Karun ve Anarşist

·
Okunma
·
Beğeni
·
6.142
Gösterim
Adı:
Karun ve Anarşist
Baskı tarihi:
Ocak 2017
Sayfa sayısı:
320
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055147860
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
Tarih bir ayna… Aynayı kaplayan bir dilemma…
Kutsal Hermos'un suyuna karışan altının rengi hızla kan kızılına dönüşürken; kâhinler yaklaşan büyük savaşın haberini vermiş, tekinsiz bir hava zengin Lidya diyarını sarıp sarmalamıştı. Bir cephede güçlü askerleri ve görkemli hazineleriyle Aslan Kral Krezüs nam-ı diğer Karun; diğer cephede terk edildiği ölümü alt edip Pers diyarına hükmedecek olan Keyhüsrev.
Ve aynada sır dolu bir yansıma; tarihin öteki yüzünde devam eden karanlık…
Bir darbeye koşan Türkiye'de polis sirenleri yeri göğü inletiyor, silah sesleri sloganlara karışıyordu. Günleri ve geceleri esir alan terör, sokak çatışmaları, soygunlar, cinayetler her şehirde, her sokaktaydı. Kültür ve sanat kana bulanacaktı. Savrulan hayatlar, imkânsız aşklar…
Kim haklıydı? Ah!..
Karun ve Anarşist, tarihin akışını belirleyen hırsların ve tarihi aşan aşkların romanı. Coğrafyamızın kaderine bilgece bir bakış. İskender Pala'nın hep zevkle okunan usta kaleminden…
320 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Derdi olan Yazar “İskender PALA” ve “Karun ve Anarşist”

“İskender Pala” Türkiye’nin son yıllarda yetiştirdiği ender ilim insanlarındandır. Nerdeyse tamamen unuttuğumuz ve kültür dünyamızdaki en önemli kaynaklarımızdan olan “Divan Edebiyatı”na yeniden ruh vermiştir. Kendisi aynı zamanda “Divan Edebiyatı” alanında son yıllarda çığır açmış bir “Edebiyat Hocasıdır”. Gündeme de “Divan Edebiyatını Sevdiren Adam” olarak damga vurmuştur. Kendisinin birkaç kez sohbetlerini dinlemek nasip oldu. Gerçekten de tam bir bilge hoca gibidir. Karşınızda bir yazardan daha çok bir bilgenin ya da bir “kültür deposunun” konuştuğunu hissedersiniz. İskender Hoca kitabında da aynı bu karakter özelliğini sergilemiş ve bunu romanın içinde çok güzel eritmiş. Roman gayet güzel akış hızında ilerlerken İskender Hocanın bilge tarzındaki sohbetlerini de dinlemiş oluyorsunuz. Bu yönüyle sizde güzel bir edebi ve felsefi haz oluşturuyor.

( İncelemenin bundan sonrası içerik hakkında fikir verir fakat sürpriz bozmaz!)

Roman üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm “Altın” başlığı ile sunulmuş ve kendi içinde birkaç bölüme ayrılmış. 120 sayfalık bu bölümde Hoca, bizi Lidya dönemine götürüyor. Zamanında Lidya ve Perslilerin savaşına konu edinen bölüm; üç gencin hikâyesini işliyor: Halludas, Kufu, Mehte… Hoca, seçtiği üç kişi üzerinden o dönemden ta bugüne kadar gelen evrensel konular üzerinde durmuş. En çok üzerinde durduğu konular: aşk ve ihanet… Bu bölüm hem isimlerin yabancı olması hem de Uşak ve çevresinde yaşanan olayları anlatırken eski Lidya dönemindeki yer adlarını kullanması gibi sebeplerle hafif sıkıcı olmuş diyebilirim. Romanın özelikle bu bölümü için kitabın sonuna güzel bir harita konulmuş. Olayları okurken haritadan takip ede ede okuyunca konu daha kolay anlaşıyor ama haliyle akıcılığını da olumsuz etkiliyor. Ayrıca özelikle bu bölümde o döneme ait tarihi eserlerin resimleri 3-4 sayfada bir verilmiş. Her ne kadar kitabın biçimsel özelliğini bozsa da verilmesi daha uygun olmuş diye düşünüyorum. Genellikle o dönemdeki tarihi eserlerin işlendiği bölümde eserlerin somutlaştırılması sağlanmış. Hoca vermek istediği mesaja uygun bir konu seçmiş fakat “Neden bu mesajı verirken Lidya devrinden yola çıkmış?” sorusu akla geliyor ister istemez. İlk olarak aklımıza gelen Hocanın Uşaklı oluşu. Haliyle kendi yaşadığı coğrafyanın tarihini işlemesi uygun olmuş diyebilirim. Hocanın kitap boyunca üzerinde durduğu önemli bir konu da Lidya’nın sadece Uşaklıların tarihi değil bütün Türkiye’nin tarihi olduğudur.

Hoca bu konular hakkındaki fikirlerini bir röportajında şöyle belirtmiş: “Anadolu bir klasördür ve içerisinde dosyalar vardır. Klasörün kapağını açtığınızda bir dosya çıkar karşınıza ve okumaya başlarsınız. Hoşunuza giden bir yazı, desen, ezgi, birkaç tını vardır orada. O dosyayı kaldırdığınızda arkasında bir yazı görürsünüz, Türkiye Cumhuriyeti yazıyordur. Sonraki dosyaya bakarsınız sayfaları daha çoktur, daha fazla desen vardır, heyecanlıdır, arkasına baktığınızda Osmanlı yazdığını görürsünüz. Bir dosya daha çıkar karşınıza, altından Selçuklu çıkar, sonraki dosyayı kaldırırsınız Frigya çıkar... Anadolu öyle bir birikime sahip ki bu şekilde 21 tane dosya çıkar karşınıza. Lidya’dan başlayarak Anadolu’nun bu kültürel zenginliğinin farkına varılmasına bir kapı aralamak istedim. Yaşadığımız topraklardaki hikâyeleri, desenleri, müziği çıkartıp da dünyaya sunabilirsek eğer kültürel bir zenginlik, sanatsal bir atmosfer dünya birikimine katkı sağlamış olur. Romanı Anadolu’nun sahip olduğu kültürel arka planı anlatabileyim diye Lidya’dan başlattım.”

Daha sonra roman ikici bölüm olan “Ayna” bölümü ile devam etmiş. Bu bölüm yine kendi içinde ayrı ayrı bölümlere ayrılmış ve 120 sayfadan oluşmuş. Bu bölümde ise Lidya döneminden günümüz dönemine gelinmiş ve “12 Eylül Darbe Dönemi” işlenmiş. “12 Eylül”ü yine üç arkadaş ve üç arkadaşın yaşadığı aşk ve ihanet üzerinden işlemiş. Bu konuyu işlemesindeki amaçta günümüzü tarihin bir yansıması, aynası olarak görmüş.

Başka bir röportajında ise amacını şöyle belirmiş: “Gök kubbenin altında değişenler yalnızca kıyafetlerdir; insan hiç değişmez, ihtiraslar ve düşmanlıklar, iyilikler ve dostluklar, sevinçler ve kederler hep vardır. Karun ve Lidya’yı araştırırken öyle insanlara rastladım ki bugün hâlâ Uşak’ta yaşıyorlar. Bazen onlardan birisi bağırdığında sesin 2500 yıl geriden geldiğini zannettiğiniz olur. Sesler aynıdır, tavırlar aynıdır. Tamam, ama hatalar neden aynı olsun ki? Tarihi ibret almak için kullanmayacaksak kuru hikâye yığınlarından ne kazanırız. Köklerimiz, dinimiz, anlayışımız, düşüncemiz, sanatımız ve eski medeniyetimizin zenginliğiyle geleceğe yürümeyeceksek bunca mirasın sahibi olmak nemize gerek. Bu coğrafyada bizler, kulübesinin altında hazineler olduğunu bildiği halde kulübede yaşamaya devam eden, hazineleri ortaya çıkarıp zengin hayatlar sürme idealini kaybetmiş zavallılar gibiyiz. Üstelik başkaları bizim hazinelerimizi göz göre çalıp, yok edip, tahrip edip dururken. Yoksa Bağdat’ta, Şam’da Halep’te olup bitenleri nasıl izah edeceğiz?”

Kitabın bu bölümünde Hoca, günümüzün çeşitli sorunlarını o bilge tarzıyla işlemiş. Çeşitli eleştiriler yapmış ve çeşitli çözüm önerileri sunmuş. Hocanın ele aldığı, benim de dikkatimi çeken konular vardı. Örneğin Dil Konusunda aşırı bir şekilde Kültür Emperyalizminin saldırısı altındayız. Bu saldırı altında ise TDK çok pasif bir konumda duruyor. Halkımızda bu bilinçten çok uzak maalesef. Örneğin en basitinden “Spoiler” ifadesine bile direk Batıdan alıyor ve bir türlü onu Türkçemizde karşılayacak bir sözcük bulamıyoruz. Veyahut ifadeyi Türkçeleştiremiyoruz. ( Bu söylemimden kastım “Selfie” gibi çok kullanılan bir kelimeye “öz çekim” gibi kullanılmayacak bir ifade bulmak değil. Farsçadan aldığımız “Guşe” gibi bir kelimeye dilimizin o eşsiz kibarlığını, inceliğini vererek onu “köşe” halinde kullanmaktır.)

Bir başka konuysa çok zengin bir kültürel zenginliğimiz olmasına rağmen bir türlü bunun farkına varmamamız. Bunu farkına varan aydınlarımızın ise tamamen kendi kökümüzü reddeden yeni bir kültür yaratma çabaları içinde bunu yapmaları. Oysa kendi tarihi köklerimizden alacağımız güçle yola çıkarsak dünya piyasasının en üst listelerinde yer alan eserler ve çalışmalar ortaya koyabiliriz.

Kitabın son bölümü ise “Aşk” başlığı ile devam etmiş. Yazar bu bölümde başarılı bir çağdaş roman tarzı denemiş ve eski Lidya dönemi ile 12 Eylül zamanını bir arada sonuca bağlamış, çokta güzel olmuş. Zaman zaman aksiyonun yükseldiği son bölüm, heyecan ve merak düzeyinin üst düzeyde olduğu bir bölüm olmuş. Ayrıca hırs ve ihanet gibi kötü hasletlerin sonuçlarının her devirde aynı olduğu konusunda da güzel bir ders niteliğinde bir kitap olmuş.

Kitap özelikle son bölümü ile beraber bana Orhan Pamuk’un “Kırmızı Saçlı Kadın” kitabını anımsattı. Bir ara okurken sanki “Kırmızı Saçlı Kadın” kitabını yeniden okuyor gibi bir hisse kapıldım. Orhan Pamuk kitabında Oidipus efsanesini günümüze bağlayarak anlatmıştı. Fakat Pamuk sadece efsaneye değinirken Hocanın kitabının yarısı bu tarihi olay anlatılmış.

Lidya Kralının altına, zenginliğe olan düşkünlüğü ve kibri ile Karuna benzemesi, o zamanların ihtiraslarının aynası olan 12 Eylül’ün anarşistleri: “Karun ve Anarşist”

Kitap her ne kadar Hocanın önceki kitaplarının altında kalsa da çok başarıları olmuş. Okunmaya ve zaman ayırmaya değecek bir kitap olmuş. Ayrıca ben derdi olan yazarları severim. Hocamızın da ülkemiz adına dertleri var ve bu dertleri romanlarında çok güzel işliyor. Romanlarının odak noktasını bu dertleri oluşturuyor. Hem keyifli bir kitap okumak hem de Hocamızın dertleri ile dertlenmek için kitabı tavsiye ederim…

Sevgiyle kalın… İyi okumalar…

Ayrıca bu vesileyle bu kitabı bana hediye eden çok değerli “Güzel İnsana” teşekkür ederim. :)
320 syf.
·13 günde·Beğendi·8/10
Saygıdeğer kitap kardeşim Sueda Reyyan sayesinde yollarımız kesişti bu kitapla. İyi ki de kesişmiş. Huzurlarınızda kendisine tekrar teşekkür ediyorum. Yoksa Od ile Şah ve Sultanın ardından İskender Pala’ya nokta koymuştum. Beğenmediğim için değil okunacak, tanınacak daha çok yazar olduğu için. Farklı yazarlar okursam daha geniş bir bakış açısı kazanabileceğimi düşünüyorum. İskender beyin kurgularında akıcılık sağlayabilmek için gerçekleri biraz saptırdığı iddiaları var. Doğruluğunu bilmiyorum tabi. Bir tarihi olayı yazıyorsanız gerçeklerden ayrılamazsınız. Yoksa hem yalancı hem iftiracı olursunuz. Bu yüzden şiddetle karşıyım böyle durumlara. Neyse vebali boynuna.
Kitaba gelince bence okuduğum diğer iki kitabından daha iyi. Neden derseniz Hem akıcılık var hem kurgu olduğu için yukarıda söylediğim durum söz konusu değil. Bizim buraları (Afyon-Kütahya-Eskişehir-Uşak) tarihini de defineciler sayesinde az buçuk bilir. Frig Vadisi Kırk inler vs. iklim, arazi yapısı ve kültür hemen hemen k Kitapta anlatıldığı gibidir.
İçerik bilgisi:
Temenothieralı Halludas- Uşaklı Sadullah
Karialı Kufu - Muğlalı Ufuk
Frigyalı Mehte - Eskişehirli Ethem
Altın sektörü şefi Namirek usta- Resim atölyesi sahibi Keriman hanım
Komutan Nakata- komiser Atakan
Güzeller güzeli Namirek Ustanın kızı Edusa – Güzeller güzeli Keriman kızı Asude

Milattan önce Perslerin, Lidaylıları Kızılırmak yakınlarında yendiği bir savaş sonrası kaos ortamı ve 1979 anarşinin doruk yaptığı kaos ortamı. Birbirine benzeyen ortamlar ve isimlerin tersinden yazılarak oluşturulmuş karakterler ve birebir aynı örgüye sahip bir cinayet. Üç genç aynı lkıza aşık ve kız üçüne de olmaz demiyor. Ufuk (Kufu) Ethem’i (Mehte) öldürüp Suçu Sadullah’a (Halludas) atar. Ve Asude ile evlenir. Biri ölen masum diğeri yıllarca hapis yatar. Zamanın başbakanı ve resim yeteneği sayesinde affedilir ve özgür kalır. Lakin darbe döneminde Ufuk’un başka entrikalarıyla hapisten çıktığında parmakları tamamen ezilmiş artık resim yapamayacak haldedir. Sonu mu? Okuyun görün. Şimdiden iyi okumalar.
320 syf.
·4 günde·5/10
#spoiler icerebilir#
Tarihi bir roman dersem..daha detay isterdim
Aşk hikayesi dersem..3.sınıf bir yeşilçam dramasi..
Siyasi bir kitap dersem oda olmaz ..hiç bir kategoriye uymayan ama satış rekorları kırmaya başlayan "karun ve anarşist "(emeğe saygı duyarak )benden geçemedi

2500 yıl önce ve Bu Gün. .daha doğrusu12 eylül dönemi harmanlayarak anlatılan hikaye ne yaşattı sana derseniz hiç bir.şey diyeceğim..

Özellikle kitabın içindeki çizimler romanın dikkat dağıtan özelliği olmuş ki keşke sona koyularak bir albüm yapılsaydı. .

Iki zaman arasındaki aşk ve arkadaşlık ilişkisinin sanki okur anlamaz da ben hatırlatıyım dercesine "bak bu zamanda böyle o zamanda da böyleydi "zorlaması :) hiç olmamış hele ki Asude ve anarşist klişesi of artık dediğim noktaydı ..

Son olarak kitaptan bana kalan
1 )kapak dizaynı gayet başarılı. Gerek renk gerek cizim olarak okuyucuyu yakalamayı başarmış..
2) ""butun ideolojilerin temsilcileri bir sahanda pisirilen yumurtaya ekmek bandirdiginda"...aslolanin iyi insan olmak olduğunu bir kez daha vurgulaması. .

3) mektup ..

Umarım siz okuduğunuzda benim bulamadığım keyfi bulursunuz ...
Sevgiyle kalın. ..
320 syf.
·6 günde·10/10
İskender Pala'nın diğer tüm kitapları gibi bu kitabı kusursuz. üslup içerik yine çok güzel. tarihi roman olarak türünün mükemmel örneklerinden bir tanesi.kitabın yarıya kadar kısmında Lidyalılar Persler zamanını, diğer yarısında ise darbe yıllarını anlatmış. Okurken gerçekten sıkılmayacağınız ve dikkat gerektiren kitap. iskender pala okuyanlar bilir diğer kitaplarındaki çizgisi bu kitapta da devam ediyor. iyi okumalar:)
320 syf.
----Spoiler----


Karun ve Anarşist ile birlikte geçmiş ile günümüz arasında geçiş yaparak anlatılan eseridir.

Karun ve Anarşist kitabı ile İskender Pala önce geçmişe ve bir zamanların Libya’sında maceraya götürüyor.


Aslan Kral olarak bilinen Karun’un hikayesini İskender Pala, Keyhüsrev ile olan mücadelesini, Türkiye 'yi darbe ile karmaşa'ya sürükleyen halkı , tarihten günümüze kadar yaşanan olaylardaki benzerlik ve aşkın tarihi nasıl değiştirdiğini anlatıyor.

Yazarın okuduğum 7.eseri. İlk başlarda sıkıcıydı, bırakmak istedim daha sonra devam ettim. Diğer kitaplarına göre beni pek etkilemedi.
320 syf.
·3 günde
Lidya zamanı Halludas, 80'lerde Sadullah... Zamanlar ne kadar farklı olsa da bazı gerçekler hiç değişmiyor. İskender Pala bu kitabında Antik dönem ile 12 Eylül askeri darbe öncesinde yaşanan iki hikayeyi ayna simetrisi şeklinde kitaba yansıtmış. Birbirine yakın üç sanat tutkunu arkadaş ve güzel bir kız. Üçü de aynı kıza sevdalı. Gizli hesaplar ve kurbanlar...
Kitap antik dönem hakkında, kültürel mirasımıza yönelik dikkate değer vurgular yapıyor. Yine yazarımız romanın içine birçok değerli bilgi katmış, bu da okuyucunun birçok konuda bilgi sahibi olmasını sağlıyor.
Sağcı, solcu, faşist, anarşist, sosyalist... Ne kadar kolay insanların arasına nifak tohumları atmak. Siyasi tartışmalar, bölünmeler yüzünden bu ülke ne kadar çok acı yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. Bu kitap da buna da vurgu yapılmış. Hapishane 'de ki zamanları anlatan bölüm benim ilgimi çekti daha çok. İlk bölüm belki aşina olmadığım bir konu olduğu için biraz sıkıcı geldi ama sonra aktı gitti. Genel olarak sevdim kitabı. İskender Pala yine kalemini konuşturmuş ve önemli mesajlar vermiş. Tavsiye eder keyifli okumalar dilerim....
320 syf.
·Beğendi·8/10
Bir İskender Pala klasiği..
Yazar,bu kitabında tarihler öncesinden başlayan,günümüze dek süren bir hırstan,zengin ve iktidar olma mücadelesi,sevdası...
Kültür ve Sanatsız bir insanın ve toplumun olamayacağına dair vurgular mevcut..
Ayrıca,kitabın sonuna kadar gizemini koruyan aşk hikayesi...
Tavsiye eder,iyi okumalar dilerim.
320 syf.
·Puan vermedi
Kitap ilk başta lidya krallığını anlatıyormuş gibi geldi fakat sonra çok gûzel bir noktada kitabı 1980 lerdeki ideolojik çatışmalara bağlıyo benim gözüme çarpan şu oldu birbirlerine yoldaş diyenler,yolunda taş mış gibi gözünü kırpmadan para uğruna arkadaşını harcıyor olmalarıydı.ben beğendim tavsiye ederim şimdiden keyifli okumalar.
320 syf.
·10 günde·Beğendi·7/10
Eserde m.ö 580 li yillarda. Altınları ve askerleriyle, ihtişamıyla ünlü Aslan Kral Krezüs ile Keyhüsrev arasındaki mücadele ile 1979 yılı Türkiye'sindeki mücadeleleri karşılaştırma yaparcasına inanılmaz benzerlikler ve yaşanmışlıklarla anlatılan bir hikaye yer alıyor. Birbirinden alakasız zaman dilimlerinde yaşanan aşklar ,sadakat, hainlik ve para hırsının nasılda benzerlik gösterdiğini ve neler yaptırabileceğini gözler önüne seriyor.
320 syf.
·10/10
Tarihin tekerrürden ibaret olduğunu bu romanıyla tefekkür ettirdi usta kalem İskender Pala. Bir yanda Lidya'nın Pers istilasına maruz kalacak olan üç aşık genç diger yanda 1980 askeri darbesini yaşayacak olan Türkiye' nin üç aşık genci. Ve yüzyılların değiştiremediği kadim "anadolu kaderi". Savaşlar istilalar kanlar ayrılıklar acılar ve geç gelen adaletler. Zamanında gerçekleşmeyen adaletin adalet olmadığını gözler önüne seriyor İskender Pala. Lidya'nın üç gencinin yaşadıklarını günümüzde hala insanların yaşıyor olduğunu göreceksiniz. İskender Pala romanları tarihte geçtiği için ağır ilerler, bazen karakterleri yerli yerine oturtmak için zaman harcarsınız fakat bu roman öyle değil. Lidya zamanından ziyade günümüze daha çok değinmiş. 1980de yaşadığımız darbede gençlerin nasıl heder edildiği sağcısı-solcusu, ülkücüsü-komünisti-akıncısı ve daha nicelerinin hapishanelerde çektiği sıkıntıları ve bu gençlerin yaşadıkları pişmanlıkları çok güzel kaleme almış. Konunun günümüzde geçmesi (bunun için 117 sayfa Lidya-Pers konusunu okumanız gerekiyor) daha akıcı yapmış.
Her ne kadar yönetimlerin değişse de halkın yaşadığı şeylerin değişmediğini görmek istiyorsanız geniş bir bakış açısı ve perspektif sunan bu romanı okumak için geç kalmayın.
320 syf.
·16 günde·Beğendi·7/10
Lafı hiç dolandırmadan direkt kitaba geçiyorum. Ufak ufak spoiler barındırabilir ama çok da dert edilesi değil.

Tarih severlere göre bir kitap. Tarihi, geçmişi, bugünü geçmişte aramayı sevenlere göre bir kitap.
Lidya ve Pers imparatorlukları zamanlarından başlıyor ve daha girişte 'Solon' adlı büyük bir bilginin harika bir konuşması ile başlıyor kitap. Öyle bir konuşma ki kültür hakkında, yaşam hakkında, geçmişte veya günümüzde yaşayan devletler adına tek bir kelime etmeyi planlıyorsanız kesinlikle önce bu konuşmayı okuyun. Kitabın son bölümlerini okumamış olsam "Kitap bir yana, Solon'un konuşması bir yana." derdim. Fakat öğrendim ki tüm kitap zaten o konuşma üzerine kuruluymuş.
Kitabın tarihi değil felsefi boyutuyla ilgilenmek istiyorum diyorsanız sadece Solon'un konuşmasını dikkatlice okuyup kitabı kapatmanız bile size çok fazla şey katıcaktır felsefe açısından.

Kitapda beni en çok cezbeden şeylerden bir diğeri ise sonlara doğru bozulmaya başlayan tarihler arası geçiş. Yazar adeta yeteneğiyle övünürcesine yazmış o satırları. O satırları dediğim bölüm Lidyadan uçup Türkiyenin 80'li yıllarına konmamız.

Yazımın başında da dediğim gibi lidyadaki yaşamı da 80'lerde Türkiyedeki yaşamı da çok güzel aktarmış yazar.

Bir iki diyalog hariç yazarı, "çok iyi bir yazar" olarak nitelemekten hiç çekinmiyorum.
Tarihi sevenler, "kültür nedir?" denince kafasında ciddi manada değerli bir şey canlanmayanlar, buyurun okuyun bu kitap sizin için.

İnsanların ne kadar adileşeceğine şaşırmanızı da sağlayabilir kitap. Okumuş olan varsa soruyorum.
Bu dünyada bu kadar kötü insanlar yaşıyor mu gerçekten?

İyi okumalar.
320 syf.
·12 günde·Puan vermedi
İskender Pala olunca üslup ve kurgu konusunda eleştiri yapabileceğim en ufak bir nokta bulamam. Karun ve Anarşist'de,kitap isminden de anlaşılacağı üzere 12 Eylül darbesi ve sonrası ile Lidya'nın Krezüs tarafından yanlış yönetimi,Pers imparatorluğunun Lidya ile savaşı anlatılıyor. Kurgu yine uzak geçmiş ile yakın geçmiş arasında tasarlanmış ve çok güzel oturtulmuş,herşey çok güzel. Yalnız bir nokta var ki Edebiyatımızın güzelliği,zenginliğine hayran duyulacak bu eserde desteklenen siyasi görüşün yeri bana pek manasız geldi. Kitabın edebi güzelliğine keşke siyasi yorum katılmasaymış. Pala hayranları(desteklenen görüşün zıttını savunan ve benim gibi düşünen) bu durumu pek hoş bulmayacaklardır. Eserde yer alan bu siyasi görüşü yansıtan kısmı çıkarırsak, yine güzel bir eser ortaya koyduğunu söyleyebilirim.
Uğrunda ölebileceğim bir davam hala var, evet ama uğrunda öldürebileceğim hiçbir davam olmadı, olamaz…
Dünyada olup bitene akıl erdirmek zordu. Birileri için umutsuzluk getiren şey diğerlerine hayal kurduruyordu.
"Kimlik kaybolunca devletin elden çıkması yakındır; bir toprak, ancak cultura(kültür) sayesinde vatana dönüşür." Solon

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Karun ve Anarşist
Baskı tarihi:
Ocak 2017
Sayfa sayısı:
320
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055147860
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
Tarih bir ayna… Aynayı kaplayan bir dilemma…
Kutsal Hermos'un suyuna karışan altının rengi hızla kan kızılına dönüşürken; kâhinler yaklaşan büyük savaşın haberini vermiş, tekinsiz bir hava zengin Lidya diyarını sarıp sarmalamıştı. Bir cephede güçlü askerleri ve görkemli hazineleriyle Aslan Kral Krezüs nam-ı diğer Karun; diğer cephede terk edildiği ölümü alt edip Pers diyarına hükmedecek olan Keyhüsrev.
Ve aynada sır dolu bir yansıma; tarihin öteki yüzünde devam eden karanlık…
Bir darbeye koşan Türkiye'de polis sirenleri yeri göğü inletiyor, silah sesleri sloganlara karışıyordu. Günleri ve geceleri esir alan terör, sokak çatışmaları, soygunlar, cinayetler her şehirde, her sokaktaydı. Kültür ve sanat kana bulanacaktı. Savrulan hayatlar, imkânsız aşklar…
Kim haklıydı? Ah!..
Karun ve Anarşist, tarihin akışını belirleyen hırsların ve tarihi aşan aşkların romanı. Coğrafyamızın kaderine bilgece bir bakış. İskender Pala'nın hep zevkle okunan usta kaleminden…

Kitabı okuyanlar 974 okur

  • Oblomov
  • Cngzzz
  • gece
  • Fatma Erdoğan
  • Aslı
  • Muhendisbey
  • İsmail saka
  • Feyzanur
  • Derya ÇELEN
  • Hamza

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%8
14-17 Yaş
%2.8
18-24 Yaş
%16
25-34 Yaş
%34
35-44 Yaş
%25.9
45-54 Yaş
%10.4
55-64 Yaş
%0.5
65+ Yaş
%2.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%61.6
Erkek
%38.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.8 (103)
9
%26.4 (98)
8
%22.6 (84)
7
%12.9 (48)
6
%5.1 (19)
5
%1.9 (7)
4
%2.2 (8)
3
%0.3 (1)
2
%0
1
%0.8 (3)

Kitabın sıralamaları