emeği olmadığı halde el koymaya kalkan devlet karşısındaki çaresizlikleri, yaşadıkları duygu yoğunluğu okuyanı da etkiliyor. Bu dertlerini çözüme kavuşturmak için verenin de alanın da bir işe yaramayacağını bildiği hale yazılan/yazdırılan dilekçeler, silsile yoluyla cumhurbaşkanına kadar gidip aynı yolla gerisin geriye dönen olumsuz cevaplar, hülasa takıldıkları bürokratik engeller çok güzel işlenmiş. Son ana kadar hep bir umut taşırlar. Gecenin içinde küçücük bir ateş böceği görseler ışık diye koşarlar. Ama merdin yakası namerdin eline geçmiştir bir kere. Pes eden onlar olur. Ama az da olsa içlerini soğutacak bir şey de yaparlar.

Köy Enstitüsü mezunu Fakir Baykurt’un okuduğum ilk eseri. Marksist ideolojiye bağlı yazarın bu eserinde kendi gerçeklerini telkin etme çabası çok açık.

Eserdeki dile gelince kişiler bölgesel diliyle konuşturulmuş. Bazı kelimeleri bu bölgeye uzak bir insanın anlamlandırması gerçekten zor. Ama samimi ve sıcak bir hava katmış. Cümleler oldukça kısa ve yalın. Bu da okumayı oldukça kolay kılıyor.

Yer yer gülümseyerek –hatta kahkaha atarak- çoğunlukla duygulanarak okudum eseri.
Romanın adı “Kaplumbağalar” ise birçok duruma yakıştırılan alegori olagelmiş diyebiliriz.

Keyifli okumalar...
400 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Merhaba,`
SPOİLER İÇERİR

İyi ki okumuşum dediğim bir kitap olduğunu belirterek incelemeye başlamak istiyorum.Alevi kültürünü , aile ilişkilerini ,komşuluk münasebetlerini ,devlet ve kurumlarına bakış açılarını bu kitap sayesinde daha yakından öğrendim.mezhep çatışmalarına hep uzak durmuşumdur önceliğim hep insan odaklı olmuştur.her ne kadar inkar etsek te Alevi yurttaşlarımızın ülkede kendi inanç ve kültürlerini yaşama noktasında sıkıntılar yaşadığını görüyorum.Kır Abbas köyün en yaşlı bireyi Kurtuluş savaşında Gazi Atatürk le beraber savaşmış uzun yıllar askerlik yapmış vatanı için sorumluluk almış.köyüne dönmüş fakirlik diz boyu ama yılmamış çalışmış çabalamış o yoklukları yaşarken asla isyanda etmemiş.buraya kadar herşey normall

Köy entitülerinden mezun Rıza öğretmen köyün okulunda öğretmenlik yaparken bir yandan da köyü kalkındırmak için üzüm bağı kurmaya karar vermiş ve bütün köylü elele verip uzun uğraşlar sonunda bağı bostanı kurmuşlar.bu ülke iyi bir şey cezasız kalır mı tabiki hayır..kendini devlet yerine koyan ciğeri beş para etmez bürokratlar üzüm bağını köylünün elinden almışlar.ve o güzel insanlar devletlerine en ufak bir tepki göstermeden çok asilce bir davranışla bağlarını terk ettiler.

1900' LÜ yılların başında Trabzon'dan göçüp Sakarya'ya yerleşen bir ailenin ferdiyim.benim atalarım bu yoklukları yaşamadılar verimli sulak arazilerde tarım yaptılar.bu yetmedi devletin ormanlarında ormancılık yaptılar sonra kestikleri ağaçların yerine fındık ektiler çok para kazandılar.daha sonra o arazilere bila bedel sahip olup tapularını aldılar .aynı yıllarda anadoluda bir tarafta zenginlik yaşanırken diğer tarafta yoksulluk yaşanmış.devlet adaleti sağlayamamış sesi çıkmayan garibana sözünü geçirirken daha batıda herşeyi hoş görmüş.

Giden gelmez dostlarım iyi kötü yaşandı bitti inşallah bundan sonra bu tür adaletsizlikler yaşanmaz.Alevisi Sünnisi birlikte yaşayıp kucaklaşacağımız dertlerimizi acılarımızı paylaşacağımız güzel günler dileklerimle...sağlıcakla kalın.
368 syf.
1K Uygulamasından önce okuduğum bir kitap ..sıcağı sıcağına inceleyemedim.(kitabı okuduğumda henüz kitap yoktu :) )

Beni sarsan bir kitaptır.
Aklımda kalan duyguları yazmak istedim.
Saflık günlerimde okumuşum çünkü herkese okutup anlatırsam dünyayı değistiririm hissine kapılmıştım.Her gün olanlar bunlar uyanın görün diye içimden sesler duyuyordum.
Yokluğuna çare bulan bir köy halkının devlet sistemindeki statükocu uygulamalar yüzünden yeniden  devlet tarafından yokluğa  mahkum edilmesi öyle güzel anlatılmıştı ki uzun süre nayır nolamaz modunda gezdim.
Bağın yerinde kalan boşluk gibi içimde bir boşluk kalmıştı.
Kitap dostlarına bu çok içli duygularla tavsiyemdir.
368 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
O kadar güzel bir kitap ki okurken duyduğum mutluluğu, bittiğinde duyduğum hüznü nasıl anlatayım bilmiyorum. Uzun zamandır bir kitabı okurken güldüğümü hatırlamıyorum. Sanırım en son Aziz Baba ya da Rıfat Baba bu kadar güldürmüştü. Kitabı okuduğum zamanlarda yüreğimde sevgi, içimde tebessüm hissi hiç eksik olmadı diyebilirim. Çok sevdim bu şaheseri... Kır Abbas'ı, Irıza'sı, Battal'ı, Senem'i, Kel Bektaş'ı, Hamdi Bey'i ve Yeşer'i ile her bir karakteri ayrı güzeldi.

Köy dilinin, köy yaşamının bu kadar yalın, bu kadar güzel anlatılması için söyleyecek bir söz bulamıyorum.

Kitapta sevdiğim bir diğer husus ise Köy Enstitülerinin nasıl büyük bir devrim, büyük bir atılım olduğunu idrak ettirmedeki başarısı oldu. Irıza karakteri ile bunu çok başarılı bir şekilde hissettirmiş ve göstermiş. Görmemek için ideolojik saplantıları olan bir kör olmak gerekir.

Kitabı tereddütsüz okunacaklar listesine ekleyebilirsiniz. Şiddetle tavsiye eder, keyifli okumalar dilerim...
368 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10
Fakir Baykurt ile tanışmamı sağlayan kitap. Anadolu'nun bir köşesinde suyu olmayan sıkıntılı bir yaşamı anlatarak başlıyor. Susuz köyün talihini değiştirecek yeniliği bin bir emek ile yapıyor köylüler. Tam talih değişiyor ki kanun bilmez köylülerin başına daha büyük bir uğursuzluk çöküyor.

Ne yazık ki bir dönem Türk Köylüsü devlet kanunlarından habersiz olduğunu çok güzel anlatıyor. Ayrıca imece yapmanın birlikte hareket etmenin faydalarını da çok güzel veriyor.

Güzel bir kitap.
368 syf.
·2 günde·6/10
Anlat Fakir'im.
Sen anlat, bulunur elbet bir duyan,
Yerli krem beğenmezken şu bayan,
Ağustos ayında orak sallayan,
Sıcaktan kavrulan teni de anlat...

Köyü köylüyü, bağı bostanı, hasatı harmanı, bulgur aşını, saçıyı anlat. Tarlada orak sallarken çocuk doğuran kadınları anlat. Okulsuz, öğretmensiz, yolu toz, damı toprak, kuyusu kuru köylerde çekilen çileleri anlat. Beli bükük, eli nasırlı, elbisesi yamalı, ayağı çarıklı, tahsilsiz, diplomasız insanların, topraktan öğrendikleri ve bu sebeple sunarken toprak gibi sundukları sadakati, cömertliği anlat. Anlat ki unutmayalım. Ben şehirde yan komşumdan bihaber yaşarken, sen köyde birlik beraberlik içinde yaşayan, birbirinin saçının telinden haberdar olan insanları anlat. Aynı halkaya oturup, birbirlerinin elinden dolu içen canları anlat. Gariban, kimsesiz, sahipsiz bırakılmış fakirin halini, derdini anlat. Milletin efendisi köylüyü kul köle gören beylerin o koca burunlarını anlat. "Sivrilt kalemini, sivrilt de yaz."
368 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Bazı yazarları keşfettiğinizde, eksik bir parçanızı bulmuş gibi oluyorsunuz, Fakir Baykurt da benim için öyle oldu; işte ben bunları okumak, bu insanların hikayelerini bilmek istiyorum dedim...

Çorak ve yoksul Tozak köyünde, yarı deli yarı akıllı yaşlı dedemiz Kır Abbas'ın gözünden, köy ahalisinin türlü fedakarlıklarla kendi kendine yetme çabası anlatılır.
Asıl cehaletin; devletten bir şey beklemeden çırpınan bu kaba saba köylülere değil, onların emeğini sömüren anlamsız bürokrasiye mahsus olduğu, çok keskin bir dille ortaya koyulur.

Benim için kitabı özetleyen bir diyalog ekliyorum; günümüzde de durum ne kadar farklıdır tartışılır:

- Hiç anlamıyorum, bu nasıl hökümet? Bir yandan okul yapıp dönüm dönüm örnek bahçe ayırtıyor, bir yandan da yeşermiş bağı köylünün elinden alıyor!
- Onlar da anlamadan yapıyor, kimsenin kimseden haberi yok! Bu devletin adliyesi ayrıdır, mülkiyesi ayrı! Eğitimi, maliyesi,ziraati ayrıdır. Ticareti bir yana çeker, gümrüğü, hariciyesi bir yana! Hepsi bir bütçeden, bir halkın sırtından beslenir, hepsinin başında bir başbakan vardır ama yaptıkları
birbirini okşamaz! Bu yüğürür, öteki bozar! Onun için de bu milletin çocuğu olmaz! Karnı göbeği bozuktur sanki. Kaba deyimle böyledir hemşerim!

Öncelik vermenizi tavsiye ederim.

Keyifli okumalar.
Burda bir kuş gibi gece gündüz yaşarım. Horlayıp ossurup kimseyi irâtsız etmem! Çok yedin, az işledin gibisine kimsenin gözüne batmam! Kendi başıma; gelen olursa hoş geldin, giden olursa uğur ola!
"Köye okul yapıyoruz. Ama dikkat edin, asıl okul köyün kendisi. Yazlar, kışlar, tarlalar, dağlar, yalçın kayalar! Yalçın yaşam! İnsanı insan eden, adam eden yaşam!"
Fakir Baykurt
Sayfa 325 - Literatür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kaplumbağalar
Baskı tarihi:
1973
Sayfa sayısı:
400
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Remzi Kitabevi
Baskılar:
Kaplumbağalar
Kaplumbağalar
Kaplumbağalar
Fakir Baykurt'un devlet ve halk ilişkilerini en çok kurcaladığı roman budur. Sayfalar boyu okuyacağınız, Türk halkının bilinçaltıdır. Onun hasretleri, nefretleri, onun dile gelmemiş ihtiyaçları, onun istediği düzen... Üzülerek okuyacaksınız. Ve sorumluluk duyacaksınız.

Kitabı okuyanlar 1.134 okur

  • Figen Güneş
  • Tuncay Çelik
  • Tuğçe Olgun
  • Gül Merve KESKÜN
  • Mustafa Gönhan
  • Bir İdam Mahkûmu
  • İmren Gürbüz
  • Ruhi Demir
  • Yasemin Karataşan
  • Fatma may

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%4.2 (15)
9
%3.9 (14)
8
%2.2 (8)
7
%1.4 (5)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0