Kayıp Zamanın İzinde (Özel Kutulu, 2 Cilt Takım)

·
Okunma
·
Beğeni
·
6.101
Gösterim
Adı:
Kayıp Zamanın İzinde
Alt başlık:
Özel Kutulu, 2 Cilt Takım
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
3148
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750818127
Kitabın türü:
Orijinal adı:
À la recherche du temps perdu
Çeviri:
Roza Hakmen
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
I. Cilt 1556 Sayfa
II. Cilt 1592 Sayfa

Marcel Proust'un dev yapıtı "Kayıp Zamanın İzinde"nin tümü Delta Dizisinde bir arada...

Delta Dizisi, şık tasarım ve baskısıyla edebiyatın önemli isimlerinin birden fazla kitaba yayılan büyük külliyatlarını ve önemli eserlerini bir arada okura sunuyor.

Zaman'ın peşi sıra sürdürülen yolculuğun tüm halkaları Swann'ların Tarafı'yla, Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, Guermantes Tarafı, Sodom ve Gomorra, Mahpus, Albertine Kayıp ve Yakalanan Zaman bir arada. Yirminci yüzyıla modern romanın başyapıtlarından biri olarak damgasını vuran bu yapıta "Dev" tanımlaması kadar uygun düşecek başka bir tanım yok herhalde.
(Tanıtım Bülteninden)
3148 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
bir fransız sosyetesinin beni bu denli etkileyebilecek bir eser yazacağına inanmazdım, proust'un bu eserini okuyana dek. virgülü, cümlenin neresine koymam gerektiğini bana marcel proust öğretti. yaklaşık olarak son dört ayımı kitaplara ayırdım, sanırım bu dört ayda okuduğum otuz ikinci kitaptı ve kayıp zamanın izinde'yi okurken toprak yoldan, yeni yapılmış asfalt yola geçişi yaşadım. bunu, proust'un diğer yazarlardan daha iyi olduğunu iddia ettiğim için değil, proust'un bana çok daha farklı şeyler hissettirmesinden dolayı söylüyorum. evet, sartre da zweig da camus de beni alıp çok uzaklara götürmedi değil lakin proust'u okurken pineal gland'imde kalan o tadı hiçbir yazar bana hissettiremedi. cümleler o kadar usul ki, betimler o kadar lezzetli ki, bir çocuğun hayalinde evirdiği bir bulut olmak istedim. yağmur damlalarının düştüğü ilk çiçek ya da bir söğüt ağacının dalına konmuş, özgürlüğünün tadını çıkaran bir serçe. didem nur güngören'e de sağlam çevirisi için teşekkür etmek gerekir.
3148 syf.
·Puan vermedi
Rivayete göre pek sevgili Proust Kayıp Zamanın İzinde serisini salt uzanır halde, bir tek yatağındayken yazmış. Depresif ve melankolik bir ruh durumundayken kaleme aldığından mıdır yoksa uykulu gözlerle döndüğü için midir rüyasından, bu seri yavaş ama tatlı bir haz verir okuyana; uyumak gibi.
Roza Hakmen'in çevirisini şiddetle tavsiye ederim zira orjinal dili olan Fransızca'sını Fransızlar bile okurken anlayamıyorlar.
3148 syf.
Toplam bir milyon iki yüz elli bin kelimelik dev eser . sindire sindire ve iki hafta gibi bir sürede bitirebilmistim. Roza Hakmen gerçek üstü bir çeviri performansi ise bulunmaz bir nimetti. Kelimelerin değerini ve dengeli cumlelerini - ki bir cumlesinin 3 sayfa tuttuğu bir bölüm var- hayran olmamak mümkün degil. Bos zamanda okunacak bir kitaptan öte; okumak için zaman yaratilacak bir eser olduğunu düşünüyorum. Keyifle okuyun/okutun.
3148 syf.
·10/10
Sizi yoracak bir başka kitap dahaa buyursunlar efendim. Ne yazık ki emeksiz yemek olmadığı için yine ezilip, büzülecek ancak kitabı okudukça büyüyeceksiniz. Böyle kitaplar insana, çok büyük bir aşk yaşayıp, çok yıpranmış ama çok şey öğrenmiş gibi hissettiriyor. Yahu ne güzel örnekledim ama :) mutlaka okumanız gerek...
Marcel Proust'un ciltler halinde hazırlanmış Kayıp Zamanın İzinde romanında (elli bir yılık yaşantısını bu romanı oluşturmaya adamıştır) beş yüzün üzerinde kişi adı geçmesine karşın, içlerinde anlatıcı da olmak üzere hiç biri için alışılagelmiş anlamda roman kahramanı demek mümkün görünmemektedir....
Sadece başladığımı söyleyebilirim..
çok ağır aksak bir dile ilerliyor.. betimlemeler ve çeviri iyi..
fakat yky çok küçük ve hos olmayan bir kağıda basmış...
derli toplu bir yerde olması dısında bir şey yok
3148 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Kayıp Zamanın İzinde” serisinin 6’ncı kitabı olan “Albertine Kayıp”, artık bize gerçek anlamda Marcel Proust’un, biz normal insanlardan daha fazla duyuya sahip olduğunu kesin bir şekilde kanıtlıyor. Gördüklerini, duyduklarını, hissettiklerini ve hatta hayal ettiklerini, hepimizden farklı bir biçimde yorumlayarak derinlemesine analiz etmesi ve bambaşka anlamlara taşıması tüm okurları hayretler içinde bırakmaya fazlasıyla yetiyor. Hatta bu anlam taşımaları, aynı olay veya hisler üzerinde bir anda o kadar değişken olabiliyor ki, hayret ve hayranlık seviyesini arşa ulaştırabiliyor.

Bu kitaptaki en dikkat çekici değişkenliği ise, Marcel’in ölüm karşısında duyduğu hisler oluşturuyor. Daha önceki kitaplarda anneannesinin ölümü karşısındaki o yoğun duygusallığı hatırlarsınız; öyle bir duygu yüklemesi yapmıştı ki, bizlere adeta kendi yakınımızı kaybetmişiz gibi hissettirmiş, oturup ağlatacak kadar duygulandırmıştı. Ama bu kez ölüm karşısındaki duruşu ve hisleri çok farklıydı. Elbette üzüntüsünü yine hissettiyor; ancak bu üzüntü sadece kaybetmenin verdiği duygusallık değil de, “Keşke hayatta olsaydı da benden sakladıklarını öğrendiğimi bir bir yüzüne vursaydım!” tarzındaki bir ‘yüzleşme-hesap sorma-intikam alma’ niteliğindeydi.

Doğal olarak insanoğlu, bir yakınını kaybettiğinde hatıralara sarılır. Marcel Proust da bu kitabında, bol bol geçmişe dönüşler yapıyor. Yaptığı bu geçmişe yolculuklarda, yaşadıklarını analize devam ediyor. Yeni öğrendiği bazı gizli kalmış olayları, geçmişteki olaylar ile karşılaştırıp serinin başından beri anlaşılmamış noktaları ve düğümleri çorap söküğü gibi bir bir çözümlüyor.
E tabiki alıştığımız ve hala büyük bir hayranlıkla izlediğimiz o mükemmel gözlem yeteneğine de bol bol şahit olmaya devam ediyoruz. Özellikle 3’üncü bölümdeki Venedik seyahati, bizlere kısa ama doyurucu bir Venedik turu yaşatıyor.

Sürpriz isimlerin sürpriz evlilikleri sayesinde, yine Fransız yüksek sosyete hayatına dikteli dokunuşlar içeren cümleler ve sosyete hayatındak ahlaksızlıkların en büyüğü olan eşcinsel yaklaşımlara yaptığı yorumlar ile bizlere sosyolojik mesajlar vermeyi de ihmal etmiyor.

Ayrıca Marcel bize kısacık da olsa edebiyat hayatına attığı ilk adımdan da bahsediyor. Zamanın Fransasının ünlü bir gazetesinde yayınlanan yazısı Marcel’e “ Hazzı sosyetede değil, edebiyatta bulacaktım artık.” cümlesini sarf ettirerek, yazarlığının nasıl başladığını ve edebiyat dünyasına yazar olarak girmesinin ilk adımını bizlere sunuyor.

Son kitap olan “Yakalanan Zaman”da, bakalım Marcelimiz kayıp zamanın izini yakalayabilecek mi?
Serinin son kitabında buluşmak üzere…

Saygılarımla….

Albertine Kayıp – Kayıp Zamanın İzinde 6. Kitap
Marcel Proust
Yapı Kredi Yayınları
Türkçesi: Roza Hakmen
282 Sayfa, 2001
3148 syf.
·96 günde·Beğendi·9/10
Benim için çok özel bir kitap . 7 kitaptan oluşan "Kayıp zamanın İzinde" serisinin 2. Kitabı olan "Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde " elime geçtiğinde henüz ortaokul öğrencisiydim ve okumayı gözüm kesmemiş ve ödünç verdiğim kişiden de geri gelmemişti. Yıllardır hep aklımda yer eden bu kitabı araştırınca Kayıp zamanın izinde'yi keşfettim ama okumadan önce ön hazırlığı yoğundu öncesinde Ulysses 'i muhakkak okuyun deniyordu. Ulysses okumak için ise mitoloji , Rönesans dönemini çok iyi bilmek gerek deniyordu. Bu kadar geç kalsam da elimden geldiğince kendimi hazırladım ve nihayet bu yolculuğun en önemli kısmına geldim. Bu kadar geç kaldığıma üzüldüm 100 sayfasında bile keyfine diyecek yok okurken aldığım lezzet paha biçilmez ve okurken Ernesto Cortazar tarafından Beethoven' a ithaf edilen Silence ve genelde Chopin spring waltz olarak yayınlanan ama esasen Paul de Sennneville eseri Mariage d'amour güzel gidiyor tavsiye ederim. Devamını okumak için okadar heyecanlıyım ki Fenerbahce-Besiktas derbisinin hemen ardından kendimi burada buldum oysa derbi öncesi bi hafta ve sonrasi bi hafta kendimi bir şeye vermem zor olurdu .Ne olacak bu Fener'in hali
3148 syf.
Kayıp Zamanın İzinde (Özel Kutulu, 2 Cilt Takım) (Ciltli)
Yazar : Marcel Proust
Yayınevi : Yapı Kredi Yayınları Çevirmen: Roza Hakmen
Yayın Tarihi 2016
ISBN 9789750818127
Baskı Sayısı 4. Baskı
Dil TÜRKÇE
Sayfa Sayısı : 3150

Sadece anlık oluşan bir dizi halinde var olmak, bir insan için müthiş bir zaaftır şüphesiz; ama aynı zamanda müthiş bir güçtür de; bu kişi hafızanın ürünüdür ve belirli bir anın hatırası daha sonra olup biten her şeyden haberdar değildir; hafızanın kaydettiği an ve onunla birlikte o hatırada şekillenen kişi varlığını sürdürür, yaşamaya devam eder. Bizim gözümüzde var olan tek şey, hissettiğimiz şeydir, onu geçmişe, geleceğe yansıtır, ölümün kurmaca emellerini tanımayız. Zihnimiz önceden, bilinçsizce ürettiği şeyi açıkça çözümlemedikçe ya da önceden sabırla çözümlediği şeyi canlı şekilde yaratmadıkça asla tatmin olmaz. İnsan ancak hatırladığı şeye sadık kalabilir ve ancak bildiği şeyi hatırlar. Bildiğimiz gibi bir düzlem geometri vardır, bir de uzay geometrisi. Marcel Proust’un anlayışına göre de roman sadece düzlem psikolojisi değil, aynı zamanda zaman psikolojisidir. Kendi ifadesi ile ‘’ Uzayda bir geometri olduğu gibi, zamanda da bir psikoloji vardır ve düzlem psikolojisi hesapları bu psikolojide geçerli olmaz, çünkü düzlem psikolojide zaman ve büründüğü şekillerden biri, yani unutuş göz önüne alınmamıştır; gücünü hissetmeye başladığım unutuş gerçeğe adaptasyonda çok güçlü bir etkendir, çünkü içimizde sürekli gerçekle çatışarak yaşayan geçmişi yavaş yavaş yok eder. Sf:2637’’ Marcel Proust ‘’ zamanın bu görünmez özünü ayıklamaya, soyutlamaya çalıştım, ama bunu yapabilmek için deneyin devam edebilmesi gerekiyordu. ‘’ demektedir.
Kitabımın sadece zamanın dışındaki, gerçekten yoğun izlenimlerden oluşamayacağına kadar verdiğime göre, bu izlenimleri aralarına serpeceğim gerçeklerin arasında zamana, insanları, toplumları, ulusları sarmalayan ve değiştiren zamana ilişkin gerçekler önemli bir yer tutacaktı. İnsanların dış görünüşündeki değişimlere yer vermeye özen gösterecektim; zaten bunun yeni örnekleri her an karşıma çıkmaktaydı, çünkü bir yandan geçici dalgınlıklar yüzünden durdurulamayacak kadar kesinlikle şekillenmeye başlayan eserimi düşünüyorum der (sf:3016) Marcel Proust kayıp zamanın izinde. Marcel Proust hırslı bir arkeolog gibi hafızanın her karışını eşeleyerek kendinden çok başarılı bir şekilde beslenmiştir. Kayıp Zamanın İzinde sadece kendi yaşamındaki ani değişimleri, ailesini, mekanları, dostluklarını, ilişkilerini, itiraf edebildiği ve edemediği hazları, hoşlandığı ve tiksindiği şeyleri değil, insan ruhunun gizemli ve incelikli arayışlara girişerek değer verdiği, hakir gördüğü gömdüğü ve kazıp çıkardığı, bağdaştığı ve bağdaşmadığı, geçen zamana rağmen hafızada baki kalan görüntüleri bile sanat yoluyla görkemli bir biçimde yeniden yaratmıştır. Bu uzun romanı okurken tam işte yaklaştım dediğiniz noktada bir adım atıp zamanın içinde yol alırken bir bakarsınız ki zaman hemen arkanızdan sizi takibe başlamıştır. Gerçek bir zamanın sanatsal yaklaşımının nefesini ensenizde hissedersiniz. Romanın zamanı biçimsel bir yaratıcıdır.
Yazarın eseri, okura sunduğu bir görme aygıtına benzer; okurun o kitap olmasa kendinde belki fark edemeyeceği şeyleri görmesini sağlar. Kitapta söylenenleri okurun kendinde tanıması, kitabın gerçekçiliğinin kanıtıdır; bunun tersi de bir ölçüde doğrudur, iki metin arasında ki fark, çoğu kez yazara değil, okura atfedilebilir. Görünmezliğe ulaşmak, romanın varlığını unutturmak, kendini kitap okuyormuş gibi değil de, bir anlığına da olsa, yaşamın yerine geçmeyi başaran bir kurmacada yaşıyormuş gibi hissetmek Proust’un Kayıp Zamanın izinde romanın da doruk noktasındadır.
Kayıp Zamanın İzinde Marcel Proust anlatıcının sadece iki defa isminin geçtiği yaklaşık yüzatmış karakterden oluşan hayali bir Balbec seyahatlerinde ya da baloda ki herhangi bir olayın gelişim süresinde romanını okurken anlatıcının önümüze kesin bir yer ve olayın ya da gelişimi size anlatmadıkça gelecekteki olayların kavranması hemen hemen imkansızdır. Anlatıcı geriye dönük olarak kurduğu geçmiş ve şimdiki zaman ile birlikte geleceğe baktığı ve anlattığı birey olarak kendi iç hafızası beklide romanın boşaltım sürecindeki mekanıdır. Kayıp Zamanın İzinde Marcel Proust anlatıcısı kendi bilincinde ağrılı bir doğum sancısı gibi gerçeklikleri sindirmek ister. Roman boyunca duyacağınız sesi kırılgan ve üzüntülü bir yapıya sahiptir.Bu tuhaf ses sahibinin çektiği acıları beklide bir ölçüsüdür. Mme de Guermentes Bloch’u ilk gördüğü günün üzerinden en az yirmi yıl geçmiş olan bir baloda ( ki bu balo üç yıl öncesine ait olarak anlatılıyor sf:3056 ) zaman ve roman akışında yazılma süresine dair benim görebildiğim tek ipucu olmuştur. Kayıp Zamanın İzinde Marcel Proust anlatıcının geçmişinin görüntülerini sunarken seçtiği imgeler ve malzeme ile keyfi beklide hafızam zayıf diyerek gerçeklikten uzak tutmaya çalışmıştır. Kayıp Zamanın İzinde Marcel Proust şunu ifade etmesini bu düşünceme uygun bulduğumu belirtmek isterim ‘’ Ülkem adına gurur duyarak şunu belirtmem gerekir ki, tek bir gerçek olayın, tek bir gerçek kişinin yer almadığı, her şeyin anlatımım gereği tarafımdan uydurulduğu bu kitapta… sf: 2931’’ Evlilikler ölümler ve psikolojik gelişimler ile ilerler. Zamanın herhangi bir noktasına yönelen bilinç ruhumuzla birleşip kurgusal zenginliğini sunar bize. Kayıp Zamanın İzinde Marcel Proust anlatıcının geçmişe dönük hafızasını ince bir ipe sermiştir. Albertine ile yaşadığı dönem kendi hafızasının zalimce itirafları ile doludur. Üç boyutlu bu perspektif açımasızca sorgular anlatıcıyı. Sonuç her ne olursa olsun gerçeklik sımsıkı kalmış bir yüzey oluşturur. Kayıp Zamanın İzinde Marcel Proust ifadesi muhteşemdir ‘’İşte bu yüzden, eserimim tamamlayacak vakti bulabilirsem, her şeyden önce insanları birer hilkat garibesine benzetme pahasına da olsa, mekanda kapladıkları kısıtlı yere karşılık, zaman içinde çok büyük, ölçüsüzce uzatılmış bir yer kaplayan varlıklar olarak tasvir edecektim kesinlikle, çünkü insanlar, yıllara dağılmış devler misali, yaşamış oldukları, sayısız günden oluşan, birbirlerinden uzak dönemlerin hepsine aynı anda değerler.’’Duyguları ve zekası, geçmiş ve gelecek ile sürekli yer değiştirir. Zeka ya da duyguların dönüşümleri roman boyunca önce yada sonra olması arasında gidip gelirsiniz. Bilinç akışındaki duygularının ifadesi ve selzenişleri zaman zaman merhamet duygusu ile kaplıdır.
Uzun zaman, geceleri erkenden yattım. Bazen daha mumu söndürür söndürmez, gözlerim o kadar çabuk kapanıverirdi ki ‘’ uykuya dalıyorum ‘’ diye düşünmeye zaman bulamazdım. Aradan yarım saat geçtikten sonra da, artık uykuya geçme vakti geldiği düşüncesiyle uyanırdım… Kayıp Zamanın İzinde Marcel Proust giriş cümlesi hatta sayfaları demek gerek ki beni çok etkiledi. Kayıp Zamanın İzinde Marcel Proust anlatıcısına daha en başından zamanın farklı dizilerini hissettirmeye başlar. Dış dünya ya da nesneler dediğimiz şey onların yansıması ile oluşan bilinç ifadesidir beklide. Kayıp Zamanın İzinde geçmişe dönük zamanların şimdiki zamana ya da geleceğe olan aktarımlarının ipuçları verilmeye başlamıştır. Bir olguyu şimdi olarak yaşadığımız anda geçmiş olarak kavramakta çok zorlanırız. Kayıp Zamanın İzinde Marcel Proust’un uyuyan kahramanı ya da uyumak için uyanan kahramanı ancak uyanınca tekrar açılmış zamanın düzenine girer özgürlüğü sona erer. Kayıp Zamanın İzinde Marcel Proust anlatıcısı hiçbir şey bilmeden aşama aşama öğrenir ve aktarır. Kendiniz ile ilgili geçmişe bakarak güçlü hafızanız ile olaylar hakkında bir şeyler öğrenmek mümkün müdür? Kayıp Zamanın İzinde Marcel Proust bunu hafızam çok zayıftır aslında diyerek geçmiş zamanına başka bir kişi gibi bakmaktadır. Kayıp Zamanın İzinde Marcel Proust anlatıcısının; Gilbert Swann’a olan aşkı ( Daha sonra öğrendiğinde ise Gilbert Swann kendisine aşıktır.) Albertine’i olan tutkusu ( Albertine’i sonrasında ona olan bakış acısındaki farklılıklar ) Guermantes düşesine olan aşkı ( Kendisine ulaşılmaz olmak tutkusunu ulaştığında yenmesi ) Stermaria olan aşkı ( evlenmesi ile yok olması sanki aynı anda gerçekleşir) hiçbir şey bilmeden öğrenip aktarma sürecine örnektir.

Bizi sıkan, önümüzde olanlardır çoğunlukla, bize acı çektirdiğinden dolayı gözümüzden bile sakınırız onu, bize güzel görünüyorsa yanılmışız demektir, geçip gidenleri görmede. Biz gelecekle katlanır duruma getirmek isteriz şimdiyi, bu yüzden onu düzene koymaya gücümüzün yetmediğini düşünürüz, evet, bir kez bile ona ulaşamayacağımızı düşünürüz boyuna. Her kişi kendi düşüncelerine bakar: Bütün geçmişle ya da gelecekle uğraşır, onu yakalamak için sürdürür düşünme eylemini durmadan. Çağımızı düşünmeyiz, ondan bir nesne alıp öğrenerek, geleceğe eklesek bile. Şimdiki çağ eriğimiz değildir: Geçmişle şimdiki çağ araçlarımızdır, yalnız gelecektir ereğimiz. Böyle yaşamıyoruz, yaşamayı umuyoruz, biz mutlu olmaya çalışan kimseleriz, oysa bu durumumuzu korudukça mutsuz olacağımız besbelli kaçınamayız ondan.

VEDA: YAS TUTMAK YASAK
Erdemli insanlar nasıl sessizce göçüp gider,
Ve ruhlarına, hadi bakalım, diye fısıldarsa;
Kederli dostlarından bir kısmı ‘’ İşte nefes durdu, ‘’ der,
‘’ Hayır, daha değil, ‘’ derken bir kısmı da;

Tıpkı öyle eriyelim biz de, sessizce;
Sel gibi gözyaşları, fırtınalı iç çekişler olmasın.
Mutluluğumuza saygısızlık etmeyelim bence,
İnancı tam olmayanlara aşkımızı açmayalım sakın.

Zarar ve korku getirir yerküre sarsıntısı;
Nedir, ne oldu diye herkes sorar durur;
Oysa gökkürenin sarsılması
Çok daha büyük ama zararsız olur.

Ayın altındaki aşıkların basit aşkı da işte
(Ki özü bedendir), ayrılığa dayanamaz;
Çünkü uzak düşer aşkı oluşturan öğeler de
Bedenler birbirinden ayrılır ayrılmaz.

Oysa, öyle arıtılmış bit aşkımız var ki bizim,
Nasıl bir şey, biz bile bilemiyoruz;
Öyle bir güvenimiz var ki aklına birbirimizin,
Gözler, dudaklar, eller uzaktaymış aldırmıyoruz

Ruhlarımız da aslında tek olduğundan,
Ayrılmaz asla, ben gidince şimdi;
Uzar gider yalnızca, hiç kopmadan,
Hava inceliğinde dövülmüş altın gibi.

Bir değil iki olsalar da, aynı,
Sağlam bir PERGELİN iki ayağı gibidirler:
Senin ruhun, sabit ayak yani,
Hiç oynamaz, öteki kımıldamazsa eğer.

Sanki merkezde durur ama her zaman
Öteki uzaklara giderse de,
Eğilip kulak kabartır ardından,
Ve döndüğünde doğrulur yine.

İşte böyle olacaksın benim için de sen:
Öteki ayak gibi, ben ayrılıp gitsem de,
Sen sağlam durdukça, şaşmayacak dairem;
Başladığı yerde bitecek her seferinde.

Bu şiir, John Donne’ın ve dönemin en ünlü şiirlerinden biri. Ayrıca, eleştirmenlerce de, metafizik şiirin en iyi örneklerinden biri olarak göşterilir. John Donne bu şiiri karısı Anne More için yazdığı öne sürülmektedir.

Kayıp Zamanın İzinde Marcel Proust şu cümlesi ‘’ Şüphesiz sevdalı, arzularının, özlemlerinin, hayal kırıklıklarının ve tasarılarının birbirini izleyen icatlarıyla tanımadığı bir kadın hakkında koca bir roman yazdığında, normal bir erkeğin aşkı da, PERGELİN epey açılmasına sebep olur.’’ Bu şiiri hatırlattı bana…


Proust insanları iyileştirme sanatının çok ciddiye alındığı bir ailede dünyaya geldi. Babası doktordu ve tipik ondokuzuncu yüzyıl fizyonomisine sahip yapılı, sakallı bir adamdı. Otoriter bir görünüşü, karşısındaki insanın kendini ödlek gibi hissetmesine yol açan delice bakışları vardı. Ahlaki üstünlüğü bedeninden taşıyor gibiydi; bu yalnızca tıbbı meslek edinmiş kişilere özgü bir şeydi; hafif öksürükten ya da apandisitten şikayetçi olan her insan onların toplumdaki değerlerini tartışmasız kabul ediyor, bu da daha az değer verilen meslek edinmiş kişilerde nahoş bir gereksizlik hissi yol açıyordu.
Şüphesiz, Marcel babasının yanında kendinin değersiz hissetmiş, onun başarılarla dolu yaşamındaki tek bela olarak değerlendirmiştir. Proust, ondokuzuncu yüzyılın sonlarında yaşayan bir buruva ailesinin üyelerince normal diye nitelenebilecek bir meslek edinmek için en ufak bir istek duymadı. İlgi duyduğu tek şey edebiyattı ama belki de çok genç olduğundan, yazmaya pek istekli görünmüyor ya da bunu beceremiyordu. İyi bir oğuldu; bu nedenle ailesinin onayladığı bir meslek edinmeye çalıştı. Dışişleri Bakanlığına girebilir, avukat ya da banker olabilirdi. Louvre müzesinde çalışabilirdi. Sonunda kariyer yapmanın zor bir iş olduğunu anladı. Bir hukuk müşavirinin yanında iki hafta çalışmak ona ölüm gibi gelmişti. ( En umutsuz anlarımda bile, bir hukuk bürosunda olduğu kadar büyük bir dehşete kapılmadım ), Paris’ten ve sevgili annesinden ayrılması gerektiğini anlayınca da diplomat olma fikrini bir kenara bıraktı. Giderek umutsuzluğa kapılan yirmi iki yaşındaki Proust şöyle soruyordu: Ne avukat, ne doktor ne de rahip olmaya karar verebiliyorum; peki geriye ne kalıyor?
Belki de Kütüphaneci olmalıydı. Mazarine kütüphanesinde ücretsiz olarak çalışmak için başvurdu ve işe kabul edildi. Aradığını orada bulması mümkündü ama kütüphane Proust’un ciğerleri için biraz fazla tozluydu. Hastalık bahanesiyle ard arda uzun izinler almaya başladı; izin günlerini bazen yatakta, bazen tatilde, nadiren de yazı masasının başındaydı. Sıkıntıdan uzak yaşıyor, akşam yemekleri veriyor, çay içmek için dışarı çıkıyor, su gibi para harcıyordu. Babasının bu durumdan ne kadar rahatsızlık duyduğunu tahmin edebiliyoruz; o, sanata, hiçbir zaman ilgi duymamış, pratik bir adamdı. Marcel uzun süre haber vermeden işe gitmedi; kütüphaneye bir kez ya uğruyor ya uğramıyordu. Sonunda zaten gereğinden fazla hoşgörü göstermiş olan kütüphane yöneticileri onu, işe girdikten beş yıl sonra işten çıkardılar. Böylece Marcel’in hiçbir zaman doğru düzgün bir meslek sahibi olamayacağı, yalnızca düşkırıklığına uğramış babası için değil, herkes için açıklık açıklık kazanmıştı; o edebiyatla zevk için uğraşıyor, bundan herhangi bir kazanç elde etmeyi beklemiyordu; bu nedenle de yaşamının sonuna kadar ailesinin parası ile geçinecekti.
Bu gerçek dikkate alındığında, Proust’un edebiyat konusunda hırslı olduğunu görmek şaşırtıcı. Annesi ve babası öldükten, kendisi de nihayet romanı üzerinde çalışmaya başladıktan sonra proust hizmetçisine şöyle içini döküyordu:
‘’ Ah, Celeste, keşke babamın hastalarıyla uğraşırken duyduğu güveni duyabilsem kitap yazarken. ‘’

Bunları okuduktan sonra bende oluşan düşüncem ‘’Kayıp Zamanın İzinde Marcel Proust; kayıp zamanın izinde diyerek, boşa geçen zamanımı kastetmektedir? Veya aslında hiçbir zaman, boşa geçmiş zaman değildir aslında; bilmediklerimiz, öğrenemediklerimiz, gözlemleyemediklerimiz mi bize bu hissi verir? Her okuyucu kendi payına çıkarması gerekeni kendinde bulması gerekir diye bize bir paradoks mu bırakmıştır? Beklenmedik ve kaçınılmazı görebilmek?’’

KAYNAKLAR:
Marcel Proust - Kayıp Zamanın İzinde (Özel Kutulu, 2 Cilt Takım) (Ciltli) Yapı Kredi Yayınları 4. Baskı
Samuel Becket – Proust Metis Yayınlar 4. Baskı
Mario Vargas Llosa – Genç Bir Romancıya Mektuplar Can yayınları 2. Baskı
Marcel Proust – Edebiyat Ve Sanat Yazıları Kredi Yayınları 1. Baskı
Alain De Botton – Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir Sel Yayınları 5. Baskı
GILLES DELEUZE – Proust ve Göstergeler Alfa Yayınları 1. Baskı
Blaise Pascal – Düşünceler Say Yayınları 5. Baskı
John Donne – Yapı Kredi Yayınları (Kazım Taşkent Klasik Yapıtları Dizisi ) 1. Baskı
3148 syf.
·Beğendi·10/10
"Sessizlik en feci ışıklandırmadır."

Alelade bir madlenin çaya batırılması, erimesi ve ardından gelenler. Unutuş-Hatıra-Hatırlama... Bir daha böyle bir eser okuyamayacak olmanın hüznü bedenimdeki her bir zerreyi ziyadesiyle sarsıyor. Yaşananlar, yaşanmayanlar, anlatılanlar, anlatılmayanlar, anlatış şekilleri, karakterler, mekanlar, yaşanan/yaşanmayan aşklar v.b. Üzerine konuşulacak o kadar çok şey var ki... aynı zamanda da hiçbir şey yok. Kayıp, yitik bir zaman. Yitik bir düş öznesi, Proust. Keşke çok daha uzun yıllar yaşasaydı ve ardında bitmek bilmeyen onlarca tuğla bıraksaydı.

Velhasılıkelam, Proust okumak, hayatı yaşamaktır. Hem de ne yaşamak!

“Son saatlerinin gelip çattığını anladıklarında, Proust’u hala okumadıklarını fark eden o ölüm döşeğindeki insanların sızlanması korkunçtur” Umberto Eco

(Not: "Hayatı yaşamak" ile ilgili -yazar burada eserin kendisini hayatı yaşamak olarak görüyor- birkaç kitap okumam gerekiyor, Deleuze, Beckett, Alain De Botton vs. gibi, onları okuduktan sonra çok daha detaylı bir inceleme yapmayı düşünüyorum. Siz şimdilik salt Eco'nun söylediğini düşünün, kâfi)
3148 syf.
·15 günde·Beğendi·9/10
Bu önemli romani 2011 senesinde İzmir Kütüphanesinden almis ve 14 günde bitirmistim. Romani hep animsamak icin de 17 sayfalik bir özetini cikarmistim kendimce.

Roman da anlatilan bizzat Proust'tan baskasi degildir. 7 cilt boyunca Proust'un cocuklugundan, rüyalarina, aşklarina, escinsel yönelislerine, tanik oldugu meshur Dreyfus davasina, şaşaali partilere degin bir cok seye tanik oluyoruz.

Romanın dili ağdalı biraz. Klasik roman oldugundan betimlemeler oldukca fazla. Bazen uyku öncesi durumun anlatilmasi sayfalar sürebiliyor.Fakat buna ragmen cok rafine bir roman Kayıp Zamanın İzinde.

Özellikle kahramanin Albertine ile yasadigi aşk, Albertine'in ölümü ve kahramanin depresif halleri o kadar dokunakli anlatilmis ki, insan agliyor ister istemez. Hatta ben o denli üzüldüm ki, Albertine'den sonra romana devam edip etmemeyi bile dusundum.
Denilebilir ki bu bölümler romandan en keyif aldigim bölümler oldu.
''Vücudumuz, sadece bacaklar, kollar gibi uzuvlardan oluşsaydı, hayata tahammül etmek kolay olurdu. Ne yazık ki, içimizde kalp adını verdiğimiz o küçük organı da barındırırız.''
İnsanlar eşit değil midir ? Eğer bir insanın aklı ve yüreği varsa, dük olmuş, arabacı olmuş ne fark eder ?
Marcel Proust
Sayfa 31 - Yapı Kredi Yayınları
"Peki hayatı önemsemeyeceksek, neyi önemseyeceğiz? Hayat yüce Tanrının asla iki kere bağışlamadığı tek nimettir."
İsteklerimiz hep iç içe geçtiğinden, hayat karmaşasında bir mutluluğun, onu gerektiren arzuyla tam olarak çakıştığı pek enderdir.
Benim gazetelerde eleştirdiğim şey, her gün dikkatimizi önemsiz şeylere çekmeleri; oysa en önemli konuların işlendiği kitapları hayatta üç veya dört kere okuyoruz...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kayıp Zamanın İzinde
Alt başlık:
Özel Kutulu, 2 Cilt Takım
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
3148
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750818127
Kitabın türü:
Orijinal adı:
À la recherche du temps perdu
Çeviri:
Roza Hakmen
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
I. Cilt 1556 Sayfa
II. Cilt 1592 Sayfa

Marcel Proust'un dev yapıtı "Kayıp Zamanın İzinde"nin tümü Delta Dizisinde bir arada...

Delta Dizisi, şık tasarım ve baskısıyla edebiyatın önemli isimlerinin birden fazla kitaba yayılan büyük külliyatlarını ve önemli eserlerini bir arada okura sunuyor.

Zaman'ın peşi sıra sürdürülen yolculuğun tüm halkaları Swann'ların Tarafı'yla, Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, Guermantes Tarafı, Sodom ve Gomorra, Mahpus, Albertine Kayıp ve Yakalanan Zaman bir arada. Yirminci yüzyıla modern romanın başyapıtlarından biri olarak damgasını vuran bu yapıta "Dev" tanımlaması kadar uygun düşecek başka bir tanım yok herhalde.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 78 okur

  • Eslem Önal
  • alev
  • Taner toker
  • sibel albayrak
  • İlkgün
  • Sertaç Dinç
  • Yahya Yılmaz
  • Kadriye Koçak
  • MrvGc
  • Müge Erol

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%9.7
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%22.6
25-34 Yaş
%41.9
35-44 Yaş
%16.1
45-54 Yaş
%6.5
55-64 Yaş
%3.2
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%43.5
Erkek
%56.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%55.3 (21)
9
%26.3 (10)
8
%13.2 (5)
7
%2.6 (1)
6
%0
5
%2.6 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları