Kedilerin Dili (Zebraların Hikayecisi 1)

·
Okunma
·
Beğeni
·
449
Gösterim
Adı:
Kedilerin Dili
Alt başlık:
Zebraların Hikayecisi 1
Baskı tarihi:
Mart 2017
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059203463
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Language of Cats and Other Stories
Çeviri:
Abdullah Başaran
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dedalus Yayınları
Spencer Holst, Kurt Vonnegut ve Donald Barthelme ile Amerika’nın yaşayan edebiyatının sacayaklarından, onun kubbesini ayakta tutan direklerinden. Bunlardan daha önemli biz onu çok seviyoruz. Holst, dedalus’un mutlu sonla biten ve uzun yıllar süren bir rüyası. Mutluyuz Spencer Holst’a bir “gulyabani” ve “şeytan” denir, ama kendisi bir melek gibi yazar, insan harekete geçiren ve hatta teşvik edici güce sahip o enfes kurmacasıyla gamlı bir melek gibi. -Joseph Catinella, Saturday Review- Holst, uzunca bir süredir yeraltıedebiyatının en beğenilen isimlerinden, bu çalışmasıysa daha geniş kitlelere ulaşmalı. -Library Journal- Mizah ve kurduğu ölüm sahnesi anlayışı , edebiyatın öncü kılunun bilge mizahçısı olarak özel bir konum kazandırıyor Holst’a. -The New York Times-
120 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Spencer Holst’u okumak bir panayırda dolanmak gibiydi.Her renkten,her telden..Biraz masal,fazla gerçek.Az biraz ciddi bir o kadar alaycı~Özellikle ‘64 başlangıç’taki örneklerin her bir cümlesinden öykülenmek mümkün.Alıntısız da olmaz elbet:
* ”‘Senin yazdığını sandığım için sana bir şey söylemekten çekiniyordum.’ Konuşan,adamın ilham perisiydi.”
* ”Limonu ortadan ikiye böldü,içinden haşlanmış lop bir yumurta çıktı.”
120 syf.
·Puan vermedi
Afallayan okuyucu kitabı kapattı ama kitabın arkasını önünü çevire çevire, sırt kısmında yazan kitabın adını okurmuş gibi yapıp sayfaların kenarlarını inceleye inceleye elinde tutmaya devam etti, bu sırada düşüne düşüne, dudaklarını da büze büze ağırlığını bir ayağından diğerine geçirdi, alnına dokundu düşünceler içinde, dışarıdaysa yaz gecesinin sessizliği iri yağmur damlalarının hoş biteviye sesiyle delinmeye başladı.
Kitaptan bir alıntı ile başlamak istedim incelememe, kitabı açtığım an övgü dolu sözler karşıladı beni yazarı, kitabı öven ama ben pek anlayamadım nedense ya olaya Fransız kaldım ya da cahilim bilemedim ama öyle dünyanın sonuna kadar kalacak bir eser olduğunu sanmıyorum. Fazla abartılmış :)
Baskısı tükendiği için bulamıyordum baskısı tükenip yeniden çıkan kitaplara ilgim büyüktür ama bu 120 sayfalık kitabı okumaya tahammül edemeyeceğim..
120 syf.
·5/10
Aykırı, basit ama anlaması zor; kısıtlı ama sağlam bir okur kitlesi bulunan eserlere bakışım eserin istikametiyle alakalı. Eser eğer o kadar garipliğe rağmen nefsani gıdıklamalardan başka bir şey sunmazsa hiçbir değeri kalmıyor gözümde. O kadar garipliğe rağmen bir şey dahi anlatabilmişse kayda değer hale geliyor. Tabii, öte yandan da, tüm bunlardan bağımsız bir şekilde, içimdeki meraklı beni sürekli dürter. Der ki, oku, beğenirsin belki ve o özel kulübe katılırsın. Çok az kişinin anlayabildiği şeyler üzerinden büyüklenirsin ve kibir abidesi olursun. Tamam, son dediklerimi demiyor içimdeki. Sadece diyor ki, farklı bir tat denersin, hem belki bu denli benimsenmesinin nedenini de anlarsın. İsminin içinde kedi barındırmasıyla beni kendine çeken bir kitap Kedilerin Dili. Kitap hakkındaki “Amanın ne kadar da güzel, ne kadar da keyifli, ne kadar da modern masalcı!” yorumları vesilesiyle, bu kitap okuyacaklarım listesine girdi. Farklı bir okuma tecrübesi olduğunu bu yazının ilk paragrafında belirtmekle beraber, kitabı iyi bir yazarın keyfince yazması olarak değerlendiriyorum.

Aslında kitabın ilk hikâyesi olan Hikâyeci Zebra, kitabı ve yazarı ele verir nitelikte. Bu hikâyede Zebraca konuşan bir Siyam kedisi (evet, farklı bir okuma olduğunu bu yüzden ilk paragrafta belirttim), Zebraca konuştuğunu gören zebraların şaşkınlığından istifade edip onları avlamaya başlıyor. Çok zebra ölmeye başlayınca, zebralar kedinin gezindiği o ormana gitmez oluyor. Sonraları zebraların hikâyecisi, zebralara ne hikâye anlatsam diye düşünürken, aklına Zebraca konuşabilen bir Siyam kedisinin hikâyesini anlatmak geliyor. “Hepsini kahkahaya boğacak!” (sf. 16) diye düşünüyor. O sırada zebra bizim avcı Siyam kedisiyle karşılaşmasın mı! Kedi Zebraca konuşuyor, zebra ise diğer zebraların aksine buna şaşmıyor, çünkü bunu zaten kafasında kurmuş. Sonra zebra şöyle bir kediye bakıyor ve kedinin bakışlarında sevmediği bir şey görüyor. İndiriyor çiftesini ve kediyi öldürüyor. Bu noktada yazarın hikâyedeki son cümlesi dikkat çekici ve aslında yazının temel dayanağını oluşturacak: “Hikâyecinin vazifesi budur işte.” (sf. 16)

Bu hikâyeyi ilk okuduğumda, diğer hikâyeleri merak ettiğim için fazla düşünmemiştim üzerine aslında. Ama kitabı bitirip bu hikâyeye geri dönünce, yazarın bir buçuk sayfada bütün poetikasını hikâyeleştirdiğini düşündüm. Peki, bu anlayış ne biçimdir? Öncelikle, zebraların hikâyecisi, hikâye fikrinin ne kadar güzel olduğunu zebraların bu hikâyeyi dinlediğinde kahkahalara boğulacakları üzerinden değerlendiriyor. Bu da esas yazarımızın diğer hikâyelerinde de göreceğimiz üzere okuması keyifli ve mizahi yönü kuvvetli tarzının sebebini açıklıyor. Kimi zaman bu hikâyeleri fıkra okur gibi okuduğumu dahi söyleyebilirim. Yazar durum komiğinden ziyade gerçekliği istediği gibi eğip bükerek okurunu şaşırtıyor ve güldürüyor. Yazar, İngilizcesi “suspension of disbelief” olan, Türkçe olarak ise “anlatılanı kabullenme” olarak çevirebileceğim okur algısının üzerine oynuyor genellikle. Misal, kitaba ismini veren “Kedilerin Dili” hikâyesinde, kedilerin de kendilerince bir dili olduğuna dair bir gerçeklikten sesleniyor yazar bize. Eyvallah deyip devam ediyoruz. Bu dili çözmeye çalışan bir bilim adamının peşinden bir serüvene atılıyoruz. Bilim adamı, çözüyor çözmesine dili; ama Siyam kedisinin söyledikleri onu dehşete düşürüyor. Meğerse kedilerin koca bir medeniyeti varmış da, insanoğlu kedilerin işlerini görmesi için icat edilmiş de… Kedi, eğer istediği şeyler yapılmazsa tüm insan ırkının sonunu getireceğini söylüyor. Bilim adamı derdini anlatmaya çalışsa da kimseyi inandıramıyor. Sonra gidebildiği en uzak yere kaçıp kedi cinsinin elinden tatmayı beklediği ölümünü ertelemek istiyor. Bu noktada yazar inşa ettiği bu gerçekliği alt üst ediyor. Meğerse, Siyam kedileri deliymiş. Onlar anca miyavlarmış. İnsanlığı yok edecekleri filan, bunlar hep yalanmış. Yazar eğip büktüğü gerçekliğe sonradan bir darbe daha vuruşuyla okuru daima diken üstünde tutuyor bir bakıma. Kurgudaki ters köşeler okuru hüsrana uğratmaktan uzak; çünkü zebraların hikâyecisinin de düşündüğü üzere, bu hikâyelere gülüp geçeceksin işte.

Tabii bu gülüp geçme, işin bir tarafı sadece. Bu eğlenceli hikâyeler, her ne kadar uçuk olsalar da, gerçekliğe temas ediyorlar. Bunu Zebraca konuşan Siyam kedisi hikâyesi kurgulayan zebra üzerinden görüyoruz. Hikâyenin kendi gerçekliğinde sahiden de bu tür bir Siyam kedisi var çünkü. Hikâyede “Hikâyeci zebra, bir kedinin kendi dilinde konuşmasını duyunca tepesi atmamış çünkü o sırada tam da bunu kurgulamaktaymış.” der yazar. Bu ifade, yazarın kurgusuyla günceli yakaladığına dair bir işaret. Ama zebraların hikâyecisi bu hikâyeyi kurgularken bu kedinin bu yolla zebraları öldürdüğünü -en azından metinden hareketle- kurgulamamış görünüyor. Bu noktada “hikâyecinin vazifesi”ne geliyoruz. Hikâyeci zebra, Siyam kedisini onda sevmediği bir şey gördüğü için öldürüyor. Burada, hikâyeci, geleceğe dair derin bir sezgiye sahip ve buna göre harekete geçen bir aktör olarak resmediliyor. Baştan alalım. Yazar kafasında bir kurgu oluşturur. Bu kurgunun beğenilip beğenilmeyeceğini komikliğiyle ölçer. Bu kurgu farkında olmadığı bir gerçekliğe temas etmektedir. Bu gerçeklikle karşılaşınca yazar afallamaz. Yazar, kurgusundan hareketle sahip olduğu sezgi sayesinde, kötü bir akıbete (ölüm) karşı kendini korur. Yani, hikâyeci, kurgu da olsa, hakikate işaret eden bir şeyler anlatan ve bu sayede kötülüklere karşı, sezgisel dahi olsa, korunabilen ve -burası benim eklemem olacak- koruyabilen kişidir. Yazarın anlattıkları, sadece gerçekliği resmetmez, aynı zamanda kendini veya başkalarını kötülüklerden alıkoyar ve hatta bunları yaparken da okurunu eğlendirir. Eğer yazarımızın anlatmak istediği buyduysa, hiçbir itirazım yok.

Bu noktada artık sorulması gereken soru, yazarın bu kitaptaki hikâyelerle bunu başarıp başarmadığıdır. Bunun cevabını vermek kolay değil. Çünkü diğer hikâyelerde çoğunlukla mizahi unsur ön planda ve her hikâyedeki acayip gerçekliği yukarıdaki yorumlar üzerinden çözümlemek pek kolay değil. Bazı hikâyelerin neye işaret ettiğine dair hiçbir fikrim yok. Bu durumlarda yazarın keyfince yazdığını düşünmeden edemedim. Kitabın en sonuna yerleştirilmiş “64 adet hikâye başlangıcı” da bu dediğimi doğrular nitelikte. Yazarın aklına acayip bir fikir gelmiş, birkaç cümle yazmaya başlamış ama devam etmemiş ya da edememiş. Elbette bu birçok yazara olur; ama Holst’un bunları kitabına dahil etmiş olması, yazarın bu renkli dünyaların sunacağı mesajdan ziyade okurunu ne kadar eğlendirebileceğine odaklandığını gösteriyor bana. Çünkü tüm bu gerçekliğe temas, geleceği sezme ve ona göre davranma argümanlarının arasında, “Bu hikâyelere gülüp geçeceksin işte.” söylemi ağır basıyor. Yazar kimi hikâyelerinde -kısa veya uzun- renkli ve derinlikli dünyalar sunabilmesine rağmen, çoğunlukla freni boşalmış kamyon gibi yazılmış hikâyeleri de var. Sebebi de bu gülüp geçme argümanına dayanıyor sanki. Bu yüzden, belki de bu kadar yazmaya gerek yoktu bu kitap hakkında. Farklı ve eğlenceli ama çoğu zaman da yazar neden yazmış ki böyle şeyler diyeceğiniz bir kitap deyip geçebilirdik. Bir de o bahsettiğim 64 başlangıçtan şu aşağıdaki cümleyi ekleyip, hoşunuza gittiyse bir bakın deyip incelememizi bitirebilirdik:

““Senin yazdığını sandığım için sana bir şey söylemekten çekiniyordum.” Konuşan, adamın ilham perisiydi.” – sf. 103
120 syf.
·4 günde·1/10
Yeraltı Edebiyatı olarak tanimlanan bu kitap sanırım tahammül edemediğim sınırlarda.Bitiremediğim nadir kitaplardan.Öyküleri anlamak bile çaba gerektiriyor.
120 syf.
·8/10
Modern zaman masalcısı Spencer Holst.. ️ Benim en severek okuduğum, hatta unutmaktan korktuğum için birkaç sene sonra tekrar okuduğum, belki birkaç yıl sonra tekrar okuyacağım öyküler.. Ayakları yere basıyor mu, yerden yüksek geziniyor mu, uçuşuyor mu yoksa, yoksa hepsi mi?? Bir festival havasında, aynı zamanda zekice kurgulanmış minik mutluluk hapları.. Kötü yorumlar da yapılmış , saygım sonsuz, herkesin damak tadı nasıl farklıysa kitaplar da, yazarlar da böyledir. Bazen biz bile aynı biz olmuyoruz, okuduklarımız ruh halimize ya da o sırada yaşadıklarımıza, düşündüklerimize, hissettiklerimize uzak kalmış olabilir ama, ama, ama.. Ben yine de okumanızı öneririm..
120 syf.
Pek aşina olmadığımız türde yazan bir yazarmış Holst, anladığım kadarıyla. Kitabın sonsözünde çevirmenin söylediğine göre, eşi onun yazdıkları için "Kafka ile masalcı Andersen'in bir karışımı" yorumunu yapmış -ki bence de öyle.

İçinde fantastik öğeler barındıran, öyle herkesin aklına gelmeyecek denli şaşırtıcı, bazen absürd/saçma bazen zihin açıcı kısa öykülerden oluşan bir kitap. Sanırım Douglas Adams'la tanışmış olanlar daha az garipseyecektir.
120 syf.
·Beğendi·8/10
Babamla aramızda geçen bu sabahki diyalog : - Bu sokak kediler niye seni seviyor?
- Onların dilini bildiğim için.
Spencer Holst'un masalsı mı desem fantastik mi desem diye karar veremediğim eseri Kedilerin Dili'ni bize kazandırdığı için Dedaluskitap ve dilimize çeviren Abdullah Başaran'a minnettarım. Basit diliyle insanı derin düşündürüyor öyküler.
...nasıl milyoner olduğumu merak ediyorsunuz. Eğer bir dağcıya niye dağa tırmandığını sorarsanız şöyle cevap verecektir: Çünkü dağ oradadır ve tırmanmak imkân dahilindedir. Bir suçluyu milyoner yapan şey budur, mümkün olması, dahası yok.
Spencer Holst
Sayfa 28 - Dedalus
Daha saygın işlerinden biri-daha çok hobisi gibiydi, ölümcül işlerinden uzaklaşarak biraz gevşemek için-
"Ölümsüzlük insan için elzem değildir." der Albert Einstein. "Ebedi hayat yalnızca kayalara yakışır."
Spencer Holst
Sayfa 43 - dedalus
“Kediler ne şekilde ya da ne zaman ortadan kaldıracak bizi hiç bilmiyorum , ama yapacaklar, çünkü hayal dahi edemeyeceğimiz bir güce sahipler”
Zira kedilerin konuştuğu bir dil vardır ama Siyam kedilerinin hepsi delidir -daima zihinsel terapi, kozmik güçler, hayal ürünü hazineler, uzay gemileri ve geçmişteki büyük uygarlıklarından konuşurlar ama bunlar hep yalnızca ve yalnızca miyavlamak -bir güçleri filan da yok- anca miyav.
Miyav!
Miyav!
Miyav!
Spencer Holst
Sayfa 60 - Dedalus
İnsanların çoğunlukla çıplak ayakla dolaştığı bir ülkede ayakkabıcı olmak bir sanattır.
Spencer Holst
Sayfa 114 - Dedalus

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kedilerin Dili
Alt başlık:
Zebraların Hikayecisi 1
Baskı tarihi:
Mart 2017
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059203463
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Language of Cats and Other Stories
Çeviri:
Abdullah Başaran
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dedalus Yayınları
Spencer Holst, Kurt Vonnegut ve Donald Barthelme ile Amerika’nın yaşayan edebiyatının sacayaklarından, onun kubbesini ayakta tutan direklerinden. Bunlardan daha önemli biz onu çok seviyoruz. Holst, dedalus’un mutlu sonla biten ve uzun yıllar süren bir rüyası. Mutluyuz Spencer Holst’a bir “gulyabani” ve “şeytan” denir, ama kendisi bir melek gibi yazar, insan harekete geçiren ve hatta teşvik edici güce sahip o enfes kurmacasıyla gamlı bir melek gibi. -Joseph Catinella, Saturday Review- Holst, uzunca bir süredir yeraltıedebiyatının en beğenilen isimlerinden, bu çalışmasıysa daha geniş kitlelere ulaşmalı. -Library Journal- Mizah ve kurduğu ölüm sahnesi anlayışı , edebiyatın öncü kılunun bilge mizahçısı olarak özel bir konum kazandırıyor Holst’a. -The New York Times-

Kitabı okuyanlar 35 okur

  • Fatmanur Arslan
  • Sözen Akar
  • Özge SAKA
  • Ldia
  • Mine Alşan
  • EGE TÜRKMEN
  • Sami Yeni
  • Mücahit Yılmaz
  • Hakan Osman Çaldağ
  • Büşray Biçak

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%16.7 (3)
9
%0
8
%27.8 (5)
7
%11.1 (2)
6
%11.1 (2)
5
%11.1 (2)
4
%16.7 (3)
3
%0
2
%0
1
%5.6 (1)