Adı:
Keder Atlısı
Baskı tarihi:
Temmuz 2004
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750704260
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Keder Atlısı, yazarın dördüncü öykü kitabı. Dil işçiliğini ön planda tutan Duman, bu kitabındaki öykülerinde de yeni anlatım yollarını deniyor. Yer yer halk türkülerinden aldığı dizelere, sözcüklere yer veriyor. Keder Atlısı, hem yalın bir anlatımın hem de şiirsel bir dille kurulmuş katmanlı öykülerin bir arada bulunduğu bir kitap. Faruk Duman bu öykülerinde insanımızın bugün yaşadığı umarsızlığı,geçmişin izlerinin silinmesiyle yaşanan düş kırıklıklarını anlatırken masalsı, büyülü bir dünya ile yaşamın gerçeğini şaşırtıcı bir biçimde harmanlıyor.
Yeni yazarlara ve kitaplara açık biri olarak şunu söyleyebilirim ki Faruk Duman bambaşka bir tecrübe, bambaşka bir yazar; Keder Atlısı da bambaşka bir kitap. Sadece bir kitabını daha yeni bitirmişken alıştığınız öykü tarzını bir anda yıkabilecek bir yazar olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Kitabında yer alan her hikâyede farklı biçimsel özelliklere yer veren yazar okuyucusunu sık rastlanmayacak bir anlatımın içine sürüklüyor. Kendi deyimiyle ‘Türkçemizin şırıltısı’nı yaptığı tasvirlerle, kurduğu cümlelerle gösteriyor bizlere. En beğendiğim kısımlardan birini örnek olarak göstermek istiyorum: “Kasabanın girişinde, otobüsün artık yorulduğunu anladın. Tuhaf bir duyguya kapıldın sonra: Belki bir hülya yaşadın, terlemiş, diye geçirdin içinden, yordum onu çok: Otobüs, atındı senin, köpükler içinde. Yorgundun, kasabaya girdiğinde anlamıştın iyice, sonra atından inip derin bir nefes almıştın. Asan elindeydi, kasaba taş kokuyordu…” Bunun gibi buraya yazabileceğim çok örnek var. Bu tip tasvirlerin arasında bazen anlam veremediğiniz ya da anlam vermek için çok çabalayacağınız cümleler var. Yine örnek olarak şu cümleleri gösterebilirim: “Esmeyi bilen rüzgâr. Uzun, karlı gecelerde, uzakta kurtların uluduğu, kıvılcımların çakıp söndüğü. Bunun da ağır bir sessizlik olup dağıldığı evlerde”. İki örnek yazarın tarzını tam anlatamayacağı gibi ben de henüz yeni okumaya başladığım için tamamıyla anlatamam. Yazarın doğup büyüdüğü mahallelerin izlerini taşıyan, farklı anlatım biçimleriyle ve yakından şahit olduğunuz olaylara ya da durumlara kısa ama etkili bakışlar atan Keder Atlısı, açık olmak gerekirse herkesin okuduktan sonra beğenebileceği bir kitap değil bana göre. Hafifçe bir Hasan Ali Toptaş havası sezdim bazı hikâyelerinde. Onun için Toptaş okuyanlar ve beğenenler için Keder Atlısı’nı da önerebilirim. Yazarın diğer kitaplarını okumak için Keder Atlısı yeterli oldu, Seslerde Başka Sesler ile Faruk Duman okumaya devam edeceğim. Hepinize keyifli okumalar.
Faruk Duman'ın "Baykuş Virane Sever" adlı son hikâye kitabını okuduktan sonra neredeyse bütün eserlerini aldım. Romanlarından başlayayım dedim, ama sonra hikâyelerine döndüm. "Keder Atlısı" çok beğenilmiş, hatta ödül almış bir eser olarak başlamak için iyiydi. Okuyabildiğim hikâyelerinde yazarın son eserine kıyasla dilinin daha sade olduğunu düşündüm, bunu son eserinde cümleleri yarıda keserek kurduğu üslûbunu düşünerek söylüyorum. Keder Atlısı'nda da aynen Baykuş Virane Sever'de olduğu gibi hikâyelerin birbirinin devamı olup olmadığı tam anlaşılmıyor. Daha doğrusu bunu benim takip edemediğimi söylemem gerek. Okuduğum şeyin bana lezzet verdiğini, okumaktan keyif aldığımı, bunun bana estetik geldiğini görüyor, anlıyor; ama imgeleri takip edip yazarın gerçekte ne'den bahsettiğini, kurduğu dünyada neyin ne olduğunu anlayamıyorum; yalnızca ormanın, ağaçların, hayvanların ve iç seslerin iç içe girdiği, birbirini örttüğü bir dünya burası; isimler, varlıklar bazen kendileriler, bazense kendileri olmayan ve bence yazarın bildiği şeylere işaret ediyorlar. Muhakkak ki Faruk Duman'ın eserleri birden fazla okunmayı hak ediyor. Acaba yazarlar böylesine sislerin arasına karışmış, imgelerin büyüyüp büyüyüp herşeyi kapladığı eserlerinde bizlerden bu imgeleri açıklığa kavuşturmamızı mı istiyor, yoksa anlayamasak bile bu akışın keyfini alıp olabildiğince dahil olabilmemizi mi? Yoksa kendimizce anlamlar, dünyalar mı yaratabilelim istiyorlar?

Faruk Duman'ın hikâyeleri bana bunları düşündürdü işte. Diğer kitaplarını, yavaş yavaş, belki daha dikkatle, zaman içerisinde okumayı düşünüyorum.
Bu kitabında yeni anlatım yollarını deneyen yazar başarılı olmuş mudur gerçekten bilmiyorum. Otorite sıradan okuyucu ise başarılı olmamıştır diyebilirim. Lakin benim anlamadığım, kapasitemin yetmediği bir durum mevcutsa söyleyecek söz yok... Ben bir iki öykü dışında beğenmedim. Sıkıldım en azından....
"Kış mevsimi öyle bir görkemle gelirdi ki zamanın
durduğu bu evlere. O vakit ışık çubukları da başını alıp giderdi. Bu mevsimde dünyayı kardı çünkü, aydınlatan. Kar kendi aydınlığını getirirdi, evlerin çoğu da o vakit bir ateş topuna dönerdi. Sonra mart ayları gelirdi. Eskilerin, aylar, dediği korkunç mart. Böylece zaman gerçekten
durmuş olurdu da tozun yerini iri, soğuk kar taneleri alırdı. Bu taneler de sanki yağmak için değil, dünyaya kazık çakmak için inerdi. O vakit kar altında kalırdı her şey. Evler, ağaçlar, ağaçların buzdan kuşlara benzeyen yaprakların bir de. Öyle ki, rüzgar esmezdi de bu gariban
kuşlardı, acıyla inleyen. Ömrü uzatırdı soğuk, eve kapanıp sevişmeye zorlardı insanı. Bunda pencereler birer ateş gözüne dönüşürdu, ben de bu turuncu gözlere gizlice sokulurdum. Şefkatle uzanan dil uçları görürdüm tabii, esmer delikanlılar başıboş dolanırlardı, kadınlarsa unutmuş olurlardı uzun, korkunç mart aylarını. Gece, ayak izlerini çoğaltırdı."
"Ayna
Duvara baktığı zaman anlıyor ki, insan bir duvara
bakmayagörsün. Ecelsiz bir ayna beliriyor orada. Devasa, kırılgan bir ayna. Sonra geçip orada, sanki gerçek orada, aynanın içinde yeniden oluşuyor da. Dışarıdakine, sahte kendi suretine bakıyor. Sonra da bunun acısıyla, parça parça dağılıyor her yana."
"...Kimi geceleri, gözlerini yumarak geçirdin. Acıyla kıvrandığın gecelerdi bunlar. Acı, dışarıdaki bir şeydi, uyuduğunu anladığında,
kapanıp üzerine, seni serin bir yorgan gibi sarıyordu. Sen de yatağına uzanıp gözlerini kapatıyor ve onunla yüzleşmeye çalışıyordun."
"Durgun yaz; akşamüzerleri daha bir sıcak oluyordu. Öğle saatlerini balkonda kitap okuyarak geçirdim. Kıpırtısız bahçe, gölgenin usul usul yer değiştirmesi. Böylece muzip yaprakların, harflerin üzerinde gezinişi. Kitabın seğirmesi..."
"Böylece beni bir sıkıntı bastı. Kalkıp gitmek istedim, akşamı düşündüm. Odanın serinliğini, gözlerimde sıkışmış güvercini, duvarların içindeki uğultuyu sonra. Uykunun adımlarını. Her şey çok yavaş. Kendimi havada asıl
kalmış bir toz... Işık azalıyor, karanlık bastırmadan, sıkıntı böyle zamanlarda başlıyor."
"Bu sana gerçekdışı geldi; unuttuğun şeylerin öldüğünü sanıyordun. Oysa insan uzun ömürlüdür."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Keder Atlısı
Baskı tarihi:
Temmuz 2004
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750704260
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Keder Atlısı, yazarın dördüncü öykü kitabı. Dil işçiliğini ön planda tutan Duman, bu kitabındaki öykülerinde de yeni anlatım yollarını deniyor. Yer yer halk türkülerinden aldığı dizelere, sözcüklere yer veriyor. Keder Atlısı, hem yalın bir anlatımın hem de şiirsel bir dille kurulmuş katmanlı öykülerin bir arada bulunduğu bir kitap. Faruk Duman bu öykülerinde insanımızın bugün yaşadığı umarsızlığı,geçmişin izlerinin silinmesiyle yaşanan düş kırıklıklarını anlatırken masalsı, büyülü bir dünya ile yaşamın gerçeğini şaşırtıcı bir biçimde harmanlıyor.

Kitabı okuyanlar 12 okur

  • Pelin
  • Eda Gülberk
  • Zafer
  • Aysss
  • Kitap gurusu
  • Cüneyt Karaağaç
  • Erhan K.
  • Duygu
  • Murat Sezgin
  • Rogojin

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25 (1)
9
%25 (1)
8
%0
7
%25 (1)
6
%0
5
%0
4
%25 (1)
3
%0
2
%0
1
%0