Kaplumbağalar da UçarBehman Qobadi

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.037
Gösterim
Adı:
Kaplumbağalar da Uçar
Baskı tarihi:
2007
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944382298
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Kusîlekaniş Ditwanin Bifirin
Çeviri:
Heja Bağdu, Ömer Faruk Yekdeş
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Avesta Yayınları
İranlı Kürt yönetmen Behmen Qobadi'nin üçüncü uzun metrajlı filmi olan "Kaplumbağalar da Uçar" uluslararası alanda, Uzak Doğu'dan Avrupa'ya, Avustralya'ya büyük bir ilgi gördü. Onlarca festivale katıldı, birçok ödül aldı. Türkiye'de de gösterime giren "Kaplumbağalar..." bu kez senaryo olarak karşımızda. Behmen Qobadi'nin hayatına ve sanatına ilişkin yazıların da yer aldığı kitapta, filme ilişkin dünya medyasında yayımlanan yazılardan bir seçki ve fotoğraflar da yer alıyor.

"Kaplumbağalar da Uçar"ı gördüğümde filmin güçlü etkisiyle bir saat boyunca boynum ağrıdı. Güçlü ve çok etkileyici bir film.
Bernardo Bertolucci

"Kaplumbağalar da Uçar"la Behmen Qobadi bir yönetmen olarak, sinema dilini olgunlaştırarak, kendi "elyazısı"na kavuştu. "Belgesel" ile "kurmacanın" iç içe olduğu gerçekçi, şiirsel, insanın yüreğine dokunan dramatik sahnelerin yanında, mizahla beslenen bir anlatım tarzı.
Mehmet Aktaş
(Tanıtım Yazısından)
“Kaplumbağalar da Uçar” İranlı Kürt yönetmen “Bahman Ghobadi”nin belgesel niteliğinde çekilmiş filmi. Çekilen filmin senaryosu ve Ghobadi ile yapılan röportajlar bir kitapta toplanmış. Neticede güzel bir eser ortaya çıkmış. İlk defa film senaryosunun direk kitaplaştırıldığı bir eser okudum. Gayet keyifli ve güzel geçti diyebilirim.

Filim konu olarak, ABD’nin Irak’a müdahalesinin bütün dünyada tartışıldığı dönemde, Irak-Türkiye sınırında bir Kürt mülteci kampında geçiyor. Kampta yaşayanlar genellikle Saddam zulmünden kaçmış ve bizzat o zulmü yaşamış olan insanlar. Saddam: “Savaşı kazandığımız zaman üzerinize kimyasal silah atacağım.” tehditlinde bulunduğu için çoğu Türkiye sınırına yerleşmiş olası bir saldırıda Türkiye’ye kaçmayı düşünen Kürtler. Yazar filmi çekerken Kürtlerin çektikleri sıkıntıları göstermeye çalışmış. Kitabı okuduktan sonra daha iyi analiz edeyim diye bir de filmi izledi. Yönetmen ciddi anlamda çaresizlik kavramını çok güzel şekilde yansıtabilmişti. Küçük bir yere sığınmış binlerce insan. Tam Türkiye ile Irak sınırı bir Kürt köyü. Normalde 70 hanelik bir köy. Sonra gelip sınır çizilmiş. Köyün 40 hanesi Türkiye içinde, 30 hanesi Irak içinde kalmış. Kalan 30 hane savaş çıktığı halde hemen 10 metre uzaklıktaki akrabalarının evine gidemiyor. Küçücük bir alanda sıkıştınız beklediğiniz şey kimyasal silah. Arkanızda size kimyasal silahı atacak Saddam. Önünüzde dikenli teller… Yaklaştığınız esnada nöbetçi kulübelerinden kurşun sıkılan dikenli teller. Sizi uzaktan tel örgülerin arkasından izleyen telaşlı akrabalarınız.

Hem kitabı okurken hem de filmi izlerken kahramanların hepsinin çocuklardan oluştuğunu görüyorsunuz. Ama gel gör ki sakat çocuklar bunlar. Kampın çocuklarının yaptığı iş mayınları temizleyip BM görevlilerine satmak. Çocukların tek işi bu. Ailelerin tek geçim kaynağı bu. O çocuklar da mayınları temizlerken maalesef, mayın patlaması sonucu kollarını veya bacaklarını kaybediyorlar. Yazar maalesef bir hikâyeden ya da masaldan söz etmiyor. Ne kadar acı ki gerçeklerden söz ediyor. Hala sınırdaki o mayınlar yüzünden sakat kalan çocuklarımız var. Yönetmen neden böyle bir konu seçtiğini söyle açıklıyor: “Saddam’ın düşüşünden iki hafta sonra Irak’a gittim. Yanımda küçük bir kamera götürmüştüm. Sonra o kolsuz bacaksız sakat kalan çocukları görüp, film çekmeye karar verdim. Çocuklar sürekli mayın tarlalarından mayınlar topluyor. Normal pazarlarda mayın tezgâhı açılıyor ve mayınlar satılıyordu. Bende bunu film yapmaya karar verdim. İnanılması zor ama bu çocuklar bunları gerçekten yaşıyordu. Irakta bu şekilde sakat kalmış çocuk sayısı 30 bin den fazla…

Konuya göre oyuncu bulmakta hiç zor olmamış bu yüzden. Mesela başrol oyuncumuz Kampta yaşayan ve ailesini savaşta kaybetmiş olan 13 yaşındaki Satellite. Satellite gerçekten de savaşta ailesini kaybetmiş oraya tek başına o yaşta göç etmiş biri.
“Agrin” adlı küçük kız ailesi Halepçe de katledilmiş ve kendisine Saddam’ın askerleri tarafından tecavüz edilmiş biri.
“Peşew” mayın toplarken ayağı kopmuş bir çocuk. Filimde canlandırdığı olayı aynen yaşamış.
“Hıngaw” yine mayın toplarken iki kolunu kaybetmiş fakat buna rağmen mayın toplamaya devam eden çocuk. Oynadığı rol gerçekte yaşadığı hayat.
Liste bu şekilde uzayıp gidiyor. Kolay değil ki saymak 30 binden fazla sakat kalan Kürt çocuk…

Devam ediyor yazar: “ Irak’a gelip durumu kendi gözleriyle gören herkes ölümden başka hiçbir çözümün olmadığını görür. Bende kendi hayatımda iki ya da üç kez intihar etmeyi düşündüm.
Bu hayatı sefaleti ve acıyı istemedim. Ölüm içinde yaşayan insanlardan daha iyi bir dünyadır.
“Hangi çiçek, diğerini “sarı açtı” diye ayıplar?
Hangi kuş, “farklı ötünce” diğerine yasak koyar?
Derisinden, dilinden ötürü öldürülüyor insanlar.
Ah insanlar!
Her şeyi bulup kendini bulamayanlar…”

Yıllar öncesinde kitabını okuyup geçen sene filmini izlemiştim, muhtemelen bu gece tekrar izlerim. Schindler'in listesi, hayat güzeldir, çizgili pijamalı çocuk ve daha niceleri... Savaşlarda en çok zarar görenlerdir çocuklar. Hassas olduğum konular hayvanlar ve çocuklar, olabildiğince sakin yorumlamaya çalışacağım. İki ülke arasında çıkan savaşın arkada bıraktığı bir hikâyeyi konu alıyor. Savaş konulu kitaplarda yahut filmlerde savaşların hangi ülkeler arasında çıktığına zerre dikkat etmem, dolayısıyla bunu da bilmiyorum. Bir askerin küçük kız çocuğuna tecavüz etmesi ve kızın hamile kalıp çocuğu doğurmak zorunda kalması. Çocuğu ısrarla istemeyip abisinin zoruyla doğurması... Sırf başka ırktan diye küçücük çocuğa tecavüz etme hakkını nasıl kendinde bulursun ey karakter, onur, şeref yoksunu! Hayır hayır, sakin kalamıyorum.

Herkesin okuyup, izleyip kaldırabileceği bir mevzu değil lakin bir sorunu görmemezlikten gelince o sorun ortadan kalkmıyor. Ne olursa olsun okuyun izleyin görün duyun. Üç maymunu oynamayın.
“Bu çarpık sistem ve sınıf ayrımı olan dünya da umudumuz; kaplumbağaları gökyüzünde görmek gibi…
“Bu çarpık sistem ve sınıf ayrımı olan dünya da umudumuz; kaplumbağaları gökyüzünde görmek gibi…”

Kaplumbağalarda Uçar

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kaplumbağalar da Uçar
Baskı tarihi:
2007
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944382298
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Kusîlekaniş Ditwanin Bifirin
Çeviri:
Heja Bağdu, Ömer Faruk Yekdeş
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Avesta Yayınları
İranlı Kürt yönetmen Behmen Qobadi'nin üçüncü uzun metrajlı filmi olan "Kaplumbağalar da Uçar" uluslararası alanda, Uzak Doğu'dan Avrupa'ya, Avustralya'ya büyük bir ilgi gördü. Onlarca festivale katıldı, birçok ödül aldı. Türkiye'de de gösterime giren "Kaplumbağalar..." bu kez senaryo olarak karşımızda. Behmen Qobadi'nin hayatına ve sanatına ilişkin yazıların da yer aldığı kitapta, filme ilişkin dünya medyasında yayımlanan yazılardan bir seçki ve fotoğraflar da yer alıyor.

"Kaplumbağalar da Uçar"ı gördüğümde filmin güçlü etkisiyle bir saat boyunca boynum ağrıdı. Güçlü ve çok etkileyici bir film.
Bernardo Bertolucci

"Kaplumbağalar da Uçar"la Behmen Qobadi bir yönetmen olarak, sinema dilini olgunlaştırarak, kendi "elyazısı"na kavuştu. "Belgesel" ile "kurmacanın" iç içe olduğu gerçekçi, şiirsel, insanın yüreğine dokunan dramatik sahnelerin yanında, mizahla beslenen bir anlatım tarzı.
Mehmet Aktaş
(Tanıtım Yazısından)

Kitabı okuyanlar 19 okur

  • Elif Yeşilbaş
  • Fırat AYDİL
  • Nezrin Resulzadeh
  • Ayşenur Çelik
  • Mehmet Kervancı
  • Sîyajîn
  • Kutup
  • Yclhyt
  • Çisem
  • Aişe Pelin OKAN

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%60 (3)
9
%40 (2)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0