Karılar Koğuşu

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.140
Gösterim
Adı:
Karılar Koğuşu
Baskı tarihi:
1990
Sayfa sayısı:
350
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Tekin Yayınları
Baskılar:
Karılar Koğuşu
Karılar Koğuşu
399 syf.
·4 günde·9/10
Mahpushane , yozlaşmış bürokrasi ; karamsar, içler acısı 1940 Türkiye'si ve Dünyası. Hiç mi güzel şey yok kitapta , hayır yok . Sadece çıkar var , insanın alçalması var.
Bu yüzden seviyorum Kemal Tahir'i.
399 syf.
·7 günde·8/10
Sosyal yaşamda birbirleri ile hiçbir şekilde ilişki kurmayacak hatta birbirlerine tek bir söz bile söyleme gereği duymayacak insanların gurbette bir de “mahpusta” arkadaş, sırdaş hatta dost olabilmelerinin sebebi; hiç insan olmaması yerine “kötüsü” ile idare etmek yani doğasındaki homo economicus” luğunu konuşturup elindeki ile yetinmesi mi?

Yoksam,

konu alçak gönüllülük olduğunda “mabadını bir türlü abad” edemeyen insan, kendi kendimize uydurduğumuz ve göğsümüze madalya gibi taktığımız sıfatların anlamının kalmadığı bir yerde, hepimizin aslında aynı ben i Adem olduğumuzun farkına varması mı?

Bilinmez dostlar… Heç bilinmez…

İkinci Cihan Harbinde, Malatya Hapishanesinde siyasisi, üfürükçüsü, koca katili, vesikalısı…

Otuz iki kısım tekmili birden küçük bir dünya anlatılıyor roman boyunca.

Kim “suçlu” kim “masum”….

Dostoyevski’ yi hatırlayacaksınız “bu ne yaman çelişki böyle” diyenlerin arasında en başta olan.

O dönemde hakim olan, genel kabul gören cahilce düşüncelerle, yaşadığımız dönemde hakim olan, genel kabul gören cahilce düşünceleri karşılaştırdığımızda hiçbir şeyin değişmediğini sadece makyajlarını veya kostümlerini değiştirdiklerini görüyoruz.

Cehalet-i Hakimiye değişmez iktidar…

Hücresinde bir portresi bulunan Nazım’a karşı aşırı bir sevgi ve saygı besleyen İstanbullu Murat karakteri ( aslında yazarın kendisi ama siz kimseye söylemeyin) aynı Nazım gibi; aç bir insan gördüğünde eline bir kuru ekmek verip “azizlik” mertebesine ulaşmak yerine, bu insan niye aç diye sorduğu için komünist “damgası” yemeyi tercih etmiştir.

Ön yargılarımızı portmantoya bırakıp okuyalım Kemal Tahir’i...

Unutmayalım,onun yaraları bile merhem değil “ tuzum, tuzum” diyordu…

Onun bir vatan derdi vardı “ bin dermana değişmeyeceği”…

Yazdıkları damarlarında dolaşan böyle yazarları daha dikkatli okuyup daha dikkatli okutturalım…
399 syf.
Açıkçası roman gözüyle okuyamadım çünkü tamamen diyaloglardan oluşuyor. Feci baş ağrıtan bir kitap. Sanki başınızda birileri sürekli konuşuyormuş hissi veriyor. Tiyatro desen değil senaryoya kolay çevrilsin diye böyle desen değil. İyi diyalog yazıyor diye çok övüldüğünden böyle bir yol mu seçti acaba bilemiyorum. ^_^ Din konusunda okuyanları şaşırtmış beni pek etkilemedi ama kadınlara karşı anlamsız bir tutumu var. Hem Peygamber eleştirip hem de alttan alttan bir kadın küçümsemesi yapması sosyal hayatında bu konularda sorunları olduğunu düşündürdü bana. Neyse... Genel anlamıyla okunabilir bir fikir peşinde olmadığı gibi tamamen dedikoduya dayandığı için su gibi akıyor. :)
399 syf.
·10 günde·Beğendi·8/10
Kemal Tahir’in, ölümünden bir yıl sonra 1974’te yayımlanan, 1943 yılının sonbahar ve kış aylarında Malatya Cezaevi’nde yaşayanları ve yaşananları anlatan, kısmen toplumsal tarih, kısmen öz yaşam öyküsü türüne giren romanı. Kemal Tahir romandaki alter egosunun adını “İstanbullu” Murat Bey olarak koymuş. Yazar kendisine bu şekilde mesafe koyarken gerçek hayattaki dostları Nazım Hikmet’i ve Piraye’yi, Hitler’i, İsmet İnönü’yü, İkinci Cihan Harbi’ni ve ez cümle mapushane halkını adlı adınca ve oldukları gibi anar.
Tahir, milletimizin fertlerini anlatırken her zaman olduğu gibi çok dobra konuşuyor. Onları -biyolojik psikolojik sosyolojik- tüm yönleriyle ele alıyor; yüce taraflarını da aşağılık taraflarını da sergiye koyuyor.
Türk milletinin cinselliğe bakışını ve yaşayışını bir belgesel kamerası gibi irkiltici derecede açık seçik anlatan bir yazar daha bilmiyorum. Genelev sermayeleri ve onların müşterileri, kocasını aldatan kadınlar, karısını aldatan kocalar, boynuz takmaya gönüllü kocalar, geneleve kız düşürmeyi zanaat edinen kabadayılar, ağır cezalık mahkuma umutsuzca aşık olan gardiyan kızı hep burada. Sefaletiyle, asaletiyle, zerafetiyle, nezaketiyle, merhametiyle, düzenbazlığıyla, zekasıyla, aptallığıyla, mertliğiyle ve namertliğiyle insanımız ...
Kitaptan uyarlanan Halit Refiğ’in yönettiği 1989 yapımı filmi de -ki Yeşilçam Sineması’nın da son birkaç güzel eserinden biridir- izlemiştim**. Murat konuştuğunda ya da düşündüğünde söylediklerini hep Kadir İnanır’ı seslendiren kişinin sesiyle duydum adeta. Yeri gelmişken belirteyim, filmdeki Tözey (Hülya Koçyiğit) kitaptaki Tözey’e epeyce uzak; hem şekil şemal hem karakter olarak.
“İnsanın dişisine ne demelidir, KADIN mı, BAYAN mı, HANIM mı?” tartışmasına da yakın tarihten gelmiş bir katkı/yanıt aynı zamanda; “KARI olmasın o?”
E-kitap (Kobo epub) formatında okudum, puanı 83. (** Filmin tamamı -143 dakika- YouTube da mevcut). Bir
359 syf.
·15 günde·Beğendi·10/10
Kemal Tahir'in Malatya Cezaevi'nde cezasını çeken siyasî mahkum Murat'ın gözünden kaleme aldığı ve esasen Murat'ın da bizzat Kemal Tahir olduğunu rahatça anlayacağınız bir eser. Yazarın diğer kitapları gibi ikili konuşmaların yoğun ama sıkıcı olmadığı, bir çırpıda okunabilecek bir kitap.

Cezaevinde yatan mahkumların gözünden ve ağzından 1943 yılı Türkiyesi'sine bir pencere açılmış diyebiliriz. Yazarın sosyolog yönünün roman yazarlığından yine bir adım önde olduğunun farkına varacaksınız. Kokuşmuş devlet düzeninin yanında yozlaşmış toplumu da görüyorsunuz.

İyi okumalar.
399 syf.
·9/10
Üstat'tan bu sefer otobiyografik bir roman. Başından geçen normal mapus olaylarını anlatarak, karılar koğuşundaki mahpusların nasıl mahpus oldukları, dava süreçleri ve davalarına veya başka isteklerine İstanbullu Murat tarafından yazılan istidalarını konu alan, bölgenin şivesine de çok çok hakim olan keyifli bir kitaptı. Kitaptan sonra filmini de izlemenizi tavsiye ederim. Filmde de soğuk bir atmosfer var ama kitabın havasını %100 yansıtıyor gerçekten.
399 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Kemal Tahir, Nazım Hikmet’in dostu olan , sol görüşlü bir yazardır. Ve elbette kaderi Nazım Hikmet gibi belli bir dönem mahpus olarak geçer. Bu yüzdendir ki Karılar Koğuşu bu kadar gerçekçi ve içlidir.
Karılar Koğuşu kadın ve erkek mahpusların karşılıklı koğuşlarda kaldığı bir hapishanede geçer. Kitabın arka kapağında da denildiği gibi Anadolu kadının mahpushanede de bitmeyen çilesi erkekler koğuşunda siyasi tutuklulardan biri olan ve hemen hemen herkes tarafından sevilen mahpus Murat merkezinde anlatılıyor. Murat Bey aydın bir tutuklu. Mahpus olmasına karşın okumayı ve yazmayı sürdürüyor. Ve zaman zaman yitirse de umudu hala var ideolojisine dair. Arada duvarındaki Nazım posterine selam çakıyor,ondan dörtlükler okuyor.Murat Bey bana diliyle ve düşün dünyası ile Sabahattin Ali ’yi hatırlattı. Murat Bey’i ben de öbür mahkumlar gibi sevdim , onun gözüyle olanları görmek o dönemi toplumu daha bilinçli görmemi sağladı.
Fakat benim bu kitabı asıl okuma sebebim 2.Dünya Savaşı sırasındaki Türkiye kadınlarının durumunu görmek aile yapısını tanımaktı. Ve Murat Bey amacıma çok uygun bir rehberdi.
Genel olarak tüm halk kendi küçük dünyasından dünyada olanları gözlüyordu. Fakat kendisine kadar görüyorlardı. Büyük resme bakmıyorlardı. Hele kadınlar hala kendilerine verilen hakların dahi farkına varamamıştı , istisnalar olsa da çoğu kendisini hala erkeklerinin gölgesinden çıkaramamışlardı.
Hele şu söz aklımdan hiç çıkmadı ,beni çok etkiledi. “Rey karıya verildi. Erkeklik öldü diyor. Reyi millete vermek diye bir şey olur mu ? Reyi millet verecekti.” Belki de bu söz biraz da bugün içinde olduğumuz durumu anlatıyor. Rey verilmedi alındı a dostlar Milli Mücadele ile alındı. Padişahtan da emperyalistlerden de kadın ve erkek omuz omuza savaşarak alındı.
Ama ne yazık ki toplum, inkılapları anlayamamıştı tam olarak. İşine geldiğinde hukuktan kaçıyorlar ve dinde böyle deyip ona yöneliyorlardı. Örneğin 4 kadına kadar evlenmek hala erkekler tarafından kendilerine meşru görülüyordu veya kadınlar erkeklerinin üzerine getirdiği kumaları kabul ediyor,duruma boyun eğiyordu. Fakat bu konuda dine uyarken öldürmekten, hırsızlık yapmaktan imtina etmiyordu.
Bunlar içinde bir istisna vardı. Gardiyan Şefika güçlü ama kötü bir kadındı. Kocasını terk etmişti kocası geri dönmesi için yalvarıyordu. Şefika kocası ve sevgilisi ile beraber yaşamıştı bir dönem. Bu tasvip edilen bir şey değildi , genel davranışın dışında bir durumdu.
Kadınlar, ancak genç ve güzel olduğunda değer görüyordu. O da yaşlanıncaya kadar sürüyordu. Ve genellikle atasözleriyle aşağılanıyordu.
Tözey Hanım ise yine de saygı görüyordu. Hattta mesleği hayat kadını olmasına karşın parası olduğu için gücü olduğu için belki de saygı görüyordu.
Mahpuslar ise Kürdü, Türkü, Çingenesi çeşit çeşit millet milletti. Tuhaf bir dayanışma içindeydiler.
Kadınlar ve erkekler arasında da ev gibi bir iş bölümü oluşmuştu. Kadınlar erkeklerin çamaşırlarını yıkayıp, onlara kazak örüyordu. En büyük korkularından birisi de dışarıda onları bekleyen yavuklularının onları bırakmasıydı.
Ve en fenası bilinçsizdiler. Neyi neden yaşadıklarını bilmiyorlardı.
Görülüyor ki hala öyle.
399 syf.
Kemal Tahir'in Malatya Cezaevinde yazmış olduğu kitaptır. Kendi iç dünyasına yolculukta yapar yazar bu eserinde. Aynı zamanda Murat karakteri kendisidir. Sinema filmi de çekilmiş bir eser.
399 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Sosyal içerikli bir kitap. Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda kadınların hapishanedeki yaşamlarını hapishaneye neden düştüklerini anlatmış.. Her dönemde olduğu gibi bu dönemde de düşünce suçundan mahkum olan insanların yaşam kavgası anlatılmış.
399 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
"Ahlâk ve namus kavramları, para ve güç karşısında elden ele gezer bir haldeyken tutuklu olmakla özgür olmak arasındaki fark nedir" diye sorar Kemal Tahir...

Bu kitabında Malatya cezaevindeki deneyimlerini, gördüğü, yaşadığı hikayeleri anlatıyor yazar. Ölümünden sonra anılarını not aldığı defterlerinden romanlaştırılan kitaplardan biridir "Karılar Koğuşu." Yani tamamen gerçek öyküler, gerçek kahramanlar.

Kemal Tahir, bu toprağın insanlarının, gerçek ve acı yaşamlarını yazan en önemli yazarlardan biri... Kitapları sorgulatan, düşündüren cümlelerle dolu. Okuduktan sonra bir daha eskisi gibi olamıyor insan.
Karılar koğuşu da namus, ahlak vb nedenlerle hapse düşen kadınların hikayesi...

Tözey, Aduş, Hanım, Sıdıka... İsimler başka başka, hikâyelerse farklı gibi görünse de bir yerde hepsi birbirine benziyor. Suçlanan, horlanan sadece kadın... Ama onlara zarar veren erkek egemen toplumun hiç suçu yok. Kemal Tahir bu konuları mükemmel işlemiş kitabında. Gerçi işlemiş tabiri uygun mudur bilemiyorum çünkü olaylar zaten gerçek, birebir yaşamın içinden...
399 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Yazarın okuduğum 6. eseri. Kemal Tahir okumayı şimdilik bu eseriyle noktalamayı düşünüyorum. Belki Yaşar Kemal'in "İnce Memed"ten sonra bir de "Rahmet Yolları Kesti" yi okuyabilirim. Bir eseri okurken ön yargıyı bir tarafa bırakıp okurum. Kemal Tahir'i okurken de öyle yaptım.
Fakat "Romancı, roman yazarken, dünya görüşlerini ve felsefesini, çoğu zaman ikinci planda bırakmaya çabalamalı.Romanı yanlış yola götürecek romancının iç istekleridir. Bu iç istekler, romanı ekseriya roman olmaktan çıkarır." (Beş Romancı Tartışıyor, s.43) diyen Kemal Tahir,
okuduğum eserlerinin birçoğunda kendisiyle çelişkiye düşüyor. Tarafsız bir romancı olmaktan uzaklaşıyor. Ona göre anlattığı dönemlerde tasvir ettiği din adamlarının neredeyse tamamı ahlaksız, gerici, menfaatçi. İnançlı olmakla birlikte namuslu, dürüst, vatanını seven bir tek karakter yok. İnsan inanmayabilir. İnançsızlığını açıkça söyleyebilir de. Ama bir çok yerde inanan insanın değerlerine, mukaddes saydıklarına pervasızca sayıp sövmek hakkına sahip olamaz, olmamalı. Bilhassa bu eserde öyle satırlar var ki inananın kalbine ok gibi saplanıp kalacak türden. Halbuki "Devlet Ana"da ne demişti yazar: "Dünya kurulalı beri kılıç mı daha kanlı kalem mi, ayırt edilebilmiş değildir. Bence kılıcın yarası bir, kalemin yarası bin. Kılıç eri, dilerse sahip olur kılıcına. Sen dünyanın yüzüne salmaktasın yazdıklarını. Kopar gider, nerde, n'işler bilir misin? Gerisin geri "Toplayım." desen yeter mi gücün? Dediğini dememiş olmak elinde mi?"

"Karılar Koğuşu" nu okuyana kadar diğerlerinde de birçok örneği var bunun ama bu eserdekiler tahammül mülkünü yıkacak cinsten.
Eser filme de uyarlanmış. Acaba o satırları filmin senaryosuna aktarmaya vicdanları elverdi mi bilmiyorum. Okuduğum satırlar bende yazarın diğer iyi taraflarını övecek, beğeni düzecek hal bırakmadı. Keşke incelememin başında alıntıladığım sözlerine uyabilseydi de geniş kültürünü, dili kullanmadaki ustalığını - en azından şahsım için-
gölgede bırakmasaydı.
399 syf.
·24 günde·8/10
Kemal Tahir'in bu eserini çok beğendim. Diğer yorumlarda da çokça bahsedildiği gibi, romanın adı her ne kadar karılar koşuğu olsa da roman hapishanede erkek merkezli bir hikayeyi ele alıyor.
İnsanı üzen bir sona sahip. Ayrıca 1940lardaki Anadolu'ya dair çarpıcı tespitler mevcut kitapta. Ben romanın baş karakteri Murat'ı çok sevdim.
Güzel bir Türk Edebiyatı eseri olarak bu kitabı kesinlikle öneriyorum.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Karılar Koğuşu
Baskı tarihi:
1990
Sayfa sayısı:
350
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Tekin Yayınları
Baskılar:
Karılar Koğuşu
Karılar Koğuşu

Kitabı okuyanlar 203 okur

  • Ömer BÜTÜN
  • Haluk Can
  • Carla Weller Ψ
  • Melike.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0