Kehribar Dürbün (Karanlık Cevher Serisi #3)

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.186
Gösterim
Adı:
Kehribar Dürbün
Alt başlık:
Karanlık Cevher Serisi #3
Baskı tarihi:
Ekim 2020
Sayfa sayısı:
568
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786257737111
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Amber Spyglass
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Kehribar Dürbün - Altın Pusula (3)
Kehribar Dürbün
The Amber Spyglass
2001 Whitbread Yılın Kitabı Ödülü

2001 İngiliz Kitap Ödülleri

Hem cennetin hem de cehennemin kuvvetleri Lord Asriel’in isyanına katılmak için harekete geçmişlerdir. Bu destansı çarpışmada herkesin oynayacağı bir rol ve yapacağı fedakârlıklar vardır. Cadılar, melekler, casuslar, suikastçılar ve sahtekârlar… herkes bu isyandan payına düşeni alacaktır.

En tehlikeli görev de Lyra ile Will’e kalmıştır. Hiçbir canlı ruhun ayak basmadığı ve kaçışın imkânsız olduğu gri bir dünyaya gitmeleri gerekmektedir: Ölüler diyarına. Zırhlı ayı Iorek Byrnison ve iki minik Gallivespian casusla birlikte çıktıkları bu yolculuk hepsini derinden değiştirecektir.

Savaş devam eder ve gökyüzünden Toz yağmaya başlarken, tüm canlılar ile ölülerin kaderine iki çocuk ve basit bir öykünün basit bir hakikati karar verecektir.

“Savaş, siyaset, büyü, bilim, tekil hayatlar ve kozmik kaderler, hepsi bu kitapta var. Cömert, keskin bir zekâya sahip bir yazarın elinde şahane bir kitaba dönüşüyorlar.” –The New York Times Book Review

“Karanlık Cevher Serisi çağımızın en önemli fantastik serilerinden biri olmayı başarıyor.” –The Daily Telegraph
568 syf.
·9 günde·7/10 puan
Bu kitapla birlikte seriyi tamamlamış oldum. Ben her açıdan olmasa da yazarın bağladığı sonu da beğendim. Lyra ve Will'in yetişkinliğe geçişlerinde aldıkları kararlar hepimize bir şeyler anlatıyor bence.

Bu kitap için de ilk kitapta yaptığım yorumu aynen aktaracağım; bu sadece bir çocuk/gençlik romanı değil. Hayal gücü toplumsal gerçeklerle beslendiğinde ortaya çok zengin metinlerin çıktığını düşünüyorum. Belki de bu nedenle bazı kitaplar farklı yaş grubundan insanlara hitap edebiliyor.
559 syf.
Araya giren bütünlemelerim okuma süremi uzattı ve ilk kez okuma süremin uzaması beni üzmedi. Çünkü bu seriden kopmak, okuyup bitirmek istemedim.

Karakterler, evren(ler) duyguların yerli yerinde oluşu ve müthiş bir denge ve gerçeklik içerisinde yansıtılması... Seriye her açıdan bağlanmak mümkün. Philip Pullman Altın Pusula serisinde hem hayal gücü hem de edebi anlamda sınırları zorlamış ve ortaya gerçekten de -hak ettiği değeri pek de görmeyen- kilometre taşı niteliğinde bir fantastik seri çıkarmış. Ana karakterler Lyra ve Will yolculuklarının sonuna geldiklerinde sayı olarak çok büyümemiş olsalar da içsel olarak onyıllarca yaşlanıyorlar ve okur olarak bu duygusal yıpranma süreçlerini hüzünle izlemekten başka çareniz olmuyor.

Üçleme hem çok iyi hem de çok üzücü bitiyor. Çok iyi bitiyor çünkü Pullman başından beri titizlikle işleyerek inşaa ettiği Altın Pusula evreninde sonu inanılmaz bir tutarlılıkla getiriyor. O yüzden okur olarak iyi bir tatmin yaşadım ben, havada kalmışlık hissi olmadı. Üzücü bitmesinin sebebi ise... bitmesi işte. (Spoiler vermemeye çalışırken ben)

Sonuç olarak Philip Pullman son derece akılda kalıcı karakterler yaratmış ve hikaye evreni de oldukça ilgi çekici olduğu için bu üçleme her açıdan çok keyifli bir okuma sunuyor. Ana karakterlerin çocuk oluşu ise kitabı çocuk kitabı kategorisine sokmak için yeterli bir nitelik değil kesinlikle. Lyra ve Will 12 yaşlarında olsalar da hikaye yer yer o kadar karanlıklaşıyor ve felsefi anlamda o kadar derinleşiyor ki, her yaştan insanı düşündürecek ve ürepertebilecek bir hal alıyor. Dolayısıyla Altın Pusula, -varsa- çocuk başkarakter önyargısını da bir kenara koyan her fantastik severin ilgiyle okuyabileceği bir kendini bulma macera yolculuğu.
670 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Evet final kitabında dananın kuyruğu kopuyor. Artık soracağımız, hatta sormayacağımız, tüm soruların cevaplarına ulaşıyoruz.

Lyra ve Will artık çocukluktan çıkmaktadırlar. Bir de birbirlerine aşık olmazlar mı?Gençler doğru seçimi yapıp dünyayı kurtarabilecekler mi? Yoksa her şey kaosa yenilecek mi? Her şey son savaşla belirlenecek.

İlk kitaptan, son kitaba konu nerelere geldi çok şaşırtıcı. Altın Pusula filmini izleyip, sonra neler olacağını merak ederdim. En azından merakım giderildi, yarım kalmış serileri okumaktan hiç hoşlanmam, hikaye bittiği için artık kafam daha rahat.

Genel olarak sürükleyici bir seriydi. Filmi de çok gösterişliydi doğrusu. Önce kitabı okuyup sonra Nicole Kidman ve Daniel Craig ' in muhteşem oyunculuğunu mutlaka seyredin. Devam filmi yok ama olsun, siz zaten hikayeyi biliyor olacaksınız.
568 syf.
·13 günde·Beğendi·10/10 puan
Uzun zamandır bağlandığım bir seri okumuyordum. O yüzden bir şey bitince boşluğa düşme hissini uzun süredir yaşamamıştım.
İşte serinin son kitabını okuyup bitirince de böyle oldu. Hatta bitmesin diye yavaş yavaş okudum, elim gitmedi hemen bitirmeye.
Bir de Pullman pek yüz güldüren bir son hazırlamamış, o da tuz biber oldu.
Bu seriyi çocuk kitabı olarak indirgeyenlere bir kez daha şaşıyorum. Aslında çok cesur bir kitap, alegorilerle dolup taşan ve zamanında yasaklanan bir seri. Yeri geldiğinde kanımın donduğu yerler oldu, yeri geldi kitabın aykırılığına şaşıp kaldım.
Ama her açıdan benim için çok etkileyici bir seri olmayı başardı. Aklımda özel yer edinen ve kalıcı iz bırakan kitaplar arasına girdi.
Şimdi de istediğim iki şey var: Dizisinin de aynı çizgide ilerlemesi ve aynı evrende geçen diğer serinin de en yakın zaman tamamlanıp çevrilmesi.
Ha bir de yakın zamanda kitap ve dizi için daha fazla illüstrasyon, ya da "fan art", yapılmasını diliyorum.
568 syf.
·15 günde·Beğendi·10/10 puan
Melekler insanı kıskanır; çünkü insan hissedebilecek, sevebilecek, emek verebilecek bir bedene, materyal bir gerçekliğe sahiptir. Tanrı zannettiğimiz ise sadece ilk yaratılmış olan melektir; kendisinden sonra gelenlere, onları kendisinin yarattığını söylemiştir, o kadar. O da diğer melekler gibi karanlık maddeden(bilinçten) oluşmuştur. Karanlık madde-toz-bilinç, madde kendi kendini anlamaya başladığı zaman olan şeydir; madde, maddeyi sever, kendini daha iyi anlamayı ister ve bilinç oluşur. Bilinç bazı varlıklar tarafından doğrudan görülebilirken bazı varlıkların onu görmek için bir araca ihtiyacı olur. Yetişkinlerin bilinci daha düzenli ve güçlü akımlar şeklinde görülür ama çocuklarınki küçük niyet burgaçları ile doludur, akıntılar döner, süzülür, kaybolur ve yeniden doğar. Bilge kişilerin bilinci ise yoğun ve karmaşık görülür.


Kehribarın uluslar arası terminolojide adı amberdir. Eski Yunancadaki adı elektrondur. Kehribar sürtüne ile ısınır ve hafif maddeleri kendine çeker. Bu manyetik özellik nedeniyle elektrik adı kehribardan gelmektedir. Dalgalar halinde giden ışık, bilince denk gelirse kutuplaşır, yani bilinç elektirik yüklüdür. Kehribar da kutuplaşma için kullanılır ve bilinci görünür hale getirebilen bir araç üretmekte kullanılır.

Kehribarın içeriğindeki süksinik asit doğal antibiyotik olarak bilinir ve 27 derece sıcaklığa ulaştığında ortaya çıkar. 36,6 derece olan beden sıcaklığı bu asitin ortaya çıkmasını ve deriden emilerek sisteme alınmasını sağlar.



İlk melekler bilinçten yoğunlaştı ve tanrı da onların ilkiydi. Daha sonra gelenlerden biri, bir dişi, bu gerçeği fark etti ve tanrı onu sürgüne yolladı. Gerçek bir yaratıcı var mı kimse bilmese de bilinen bir şey vardır ki ömürleri, insan ömrüne kıyasla çok uzun olsa da melekler de yaşlanır ve ölür. İlk yaratılan artık çok yaşlı ve diğerlerine olan ilgisi çok zayıflamıştır, gündelik işlerle uğraşmak yerine derin gizemler hakkında tefekküre dalıyordur; çok uzun zaman önce kontrolü eskiden insan olmuş bir başka meleğe, Metatron’a bırakmıştır. Daha önce insan olmanın ne demek olduğunu bilen bu melek, insanı diğerlerinden çok daha fazla kıskanmaktadır. Bilinç sahibi her varlığın tehlikeli ölçüde bağımsızlaştığını düşünür; tanrı’nın elçileri olan din adamlarını artık yozlaşmış ve güçsüzleşmiş bulur, bilinç sahibi olanları doğrudan yönetebileceği semavi bir krallık kurma niyetindedir. Bilinç sahibi olanlar ise semavi bir cumhuriyetin özgür vatandaşları olmak için sürgündeki dişi meleğin liderliğinde savaş vermektedir.

Tanrı ilk çağlarda bir hapishane kurmuştur. Bilinçli varlıklar öldüğünde bedenleri ve duyguları olmadan girdikleri bu ölüler dünyasında zamansızca hapsedildiler. Gardiyanları olan harpiler, ruhun en derin utançlarını görüp ölülerin sürekli kendilerinden nefret etmelerine sebep olurlar. Çünkü bunlar gerçektir; gerçekler, harpiler için besleyicidir. Eğer ölenlerin hayatlarına dair gerçek hikayeleri varsa harpiler onlara geçite kadar eşlik eder; ölülerin bedenleri nasıl toprağa, havaya karışıyorsa bu geçitten geçtiklerinde bilinçleri de atomlarına ayrılıp dünyaya saçılır, başka varlıkların atomlarına karışır, birleşir ve hayat bulur. Bu yüzden herkesin öldüğünde anlatacak gerçek hikayeleri olmalıdır. Yaşamın hakkını vermelerine yarayacak bir amaç; görmeli, dokunmalı, işitmeli, sevmeli ve öğrenmelidirler.

Ama ölüler diyarından çıkış kapısının açık kalmasının bir bedeli vardır; bu kapı açılırken sonu olmayan bir çukur oluşmuştur. Tüm evrenlerde oluşmuş milyarlarca bilinçli düşünce zerresi devasa bir çağlayan gibi bu çukurun içine çekiliyordur. Metatron’un yok oluşu da bu çukurda olmuştur. İlk yaratılmış olansa o kadar yaşlıydı ki onu koruyan kristal kafesten çıkarıldığında rüzgarla dağılıp gitmiştir. Geride bıraktığı his bitkin bir rahatlama olmuştur.

Tanrı öldü. İyilik ve kötülük bitmedi. iyilik ve kötülüğün kişinin dışında olan güçler olmadığı, kişilerin yaptığı şeylere verilmiş isimler olduğu anlaşıldı. Birilerine faydası dokunuyorsa o, iyi bir iştir. Zararı dokunuyorsa o, kötü bir iştir. Tanrı ölünce ona inananların evrenle bir olma hissini kaybedeceği sanılır ama anlaşıldı ki var olanla bir olmanın şartı tanrının varlığı değil, diğerlerinin var olduğu bilinciydi.

Çukur ise bilinci emmeye devam ediyordu. Düşünceyi, duyguları, hayal gücünü çekip yok edecek gibi görünüyordu. Tüm doğa bu vakuma karşı gelmeye çalışıyor, kendince barikatlar kurmaya çalışıyordu. Madde, bilinci seviyordu. Ölüler dünyasında çıkış penceresinin açık kalabilmesinin yolu, bu pencereden sızan bilinçten çok daha fazla bilinç üretilmesiydi. Bilinçli yaratıklar düşünerek, hissederek, ölçüp biçerek, bilgeli kazanarak onu devamlı yenilemeliydi. Tüm dünyalardakilerin bunu yapmasını sağlamak, onlara işleyişi anlatmak, kendilerini ve başkalarını bilmeleri, zalim değil nazik, aceleci değil sabırlı, aksi değil neşeli olmalarını sağlamak, zihinlerini özgür ve meraklı tutmak öğretilmeliydi. İnsanlar ancak böyle bir ömür sürdüklerinde harpilere anlatacak gerçek hikayeleri olacağını anlamalıydı.

Bazen kişilere mizaçları nedeniyle bazı görevler verilir. Kişi görevleri mizacı nedeniyle mi yoksa yapmak zorunda olduğu için mi yerine getirdiğini bilemez. Ne zaman ki görev biter, o zaman mizacını değiştiremese bile ne yapacağını seçmekte özgür kalır. Biri kişiye görevinin ne olduğunu söylediğinde kişi onun hakkında düşünüp durur. Sonunda o işi yaparsa buna içerler çünkü başka seçeneği olmadığı için bunu yaptığını düşünür. Yapmazsa da yapması gerektiğini düşünerek vicdan azabı çeker. Kişi ne yaparsa yapsın, bunu kendisi seçmelidir, başkaları değil.


Bilinçli varlıklar ancak duygularının var olabildiği yerlerde uzun ve sağlıklı bir ömür geçirebilirler. Bazı büyük acılar ya da kararlar kişiyi duygularından uzaklara sürükleyebilir. Eğer kişi bu zorlu süreci atlatırsa duyguları kopmadan, hala birken çok uzaklara seyahat edebilir, kişinin bilmediği yerlerden bilgi toplayabilir. Ama kişi zorlu süreci atlatamaz, bu ayrılık uzun sürerse kişi sağlığını kaybeder ve erkenden ölür. Zorlu zamanlarda duygular, kişilere küsebilir, duygularını görmezden geldiği için kişiyi cezalandırmak isteyebilir. Ama duygular, kişilere engel değil yardımcı olmak için vardır. Duygular kişiyi bilgelik yoluna teşvik etmeli, ona yol göstermelidir.

Bilinç ise kişi trans halindeyken çok uzaklara gidip bilgiler getirebilir. Fakat kişinin trans halindeyken kaybolup gitmemesi için bedenine, canlılığının kanıtı olan duygularıyla bir çapa atması gerekir.

Her zaman en önemli yer, o an olduğumuz yerdir. O anda olduğunuz dünyada bilinçli düşünce üreterek özgür bireyler haline gelebiliriz, etrafımızdakileri de özgürleştirebiliriz. Bunun için bütün bir ömür gereklidir. İlk önce kendini düşünen insan bunu yapamaz. Neşeli, nazik, meraklı, cesur ve sabırlı olmak gibi zor özellikler edinmeliyiz. hepimiz kendi dünyalarımızda çalışmalı, düşünmeli, zahmet çekmeliyiz. Ancak o zaman Semavi cumhuriyetin vatandaşı olabiliriz.

Hayvanların tanrıları, duyguları ve bilinçleri yoktur. Yaşar ve ölürler, bu kadar. İnsanlaşmak onlara beladan başka bir şey getirmez. Oldukları şey olmaya devam etmeleri gerekir.

Bilindik 3 boyuttan daha fazla uzamsal boyut vardır. Çok küçük bir ölçekte 7-8 boyut daha vardır ama bunları doğrudan incelemek imkansızdır. Bu boyutların modeli yapılsa katmanlar içinde katmanlar, hem kaplayan hem kaplanan köşeler ve kenarlar, içi her yer, dışı başka her yer olurdu. Tanrının savaş arabası olan bulutlu dağ da bir kayadan çok güç alanı gibiydi. Uzamın kendisini katlayıp gerip katman katman edip hava, ışık ve buhardan balkonlar, teraslar, gözlem kulelerine dönüşüyordu. buradaki ışık farklıydı. Dağı oluşturan maddeden kaynaklanıyordu. Madde, sedef ışıltısı ve ağır bir nefes ritmiyle parlayıp soluyordu.

depresyon, amacı olmayanları öldürür, amacı olanlara yanaşamaz.

Rahipler çikolatili seyrek, tatsız içer ve konuklarına da böyle ikram ederler. Kendi kibirli mahrumiyetlerini konuklarına da çektirirler.

İnsanların iki eli olması her işlerini başkasına ihtiyaç duymadan görebilmelerini sağlar. Belki insanı yalnızlaştıran da budur.

Neyin sebep, neyin sonuç olduğu kavranamayacak kadar her şey birbiri ile bağlı. Aracı kullanabildikleri için mi bilinç sahibi oldular, bilinçleri sayesinde mi aracı kullanabilir oldular?

Kuantum dolanıklığı, bir bütünü parçalarsan, bir parçanın başına gelen, diğerinin de başına gelir.

Bir araç faydalı da olabilir zararlı da, bunu belirleyen, kullanıcısının niyetidir. Zihinde kararsızlık olursa araç kırılır. Ama bir de aracın niyeti vardır. Bazen araç, bizim bilmediğimiz bir başka amaca daha hizmet ediyor olabilir.

Herkesin bir işi olmalı, onlara şeref getiren, gururla yapabilecekleri bir iş.


Pek çok yoldan birini seçtiğinizde, seçmediğiniz diğer yollar, hiç var olmamışçasına bir mum gibi söner. Her evrenin farklı bir niteliği, karakteri, hissi vardır; aralarında bazılarına daha aşina, bazılarınaysa daha yabancıyızdır.

Bilgin arttıkça güç kazanırsın. Bir ömür süren düşünce ve çabadan sonra öğrendiğin şey, bir lütuf olarak yapabildiğinden çok daha eksiksiz ve derindir. Üstelik onu unutamazsın. Sahip olmaya değer olan, çalışmaya değer olandır.
S
S Kehribar Dürbün - Altın Pusula (3)'ı inceledi.
568 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10 puan
Keyif kaçırıcı detaylar içermektedir!


Kehribar Dürbün bu yıl okuduğum ilk kitap.
İlk kitabı yorumlarken ne kadar heyecanlandıysam bunu yazarken de bir o kadar üzgünüm. Uzun zamandır bu kadar kalbimi kıran bir kitap okumamıştım. Serinin sonunu düşündükçe hâlâ çok üzülüyorum, kitaba dair neler yazsam toparlayamıyorum o yüzden yorumu uzatmayacağım.

Lyra ve Will'in yolculuklarının en tehlikeli kısmını okudum bu kitapta bence. Arktike gidip kaçırılan çocukları kurtarmaktan ya da keskin bıçağı bulmaktan bile daha zordu bu sefer yaptıkları. Ölüler Diyarı kısmını ilgi çekici buldum. Çünkü çoğu kitapta benzer anlatılıyor. Klasik kısımlar vardı ama genel anlamda farklıydı. Mary Malone'un hikayede böylesine yer kaplayacağını düşünmemiştim. Seride yine özgün bir nokta olarak karşımıza çıkan Mulefa halkıyla yaşadıkları merak edilesiydi. Lord Asriel kısımları da öyle... Cadıları ikinci kitaptaki kadar çok görmedik ama Gallivespian'lar ve Melekler vardı bu sefer kurguda. Bu kitap serinin en uzun kitabıydı. Elbette yine çok sürükleyiciydi ama en sevmediğim kitap oldu. Yazar tüm soruların cevaplarını verdi ve hikâye böyle bitti. Ama ben içimde bitiremedim onu nasıl yapacağım🥲 Belirsiz kitap sonlarından nefret ederim. Keşke bu seri böyle biteceğine belirsiz bitseydi diyorum. Sevgili yazarlar size sesleniyorum, karakterlere böyle son yazarken hiç mi içiniz acımıyor? Serinin böyle biteceğini hiç düşünmemiştim. Lyra ve Will'le ilgili olmasını istediğim ama olacağına hiç ihtimal vermediğim bir şey vardı. Oldu. Kitapta en sevindiğim gelişme bu diye düşünürken ona da pişman oldum. Ne kadar çok oldu dedim. İyice saçmalamadan bitireyim. Hikâye sönük bitti. Tamam masal okumuyoruz finalde herkes sonsuza dek mutlu yaşayacak diye bir şey yok ama bu sonda olmadı Bay Pullman. Geçen bir yorumumda hazin sonlar daha akılda kalıcı, etkileyici demiştim. Doğru işte, unut unutabilirsen mesela bu sonu. Lyra, Will ve ben bu sonu hak etmedik. Yorumdan ziyade biraz serzeniş oldu farkındayım ama yazmasam çok içimde kalacaktı.
568 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Müthiş bir seriydi, fantastik olmasına rağmen bilmle içiçe ilerlemesi beni daha da heycanlandırdı. Özellikle 3. kitap oldukça hareketli ve merak uyandırıcıydı. Araya başka kitap sokmak ve bittiğinde o dünyadan kopmak istemiyorsunuz.
568 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Kesinlikle bazı yönleri çocuklara yönelik değil ama herkesin okumasını tavsiye edebileceğim bir seri.Dizisini ve filmini izledim sonra yetmedi dün bu kitabı bitirdim.Konusu çok iyi işlenmiş bu tür kitapları okumayı hep sevmişimdir ayrıca karanlık maddenin evrenin %26 oluşturduğunu bildiğim için kesinlikle gerçeklikle bazı yönleri uyuşuyor. Bu kitaptan yola çıkılan tüm her şeyi izleyip okuyabilirim. Sonunda biraz üzüldüm keşke böyle bitmeseydi diyorum böyle olmak zorunda değildi. Dizisinin 3 sezonunu bekliyorum bazı yerleri atlamasınlar kesinlikle ayrıca şu sona küçük bir değişiklik yaparlarsa sevinirim.
670 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Altın Pusula serisinin son kitabı...Fantastik kitapseverler için şahane seri...ama son kitapta biraz fazla olmamış hissine kapıldım...çıktığı yıl bilim kurgu seçkilerinden pek çok ödül almış Yüzüklerin Efendisi ile kıyaslanan kitapları tavsiye ederim...
670 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Dikkat spoiler içerir.
Will, Lyra'yı Mrs. Coulter'in elinden kurtarmak için yola çıkar ve yolda Eofyr Byrnison adındaki ayı kral ile karşılaşır ve ortak amaçları için yola çıkarlar. Bir şekilde de kurtarırlar kızı. Ancak kilise ve Lord Asriel, yani Metatron adındaki Otorite'nin vekili ile Asriel arasında bir savaş gerçekleşecektir ve herkesin safını seçmesi gerekmektedir. Ayrıca gizli bir pencereden bu dünyaya kaçan Mary Malone da malufiler adındaki yaratıklarla dost olmuştur. Bu savaş gerçekleşir ve Asriel ile Coulter Metatron'u mağlup eder. Ama öncesinde Will ve Lyra cinlerinden ayrılarak ölüler diyarına gider ve ölüleri serbest bırakırlar. Birbirlerine aşık olduklarını anlayan Lyra ve Will'in mutluluğu kısa sürecektir. Çünkü ikisi de yetişkindir. Lyra aletiyometre okuma yeteneğini kaybetmiştir. Ayrıca bıçakla her pencere oluşturduklarında Toz dışarı sızmakta ve bir Heyula oluşmaktadır. Bu yüzden ayrı dünyalarda yaşamaları ve pencereleri kapatmaları gerekmektedir. Acaba Mary ve Will bir dünyada Lyra başka bir dünyada yapabilecek midir? Cinlerine ne olacaktır? Soluksuz okunan bir roman.
"Belki bazen doğru şeyi yapamıyoruz, çünkü yanlış şey daha tehlikeli görünüyor ve korkak görünmek istemiyoruz, bu yüzden, sırf tehlikeli olduğu için gidip yanlış şeyi yapıyoruz. Korkak görünmemek, doğru kararı vermekten daha önemli geliyor."
Philip Pullman
Sayfa 207 - İthaki
"Keşke bu şekilde, burada kalabilseydik
ve dünya dönmeyi bıraksaydı, herkes uykuya dalsaydı..."
"Bizden başka herkes! Sen ve ben sonsuza dek burada yaşasaydık ve sırf birbirimizi sevseydik."
Philip Pullman
Sayfa 536 - İthaki
"Ve iyilik ile kötülüğün, insanların yaptığı şeylere verilmiş isimler olduğuna inanmaya başladım, kendi başlarına var olan şeyler değil."
Philip Pullman
Sayfa 481 - İthaki
"Bir de, ölümü dört gözle bekleyenler vardır, zavallıcıklar. Hayatları acı ya da sefalet doludur, bir parça huzur bulabilmek için kendilerini öldürürler ve hiçbir şeyin değişmediğini, aksine daha da kötüye gittiğini ve bu sefer kaçış olmadığını görürler. Hayata dönemezsin."
Philip Pullman
Sayfa 308 - İthaki

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kehribar Dürbün
Alt başlık:
Karanlık Cevher Serisi #3
Baskı tarihi:
Ekim 2020
Sayfa sayısı:
568
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786257737111
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Amber Spyglass
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Kehribar Dürbün - Altın Pusula (3)
Kehribar Dürbün
The Amber Spyglass
2001 Whitbread Yılın Kitabı Ödülü

2001 İngiliz Kitap Ödülleri

Hem cennetin hem de cehennemin kuvvetleri Lord Asriel’in isyanına katılmak için harekete geçmişlerdir. Bu destansı çarpışmada herkesin oynayacağı bir rol ve yapacağı fedakârlıklar vardır. Cadılar, melekler, casuslar, suikastçılar ve sahtekârlar… herkes bu isyandan payına düşeni alacaktır.

En tehlikeli görev de Lyra ile Will’e kalmıştır. Hiçbir canlı ruhun ayak basmadığı ve kaçışın imkânsız olduğu gri bir dünyaya gitmeleri gerekmektedir: Ölüler diyarına. Zırhlı ayı Iorek Byrnison ve iki minik Gallivespian casusla birlikte çıktıkları bu yolculuk hepsini derinden değiştirecektir.

Savaş devam eder ve gökyüzünden Toz yağmaya başlarken, tüm canlılar ile ölülerin kaderine iki çocuk ve basit bir öykünün basit bir hakikati karar verecektir.

“Savaş, siyaset, büyü, bilim, tekil hayatlar ve kozmik kaderler, hepsi bu kitapta var. Cömert, keskin bir zekâya sahip bir yazarın elinde şahane bir kitaba dönüşüyorlar.” –The New York Times Book Review

“Karanlık Cevher Serisi çağımızın en önemli fantastik serilerinden biri olmayı başarıyor.” –The Daily Telegraph

Kitabı okuyanlar 98 okur

  • Nimnim
  • Havin Jiyan Fidan
  • Hasan Günaydın
  • Hilal Mutlu Temirkıran
  • Emre Eyi
  • Kürşat Akşit
  • BURHAN YILGIN
  • Mucize Gürkcü
  • CUCU
  • Dilek elif ozdel

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%6.4 (3)
9
%14.9 (7)
8
%4.3 (2)
7
%8.5 (4)
6
%0
5
%2.1 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0