·
Okunma
·
Beğeni
·
21bin
Gösterim
Adı:
Karanlığın Yüreği
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053263654
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Heart Of Darkness
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İz Yayıncılık
İçinde denizler çağlayan yazar Joseph Conrad'ın, Ukrayna'da doğan bir Leh olarak, İngiltere'de yaşarken gemilerde şekillenen muhayyilesinin eseri. Kongo'da binlerce filin katledildiğine, insanın köleleştiğine şahit oluşun ağıtı. Sömürgeciliğin kan kokusu. Ömrünü verdiği denizler kadar derin bir sorgu. Hırs ve açgözlülüğün insanı sürüklediği en leş yer. Karanlığın kalbine en edebi dokunuş.
249 syf.
·Beğendi·10/10 puan
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

OYUN HAVASI EŞLİĞİNDE KAŞIKLARLA GÖBEK ATAN BELÇİKA KRALI II. LEOPOLD ve KONGO' DA ESTİRDİĞİ TERÖR..

Arkadaşım herşeyden önce şu linklere bir tıkla ..Elleri bileklerinden kesilen bu insanları bir gör .. Öğrenmek istersen gel devam edelim ..

https://tr.pinterest.com/pin/277041814557303262/
https://tr.pinterest.com/pin/549791066984619605/

Baharın inceden inceye gelişiyle kanı kaynayan cicişler ve çiki çiki oğlanlar , dışarda vejeteryan takılıp votka brokoli içerken evde gelip bulgur pilavına kaşık sallayıp bayram gezmelerinde kristal bardakla çay hüpürdeten gothic kızlarımız , yeşilliğin üzerine yayılıp içeceği biranın hayalini kuran prada marka kelebek gözlüklü snoob parti boylar ve kışı gözü yaşlı bir biçimde yolcu eden garipler garibi bizim cenap..Hepinize selam olsun !! Alayanıza Merhaba!!! İnceleme uzun..Daha doğrusu konu kapsamlı ve ayrıntılı olduğu için inceleme de uzun olacak.. Sadece şunu söylemek istiyorum : EVET! Ben de uzun yazmaktan yana değilim .. İnsanlar okurken sıkılsın istemiyorum .. Ama bu romanın ardında dönen ÖYLE AŞŞAĞILIK MUHABBETLER VAR Kİ , bunları bilmeden bu kitabı okumanızı asla ama asla istemem.. Bu romanın arasına katık edilmiş insanlar için , onları da geçtim kendim de bir görev addettiğim için bunları yazmak zorundayım .. O yüzden hemen başlayalım .. Uyarımı yaptım ..Benden günah gitti !! Ondan kelli , "Biraz kısa olaymış daha iyiymiş" diyecek olanlar ! İşte size fırsat.. KARANLIKTAN önceki son dönemeçtesiniz .. Sizler ayrılabilirsiniz ..Buna rağmen şikayet edecek ilk 3 kişiye tarafımdan el bombası yutturulacaktır ..

Efenim Yaban incelememde de belirttiğim gibi bir kitap okunacaksa ve bu kitap bir dönemi ya da şahsı anlatıyorsa , söz konusu roman ya da yapıt bir gerçekliğin parcasıysa, yazıldığı dönemi ve baş rol oynayan kişileri bilmek elzem .. İncelemenin uzun olacak olmasının sebebi de bu .. Dilim döndüğünce sizlere o günleri ve o bölgeyi anlatmaya çalışacağım ki etsiz çiğ köfteye dönmeyesiniz ... "Komagane gülleri" açmasın yanaklarınızda kitabı okurken ..

Hikayemiz 4 şahsı barındırıyor .. Bunlardan biri güzide yazarımız Joseph Conrad .. Diğerlerini de beraber tanıyalım .. Hazırsanız OYNAYA OYNAYA GELİN ÇOCUKLAR .. EL ELE EL ELE VERİN ÇOCUKLAR!! ( yalnız aklıma şu saniye KIZLAR EL ELE VERİN HAYDİ VELVELE VERİN türküsünün gelmesi ahauahaha neyse şüphesiz <3 ŞEYTAN <3 kalplere vesvese veriyor !!! tütütütütüüüüü!!! )

Arkadaşım Demir Ökçe incelememde de ( #25935136 ) bahsetmiştim bu emperyalist ülkelerin kanı kaynamaya başlayınca keşiflere başlıyorlar , gittikleri yere misyonerler götürüyorlar falan diye ...Avrupalılar esasen 1800 lerin başında Afrika kıtasının kuzeyini biliyorlardı ..Lakin iç kısımlar onlar için halen daha bir muammaydı.. Ateşli hastalıklar , kabile savaşları , cehennem sıcakları falan fistan gülistan .. Bunlar yeterince zorluk çıkarmaktaydı kendilerine ve bölgeden uzak tutuyordu onları..Ama birgün yeter diyip korkularını yendiler ve misyoner kaşifler göndermeye başladılar ..Merak ve açgözlüllük ağır basmıştı .. İşte o kaşif misyonerlerden biri , istemeden de olsa söz konusu kitabımıza konu olan bütün bu manyaklığı başlatan adam olan Dr David Livingstone' du..Bu emmimiz öyle insancıl öyle insancıldı ki (?!?!?) bu medeniyetten uzak insanları , safi onları düşündüğü için kıtanın içlerine hz. isa ve ilaç götürmeye karar verdi (mendil vereyim de sil gözün yaşını caniko! ağlamayan varsa ona da SOĞAN VERİRİZ !) ..Ormanlar sık ve gürdü .. Otoyolu babayın evinde bulursun tabii.. Gel zaman git zaman bu arkadaş sırra kadem bastı.. Onu aramak için bölgeye bu sefer hikayemizin 2. şahsı olan Henry Morton Stanley isimli bir gazeteci gönderildi ..Dr Livingstone haçı ve ilaçları götürmüş ,sözde adil ticaret istemişti oralarda ama o da aslında Nil ' in kaynağını aramak için bölgeye gönderilmişti emperyal güçler tarafından.. Kaybı önemliydi ..Bulunması gerekiyordu.. Henry M. S. uzun arayışlardan sonra viran bir köyde kendisini hasta yatağında buldu ve "How I Found Livingstone?" (Livingstone ' u Nasıl Buldum?) ve In the Darkest of Africa (Afrika'nın Kapkaranlığında) gibi o dönem için çok merak uyandıran kitaplar kaleme aldı .. İşte ne olduysa bundan sonra oldu ve Avrupa ' nın tüm dikkati bu bölgeye yani Afrika'ya çevrildi ..Bu bölge zamanın şartları düşünüldüğünde ; devlet adamlarının , misyonerlerin , işadamlarının ve madalya düşkünü maceraperest asker emeklilerinin isteyeceği herşeye sahipti.. 15 sene gibi kısa bir sürede Etiyopya hariç tüm bölge emperyalist devletlerce paylaşıldı .Pastadan pay alanlar arasında Fransa , Britanya , Portekiz , Almanya , İtalya ve Belçika gibi devletler vardı.. Biz hikayemize Belçika ile devam edeceğiz..İşte bu Stanley denen zevat Belçika ' nın bölgeye atılımında önemli bir rol oynadı .. Bir servetin önünde yattığını gayet iyi anlamıştı ve Dr. Livingstone ' dan daha acımasız bir mizacı vardı ..Bu arada kendisinin Kongo Irmağı'nı keşfeden kişi olduğunu da araya sıkıştırılam.. Hemen kolları sıvayıp Avrupa' ya bir yatırımcı aramaya gitti ve Bingo!!! Bulduğu yatırımcı hem bir işadamı hem de bir KRALDI! Kim mi idi o şahıs ? Hikayemizin diğer kahramanı Belçika Kralı II. Leopold! Leopold' ün Kongo Irmağı havzasında bol miktarda bulunan FİLDİŞİ , kauçuk ağacı ( o dönem yeni yeni caddelere serilen arabaların lastikleri için eşsiz bir hammadde idi ) ve palmiye yağını duyunca gözleri parladı .. Stanley' i kendine ortak yaparak ve yanına da bir kaç yandaş alarak bir şirket kurdu .. Kurulan şirket şahıs adına olduğu için Belçika devleti ile alakası olmayacaktı ..Ülkeler kanununa da bağlı olmayacağı gibi söz konusu şirkette Belçikalıların da payı bulunmayacaktı ..Sizin anlayacağınız TURNAYI gözünden vurmuşlardı .. Kim bilir belki kutlama için bir araya geldikleri sırada arkaya RİNGO RİNGO ŞİŞELERİ açıp kaşıkla bile oynamışlıkları olabilir .. Ciddi olacağım diyorum ama olmuyor zohahahaha =)) Hem bünyeler su kaynatmıştır .. Az es verelim ..Sözleri alalım :

Leopold ile kaşık havası !! =)) Düşündükçe beynim yanıyor lkdfşalsdjfşldkjf =))) Ya olduysa ?!?!?! =)))

Giydiğim sarı .. Kadehler YARI =((
Sen kimin yarisin hacı cav cav aha canıma değsin!
Giydiğim atlas .. İğneler batmaz !!!
Yar bensiz yatmaz hacı cav cav aha canıma değsin!

ŞİŞELEEEEEER!!! Ringo ringo şişeler
Çamura mı girdin sen bensiz
Kongo'ya gittin habersiz ... (nakarat X 2 )

Evet ! Devam edelim =)) İşbu gavur ifrit tohumu Stanley , Kongo' ya gidip ordaki 500' e yakın kabile reisini karşısına alarak bir toplantı düzenledi .. Kasıtlı olarak yapılan yanlış çevirilerin eşliğinde kabile reislerini kandırıp topraklarını ellerinden alarak bu insancıkları bir güzel kölesi haline getirdi..Leopold artık Belçika' nın 80 katı büyüklüğünde bir toprak parcasının kayıtsız şartsız TEK efendisi idi .. Silah ve şiddet ile yıldırıp hizaya sokacağını düşündüğü insanlar , bir müddet sonra ayaklanınca bu kez ayaklananların SAĞ ELLERİNİ KESTİRİP, yıldırma taktiğine yöneldi .. Bu yöntemle beraber ufak çaplı bir soykırımın da kapısını ardına kadar açmış oldu .. Bir yandan köleleştirdiği insanlardan sahibi olduğu devletin ( ki burda tam karşılığı Kongo oluyor ) adına vergi istiyor , diğer yandan ülkeyi son zerresine kadar sömürüp semiriyordu .. Bu durumun dünya kamuoyunca duyulması ve Kongo' nun ücra köşelerinden haberlerin Avrupa kıyılarına ulaşması hayli uzun sürdü .. Kokuyu ilk alan, dünyanın ahlakça en gözde (?!?!?!) ulusu olan İngilizler oldu .. Bu ahlak jandarması ulus büyükelçiliği görevlendirerek olayı araştırmaya açtı .. Kongolu yerlilerin, ormanda ansızın karşılarına çıkan büyükelçilik birimlerine aktardıkları ve kayıtlara geçen şu soruyu buraya noktasına virgülüne dahi dokunmadan aktarıyorum ...

"BEYAZ ADAM EVİNE HİÇ DÖNMEYECEK Mİ ? BU DURUM SONSUZA KADAR HEP BÖYLE Mİ SÜRECEK?"

Velhasılkelam çok uzatmamak adına kısa kesiyorum .. Kongo özgürlüğüne kademeli olarak çook çok sonraları kavuştu .. 1908' de Belçika , Kongo ' yu kralın elinden aldı .. Kral da öteden beri bölgeyi Belçika' ya verecektim zaten diyerek açığa çıkan soykırımın ve türlü rezaletin verdiği mecburiyetle anllaşmayı kabul etmek zorunda kaldı .. Belçikalılar Leopold' ün getirdiği medeniyete ek olarak değerlere değer kattılar!! Minnacık bir örnek vereyim : Hastalıklarla mücadele ve bölgenin inşaası yapılıyordu yapılmasına ama 1960 da bağımsızlığını kazanana kadar Kongo ' da Kongoluların OY ATMA HAKLARI YOKTU !! NASIL ? GÜZEL DEĞİL Mİ??!?!?!!!

Neyse artık kitabı ve 4. şahsı gönül rahatlığıyla anlatabilirim cicim! Bizim Stanley Kongo ormanlarına girmişti girmeye ama II. Leopold sütle yıkadığı bebek poposu kıvamındaki narin cildi ve KÜSTAH sivrisinekler yüzünden Kongo ' ya hiçbir zaman gitmedi .. Burdan sonra Eduardo Galeano devam etsin : "Ama Joseph Conrad oraya gitti.En ünlü romanı olan Karanlığın Yüreği ' nin başkişisi olan Kurtz sömürge birliğinin seçkin subayı Yüzbaşı Leon Rom' un EDEBİ karşılığıydı.Yerliler onun buyruklarını dört ayak üzerinde dinliyorlardı ve yüzbalı onlara sersem hayvanlar diyordu. Evinin girişinde , bahçe çiçeklerinin arasında dikili duran yirmi sopa dekoru tamamlıyordu.Bu sopaların her birinin tepesine asi bir kölenin KAFASI GEÇİRİLMİŞTİ.Bürosunun girişinde diğer çiçeklerinin arasındaysa rüzgar estikçe sallanan bir darağacı yükseliyordu."

Romanda geçen olaylar bu yukarda okuduğunuz hastalıklı aura etrafında dönüyor .. Medeniyet götürmeye diye giden sözde medeni insanların ,medeniyetsizliğin nasıl sözlük karşılığı olup çıktıkları büyük bir ustalıkla anlatılmış.. Tabiri caizse güzel bir ironi olmuş .. Yazara gelecek olursak kendisi bu yazdığı roman ile zamanında esaslı miktarda eleştiri oklarının hedefi olmuş.. Yalnız bir dahi olduğu su götürmez ..Lehçe , tam emin olamamakla beraber sanırım Ukrayna doğumlu olmasından ötürü de rusça bilen ve ingilizceyi de 20 yaşından sonra öğrenen bu şahsın , bu eserle beraber ismini İngiliz Edebiyatına adeta altın harflerle kazıdığı da göz önüne alınacak olursa sanırım hakkını siz de teslim edersiniz .. Kendim de çeviri yapan biri olarak şunu söyleyebilirim ki, kitabı okurken orjinal metinden kimi zaman karşılaştırmalar yaptım elimdeki kopya ile..Zira çeviri bazı kısımlarda yetersiz kalmaktaydı .. Orjinal metinleri okuyunca çevirmene hak verdim ..Sanırım bu tarz bir eserin doğru adresi çevirmen babında Mete Ergin olmalıydı ..

Conrad' ın dili kullanımı, ustalığın bir kaç tık üstünde ..Maestroluğa evrilmiş diyebilirim rahatlıkla.. Zaten o günden bugüne dek eskimeden kalıp Kültler statüsüne giren bu eser için daha ne denebilir ki? Dedim ya çok eleştiri almış diye ..O konuda da bir kaç şeyi belirtmeden geçemicem ..Bu adamın kullandığı metaforlar cidden inanılmaz .. Ama kimi yerlerde Kongo Irmağı' nı bir Yılana (kötücül bir nesne gibi ) , kimi yerlerde bu kıyıda yaşayan yerlileri de Dante' nin cehennemindeki şeytanlara benzetmiş .. Romanı anlatan kendisi değil de bir başka anlatıcı olduğu için bu hususta yapılan eleştirilerden, benim değil anlatanın fikirleri diyerek sıyrılma noktasını secmiş.. Bana sorarsanız bu hiçte inandırıcı gelmedi bana .. Şahsi kanaatim bu yönde ...Kitabı okuyacak kesim için şunu söylemeliyim ki, kesinlikle su gibi akacak , rahat okunacak bir roman gözüyle bakıp almayın bu kitabı .. Bambaşka bir dile sahip ..Okurken sizden yüksek dozajda emek ve özveri istiyor .. Bu tarz kitaplar söz konusu olduğunda SÜRAT FELAKETTİR .. Yavaş yavaş, sindire sindire okuyun .. Bu arada kitabı İletişimden okudum ve eleştirel basım olmasından dolayı da kitap içindeki yararlı kaynaklardan epeyce yararlandım ..Size de tavsiyem İletişim olacak.. Uzun upuzun bir incelemenin kısası: MUHAKKAK ALIP OKUYUN !!!

Bonus editi : Az daha unutuyordum !! Kongolulara uygulanan sistematik zulümde emeği geçen tüm devlet ve şahıslar için gelsin ! NORVEÇLİLER "KULAKTAN DOLUMLA " ALINAN BİLGİLERE GÖRE DUŞ ALMAYI , SUYU SABUNU BİLMEZLERMİŞ .. NEYSE Kİ MÜZİKTEN ANLIYORLAR .. ALBÜM İSMİNE ÇOK DİKKAT =)) 16: 45 ' e al dinle =))

https://www.youtube.com/...4uPBQfqY&t=1152s
136 syf.
·Beğendi·10/10 puan
https://m.youtube.com/watch?v=wanfYXYhY-A

Selam kitapçokseverler. Bu bölümümüzde Joseph Conrad'ın Karanlığın Yüreği yapıtını konuşuyoruz. Conrad'ın başyapıtı kabul edilen ve William Golding, George Orwell gibi yazarları etkilemiş bu roman hem dönemin değer yargılarını, hem de emperyalizmin meydana getirdiği tahribatı resmediyor.

Avrupalıların Afrika’daki emperyalist sömürüsü, sömürgeciliğin "medeniyete" taşıdığı mirası, emperyalizmin ve modernleşmenin sonuçları üzerine sohbet ediyoruz. Ayrıca Conrad'ın sanata dair görüşleri, anlatım biçimleri arayışına dair fikirlerimizi paylaşıyoruz.

Keyifli dinlemeleriniz olması dileğiyle.

okursohbetleri@gmail.com üzerinden görüş ve önerilerinizi bekleriz.

Sevgiler.
  • Dublinliler
    7.6/10 (373 Oy)296 beğeni1.095 okunma1.220 alıntı12,3bin gösterim
  • İlahi Komedya
    8.5/10 (903 Oy)1.128 beğeni3.302 okunma7,8bin alıntı57,5bin gösterim
  • Frankenstein ya da Modern Prometheus
    8.4/10 (1.775 Oy)1.395 beğeni4.765 okunma6,8bin alıntı34,7bin gösterim
  • Candide
    8.0/10 (853 Oy)700 beğeni2.493 okunma3.074 alıntı23,5bin gösterim
  • Kum Kitabı
    7.7/10 (252 Oy)230 beğeni934 okunma1.403 alıntı8,9bin gösterim
  • Venedik'te Ölüm
    7.1/10 (507 Oy)327 beğeni1.570 okunma1.304 alıntı11,8bin gösterim
  • Sis
    8.4/10 (778 Oy)640 beğeni2.012 okunma7,6bin alıntı25,1bin gösterim
  • Bir Noel Şarkısı
    8.2/10 (829 Oy)593 beğeni2.232 okunma1.409 alıntı20,8bin gösterim
  • Ses ve Öfke
    7.5/10 (349 Oy)327 beğeni1.140 okunma1.482 alıntı18,6bin gösterim
  • Prens
    8.1/10 (2.038 Oy)1.848 beğeni7,4bin okunma8,6bin alıntı59,7bin gösterim
112 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10 puan
Modern edebiyatın kurucularından sayılan Conrad’ın, dilin rüzgârına tutunup denizin özgürlüğünde, anlatma işini iki anlatıcıyla sürdürdüğü yapısı ve sömürgeciliği ele alan konusuyla iki boyuttan oluşan kitabını OKUDUM. “Okudum” bana hep ikircik bir kelime gibi gelmiştir. Bir kitabı okumuş olmakla, bir kitabı yaşamak arasındaki belli belirsiz ayrımın arasında gidip gelen yarı yarıya ortak bir bağ olduğunu varsayarsak ve yine bir kitabı okumuş olmakla, bir kitabı yaşamanın meydana getirdiği düşsel yaratım farklarını düşünürsek bu ikirciklik daha da belirginleşiyor. İşte böyle -sözcüklerin kaygan zemininde- okudum diyebiliyorum Karanlığın Yüreği’ni.

20 yaşından sonra İngilizceyi öğrenen Polonya asıllı Conrad, bu kitapla İngiliz edebiyatındaki yerini aşılmaz dalgalarla çevirmiş bir modernist. Ah, bu ‘okura yorumu yasaklamayan ama o yoruma ulaşmak için elinden geleni ardına koymamasını isteyen’ modernistler yok mu? Conrad o kadar çok ara cümle ve simgesel bir dil kullanmış ki önceki cümlede verilen modernist yorumuna bire bir uyuyor tarzı. Anlatıya çevresini tasvir ederek başlayan anlatıcı(gemiden bir mürettebat), sonradan kendi anlatısının dinleyeni olacak şekilde “ve burası da dünyanın karanlık yerlerinden biriydi” diyerek araya giren Marlow’a bırakıyor anlatıyı. Kitabın sonuna kadar anlatıyı devralan Marlow bize üç bölümde üç karanlık olgudan bahsediyor(“insan eli değmemiş Kongo’nun karanlığını, Avrupalıların yerlilere yaptığı zulmün karanlığını ve her insanın içinde gizli olan kötülük yapma arzusunun karanlığını”). Conrad, ders çalışan çocuğunu arada bir kontrol eden baba misali, “terbiyesizlik etme, Marlow, diye hırladı bir ses, ben de hiç olmazsa birisinin daha uyanık olduğunu anladım.” gibi cümlelerle aslında öyküyü anlatanın Marlow değil, asıl anlatıcı olduğunu okuruna unutturmuyor. Seni gidi oyunbaz diyoruz bu gibilerine.

Fildişi ticareti yapan bir şirkete kaptan olarak giren Marlow’dan bulunduğu adada yerlileri zorla çalıştıran, sömüren Kurtz’u geri getirmesi istenir. Kitap bu yolculuğu ele alıyor kısaca. Kitabın iki boyutlu olduğunu başta söylemiştim. İlk boyut dil ve yapısıydı. İkinci boyut ise ele alınan konu: Sömürgecilik. Conrad’ın ince bir simgesellikle yoğurduğu Kurtz adlı karakteri sömürünün, emperyalizmin dünyaya ne boyutta yayıldığının göstergesiydi kitapta. (Borges’e karakter yarattığını düşündüğünüz yazarlar kim diye sorulduğunda ilk olarak Conrad’ı örnek vermesi tesadüf olamaz gibi geldi bana kitabı okuduktan sonra.) Para, heves, hırs uğruna kendinden olmayanı kanının son damlasına kadar sömüren emperyalist kişiler ya da ülkelerin iğrençliğini görmek karanlığın yüreğine balıklama atlamak gibi oldu. Aslında hepimiz maddi manevi birer sömürücü emperyalistiz, değil mi? En basitinden ben bu kitabı inceleyerek sömürüyorum. Bazıları sevgiyi silah olarak kullanıp sömürüyor. Bazılarımız zamanını sömürüyor. Toplantıda seçilseydi çok güzel tartışılırdı bu kitap.

Ömrünü denizlerde geçirmiş Conrad’ın Karanlığın Yüreği’ni kitaplığıma koyup deniz edebiyatının her tonunu hissettim, dediğimde benim için çok keyifli ve faydalı bir okuma olduğunu biliyorum artık. Geri kalan hiçbir olgu bir anlam ifade etmiyor. Ve siz de Conrad’ı okuyun lütfen. Hem modern bir klasik okumak hem de insanlığın savaştan sonraki en büyük suçlarından olan sömürgeciliği karanlık bir şekilde görmek için. Kitapla kalın.
184 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Karanlığın Yüreği, neredeyse yirmi beş yıl sonra üçüncü kez okumama rağmen bende yine aynı sarsıcı etkiyi gösterdi. Eserin edebi üslûbunun insanı etkilememesi imkânsız; ama bir yandan da, kendini hemen bırakan, rahat okunup kenara konulabilecek bir eser de değil Karanlığın Yüreği. Conrad'ın geç yaşlarda öğrendiği İngilizcesiyle yazdığı kitaptaki bu dilin insanı sarsmaması zor, ama insanın anlatılanı hemen, çok kolay anlaması da kolay değil ve sanki bu kasıtlı olarak yapılmış diye de düşünmüyor değilim. Eserin başından sonuna dek hem gerçek hem de mecazi anlamlarıyla karanlık her yeri usûl usûl sarıyor, yazar bazı yerleri aydınlık ve ışıklı bırakırken, hikâye ilerledikçe her yeri zifiri bir ışıksızlığa boğuyor. Conrad'ın karanlıkları türlü türlü; emperyalizm, ırkçılık, insanın insana yaptığı kötülükler ve hiç bir eleştiride sözü geçmemesine rağmen neredeyse bütün sayfalarda adı karşımıza çıkan ve bütün bu sömürünün sebebi olan fildişini düşündüğümüzde hayvanların insanın menfaatleri uğruna yok edilmesinin ideolojisi olan türcülük gibi farklı sömürüleri ve kötülükleri bir arada, karanlığın yüreğine yapılan bir nehir yolculuğuyla anlatıyor Conrad. Ama nasıl anlatıyor? Bu edebi üslûbun hâlâ etkileyiciliğini kaybetmemesi gerçekten ilginç; bir türlü eskimemiş, yaşlanmamış bir dil, bir edebiyat tadı var kitapta ve onu modern bir klasik yapan özelliklerin en önde geleni de bu olmalı herhalde. Conrad'ın karakterlerini çok da kolay ele vermeyen anlatımı ve başımızı döndüren dil kullanımı bütün eser boyunca çıtasını hiç bir biçimde düşürmeden sürüyor; Conrad'ın insana dair, insan ruhuna dair söyledikleri, bütün büyük edebiyatçıların şu dünya tecrübeleriyle sabit olmuş, ancak büyük edebiyat eserlerinde görebileceğimiz bir ifşa eyleminin bir diğer örneği. İşte bu hakikaten ancak çok iyi edebiyat eserlerinde görebileceğimiz bir nitelik ve hiç gecikmeden bu edebiyat şölenine icabet etmemiz gerektiğinin bir işareti hepimiz için.
120 syf.
·10/10 puan
Joseph Conrad hayatının bir döneminde denizcilik yapıyor,Afrika’da gördükleri ve yaşadığı hastalık Londra’ya dönmesine sebep oluyor. Bu süreçten sonra artık bir denizci değil yazar oluyor. Karanlığın Yüreği bu açıdan Conrad’ın içsel değişimini de anlattığı bir kitap.
.
#karanlığınyüreği katmanlı bir anlatı;
*hem Conrad’ın hem Marlow adlı karakterin içsel dönüşümü bağlamında psikolojik. (Jung’un persona gölge çatışması.)
*Hayırseverlik adı altında Avrupa’nın Afrika’da yarattığı dehşet ortamını hikayenin merkezine koyması yönüyle emperyalizm eleştirisi
*Avrupalı’nın sömürgeciliğe yaklaşımını ince alaylarla betimlemesiyle bir toplum eleştirisi
*Avrupalı Şirket temsilcisi Kurtz’u Afrika’da elinde modern şimsek ve yıldırımlarıyla bir tanrı gibi, Marlow’u ve diğer sömürgecileri onun müritleri gibi yansıtması yönüyle realitenin ve sorgulamanın önemini vurgulayan bir kitap. (Mutlak itaat ve kölelik ilişkisi)
*Marlow karakteri ve Mephistopheles göndermesiyle Cristopher Marlowe ve Dr.Faustus’u akla getiriyor.
Dr.Faustus bir ruhunu şeytana satma hikayesi, karanlığın yüreğine yapılan bir yolculuk!
Aynı zamanda o dönemin yapıtlarında İngiliz gemicilerin keşfettiği yeni ülkeler sayesinde insanın her şeyi elde edebileceğini vurgulanmaktaymış. Marlowe ise daha üstün güçler karşısında insanın yenilgisini vurguluyor. Tıpkı tanrısal şirket temsilcilerinin Afrika’nın doğasına yenik düşüp hastalanmaları gibi.
.
Ve kitabın en beğendiğim yönü Conrad’ın anlatımıydı. Betimlemeleri muhteşem; ters anlamlı, alaycı, sembolik ve çarpıcı bir dil kullanmış. Böyle bir anlatımda çevirinin önemi çok daha fazla önplana çıkıyor,
@cahit.kaya_ çevirisinden okudum, Karanlığın Yüreğini çok sevmemdeki etkisi yadsınamaz.
Hem kitabı hem çeviriyi ısrarla tavsiye edeceğim :)
128 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitabı tesadüf eseri aldım ve bu kadar güzel olabileceğini tahmin etmemiştim. Bir tarafta doymak bilmeyen sömürge toplumlar bir tarafta açlıkla mücadele eden, sömürülen insanlar. Kitaptaki hem insan hem doğa özellikle deniz tasvirleri çok güzeldi. İnsanlardaki bitmek, tükenmek bilmeyen, dizginlenmeyen merak ve açgözlülüğün hem bireylerin hem de toplumların hayatında ne gibi durumlara sürüklediğini gösteriyor kitap.
184 syf.
·3/10 puan
Avrupalıların yerlilere yaptığı zulmü derinlemesine irdeleyen Conrad, aynı zamanda her insanın içindeki kötülüğü ele alıyor ve bunu bir beyazın belleğindeki iç çatışmalarla anlatıyor.
-
Öncelikle kitapla tanışmama gelirsem, kitabı öyle bir yerde gördüğüm için değil, yorumlarını okuyup dikkatimi çektiği için almıştım. Bana göre zor bir kitap olduğunu, okurken anlamaya başladım ama buna rağmen yine de okumaya devam ettim. Kitap yavaş okunmuyor, aksine hızlı okunuyor. Kelimeler gözümün önünde yıldızlar gibi kayıyor ve ben o kelimelerin büyüsüne kapılıp sarhoş oluyordum ama hiçbir şey anlamıyordum. Böylesi derin, gerçekçi bir eseri anlayamamanın üzüntüsü içinde olduğumu söylemeliyim. Buna rağmen yine de Marlow’un kitap aşkını ve bilgiç sözlerini sevdim. Tabii ki, Avrupalıların uygarlık götürme bahanesiyle Afrika’yı sömürgeleştirdiğini ve insanlara zulüm yaptığını sevmedim.
-
“Kitabı cebime attım. Emin olun, kitabı okumayı bırakmak, eski ve sağlam bir dostluğun sığınağından ayrılmak gibiydi.”
184 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Betimlemeler, ara cümleler, havanın karanlığında başlayıp yaptıkları zulümlerin karanlığında devam eden, insanın karanlığında biten inanılmaz keyif alarak okuduğum, okuduğum her üç cümleden ikisini alıntılamak istediğim muhteşem bir şeydin sevgili kitap. Tekrar görüşeceğiz.
184 syf.
·9/10 puan
Karanlığın Kalbi, edebiyat tarihinin başarılı eserlerindendir. İçerdiği sembollerin çokluğu nedeni ile ders kitabı olarak kullanılır. Özellikle İncil referansları çoktur. İncelenmediğinde daha keyifli bir okuma sunmasına rağmen, konu olarak iç daraltıcıdır ; geçen yüzyıl başında Avrupa'nın sömürgeleri olan Afrika ülkelerinde yaptıklarını sembolizm yardımı olmaksızın anlayabileceği şekilde okura aktarmış yazar. Edebiyat dünyasına ilgisi olanlar gözden kaçırmamalı.
136 syf.
·2 günde·Beğendi
Okumaya değer eşsiz bir eser...
İçinde barındırdığı gizlerle haykırıyor ama görebilene.
Bu eseri okurken hep keşke acılarını anlayabilseydim dediğim her an "sen anlayamazsın" cümlesi zonkluyordu...
O acıları yaşamadım ama acıları ve kendilerine yapılan zulüm boyutunda ""Kürtler" olarak "Kongo" halkının acılarına pek yabancı değiliz... " düşüncesi hep hatırımdaydı...

Ve gizine çağıran derin ayrıntıalar...
184 syf.
·1 günde·6/10 puan
Dili zorlayan bir kitap oldu. Çok fazla kesme işareti ile açıklama yapılmış. Diyaloglar ayrıca belirtilmeyip paragrafların içerisinde yer alıyor. Buna rağmen bir günde bitirebileceğiniz bir kitap.

"Uygar" Beyaz İnsanın "vahşi" diye nitelendirilen insanların topraklarında yaptığı acımasız talan bir denizcinin ağzından anlatılıyor. Ancak bu anlatım dolaylı yoldan yapılıyor. Ön planda, bir gemide bekleyen denizcilerden birinin arkadaşlarına sömürge topraklarında bir efsaneye dönen, Mr. Kurtz'un hikayesini anlatması varken arka planda "uygar" insanların gözü dönmüşlüğü ve acımasızlığı vardır.

Ne yazık ki okuma serüveni açısından keyif aldığım bir kitap olmadı. Yine de Avrupalıların sömürgecilik için neler yapabileceklerini, nelere katlanabileceklerini okumak güzeldi.

Keyifli okumalar dilerim.
168 syf.
·Puan vermedi
Sömürgeciliği bu kadar şiirsel bir dil ile anlatmak; kitabı fazlasıyla ilginç kılıyor. Bazı sayfalarında anlam kargaşası yaşamadım dersem yalan olur. O yüzden tekrar tekrar okuduğum sayfalar oldu.
Irkçılık, sömürgecilik ve bunların sonucunda beyazlar tarafından zulmü uğrayan siyahiler.
"Kesinlikle okunması gereken bir kitap. Kitabı okuduktan sonra, benim gibi diğer kitaplarına da göz atacağınıza eminim."
Kitabı cebime attım. Emin olun, kitabı okumayı bırakmak, eski ve sağlam bir dostluğun sığınağından ayrılmak gibiydi.
Joseph Conrad
Sayfa 95 - Can Yayınları
Gördüğüm şeylere karşı, elimden bir şey gelmediği için kendimden nefret ettim, duyulmayan sesimden, delirmeyen aklımdan nefret ettim.
Yalan söylemekten nasıl nefret ettiğimi, kaçındığımı ve yalana tahammül edemediğimi bilirsiniz bunun nedeni, benim, sizin hepinizden daha doğru bir adam oluşum değil sadece yalanın beni dehşete düşürmesidir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Karanlığın Yüreği
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053263654
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Heart Of Darkness
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İz Yayıncılık
İçinde denizler çağlayan yazar Joseph Conrad'ın, Ukrayna'da doğan bir Leh olarak, İngiltere'de yaşarken gemilerde şekillenen muhayyilesinin eseri. Kongo'da binlerce filin katledildiğine, insanın köleleştiğine şahit oluşun ağıtı. Sömürgeciliğin kan kokusu. Ömrünü verdiği denizler kadar derin bir sorgu. Hırs ve açgözlülüğün insanı sürüklediği en leş yer. Karanlığın kalbine en edebi dokunuş.

Kitabı okuyanlar 1.789 okur

  • Zeynep Toksoy
  • Teslime Yıldız
  • Nuh Bilir
  • Şaziye...
  • Muhammed Erçetin
  • Tuğba
  • Sevda Çelebi
  • Murat Korkmaz
  • Şeydanur D.
  • alper akdağ

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0.2 (1)
7
%0.2 (1)
6
%0.2 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları