Kayıp Kıta Mu'nun Kutsal Sembolleri

·
Okunma
·
Beğeni
·
660
Gösterim
Adı:
Kayıp Kıta Mu'nun Kutsal Sembolleri
Baskı tarihi:
Ağustos 2011
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050200393
Çeviri:
Emre Özdal
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Omega
Kayıp Kıta Mu dizisinin üçüncü kitabı olan Kayıp Kıta Mu'nun Kutsal Sembolleri'nde James Churchward başlıca dünya dinlerinde kullanılan kutsal sembollerin kökenlerini ve orijinal anlamlarını araştırmıştır. Churchward'a göre farklı dinlere ait sembollerin hepsi ortak bir kökene, eski Mu Uygarlığı'na dayanır. Bugüne değin dünya üzerinde var olmuş tüm uygarlıklar kendi dinlerini anavatan Mu'nun dinsel sembollerini kullanarak ifade etmiştir. Ünlü araştırmacı ömrünün yarısını Pasifik Okyanusu bölgesinde var olmuş bu büyük medeniyetin izini sürmekle geçirmiştir. 50 yıllık emeğin ürünü olan bulgularını bu ciltte ve dizinin diğer kitaplarındaizlerle paylaşmaktadır. James Churchward diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da çok çarpıcı tespitler yapmıştır: "insanlık tarihinin bazı dönemlerinde, ilkesizce hareket eden rahipler dinin içine uyumsuz icatlar, taşkınlıklar ve ahlaksızlıklarla dolu hırçın dini kurallar sokarak dinlerin çöküşüne neden oldular... insanların kalplerine batıl inançlar ve korkular yerleştirerek onları tuzaklarına düşürdüler. Hem ruhlarını hem de bedenlerini köleleştirdiler. Bunu başarmalarının ardından bu rahiplerin zenginleşmeleri ve tüm gücü ellerine geçirmeleri çok sürmedi" Buna benzer başka ilginç görüş ve belgeler içeren bu kitabı büyük bir ilgiyle, bir solukta okuyacağınıza inanıyoruz.
(Arka Kapaktan)
288 syf.
·13 günde·Beğendi·8/10 puan
Sembolleri sevdiğim için kitaptan çok etkilendim ve severek okuyup inceledim. Özellikle böyle bilmediğim sembollerle karşılaşmak ve bildiğim sembollerin çok daha farklı kökenlerinin ve anlamlarının olduğunu öğrenmek beni muhteşem bir şekilde mest etti diyebilirim . . .
288 syf.
·2 günde·1/10 puan
Arkadaşımın önerisi ile okuduğum kitaptır. Belli ki bir üçlemenin son kitabıdır.

Başta, dünya uygarlıkları ile dinlerinin kökenlerini ortaya çıkaran bir bilimsel bilgiler derlemesi olduğunu varsayarak okuduğum kitap, çok da ilerlemeden fark ettiğim üzere bilimsel kaynaktan yoksundur ve açıkça yazarın şahsi inançlarını sebeplendirmek amacıyla yazılmıştır.

Üçlemenin ilk ikisini okumadığımı ve bu kitabın beni bu fikirden pek uzaklaştırdığını söylemem gerekir.

Başlıca sebebi, kitap boyunca yazarın, kitabın ilk çeyreğinde öğrendiklerimizi bizi umutsuzca onlara inanmaya ikna edercesine tekrar etmesidir.
Diğer sebepleri; kitaptaki bilgilerin mutlak gerçeklermiş gibi, bir kaynakça niteliğinde sunulmuş olması ve gününün bilimsel gerçeklerini dahi yok saymış olmasıdır.

Doğru kabul ettiği yanlış gerçekler arasında uzaydaki kütlelerin dönüş yönü, yerçekiminin ve dünyanın manyetik alanının kaynağı bulunur.
Bunlara ek olarak kitabın anakonusu olan dinlerden bahsedilirken islamiyete hiç yer verilmemiştir ki kitap boyunca müslümanlık, yalnız bir kelime ve önemsiz bir detay olarak verilir. İslamiyetin açıkça göz ardı edildiği, sebebini anlamasam da ortadadır.

Ayrıca kitapta, Anavatan Mu'dan sonra gelen tüm uygarlıkların (Çin, Mısır, Uygurlar, Mayalar, Grekler vs.) dolayısıyla tüm günümüz insanının, Mu'nun yıkılışının ardından hayatta kalan kavimlerin Amerika kıtasında kolonileşip yükselen topluluktan çıktığı ortaya konur ki bugün bunun aleyhine birçok bilimsel veri bulunmaktadır.

Kitabın dayandığı yalnız somut gerçekler tarihi kalıntılardır ki elli yıl boyunca üzerlerinde çalıştığını iddia eden yazarın, bu kalıntıları kendi inançlarına göre veya yanlış yorumladığı kanaatindeyim.

Kitap hakkındaki nihai görüşüm; bilimsel olarak dayanaksız, bilime, tarihe ve evrime ters, yalnızca yazarın halihazırdaki inançlarını gerekçelendiren bilgiler içerdiğidir. Benim gözümde kurgudan ibarettir.
288 syf.
·40 günde·Beğendi·9/10 puan
İnsanlar ölümsüz tanrılardır.tanrılar ölümsüz insanlardır .
Hayatinin 50yılıni yani neredeyse ömrünü bu konuya harcayan @jameschurchward #jameschurchward in kayıp kita mu ve sembolleri hakkında ki araştırmalarını içeren,akıcı bir dille yazılmış 5 kitaplık serinin 3.Kitabi #mununkutsalsembolleri #okudumbitti
Yazar diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da çok çarpıcı tespitler yapmıştır ve başlıca dünya dinlerinde kullanılan kutsal sembollerin kökenlerini ve orijinal anlamlarını araştırmıştır.:"insanlık tarihinin bazı dönemlerinde, ilkesizce hareket eden rahipler dinin içine uyumsuz icatlar, taşkınlıklar ve ahlaksızlıklarla dolu hırçın dini kurallar sokarak dinlerin çöküşüne neden oldular... insanların kalplerine batıl inançlar ve korkular yerleştirerek onları tuzaklarına düşürdüler. Hem ruhlarını hem de bedenlerini köleleştirdiler. Bunu başarmalarının ardından bu rahiplerin zenginleşmeleri ve tüm gücü ellerine geçirmeleri çok sürmedi"
Ra mu yalvaran kalabalıklara şunları söyledi "Burada hep birlikte öleceksiniz. Siz, hizmetkârlarınız ve zenginleriniz..sizin küllerinizden yeni uluslar yükselecek ve eğer onlar da üstünlüğün dış görünümden değil, özden ve yapılanlardan kaynaklandığını unuturlarsa ayni felâket onları da bulacak"
⭕️daire: tanriyi sembolize eder..çünkü dairenin de tanri gibi başlangıcı ve sonu yoktur..dairenin ortasina çizilen nokta ise tanrinin gözünü sembolize eder.."tanri her şeyi görür ve herkesi izler"..bu nokta sembolizması,eski misir'da zamanla göz şeklini almıştır..
güneş: tanriyi sembolize eder...çünkü dünyaya en yakın ve en güçlü enerji kaynağıdır...ancak güneş tanrı olarak algılanmaz,sadece bir sembolizmadır...
tarihine ilgisi olanlara tavsiye ederim.
#yasamınzuuhali Mustafa aydoğanınzuuhali
288 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Kayıp Kıta Mu’nun Kutsal Sembolleri, İngiliz Asker ve Araştırmacı James Churchward tarafından 1935 yılında yazılmış.

Yazar kitapta, insanlığın atalarının izini sürüyor. Yazarın yaptığı araştırmalara göre; farklı dinlere ait sembollerin hepsinin kökeni ortak bir kökene yani eski kayıp Mu Uygarlığına dayanıyor.

Kitabın içeriğine değinirsem; konusu itibari ile merak uyandırıyor, bunu söylemem gerek. Okurken sıkılmıyorsunuz; hatta konu o kadar ilgi çekici ki kendimi kaptırdım, kitabı gün boyu elimden düşüremedim. Kitap sarıyor yani, en azından benim için öyleydi. Kitabın neredeyse yarısından fazlası sembollerden ve o sembollerin açıklamalarından oluşuyor. Yani Yazar, sembollere numara verip sonrasında numara karşılığında sembolün açıklamasını yapmış. Bundan dolayı alıntı yaparken biraz zorlandım diyebilirim. Bu yüzden alıntıları uzun tuttum. Yazarın araştırmaları dinlerin neredeyse tamamının Mu Uygarlığından miras kalan sembolleri ve mitleri ve hatta fetişleri dahi kullandığını ortaya koyuyor. Yazar Mu Uygarlığından başlayarak, her dinin sembollerini açıklamaya ve Mu Uygarlığı İle olan ilişkisini kanıtlamaya çalışmış.

Kitabın ilgi çeken kısımlarından biri de Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili bölüm. Burada Mustafa Kemal Atatürk’ün, kitabın yazarı James Churchward’ın çalışmalarına ilgi duyması ve bu çalışmalardan ilham alarak Amerika Kıtasına Tahsin Mayakon(Mayatepek) Bey adlı bir araştırmacıyı Mu Uygarlığı araştırması ve bu uygarlığın Türklerle olan ilişkilerini incelemesini için göndermesi. Araştırma sonucunda pek çok rapor sunmuş Tahsin Bey; bu raporlardan en önemlisi de 14 numaralı rapormuş. Bu rapora göre Türkler ile Mu Uygarlığı arasında, Meksika’daki kavimler ve Naacal Tabletleri arasında bir bağ bulunmuş.

James Churchward, bana göre çok ilginç ve güzel bir araştırma eseri ortaya koymuş. Çok güzel bir kitap. Tarihsel kökenini merak edenler için iyi bir kaynak olabilir. Okunmasını tavsiye ediyorum.

Tarihi bir araştırma kitabı olmasına rağmen geleneğimi elden bırakmayacağım. Her incelemenin sonuna yazdığım gibi;

Felsefe okuyun, düşünün, Felsefe ile kalın :)
288 syf.
·3 günde·9/10 puan
Mu Hakkında araştırdıkça bu günden rahatlıkla görülüyor ki, adeta kapatılmış bir dosya. Derinliğin ulaşabildiğiniz her katmanı, bu dosyanın -zamanında- neden ve kimler tarafından kapatıldığını anlamanıza yardımcı oluyor. Aslında neden kapatıldığı açık “oku”mak lazım.
Amen Theb'in büyük tanrısıydı ve "Tanrıların Kralı" diye hitap edilirdi. Bu ismin Latinleşmiş hali Ammon'dur. Romalılar onu Jüpiter'le özdeşleştirmişlerdir. Grekler ise ona Zeus diyorlardı. 18. Hanedan öncesine kadar Theb'te yalnızca Amen diye biliniyordu, fakat sonradan Amen Ra, "Saklı Güneş"e dönüşmüştü. Rengi açık maviydi.
Kneph'e "biçim verici" denilirdi. Grekler onu Knonphis diye bilirlerdi. Kneph Mısır tanrılarının en eskilerinden birisidir ve özellikle Nübye ve Philae'de tapınılırdı. Baş modeli bir koç başının üzerine yerleştirilmiş bir güneş diski ve kutsal engerekten oluşmuştur. Kneph'ten "Evrenin Ruhu" ve "Yaratıcı" diye söz edilir. Rengi parlak bir yeşildi. Kneph'in eşi Sati'ydi.
Sati Kneph'in eşiydi ve Mısır'ın evlilik tanrıçası gözüyle bakılırdı. Resmi ibadet merkezi Elephantine, tüm Nübye ve Etiyopya idi. Baş modeli, Yukarı Mısır'ın Tacı ve ondan çıkan bir çift boynuzdu. Sati'nin rengi kırmızımsı insan teni rengindeydi. Kneph ve Sati'nin, Yaratıcı'nın iki prensibini olan eril ve dişil prensipleriyle simgelemeyi hedef aldığına şüphe yoktur.
Khem Yaratıcı'nın tanrılaştırılmış niteliklerinden birisiydi. Resmi ibadet merkezi Chemmo'ydu (Panopolis). Theb ve bir ölçüde tüm Mısır'da tapılırdı. Baş modeli iki düz tüyden oluşuyordu. Genellikle mavi boyanırdı.
"Ptah. Başlatıcı" Mısır tanrılarının en eskisiydi. Makamı Memfis'teydi. Ptah, Tanrı'nın Yaratıcı gücünün sembolüydü. Mı­ sırlılar ona "ilahi sanatçı" derlerdi. Sembollerinden birisi iki kenarlı kareydi.
Birçok lakapları vardı; bunlardan birisi "Başlangıçların Babası" idi. Grekler Ptah'ı kendi Vulkanlarıyla aynı sayarlardı.
Erken dönem insanlığın dinsel öğretilerinde kullanılan semboller genelde Kutsal Semboller diye bilinir.
Sembollerin ilk kullanılmaya başlandığı zamanki hedefleri, bireyin zihnini Sonsuz Olan'ın üzerine yoğunlaştırabilmesine olanak sağlamak, bakışını sembol üzerinde sabitleştirmek suretiyle dikkatinin dış seslere veya görüntülere çekilmesinin önüne geçmekti. Sembolün kendisine tapılmayacağı veya ibadet edilemeyeceğini öğretmekte çok titizdiler, o yalnızca kişinin zihninin etrafta dolaşmasını engellemeye yarayan bir şekildi. Sadece Tek bir Tanrı'nın olduğu dikkatle öğretiliyordu; fakat bu Tek Tanrı'nın sağlık ve sağlamlık, yağmur ve güneş, ürünün bereketi gibi hususlara -aslında insanoğlunun bir bütün olarak tüm esenliğine- yönelik birçok niteliği vardı.
Başlangıçta yalnızca üç sembol kullanılmıştı. Bunlar anlaşıldığı zaman bu semboller bileşik hale getirildi ve yeni semboller geldi. Zaman geçtikçe bunların sayısı giderek arttı ve giderek daha kompleks oldular ve öyle bir zaman geldi ki -bu 3000 ya da 4000 yıl öncesinin Mısırıdır- artık bir mabedin üyeleri diğer bir mabette kullanılan sembollerin yarısını bile anlamıyordu.
Başlangıçtaki üç orijinal sembol şunlardı: Daire, Eşkenar Üçgen ve Kare.
DAİRE- Daire, Güneşin çizimidir ve Sonsuz Olan'ın sembolü olarak kullanılıyordu. O'nun bütün niteliklerini kapsadığından dolayı da monoteistik bir semboldü. Monoteistik sembol olması nedeniyle tüm sembollerin En Kutsalı olarak kabul ediliyordu. Geleneğin anlattığına göre, bu sembol için Güneşin seçilme nedeni o zamanın insanının görüş açısına giren ve anlayış kapasitesine hitap edebilen en muktedir nesne olmasıydı.
Başlangıcı ve sonu belli olmayan daire aynı zamanda ebedi Varoluşu, sonsuzluğu ve sınırsızlığı temsil ediyordu.
Aradan çok geçmeden, dairenin birden fazla şeyi temsil etmek için kullanılması nedeniyle, Uluhiyetin Tekliğinin sembolü olarak kullanıldığı zamanlar için özgünleştirilmesinin gerektiği görüldü. Nagalar bunu dairenin içine bir nokta ekleyerek hallettiler. Uygurlar ise içeriye daha küçük bir daire ekleyerek çift daireyi kullandılar.
ARKEOLOJİ- Arkeolojinin bir bilim olarak öğretilmesi çok eski bir geçmişe dayanır. 15.000 yıldan daha önceki bir tarihte eskilerin arkeoloji eğitimi için özel okullar vardı.
Anavatan Mu battığı ve İlk Büyük Uygarlık yeryüzünden silindiği zaman, tüm diğer eski ilimlere olduğu gibi arkeolojinin üzerine de karanlık çökmüştü. Geriye yalnızca ileride filizlenmiş yeni bir uygarlığa can verecek bazı tohumlar kalmıştı.
Arkeoloji eğitiminin tekrar başlaması bugün hayatta olan kişilerin hafızasında yer alacak kadar yenidir. Günümüzde kendilerini arkeolog diye adlandıran kişilerin yaptığı şey genel olarak 1000 ila 5000 yıl önce yaşamış insanlardan kalan harabelerde kazı çalışması yürütmektir. Bu, insanlık tarihinde dün denilebilecek kadar yakın bir zaman dilimidir. Niçin eskilerin yaptığı gibi başlangıca, 15.000 yıl öncesine gitmezler? Eskilerin arkeolojik çalışmaları, belli astronomik ipuçlarına dayanılarak hesap edilen tarihler kabul ediliyorsa, 200.000 yıl önceki ilk başlangıca doğru tüm insanlık tarihini içerir.
Arkeoloji düşünüldüğünden çok daha fazlasını kapsar. Eskilerin irdelediği şekliyle bu, büyüleyici bir disiplindir. Bir anlamda bir din gibi de kabul edilebilir, çünkü her adımda öğrenci Yüce bir Kavram'ın eserleriyle Yaratıcı'nın kudret ve bilgeliğinin sembolleriyle karşı karşıya gelir. Görsel malzeme onu kontemplasyona (tefekküre) sevk eder, kontemplasyonu onu En Yüceyle, var olan her şeyin büyük Mimarı ve İnşa Edicisiyle temasa geçirir. Öğrenci ilerleme kaydettikçe diğer bilim dallarının da -jeoloji, kimya, astronomi ve Kozmik Güçler- uyguladığı disiplinle yakından ilişkili olduğunu anlamaya başlar. Atalarımızın bize miras bıraktığı yazılı ve diğer birikimlerden azami yarar sağlamak ve onları daha yüksek bilgiye giden birer yol rehberi olarak kullanmak için tüm bu bilim dallarında da uzmanlaşmak gerekmektedir.
İnsanlar gerçekliğe dair sade ve dürüst şekilde eğitim aldıkları sürece hiçbir kilise onları ellerinde tutmayı başaramayacaktır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kayıp Kıta Mu'nun Kutsal Sembolleri
Baskı tarihi:
Ağustos 2011
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050200393
Çeviri:
Emre Özdal
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Omega
Kayıp Kıta Mu dizisinin üçüncü kitabı olan Kayıp Kıta Mu'nun Kutsal Sembolleri'nde James Churchward başlıca dünya dinlerinde kullanılan kutsal sembollerin kökenlerini ve orijinal anlamlarını araştırmıştır. Churchward'a göre farklı dinlere ait sembollerin hepsi ortak bir kökene, eski Mu Uygarlığı'na dayanır. Bugüne değin dünya üzerinde var olmuş tüm uygarlıklar kendi dinlerini anavatan Mu'nun dinsel sembollerini kullanarak ifade etmiştir. Ünlü araştırmacı ömrünün yarısını Pasifik Okyanusu bölgesinde var olmuş bu büyük medeniyetin izini sürmekle geçirmiştir. 50 yıllık emeğin ürünü olan bulgularını bu ciltte ve dizinin diğer kitaplarındaizlerle paylaşmaktadır. James Churchward diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da çok çarpıcı tespitler yapmıştır: "insanlık tarihinin bazı dönemlerinde, ilkesizce hareket eden rahipler dinin içine uyumsuz icatlar, taşkınlıklar ve ahlaksızlıklarla dolu hırçın dini kurallar sokarak dinlerin çöküşüne neden oldular... insanların kalplerine batıl inançlar ve korkular yerleştirerek onları tuzaklarına düşürdüler. Hem ruhlarını hem de bedenlerini köleleştirdiler. Bunu başarmalarının ardından bu rahiplerin zenginleşmeleri ve tüm gücü ellerine geçirmeleri çok sürmedi" Buna benzer başka ilginç görüş ve belgeler içeren bu kitabı büyük bir ilgiyle, bir solukta okuyacağınıza inanıyoruz.
(Arka Kapaktan)

Kitabı okuyanlar 37 okur

  • Ferit
  • Nurcan Bektaş
  • Gökçen tor
  • Levent Kızılay
  • AHMET ÖZER
  • Gamzenur
  • Kasım Arı
  • Duygu Barut
  • Nafat R.
  • Murat Akbayrak

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%7.7 (1)
9
%38.5 (5)
8
%23.1 (3)
7
%0
6
%15.4 (2)
5
%7.7 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%7.7 (1)