Geri Bildirim
Adı:
Katya'nın Yazı
Baskı tarihi:
2004
Sayfa sayısı:
232
ISBN:
9789753900737
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Summer Of Katya
Çeviri:
Belkıs Çorakçı Dişbudak
Yayınevi:
E Yayınları
Yarattığı kahramanlar kadar gizemli bir yazar. Kim olduğunu yalnızca yayıncısı, nerede olduğunu ise yalnızca kendisi biliyor. Şu anda hangi adreste oturduğu ise herkesten gizli...

"Herkesin kimliğini merak ettiği yazar bu kez de Bask bölgesini mekan seçmiş romanına. Genç bir doktor Birinci Dünya
Savaşı'nın eşiğinde hayatının ilk aşkını yaşıyor...

Ve bu olağanüstü öyküyü İkinci Dünya Savaşı öncesinde anımsadığı şekliyle anlatıyor. Bir aşk romanı görüntüsünde, insan ruhunun derinliklerine iniyor. Umulmadık dönüşlerle sürprizli bir son hazırlıyor."
(Arka Kapak)
(Hafif ama çok hafif spoiler içerir. Meraklanmayın can alıcı yerleri söyleyerek okumak istediğiniz bu kitabı kursağınızda bırakmadım.)
Kitabı 1000kitap'ta gördüm. Artık kimden gördüm nasıl gördüm hatırlamıyorum. Herhalde sitenin fazla derinine inmişim ve bu kitabı bulmuşum. Kitabı gidip kütüphaneden aldım. Açtım okumaya. İlk iki sayfasında "aha şu hiçbir cümlesinden bir şey anlaşılmayan saçma kitaplardan" derken üçüncü sayfada aslında kitap güzelmiş dedim. Hatta bundan sonra baya beğendim ve pek adetim olmayan alıntı yapma işini iki defa yaptım. Tabi belli bir sayfa ilerledikten sonra eyvah yoksa bu kitap basit bir romantik kitap mı demeye başladım. Sayfalar ilerledikçe bu fikrimden biraz caysamda gene aklımın bir köşesinde hala bu fikir vardı. Tabi kitabın sonlarına doğru ise bu fikrimden tamamen caydım ve yazar beklenilmedik bir sonla bitirdi kitabı.
Bu gizemli yazar karşımıza duygusal bir karakter çıkarmış. Bu karakter doktor ve habire elinde kalem bir şeyler yazmakla meşgul. Gencim, yakışıklıyım, duygusalım, neşe doluyum o zaman aşk benim hakkım diyen tiplerden. Hatta bu düşüncesiyle ilgili bir alıntı da paylaştım oradan ne demek istediğimi anlayabilirsiniz.(#5398053) Karakterimiz bu düşüncelerdeyken Katya isimli çok genç sandığı bir kızla tanışıyor ve olaylar başlıyor. Kitabın sonlarına kadar yazar pek gerçekleri söylemiyor. Ama habire okuyucuya bu Katya'nın ailesinde bir gariplik var düşüncesini taze tutuyor. Kitapta biraz ilerlerseniz beğenmeseniz bile meraktan okuma isteği duyabilirsiniz. Yani yazar her okurunun kitabının sonunu getirmesi için basit bir yol denemiş:Merak ve aşk. Yazar bir de farklı bir metotla yazmış. 45 yaşındaki baş karakterimiz geçmişindeki Katya'yla yaşadığı bir yazı kendi eliyle yazmış. Bir anı kitabı gibi. Ara sıra bu baş karakterimiz hikayeyi keserek kendi düşüncelerini anlatmış. Bu bana biraz edebiyatımızda yazı makinesi olarak adlandırılan Ahmet Mithat'ı hatırlattı.
İşin kısası bu kitap basit bir aşk kitabı olmayıp akıcı ve sade bir dille yazılmıştır. Okurken de Bask kültürünü biraz da olsun öğrenme şansını bulacaksınız. Alıp okursanız pek pişman olmazsınız diye düşünüyorum.
http://ahmedyasirorman.blogspot.com.tr/...-nicholas-seare.html
Çok sevdiğim yazarlardan olan Trevanian'ın okuduğum dördüncü kitabı. Aslında popülerliğini kazandığı kitap bu sanırım.Çünkü diğer kitaplarda " Katya'nın Yazı" yazarından " ibareleri var.
Yazarın en güçlü yönü bence olay kurgusunu ve betimlemeleri çok iyi yapabilmesi. Diğer okuduğum kitaplarından yola çıkarak bu kanıya vardım. Olay örgüsünde açıkta ip bırakmıyor. Hepsi düğümlenmiş halde. Bu düğümleri keşfetmek eşsiz bir haz sunuyor.
Bu kitapta, küçük bir kasabaya gelen genç bir doktoru ve kasabada yaşadıkları anlatılmakta. Kitaba ismini veren Katya'ya aşık oluyor. Ailesiyle tanışıyor. Babası çok çalışan disiplinli ama dağınık bir adam. Öte yandan rahatsızlığı da var. Abisinin ve Katya'nın aslında çok sağlıklı olmadıklarını ilerleyen sayfalarda görüyoruz.
Kitap çok akıcı, sürükleyici, yaşanan duyguları aktarmakta başarılı. Okurken sıcak havada esen rüzgarın kolumdaki tüyleri, sakalımı, saçımı okşamasını ve etraftaki böceklerin cızırtılarını duyabilmek bana tarif edilemez bir zevk vermişti. Kitabı gördükçe hala aynı duyguları hissedebilmek ise bambaşka bir tat.
Kitabı okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar dilerim.

Benzer kitaplar

Başları durgun olsa da sonu ile beni şaşırtan; yazarın keskin virajlarını, olayları biçimlendirme yetisini takdir ettiğim, hayranlıkla okuduğum bir kitaptı.Katya'nın gerçek hikayesini dinlemek, hüzünlü ama aynı zamanda zevkli ve şaşırtıcı.
Travenian'ın Şibumi'sini okuduktan sonra buldum ve hemen aldım. Okuduğuma değdi. Novella özelliği taşıdığını söyleyebilirim. Fakat üslup ve kurgusu ile insanı sürüklüyor. Özellikle sonunda harika bir final yapılmış. Tavsiye ederim..
Kitap fuarındakilerin tavsiyesiyle aldığım kitaptı. Okumaya başladığımda kitapta ilgimi çeken ilk şey ana kahramanın yeni bir doktor olması ve şair olmak istediğini söylemesiydi.
Daha sonra kahramanların bahsettiği şeyler de bana yakın geldi.
Anlattığı festivali okurken kendimi orda hissettim sanki. Bir kültürü araştırmama da ilk basamak oldu sanırım.
Çoğu diyolog insanın yüzünü güldürecek şekildeydi. Keşke baskıda yanlışlar olmasaydı daha iyi olurdu.
Büyük hayal kırıklığı yaşatan bir kitap oldu maalesef benim için. Şibumi'yi okuduktan sonra inanılmaz bir hayranlık oluşmuştu bende yazar için. Okumadığım diğer tüm kitapları heyecan uyandırdı bende. En çok beğeni alan kitabı Katya'nın Yazı'na sarıldım hemen. Her sayfada gelecek sayfanın daha heyecan verici olacağını söyledim kendime. Ama olmadı, olamadı... Kötü olduğunu söylemiyorum ancak vasat bir kitap maalesef. Belki beklentiyi düşürürseniz daha fazla keyif alabilirsiniz.
Çok da uzun süre geçmedi Şibumi'nin üzerinden. Anlatımı ve karakter yaratımı konularında ağzımı açık bırakmıştı Trevanian. Öyle ince yerlerde öyle güzel bilgilendiriyordu ki, bazen abartıya kaçsa bile asla şikayet edemiyordunuz. Dedim ki bu adamın da tarzı bu, ve hemen diğer kitaplarını araştırmaya koyuldum. Hangi köşeye baksam en önde "Katya'nın Yazı"nı gördüm hep. Nitekim ilk gördüğüm yerde de alıp ekledim kütüphaneme.

Şibumi gibi yoğun anlatıma sahip bir eser beklerken usta yazar beni Katya'nın hikayesine sürüklerken o kadar net ve sade bir anlatım kullanmış ki sanki farklı yazar okuyorum da fark etmedim diye düşündüm bir an. Olayların ne ara geliştiğini, doruk noktasına ulaştığını ve çözüme kavuştuğunu takip etmeye çalışırken anlıyorsunuz ki kitap bitmiş bile bir oturuşta!

Herkesin değindiği "son" bölüm ise öyle güzel açıklanmış ki kelimeleri sabırsızlanarak takip ediyorsunuz. Olayların açıklığa kavuşmasına rağmen akıcılığını bir an kaybetmedi kitabın sonu ve beni oldukça etkiledi ki uzun süre etkisinden çıkabileceğimi sanmıyorum.

Trevanian'ın tüm eserlerini okumadım fakat eminim ki Katya'nın Yazı, Şibumi ile birlikte ilk sıraları paylaşıyordur. Yürek burkan kısa ama bir o kadar derin bir hikaye arıyorsanız daha uzağa bakmayın derim.
Kitabın ilk 50 sayfasını rahatlıkla okuyup sonraki 100 sayfasında ayrıntılarda boğulup, iç sıkıntısı çekmeme rağmen son 80 sayfa gözümü bile kırpamadığım, şahane kurgulanmış bir final okudum.
Bask kültürünün kitaba fon olduğu, aşk ve kendini bulma arayışının işlendiği ve bunu müthiş bir gizem perdesiyle son ana kadar taşıyan bir roman.
Özellikle son sayfaları akıcı olan, Trevanian'dan okuduğum ilk roman. Tabiri caizse sinsi bir kitap, sona yaklaşana kadar çitlerin etrafında dolandırıyor. Gerçi bu tamamen okurun kitaptan ne beklediğine bağlı, psikolojik gerilim fakat her an nabız yüksek değil.

Bask festivalinde karakterlerin baskınlığını hissedip zihinlerden geçeni ve o curcunadaki hissiyatı yaşadım. Farkettim ki en çok bu noktaya ısınmışım: içine çekmek için çaba sarfetmeyen sıradan konunun, biçemin davetkârlığına tezatlığı.

Tek bir noktaya koşan olay örgüsüne sahip olmaması hasebiyle "haddinden fazla uzatıldığı" söylenebilir. Söylenmeyedebilir, kulp takıyorum.
Aşkı hiçbir zaman bir insanın bir başka insana olan duygusu olarak yorumlamamış, düşünmemiştim. Bir durum olarak anlamıştım aşkı ben her zaman, iki insanın dışında bir durum. İkisinin paylaştığı bir sığınak.
“Mutluluğumuzu herkesle paylaşırız, yabancılarla bile. Önemli olan hüznü ve acıları paylaşmaktır.”
"Kelimeler oynanmak için değilse, ne için icat edilmiş ki? Elimi hafifçe onun elinin üzerine koydum.
'Bazı kimselerin onları duygu ve sevgi ifade etmek için kullandığı rivayet edilir.'"
"Sanırım zamanın geçmesi, sizlerin evrensel panzehir saydığınız şey."
"Hepimiz sosyal nezaketin kurbanı değil miydik? Felaketleri zarafetle karşılamaya kendimizi zorunlu hissetmiyor muyduk? Utanmaktansa mahvolmayı, yok olmayı bile tercih etmiyor muyduk?"
Hepimiz karşımızdakinin bizi anlamasını isteriz ama, ayna gibi içimiz dışımız görünsün istemeyiz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Katya'nın Yazı
Baskı tarihi:
2004
Sayfa sayısı:
232
ISBN:
9789753900737
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Summer Of Katya
Çeviri:
Belkıs Çorakçı Dişbudak
Yayınevi:
E Yayınları
Yarattığı kahramanlar kadar gizemli bir yazar. Kim olduğunu yalnızca yayıncısı, nerede olduğunu ise yalnızca kendisi biliyor. Şu anda hangi adreste oturduğu ise herkesten gizli...

"Herkesin kimliğini merak ettiği yazar bu kez de Bask bölgesini mekan seçmiş romanına. Genç bir doktor Birinci Dünya
Savaşı'nın eşiğinde hayatının ilk aşkını yaşıyor...

Ve bu olağanüstü öyküyü İkinci Dünya Savaşı öncesinde anımsadığı şekliyle anlatıyor. Bir aşk romanı görüntüsünde, insan ruhunun derinliklerine iniyor. Umulmadık dönüşlerle sürprizli bir son hazırlıyor."
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 252 okur

  • The OA
  • Birsen Öztürk
  • Melek Işık
  • rtgrlsln
  • hana
  • Oznur Gezen
  • Yagmur dmr
  • Elif ERTÜRK
  • Nildem Dursun
  • Bernaaaa

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.1
14-17 Yaş
%1.4
18-24 Yaş
%11.9
25-34 Yaş
%31.5
35-44 Yaş
%42
45-54 Yaş
%9.8
55-64 Yaş
%0.7
65+ Yaş
%0.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%62.1
Erkek
%37.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%18.9 (18)
9
%35.8 (34)
8
%23.2 (22)
7
%15.8 (15)
6
%2.1 (2)
5
%2.1 (2)
4
%1.1 (1)
3
%1.1 (1)
2
%0
1
%0