Kardeşini Doğurmak (Türkiye'de Ensest Gerçeği)

·
Okunma
·
Beğeni
·
24,1bin
Gösterim
Adı:
Kardeşini Doğurmak
Alt başlık:
Türkiye'de Ensest Gerçeği
Baskı tarihi:
Şubat 2018
Sayfa sayısı:
372
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050949995
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Kardeşini Doğurmak elini taşın altına koymaktan çekinmeyen bir kalemin ürünü…

"Direkt büyüdüm, büyüttüler"

"Büşra Sanay insanlığın en karanlık noktasına, en bağışlanmaz suçuna büyük bir cesaretle eğiliyor ve ne kadar acı olursa olsun gerçeğin gözünün içine bakmaya çağırıyor bizi. Belki de arınma, bu yüzleşmelerle gelecek. Büşra gibi duyarlı insanların acı çekme pahasına yazdığı, böyle önemli kitaplarla… Okurken sarsılacaksınız hem de çok sarsılacaksınız. Sanırım gerekli olan da bu…"

Zülfü Livaneli

Türkiye'nin en mahrem yerinde görülmeyen, görmezden gelinen bir yara: Ensest. CNNTürk haber spikeri Büşra Sanay, yıllarca süren titiz bir çalışmayla ensest mağdurlarından ailelere,

sosyologlardan ilahiyatçılara, hukukçulardan eğitimcilere, psikologlardan adli tıpçılara kadar her kesimden insanla konuşarak Türkiye'nin ensest tablosunu ortaya çıkardı.
372 syf.
·5 günde·9/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Kardeşini Doğurmak kitabını yorumladım: https://youtu.be/XvACJzZtwCM

"Yetiştirdiğin ağacın meyvesini ilk sen yemez misin?" Ensest suçunu kabul eden bir "baba"(!)

Uzun zamandır kurgu romanların arasında kaybolmamla birlikte oluşan rahatlığımı bozabilecek ve beni içindeki saf gerçeklerle rahatsız edebilecek bir kitap arıyordum. Kardeşini Doğurmak kitabı doğru bir seçimdi.

Peki, neden bazı gerçeklerden rahatsız olmalıyız?
Marcel Proust'un düşüncesine göre, merakımızın tam olarak uyanması için bir rahatsızlık duyuyor olmamız gerekiyor.
Ray Bradbury, rahat bırakılmamıza gerek olmadığını, bazı gerçeklere kayıtsız kalmamak için arada sırada rahatsız edilmemiz gerektiğini belirtiyor.
Sabahattin Ali ise dünyada rahat yaşamanın aptalca olduğunu, aptal olmaktansa biraz daha rahatsız yaşamanın daha gerekli olduğunu savunuyor. Buraya başka sevdiğim yazarların da rahatsızlık hakkındaki düşüncelerini yazabilirdim ama şimdilik bu kadarı yeterli.

Bir soru sorarak başlayayım. Bu yazıyı okuyan kadınlardan kendi kardeşini doğuran var mı? Aramızda böyle bir kişinin olduğunu hiç sanmıyorum. Peki bu durumda kalmış biri, hiçbiri, binlercesi için ne kadar oranda bir empati duygusuna sahip olabiliriz? Merakımızın tam olarak uyanması için artık bir rahatsızlık duyuyor olmamız gerekmez mi rahatça yaşayıp gülüp geçtiğimiz gerçeklere karşı? Türkiye'deki ve belki de mahallemizdeki komşumuza kadar inmiş olma ihtimali olan ensest gerçeği hakkında nelerden haberimiz var?

Ensest: Başta aile içi olmak üzere her türden gayrimeşru cinsel ilişkiyi ifade eder.

1,5 aylık bir çocuğun cinsel istismar sonucu bağırsakları patlayarak öldüğünden haberiniz var mı?

"Babanın ihtiyacını gider, ne olur, bak bize zarar verecek" diyen ve enseste aracılık eden annelerden haberiniz var mı?

Babasının 24 yıl boyunca bir bodruma kapatıp yedi kardeşini doğurmasına sebebiyet verdiği Elizabeth F.'den haberiniz var mı?

Küçücük çocukların tecavüzünde rıza arayıp, 12 yaşından büyük çocukların tecavüzcüsüyle evlendirilmesini yasalaştırmaya çalışan kurumlardan haberiniz var mı?

Diyarbakır'daki bir mahkemede sırf tecavüz tamamlanmadığı için erken boşalma indirimi alan sanıktan haberiniz var mı?

"Yetiştirdiğin ağacın meyvesini ilk sen yemez misin?" diyen ve kendi öz kızına uyguladığı cinsel istismar suçunu kabul edip hiçbir suçluluk duymayan babalardan haberiniz var mı?

Ailedeki cinsel istismardan haberi olup da babanın Kuran'a el basabileceğini söyleyince ona inanan abilerden haberiniz var mı?

14 yaşındayken bir akrabasının tecavüzüne uğrayan ve evinden kaçan Güldünya'nın töre kurallarına uymadığı için vücuduna sıkılan kurşunlar tarafından öldürüldüğünden haberiniz var mı?

Bir çocuğun kendi ağzından çıkmış olan "Ben çilekli süt istiyorum. İneğin sütünü istiyorum... Pipi sütü istemiyorum artık!" cümlelerinden haberiniz var mı?

Kanınızın yıllardır süregelen sıcak akışından sonra kanınızı durduk yere dondurmak isteyeceğiniz bütün bu iğrençliklerden haberiniz var mı?

Karnındaki bebeğin babasından mı yoksa kocasından mı olduğunu bilmeyen kadınlardan haberiniz var mı?!

Benim haberim yoktu. Çok ama çok özür dilerim. Güldünya'dan, Elizabeth'den, tecavüzünde rıza aranan bütün çocuklardan, 1,5 aylık bağırsakları patlayan o çocuktan, karnındaki bebeğin babasından mı yoksa kocasından mı olduğunu bilmeyen bütün kadınlardan özür dilerim. Bunların hiçbirinden haberim yoktu.

Büşra Sanay olmasaydı haberim olmazdı. Çünkü ensest haberlerinde pek reyting yoktu. Daha çok tıklanacağı bilindiği için böyle gerçekleri yayınlamayı o kadar tercih etmeyip de durmadan sosyal medya kanalları aracılığıyla Şeyma Subaşı'nın Acun'dan aldığı nafaka haberlerini paylaşan, Arda ve Berkay'ın kavgasını Türkiye'nin gündemine oturtan, izdivaçlarda edilen kavgaların tecavüz ve ensest vakalarının önüne geçtiği bir iğrençlikler bütününde yaşadığım için o kadınların hepsinden özür dilerim.
Sosyal medyaya yansıması o kadar istenmiyor bu tür haberlerin. Yansıması istenmiyor çünkü toplumun rahatını bozabilecek, iktidarın verdiği cezaların caydırıcılığını sorgulatabilecek cinsten haberler bunlar. Bize yansıyan sadece Palu Ailesi oldu, o da işin görünen yüzüydü. Çok ama çok özür dilerim hepsinden... Hiçbir şey yapmadım cesetlerine karşı. Yapmamayı geçtim haberim bile yoktu tecavüz edilmiş bedenlerinin masumluğundan. Haberim bile yoktu...

Ben eminim ki, günlük yaşamlarımızda yanlarından geçip gittiğimiz insanların arasında bu tür sapkın insanlar var. Ben eminim ki, binlerce insan bu tür gerçeklere karşı hâlâ sessiz kalmaya devam ediyor. Ben eminim ki, çocukların anlattıklarına inanmayan, ensesti hâlâ hastalık olarak görmekle yetinip de sanıkların ceza almasını engelleyen, verilen cezaların eksikliğinden ötürü aramızda dolaşmaya devam eden insanlar var.

PEKİ NE YAPMALI BU İLLETE KARŞI?

*Bu tür olaylardan daha fazla haberimiz olmalı.
*Çocuklara hayır demeyi öğretmeli.
*Çocuklara cinsel eğitim verip, özel bölgeleri öğretilmeli.
*Cinsellik konusu açıldığında çocuk ayıplanıp susturulmamalı.
*Anneler çocuklarıyla yakından ilgilenmeli.
*Çocuklara kendilerini nasıl ifade edebilecekleri öğretilmeli.
*Çocuklara kendi vücutlarının özel olduğu ve ancak kendi izin verirse birinin dokunabileceği öğretilmeli.
*Ailelerin, çocukların ve bu konuda bilinçlenmek isteyen herkesin Çocuk İzlem Merkezleri aracılığıyla bilgilendirilmesi sağlanmalı.
*Eğer bir suça tanıklık ettiysen ya da suç şüphesi oluştuysa bunu adli mercie bildirmeli. Aksi takdirde sen de aynı cezayı alırsın.
*Türkiye'deki ensest gerçeğine psikolojik, sosyolojik, hukuki, tıbbi, edebi, dini, nörolojik konularda tecavüzcülerle yüzyüze gelmiş cezaevi psikologlarının da aracılığıyla geniş bir fener tutan Kardeşini Doğurmak kitabını okumalı. Belki 1 kere değil. 3-5 kere okumalı ki kafamıza bazı şeyler tam olarak kazınsın. Bu kitabın 1000kitap'taki okunma sayısı "419"da kalmamalı. Binlerce, milyonlarca insana ulaşmalı.
*Bu tür konular hakkında yapılan yorumlara ve gönderilere salt kalp butonuna basıp geçmemeli, içimizdeki esas kalbimizin butonuna basmalı. Ben de dahil.
*Rahatımızı bozacak görmezden gelinmiş, halının altına atılmış gerçeklerden daha fazla rahatsız olmalı.
*Daha fazla rahatsız olmalı.
*Daha fazla rahatsız olmalı...
372 syf.
·4 günde·9/10
Yazarın TEDx Konuşması: https://www.youtube.com/watch?v=yK7PsjTRfwY

Bu kitap hakkında bir şeyler yazmakla ilgili gittim geldim, gittim geldim, gittim geldim. Ve sanki yazmazsam görmezden gelmişim gibi olacağını hissettim.

Öncelikle kitabın okunabilirliğini düşüren olumsuz detaylardan kısaca bahsedeceğim ve can alıcı kısıma geçeceğim. Ayrı uzmanlara sorulmuş aynı sorular ve aynı cevaplara sürekli ama sürekli yer verilmişti kitapta. İki satır önce zaten okuduğunuz şeyi defalarca daha okuyorsunuz en basitinden. Konu hakkında eminim söylenecek çok daha fazla şey vardı ama aynı şeylerle sadece sayfa sayısı çoğaltılmış gibiydi.

Ve gelelim enseste, ensestin çeşitlerinden ama özellikle babanın çocuğuna yaptığı istismardan bahsediyor kitap. Amcanın, dayının, abinin, annenin, dedenin ve bilimum akrabanın çocuklara, genç kızlara, yaptıkları istismarlardan bahsediyor. Diyor ki Büşra Sanay, bu çok kötü, tanımadığın birinin cinsel istismarından bile çok çok kötü, çünkü tanıyorsun. Çünkü o canın, kanın, bildiğin biri.

Dayanamayacağım sanıyorsunuz bazen sayfaları çevirirken, dayanıyorsunuz ama. Belki alıştırıldığımızdan, belki potansiyel mağdurlar olarak büyüdüğümüzden. Korkarak, sindirilerek bunların olabileceğinin farkında olarak.

2 günde bitirdim ben bu kitabı, anlamaya çalıştıkça reddetti beynim, o insanların senelerce yaşadıklarını 2 günde öylece okumuş olabilmeme sinirlendim.

Ve şüphelendim, etrafımda kim istismara uğruyor olabilir, acaba şu nasıl bir baba, o abi kardeşine kötü mü bakıyor, bu çocuk neden geceleri altına kaçırıyor, altında başka bir neden mi var? Düşündüm, düşündüm, düşündüm. Aklımı kaçırmadım, hayır kaçırmadım.

Çünkü sadece izledim, yaşamadım. Babam çok severdi beni, sokakta birkaç kez tanımadığım insanların tacizine uğradım ama babam hep dayanağımdı. Abilerimden ablamdan görmedim böyle şeyler, dayılarım, akrabalarım hep iyi insanlardı. Dedim ki ben bunu bilmiyorum, ben hiçbir suçum olmadığı halde insanların "yazık" diyerek baktığı insan olmanın ne demek olduğunu bilmiyorum. Ben yanımda bir şeyleri anlamamam için sessiz konuşulmasının ne demek olduğunu bilmiyorum. Ben 3 yaşındaki bir çocuğun ağzından çıkan sayılı kelimeyle derdini anlattığını ve buna inanmadıklarını, defalarca bunu travma haline getirene kadar anlattırdıklarını bilmiyorum.

Ben bunları yaşamadım ama birileri yaşadı. Birileri o acıları çekti ve hassas olacağız derken elimize yüzümüze bulaştırdık. Şaşırıp kalacağınız anneler okudum, kızını kocasından kıskanan, bekar amcasının senelerce tecavüz ettiği, yıllar sonra kendi babasının da diğer amcasının oğluna tecavüz ettiğini öğrendiği bir anı okudum. Okudum ve yüreğime koca bir öküz oturdu.

Belki en yakınlarından gelen bu pislikleri silemem o insanların akıllarından ama onların hayatlarıyla gelip kalbime yerleşen bu ağırlığı bir ömür boyu taşıyacağıma söz veririm, tıpkı onlar gibi, onlarla beraber.

Ve olur ya, bu yazıyı okuyan o mağdurlardan biri olur. Lütfen korkma, yalnız değilsin, senin suçun değil, ezilmek, dışlanmak, yıpranmak zorunda değilsin. Susmak, sindirilmek, elalem ne der diyerek baskılara boyun eğmek zorunda değilsin, ne olursun sesini çıkar. Sesini çıkar ki duyabilelim. Duyabilelim ki, güzel bir hayat yaşayabilmen için çabalayabilelim.
372 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Normalde incelemeye “yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Dili güzel ve akıcıydı. Beni sıkmadı” benzeri cümleler kurarak başlarım. Bu kitap için böyle şeyler diyemiyorum. Kitap bitti. Birkaç dakikadır ekrana bakıyorum. Aklımdaki düşünce “ulan ben ne okudum şimdi” demekten öteye geçmiyor. Kardeşim harbiden ben ne okudum? Kitap okuma durumuma bir hanım efendi okumak için cesaretim yok. Bitirdikten sonra lütfen yorumlar mısınız demişti. Ben de deneyeceğim demiştim. Şuan deniyorum. Normalde bir kitabı okuduktan sonra araştırmalar yapar, incelemeyi desteklemeye çalışırdım. Şuan neyi araştırıpta anlatayım bilmiyorum.

Ensest nedir onu mu anlatayım? Dünyadan örnekler mi sunayım önünüze? Eskiden krallıklarda taht kutsallığı bozulmasın, asil kanda kalsın diye düşünüp ensest evlilikler yapılırmış. Bunu mu anlatayım? Mısır’da da varmış bakın bu. Ya harbiden ben size ne anlatayım? Kızını taciz etmiş babanın “ilki ben olmalıydım” demesini mi anlatayım? Küçücük çocuğun baba sütü istemiyorum demesini mi anlatayım? Kızına taciz etmiş baba hapse düşmesin diye annesinin “aç kalırız” diye düşünüp şikayet ettirmemesini mi anlatayım? Yıllarca kızına taciz etmiş adama ses çıkarmayıp başına kuma gelince boşanıp, karakola gidip kızıma tecavüz etti diyen kadının kıskançlığını mı anlatayım? Çocuğun ifadesini her mercinin tekrar tekrar almasının sonucunda oluşan ruhsal durumu mu anlatayım? Hakimlerin rızası var mı yok mu diye anlamaya çalışıp ona göre ceza vermelerini mi anlatayım? Olay birkaç kere tekrarlanınca hakim daha önce niye şikayet etmedin diyor? Ulan korkmuş olamaz mı? Birkaç kere olunca rızası var mı diyeceksin? Abisinin tecavüzü sonucu evden kaçan kızı bulup öldürüyorlar. Abi önemli çünkü. Ne de olsa erkek o. Kız? Kızın ne önemi var kardeşim? Töreniz, aileniz daha önemli tabi. Harbiden ne anlatayım ben size? Bir kere olmuş diye müthiş hizmetleri olan bir kurumu lekelemek olmaz diyen şuursuz siyasilerin bu ruh hastalarına nasıl örnek olduğunu mu anlatayım? Adam mahkemeye takım elbise giyip gelmiş diye ceza indirimi alıyor onu mu anlatayım? Adam kızına yıllarca her türlü tacizi yapmış, yetmemiş kızından çocuğu olmuş onu da sokağa atmışlar onu mu anlatayım? Taksim meydanına ibreti alem olsun diye asmamız gereken ruh hastalarının rızası vardı deyip 3 5 yılla yırtmalarını mı anlatayım? Bu ülkenin %99’u Müslüman bizde olmaz deyip bu olayların üzerine gitmeyen ciğeri beş para etmez medyayı mi anlatayım? Duyulursa aile şerefimiz lekelenecek, bu kızları kimse almaz diyen yaratıkları mı anlatayım? Öğrencilerden birinin durumunu ilgili kuruma şikayet edecek öğretmenin tayinini ışık hızıyla çıkarttıran, okulumuzun adı kirlenecek diyen müdürü mü anlatayım? Mahkemede Hakim bey, bahçenize diktiğiniz ağacın ilk meyvesini başkasına verir misiniz diye ifade veren adamı mı anlatayım? Kitapta buna benzer onlarca olay var. Bu arada erkek çocuklarda istismara uğruyorlar. Onu atlamıyorum. İstatistiksel olarak kız çocukları daha çok istismara uğruyor. Ataerkil düzen yüzünden böyle.

Bunlar hep cahillikten yaaaa diyen, eğitim durumları iyi olan, sözüm ona üniversite bitirmiş, kırsal kesimdekilere, köylere üsten bakan bir güruh var. Kırsal kesimde daha kolay patlak vermesinin, duyulmasının sebebi sence eğitim mi kardeş? Değil. Okumuş yaratıklar işi kılıfına uydurmasını biliyorlar da o yüzden duyulmuyor. Tabi halka cahilll yaa demek daha kolay.

Bu olayın çözümü öyle kolay da değil. Hep caydırıcı cezalar verseler yeter diyorlar. Yetmez. Sen 10 bin yılda ceza versen kadının “kocam giderse aç kalırız” diye düşünmesinin önüne geçemezsin. Kadının ekonomik, insanı olarak birey olmasına izin vermezsen 100 bin yılda ceza versen bir halt olmaz. Çocuklarına ver tableti, ver bilgisayarı nasılsa büyür dersen, kendini ifade etmesini, arkadaşlarına saygılı olmasını, karşı cinse saygısızlık etmemesi gerektiğini öğretmezsen bir arpa boyu yol ilerleyemezsin. Çocuklara iyi dokunuş, kötü dokunuş nedir diye anlatmazsan olmaz. Erkeği ataerkil olarak yetiştirip, kızı baskılarsan yine olmaz. Toplum öfkeli. İnsanlar mutlu değil. Aile kavramı perişan olmuş.

Saraylarınızdan, lüks koltuklarınızdan inip halkın arasına karışmadığınız için fark etmiyorsunuz. Bana ne kardeşim senin suni darbe muhabbetinden? Bana ne senin twitter hesaplarının kapanmasından? Benim karnımı doyur. Benim insanıma düzgün davran. Benim insanıma birey olmasını öğret. Benim insanıma sevgi aşıla. 5 para etmez siyasetinizden de düzeninizden de bıktık. Halk suçsuz mu? Halk dibine kadar suçlu. Korkudan sindik. Çoğunluk kafasını kuma gömmüş. Ne olacak halimiz bilmiyorum. Sinirden doğru dürüst çözüm önerisi sunamıyorum.

Şuan yazarı düşünüyorum. Ben okurken kanım dondu, ne okuyorum lan böyle dedim. Yazar araştırmalar yaparken, dinlerken neler yaşamıştır acaba? Günlerce uyuyamamış, çevresindeki herkese şüphe ile yaklaşmaya başlamıştır. Herhalde bu kitabı yazarken düzenli olarak psikolojik destek almıştır. Çünkü kitabı yazarken mağdurlarla, gardiyanlarla, öğretmenlerle, hukukçularla bir ton insanla konuşmuş. Yazarın heykelini dikseler yine az kalır. Ben olsam tüm milli eğitim kadrolarına, bürokratlara, barolar birliğine, polislere, jandarmalara bu tacizlerin önüne geçecek ne kadar sorumlu varsa bu kitabı okuturum. Bu kitabı okuyun, okutturun. Okumaya yüreğim yetmez, midem kaldırmaz demeyin. Etrafınızda bunlar oluyor olabilir, fark etmemiş olabilirsiniz. Daha çok insanın başına gelmesin diye, bilinçlenmek adına okuyun. Yazarın kitap konusundaki tedx konuşmasını link olarak bırakıyorum. İzlediğinizde durumun ne kadar ciddi olduğunu anlayacaksınız.
https://www.youtube.com/watch?v=yK7PsjTRfwY

Bir kere daha düzeninizin de Allah belasını versin diyor ve incelemeyi bitiriyorum.
372 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
Ben bilmem hiç kendimi korumak zorunda kalmadım
Bilmem ben bi’ çocuğu düşünmek zorunda olmadım
Hiç evlendirilmedim
Evde dayak görmedim
Kendi evimde kendi odama zorla hapsedilmedim
Sözlerinizi kusmadım
Yurdumdan edilmedim
Nefretinizle yanmadım
Yakılarak can vermedim
Hiç kardeşim olmadı
Hiç abimden korkmadım
Okuldan alınmadım
Ben hiç öldürülmedim

#susamam
#susmamalıyım

Kitabı tanımama sebep olan yazarın tedx konuşmasını linkte paylaşıyorum
https://youtu.be/yK7PsjTRfwY

Kitabı ilk aldığım zaman, bittiğinde kapsamlı bir inceleme yazmayı kafama koymuştum. Fakat şuan o kadar dağılmış vaziyetteyim ki ne anlatsam nerden başlasam bilemiyorum. İlk sayfa da Cengiz Aytmatov'un şu sözü tüm hislerimi özetliyor aslında "İnsan her şeyi anlatamaz, zaten kelimeler de her şeyi anlatmaya yetmez..."
Evet tam da şuan yetmeyeceğini bile bile yine de anlatmak istiyorum.
O halde kitabın kapağında da olan ensest kavramı ile başlayalım. Bakalım nedir ensest.
"Güncel dilde yaygın olarak aile içi yasak ilişki anlamında kullanılır"
 
Giriş
"Dünya düzenine baktığımızda, hatta insanlığın varoluşuna kadar indiğimizde, yalnızca bugün değil, her dönemde görülen bir vaka olmuştur ensest. Eski Roma'da da vardı, Eski Yunan'da da... Hatta öyle ki bazı eski toplumlarda anne hamileyse ve biri erkek biri kız, ikiz bebek doğurmuşsa öldürülüyorlardı; çünkü anne karnında cinsel ilişkiye girdikleri düşünülüyordu!"

Yani ensestin yeni oluşan, yaşanan ve de görülen bir şeyin olmadığını daha ilk sayfada tokat gibi yüzünüze çarpıyor kitap. Yazar uzun süreli bir çalışmayla ensest mağdurları ile, aileleriyle, sosyologlar, adli tıpçılar, psikologlara kadar bir çok insanlarla konuşarak bu kavramın Türkiye tablosunu çıkarmış.

Kitabı okurken şahit olduklarım, bazen saatlerce mide bulantısına, bazen ağlamama sebep oldu. Sadece bir sayfa okuyup dakikalarca düşündüğüm, kendime gelemediğim oldu.
Ben sadece okuyor olmama rağmen bu dehşeti hissediyorsam, kim bilir yaşayanlar nasıl atlatıyor, ya da atlayabiliyor mu ?

Kimsenin kabullenmediği dile getirmediği bu durum, her gün belki onlarca, yüzlerce çocuğun başına geliyor.

Sen! Ben! O! Görmüyoruz, ya da görmezden geliyoruz. Ve inanır mısın bunu yaşayan kişinin birinci dereceden yakını bile sessiz kalabiliyor ve de kalıyor. Namuslarını(!) lekeletmeme adına.

Bir kadının "kayınpederinin elinden geçmeyen kadın var mıdır?" Diyişine şahit oluyorsun kitap da.
Bir babanın da (!) İfadesinde "Yetiştirdiğin ağacın meyvesini ilk sen yemez misin?" Diyişine mesela.
Babasından hamile kalan kendi ÖZ BE ÖZ KIZININN doğumuna yardım eden anneyi (!) görebiliyorsun.
"Baban, abin o senin ne olacak ihtiyacını gider" diyen anneyi de.
"Nasıl olsa yaşayacaktı, en azından ilk benle oldu" diyen bir başka babayı da...

Aklım almıyor, içim hiç almıyor !
Bir baba, kızına sarılırken "acaba yanlış bir şey düşünür mü" diye bir cümle gördüm kitap da. Sahi düşünür mü ? Ya da artık düşünmeli mi ?
Tüm bu gördüklerimizden sonra gerçekten böyle mi düşünmeli ?

Çocuğa daha küçük yaştayken özel bölgelerine anne dışında kimsenin dokunmaması gerektiğinin öğretilmesi yazıyor mesela. Ki ben bunu çok daha önce çocuk eğitimi ile alakalı bir makalede okuyup çok doğru bir hareket olduğunu düşünmüştüm.
Ama şimdi bu okuduğum kitap da ise öz oğluna bile bunu yapan anneler varken şimdi kime güvensin bu çocuk? Kime sığınsın?
Öz babasının tecavüzüne maruz kalıp, annesine anlattığı zaman annenin "beni değil kızımı tercih etti" diye sapıkça kıskançlık krizi karşısında ne yapsın bu çocuk !!??
 
Ya aklım almıyor yaa. Çocuk bu çocuk ! Senin öz çocuğun, belki kardeşin, kuzenin ! Ama nasıl bir zihniyet ki bu seni böyle iğrenç bir şeye sevk edebiliyor ?

Konuşacak, anlatacak, kitaptan örnek gösterecek çok şey var belki ama içim almıyor daha fazla yazmayı da kaldırmıyor gerçekten.

Herkesin yüzleşip fark etmesi gereken bir kitap. Hatta ne kadar ağır olsa bile belki ara ara açıp tekrar okuması gereken.
Okumalı ki sessiz kalmamayı öğrenmeli, bunların da yaşandığını bilmeli, karşılaşılırsa ne yapılması gerektiğini öğrenmeli, her ne kadar durumun vahimliği mide bulandırsa da daha çok bilinçlenmeli.

Ne diyim ne demeliyim başka bilmiyorum. 4 yaşında çocuğun tecavüzünü okuyup, "ne malum kendi kendine yapmadığı" diyen avukatın savunmasını okudum ben bu kitap da. Bilmiyorum ki daha ötesi var mı, ya da söylenecek başka bir şeyi.

İnsan bazen Allah belasını versin her şeyin, ve de böyle kişilerin demek istiyor ya. Tam olarak da öyle işte !
372 syf.
Okuduğum en zor kitaptı sanırım. İlk defa bir kitabı atlayarak okudum. Okudum mu onu da bilmiyorum.

Anlatılanlar, yazılanlar, okuduklarım, kafamda canlandırdıklarım... Keşke sadece kurgu okuyor olsaydım. Gerçek olması imkansız satırlar denilseydi. Ama değil...

Ben bir anneyim... On yedi yılını çocuklara vermiş bir öğretmenim...

Sınıfta çocuklari çok iyi gözlemlemeye, bu tür konularla ilgili onların anlayacağı dilde bilgi vermeye özen gösteririm.
Ama okuduklarım karşısında anneliğimden, mesleğimden, insanlığımdan utandım. Onlar insansa eğer ben o vasıfdan gönüllü olarak vazgeciyorum. Kendi yavrusuna, kan bağı olan yakınına bunu yapan insan görünümlü mahlukatlarla aynı dünyada yaşamayı reddediyorum.


Bir şeyler yapılmalı, yapmalıyız. Akşam başımızı o yastığa huzur içinde koymak için, çocuklarımızın yüzüne utanmadan bakmak için, bir çocuğu kurtarmanın bile dünyada çok şeyi değiştireceği bilincinde olmak için yapmalıyız. Çocuklarımızı yetiştirirken kendini savunmayı öğretmeli, başlarına ne gelirse gelsin bize anlatmalarını sağlayacak güveni vermeliyiz.

Kendisinin özel olduğunu, vücudunun ona ait olduğunu öğretmeliyiz.

Kitaba gelince; okuduklarım beynimde bir yere oturmadı. Çünkü beyin diye bir olay kalmadı bende. İçerisinde, yapılan röportajlar, uzmanlardan alınan bilgiler doyurucu. Bu konu hakkında nelere dikkat etmemiz gerektiği açık ve net şekilde anlatılmış. Yaşanmış olaylar var, ne yazikki çok okuyamadım, yüreğim kaldırmadı.

Etkisinden uzun süre kurtulamadım. Düşünüyorum da ben her gece yavrularımı güvenli yataklarında yatırırken, üstlerini açmasınlar diye kontrol ederken onların huzurlu uykularına şahit oluyorum. Ve ben bunları düşünürken bir yerlerde, kapalı kapılar ardında yüreğinin korkusuyla minicik bedenler hiçbir canlının haketmediği bir muameleye maruz kalıyorlar. Bu kadarı bile yeter susanların, bu işi yapanların gerekli cezayı almaları için uğraşmaya...

#SUSAMAM
372 syf.
Bu incelemeyi yazabilmek için geceyi bekledim çünkü gece bütün duygular iki katıdır.
Peki gece gerçekleşen istismarların cezai yaptırımında, gündüz işlenenlere kıyasla hiçbir fark olmadığını biliyor muydunuz?

"Biraz önce ne okudum ben" diye kendisini sorguladığını söylemişti, bu kitabı ısrarla öneren Bilal Günaydın kendi incelemesinde...
Kitabı bitirdikten sonra derin bir nefes aldım, normal şartlarda PDF sevmem ve okumam. Kitabın sayfalarına dokunmak, yazılanlarla aramızda farklı bir bağ oluşturur sandım hep...
Bu kitapla öğrendim ki; önemli olan benim sayfalara dokunmam değil, yazılanların zihnimi meşgul edebilecek kadar yüreğime dokunabilmesi...
"Bir konuyu anlayabilmek ve hissedebilmek için yaşamak lazım gelir"in çok ötesindeydi okuduklarım...
Bazen yaşamış da olsak, o farkındalığa sahip olabilmek için, başkalarının yaşadıklarına şahit olmak gerekmiş, bunu anladım bu kitapla...
İstismar ve ensest arasındaki derin farkı ve ensestin o derinliği daha da açtığını öğrendim...
Çocukların kahramanı sandıkları insanların, nasıl canavara dönüştüğünü, o canavarlaşmanın ruhlarında nelere yol açtığını öğrendim.
YALNIZ OLMADIĞIMI ÖĞRENDİM BEN BU KİTAPLA...
Sayımızın sandığımdan daha çok olduğunu, üstü kapatılan, yok sayılan "ENSEST İSTİSMARLARI"nın bu sayıyı sürekli artırdığını öğrendim.
İşlerken utanılmayan suçların, konuşulmasından haya edilişinin saçmalığını öğrendim...
Ve gerçekliği olmayan nedenleri gördüm bu kitapta; sustukları ve susturuldukları için suçlu ilan edilen insanları (ki öyleler)...
Çaresiz oldukları için evlatlarını suçlayan anneleri... Aynı annelerin bazı hikayelerde çaresizliklerini savunma mekanizmasına dönüştürürken, bir başka hikayede evlatlarına çare ve çözüm olabildiklerini gördüm...
Kalabalık ya da çekirdek aile, inançlı– inançsız, ilgili– ilgisiz, eğitimli ya da eğitimsiz, kır yahut kent ailesi...
Buna neden olacak hiçbir ayırt edici unsur söz konusu değilken, çözümün eğitimden, özellikle de kadının eğitiminden öteye gidemeyeceğini, çünkü bu girişimde bulunanların da kadınlar tarafından yetiştirildiğini öğrendim.
Ülkedeki cinsel açlığın önüne, sadece cinselliği tabu olmaktan çıkaracak, ailede başlayacak ve okulda devam edecek cinsel eğitimle geçilebileceğini öğrendim.
Ve bu eğitime katkıda bulunabilmek için yazmak konusunda daha ehil olmayı beklememeye karar verdim.
En azından geç kalmışlara, geç olmadığını söyleyebilmek için...

Bu kitabı okuyup, özümsemeyen, cinsel eğitimin ve cinselliğin, çocuk dünyaya getirmenin ve yetiştirmenin, ne olduğunu bilmeyenler, dünyaya getirdiği çocuğu korumakla yükümlü olduğunun bilincinde olmayanlar, aile kurmamalı...
Hep derim; "nasıl bir ebeveyn olacağımı bilmiyorum ama, nasıl bir ebeveyn olmayacağımı çok iyi biliyorum" diye...
Önceliğiniz yapmayacağınız varlıkları hayatınıza almayacağınız gibi, dünyaya da getirmemelisiniz.

Keyifli okumalar dilemeyeceğim bu kez, sizi keyifsiz olmaya davet edeceğim; onlar için dünyayı çirkinleştirdiğimiz, yaşanmaz kıldığımız niceleri için...

Ve unutmadan bu bilinci yeniden kazanmama vesile olan Kardeşim Bilal Günaydın 'a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Kan ağlayan ve sızlayan tüm nöronlarım, sana hep minnettar kalacak.
372 syf.
·7 günde·Beğendi·7/10
Büşra Sanay, cesareti ve inancıyla yola çıkıp Türkiye’de ve dünyada da gözlerimizi kapatırsak, görmezden gelirsek geçecek sandığımız bir insanlık suçunu araştırmış. Kitaptaki ifadeler çoğu zaman öğretmen, avukat, psikologlara ait. Birinci ağızdan mağdurların anlatımı çok az. Sanay, olaya çeşitli açılardan bakabilmek için psikolog, psikiyatrist, din adamı, dernek başkanı, sosyal hizmet uzmanı, avukat, hakim gibi birçok kişiyle görüşmüş. Herkese benzer sorular sorulduğu için alınan cevaplarda çoğu zaman birbirine benziyordu. Hatta sanki aynı cümleleri tekrar okuyormuşum hissine kapıldım yer yer. Özellikle sonlara doğru kitap kendini çok tekrar etti. Bu da kitabın okunması için tek olumsuz yönüydü.

Kitap içimizi acıtacak, insanlığımızdan utandıracak örneklerle doluydu. Bu kitabı her yetişkin okumalı. Özelikle tüm öğretmen adayları ve öğretmenler, anne - babalar okumalı.

Kitabı okuyamayacak kadar hassas kişiler ve kitabı okumuş olsun olmasın bu yorumu okuyacak herkes için kitaptan altını çizdiğim önemli noktaları kendi cümlelerimle anlatmak istiyorum.

*Toplumun cinsel eğitime ihtiyacı var. Cinselliğin ayıp, günah gibi ifadelerle bastırılması, bir tabu haline getirilmemesi gerekiyor. İnsan olmanın bir parçasını derinlere gömmek bize taciz, tecavüz ve ensest olarak geri dönüyor.

*Ensest bir davranış bozukluğudur hastalık da diyebiliriz ama bu hastalık cezai ehliyeti engelleyecek bir nitelikte değildir. Ensest suçtur!

*Çocuk yetiştirmek çocuğun sadece fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak, eline para, telefon tutuşturmak değil. Çocuğun ruhsal ve zihinsel gelişimini takip etmeliyiz. Hayvan besler gibi çocuk yetiştirilmez.

*Halk arasında heteroseksüellik dışındaki yönelimlerin hastalık olarak görülmesinin yanlışlığının yanında bir de bu yönelimlerin sebebinin istismar olduğuna dair fikirler var. Cinsel yönelimin cinsel istismarla bağlantısını kuramayız!

*Bakım vericilerin çocuğun bakımına katılmasında azalma ile ensest arasında doğru orantı var.

*Ensesti bilip ihbar etmemek de suçtur! Özellikle sağlık çalışanları ve öğretmenler bu konuda bilgisi olduğunda başıma iş gelirse diye ihbar etmiyor. Bilip de söylememenin 1 yıldan başlayan hapis cezası var!

*İstismarcılar toplumdan dışlamak yerine yakınları tarafından korunuyor. Bu bizim temel problemimiz. Gittiği her yerde bunu yüzüne vurup, ifşa etmezsek sadece hapiste yatmakla cezalarını çekmiş olmuyorlar.

*Çocuklar görmediği, duymadığı bir şeyi kurgulayıp anlatamaz. Eğer bir çocuk bilmesi gerekenden daha fazla cinsel bilgiye sahipse bir istismar söz konusudur!

*Çocuk olayı sürekli herkese anlatıp tekrar tekrar travmatize olmasın diye ÇİM (Çocuk İzlem Merkezleri) kuruldu. İlgili olanlar bu merkezlerin işleyişini araştırabilirler.

*Orta düzeyde mental geriliği olan çocuklar risk altında!

*Eğitimli olmak sağlıklı bir kişilik göstergesi değildir. Ensestin sadece Doğu illerinde olduğu sadece bir ön yargıdır.

https://www.instagram.com/...;igshid=ijt4u5m9wld3
372 syf.
Öncelikle yazarın oldukça kapsamlı bir çalışma ortaya koyduğunu belirtmem gerekiyor. Aynı zamanda gerek fiziksel gerekse ruhsal olarak oldukça yorucu bir çalışma yapmış; birçok insanın adını bile anmaya çekindiği bir konuda büyük bir emek vererek bu önemli eseri ortaya çıkarmış. Kendisine teşekkür etmek gerekiyor.

Çalışma kapsamında, mağdurlar, cezaevi memurları, psikologlar, nörologlar, ilahiyatçilar, avukatlar ... ile görüşülmüş. Cezaevinde hükümlüler de görüşülmeye çalışılmis ancak hükümlüler buna olumsuz yanıt vermiş.

Kitapta mağdurların anlattıklarını okudukça insanın kendisini kötü hissetmemesi ve yaşanılanlardan tiksinmemesi imkansız gibi gözüküyor. Bunlara birkaç örnek vermek gerekirse: Öğretmenin kendisine süt vermesinden korkan ve sonunda babasının sütünü içtiğini ve bundan dolayı da süt içmek istemediğini belirten mağdur, arkadaşlarına artık yatarken kot pantolon giydiğini çünkü babasının bunu zor açabilecegini olağan bir durummus gibi anlatan mağdur, abisi tarafından defalarca tecavüze uğramasına annesinin abin genc ihtiyacini gidersin veya babasının uyguladığı istismara annesinin babandir yapar cevaplarını alan mağdurlar, babasından hamile kalıp bunların dogumlarini annesinin yaptığı mağdur, dedesinden istismara uğrayan mağdur, annesinden istismara uğrayan mağdur, kendisine tecavüz eden babasının mahkemede 'o benim meyvem onun ilk tadına ben bakacağım tabiki' savunmasına konu olan mağdur, babaları tarafından istismara uğrayan dört kardeş, babaları, dedeleri, amcalari, dayilari tarafından istismara, tecavüze uğrayan üç dört veya on üç on dört yaşında kız ve erkek çocukları hatta engelli çocuklar...

Bu liste uzar gider. Biliyorum okuyanlar ağız dolusu küfür ediyorlardir. Bu da normaldir. Elden başka ne gelir ki? Ama gerçekten elimizden sadece bu mu geliyor; küfür etmek veya kınamak? Kitapta röportaj veren bir uzman, bu suçlardan toplumun her kesiminin sorumlu olduğunu çünkü bunu el birliğiyle normallestirdigimizi söylüyordu. Huzurumuz ve düzenimiz bozulmasın diyerek olayları sümen altı ediyor ve bilinçli unutmaya tabi tutuyoruz. Cezalar caydırıcı değil, garip garip iyi hal indirimleri (bunlardan birisi mesela; içine tam bosalmamis, tecavüz yarım kaldı indirimi), mahallesinde yaşanılan ensest olayının mahallesine, ailesine laf getireceği düşüncesiyle olayı hiç olmamış gibi ele alanlar, konuya oy kaygısıyla ciddiyetle yaklaşmayan siyasi faktörler(bir parti değil söz konusu olan), adına Prof denilen ancak bu konuda Prof'lugunu kimsenin gormedigi akademisyenler, bilmem hangi popçunun Çeşme'de bikinisinin açılıp görünen o değerli poposunu günlerce haber yapan medya, bu medyaya prim yaptıran halk, yine bu konularda suskun kalan sanatçılar...

Bu liste uzar gider. Ancak şuna da parmak basmamiz gerekir: Susmayanlar da var. Bu ensest, pedofili gibi hassas konularda yazanlar, cizenler veya filmini, dizisini, belgeselini çekenler; evet bizde sayıları oldukça azdır. Lakin bu kitaplara, filmlere; yazarlara, yönetmenlere toplumun tepkisi iyi mi kötü mü? Bunu da düşünmek lazım. Bir roman eninde sonunda bir kurgudur. Evet, yazar içinde yaşadığı toplumdaki sorunlardan beslenir. Toplumun en hassas konularını kurgulastirarak toplumun önüne atar. Bunu ne kadar etkileyici ve gerçekçi yaparsa o kadar toplum etkilenebilir ve bu konular hakkında hassasiyetleri artabilir yani toplumsal farkındalık artabilir. Lakin bizim toplumda bu tarz konulari ne kadar etkileyici ve gerçekçi ortaya koyarsaniz o derece etkileyici ve gerçekçi linç yersiniz. Çünkü kimsenin bu olayları duymaya tahammülü yok. Yoksaymak en kolayı, düşünsenize içinde yaşadığıniz toplumda yukarıda gerçek örnekleri verilen insana tiksinti veren olaylar oluyor; bunları yapan insanlarla beraber yaşıyorsunuz. Ya mücadele edeceksiniz ya da susacaksiniz ve bilinçli unutuşa birakacaksiniz bu olayları. Ayda bir iki ayda bir vuku bulan; tabi bunlardan da kamuoyuna yansıyanlar hakkında iki Tweet atıp üzerimize düşeni yerine getirdiğimizi düşünüp vicdanlarimizi rahatlatip hiç olmamış gibi yolumuza devam edeceğiz. Öteki türlüsü zor çok zordur. Ya da bize öyle gelir. Sonra biri çıkacak kitap yazacak film çekecek bu konuda; aman diyeyim, bunlar kalıcıdır. Raflarda ve hafizalarda kalıcı olarak yer eder; o yüzden de bilinçli unutusun önünde büyük engel teşkil eder. Sonra Huzurumuz ve düzenimiz bozulur.

Kitaba bakacak olursak, ensest olayının sadece ülkemizin değil dünyanın çok eskiden beri varolan bir sorunu olduğunu görüyoruz. Düşünün eski Mısır'da bir kadının biri erkek biri kız ikizi olursa bu çocuklar doğar doğmaz öldürülüyormus: Nedeni ise bunların anne karnında cinsel ilişkiye girmiş olduğu düşünceymis. Öte yandan aynı eski Mısır'da fıravun ailesinin kanı kutsal bilindiği ve bunun yeni nesilde de korunması inancı olduğundan dolayı kardes kardeşe evlilik de bulunuyormus. Bu yüzden de hanedan kendi kendini bitirmiş.

Günümüze ve ülkemize gelecek olursak, hep bir kıyas yapılır: ABD'de(ve başka batı ülkesinde) bu olaylar çok oluyor ama bizde bakın az oluyor denir. Ancak ABD'de bunların İstatistiği sıkı sıkıya tutuluyor. Bizde ise istatistigin i'si yok. Haliyle bunun kiyasinin yapılması mantıksızdir. Aslında bu kiyasin yapılmasının nedeni de bilinçli unutus kapsamındadır. Öte yandan şu kıyas yapılabilir: Artık Batı'da kuzenler arası evlilik de ensest olarak kabul ediliyor ve onlarda buna bağlı genetik hastalıklar çok az iken bizde hala bu genetik hastalıklar yaşamını devam ettiriyor. Çünkü hala toplumumuzda kuzenler arası evlilik normal kabul ediliyor. Veya bir başka kıyas yapalım: Bizde çocuk sevmek bir gariptir, herkes gelir çocuğu evirir çevirir, minciklar her yerini çocuğun, öte yandan ise Batı'da bir deneyde bir çocuğu bir sokağın köşesine kaybolmuş gibi bırakıyorlar, halk ise çocuğa dokunmadan ona yardım etmeye çalışıyorlar. Bunlar kitapta geçen konulardi.

Şu yanılgıya düşülüyor: Ensest olayları hep Doğu ve Güneydoğu'da olur. Ancak kitaptan anlıyoruz ki bunu doğrulayan bir araştırma yok. Şu var; büyüksehirlerde özellikle göç eden nüfusta bunlar çok oluyor. Çok nüfuslu ve ekonomik olarak düşük seviyede, keza eğitim olarak da düşük seviyedeki ailelerde çokça oluyor. Yine önemli bir unsur: Annenin ekonomik bağımsızlığının olmaması, bunla beraber de eğitim seviyesinin düşük olması etkili oluyor. Çünkü baba, abi çocuğa istismar uygulayinca annenin buna sesini yükseltecek gücü olmuyor. Zaten tehdit ile susturuluyor. Hatta sesini yükseltecek olsa bir anne, kendi anne babasından olayı kapatmasi yönünde telkin alıyor. Bununla birlikte eğitim seviyesi yüksek ailelerde oluyor bu olaylar. Yani salt bir etkene indirgenemeyecek, üzerine çok kapsamlı bir araştırma yapılması gereken oldukça ciddi bir sorun bulunmaktadır. Adeta toplumsal seferberlik ilan edilmesi elzemdir diyebiliriz.

Kitapta bir uzman, istismarin kökeninde güç unsurunun olduğunu söylüyordu. Cinsellik doğal bir ihtiyactir. Bu ihtiyacin karsilanamamasi neticesinde sapkinlik oluşan birey, kendisinden daha güçsüz gördüğü insanları cinsel obje olarak görerek onları istismar etmeye başlıyor. Bu kişiler arasında da başlıca çocuklar ve kadınlar geliyor. Çoğu zaman da en yakınındaki çocuk ve kadınlara yönelik bu sapkinliklarini yoneltiyorlar.

Konusu açılmışken toplumsal sorunumuz olan cinsel açlığa gelelim. Cinsellik çok büyük bir tabudur bizim için. Ülkede her türlü kötü işler olur ancak bunlara verdigimiz tepki seviyesi 100 üzerinden 5 ise, reşit, aklı başında bir kadın ile bir erkeğin cinsel birlikteligine(evlenmeden) verdiğimiz tepkinin seviyesi 95'tir. Bundan dolayı, daha çocukken başlar çocuklara cinselliğin seytanlastirilmasi. Bundan dolayı çocuk cinsel uzuvlarini tanımadan, cinsel eğitimi yeterince oturmadan bu konular hakkında cekinerek, korkarak büyür. Hani bazen bu cinselliği aşırı seytanlastiran insanlar hakkında şu soru geliyor aklıma: Bu insanlar hiç sevismiyor mu, neden sevismenin s'sini duyunca gece ıssız yolda cin gördüğünü sanan bir insan gibi oluyorlar ki? İnsanlar sevişir. Bu çok normaldir. Bunu lütfen öğrenelim. Sonra cocugumuzu da bu konularda bilgilendirip cinselliği seytanlik olarak algilamamalarini sağlayalim. Emin olun bu çok daha iyi bir yoldur.

Bir diğer toplumsal bombamiz: Ataerkilligin zirvesi olan erkeklik. Evet ne büyük meziyet erkeklik. Hayır hayır değil. Bir penis hickimseyi bir seviyeye çıkarmaz. Aksine yerin dibine çökertir. Örnekleri oldukça çoktur.

Sözün özü; Bir sorunu ve bir hastalığı çözmek için; öncelikle sorunu ve hastalığı kabul etmeliyiz. Bu net! Sorunluyuz ve hastayiz. Bunun için neler yapılmalı, bunlara bakmaliyiz. Kitaptan neler yapılır noktasında tavsiyeler ile incelememi bitiriyorum:

#52837421



Keyifli okumalar dileyemiyorum. Ama kesinlikle okunmasını tavsiye ediyorum.
372 syf.
·Puan vermedi
KARDEŞİNİ DOĞURMAK ENSEST

İNSAN HER ŞEYİ ANLATAMAZ, ZATEN KELİMELER DE HER ŞEYİ ANLATMAYA YETMEZ
(Cengiz Aytmatov)

Çocuğunuz babanıza dede mi yoksa baba mı diyecek diye hiç düşündünüz mü???
Bunu 12 yaşlarında düşündünüz mü??? Babanızın, abinizin, amcanızın, dedenizin cinsel açlığını, sapkınlığını dindiremediğiniz için siz hiç öldürüldünüz mü???

Çocuk yaşta tecavüze kurban gittiniz mi???
Çocuk bedeniniz de ölü taşıdınız mı???

HASSASİYETİ OLANLAR DA OKUSUN!!!!
Ben dayanamam ben okuyamam diyemez kimse. Yaşını başını almış insanlarsınız okuyun, bilinçlenin, bilinçlendirin.

1.5 Aylık bebek tecavüz edilip bağırsakları patlayarak öldü!!!( kimse onun kadar hassas olamaz) O bunu yaşadı siz ise okuyacaksınız.

Ne zormuş çocuk olmak, kadın olmak. Ne zormuş İNSAN!! olmak olamaya çalışmak.

Evet çok zor bir kitap, bu okuyamayacağınız anlamına gelmez!

İlk defa kısa bir kitaba (374 sayfa) bu kadar zaman ayırdım, okurken ağlayıp sinir krizi geçirdim, ben 18 yaşında olmama rağmen bahsi geçen ENSESTİ ilk kez duyup öğrendim. Nefret ettim kendimden, erkeklerden, babalardan, abilerden, dayı, amca, dedelerden ve çocuğuna inanmayıp üç kuruşluk uçkuru peşinde koşan kocalarına inanan annelerden.

Sizi etkisi altına alıp bir daha çıkarmayacak bir bir kitap. Erkeklere bakış açınız değişiyor, çevreye, çocuklara, kadınlara. Bu kesinlikle okumamanız için bir bahane olmamalı. OKUYUN!

Çocuklar ölüyor, tecavüz ediliyor, insanlar her şeyi meşrulaştırıyor. Bunlara ayuka çıkıncaya da öyle bir şey yok burası halkın %90 nın Müslüman olduğu ülke burda ENSEST olmaz denebiliyor.

KIZLAR KARDEŞİNİ DOĞURUYOR!!!! evet evet yanlış okumadınız.


BABA DİYOR Kİ "HAKİM BEY BAHÇENİZE DİKTİĞİNİZ AĞACIN İLK MEYVESİNİ BAŞKASINA VERİR MİSİNİZ" İNANABİLİYOR MUSUNUZ??

Baba oğluna cinsel istismar uygularken (yere batasıca anne) BİRAZ DAHA DAYAN NE OLACAK Kİ!!! diyor. İnsanlık bitmiştir.

ENSESTE GÖZ YUMANLAR KATİLDİR!!!

Bütün bunların açıkça konuşuluyor olması gerekir. Çünkü sustukça artar, sustukça kanar, sustukça mikrop tüm vücudu kaplar...

Onların suçu muydu çocukken, büyümek zorunda kalmak???
Onların suçu muydu bablarından çocuk doğurmak???

Bu olayları yaşayan çocuk, hikâyesini anlatırken suçluymuş gibi utanıyor. Zaten yaşadığı zulüm ona yük değilmiş gibi, bir de tüm bunları anlatırken utanıyor.

Peki bu sizin çocuğunuzun başına gelseydi susar mıydınız? Hayır. Çünkü dünyayı yakardınız.
Herkes vicdanını bir yana atar ve başka şeylerin peşinden giderse bir şeylerin düzelmesi mümkün olmaz. Halı altına süpürmekle, bu konular ayıptır, susun demekle PEDOFİLİ, ENSEST bitmez!!!!

12 yaşında anne olan kızı hatırlar bir çoğunuz konuştuk üzerine, sosyal medyada paylaştık eee sonra iki vah vah bir tüh unuttuk neden ateş düştüğü yeri yakar çünkü, daha önemli şeyleri konuştuk ünlüleri, magazini. Boş saçma sapan ne varsa gündem böyle şeyler ise ayıp.

'"Kocamı aldı elimden, kendisi tahrik edici davranışlarda bulunmasaydı bu olmazdı" diye çocuğunu suçlayan sözde anneler(!) var.

Annler çocuğunuzla ilgilenin, yalnız bırakmayın, kocamdır, abimdir, babamdır yapmaz demeyin. Söyleyemediği sözlere karşı duyarlı olun Ve korkmayın. Namus belasına verdiğimiz can bizim.

Kitapta kadına yönelik şiddete de yer verilmiş, hukuk sisteminin bozukluğuna da, olayların psikolojik etkilerine de, çözüm yolları bile sunulmuş. Yani bu kitabı okuyun ve okuturun.
372 syf.
·8 günde
Herkese merhaba , uzun bir süreden sonra yeni bir inceleme ile sizlerle birlikteyim. Sanırım bu kitap hakkında düşüncelerimi yazmadan ölmek istemediğim için yazıyorum. Okurken bile yutkunmakta zorlandığım şeyleri nasıl yazıya dökeceğimi bilmeyerek başladım . Ama sonra düşündüm ve dedim ki küçücük bedenler bununla başa çıkmaya çalışırken sen nasıl yazarken zorlanırsın ? Bunun yanında defalarca bıraktığım ,okumaya cesaret edemediğim bir eser oldu.

Ensest ise birinci derece akrabalar arasında, yani nikâh düşmeyen, nikâhlanması resmen yasak olan kişiler (ba ba, anne, abi, dede, amca, dayı, üvey annebaba) arasında yaşanan, çocuklara karşı yapılmış cinsel eylemlerdir. Kitapta öyle yaşanmışlıklar var ki insanın aklı ermiyor. Bazen afalıyor ,ağlıyor ,üzülüyor fakat geleceğin bir ebeveyini olarak okuduğum zaman dikkatli olmamız gerektiğini ve özellikle susmamak gerektiğini anlıyor. Kitap başta da dediğim gibi okunduğu zaman bir çırpıda bitirilir fakat kitabın etkisi uzun süre hissetirecek ...
“Aman sus sus, kimse duymasın, bizim şerefimiz var” diyerek susturulan kızlar .
Baba oğluna cinsel istismar uygularken bir anne “Biraz daha dayan, ne olacak ki? “
“Babanın ihtiyacını gider, bak yoksa bize zarar verecek.” diyen anneler.
“ Abin o ne olacak, evlenene kadar yapmak zorundasın” diyen ebeveyinler.
Sanırım kitabın isminin ağırlığının yanında bu cümlelerin altında ezildim,insanlığımdan utandım.
Fakat bunun kadar önemli bir eser hakkında bu kadar inceleme yapmam ya da yaşanmışları aktarmam çokta zor olmayacak. Çünkü aile içi cinsel ilişki(ensest) ' in günümüzün büyük sorunlarından ve insanlar tarafından kapatılan bir konudur. Bizim duyduğumuz ya da şahit olduğumuz olaylar dışında bu tür cinsel ilişkilere zorlanan ,hiç duymadığımız çocuklar , kadınlar hatta erkekler var. İlk önce karşı tarafın ihtiyacı olmadan yapılan pis zihniyetli insanların eylemleri sadece kız çocuklarına ya da kadınlara yönelik değil. Emre Yıldır çocukken akrabası tarafından uğradığı cinsel istismara uğramış bir gençti ve daha genç yaşında bunun psikolojik etkisi yüzünden canına kıydı.. ve ensest bir suç olmasına rağmen birileri tarafından kapatıldı ya da cinsel istismara uğramış birey susmayı tercih etti. Bizler de onların "Sessiz çığlıkları olduk." sustuk... Sustuk çünkü biz Müslüman bir ülkeydik ve "Burası Müslüman Ülke ensest olmaz..." dedik.Bir toplumun Müslüman olması o toplumda cinayet, hırsızlık, dolandırıcılık gibi hiçbir suç işlenmediğini göstemediğini unuttuk. Bu hüküm ensest meselesi için de geçerlidir. Kısacası , Müslüman ülkede bu tarz çirkin eylemler olmaz , kalıplarını yıkmalı ve insanın olduğu her toplumda iyinin yanında kötünün de olacağını aklımızdan çıkarmamalıyız. Aileden zarar gelmez lafı da bu kitapta tekrar kırıldı. Öz amcası , babası , abisi , annesi , dedesi...tarafından zorla cinsel eylemde bulunan insanlar var ve maalesef bu acı doğru. Bir baba düşünün kızı hayat kadını olduğu için "- ilçede birlikte olmadığı kimse kalmamıştı.Birde benimle yatsa ne olur?"
Ya da suçunu kabul eden sapık baba diyor ki, “Hâkim Bey, bahçenize diktiğiniz ağacın ilk meyvesi­ni başkasına verir misiniz?” İnanabiliyor musunuz? Bir baba ve yetiştirdiği kızına cinsel bir eylemde bulunıyor.Ve yaptığı yetmezmiş gibi ahlaksız ve pişkin bir şekilde Hakime cevap veriyor. İnanamak zor ama bu bir gerçek ...sen de uyanmalısın kızını , oğlunu korumalısın ,ona kötü düşünceler ile bakmayacak , bakanlardan koruyacaksın çünkü çocuk sadece bir anlık zevk için Dünya 'ya getirilmiş varlıklar olarak yaşamayı hakketmiyor. Ya da bu iğrenç olaylar sonunda bunun gibi olayları yaşamayı hakketmiyor.
"Her defasında defalarca yıkanıyordum üstümden akıp gitsin diye.
Ama bi' işe yaramıyordu. Yine de kendimi pis hissediyordum..."
Ensest bir suç fakat Türkiye de bir cezasının olmaması ile birlikte uzlaşma adı altında istismara uğrayan ile istismar eyleminde bulunan insanların evlilik kurmasını ve davaların düşürülmesi sağlanıyor. Bir Hukuk öğrencisi olarak bunu öğrenmek de sanırım kan dondurucu...adalet bunun neresinde , mağduru , suçsuzu korumak nerede ?

Biraz insan düşündüğü zaman sadece Hukuk , Sosyal Hizmet , Psikoloji... okumasına gerek yok bu tür çirkin eylemde bulunan bireyler ile evlendiği zaman yaşayığı şeylerin daha fazlasını yaşatacağını anlıyabilir. Fakat bu toplum tecavüz eden adamın tecavüz ettiği kadınla mutlu olacağına inanan bir toplum.... ve bunları yapan hastalar bunu zevk amacı ile yaptıklarını düşünmek ürkütücü...daha 1.5 yaşında tecavüz ettiği bebeğin ,barsaklarının patlaması sonucu hayatını kaybeden bebekten ne istediniz ? Diye sormadan edemiyor insan fakat bu tür rahatsızlıklara sahip insanlar ve onları savunan ,koruyan kimselerin olması da çok üzücü.. özellikle bu durumlarda en dikkatli kişi kuşkusuz anne olmalı çünkü çocuğu ile en çok vakit geçiren ve anac özelliğinden dolayı onu daha iyi anlayacak bireydir . Daha çocuk yaşta mahremiyet kavramı anlatılmalı ve çocuğu bilinçli yetiştirmeli. Günümüz sorunlarından biri de "mahremiyet biz anlatmayalım." sen anne ya da babasın sen anlatmasan o küçük yaşında kendisine gösterilen fiziki eylemin taciz , tecavüz olduğunu kavrayamayacaktır. Maalesef dinlediğim birçok ensest mağduru bireylerin.. istismarının 0-10 yaşı arasında başladığı ve mahremiyet kavramını ve kendilerine karşı yapılan kötü davranışın suç olduğunu ya da ahlaki olmadığını 12-17yaş arası öğreniliyor. Ve öğrendikten sonra ensest mağduru bireylerin öğrendikten sonra kendilerini savunma yoluna gittiği ve başarılı olduğu görülüyor. Başarı dediğimde de bakmayın hayattan iğrenen , bedeninden , cinsellik özelliğinden nefret eden , içine kapanık ...bireyler meydana geliyor. Ve bu tür kötü davranışların mağduru insanlar "Potansiyel sapık ya da psikolojik sorunlar yaşıyan bireyler topluluğunu meydana getiriyor." Ve yaşı kaç olursa olsun , o olaudan sonra neler yaşamış olursa olsun her zaman psikolojik çökelti yaşıyor ve bu psikolojik baskıyı yenemeyerek intihar ediyor. Kısacası söylenecek şeyleri özetlemek gerekiyorsa aile insanın sığınağı , korunağıdır . İlk önce bu tür vakaları yaşamamak için çocuğa 3-5 yaş arasında mahremiyet kavramı öğretilmelidir. Fakat bunu yaparken " günah , ayıp , kötü..." demek yerine onun mahremiyeti olduğunu . Çocuğa bedeninin dokunulmazlık sınırlarının öğretilmesi gerekiyor. Bunları çocuklara öğretirken anne , baba da yaptığı eylemlerde dikkat etmeli. Çocuğun yabancılarla birebir temasına, toplu taşıma aracında çocuğu yabancının kucağına verme, yabancı kişi aracılığıyla çocuğu tuvalete gönderme gibi durumlara izin verilmemesi gerektiğini bilmeli. Bunun dışında 1. Dereceden akrabaların kucağına verilmemeli , çocuğu öpmesine izin verilmemelidir. Çünkü çocuk yapılan tüm eylemleri "sevgi " kavramı adı altında işleyeceğinden dikkat edilmelidir. Ve özellikle anne ile baba (karı-koca ilişkilerini) çocuğun yaşı kaç olursa olsun . Ondan uzak bir şekilde gerçekleşitmelidir. Son olarak bunu da eklemeliyim.14-17 yaş arası gençler ergenlik dönemi yaşamaktadır. Bu dönemlerde cinsel arzuları her zaman olandan daha fazladır. Bu yüzden çocuğun bu döneme girdiğini hisseden evebeyinler bu konu hakkında çocuğunu bilgilendirmelidir. Çünkü en fazla tecavüz ve taciz eyleminde bulunan bireyler ergenlik ya da ergenliği atlattıktan bir süre sonra , Sosyal ağların 'porno' adı altında çektiği iğrenç videolar izliyor ve fazla olan cinsel arzularını azaltmak adına . Karşı(aynı) cinse özellikle kendisinden küçük bireylere istismarı oluyor. Kardeşini Doğurmak eserindeki yaşam öyküleri bir yana bu kitaptan öğrenilecek maddeler şunlardır :
•Ensest mağduru isen susma , mağdurun sesi ol.
• Ensestin bir suç olduğunu unutma
•Ensesti örtmek te suçtur , unutma .
•Çocuğunun mahremiyeti önemlidir. Onun mahremi sınırına kimse dokunamaz ...
• Çocuğu dudaktan öpmek , kucağına oturtuğu zaman arzulanması. O bireyin ensest (tecavüz ) potansiyeline sahip olduğunu unutma

•Belirli bir yaşa geldikten sonra çocuğun mahremiyet çizgisine dokunma.
• Güvendiğin yakının ,baban olsa bile çocuğun ile tek kalmasın.
• + 18 hakkında bilgiyi , öğrenme çağı geldiğini hissettiğin zaman ona tam bilgiler ile aktar.
• Çocuğun 18 yaşına gelmeden (dayı , amca , teyze , hala , anneanne , babaanne ...) kmsenin evinde yatılı kalmasına izin verme.

Sanırım bu maddeler daha da uzatılır ama bunları bir cümlede özetleyecek olursak...

"BİR ÇOCUĞUN ÇIKARAMADIĞI SES OLMAK ZORUNDASIN"
Küçük yaşında büyümek zorunda kalmamaları dileği ile...
* Çocuklara bağıra bağıra hayır demeyi öğretmeli.
* Vücudunun özel olduğunu ve ancak kendi izin verirsebirinin dokunabileceğini öğretmeli.
* Çocuklara cinsel eğitim verilmeli. Eğer yapamıyorsanız bir uzmandan yardım alın.
* Okul müfredatlarına, çocuk kaybolduğu zaman ne yapmalı bilgisinin konulması lazım.
* Çocuğa özel bölgelerini anlatmalı. Ancak bu şekilde, kendisine yapılacak herhangi bir hareketin ne anlama geleceğini bilir ve kendisini koruyup tepkisini gösterebilir.
* Anneler çocuklarıyla yakından ilgilenmeli.
* Cinsellik konusu açılınca çocuğa kesinlikle "Sus, ayıp! Nereden duydun gördün? Bir daha böyle şeyler söyleme” denmemeli. Böyle olursa çocuk merakını gidermek için başka yollar deneyecektir.
* Çocuklara kendilerini nasıl ifade edebilecekleri öğretilmeli.
* Okula sadece rehber öğretmen çağırdığında gitmemeli. Bazen sizin göremediğinizi öğretmen görebilir. İletişimi sürdürmekte fayda var.
* Öğretmene asla "Eti senin kemiği benim” dememeli.
"Hiçbir kız çocuğunun, öz babasıyla bu tür ilişkiye kendi rızasıyla girmesi hayatın olağan akışına uygun olmadığı gibi, mağdurenin susması da rıza olarak kabul edilemez."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kardeşini Doğurmak
Alt başlık:
Türkiye'de Ensest Gerçeği
Baskı tarihi:
Şubat 2018
Sayfa sayısı:
372
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050949995
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Kardeşini Doğurmak elini taşın altına koymaktan çekinmeyen bir kalemin ürünü…

"Direkt büyüdüm, büyüttüler"

"Büşra Sanay insanlığın en karanlık noktasına, en bağışlanmaz suçuna büyük bir cesaretle eğiliyor ve ne kadar acı olursa olsun gerçeğin gözünün içine bakmaya çağırıyor bizi. Belki de arınma, bu yüzleşmelerle gelecek. Büşra gibi duyarlı insanların acı çekme pahasına yazdığı, böyle önemli kitaplarla… Okurken sarsılacaksınız hem de çok sarsılacaksınız. Sanırım gerekli olan da bu…"

Zülfü Livaneli

Türkiye'nin en mahrem yerinde görülmeyen, görmezden gelinen bir yara: Ensest. CNNTürk haber spikeri Büşra Sanay, yıllarca süren titiz bir çalışmayla ensest mağdurlarından ailelere,

sosyologlardan ilahiyatçılara, hukukçulardan eğitimcilere, psikologlardan adli tıpçılara kadar her kesimden insanla konuşarak Türkiye'nin ensest tablosunu ortaya çıkardı.

Kitabı okuyanlar 1.606 okur

  • E.C
  • Sude Varlı
  • Bahar Yaman
  • Dilan GÜZEL
  • spicasw
  • Sena Nur
  • Nasoe
  • Joker
  • Ceyda serbest
  • PINAR DEMİRCAN

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.7
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%33.3
25-34 Yaş
%26.7
35-44 Yaş
%20
45-54 Yaş
%6.7
55-64 Yaş
%6.7
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%75.5
Erkek
%24.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%61.5 (367)
9
%21.4 (128)
8
%10.4 (62)
7
%4.4 (26)
6
%1.2 (7)
5
%0.3 (2)
4
%0.3 (2)
3
%0
2
%0
1
%0.5 (3)

Kitabın sıralamaları