Kayıp Hayaller Kitabı

·
Okunma
·
Beğeni
·
7320
Gösterim
Adı:
Kayıp Hayaller Kitabı
Baskı tarihi:
2003
Sayfa sayısı:
295
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754584042
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Kayıp Hayaller Kitabı
Kayıp Hayaller Kitabı
Kayıp Hayaller Kitabı
Kayıp Hayaller Kitabı
Kayıp Hayaller Kitabı
Kayıp Hayaller Kitabı
"Gerçek nereye gizlenirse gizlensin arada bir kendiliğinden parlayıp söner..."
Böylece söylüyor Dede. Belki de bu yüzden her sabah uyanıp gizemli aşkının peşinde sokağa fırlıyor, kimselere sezdirmeden vücudunda bir delikanlı saklıyor; aşık ve tutkulu bir delikanlı. Kasabanın delisi Kevser'in köpekleri büyüleyen, kendisine aşık eden bir kokusu var. Ali ile kavuşamayan Kevser'in aşkının kokusu bu belki; sürekli kanayıp duran gizli yarasının kokusu. Bu yüzden gönüllü muhafızları köpekler Kevser'in; kapı kapı, mahalle mahalle peşindeler. Peki arkasından hiç ayrılmayan ala köpek, yıllar önce ölen kocası ım gerçekten? Sinemacı Şerif'in tavanından sinema salonuna kaçak girip filmlerin büyüsüne dalan Hasan ve Hamdi için ise Dede, Kevser, Ali... hepsi "kayıp hayalleri" olan birer film kahramanı gibi. Küçük bir kasabadaki eski bir aşkın izlerini takip eden okuru, duvarları hayallerden oluşmuş bir labirent bekliyor. "Kayıp Hayaller Kitabı"nda.
"Yüzyılın son çeyreğindeki Türk edebiyatının birkaç kilometre taşından biri Hasan Ali Toptaş. O bir kurgu-dil sanatçısı; ödün vermez bir biçim ustası: yirminci yüzyıl edebiyatının vardığı çizginin en uç noktası."
- Yıldız Ecevit-
282 syf.
·10/10
Kitabın verdiği haz hakkında ne yazsam bilemiyorum. Hangi kelimelerle dile getirsem diye düşünüyorum ama Hasan Ali Toptaş'ın böylesine kusursuz anlatımı karşısında sanırım kitabın hissettirdiklerini dile dökmek zor.
Sadece anlatımı mı, o kelimelerin güzelliği, kurulan cümlelerin derinliği, okurken birden durup düşündürmesi... Evet, edebi bir kitap okuyorsunuz. Bundan kastım anlaşılmaz kelimeler vesaire değil elbet Türkçe kelimelerle örülmüş, yalın fakat derin bir anlatım olunca ortaya böylesine edebi bir eser çıkıyor sanırım. Hasan Ali Toptaş'ın çocukluğundan beri gelen yazma hevesini tam anlamıyla hissedebiliyorsunuz.

Okumaya başlıyorsunuz ve kitap sizi alıp götürüyor.Soyut ile somut içiçe geçmiş, gerçek ve hayal dünyasında seyre çıkıyorsunuz. Hasan Ali Toptaş doğayı konuşturuyor, geceyi konuşturuyor, kasabayı, kasaba halkını, akrabaları ve çocukları konuşturuyor, yaşayan her canlıyı ya da var olduğunu düşündüğümüz her şeyi... Toplumu anlatıyor yazar, yitirilmişliği, hayalleri ama aslında var olan gerçekleri... Kitap bittiğinde sizi alıp, başladığınız noktaya geri bırakıyor, öylece kalıyorsunuz! Kitap hakkında ipucu vermeden sanırım anlatmak zor ama bittiğinde kitaptaki karakter Kevser'i mi okudum tüm bunları dede mi anlattı yoksa ben mutsuz Hasan'ın kayıp hayalini mi aradım, dedim durdum... Hasan Ali Toptaş öylesine ucu açık noktalar bırakıyor ki okuyucuya.
Hatta yazara eserleri hakkında soruluyor: ''Şurada, bunu mu anlatmak istediniz?'' diye. ''Bilmiyorum,'' diye cevap veriyor Hasan Ali Toptaş ve devam ediyor: Her okuyucu farklı anlar ve farklı anlamlar çıkarıp yükler.

Bu kadar düş ile gerçek arası ilerleyen kitap için sanırım şu alıntı fayda sağlar:

... ve ne yazık ki Hasan ağlıyordu; kaşları kapkara çatılmıştı yani ve boğazında yumruk iriliğinde hıçkırıklar vardı ve yanaklarından ışıl ışıl gözyaşları süzülüyordu ve ben işte onu öyle görünce biraz daha eğilip endişeyle, yoksa sen ben değil misin, diye sordum ve o da hıçkırıklarının arasından bana ıslak mı evet çok ıslak ve de kalbim gibi titrek bir sesle, evet senim n'olmuş, dedi; sonra ben ona, madem ki bensin o halde neden ağlıyorsun hıçkıra hıçkıra, bak ben ağlıyor muyum, dedim ama o ağzını açıp bir şey demedi; sonra ben ona, hem sen neden girdin bu kuşun gözlerine, orada ne işin var da dedim ama o ağzını açıp gene bir şey demedi. evet hiçbir şey denmedi de yalnızca somurtkan bir yüzle buğulu bir ayna gibi uzak uzak şöyle bir baktı, bakarken birdenbire sarsıldı, sarsıldıkça bulandı, bulandı ve ansızın kayboldu...
Geride boynu bükük, ölü bir kuş kaldı tabii.
282 syf.
·66 günde·Puan vermedi
Kitabi okurken sanki yazı değil kendi içinden,
iç aleminden kopan kayıp hayallerin,
kendine bile söylemeye çekindiğin,
önüne serilse kendin bile şaşıracağın fikirlerin, düşüncelerin,
hayallerin film şeritleri haline getirilmişte, sanki bu şeritler insafsız, yokluktan anlamayan Sinemacı Şerif Efendi'ye verilmiş ve senin de onun sinemasına girecek paran yokmuş ta Şerif'in insafa gelmesini buruk bir yüzle bekliyor gibi bekliyorsun kitabın öbür sayfasına geçmeyi ...
Gözlerini kapıya dikmiş hiç kıpırdamadan, kapı aralığından sıra halinde dizilmiş sandalyeler takılır ya gözlerine ve sen sanki
filmin tamamı o sandalyaye sinmiş gibi ona dalarsın ve boşlukta asılı kalır bakışların..
En heyecanlı yerlerini görüyormuş gibi curk curk yutkunup tamamını film halinde seyretmek için yanıp tutuştuğun film gibi bir kitap.
Hani bazı anlar yaşar ya, ya da hisseder ya insan ama bunu zihnin bir oyunu mu olduğunu yoksa gördüğü bir düşten bir parça mı olduğunu, gerçeğin ta kendisi mi olduğunu kestirmez ya işte öyle bir tat bırakan kayıp hayallerle dolu bir kitap bu kitap..

Heba adli kitabında geçtiği gibi
"Gerçek fazlasıyla hissedildiğinde insana her vakit gerçek değilmiş gibi gelir." Sanırım Hasan Ali'de tekrarın tekrarından oluşuyor. Hayat bile tekrarın tekrarından oluşuyorsa, buna da şaşmamak lazım...

Herkesin kendine ait kayıp bir hikaye bulacağı bir kitap. Çok fazla yazacak şey bulamıyorum zihnim çok karışık kelimelerim kayıp..
310 syf.
İkinci Hasan Ali Toptaş kitabım. O kadar şaşırdım ki! Resmen dumur etti kitap. Nereden buraya bağlandı?
Nasıl oldu?
Bu kimdi?
Şimdi konuşan kim? gibi birçok soruyla başımı ağrıttım. Zor bir yazarla karşı karşıya olduğumu anladım. Mükemmel bir Türkçe var kitapta.
Yani sadece cümleler arasında bile kaybolabilirsiniz. Alıntılamak istesem birbirinden ayıramam cümleleri. Hepsi bir hikaye niteliğinde bana göre.
Diğer kitaplarına kıyaslayanlardan birkaç kişi Kayıp Hayaller Kitabı'nı beğenmemiş. Diğerlerini okumadığım için bir şey diyemedim ama bu yorumlara biraz üzüldüm. Çünkü bana göre oldukça güzel, kaliteli ve kafa yoran bir kitaptı. Bitirdiğimde büyük bir boşluk hissi oluşturdu. Küçük Hasan'ın hayalleri arasında gezerken bazen Kevser, bazen Elif, bazen Hicabi, bazen Ali, bazen de sinemacı oldum. Bir yerde yazarın çocukluğundan yola çıktığını okudum. Doğruysa daha da etkileyici. Çok yoğun duyguların ve geçişlerin olduğu hikayeyi özetlemek istersem zorlanırım. Nereden başlayacağımı bilemem spoiler veririm kesin. O yüzden tavsiye edelim de herkes okusun. ^^
225 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
~Kitaplar nefesiniz olsun~

Gerçek zaman ve hayaller arasında kayboluyorsunuz; mütiş bir kurgu mütiş bir masalsı anlatım bir hikayeler bütünü. Her zaman yaptığını yapmış Hasan Ali Toptaş hülyalara dalıp duruyorsunuz okurken, kayboluyorsunuz ve bir başkasının yanında bulunuyorsunuz güzel dakikalardı.

Bütün kitaplar güzeldir. "Bu bir tık daha güzel" İyi okumalar.
280 syf.
·Puan vermedi
Yoksa sürekli kanayıp duran gizli bir yarası vardı da içinde rastladığı her ağlayış onu durduruyor muydu ve durduruyorsa dura dura nereye varabilirdi böyle, bilmiyorduk.
Bundan böyle o hem vardır bu yeryüzünde, hem yoktur da demem üstelik, öyledir oysa; var hükmünde bir yoktur benim ulaşamayıp da yıllardır hasretini çektiğim, yok hükmünde bir vardır.
310 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Sevdim mi sevmedim mi anlayamadığım bir kitap daha. Hasan Ali Toptaş' la ilk tanışmam. Kitaba başladığımda bir olay var bunun üzerinden ilerliyor herhalde diye düşünmüştüm. Sayfaları aştıkça Kör Baykuş havasıyla karşılaştım. Adı üstünde Kayıp Hayaller Kitabı. Kim gerçek, hangi olaylar yaşandı, neler oluyor tam kestiremiyor insan. Anlıyor ama neyi anladığından da emin değil. Bu durum insanı okurken rahatsız etmiyor, hatta merak ettiriyor. Ama ben kitabı çok karamsar buldum ve anlattığı şeyler genel olarak bana hitap etmedi. Sevmediğim yönü buydu.

Konuyu bir kenara bırakırsam yazarın üslubuna hayran kaldım. Kelimeler, imgeler, hayaller, betimlemeler, anlatım öyle birbiriyle uyumlu öyle ahenkli ki kitabı okutturan da bu oldu. Yoksa idare eder bir anlatımla devam edemezdim. En çok dikkatimi çeken de yazarın gözlem gücü. Bu kadar imgeye rağmen yazdıkları bir bir gözünün önünde beliriveriyor insanın. Havada kalmıyor.

Yani Hasan Ali Toptaş kelimelerle dans etmesi açısından bayıldığım ama anlattıkları açısından pek cazip gelmeyen bir yazar oldu gözümde. Tabi diğer kitaplarına da bakmam lazım.

Keyifli okumalar.
310 syf.
·38 günde·Puan vermedi
Yazarın dilini, üslubunu imgelerini, kurduğu cümleler gerçekten çok güzel fakat kitaba gelecek olursak bir bütün olarak baktığımız zaman pek sevemedim.. Bölümler kendi içinde çok güzel ama bütüne baktığımız zaman sürekli kitabı çözmeye çalışıyorsunuz, kimin gözünden anlatıldığını çözmeye çalışıyorsunuz bende sadece kafa karışıklığı oluşturdu sanırım sevemediğim kısımda bu oldu..

Kitap genel olarak çok sevilmiş, ben kitabın özünü kavrayamamış olabilirim bu yüzden yazdıklarım sizde önyargı oluşturmasın ve okuyun lütfen .. Yazarın dili için bile okunur :)
282 syf.
·9/10
..
Varlıkla yokluğun birbirine karıştığı, insanın sadece "kendisi" olmadığı, kimi zaman kendisinden başka herkes olduğu, varoluşu kesik çizgilerle betimleyen, şizofrenik bir Hasan Ali Toptaş masalı..
310 syf.
·14 günde
Hasan'ın hayallerini farklı farklı açılardan anlatır ve bunları anlatırken başka kişilerin gözünden anlatır. Çoklu bakış açısıyla yazılmış ve adama kafayı yedirtecek şekilde kurgulanmıştır. Okurken dedeyi okuduğunu zannedersin oysa Hasan dedesinin gözünden kendisini anlatıyordur. Bunun gibi ayrıntıları fark etmeden Toptaş'ın büyülü anlatamı içinde, kurduğu cümleler ve paragrafların atmosferinde ne anlattığını anlamadan da keyifle, şaşkınlık içinde de romanı okursunuz. Bunu şimdi yazsa anlayacağımda üçüncü romanı olan bu eseri daha yeni meyve vermeye başlarken nasıl yazdın diye düşünmeden de edemiyorum. Roman, hayali arkadaşı Hamdi'yle ders çalışırken başlıyor ve Hamdi'nin gerçekte olmadığını kitabın son cümlesinde anlıyorsunuz. - ya da ben anca anlayabildim-
310 syf.
·5 günde·9/10
Ben Toptaş'ın kalemini rüya görmeye benzetiyorum, hani sizi çok mutlu eden bir rüya görürsünüz hatta görürken uyanmak istemezsiniz ve siz de o rüyayla iç içe olur ve o mutluluğu yaşarsınız, o kısacık an size saatler geçiyor gibi gelir ve aklınızın bir köşesinde de uyanınca mutlaka bunu unutmamalı ve de anlatmalıyım dersiniz ama uyandığınızda onu kelimelere dökerken hep bir şeyler eksik kalır, ifade edemezsiniz, tam da işte böyledir kalemi, kitabı kapatırsınız ama yoğun yaşadığınız o duyguyu nasıl ifade edeceksiniz bilemezsiniz.

Okuduğum bu kitap da bir rüya gibiydi. Okurken karakterlerin yaşadığı her duyguyu içimde hissettim, bazen öyle bir an geldi ki ben şimdi hangisiyim niye buraya geldim dedim, farklı zamanlara yolculuk yaptım, masalsı ifadenin içinde sayfalar arası sürüklendim durdum.

Konusunu ifade ederken açık vermek istemiyorum o yüzden bir köyümüzde yaşayan insanların hayatlarına yolculuk yapıyoruz ve birbirini takip eden karakterlerin gözünden onların hikayesini dinliyoruz diyebilirim ama arada sizi şaşırtan geçişler oluyor, bazı sayfaları tekrar okuduğum buraya nerden geldim dediğim de oldu.
310 syf.
·10/10
Hasan Ali Toptaş, Türkçeyi inanılmaz güzel kullanan bir yazar. Bir yerde okumuştum, "kendi dilimde okuduğum için kendimi şanslı hissettiğim yazar" gibi bir tanımlama vardı. İşte Hasan Ali Toptaş, benim için o birkaç yazardan biri.
Daha önce üç kitabını okumuştum yazarın ama Gölgesiz'lerin benim için yeri ayrıdır ve her Hasan Ali Toptaş kitabı okuduğumda Gölgesizler tadı arıyorum. Kayıp Hayaller Kitabı bu açıdan beni mutlu etti diyebilirim (yaklaşık olarak).
Kitapta evlerinin yakınındaki sinemaya kaçak giren iki çocuksa başlıyor. Daha sonra çocuklardan birinin dedesi romana giriyor. Sonrasında hayaller ve gerçekler birbirine karışıyor. Roman bittiğinde dumura uğruyorsunuz.
Kendine özgü bir dil oluşturabilmiş nadir edebiyatçılarımızdan birini okumak istiyorsanız ve daha önce Hasan Ali Toptay okumadıysanız bir bakın derim.
Sonra perdeden, dağlar geçiyor mor mor; dağlardan, sütbeyaz atıyla o sarı bıyıklı adam geçiyor. Geçmesine geçiyor ya, günler önceki kadar dinç değil artık; eyerin üstünde, içi giderek boşalan derme çatma bir korkuluk gibi sürekli sallanıyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kayıp Hayaller Kitabı
Baskı tarihi:
2003
Sayfa sayısı:
295
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754584042
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Kayıp Hayaller Kitabı
Kayıp Hayaller Kitabı
Kayıp Hayaller Kitabı
Kayıp Hayaller Kitabı
Kayıp Hayaller Kitabı
Kayıp Hayaller Kitabı
"Gerçek nereye gizlenirse gizlensin arada bir kendiliğinden parlayıp söner..."
Böylece söylüyor Dede. Belki de bu yüzden her sabah uyanıp gizemli aşkının peşinde sokağa fırlıyor, kimselere sezdirmeden vücudunda bir delikanlı saklıyor; aşık ve tutkulu bir delikanlı. Kasabanın delisi Kevser'in köpekleri büyüleyen, kendisine aşık eden bir kokusu var. Ali ile kavuşamayan Kevser'in aşkının kokusu bu belki; sürekli kanayıp duran gizli yarasının kokusu. Bu yüzden gönüllü muhafızları köpekler Kevser'in; kapı kapı, mahalle mahalle peşindeler. Peki arkasından hiç ayrılmayan ala köpek, yıllar önce ölen kocası ım gerçekten? Sinemacı Şerif'in tavanından sinema salonuna kaçak girip filmlerin büyüsüne dalan Hasan ve Hamdi için ise Dede, Kevser, Ali... hepsi "kayıp hayalleri" olan birer film kahramanı gibi. Küçük bir kasabadaki eski bir aşkın izlerini takip eden okuru, duvarları hayallerden oluşmuş bir labirent bekliyor. "Kayıp Hayaller Kitabı"nda.
"Yüzyılın son çeyreğindeki Türk edebiyatının birkaç kilometre taşından biri Hasan Ali Toptaş. O bir kurgu-dil sanatçısı; ödün vermez bir biçim ustası: yirminci yüzyıl edebiyatının vardığı çizginin en uç noktası."
- Yıldız Ecevit-

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları