Giriş Yap

Karamazov Kardeşler

9.210 üzerinden
7,7bin Puan · 1251 İnceleme
1025 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
karamazov kardeşler pide salonu
Karamazovlar’ı Dostoyevski’nin zirvesine hatta cahilliğimden cüret alarak edebiyat tarihinin zirvesine koyarak başlamak istiyorum. Bu noktada Suç ve Ceza’yı öne atarak itiraz edenler olacaktır ki bana kalırsa bu iddiada bulunanlar henüz Karamazovlar’ı okumayanlardır. Ecinniler de Raskolnikov karakterini şöyle böyle içinde barındırdığından Suç ve Ceza’dan daha dolu bir kitaptır. Ama hepsinin üstüne, Dostoyevski’yi bugüne taşımış ve yarınlara taşıyacak olan bu bin sayfalık dev eseri koymak gerekir. Ömrünün son yılları hariç neredeyse hiçbir zaman iki yakasını bir araya getiremeyen Dostoyevski, Ecinniler’i planladığı dönemde, bir arkadaşına,”geçim derdim olmasa ben de Turgenyev, Tolstoy, Gonçarov gibi yüzyıllar sonra bile hatırlanacak eserler yazabilirdim, onlar benden çok mu yetenekli sanki!”diye yazmıştır. Suç ve Ceza’yla çok büyük bir ün yakalamıştı ama gel gelelim ardından gelen Budala kimsenin ilgisini çekmedi. Hatta, iyi ki varlar dediği eleştirmenler bile aşk romanı görünümlü bu kitabı görmezden geldiler. Ardından Ecinniler’in yayınlanmasıyla, Dostoyevski; düşmüş, yeteceğini kaybetmiş, zırvalayan bir yazar olarak ilan edildi. O dönem Rusya, Turgenyev’le büyüleniyordu ve dönemi karikatürize edip hepsiyle açık açık dalga geçen bu kitap kimsenin hoşuna gitmemişti. Hakkında idam kararı verilmiş, kürek cezasına çarptırılmış bu düzen karşıtı adam ne ara Çar yanlısı ( bizim deyimimizle “çomar”) oluvermişti!! Yavaş yavaş iki yakası bir araya gelen Dostoyevski, en büyük eseri “Karamazov” için çalışmaya başladı. Karakteri kesinleştirmek için dönemin ünlü yazarlarının sığındığı manastırlara bile gitti. Üç yıl süren çalışmanın ardından, Dostoyevski hak ettiği üne kavuşmuş oldu. Karamazov’lar onu zirveye taşımıştı. Belki de en nefret ettiği insan olan Turgenyev’den daha çok ilgi görüyor ve seviliyordu. Dostoyevski’nin her karakteri bir düşüncedir. Düşünceler uğruna bedenler ve günlük sıkıntılar kurban edilir. Örneğin, İvan Karamazov’u hasta eden bakteriler değil Tanrı’dır. Dostoyevski’yi hayatı boyunca rahatsız eden sorun budur zaten: Tanrı’nın varlığı… Bu, düşünceden ibaret bedenler, Karamazov Kardeşler, yazarın kendisidir. Alyoşa, yazarın belki de asla ulaşamadığı, ideal insandır. Henüz kirlenmemiştir ama Prens Mışkın gibi de değildir. Kötülüğü, şehveti bilir yine de Tanrı yolundan yürür. İvan, Tanrı sorunuyla kafayı bozmuş bir sara hastasıdır. Dostoyevski felsefesinin sonucu, onun kahramanlarının sentezi aynı zamanda bir çoğunun da yıkımıdır. Dmitri babası gibi şehvet düşkünü bir adamdır. Nişanlısından aldığı parayı içki sofralarında metresiyle yer, para için babasını öldürmeyi düşünür hatta sonunda alçaklığından intihar etmeye karar verir. Dostoyevski’nin kumarbaz yönünü temsil eder. Fyodor Pavloviç’i de kendi babasından esinlenerek yaratır. Bir de Fyodor Pavloviç’in oğlu olduğu söylenen, dilsiz bir kadından doğma Smerdyakov vardır. Annesi onu doğururken ölmüştür ve babasının evinde uşaklık yapmaktadır. Aslında son derece sadık ve güvenilir olan Smerdyakov, sonradan İvan’ın özgür, sınır tanımaz düşüncelerinin kurbanı olacaktır. Tanrı yoksa her şey mübahtır!! Alyoşa, şehvet düşkünlüğüyle tanınan bir aileden olsa bile yoldan çıkmamış,inancını korumuş bir gençtir. Rahip adayı olarak manastıra sığınmıştır ve Staretz Zosima denen kutsal bir adamın öğrencisidir. Dostoyevski’nin Tanrı’dan çok İsa’ya inanması gibi Alyoşa da Zosima’ya inanır. Gerçi Dostoyevski için İsa vazgeçilmezdir, Tanrı’nın olmadığını, bütün bu şeylerin saçmalıktan ibaret olduğunu bilse bile İsa’ya inanacağını söyler. Alyoşacığı için bu kadar kıymetli olan Zosima’yı, ölümünden sonra kokutması da tanrısız İsa düşüncesine bir göndermedir bence. Zosima’nın Alyoşa’ya, kendisinin ölümünden sonra manastırdan ayrılmasını öğüt vermesi, inancını dış dünyada da koruyacağını söylemesi bunu kanıtlar niteliktedir. Alyoşa İsa’sını bulmuştur zaten, artık Tanrı’ya, yani manastıra ihtiyacı yoktur. Belki de Dostoyevski için Nietzsche’nin üst-insanı olmuştur artık. Karamazov ailesinin yıkılışıyla hiç alakası olmayan çocuklar da Alyoşa güzellemesi yapmak için dahil edilmiştir kitaba. Olaylar sonunda İvan kafayı yer, Dmitri Sibirya yoluna düşer, Smerdyakov intihar eder… Kısacası inançsız olanlar kurtuluş yolu bulamaz ve felaketlere sürüklenirken Ortodoks bir Rus olan Alyoşa çocuklara öbürkü dünyada tekrar kavuşacaklarını, sevinç içinde birbirlerine olanı biteni anlatacaklarını söyler. Bu noktada Raskolnikov ve Stavrogin’in akıbetlerini de karşılaştırmak gerekir. İkisi de özgürlüklerini ararken yanlış yola sapıp suça batmışlar ve vicdan azabı içinde can çekişiyorlardır. Raskolnikov bu sırada Tanrı’yı bulur ve şöyle böyle felaketinden kurtulur, Tanrı’sını bulamayan Stavrogin ise buhranlar içinde intihar eder. Yukarıda söz ettiğimiz karakterler ve sözünü etmeye değer olan diğer Dostoyevski karakterleri hepsi sıradaşı tiplerdir ve hep bir uç noktalarıyla, aşırılıklarıyla öne çıkarlar. Ama Karamazov’un Alyoşa’sı bir çok yönden sıradan, hatta olaylar içinde silik kalan bir tiptir. Dostoyevski de böyle başkarakterlere alışık değiliz. Kendisi bu konuya açıklık getirebilmek için ufak bir önsöz yazmış, Alyoşa’yı neden başkarakter seçtiğini kitabın sonunda anlayacağımızı söylemiştir. Bana kalırsa sebep şudur: Alyoşa, Dosto için ideal insandır. Dostoyevski büyük ihtimalle ömrünün son yıllarını böyle bir insan olmak için harcamıştı. Son kitabı olduğundan ve o yıllarda Ortodoks Rusya diye diye kafayı yediğinden, İvan yerine Alyoşa’nın başkarakter olmasına şaşmamak gerek. Tehlikeli düşünceleri hakkında düşüncesizce davranıp dolaylı olarak baba katili olan İvan, Dostoyevski’nin en yakışıklı karakteridir. Tanrı katili değildir, bu konuda düşünmeyi çok önce bırakmıştır. Tanrı varsa bile, çocuklara işkence edilen böyle bir düzeni kabullenmeyeceğini söyler. Onu reddederek, ölümsüz yaşam için giriş biletini geri verir. Dostoyevski,İvan’la birliktedir. Alyoşa, onun için bir hedeftir sadece. Bana kalırsa Dostoyevski ölürken bile İvan’ın tarafındaydı, Tanrı’yı bulmuşsa bile ona inanmamıştı. İvan, düşünceden ibaret gibi dursa da Karamazov kanını taşıdığından şehvet ve arzularından sıyrılmış değildir. Albert Camus’un “Sisifos Söyleni”de uzun uzun ele aldığı Tanrı’nın yokluğu durumunda intihar konusuna da Schopenhauer’ın kendisini tokat manyağına çevireceği bir cevap verir: “Hayata inanmasam, sevdiğim kadına sırt çevirsem, dünyanın gidişine inancım kalmasa, hatta tam tersine, her şeyin karmakarışık, uğursuz, belki de şeytanca bir kaos olduğuna iman etsem, insanların hayal kırıklığından uğradığı bütün korkulara tutulsam gene de yaşamayı isteyeceğim, hayat kadehini ağzıma götürünce bitirene kadar bırakmayacağım!” İvan, gençlik yıllarında duyulan arzu ve hazlar uğruna hayatın yaşamaya değdiğini, belki 30 yaşında kadehi ağzından çekebileceğini söyler. Dünyanın acılarla dolu bir feryat, bir sefalet vadisi olduğunu, insanın arzularından ve hazlarından tamamen sıyrılarak yaşaması gerektiğini söyleyen Schopenhauer, Karamazov ailesine güzel bir cevaptır bence. Körlerin nedensiz istençlerinin sonucu olan dünya, aslında olmaması gereken kötü bir şey, bir suçtur. İvan da bu konuda Schopenhauer’la birliktedir. Öklid geometrisiyle sınırlı aklımız, dünyanın ötesiyle ilgili anlayışa sahip olamaz ve bu şartlar altında, kavrayamadığımız hayat hakkında sınanamayız. İnsanları sonradan, yaptıkları zulümden, haksızlıklardan, çektirdikleri acılardan dolayı bağışlayacak, onları temize çıkaracak bir şey olsa bile, bunu asla kabullenemez ve Tanrı’yı bulsa bile onun cennetini reddeder. Karamazov cinayetini açıklamak için İvan ile şeytanın konuşmasından başlamak gerekir. İvan olanı biteni öğrenip de kafayı yiyince odasında şeytanı görür. Karşısında bir Rus mujiği oturmaktadır, onun gerçekten şeytan mı olduğunu yoksa şeytan diye kendi kendisiyle mi konuştuğunu anlayamaz. Şeytan sürekli konuşur, İvan kulaklarını tıkar, onun ağzından çıkan laflara dayanamaz. Aslında söylenenler önceden kendisinin düşündüğü şeylerdir, karşısında oturan mujik bizzat kendisidir zaten. Şeytan’ın şu lafları Karamazov cinayetinin sebebidir: Bir gün herkesin gerçeği anlayacağı devirin gelmesine imkan var mı? Varsa, mesele yok, insanlığın hayat sorunu çözülmüş demektir. Fakat insanlığın kökleşmiş ahmaklığı yüzünden mesele belki daha bin yıl çözülemeyeceğine göre, zamanımızda gerçeğe varan herkes hayatını yeni ilkelere göre düzenlemekte serbesttir. Bu anlamda onun için her şey mübahtır. Dahası var, böyle bir devir gelmese bile, tanrı ve ölümsüzlük olmadığına göre yeni insan, bir başına bile kalsa tanrısal insan olabilecek ve yeni sıfatına dayanarak gerekirse kalp huzuruyla eski köle, insanın bütün manevi engellerini aşabilecektir. Tanrı’ya kanun yoktur. Her yer Tanrınındır, ayak bastığı her yer yücelir… kısacası her şey mubahtır. Smerdyakov bu düşüncelerle büyülenir ve İvan’ın gizli isteğini yerine getirmek ister. Kendisi sonradan böyle bir isteği olmadığını, düşüncelerini böyle bir amaca hizmet etmek için açıklamadığını söyler. Ama aslında o da babasının ölümünü içten içte istiyordur ve bunun için farkında olmadan Smerdyakov’a yardım eder. Böylece baba Karamazov oğulları tarafından öldürülür. İvan,cinayet itirafına kimseyi inandıramaz çünkü saralı bir delidir o artık. Dmitri’nin ise masum olduğuna inanmazlar. O zaten masum olmadığını, babasının ölümünü içten içe istediği için katil kadar suçlu olduğunu söyler. Peki gerçekten suçlu mudur? Staretz Zosima’yı ziyaretten dönüşte babası için “ bu adam neden yaşıyor ki?” dememiş miydi? Aslında bakacak olursak Dmitri babasından pek de farklı bir karakter değildir. Zamanın köylüsünü temsil eder, sürekli içki içer, her şeye bodoslama girer. En önemli özelliği ise düşünceden yoksun olmasıdır. Aynı zamanda romanın en net kişisi ve içgüdüleriyle hareket eden tek kişisidir. Nişanlı olmasına rağmen intikam hırsına tutuşmuş bir afüşteyi metres edinir. Babası da aynı kadına aşıktır ve onunla evlenmeyi düşünüyordur. Dmitri’nin annesinden ona kalan parayı , evlilik teşviği olarak Gruşenka’ya vermek ister, bu sırada Dmitri beş parasızdır. Aynı zamanda nişanlısı Katerina’dan, bir akrabaya götürmesi için aldığı parayı metresiyle içki alemlerinde harcar. Söylediğine göre paranın sadece yarısını harcamıştır, kalan parayı geri verecek ve hırsız olmadığını kanıtlayacaktır. Uzun süre boynunda bir bez parçasından dikilmiş muskanın içinde saklar parayı. Mahkemede bunları itiraf edince herkes “hadi lan ordan!” ayarında bir cevap verir. Katerina, bahsi geçen parayı akrabaya ulaştırması için vermemiş, Dmitri’nin, sevdiği adamın, ne kadar alçalacağını görmek için vermiştir! Cinayetin işlendiği gece, alçaklığından intihar etmeye karar verir. Önce gidip Gruşenka’yı bulur sonra da muskada kalan üç bin rubleyle bir güzel eğlenir. Asıl planı şudur: gidip güzelce eğleneyim, parayı son kuruşuna kadar harcayayım sonra sabaha karşı kafama kurşunu sıkarım. Şu olayıyla Dmitri benim gözümde Dostoyevski’nin en alçak, gurursuz ve onursuz karakterlerinden biridir. Katerina ve Gruşenka; Dostoyevski’de görmeye alışık olduğumuz kadın tiplemeleridir. Karamazov kardeşler gibi gündelik hayattan soyutlanmış düşünce yüklü bedenler değillerdir. Asıl karakterlerin izleyecekleri yolda şöyle böyle rol alan yardımcılardır ancak. Zaten ne Dmitri’nin ne babası ne de İvan’ın aşkı gerçek aşk değildir. Ruhu yakıp kavuran istekler ve bazen acıma duygusu üzerine yaşanan hislerdir. Gruşenka, uzun zaman önce lekelenmiş, bu yüzden erkeklere karşı hırslanmış, intikam duygusu içinde basit bir kadındır. Dmitri’yi de Fyodor Pavloviç’i de sevmez, ikisini de kandırır. Baba oğulun arasının açılmasındaki en büyük sebeplerden biri odur. Katerina ise namuslu olduğu herkes tarafından bilinen saygıdeğer bir hanımefendidir ama gel gör ki Dmitri gibi bir alçağa aşık olmuştur. Aynı zamanda İvan’ın da aşık olduğu bu genç kadın gerçek aşkı bulabilmiş değildir. Kısacası kutsal Alyoşa hariç tüm karakterler ihtiras buhranları içinde kıvranmaktadır. Karamazov Kardeşler’in herbiri ayrı ayrı Dostoyevski’dir. Dmitri, sürgünde son bulan romantik devri; İvan, sosyalistlik uğruna imanını kaybettiği yılları; Alyoşa ise dine geri döndüğü yılları temsil eder. Peki hangisi en çok Dostoyevski’dir? Misal Nabakov’un incelemesinde bahsettiği gibi yazar, en çok Dmitri’yi takip ederken coşar. Tasvirler güçlenir, karakterin iç dünyası en derinine kadar sayfalara yansır. Kumarbazlıktan çok çekmiş Dostoyevski, Dmitri’nin cinayet günündeki “dibe vurma” hissiyatını, “battı balık yan gider” düşüncesiyle kapıp koyverişini çok iyi anlıyor olsa gerek. Alyoşa’nın inandırıcılığı olmayan peygambervari karakterini anlatırken aynı havaya giremiyor. Karamazov Kardeşler’in başarısını sağlayan, bin sayfalık dev bir eser olmasının yanında filozof olan bir sanatçı tarafından yazılmış olması, felsefi tiradların bolca oluşundan dolayı 5 dakika sonra ölecekmişsin de hızlıca okuyup evrenin sırrını kavraman gerekiyormuş gibi hızlıca kendini okutmasıdır. Bitirdiğinde sana bir şey öğretir mi bilinmez ama kendini özletir. Dostoyevski’nin neşeli sesini, karakterlerin oradan oraya savruluşunu özletir. İçinde bir şeyler bulabilmek için önceden Dostoyevski’nin üç beş tane kitabının okunması gerekir. Aksi taktirde Aşkı Memnu izler gibi okunur. Alyoşa ve abilerinin çelişkilerini görüp Dostoyevski’nin kendisiyle savaştığını fark etmek gerekir. Alyoşa gibi pısırık olacağınıza, İvan gibi hakkıyla delirmeniz dileğiyle..
·
9 yorumun tümünü gör
Reklam
·
Reklamlar hakkında
936 syf.
·
32 günde okudu
·
10/10 puan
Karamazov Kardeşler - Fyodor DOSTOYEVSKİ
Ve, kitap bitti. Aslına bakarsak gün içinde bitti. Ama incelemeye nereden başlasam, nasıl başlasam bilemedim. Tam bir ayımı aldı okumak. Bunda bir kitap yazım projesinde olmamın ve aktif bir iş hayatımın olmasının etkileri oldukça fazla. Yoksa kitap elde sürünecek bir kitap değil kesinlikle. Sayfa sayısının yüksek olması sizi korkutmasın. Orhan Pamuk "bin yılın kitabı" demiş bu eser için. Bilmem kim ne düşünür ama okuduğum en yoğun, en katmanlı eserlerden biriydi. Burada neredeyse kimseyi tanımıyorum, o nedenle isim veremeyeceğim ama esere başlarken bir okur bana "Dostoyevski'nin en başarılı eseri" demişti. Aklıma Raskolnikov geldi hemen. "Hadi canim sen de..." dedim içimden. "Suç ve Ceza dururken mi?" Gerçekten de eserin başlarında böyle düşünmeye devam ettim. Ama ilerledikçe durumun çok daha farklı olduğunu, eserin birçok temayı etkili biçimde ele aldığını ve ele alınan her temanın sanki kitabın ana teması gibi işlendiğini gördüm. Her karakter bir başkahraman olabilecek nitelikteydi ayrıca. Dostoyevski'nin hayatıyla ilgili birçoğumuz bir şeyler biliriz. Eser yazarın son eseri ve o zamana kadar tüm hayat tecrübesini, tüm bilgi birikimini yansıttığı bir eser. Onun diğer eserlerinde de yer yer hayatından izlere rastlarız ancak bu eser birçok ize rastlamamıza olanak tanıyor. Her kahramanda kendisinden, ailesinden, düşünce yapısı ve sorgulama biçiminden izler var. Baba katilliği, Tanrı kavramı, suçluluk psikolojisi, sevgi, kıskançlık gibi konuları derinlemesine işliyor. Yine arka planda Rus insanının düşünce yapısına, köylüye ve diğer ülkelere bakışına, yaşam biçimine hakim oluyoruz. Kişiler dünyası eserde özellikle ele alınması gereken konulardan. Babadan başlayarak oğullarına inmek gerek. Yazar babalık kavramını derinlemesine ele alıyor. Yalnız burada­ki babalar için değil, bütün babalar için haykırıyorum: "Babalar, ço­cuklarınızı incitmeyin!" (s. 765) Sevmediği­miz çocuklarımızdan ne hakla sevgi bekleyebiliriz? (s. 765) Dostoyevski'de baba düşünceleri... Sevgisiz büyüyen çocuklar farklı kişiliklere bürünmüşler. Olumsuz kişiliklerde baba faktörüne büyük pay biçmek gerek. Kendi sonunu kendisi hazırlayan bir baba oldu belki de... Spoiler vermemek adına daha derine inmek istemiyorum ama Alyoşa karakterine de değinmeden geçmek istemem. Tanrının varlığına en çok inanan, eserdeki en olumlu karakter (mi acaba?) Diğer tüm karakterlerin sonu olumsuz bitiyor eserde. Üniversitede edebiyat öğretmenimiz şöyle bir cümle kurmuştu (Belki okuyordur, kendisi sosysl medyada arkadaşlarım arasında): "Madem Alyoşa muhteşem bir karakter, tüm bu olumsuzluklar yaşanırken o neredeydi?" Haksız sayılmaz zannımca. İncelememe başlarken kendimce bir planlama yaptım: Şunlardan şu şekilde bahsedeceğim, diye. İpin ucunu kaçırdım ve yine sohbet eder gibi bir inceleme oldu. Kahraman psikolojileri derinlemesine işlenmiş, bölüm bölüm Suç ve Ceza'yı da andırıyor. Mimar Sinan'ın eserlerini sıralarız çıraklık, kalfalık, ustalık eseri diye. Bu eser de Dostoyevski'nin ustalık eseri zannımca. Hayatını tecrübeleri ile öğütüp edebiyatın usta süzgecinden geçirmiş. Psikoloji, sosyoloji, felsefe, din, edebiyat, tarih vs birçok alanda ustalıkla işlenmiş bir eser. Okumadan ölmeyin. Hacmi korkutmasın sizi. Başka on kitap okuyacağınıza alın bir bu kitabı okuyun. Şöyle bitirmek istiyorum: Bu kitabı bu kadar geç keşfettiğim için kendimden özür dilerim, zira okumadan da ölebilirdim.
·
8 yorumun tümünü gör
1080 syf.
·
18 günde okudu
#1001kitap~~~
~~~...psikoloji derin 1konu olduğu halde yine de iki ucu pis 1değneğe benzer... ...Bütün mesele, psikolojinin kimin elinde bulunduğuna bağlıdır. Psikoloji, ciddi insanları bile roman yazmaya çağırır ve bu tamamen sizin iradeniz dışında olur...~~~ Tüm zamanların en başarılı romanları arasında sayılan ve “Hiç1romanımı bu kadar önemsemedim,” dediği Karamazov Kardeşler, Dostoyevski'nin kaleme aldığı son büyük eseri ve başyapıtıdır. Kilise, devlet, ideolojiler, güzellik, özgürlük, sorumluluk gibi her daim tüm zamanların sorunları olan, taşradaki küçük 1Rus ailesinin para, aşk, baba korkusu, kardeş kıskançlığı, itibar gibi iç sorunları arasında tüm konuları içine alan şaheser niteliğinde olan 1kitap "Karamazov Kardeşler"... Küçük 1Rus köyünde toprak sahibi olan bencil, paraya ve zevke düşkün Fyodor Pavloviç Karamazov'un esrarengiz ölümü, birbirinden çok farklı karakterlere sahip oğullarının hayatını geri dönüşü olmayacak 1şekilde değiştirmekle kalmayıp kısa 1zamanda, yalnızca yaşadığı beldenin değil bütün Rusya'nın ilgiyle takip ettiği 1dava haline gelir ki ölümünden, toplumda hiç sevilmeyen, ömrünü ilkesizlikler üzerine kurmuş baba Karamazov un büyük oğlu Dimitri Karamazov olayla bağlantısı olduğu düşünülüp suçlu bulunmaktadır, tam bu kısımda ölümüne dair konuşmaların olduğu blmde ortaya atılan tespit, kitapta beni en çok etkileyen yerlerden 1idir, ortada 1dava var ama herkesin istediği 1ölümdü derken... Bol bol Spoi Bölümü :-))))) Baba Karamazov yoksul; silik 1kişiliğe sahipken ilk karısından gelen parayla 1den zenginleşen 1Rus. Hilekar, zekasını özellikle çıkarları için kullanan ve yine çıkarları için her şeyi yapabilecek 1adam. Zenginleştikçe arsızlaşan, oğlunun elinden sevgilisini almaya kalkışacak kadar şehvet düşkünü 1karakter... ---Büyük Oğul, Dmitriy: ilk oğul olup, askeri 1okula girerek, rütbesi 1yukselip 1inen 28 yaşında babasıyla sürekli miras mal hesaplarında anlaşmazlıkları olan şehvet düşkünü karakter (ben öldürmedim ama öldürmek istedim, içimi acıtan yerlerden 1idir)... ---Ortanca Oğul, Ivan: asik suratlı, içine kapanık, gazetede makaleler yazarak hayatını kazanan 24 yaşında zeki, iyi eğitim almış üniversite mezunu, ateist ve öfkeli karakter... ---Küçük Oğul, Aleksey, Alyoşa: 20 yaşında, insanları sevip, onlara inanarak yaşayan inancı olan Hristiyanlığı temsil eden karakter, babası tarafından en çok sevilen evlat... ---Ve... İşine geldiği gibi davranan, rol yapan, kurnaz, sara hastası ve baba Karamazov un uşağı olan , gayri meşru çocuk, Smerdyakov... İşte Karamozov ailesi... ---Gruşenka, 1aileyi allak bullak eden kadın, baba- oğul kavgasının, felaketlerin en büyük sebebi, belki de en başta gelen öğesidir... ---Yekaterina, Dmitriy ile nişanlı ama Ivan in ilgi duyduğu karakter... ---Starets Zosima, 65 yaşlarında, toprak ağalığından gelen ve gençliğinde 1zamanlar asker olan, mucizevi gücü olduğuna inanılan, Rusya'nın her köşesinden onu görmeye gelenlerin ve onun hayır duasını almak isteyen insanların olduğu yaşlı rahip ve her 1karaktere 1anlam yükleyerek romanı zenginleştiren deha harikası Dosto... ~~~...Öldürülen ihtiyar Karamazov gibi 1baba, baba diye adlandırılmaya layık olamaz. Baba tarafından hak edilmeyen 1baba sevgisi saçma ve olanaksiz 1şeydir. Yoktan sevgi yaratılamaz, yoktan var eden sadece Tanrı'dır. Yüreği sevgiyle yanıp tutuşan 1havari, "Babalar, çocuklarınızı üzmeyin." diye yazıyor...~~~. Kendi babasıyla durumu düşünülünce Dostoyevski nin içimi epeyce zonklatan 1durumu oldu kitabın bu kısmı... “Karamazov Kardeşler"de Dostoyevski nin kendi kişiliğinin 3yönünü, hayatının da 3devresini anlattığını iddia edilir ki, “Karamazov Kardeşler"den Dimitri, onlara göre Dostoyevski’nin sürgünde sona eren romantik devrini, İvan, üniversite yıllarında ilgi duyduğu sosyalist yönünü, bu uğurda Tanrı inancını kaybetmek üzere olduğu yıllarını, ve Alyoşa… İşte bu karakter, Dostoyevski’nin olgun halinin, onun ulusuna ve dinine dönüşünün hali olarak görülür ki burdaki değişim olayı büyükten küçüğe doğru gitmesi kendi icindeki durumu açısından da beni etkilemiştir, kendimce derin düşünceler oluşturmuş olabilirim... Zosima ve Alyoşa nin olduğu bölümleri çok çok severek okuyup, en çok ilgimi çeken karakter İvandir... Othello ya da atıfta bulunduysa bu ay okumak da şart olur :-))))... Kitap için en iyi söylenecek söz -Kurt Vonnegut- un da söylediği gibi "Hayatta öğrenmek istediğiniz ne varsa hepsini Karamazov Kardeşler'de bulursunuz..." Hayata dair ne varsa tüm psikolojik durum ve tespitleriyle beni Rus Edebiyatında en çok etkileyen ve en sevdiğim klasikler arasında yerini almıştır, zira en sevdiğim Tolstoy da "En sevdiğim kitaptır." dediyse... Karamazov Kardeşler ölmeden önce okunması gereken 1001kitap arasındadır, bence herkesin çok seveceği ve zorlanmadan okuyacağı uzun klasiklerden 1idir, okuyup da yerine kaldıramadığım kitaplar arasında, kesinlikle tavsiyemdir... ~~~...Ah inanmaktan mutluluk duyarız, inanmaya hasretiz...~~~
·
12 yorumun tümünü gör
1025 syf.
Hâlâ
Fyodor Dostoyevski
okumayan varsa ne mutlu onlar... Kendimi
Cemal Süreya
gibi hissetmeye başladım. “1931 yılında doğdum. 1937 yılında annem öldü. 1944 yılında Dostoyevski’yi okudum. O gün bugündür huzurum yoktur. Biyografim budur.” İzlemek isteyenler için link bırakıyorum. youtu.be/ERqolOm8GbQ Böyle bir eseri okuduktan sonra hakkında bir şeyler yazmadan, üstünde durup düşünmeden geçmeye gönlüm razı olmadı. Aslında eseri yorumlamak haddim değil ama hiç bir şey yazmamak da haksızlık olur diye düşünüyorum. Sorun şu ki; nereden, nasıl başlayacağımı bilmiyorum ama öncelikle yazar hakkında bir şeyler söylemek daha yerinde sanırım. 1821’de Moskova’da Hekim Albay'ın oğlu olarak dünyaya geldi. Ve
Fyodor Dostoyevski
'e göre babası; cimriliğiyle, sertliğiyle, yalancılığı ve alkole olan düşkünlüğüyle, bu dünyada yaşamaması gereken insanlardan biridir... Burada bir Fyodor Pavloviç görüyoruz... Sırf babasından uzaklaşmak için o anda gitmekte olduğu okulun koridorlarında, babasının; kendi köylüleri tarafından katledildiği haberini alır ve ilk sara krizini geçirir.
Fyodor Dostoyevski
ölümünden oldukça etkilendiği oğlu Alyoşa'nın yitip gitmesiyle yaşadığı acı ve kederden,
Karamazov Kardeşler
' i yazmaya başlamıştır. Oğlunu kaybeden Snegirev’in acısını buram buram hissettirdiği
Karamazov Kardeşler
1880 yılında yayınlandıktan yaklaşık dört ay sonra da ölmüştür. Esere gelecek olursak; "Karamazovluk şöylece özetlenebilir: şehvetli, kâr düşkünü ve akıldan sakat insanlar..." (Syf 100 ) Bir aile dramı, cinayet romanı, felsefi bir roman olarak da nitelendirilebilecek bir eser olmakla birlikte, insan ruhunun en iyi analizlerini görebileceğimiz psikolojik bir başyapıt! Bencil, alkolik, para ve şehvet düşkünü bir baba... Baştan silik bir hilebaz, oldukça zeki bir dalkavuk, yaman da bir faizciydi. Baba olarak yerine getirilmesini gerekli saydığı tek bir manevi ödevi yoktu. Üstelik öz oğlunun sevgilisini elinden almaya çalışıyor. Birbirinden farklı 4 erkek kardeş... Kadın ve eğlence düşkünü olan Dmitri, Aileden kopuk yaşayan, iyi eğitimli, nihilist düşünceli Ivan, İnançlı, iyi huylu, sevimli, babasının en sevdiği çocuğu Aleksey, Saflıkla maskelenmiş,sara hastası, gayri meşru çocuğu aynı zamanda evin hizmetçisi Smerdyakov Rusya çapında ilgi uyandıran bu davanın bu kadar üstünde durulacak, dehşete düşülecek nesi vardı? Özellikle böyle olaylara artık iyice alışmış olan bizim toplumumuz için!İşin en korkunç tarafı da bu derece meşum olayların bile bizim için dehşetini kaybetmiş olması. Falanca filancanın işlediği suçun değil, bu olayları kanıksamış olmamızın korkusunu duymak zorundayız. Bu çeşit olaylara karşı kayıtsızlığımızın, onları hafiften almamızın sebeplerini nerede aramalı? Hayal gücünü yitirmeye yüz tutmuş toplumumuzda mı? Sarsılmış ahlâk kurallarımızda mı? Yoksa bu ahlâk kurallarına belki de hiç sahip olmayışımızda mı? Staretz Zosima'nın üzerinden hayatın; ahlâk, din, inanç felsefelerinin yapıldığı bölümlere ek olarak, insanın; iyi ve kötü yönlerinin uç noktaları, kadın-erkek ilişkileri, aile bağları ve aile yaşam tarzları, para, aşk, ölüm ayrıca cinayet, suç, hukuk, varoluş, psikoloji konuları ve Hristiyanlıktaki en büyük yedi günaha yer verilmiştir. Yazarlık hayatının özeti sayılabilecek nitelikte olduğunu söyleyebiliriz. Şu ana kadar okuduğum tüm kitapları bir kenara bıraktım. Hem de hepsini! Son 1 yıldır okumak isteyip de bir türlü başlamaya cesaret edemiyordum. Bu kadar süre boyunca yeltenmediğim için kendime o kadar kızdım ki... Ölüm var arkadaşlar okuyun! "İyiliğin şerefi başkalarına düştü, bana yalnızca kötülük kaldı." (Syf 863 ) "Gururdan doğan kararın üzüntüsüyle aşırı bir vicdan azabı! İnanmadığı Tanrı ve gerçekliği, hâlâ teslim olmak istemeyen kalbini gitgide sarıyordu." ( Syf 873 ) "Doğrusu insanlara karışmayı, çevremize her şeyi, en kötü, en tehlikeli düşüncelerimizi bile açmayı severiz. içimizdekini başkalarıyla paylaşmayı sever, başkalarının da sevgimize karşılık vermesini, kaygılarımızla, üzüntülerimizle ilgilenmesini isteriz..." (Syf 936) "Değişik bir hayata çağıran yeni bir aşkın eşiğindeydi... Ama sevmek yasaktı ona artık, çünkü arkasında babasının kanlı cesedi, korkunç bir cinayet vardı." (Syf 977)
Reklam
·
Reklamlar hakkında
2
130
1.292 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.28.2