Adı:
Karamazov Kardeşler
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
1088
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750711657
Kitabın türü:
Çeviri:
Ayşe Hacıhasanoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Karamazov Kardeşler, edebiyat tarihinde çok az romana nasip olmuş bir üne sahip. Klasik Rus edebiyatının dev yazarı Dostoyevski'nin bu son romanı, Rusya'nın ruhunu simgeleyen temsilcileriyle Karamazov ailesine odaklanmış, ama girmedik alan, değinmedik konu bırakmamış: din, ahlak, baba katli, şiddet, Doğu-Batı sorunu, sınıf mücadelesi, feodalizm, sosyalizm… Dostoyevski'nin "hiçbir romanımı bu kadar önemsemedim" dediği Karamazov Kardeşler, daha yayımlandığı tarihten itibaren kült bir eser haline gelmiş ve tüm dünyada büyük tartışmalara yol açmıştır; 20. yüzyılın temel yazınsal izleklerini belirlemiş ve pek çok yazarı peşinden sürüklemiştir. Kitabın yayımlanmasından kısa bir süre sonra ölen Dostoyevski, tıpkı Suç ve Ceza'da olduğu gibi bu kitabında da insanlığın evrensel sorunlarını ortaya koyar. Karamazov Kardeşler, bu anlamda "kuyuya atılmış bir taş" kadar etkili bir yapıt olarak önemini koruyor.
1025 syf.
·15 günde·Beğendi·10/10
Değerli okurlar siteye üye olmadan önce, okuyacağım kitapları ben seçerdim. Seçtiğim kitaplarda da genellikle uygun fiyat seçeneği, daha çok dikkat ettiğim bir unsurdu. Ama siteye üye olduktan sonra, kitapların beni seçtiğinin ayrımına vardım. Ne garip bir hissiyat değil mi? Bir zamanlar otorite senin elindeyken, bu otoriteyi kitapların sahiplenmesi. Ama hiç şikâyetçi değilim. Bilâkis bu sayede, önceden niteliksiz bir okur iken, nitelikli bir okura dönüşmek yüreğimin en gizli köşelerinde tarifi olunamaz sevinçler yaratmakta. Ve biliyorum ki, bu fani dünyadan ayrılıp veda vakti geldiğinde ardımda, çocuklarıma çok değerli kitaplar bırakabileceğim.

Bazen hissettiğimiz hisler o kadar çok yoğundur ki, hislerimizi telaffuz ederken uygun cümleleri dile getirmede zorlanırız. Bilgi eksikliğimiz değildir, hislerimizi tercüman etmemize engel teşkil eden. Çünkü biliriz ki, hislerimizin izahında hangi kelimeleri kullanırsak kullanalım, kelimelerimizin kifayetsiz kalacağının ayrımındayızdır.

" Karamazov Kardeşler " Dostoyevski'nin eşsiz kaleminden hasıl olmuş bir eser. Kitaplığımda uzun bir süredir mevcut iken, neden bu zamana kadar okumayıp da muallakta bıraktığım için, kendi kendimi sorguladığım bir eser. Belki de, kitabın kalın olmasıydı gözümü korkutan. Kim bilir... Ne kadar da yersiz bir düşünceymiş hissettiğim. Kitabın kalınlığı ilk etapta gözümü korkutsa da, sayfalar arasında ilerledikçe, nasıl yanlış bir yargıya vardığımın ayırdına vardım. Evet, Dostoyevski'nin okuru yormayan yalın bir anlatımla okurun beğenisine sunduğu kitabı, kalın olmasının yanı sıra, bölümler arası geçişlerde dahi, takılmadan ve zorlanmadan ilerleyebilecek bir atmosfere sahip.

Dostoyevski'nin kitaplarını okuyan arkadaşlar bilirler. Yazarın din ve geleneklere nasıl bağlı olduğunu ve bu bağlılığını da bir şekilde kitaplarına yansıttığını. Bu durum Dostoyevski okuyucusunun yabancı olduğu bir şey değildir zira, okur aşağı yukarı bütün romanlarında aynı temanın işlendiğine şahittir. Bu kitabında da ayan bir şekilde, Tanrısal inancını verdiği örneklerle kahramanları vasıtasıyla hem sorgulamış, hem de biz okurların sorgulamasını sağlamıştır.

Dostoyevski'nin betimlemelerinde vurgulamış olduğu, kişi ve yer tasvirleri ayrıca psikolojik analizleri karşısında etkilenmemek yada büyülenmemek mümkün mü? Anlatım o kadar eşsiz ki sanki, siz de kurguya dahil olmuşsunuz.

Esere kısaca değinecek olursak; babaları olan Fyodor Pavloviç ve birinci eşinden olan Dmitri Fyodoroviç, ile ikinci eşinden olan İvan ve Aleksey Fyodoroviç arasında gelişen sevgisizliğin tetiklediği çıkar çatışmalarına değinilmiş. Üstüne üstlük baba ve oğulun Gruşenka isimli acılarla yoğrulduğu için, hayatı tiye alan bir kadına aşık olmaları kurgunun ana teması. Çocukların anneleri sağ olsaydı belki de, baba ve çocuklar arasındaki iletişim daha farklı bir boyutta gelişecekti. Kim bilir....

Annesi olmayan çocuğun görünmez olduğunu söylerler. Maalesef hayat herkese eşit davranmıyor. Kimileri rahat ve sıcacık aile yuvasında hayattan bihaber iken, kimilerinin de daha küçücük yaşta omuzlarına taşımakla mükellef oldukları ağır sorumluluklar yüklenmekte! Hem boşuna mı, demiş atalarımız, " Yuvayı yapan dişi kuştur. " diye!

Dostoyevski'nin keskin zekâsı ile harmanlamış olduğu ve sayfalar arasında ilerledikçe benim gibi, kendi hayatınızdan bir parça bulacağınız eseri mutlaka okumalısınız...
1025 syf.
·10 günde·9/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye edeceğim YouTube kanalımda Dostoyevski'nin hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz:
https://youtu.be/0i9F0L1dcsM


https://i.ibb.co/7jghFLT/1.jpg

Karamazov Kardeşler : Dostoyevski olağanüstü bir olaydır; belki de Rus bilincine özgü, eşi görülmedik bir olaydır, demişti Oğuz. Sonrasında da "Çirkin kitap yoktur, az Rus klasiği vardır." dedi. Haklıydı. Bugün burada sizinle bir yapbozu tamamlamak için bulunuyoruz. Bu yapbozun adı ise varoluş yapbozu.

https://i.ibb.co/RvB530g/2.jpg

İnsancıklar : Yapbozun ilk parçası benim, bilirsiniz ki bir yapbozu tamamlamak için genellikle en kolay parçalardan başlanır. Dostoyevskici evren, parçalar halindeki bir evrendir, parçaları da parçalar halindeki başka evrenleri içerir. O yüzden Dostoyevski yapbozuna başlamanın ilk adımı en acı adımlardan ilki olan İnsancıklar parçasıdır, değil mi Karamazov?

Karamazov Kardeşler : Kesinlikle. Hatta okurlarımın beni tam olarak anlayabilmesi ve Dmitri, Fyodor, Gruşenka, Katerina karakterleri arasındaki açık uçlu ilişkileri öğrenebilmesi için zamanın eleştirmeni olan Belinski'nin de okuduğunda gözyaşı döktüğü İnsancıklar parçasından başlanması gerekir. Zaten insan, doğduğu anda gözyaşına boğulur belki de geleceğini hisederek. Bu yüzden hayat, gözyaşı havuzunda yüzmeyi bilenlere layıktır.

https://i.ibb.co/PTr6G24/3.jpg

Karamazov Kardeşler : Yüce İsa adına! Gözlerim çift mi görüyor?

Öteki : Parçalarından biri de benim Karamazov. Bilirsin, İnsancıklar'dan sonra ben gelirim. Psikolojide alter ego adıyla geçen, "öteki ben" olarak da tanımlayabileceğimiz, görünmek ve olmak istediği bir insanla birlikte gezen bir insanı anlatırdım, Yakov Petroviç. Namıdiğer Bay Golyadkin. İnsancıklar kitabından sonra ne kadar eleştirilsem de yapbozda olmazsa olmaz bir parçayım bence.

Karamazov Kardeşler : Bilirim, bilirim. Bilmez olur muyum! Zaten Dostoyevski'nin varoluş yapbozuna devam edilebilmesi için senin okunman gerekir 2. olarak. Çünkü sayfalarımın arasında anlattığım Ivan Karamazov ile Şeytan'ın karşılaşması, engizisyon başkanı ile İsa'nın konuşması bile bir "öteki ben" kümesine girer. Hatta sevgi ile nefret, zevk ile acı, alçakgönüllülük ile gurur bile birbirinin "öteki ben"idir bence. Dostoyevski'nin sıkça uyguladığı karşıtlıklar ile kurulan edebi metronomun sesi ilk olarak sende duyulur.

https://i.ibb.co/Gc9gQYM/4.jpg

Ev Sahibesi : Artık bir evim var, İnsancıklar ve Öteki sayesinde. Aynı zamanda devrimci bir grup olan Petraşevski grubuna da katıldı bu sırada beni yazan. Dostoyevski'nin bu kadar mali kriz içinde olduğu bir zamanda çektiği zorluklar arasında yazdığı bir kitabı anlatabilmek de çok zor doğrusu. Bilirsin Karamazov... Ordınov nasıl bakardı benim kitabımda?

Karamazov Kardeşler : Sanki insanların en derin parçasına ulaşabilmek için bakardı Ordınov. İnsanın içindeki o sahipsiz varoluş parçasını bulabilmek için en derin bakışlarıyla bakardı karşısındakine. Okurun benim içimdeki karakterlerin bakışlarını ve anlık duygu değişimlerini tam olarak anlayabilmesi için yapboza Ordınov parçasını da koyması gerekir önce.

https://i.ibb.co/HXQt07P/5.jpg

Beyaz Geceler : Ah, ne güzeldir sadece St. Petersburg'da mayıs ile temmuz ayları arasında görülen gecelerin kararmaması olayı! Ne kadar şanslı bir ulusuz biz! Bembeyaz gecelerimiz olmuştu senle Karamazov, hatırla!

Karamazov Kardeşler : İnsancıklar'dan sonra senle öğrendim yarım kalmayı, senle öğrendim yarımlarımı tamamlamam gerektiğini. En iyi buluşma yarım kalandır, dedim. Geceleri beyazlaştırdım, gündüzlerimi geceleştirdim senle birlikte. Günlerim birbirine girdi. Sen olmasan erkek ve kadın kalbinin derinliklerinden yukarılara da çıkamazdım. Çünkü içimde anlattığım en renkli Rus geceleri bile senin acı ve yarım kalmışlık eleğinden geçmiş birer özdür, dedim. Varoluş ise özden önce gelir, dedim. Bir kitap düşünün, kitapların yayın hayatları boyunca 'olacakları' varlık çizilmiştir. Onların özü ise Karamazov Kardeşler'dir ve bir ulusun, Rus ulusunun halk bilincini ve varoluşunu tamamen eline almıştır. Sartre sever miydin bu arada?

Beyaz Geceler : Bayılırım!

Karamazov Kardeşler : Nasıl seviyorsun yahu? Adam 1905'de doğdu. Sen ise 1848'de?

Beyaz Geceler : Konu Dostoyevski ise gelecek bir teferruattan ibarettir. Çünkü o daha adı konmamış ve bilimin ancak çok sonra keşfettiği ve adlandırdığı telepatik, histerik, sanrılı, sapıkça fenomenleri keşfetmişti. Stefan Zweig böyle demişti biyografisinin 186. sayfasında. Böyle bir adamdan geleceği görmesi beklenemez mi?

https://i.ibb.co/PGXF8fk/6.jpg

Stepançikovo Köyü : Foma Fomiç'i tanır mısın Karamazov?

Karamazov Kardeşler : Tanımam mı? Aslında Rus insanı içinde bulunabilen ve tam da yazımından etkilendiğim Gogol'ün tasarlayabileceği bir karakterdi Foma. Zaten içimde kurguladığım Fyodor Pavloviç Karamazov karakterinin uçarılıkları, Gruşenka'nın rahatlıkla alaya alınabilecek hareketlerini senden öğrenmiştim.

https://i.ibb.co/3fy7jWY/7.jpg

Ezilenler : Eziliyorum, çekilin üstümden! Çekilin!

Karamazov Kardeşler : Ezilmeden, öğrenemezsin. Acı çekmeden varoluş yapbozunu tamamlayamazsın. Üstündeki kitaplar olmasaydı sen de olmazdın. Ezileceksin ki öyle öğreneceksin. Dmitri, Alyoşa ve Ivan Karamazov kardeşler bu konuda sana çok şey borçlu.

I. Nikolay : Noluyo kardeşim, ne bu tantana? Devrimci Petraşevski grubuna katılanların cezası bugünden sonra idamdır!

(Birkaç gün sonra I. Nikolay belki de Rusya'nın edebiyat geleceğini kurtarmak istercesine)

I. Nikolay : Ya da hadi neyse, affettim Dostoyevski'yi. Ama sürgün cezasından kurtulamazsın!

https://i.ibb.co/JsswzsY/8.jpg

Ölüler Evinden Anılar : Çekmeyin, yahu! Çekmeyin beni... Ne yapıyorsunuz?

Karamazov Kardeşler : Sen benim "ego"msun. Orta noktamsın. Hatta Dostoyevski'nin kitaplarını Ölüler Evinden Anılar öncesi ve Ölüler Evinden Anılar sonrası olarak ikiye ayırabiliriz. Aynı İsa Öncesi ve İsa Sonrası gibi. Ama benim oluşmamda çok büyük paya sahipsin. Senden öncesi tam bir tutku basamağıydı, yani "id"di. Senden sonrası ise kaçınılmaz bir süperego olacak. O yüzden kitaplar çekiyor seni. Sen ego olduğundan dolayı id ve süperego arasında gidip geliyorlar senin yönetimin altında. Kaçınılmazsın.

Eğer Dostoyevski'nin omuzlarındaki melekleri görebilseydik, solundaki melekler Ölüler Evinden Anılar öncesi kitapları, sağındaki melekler ise Ölüler Evinden Anılar sonrası kitapları olurdu. Çünkü tez ile antitezin harmanlanıp bana dönüştüğü yerin tam da ortasısın! Renklerin geldiği yersin. Dostoyevski'nin beyninin sol ve sağ lobu arasındaki o saydam çitsin, okyanuslarda suyun karışmadığı yerleri kıskandıran o sınır sensin! Sen Rus ulusunun arafısın, senden öncesi cehennem ise senden sonraki Dostoyevski, Rus Tanrısına inanan, kurtuluşunu Ortodoks Rusya'da bulmaya çalışan cennetsi Dostoyevski'dir!

Ölüler Evinden Anılar : Ben neymişim be abi!

II. Aleksandr : Gözyaşlarına boğdu bu kitap beni! Nasıl bir kitap bu, Dostoyevski? Lanet olası federaller! Kaldırıyorum köylülerin köleliğini, serfliği! Kalmayacak bundan sonra özgür olmayan köylü! Milyonlarca köylü artık özgürdür!

https://i.ibb.co/0msqnpf/9.jpg

O sırada Dostoyevski ağzından köpükler saçıyordu. Sara hastalığını belki de en şiddetli yaşadığı zamanlardı hapishaneden sonrası. Sara olmasaydı Karamazov Kardeşler de olmazdı. Çünkü;

"Siz sağlıklı insanlar, siz," diye vaaz eder coşkuyla, "krizden hemen önceki son anda saralının içine nasıl bir sonsuz haz duygusu dolduğunu asla bilemezsiniz." demişti Stefan Zweig'ın biyografi kitabının sayfalarında. (s.114)

https://i.ibb.co/ZV4Qh65/10.jpg

Yeraltından Notlar : Yerin üstünde keyifler nasıl?

Karamazov Kardeşler : İnan ki, sen olmasaydın ben de olmazdım. Zirveyi senin sayende gördüm. Yeraltındaki ve en dipteki gözyaşlarıyla beslenerek büyüdüm. En derini seninle birlikte kederleriyle kazan insan aslında sevinçlerine bir kuyu potansiyeli oluşturur gibi düşünmüştüm.

https://i.ibb.co/6Bc6ZDX/11.jpg

Suç ve Ceza : İşte ben, id, ego ve süperegonun en net hissedildiği kitaplardan biriydim. Sonya ile masumlaştım, Raskolnikov ile Napolyon olmak istedim. Svidrigaylov ile gizemin ta kendisi oldum. Raskolnikov'un vicdan azabını bırakmayan Porfiri oldum. Ben baltaydım. Benle birlikte geçmişti Rus Edebiyatı uçuşa! Hatırla!

https://1.bp.blogspot.com/...gL/s1600/1.resim.jpg

Karamazov Kardeşler : Ben ise havaneliydim. Dmitri Karamazov'un gözünün döndüğü yerde senin sayende öğrenmiştim tutkuların ve nefretlerin en derinini. Senin sayende kleptomaniye savrulmuştum. Senin sayende vicdan azabının yoğunluğunu tüm dünyaya tanıtmıştım. Senle kurtulmuştu aslında Rus ulusunun geleceği...

https://i.ibb.co/0YNhr8k/12.jpg

Kumarbaz : Ruletteki kırmızı ile siyah renkleri arasında sanki ölüm ile yaşam arasında yuvarlanır gibi yuvarlanırdı Dostoyevski. Mali sıkıntıları arasında yazdığı ben olmasaydım, karşıtlıkların, kumar tutkusunun ve aşkın bir kumar olduğunun da farkına varamazdın!

Karamazov Kardeşler : Bu kumarın krupiyesi benim! Ben topladım senden önceki kitapları buraya, çünkü onlar da iliklerine kadar mali zorluk içerisinde sürünüyordu. Hayatın kumar olduğu yerde Dostoyevski'nin oynadığı kumardan ne zarar gelirdi?

https://i.ibb.co/R71LrNJ/13.jpg

Budala : Suç ve Ceza'nın tamamlayıcı elementiydim. Raskolnikov'da eksik bırakılan ne varsa Mışkin tezatlığıyla sağlardım. Rogojin ve Nastasya Filippovna karakterleriyle tanıtıldım. Her zaman budala dendi bana. Ama I. Nikolay'ın Dostoyevski'yi idam cezasına çarptıracağı sırada affettiği yerde hissettiklerini belki de içimde anlattığım idam mahkumu sahnesindeki saniyelerde keşfedebilirdi okurum. Zaten saniyeleri saatleştiren adamdı Dostoyevski. 50 yaşında binlerce yıllık acı çekmiş demişti Zweig onun için.

Karamazov Kardeşler : Sen olmasaydın Suç ve Ceza tamamlanamazdı! Suç ve Ceza bir aksonsa, sen ise bir dendrittin insanın sinir hücreleri gibi. Akson ile dendritler arasında gidip gelen edebi stimülasyonlarımı senin aracılığıyla keşfettim.

https://i.ibb.co/k21Kdn7/14.jpg

Ecinniler : Neçayevizmi benle tanıdı Rus okuru. Zaten Dostoyevski'nin amacı da buydu. Rusya'yı, Rus bilincini, Rus halkı olabilmeyi ve ben-insan'dan evrensel-insana geçişi anlatmak istiyordu. Aynı Hz. İsa gibi! Ben ise ahlak ile politikanın birleştiği noktaydım. Entelijansiya kesimini ben tanıttım. Karamazov Kardeşler'deki çeşit çeşit katmandan insanı tanımak isteyen okur beni es geçmemeli! Bakın, nasıl da heybetliyim bir siyaset adamı gibi!

https://i.ibb.co/mFcnmjR/15.jpg

Karamazov Kardeşler : Sen niye hiçbir şey yapmıyorsun? Senin özelliğin ne?

Delikanlı : Benim özelliğim, Edward Hallett Carr'ın da biyografisinde demiş olduğu, "Dostoyevski'nin hiçbir romanında bu kadar kişi yoktur ya da hiçbir romanında, kitap kapatıldıktan sonra okuyucunun aklında kesin bir izlenim bırakan bu denli az kişi yoktur," Tam olarak buyum. Versilov ile Makar karakterlerinin baba rolleri arasında kutsal Rusya ve Neçayevizm akımının sönmesini anlatmaya çalışmıştım.

https://i.ibb.co/MV5XN2g/16.jpg

Karamazov Kardeşler : Sadece isim benzerliği, üzgünüm.

Eti Pavloviç Karamazov : Özür dilerim!

Ölüler Evinden Anılar kitabından sonra Dostoyevski'nin sağındaki Ortodoks Rusya ve Panslavist melekler ayaklanmıştı. Öncesi "id"di. Savrulmuş tutkular, başıboş hayaller ve liberal Avrupa'ya yan gözle baktığı gençlik hovardalığı zamanlarıydı. Karamazov Kardeşler de aslında bir nevi yükseliş sırasındaki duraklamaydı. Çünkü Suç ve Ceza ile Budala zaten çıtayı en yükseğe koymuştu.

https://i.ibb.co/QF78J1P/17.jpg

Puşkin Konuşması'nda çıtayı, Rus milli halkı bilincini, Puşkin'in değerinin bilinmesi gerektiğini dinleyenlerine olabildiğince şevkli bir şekilde anlatabilen Dostoyevski aslında Hristiyan doktrininde Tanrı'nın Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'tan oluşan teslis inancında Gogol ve Puşkin ile birlikte edebi bir teslise ulaşmıştı. Bütün insanlar adına acı çekmek istiyordu! Ben-insan'dan evrensel insana ulaşmayı, Hz. İsa gibi dünyanın bütün acılarını kendi vücudunda toplamayı ve Rus ulusunu kurtarmayı istiyordu! Karamazov Kardeşler'in başarısı işte buydu! Puşkin'e Rus Tanrısı diyen okurlar Dostoyevski'ye peygamber diyorlardı!

https://i.ibb.co/nbpcDVC/18.jpg

Karamazov Kardeşler yazımı sırasında icra edilen Puşkin Konuşması'nda Dostoyevski'nin anlattıklarından sonra küsler barışıyordu, 20 yıldır konuşmayan insanlar birbirleriyle konuşmaya başlamıştı, küsleri aşkla tutuşturan, dargınları barıştıran bu olağanüstü adam edebiyatındaki karşıtlıkları ustaca kullanımını nasıl insan hayatına bu kadar derin bir şekilde yansıtabiliyordu?! Gözyaşları, Dostoyevski'nin istediği derinlikte yüzebileceği havuzuydu. Turgenyev ise bu milli havuzun içinde liberal Avrupa ütopyasıyla birlikte boğulmuştu.

https://i.ibb.co/yFP5Tc6/19.jpg

Omuzlarda geziyordu Karamazov, mutluluktan uçuyordu, hayat boyunca geçmek bilmeyen mali krizi flörtü Suslova ile tanışmasından sonra eşi Anna ile çocuklarının olmasının da etkisiyle birlikte varoluşuna ulaşmaya çabalıyordu.

https://i.ibb.co/W0K0r93/20.jpg

Ve tamamlanmıştı. Dostoyevski'nin varoluş yapbozu en nihayetinde tamamlanabilmişti. Sonbaharı İnsancıklar, kışı Ölüler Evinden Anılar, baharı Suç ve Ceza, yazı Bir Yazarın Defteri olan bu ulu adamın varoluşunun en büyük öz parçası Karamazov Kardeşler'di. Evet, Rus Tanrısının edebiyat çarmıhına Gogol ve Puşkin ile birlikte gerilen bu olağanüstü adam varoluşunu Karamazov Kardeşler ile çoktan tamamlamıştı. Dostoyevski'nin ilk ürünlerinde etkisi net bir şekilde görülen Puşkin'in Yevgeni Onegin'den kaldırılan şiirine ufak bir ekleme yaparak sonsuzlaştırmak isterim yazımı:

"Ortasında yosmaların dua düşkünü,
Ortasında dalkavukların gönüllü,
Ortasında her günkü moda sahnelerin,
Nazikçe, güleryüzlü ihanetlerin,
Ortasında soğuk kararlarının
Katı yürekli bir koşturuşun,
Ortasında bezdirici boşluğunun
Hesaplaşmaların, düşüncelerin ve konuşmaların,
O burgaçta, ki Dostoyevski ile ben durmaksızın
Sevgili dostlarım benim, yıkanmaktayız."
1025 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Böylesine önemli ve tüm edebiyatseverlerin okuması gereken bir kitaba benim gibi basit bir okuyucunun inceleme yazısı yazmasının gereksiz bir şey olduğunu düşünerek açıkçası yazmayı pek istemedim. Ama genellikle okuduğum kitaplar hakkında hiç olmazsa bir kaç satır da olsa bir şeyler yazma alışkanlığı beni rahat bırakmadı. Affınıza sığınarak kitap hakkında çok uzun olmamak kaydıyla kendi düşüncelerimi yazıya dökeceğim.

Öncelikle şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bu kitap sadece bir roman değil. Roman'ın çok ötesinde bir şey. Sanki Dostoyevski bütün bir ömrünce içinde biriktirdiği, yazmak isteyip yazamadıklarını, söylemek isteyip söyleyemediklerini, eleştirmek isteyip eleştiremediklerini kısaca hayatı boyunca kafasında taşıdığı tüm düşüncelerinin tamamını neredeyse bu kitaba yansıtmış. Kitap aslında baştan başa bir çatışma, eleştiri ve felsefi düşünce kitabı.

Her şeyi o kadar güzel bir şekilde kurgulamış ve yerleştirmiş ki siz okurken, olayların heyecanından vah vah, tuh tuh diyerek farketmiyorsunuz ama sonrasında yazar burada ne demek istedi diye düşündüğünüzde ancak anlatmak istediğinin farkına varıyorsunuz.

Örnek vermek gerekirse: Siz, küçücük bir çocuğun hem de annesinin gözlerinin önünde tazılara parçalatılarak öldürtülmesine isyan ederken, yazarın aslında o annenin, bu vahşeti yapan efendinin hala ayaklarına kapandığına şaştığını söylemesindeki amacının ne olduğunu hiç düşündünüz mü acaba ? veya başka bir örnek verirsek, 5 yaşındaki çocuğu işkence görürken , yatağında rahat rahat uyuyan anneyi bize niçin anlatmıştı acaba ? Başka bir örnek daha vermek istersek ; esas duruştaki emir erini durmaksızın tokatlayan subayın hikayesini yazmasındaki amaç neydi acaba ? 14 yaşındaki bir çocuğun ağzındaki sosyalizm kelimesi, babasına yapılan onursuzluğu içine sindiremeyen küçücük bir çocuğun yaşadığı dram neden kitapta yer aldı acaba ?

Bin sayfa civarındaki kitapta yazılan olayların tamamının burada anlatılmasına imkan yok tabii ki. Benim demek istediğim yazarın kitapta yazdığı her cümlenin, her olayın kesinlikle bir karşılığının, bir amacının, bir mesajının olduğudur. Bence bu kitap, yazarın bir sanat abidesidir.

Başta da yazdığım gibi yazar kitapta dönemin sosyal, siyasal ve dini yapısı başta olmak üzere inanç ve inançsızlık, ahlak ve ahlaksızlık, adalet ve adaletsizlik, yoksulluk ve zenginlik, onur ve onursuzluk, iyilik ve kötülük, cahillik, zorbalık ...vs , gibi bir çok konudaki çatışmaları , yanlışları, doğruları ve bütün bunlar karşısındaki kendi düşüncelerini, kurguladığı olaylarla örnekleyerek, felsefi olarak bize anlatıyor. Ayrıca dönemin Rusya'sında olan yenilik ve değişikliklerden de zaman zaman bahsediyor.

Yazarın kitabın en son kısımlarında, Alyoşa'nın ağzından çocuklara verdiği öğütler ise sanki okurlara verilmiş son veda mesajları gibiydi.

Kitabın konusu ise adlarına Karamazov denen üç kardeş ve kendisine baba denemeyecek kadar ahlaksız ve karaktersiz olan bir babanın dramatik hikayesini anlatıyor. Bu arada bir kardeş daha var ama nedense onu pek Karamazov'lardan saymıyorlar.

Son söz olarak, mutlaka okunması gereken bir kitap diyorum.
1025 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Benim için incelenmesi en zor eser bu olacak sanırım. Eser son söz ile beraber on üç kitaptan oluşuyor. Kanaatimce günde bir bölüm okunup hepsi ayrı ayrı değerlendirildikten sonra eserin özü anlaşılabilir. Bu da ancak eserin iki veya daha fazla okunmasından sonra mümkün. Ben genelde incelemelerimde çok uzun boylu değerlendirmeler yapmaktan kaçınırım, yine de bu esere ilişkin söylenecek o kadar çok şey var ki; değerlendirmenin uzunluğundan ötürü kusura bakmayın. Biraz daha kısa olması için eserin olay kurgusundan ziyade felsefesini anladığım kadarıyla aktarmaya çalışacağım.

Eser ilgili değerlendirmelerime gelecek olursak; eseri iki kitaba ayırmak mümkün, bu kitaplardan ilki, Dostoyevski’nin bütün büyük romanlarında yer alan Katolik kilisesine yapılan eleştiriler ile Ortodoks kilisesi hakkındaki değerlendirilmelerden oluşuyor.
Katolik kilisesine yapılan eleştiriler Büyük Egzinisyoncu başlığı altında toplanmış. Bu bölüm kısaca şu şekilde; İsa bir kiliseye gelir, kilisenin baş rahibi onu doğrudan zindana attırır. Aralarında geçen konuşmada baş rahip, İsa’nın suçlu olduğunu, çünkü topluma iyi ile kötülüğü ayırmak gibi bir görev yüklediğini ancak insanların bu bağımsızlığı kaldıramadığını, bu yüzden mutsuz olduklarını söyler. İsa’nın ölümünden sonra kilise insanlardan bu bağımsızlığı almış ve onların mutluluğunu sağlamıştır. Bu konuşmadan sonra başrahip İsa’yı kovar ve İsa’da hiçbir şey söylemeden gider. Burada Dostoyevski, Katolik kilisesinin Hıristiyanlığı dünyevi arzular uğruna özünden nasıl kopardığını gözler önüne sermiştir.

Ortodoks kilisesine ilişkin değerlendirmeler ise neredeyse ilk kitabın tamamını kapsamaktadır. Kanaatimce bu kısımda Kilise ve Staretz Zoşima’yı ayrı ayrı değerlendirmek gerekmektedir. Kilise, Ortodoks kilisesinin o an ki durumunu, Zoşimanın felsefesiyse olması gerekeni vurgulamaktadır. Ortodoks kilisesi, her ne kadar Katolik kilisesine göre daha masum olsa da, o da halktan kopuktur. Papazlar kiliseye kapanmakla, perhizlerle dini yaşadıklarını düşünmektedirler. Zoşima’ya göre din adamının görevi bunlar değildir. Din adamının görevi toplumla iç içe olmaktır. Din adamı dünya üzerinde işlenen her günahtan en az işleyen kadar sorumludur. Tanrı kilisenin içinde değil dış dünyadadır. Tanrıya ancak dünyayı sevmekle, işlenen günahlardaki sorumluluğu bilmekle ulaşılabilir. Zoşima’nın Alyoşa’yı işinin kilisede değil dışarıda olduğunu söylemesi de, gerçek bir din adamının görevinin ne olduğunun uygulamasıdır. Nitekim Alyoşa romanın ilerleyen bölümlerinde yeni nesile bir yol gösterici olacaktır.
Halk mucizelerle dinin bütünlüğüne inanmaktadır. Oysa Tanrı mucizede değil gerçektedir. İnsan Tanrı’ya inanmak istediği için mucizelere inanır. Yoksa Tanrı’yı inkar eden birisi için bu mucize değil, bilmediği yeni bir bilgidir. Ölen Zoşima’nın kokması da Tanrı’nın mucize de değil gerçekte olduğunun açık göstergesidir.

Eserin ikinci kısmındaysa daha çok olay örgüsü yer alıyor. Burada Alyoşa inancın, İvan İnançsızlığın, Dimitri dünyevi arzunun simgesidir. Bu kısımda Tanrı’nın varlığı, ölümsüzlük, Şeytanın varlığı gibi mistik konulardan izler mevcuttur. Ayrıca bu üç karakter eski Rusya’nın, çocuklar ise yeni Rusya’nın temsilcileridir. Çocukların içerisinde de İvanlar ve Alyoşalar bulunmaktadır. Eserin sonunda yer alan sahneyse, inancın eski ile yeni arasında bir köprü oluşturduğu ve yeni nesilin inanç, iyilik üzerine yönlendirilmesi gerektiği şeklinde yorumlanabilir. Kanaatimce bu son Ecinniler’ e de bir cevap niteliği taşımaktadır.

Çeviri ve zorluk seviyesine gelecek olursak; benim okuduğum eser İş bankası yayınlarının Nihal Yalaza TALUY çevirisiydi. Yayıncı açısından herhangi bir imla hatasına rastlamadım, ancak çevirmenle enerjimiz bir türlü tutmuyor. Kesinlikle kötü çeviri değil ama ben Ergin ALTAY, Mazlum Beyhan, Hasan Ali EDİZ’ den aldığım tadı Nihal Yalaza TALUY’ dan alamıyorum.
Okuma zorluğu konusunda ise;eseri okumaktan ziyade idrak etmenin zor olduğunu, eserin içinde okuyucuyu dinlendiren, sadece diyalog içeren kısımlarında bulunduğunu söyleyebilirim. Ayrıca eserde olay örgüsü 600. Sayfa gibi başlıyor. İlk kısım daha çok ayrı bir felsefe kitabı gibi. Felsefeden zevk almayanlar yada Dostoyevski’ye yatkın olmayan okuyucular bu kısımda biraz zorlanabilirler.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
1025 syf.
·16 günde·Beğendi·10/10
"Ustalık Eserim." ~Dostoyevski~

Etkinlik incelemesi mi şimdi bu? O zaman nezaket kuralları gereği önce bir teşekkürlerimizi sunalım. Bu arada, nezaket kurallarının canı cehenneme! İnsanı daha da iki yüzlü yapar böyle şeyler. Ancak böyle sevdiğim bir yazarın etkinliğini düzenleyen başta dostum https://1000kitap.com/SinestezikMuz olmak üzere hepinize teşekkürlerimi sunarım.

Not: İncelemede kitabın içeriğine girilmeyecektir. Daha çok okurda yarattığı hisleri anlatacaktır.

Öncelikle sitedeki ilk Dostoyevski incelemem olacağı için Dostoyevski'nin yarattığı fikir akımlarına kısaca değinmek istiyorum. Adam, birçok fikir akımını ortaya çıkarmasına rağmen o akımların tam bir destekçisi olmamıştır. Sırf bu yönünden bile benim gözümde en büyük yazarlardan biridir. Bir örnek vereyim Dostoyevski varoluşçuluk akımının öncülerinden biridir. Ancak bir Sartre, bir Camus gibi kafayı bu akımla bozmamıştır. Veya tam anlamıyla bir yeraltı edebiyatı yazarı değildir. Neden mi söylüyorum bunu? Çünkü Dostoyevski yeraltı edebiyatı kavramının da kurucusu sayılabilir. Böylelikle birçok akımı birleştirip ve o akımları da ince bir şekilde hissettirdiği için kendine has bir üslubu var. İşte bu yüzden benim için en sevdiğim yazarlardan birisi. Pek anlatamadım gibi, neyse şimdi kitaba geçelim.

Baş mı yapıt?

Öncelikle bu eseri benim için okuduğum ya da yaşadığım en uzun soluklu eserlerden biri oldu. Hatta kitabın başlarında öyle bir varoluşsal sorgulamalara girdi ki; bir an kendimi onlara kaptırıp olaylardan uzaklaştığım için korktum. Hatta o ilk sayfalarda "Yahu! Ne oluyor? Neredeyiz biz?" demekten kendimi alamadım. Bu yüzden çok güzel ve ilgi çekici bir kurgusu var desem yalan olur. Ancak böylesine zor bir kurguyu, böyle akıcı bir biçimde, dolu dolu anlatabilen başka bir yazarı daha önce hiç okumadım. Bilmiyorum bana katılmayanlar elbet çıkacaktır ama ben böyle düşünüyorum. İşte, dediğim gibi kurgudan dolayı yavaş yavaş ilerliyordu ki... Sonra bir şey oldu... Artık sıkıntıdan patlayacağım sırada o yavaş yavaş, ağır ağır ilerleyen olay yerini tüm olay örgüsünün bir anda tümüyle birbirine bağlanmasına bıraktı. Kafadaki tüm o ne diyeyim, belirsizlikler bir anda kendini aydınlanmaya bıraktı. Daha yarım saat önceki okuduğum yer 100 sayfa öncede kalmıştı, yalan değil. Öyle hızlanmıştım ki çünkü artık neler olacak insanı merakta bırakıyordu. Ancak o konuların ve düşüncelerin bir anda bağlanması kıyamet gibi çarpıyor! "Dosto. Hocam ben yaşlı bir insanım böyle gerçekler beni bir anda kalpten götürür." dedirtmedi değil yani. Tabi ki böyle bir eserin sonunun da çok güzel bitmesini isteriz değil mi? Şimdi, biz böyle düşünürsek Dostoyevski diğer evrenlerden bize bakarak kıs kıs güler. Çünkü kitapta tam anlamıyla bir son yok! Dostoyevski'de karşılaştığımız klasik durum. Her yazdığı eserin sonunu bir belirsizliğe bağlayıp, bence okuru düşünmeye davet ediyor. Dostoyevski okurlarının bir çoğunda yaşanan bir tıkanma vardır. İşte o tıkanmanın nedeni bu! Ki benim de Dostoyevski'nin en sevdiğim yönü de budur.

Mimar Sinan'ın Selimiye'si,
Dostoyevski'nin Karamazov'u

Dostoyevski'nin belirli kitaplarını okuyarak kendimi bir Dostoyevski okuru olarak görüyordum. Taa ki bu eserini okuyana kadar... Bu ustalık eserini okuduğumda yazarın hakkında pek çok şeyi kaçırmış olduğumu farkettim. Bu yüzden bu zamana kadar okumadığım için kendime biraz da kızgınım. Çünkü bu eser diğer eserlerine kıyasla en dolu, en zengin. Hani Mimar Sinan'ın Selimiye'si vardır ya işte benim için de Dostoyevski'nin Karamazov'u ustalık eseridir. Okuduklarıma göre sıralama yaptım en zengin içerikli olandan en az içerikli olanına;
1-) Karamazov Kardeşler
2-) Suç ve Ceza
3-) Yeraltından Notlar
4-) Budala
5-) Kumarbaz
6-) İnsancıklar
7-) Öteki
8-) Beyaz Geceler
Tabi bu sıralama sadece bana göre, başkalarına göre daha da farklı olabilir.

Kısaca bir karakterlerden söz ediş.

Kitaptaki çoğu karakterler Dostoyevski'nin diğer eserlerindeki ana karakterleri anımsatıyor. Okurken anlayacaksınız. :)

Aşırı kalın gelebilir, hayalinizdeki kitap olamayabilir, Dostoyevski'yi sevmiyor olabilirsiniz ancak hayatınızda birkaç defa Dostoyevski okuduysanız bu eseri de en azından bir kere okuyun. Bir insanın böyle bir nitelikli ve böylesine zor bir kurguyu nasıl doldurabildiğini görmelisiniz. İnanın takdir edeceksiniz. Ama şu kaçınılmaz bir gerçektir ki "Dostoyevski Adamdır!".

Ek: Dostoyevski Okuma Sırası - #27872199
1025 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Malesef bitti.. Özleyeceğim sizi Karamazov kardeşler..
Bir Dostoyevski kitabının, özellikle de böyle büyük bir başyapıtın incelemesini yapmak, tahlil etmek beni çok çok aşan bir durum.. Dilim döndüğünce kalemim yettiğince sadece üstünkörü bahsedeceğim bu harika kitaptan..

Kitap; ahlaken çökmüş, toplumun en küçük yapıtaşı olan, aile olamamış bir aile üzerinden eleştiriyor tüm toplumu. Bir cinayet davasıyla eleştiriyor tüm adalet sistemini. Bir manastırda geçen konuşmalarla eleştiriyor tüm bağnazlıkları. Bize dönüp en temiz, en masum olanlarımızın bile içindeki kötülüğü çıkarıp: "Kendi içiniz, kendi ahlakınız, kendi değerlerinize bağlılığınız bu denli kokuşmuşken sadece gördüklerinizle bir insanı suçlamaya, aşağılamaya utanmıyor musunuz?" diyor adeta.

Sözüm ona bu aile, sorumsuz bir babanın ilk eşinden olan Dimitri Karamazov, ilk eşin ölümünün ardından gelen ikinci eşten olan İvan ve Aleksey Karamazov isimli üç kardeşten oluşuyor ve baba ile bu üç kardeşin etrafında dönen olaylar anlatılıyor. Karakterlere kısaca bakacak olursak:

Baba: Bedbaht, bütün manevi sınırları aşmış, sonunda da en kötü şekilde göçüp gitmiş, sözüm ona "aile babası".

Dimitri: Yazarın ifadesiyle Rusyayi oldugu gibi temsil ediyor. Kültürlü ahlakli görünüp içki alemlerinde parasını ve karakterini çarçur eden, iyiliği seven, ama sadece etrafı iyiyken iyi olan kötüleşince sahip olduğu erdem kırıntılarını harcayabilen büyük oğul.

İvan: Mükemmel tahsil görmüş, oldukça kuvvetli zekâ sahibi bir genç; ancak daha genç yaşında hiçbir şeye inanmıyor, hayatta birçok değer hükmünden sıyrılmış, sadece mantıkla hareket eden ortanca oğul.

Aleksey(Alyoşa): Dindar ve alçakgönüllü, herkesin sevgisini ve saygısını kazanmış dindar, merhametli ve güvenilir küçük oğul.

Romandaki yan karakterlere de bakarsak Dostoyevski'nin karakter seçiminde kişilik konusunda kartelayı çok geniş tuttuğunu görürüz. Bir diğer nokta betimlemelerdeki ustalığı..

Okuduklarım sanki bir kurmaca değildi. Dosto almış defterini kalemini çıkmış kasabanın sokaklarına. Hiç acele etmeden gördüğü her şeyi aktarmış bize. Hatta bunu yaparken kitabın bir yerinde "Kanımca her şeyi baştan sona hatırlayıp gereken şekilde açıklayacak olursak bir kitaba, hem kocaman bir kitaba ihtiyaç olacaktır. Bu nedenle sadece beni özellikle etkileyen, aklımda ayrı yer tutanları anlatacağım için okuyuculardan özür dilerim" diye af dileyerek tüm olayların gerçekten yaşandığına inandırıyor okuru.

"Gerçekte, en ince romancının bile dikkatinden kaçabilecek binlerce ayrıntı olabilir." der Dostoyevski.. Ama sanırım bu kendisi için geçerli değil.. Olan tüm olayları, geçtiği mekanları, kişinin ruh halini, sahip olduğu inancının karakterler üzerindeki etkisine varana kadar öylesine betimliyor ki karakterin jest ve mimiklerine varasıya tahayyül ettiriyor.

Bir de adalet sistemi ve dini konular üzerindeki yetkinliği, bilgi birikimi beni çok etkiledi. Bir din adamı bilgisiyle inançlar hakkında uzun bahislerde bulunurken adalet konusunda da benim diyen hukukçulara taş çıkarır sanırım. Hele kitabın son bölümünde mahkemenin yaşandığı sahnelerde gerçek hayatta bir avukat ancak böyle güzel savunma yapabilir ve bir savcı ancak bu kadar üzerine gidebilir sanığın.

Kısacası çok beğendiğim bir kitap oldu ve kitaplığımın baş köşesinde sarsılmaz bir yere sahip oldu. Okumaya niyetlenenlerin kitabın hacminden korkmadan başlamalarını tavsiye ediyorum. Birkaç sayfa okuduktan sonra bırakamayıp kendilerini kaptırıp sonuna geliverdiklerini görecekler zaten. Keyifli okumalar..
1202 syf.
Kitabı tek cümleyle anlatacak olursak: 'İnsan ruhunun dehlizlerine yolculuk' diyebiliriz.

Dostoyevski bu son romanında neredeyse bütün karakterlerinin bu dehlizlerinin kapısını açıyor ve bizi içeriye davet ediyor.

Peki bu dehlizlerde neler var?
- Şehvet, hirs düşkünü insanlar
- Tanrı öldüğü için, onu inkâr edince her şeyin mübah olduğunu ortaya koyan görüşte insanlar
- Mucize bekleyen ve kendilerini mucizeye ikna eden, bunun için Manastirlara koşan eğitimsiz Rus halkı
- Köleliğin kaldırılmasından sonra hala efendi olmaya çalışan insanlar, kölelik yıllarının hıncını üzerinden atamamış insanlar..
- Adaletin iki ucu: Avukat ve savcı..

ve daha niceleri...

Kitabın konusu, adı yaşadıkları muhitte hoş anılmayan Karamazov ailesinde yaşanan trajedidir: Baba Karamazov ve büyük kardeş Dimitri Karamazov arasında aynı kadına duyulan aşk ve miras meselesinin ardından yaşanılan bir trajedi.

Kitabı okurken yer yer "Ne kadar basit bir konu, bunun üzerine mi küsur sayfa yazmış yazar ve en önemli eseri olarak görülmüş bu eseri yazarın?" sorusu sorulabilir. Lakin ben kitabın basit olarak gözüken konusuna odaklanilarak okunulmasini tavsiye etmem. Yazarın ustalıkla yaptığı ruh tasvirleri üzerinden, o dönem dünyasının etkisinde bulunduğu felsefi, sosyolojik akımların insanların psikolojilerine etkilerini görmekteyiz. Bunların insanların zihin dünyasını nasıl şekillendirdiğini; olumlu ve olumsuz ne gibi etkileri olduğunu ve ne gibi etkilerinin olabileceğini ve nihayetinde bireyden bütüne giderek toplumun bunlardan nasıl etkilendiğini (etkilenebileceğini) görüyoruz.

Yazarın ortaya koyduğu karakterler ve onların neyi neden yaptığı üzerine akıl yürütmelerden hepimiz "Evet, yazar bu konuda çok haklı, insan böyle yapar bu konuda ancak neden böyle yaptığını kendisine açıklayamaz, biri sorarsa hemen reddeder hatta bunu yaptığını" gibi bir sözü kitabı okurken kendi kendimize sıklıkla diyebiliriz.

Ayrıca yazar bir sara hastası ve kötü bir babaya sahipmiş; kitapta da kendi hayatından bu tarz izleri görmekteyiz. Kendi hayatındaki bu iki konuyu kitapta önemli noktalara koymuş.



*SPOİLER




Bu kısımda kitaptan çıkarımlarimi paylaşmak istiyorum. Kitaptaki karakterlerin sıklıkla Tanrının varlığı, yokluğu ve yokluğunda yaşanabilecekler ve bunun yaratacağı sorunlar üzerine etkileyici diyaloglara şahit oluyoruz. Dostoyevski'nin çağdaşi olan Nietzsche'nin 'Tanrı öldü' ve üst insan felsefesinin izlerini kitapta görüyoruz.

Küçük kardeş Alyoşa'nin bulunduğu manastırın stratezi (Şeyh gibi) Tanrıyı, manastır da klasik tarz dini temsil etmektedir. Stratezin ölümü ile beraber ailedeki trajedi de yaşanmaya başlar.

Stratez, ölmeden evvel kitabın baş karakteri ve kitapta herkes tarafından sevilen Alyoşa'ya sıklıkla aralarından ayrılma zamanının geldiğini söyler. Sonra da Alyoşa'ya kendisinin ölümü ile beraber manastirdan ayrılmasını ister. Çünkü artık dış dünyada kendisine ihtiyaç olduğunu özellikle ailesinin ihtiyacı olduğunu söyler.

Karamazov ailesinin babası, çocuklarının hiçbirine doğru düzgün babalık hatta hiç babalık yapmamış, para ve kadın peşinde hayatını geçiren, herkesin iģrenecegi bir karakter. Büyük kardeş Dimitri Karamazov asker olsa da bu meslekte tutunamamis, babası gibi para ve kadın peşinde olan ama babası kadar düşük seviye olmasa da hoş bir karakter değil. İvan Karamazov, okumuş, kültürlü ve kendine özgü fikirleri olan bir karakter. Bu üçünün de ortak özelliği Tanrıya olan zayıf inançlarıdır. Hatta inanmıyor da diyebiliriz. İvan karakterinin ağzından bunu kitapta ara ara duyuyoruz zaten. İvan "Tanrı yoksa her şey mubahtir" fikrine sahip ve bu fikriyle uşaklarıni da derinden etkiliyor. Stratezin 'İsa'sını gönderdiği 'dünya' böyledir: son derece kötü bir halde.

Bu inançsız karakterlerden birisi öldürülür, diğeri katil olur, diğeri delirmeye varan bir humma geçirir (şeytanla konuşur), birisi halk nezdinde rezil olur ve sürgün edilir. Adeta yazarın, Tanrısız bir toplum hakkında duyduğu endişeleri ve bu toplumun nasıl olabileceği hakkındaki fikirlerini Karamazov ailesi özelinde kitapta görmekteyiz. Sadece Alyoşa, ayakta kalır. (O bile manastirdan yani klasik dinden çıkınca ve stratezin ölümünden sonra inancinda gitgeller yaşar.)

Yazara göre klasik din anlayışı gerçekten sona erdi, bunu o da kabul ediyor. Ancak dinin ve tabiki Tanrının olmadığı bir dünyanın daha kötü olacağı inancını da taşıyan yazar, orta bir yolun bulunacağını, bulunması gerektiğini düşünmektedir. Yazara göre üst insan, keşiş kiyafetinde manastirda dünyadan elini eteğini çekmiş, perhiz yapan ve eğitimsiz mucizeye inandığı için mucize görmeye dünden razi insanlara mucize gösteren bir Alyoşa değil; redingotunu giymiş, manastirdan ve ordaki perhiz anlayışından sıyrılmış, toplum içinde saygı ve sevgi duyulan bir Alyoşa'dır.

"Belki de üstüninsan İvan değil de sensin."

Dimitri bu sözü Alyoşa'ya söyler ve kitapta sıklıkla gördüğümüz bir sahne yaşanır: Merakla ve büyük bir heyecanla Alyoşa'nin düşüncelerini açıklaması beklenir.

Kitabın en sevdiğim bölümünden biraz uzun bir pasaj alıntılayacağım, buraya kadar okuyan varsa heralde bu pasajı da okuyacaktır. Pasajda Şeytan, Ivan'a Tanrısız bir toplumu, insanları anlatır. Ve güzel bir tablo çizer. Lakin İvan, bunlari duymamak için kulaklarını tıkar. Çünkü o sırada hayalindeki bu şeytan imgesini kovmak istemektedir, kitapta sıklıkla karşılaştığımız bir gitgel yaşamaktadır. Burada önemli nokta, Tanrısızlığın güzel çizilen tablosunun şeytana söyletilmesidir ve Ivan'in bu şeytani kovmak istemesi.


"Eski görüşler, özellikle bütün eski ahlak kuralları yıkılacak, her şey yenilenecek, insanlar hayattan, sadece bu dünyada alabilecekleri mutluluk ve zevkleri tatmak için birleşecekler. İnsan ruhu tanrısal devliğe ulaşmış bir gururla yücelecek, tanrısal bir insan doğacak. İradesiyle, bilimlerle doğayı her an alabildiğine alt eden insan bundan durmadan öyle yüce bir zevk alacak ki, bu ona gökten beklediğini unutturacak. Hepsi, sonradan dirilmesi olmayan ölümlüler olduklarını öğrenerek ölümü ağırbaşlı, tanrısal bir soğukkanlılıkla kabullenecekler. Hayatın kısacık bir andan ibaret olduğunu anlayarak, gururun doğurduğu sitemleri unutacak, hemcinslerini çıkar gözetmeden sevecekler. Aşk ancak ömrün kısa bir zamanını doyuracak; bu kısalık fark edilecek, eskiden olduğu gibi “ölüm ötesinde sonsuz sevgiye” bel bağlamadan, olanca güçle sevmek bilinecek... vesaire, vesaire, buna benzer şeyler. Enfes doğrusu!"


https://youtu.be/Hi-j52g6jHY


Keyifli okumalar
1025 syf.
·22 günde·Beğendi·9/10
Anitk Yunan yazarı Sophokles'in Kral Oedipus adlı bir tragedyası vardır. Hatta bu oyunun Freud tarafından tanımlanmış sendromu bile vardır. Oedipus sonradan annesi olduğunu öğrendiği bir kadınla evlenir, sonradan babası olduğunu öğrendiği bir adamı öldürür. Karamazov Kardeşler'i okurken sıklıkla baba-oğul arasındaki nefreti inceleyen Kral Oedipus sendromu geldi aklıma. Bir kadını paylaşamayan baba ile oğulun arasındaki rekabet...

Birinci cildini kütüphanede bulamadığım için sadece ikinci cildini okuyabildim ama bu kadarı bile yetti. Yaklaşık 200 sayfa olan mahkeme sahnesini ve 100 sayfayı aşan sorgu sahnesini okuduğunuzda kitabın neden bu kadar kalın olduğunu da anlıyorsunuz.

Önce kitapta kullanılan üsluptan söz etmek istiyorum. Dostoyevski bu son romanında dönemine göre farklı bir üslup kullanmış. Anlatıcı, her şeyi bildiği halde hiçbir şeyi olduğu gibi açıklamayan, olayları sırası gelince tanrısal bakış açısıyla aktaran, şehirde yaşayan bir vatandaş olarak nakledilmiş. Kahraman bakış açısından büyük bir doğallıkla ve okuyucuya hiç çaktırılmadan tanrısal bakış açısına geçiliyor. Bu da Dostoyevski'nin sadece edebi anlamda değil teknik bağlamda da gayet usta bir yazar olduğunu bizlere gösteriyor. Sevmediğim şey ise bazı aynı sözlerin sürekli olarak tekrarlanması.

Kitap konu itibariyle üç kardeşin ve muhtemel bir üvey evladın hikayesidir. Fiyodor Pavloviç'in üç oğlu Dimitriy, İvan, Aleksey Karamazov ve evin uşağı Smerdyakov. Kardeşlerden biri birazcık serseri aşık, biri tanrıtanımaz, biri ise papaz. Baba Karamazov en büyük oğlu Dimitriy ile aynı kadına aşık olur ve aralarında amansız bir mücadele başlar. Kitap boyunca da baba ile oğulların ilişkileri ve aralarında tırmanıp giden gerilim, kardeşlerin birbirleriyle dayanışması, kadının paraya, erkeğin kadına olan aşkı ve toplumun tüm bunların hepsine verdiği tepki anlatılmaktadır. Kitabın kendi içindeki felsefesi olay örgüsüne güzelce yedirilmiş, kitap sıkıcılıktan uzak, akıcı bir roman haline getirilmiş.

Avukat Fetyukoviç'in mahkemede babalar ve oğullarla ilgili konuşması ve en merak ettiğim karakter İvan Karamazov'un içindeki şeytanla konuşması kitabın en sevdiğim ve en ilgimi çeken bölümleri oldu. Bunun dışındaki bölümler de gayet kaliteliydi.

Kalın ve ağır roman okumayı sevmeyenler sıkılabilir. Yine de ben herkese tavsiye ederim. Keyifli okumalar...
832 syf.
·Beğendi·10/10
Karamazovlar; ruhumu bulunduğum zaman ve mekandan soyutlayarak gökyüzünde ve yeryüzünde dolaşmasını sağladığınız için Teşekürler!
Okunmasını tavsiye ettiğim, kütüphanenizde bulunması gereken nadide eserlerden bir tanesi. .
831 syf.
·16 günde·Beğendi·10/10
Çok sevdiğiniz, aşık olduğunuz bi' kadın hayal edin. Gözlerinin derinliğinden, saçlarının dalga dalga yayılmasından ve de güzelliğinden bahsetmek istiyorsunuz.
Güzel bir şiir yazmak istiyorsunuz ki sizin onu ne kadar çok sevdiğinizi anlasın. Yahut bi' söz söylemek istiyorsunuz ama...
Ama hiçbir söz hiçbir cümle ve de hiçbir dilde siz, onu ne kadar çok sevdiğinizi yeteri kadar anlatamıyorsunuz.
İşte Karamazov Kardeşler için inceleme yazmaya kalkışıyorum ve hissettiklerim tamamen bunlardan ibaret. Bu kitabı anlatmak için hiçbir kelimeyi yeterli bulmuyorum. Ne yazsam da onu tam anlamıyla anlatabilsem diyorum ama yok, olmuyor!
Ben de bu yüzden size kitabı anlatmayacağım. Kitabın bana yaşattırdıkları ve hissettirdiklerini anlatabilirim ancak...
Tam 1 yıl önce 10-15 civarı hediye kitap gelmişti bana. Tabi içlerinde de Karamazov Kardeşler de vardı. Hepsini teker teker okumaya başladım ve Karamazov Kardeşler'e geldi sıra. Peki, okuyabildim mi?
Hayır okuyamadım :( Olmuyordu nedense. Öyle çok kalın bi' kitaptı önce. Sonra da ağırdı.
1 yıl geçti diğer kitapların hepsini okudum ama hala bunu okuyamadım :D
Ve dedim ki artık yeter! Bu kitabı okumalıyım.
Peki bu kitabı okumak neden bu kadar zor?
Başlıyorsunuz ama 831 sayfa, hani şey gibi düşünün.
Hap kullandığınızı düşünün ya da su içtiğinizi, ama bu öyle ki su hiç bitmiyor. Ama bitirmek de istiyorsunuz.
Ya da yemek yemek gibi. Önünüzde hiç bitmeyen bir yemek düşünün ve siz yedikçe yemek istiyorsunuz...
Karamazov Kardeşler bu yüzden zor bi' kitap.
Öncelikle derin, öyle girince 2 kulaç atıp çıkamıyorsunuz. Karayı görene kadar gitmeniz gerekiyor...
Ama Dosto sizi test ediyor onu söyleyeyim :D
200 sayfa boyunca diyor ki "Gel bi' test edeceğim seni, okumaya devam edersen ve ben de seni kabul edersem gerçek cennete ulaşacaksın..."
İşte 200 sayfayı okuyup( Kitabın Dörtte Biri) bütün testleri geçerseniz, kitap size açılıyor. Yeni bir evrene geçiş yapmış oluyorsunuz. Ve artık alacağınız hazlar sonsuz...
İşte bu kitap çok tuhaf, karmaşık, kendine çeken ve bağımlı yapan bir kitap.
Peki kötü tarafı ne biliyor musunuz?
KİTABA BAŞLADIĞIN ANDA DURAMIYORSUN!
Öyle sanki tiyatro izliyormuş gibi çok heyecanlı bir şekilde durmadan izlemen lazım.
İnsanlar birbirine saldırıyor, küfürler ediyor, aşklar yaşanıyor...
Ama bı ra ka mı yor sun.
İşte bu yüzden bu kitap okuması zor bi' kitap.
Basit bi' şekilde açıklamam gerekirse kitabı okumaya başladığınız anda Azrail yanınıza gelse, "Lütfen, birkaç gün ver de şu kitabı bitireyim!" demeye bile zaman ayıracağınızı sanmıyorum :D
Kitaptan kafanızı kaldırabilirseniz bence bu dünyada yapamayacağınız hiçbir şey yok :D
Neyse benim söyleyeceklerim bu kadar.
Sizi çok güzel bir kitapla baş başa bırakayım. Okumak isteyen herkese başarılar dilerim :D
Herkese İyi Okumalar...
672 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10
Dostoyevski'nin ağır psikolojik analiz ve insanı fazlasıyla düşünmeye yoran bir romanı.
Geçmişe bakıldığında özellikle insanlar tarafından din adamlarının,büyücülerin,putların hatta fiziki kusurla doğan insanların bile tanrı yerine ilahlaştırıldığı gözükmekte.Dostoyevski karamazov kardeşler romanında din unsuruna ve dinlerdeki aşırı bağnazlığa geniş yer vermiş.

Gecmişten günümüze din farketmeksizin bir ilah gibi cübbe öptürenler,tanrı buyruğu verenler,şifa dağıttığını söyleyenler,günah affedenler hala mevcut zira bunların devam etmesinin sebebi yine biz insanlarız.İnsanların kendi coğrafyasındaki inançlarını savunup diğerlerini kötülemesi fazlasıyla anlatılmaktayken yaşadıkları toplum ve çaresizlikleri,fakirlikleri açısından tanrı unsurunu insanların yarattığı vurgulanırken,tanrı dusmanı şeytanında aslında insanın ta kendisi olduğu açıkça anlatılmakta.

Anneleri daha onlar çocukken ölen ve sorumsuz,içki aşığı,ilgisiz bir babaları olan üç kardeşin hikayesini anlatmakta daha çok roman.Başkalarının yanında büyüyüp yetiştikleri ve anne baba sevgisinden mahrum kaldıkları için hayat bu üç kardeşi zorlu psikolojik savaşın içine kimi zaman bir eziklik duygusuyla,kimi zaman hırsla,kimi zaman asilik ve serserilikle en kötüsü de babalarına duydukları nefretle karşı karşıya bırakmakta.Çocukların yaşamda ki en temiz varlık ve saflık simgesi olduğunu ısrarla vurgulayan ve bunu romandaki Alyoşa karakteriyle yansıtan dostoyevski bir çoçuğun üzüntüsünün,çektiği acının,gözyaşının hiçbir şeyle mukayese edilemeyeceğini ve bir çocuğun hayatında acı iz bırakacak bir insana verilen en kötü cezanın bile fayda etmeyeceğini söylemekte.

Bunun yanı sıra o dönem popüler olan hristiyanlık ortadoksluğundaki staretz akımından sıkça söz edilmekte ve bu akımın o dönemki lideri rahip zosima'nın insanlar üzerindeki büyük beyin yıkıcı etkileri ve gücü göz önüne alınmakta.

Ömrü boyunca hayatında türlü zorluklar,sıkıntılar,çileler çeken yazar hayat kavgalarını,tecrübelerini,yaşanmışlıklarının tamamını biz okuyucuyla paylaşmıştır.
Karamazov kardeşleri okurken Dostoyevski'nin anlattıklarının bugünle benzer olmasına hiç şaşırmadım.
"Sizin tecrübeli bir doktor olduğunuz kadar ben de tecrübeli bir hastayım."
Dostoyevski
Sayfa 454 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
"Yalan söyleyerek dünyanın öbür ucuna gidersin ama geri dönemezsin."
Dostoyevski
Sayfa 54 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
“Yakınlarımı nasıl seveceğimi hiçbir zaman bilemedim. Bence özellikle yakınlarını sevmek, yabancıları sevmekten daha zordur.”
"Merhametiniz'le ezin onu. Nasıl sarsılacağını göreceksiniz."
Dostoyevski
Sayfa 990 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Karamazov Kardeşler
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
1088
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750711657
Kitabın türü:
Çeviri:
Ayşe Hacıhasanoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Karamazov Kardeşler, edebiyat tarihinde çok az romana nasip olmuş bir üne sahip. Klasik Rus edebiyatının dev yazarı Dostoyevski'nin bu son romanı, Rusya'nın ruhunu simgeleyen temsilcileriyle Karamazov ailesine odaklanmış, ama girmedik alan, değinmedik konu bırakmamış: din, ahlak, baba katli, şiddet, Doğu-Batı sorunu, sınıf mücadelesi, feodalizm, sosyalizm… Dostoyevski'nin "hiçbir romanımı bu kadar önemsemedim" dediği Karamazov Kardeşler, daha yayımlandığı tarihten itibaren kült bir eser haline gelmiş ve tüm dünyada büyük tartışmalara yol açmıştır; 20. yüzyılın temel yazınsal izleklerini belirlemiş ve pek çok yazarı peşinden sürüklemiştir. Kitabın yayımlanmasından kısa bir süre sonra ölen Dostoyevski, tıpkı Suç ve Ceza'da olduğu gibi bu kitabında da insanlığın evrensel sorunlarını ortaya koyar. Karamazov Kardeşler, bu anlamda "kuyuya atılmış bir taş" kadar etkili bir yapıt olarak önemini koruyor.

Kitabı okuyanlar 5.526 okur

  • Tgc kyr
  • Sıla
  • Yusuf Kaya
  • Mustafa Umucu
  • Hilal Bahçeci
  • Özerk Özay
  • Hamza Karabakan
  • Elif
  • Nisâ
  • Mehmet Balcı

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.9 (16)
9
%0.7 (13)
8
%0.3 (6)
7
%0
6
%0.1 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları