Kekeme Çocuklar Korosu

·
Okunma
·
Beğeni
·
14873
Gösterim
Adı:
Kekeme Çocuklar Korosu
Baskı tarihi:
Haziran 2017
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759960513
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Profil Yayınları
Baskılar:
Kekeme Çocuklar Korosu
Kekeme Çocuklar Korosu
Kekeme Çocuklar Korosu
En son hangi acı seni uykusuz bıraktı, en son hangi coğrafyaya
gözyaşı döktün, en son hangi cümle beynini darmadağın
edercesine odanın duvarlarında yankılandı, söylesene?

Kekeme Çocuklar Korosu bir radyo istasyonunda gece
programları yapan genç bir adamın hikayesini anlatıyor.
Huzursuz, öfkeli, kafası karışık, hüzünlü bir adamın hayatın
içindeki çaresizlikleri, sorgulamaları, kavgaları etkileyici
bir anlatımla okurun karşısına çıkıyor.

Olaylar genç bir adam üzerinden anlatılsa da Kekeme Çocuklar
Korosu, doksanlı yılların ve o yılları üniversitede yaşayan
bir kuşağın çarpıcı hikayesidir.
136 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Tarık Tufan. Tarık ağabey. Çok sevdiğim hatta en sevdiğim yazar. Yaklaşık 10 yıldır hem okurum hem de şahsen tanırım. Tanışma hikayemi belki başka bir sefer anlatabilirim. İnceleme için niye bekledim, demek ki bugüne nasipmiş. Diğer 6 kitabı hakkında da bir şeyler söylemek istiyorum ilerleyen günlerde.

Şimdi bu kitaptan bahsedelim. Kekeme Çocuklar Korosu. Sanırım yeryüzündeki en ilginç kitap isimlerinden biridir. 2000 yılında yayınlandı. Kitabı ilk olarak 2008 yılında okumuştum, sonrasında başucu kitabı olarak benim en iyi arkadaşlarımdan biri oldu.

Tarık Tufan’ı bilenler bilir, bilmeyenler ise kanaatimce mutlaka öğrenmelidir, tanımalıdır. 90’lı yıllarda radyoculuğa başlamış ve 2009 yılında sonlandırmıştır radyo macerasını, yazık ki radyo kısmına son birkaç ayında yetişebildim, öncesinde haberdar değildim. Her işte bir hayır vardır elbette. Şöyle bir fon müziği vardı, isteyen dinleyebilir. https://www.youtube.com/watch?v=J47S6dBjCsg

“Düş Vakitleri” isimli bir program. Kitap da yaklaşık olarak bu radyo programının etrafında şekilleniyor diyebiliriz. 90’lı yılların ülkemizdeki karmakarışık hali kitaba da yansımıştır. Tarık abi muhafazakar, İslamcı, dindar diyebileceğimiz dünya görüşünün içinden gelen ama asla hiç kimseyi ötekileştirmeyen, vicdandan ödün vermeyen bir güzel adamdır.

Bizim ülkemizde malesef neredeyse her dönem hep bir şeyler yasaklı ve hep bir şeyler suç olmuştur. İşte 90’lı yıllarda da bu ülkede en büyük suç “Müslüman” olmaktı. 28 şubat diye bir şey yaşandı bu ülkede, yaşı 30 ve üzeri olanlar hatırlayacaktır. Kimi zaman da kürt olmak, alevi olmak, Atatürkçü olmak,sosyalist olmak,eşcinsel olmak vesaire yasak veya suç oldu bu ülkede.

Kitaba gelelim, söz bitmez. Kitapta işte bu dönemde ötekileştirilen ve sesi çıkmayan veya ancak adeta “kekeme” şekilde konuşabilen bir nesil anlatılmaktadır. 90’lı yılların yasaklarından nasibini alan, inancına göre yaşamaya çalışan ve her anlamda sürüklenen- hem yerlerde hem ruhlarında- bir nesil.

Fakat bu kitapta herkes kendinden bir şey bulacaktır. Her inançtan her görüşten insan bu vicdanlı anlatımda bir şeyler yakalayacak ve okumanın lezzetine varacaktır.
Tutunma arayışı, isyan,hüzün ve daha pek çok mesele.

DİKKAT!! BUNDAN SONRASI SPOİLER İÇERİR, FAKAT OKUSANIZ DA NE ÇIKAR SİZ BİLİRSİNİZ

Başlayalım biraz deşmeye,

“-Bu nedir
-Mektup doktor bey.
-Kim gönderdi bunu?
-Geçen gün gelen hasta var ya o !
-Hangisi radyocu olan mı?
-Evet o.
-Tamam sağol.

Sevgili Doktor,

Beni rencide ettiniz.Ve ben açıkçası bunu sizden beklemiyordum, insanlara hasta olduğumu söylüyorsunuz. Onlarla konuşmaya çalıştım fakat hiçbiri dinlemedi. Tam konuşmaya başlarken acele laflar edip gitmeleri gerektiğini söylüyorlar. Sanırım size daha çok inanıyorlar.Önemsiyorlar da üstelik.Bir defasında şizofren dediğinizi duydum. Sonra anlayamadığım bir sürü şey. Siz anlattıkça, onlar kafalarını sallıyorlar.Sınıfta ön sıralardaki çocuklar gibi. Kahretsin ! Haklı olamazlar. Onlara nasıl zarar verebilirim. Onlar yaşamıyor doktor! Türkü söylediklerini duymadım inanabiliyor musun?Aşık olmuyorlar, uykusuz geçirdikleri bir tek gece yok.”

Biraz daha devam edelim, kitapta yoğun olarak kendisine eşlik eden bir iç ses bir kişi adeta,

“-Artık bırak beni lütfen. Her yerde karşıma çıkıyorsun. Biraz nefes almak istiyorum anladın mı?
-Bana bak ben senden başkası değilim, sen de bunu anla artık.Her tökezleyişinde bana bağırmandan bıktım üstelik. Bak oğlum, kendinden kaçamazsın !”

“Allah’ım annemi ve aklımı koru lütfen”

Sonra ilkolul ve ortaokul çağlarında hem okuyup hem çalışmak zorunda kalan bir çocuk görüyoruz,
“Ellerinizi makineye kaptırmayın. Ruhunuzu da makineye kaptırmayın. Çocuklara dikkat edin, onları da kaptırmayın makinelere.Yaz aylarından nefret ediyorum…”

Radyo,
“Hayatını kalabalıklaştırdıkça ölümü içinden çıkılmaz bir hale dönüştürüyorsun. ‘sevgilim hayat’ palavralarını bırak artık. Ona çoğu zaman bir fahişe gibi davranıyorsun”
“Hiç işte radyoda Eric Clapton çalıyor.’Tears in Heaven’ Sana kullanılmamış çocukluğumu bırakıyorum. Üstü kalsın…
https://www.youtube.com/watch?v=8ppn0CtSDS8

Devam edelim,

‘On iki yaşındaki çocuk iş bulamadığı için intihar etti’ gazetelerden.
‘dile benden ne dilersen ‘ mastercard

“On iki yaşındaki çocukların iş bulabilmelerini diliyorum. On iki yaşındaki çocukların intihar edebilecekleri bir ip bulamamalarını diliyorum.On iki yaşındaki çocukların sokaklarda yürürken akıllarına ölüm düşmemesini diliyorum”

Sonra 90’lı yıllarda okumaya çalışan başörtülü kızların çilesi, okursunuz anlarsınız.

Sonra ‘aşk arası’ yine o dönemin kendi halinde, çekingen, belki bilinçsiz genç erkek ve kızlarının dünyası. Okursunuz , Müslüm babanın şarkı sözlerini de iliştirmiştir yazar bu yazının başına.
https://www.youtube.com/watch?v=D2KHhePhWzc

Sonra daha neler neler, çok mu uzattım aslında bilemedim. Ama yetmiyor anlatmaya bunlar da, lütfen bu kitabı okuyun. Son olarak az bilinen şairlerden İlhami Çiçek’le bitiriyor yazar kitabını, şairin de hayatına biraz değinerek.

“Her şey eninde sonunda sessizdir
Bir günün kırılganlığından
Kalan ve tekrar tekrar kırılan
Müteellim bir insan sesinin başlattığı
Ağlamanın kırı
Sessizdir “
136 syf.
·9/10
Merhabalar Kekeme Çocuklar Korosu kitabının incelemesine başlamadan önce kitapta yer alan muhteşem bir kaç alıntıyı paylaşmak isterim : “En son hangi acı seni uykusuz bıraktı, en son hangi coğrafya için gözyaşı döktün..."
"Sınırlar yürümesini bilmeyenler içindir."
“Sizi reddediyorum doktor . !
Hakkımda hiçbir yargıda bulunma hakkına sahip değilsiniz .
Akademik kariyeriniz değil , yüreğiniz yetmiyor .”
“Her şey eninde sonunda sessizdir
Bir günün kırılganlığından
Kalan ve tekrar tekrar kırılan
Müteellim bir insan sesinin başlattığı
Ağlamanın kırı
Sessizdir “
Yazarın en beğendiğim eserlerinden biri olan Kekeme Çocuklar Korosu Düş Vakitleri isimli radyo programında konuşulanlar çerçevesinde şekillenmiştir.Bu kitapta ülkemizin 90’lı senelerindeki karmaşık durumu etkileyici bir üslupla genç bir radyocu adamın hayatı üzerinden anlatılmaktadır.Yalnız gece radyo programları yapan radyocunun hayatına yer verilmemiştir o dönemdeki birçok kesimden insanların hayatına da yer vermektedir.Kitap konudan daha ziyade dilde başarılı bir şekilde kaleme alınmıştır.Konu olarak 28 Şubat,Başörtü meselesi,çocuk istismarı,çocuk işçiler,taciz-tecavüz,modern ve kent hayatı gibi konular üzerinde durulmuştur.Kekeme Çocuklar Korosu kimler mi oluyor ? Şiddete uğramış,ezilmiş,taciz ve tecavüze uğramış,kendilerini bilmeyen masum konfeksiyon çocuk işçileridir.Hayatta umutla başlayıp gerçekte olduğu gibi karamsarlıkla biten muhteşem bir dille yazılmış bir öyküdür.Kekeme Çocuklar Korosu kitabı bitse bile korosunun sesleri hiç durmadan devam ediyor kulaklarımızda.
Keyifli Okumalar Dilerim
136 syf.
Uzak İhtimal ve Yozgat Blues, her iki filmi de beğenmiştim. Yönetmen hakkında biraz bilgim vardı. Filmlerde gezinen hüznün kaynağının senaryodan kaynaklandığını elbette biliyordum. Her iki filmde de yoğun bir tevazu vardı. Hatta Uzak İhtimal bittiğinde, içimi yoğun bir Amor Fati duygusunun kapladığını hissetmiştim. Kitap incelerken nedir bu ihtiyar? E canım, T.T’nin filmlerle bağını bildiğim için, elbette böyle bir link oluştu.

Sevgili Osman Y. çok sever TT’yi. Hastasıdır. Eyüp’de buluştuğumuzda bir poşet kitabını hediye etti sağ olsun. Daha evvel okumadığım bir yazardı. Okudum, bu kitabına inceleme yazmaya karar verdim.

Bitirdiğimde kitabı, ne okudum diye düşündüm. Öyle ya, insan tanımını yapmak ister muhatap olduğu şeylerin. Bir kurmaca mı? Değil. Yani ne bir roman ne de bir öykü. Anlatı olduğunu düşündüm. Fakat bir süreklilik ister anlatı da. Çamaşır ipi ve ipe dizili sarkan onlarca giysi gibi. Giysiler var evet, ya ip, işte süreklilik veren o ip ne?

İpi buldum sonunda. Bir radyo programı yapmış TT kitap boyunca. Süreklilik buydu işte.

İnsan incitmek istedikten sonra. Hey babam hey. Hatta, “Gri pantolonu ve lacivert ceketi iki beden büyük aldığımız saatlerdi…” Bu başlığı okuduğumda bedenine uyanı alanlarla bir kıyas var gibi hissettim. Anlamsız buldum nedense. Buradan sıkı bir arabesk parça bile çıkmaz be TT dedim. Bir on sene öncesinde anlattığının, yamalı pantolonlar moda olmadığı halde vardı. Yama yapmayanları döverdi örtmenler.

Yeter ki ihtiyaç duy. Hele bir de nefret etmek istersen, ayıpsın, bir toplumda kimler yok ki, hangi soyutlama düzeyinden bakarsan bak çoktur onlardan. Cinsellikten mi baktın, var. İbneler var. Siyasi duruştan mı baktın, var. Dindar cahiller var. Ekonomik durumundan mı, var. Liberal kırçlar. İnanç durumundan mı, var. Allahsız tosbağalar var. İsterse insan, çok ama çok öteki yaratabilir. Ve nefret edebilir. Çünkü nefretin bedeli yoktur. Ama basit duygudur nefret be. Mide bulandırıcı. Sümük gibi.

“Ben bir iç tehdidim doktor, dış ülke parmağıyım, birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacınız olduğu dönemde ortaya çıkan belayım, fitneyim.“ Böyle yazmış TT. Sayın TT, böyle demişsiniz ya, çok güldüm. Aslında acı acı güldüm. Devlet tam da böyle yapardı. En çok da mütedeyyinlere. Aşağılık bir hileydi yaptığı. Ben bunun farkına erken varanlardanım. Belki de yaşımdan. Ve bu cümleler benim midemi bulandırırdı. Aynı şeyleri Tayyip söylemeye başladı ya, ah aklımdan ölümüm geçer.

Moskova'dan selamlar Tarık bey. Bir an aklımdan bunlar geçti. Yazmak istedim yazara. Vurmak istedim. O kadar derim de, hala analojiden medet umarım ya, tü benim suratıma.

Sanki Kemal Sayar psikolojik sınırları çizmiş, TT anlatmış. Çoğu yerinde böyle hissettim anekdotların. TT felsefe okumuş. Psikoloji yazmış ama.

Senaryoları gibi değil kitapları. Çok şeye uzanmış, her uzandığının aşağı yukarı bir karşılığını bulmuş mahallesinde. Mahalle kifayetsiz kalınca radyodan bulmuş.

Mütedeyyin, dindar demek. Ben ilk kelimeyi daha çok severim. Dinin benim içimdeki çağrışımıdır. Gördüğümden farklıdır biraz. Empresiyonistimdir bu konuda. Hoşuma gider benim. Camileri, hazireleri, ezan sesiyle uyanmayı çok severim. Çünkü ben bir muhafazakârım. Ateistim ama.

Muhafazakarlık=dindarlık diye yazmazlar mı, çok sinirlenirim. Cahillik işte.

Muhafazakarlık neden dindarlık olsun arkadaş? Alakası yok. Dinsiz bir insan muhafazakâr olamaz mı yani? Olur. Aha da benim örneği. Muhafazakarlık ve din, belki aynı mahallenin çocukları ama illa da kardeştir diyemeyiz.

TT mütedeyyin ama pek de muhafazakâr gibi gelmedi bana. Eric Clapton’dan “Tears in Haven” çalıyor programında. You see what I mean? Gerçi bu şarkının hikayesi çok yıkıcıdır.

Türkçeye çevirecek vaktim olmadı. Aslında gücüm de. Belki bir hayır sahibi çevirir bilmeyenler için. Şöyle karar vermiş E.Clapton şarkıyı yapmaya.

Clapton said to me, 'I want to write a song about my boy.' Eric had the first verse of the song written, which, to me, is all the song, but he wanted me to write the rest of the verse lines and the release ('Time can bring you down, time can bend your knees...'), even though I told him that it was so personal he should write everything himself. He told me that he had admired the work I did with Steve Winwood and finally there was nothing else but to do as he requested, despite the sensitivity of the subject. This is a song so personal and so sad that it is unique in my experience of writing songs.

Yıkıcı dediğim bu işte. Gözleri kızarıyor insanın. :(((

Bir anekdotundan sonra Üstü Kalsın, demiş. Bunu Cemil Kavukçu’ya bir gönderme aldım ben. Hoştu.

Kazım Kartal üstünden Yeşilçam göndermesine eyvallah dedim.

Üçüncü sayfa haberleri he mi? Olsun bari. Üçüncü sayfa haberleri o memleketin en hakikatli resmidir. Bende de.

TT bu eserinde insancıkların yüreğine dokunmayı denemiş. Bir kurmaca tadı almazsanız da, yüreğinize dokunan antagonist bir yazarın kalemini kesin hissedersiniz. Ama anlamaya çalışmanız lazım illaki. Siyaseti yelek yapmanız, yeleği de çıkarmanız gerek. Çünkü TT buna gayret etmiş çok. Bilge Karasu epigrafisini okurken bunu hissediyorsunuz. Sıfır ön yargıya ulaşmalıyız okur dostlarım. Sıfır.

Sizin gibi düşünmeyenler, eğer ellerinde silah yoksa, asla düşman değildir. Anlamaya çalışın söylediklerini. İnanın daha zengin olacaksınız. Paranız artmayacak ama :))))
136 syf.
·2 günde·9/10
Öncelikle bu bir inceleme degildir kendimi inceleme yazacak kadar yeterli bilgi ve beceriye sahip görmüyorum.Bir kaç düşüncemi karalıyorum buraya okuyun beğenin ya da beğenmeyin ne bilim işte
Kitabı o kadar çok gördüm ki dedim ben de okuyum ve Tarık Tufan la tanışmam bu şekilde oldu
Kitapların kapak resimleri ilginizi çeker mi bilmem
Ama benim çeker
Bir zamanlar TRT 1 de yayınlanan Yeşil Deniz dizisini hatırlattı bana. Bakalım Radyocu İsmail var mı dedim burada 🤭 Sahi ne güzel diziydi ya
Her neyse tabi bunun kitapla alakası yok
Her ne kadar böyle neşeli elime alsamda kitabı yüreğimi dağladı Tarık Abi
Kitabın son kısımlarında seni seviyorum bölümü var. Nedense bu satırlarda Tuğbakimki sen geldin aklıma 🤷
Kitabın konusuna gelecek olursam bir radyocunun kendiyle konuşması bazen tartışması yaşadığı dönemin muhafazakar kesimini, çocuk işçileri,taciz tecavüz ve şiddete uğrayanları anlatıyor.
Beğendim tavsiye ederim okuyun diyerek sözlerime nokta koyuyorum.
136 syf.
·4 günde
Yazarın okuduğum ikinci kitabı, ilkini beğenmemiştim. Yazarın dili, üslubu çok güzel, bunlara dil uzatmak haddime değil, fakat ilk okuduğum kitabı kısa hikayelerden oluşuyordu ve -bayağı hüzün içerdiğinden olsa gerek- beni sarmamıştı.
Bu kitaba başlamaya ablam sayesinde karar verdim, iyi ki kulak ardı etmemişim tavsiyesini.

Önceki kitaptan dolayı az bi önyargıyla başladım ama daha ilk sayfalarda ilgimi çekmeyi başardı. Daha sonrasında tüm kitabı alıntılamak istedim, bir yerden sonra ise hiç paylaşmamaya karar verdim. Birkaç saniyelik okumalarla yahut hiç okumadan beğenilip geçilecek cümleler değildi kesinlikle. Herkes okumalı, yaşamalı diye düşünüyorum.

Az da kitaptan bahsedeyim. :p
Bir gece radyosunda çalışan, doksanların zorluklarını ve güzelliklerini yaşamış olan, içindeki 'şeytan'ıyla bol bol çatışan bir adamın hikayesi; Tarık Tufan'ın herkesi saran üslubuyla, çoğu yerleri deneme niteliğinde yazılarak anlatılmış.
Defalarca okuyacağımı hissediyorum. 'Herkesin okuması gereken kitaplar' listeme bir kitabı daha ekledim.
( Evet, beğendiğim bir kitabı yine yere göğe sığdıramıyorum. :D)
Herkese keyifli okumalar. (:
136 syf.
·2 günde·7/10
Arka kapak yazısından da anlaşılacağı gibi kitap , radyo istasyonunda gece programları yapan bir adamın hikayesini anlatıyor. Sadece kendi hikayesini anlatmakla kalmıyor birçok kesimden insanın hayatına da dokunuyor , onlara da yer veriyor.

Doksanlı yılların olaylarını etkileyici bir üslupla bize aktarıp dönem hakkında fikir sahibi olmamızı sağlıyor. Zaten amaçladığı şey de bu.

Kitabın birinci bölümü: " Eğer hâlâ nefes alıp verebiliyorsan, hayatta bir şeyleri değiştirebilme şansın var demektir. " cümlesiyle başlıyor. Ikinci bölüm : " Hâlâ nefes alıp verebiliyorum." denilebilen zamanlar. Üçüncü bölümde ise bence en dokunaklı halini alıyor ve : " Hayatta bazı şeyleri değiştiremem. " diye bitiyor. Bir şeyleri değiştirebildim dese belki bu kadar anlamlı olmazdı.

İçindeki çelişkilerle karamsarlığıyla hatta şöyle demek lazım : Umutla başlayıp karamsar biten haliyle okunmaya değer , akıcı ve altı çizilesi cümlelerle dolu.

İyi okumalar !
135 syf.
·Puan vermedi
Kekeme Çocuklar Korosu'nu üç yıl önce okumuştum ilk defa. Şimdi yeniden okuduğumda bazı cümlelerin altını neden çizmişim, kitabı ne kadar sevmişim hatırlayamıyorum. Tarık Tufan'dan okuduğum ilk kitaptı ve ardından üç kitabını daha alıp okumuştum. Tekrar okuduğumda üslubuna bayılmadım, hatta beni yorduğunu söyleyebilirim. Bazı diyalogları hiç anlamadım mesela. Kısa ve basit cümleler. Yine de birkaç vurucu cümle vardı. Onların hatrına kitabı ara sıra karıştırırım ama üç yıl önce olduğum kişiyle aynı kişi olmadığım ve son iki yılda muazzam kaliteli kitaplar okuduğum için favori kitaplarım arasına giremedi. Yalnız 'Seni Seviyorum' şiirini ne zaman okusam gülüyorum.
136 syf.
·Beğendi·10/10
Bir yazar düşünün ki çocukluğunun geçtiği sokaklarda, köşe başlarında hatta evlerden birinde sizin de çocukluğunuz dolaşmış olsun. Tarık Tufan benim için tam olarak bu anlamı taşıyan biri. Bu nedenle tanıyıp okumaya başladığım günden beri kaleminden, anlattıklarından oldukça etkileniyorum ve büyük ihtimalle okudukça daha da çok etkileneceğim.

“Kekeme Çocuklar Korosu” okuduğum üçüncü Tarık Tufan kitabı ve bir sonrakini okuyana kadar da en çok etkilendiğim kitap olarak kalacak. Bu durum sadece yazara olan hayranlık ya da anlatılanların derinliğinden kaynaklanmıyor. Ben bu kitapta babamın çocuk işçiliğini, annemin bir odaya gelin gelip üç çocuk büyütmesini, amcalarımın konfeksiyon anılarını, ailemi, yakın çevremi, onların bana anlattıklarını, çocuk hafızamda kalanları, kaçak kılınan namazları ve üniversiteye perukla girdiğim zamanı buldum, hem de aynı mekanlar ile.

Bir radyo sunucusunun kendi iç sesine ama aslında bizlerin vicdanlarına seslenişini işitiyoruz. Tarık Tufan benim sonradan öğrendiğim ve maalesef yetişemediğim radyoculuğu ile birer birer anlatıyor gerçekleri, görmezden geldiklerimizi, sıkıştırılmış ve bastırılmış hayatları.

Çocuk işçilerin, taciz-tecavüze uğrayanların, dayak yiyenlerin, ezilmiş-bastırılmış koca bir kesimin, kendini arayanların, muğlakta kalanların, konfeksiyon işçilerinin kekeme seslerini duyuyoruz. Kitap bitince kesilmiyor sesler, devam ediyor. Kitabın kapağını kapatınca da duymaya devam ediyoruz. Sonuç olarak o kekeme sesler, aslında dünyada en gür çıkması gereken o bastırılmış sesler susmuyor. Tarık Tufan’ın da kitapta ifade ettiği gibi o sesler susmaz, fakat biz insanlar içimizdeki vicdanlarımızı kovmayı artık çok iyi biliyoruz.

Hala duyulmaya devam eden o kekeme seslere dikkat kesilerek okumanız tavsiyesi ile…


---BU KISIM KİTAPTAN BAĞIMSIZ YAZAR İLE İLGİLİDİR---

Ben Tarık Tufan'ı ilk defa kardeşimin ısrarı ile gittiğim bir söyleşisinde dinledim. Söyleşide Tarık Tufan’la beraber bir yazar daha vardı, o da aynı şekilde daha önceden takip etmediğim ama ismen tanıdığım biriydi. İkisi için “aynı camia”dan denilebilir. Fakat benim gözümde –bahsi geçen söyleşiden beri- Tarık Tufan yani Tarık abi kendi camiasına ya da artık nasıl etiketleniyorsa o kısma birkaç beden büyük gelir. Aslında düşünceleri ile etiketlerin hepsini yırtıyor da diyebilirim.

Söyleşiye katılım orta yoğunlukta olunca, soru-cevap olarak sohbet havasında konuşmaya başladı ikisi de. Hem soruları yanıtlıyorlar hem de kendi hayatlarından, okul dönemi, ilk yazarlık gibi anılar anlatıyorlar. Derken konu benim normalde konuşmasını sevdiğim ama edebi bir ortamda uzak durulması gerektiğine inandığım “siyaset” konusuna geldi. Elbette her yazarın bir siyasi duruşu olur ki olmalıdır da, apolitik bir yazar düşünemiyorum. Fakat bu tür toplantılarda katılımın geneline hitaben apolitik olunması taraftarıyım.

Konu ikinci konuk yazar çevresinde olunca konuşmayı o ele aldı. Düzeyli giden konu birden siyasi güzellemeye dönünce ortam biraz önceki hafif mizah kokan anılardan yavaş yavaş çıkmaya başladı. Konuşma öyle bir yolda ilerlemeye başladı ki, salonda konuşan yazarla aynı düşüncede olduğunu belli eden insanlar bile sonu nereye bağlanacak acaba merakı içerisindeydi. Bu süre zarfında Tarık Tufan salonu izledi, masadaki notlarına baktı, bir ara yanındaki arkadaşına döndü – bence kesinlikle “Abartmadın mı?” bakışı attı ama neyse.

Sonunda konuşan yazar konuyu bir yere bağladı. Tam konuşma bitti, konu değişti sanıyorken “Tarık abi, sen ne düşünüyorsun?” demez mi? Ben o anda ikinci bir siyasi güzellemeye kendimi hazırlarken Tarık abi sadece bir cümle söyledi: “Ben bu konuda sana katılmıyorum.” Ve konuyu orada noktalayıp konuklarla sohbete devam etti.

Elbette anlatacağı bir düşüncesi, görüşü mutlaka vardı. Böyle olduğunu kitaplarını okudukça daha iyi anlıyorum. Fakat o ortamda konuyu kapatarak salondakileri rahatlatmasını bugün hala örnek bir davranış olarak görüyorum. Kendisinin kitaplarını okumama biraz da bu olay sebep olmuştur.

Bu anı belki birinin Tarık Tufan okumasına vesile olur…
136 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Tarık Tufan'ın 'Kekeme Çocuklar Korosu' adlı kitabında bir radyo istasyonunda gece programları yapan genç bir adamın ağzından toplumsal çarpıklıklar, yaşanılan bir çok problem-trajedi dile getirilmiş. Sâdece bizim toplumumuza özel problemler de değil, Dünyâ'da yaşanan ne zulüm varsa, nerede kime bir soykırım yapıldıysa, ya da hangi insana; kadın-çocuk-kızılderili-işçi- vs: her biri için yürekten bir hesap sorma var kitapta...
Aslında kitabın damarlarında her türlü haksızlığa karşı yükselen, sürekli yükselen bir isyan var! Ve Rabbe sığınış! Herşeyden ve herkesten Rabbe sığınma...

قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِۙ ﴿١﴾ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَۙ ﴿٢﴾ وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَۙ ﴿٣﴾ وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِۙ ﴿٤﴾ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ ﴿٥

1. De ki: Sığınırım sabahın Rabbine; (Ali Fikri Yavuz Meâli)

'Bütün varlıkları yoktan Yaradan, hak ile bâtılı ayırdedip hakkı ortaya koyan, sıkıntıyı gideren, tohumu çatlatan doğumu gerçekleştiren, aydınlığı getiren, kurtuluşa erdiren, yaşama kabiliyeti, gücü ve varlıklara işleyiş düzeni veren, koruyan, kontrol eden Rabbe sığınırım.'de. (Ahmet Tekin Meâli)

2. Yarattığı şeylerin fenalığından, (Ali Fikri Yavuz Meâli)

'Yarattıklarının şerrinden Allah’a sığınırım.' (Ahmet Tekin Meâli)

3.Karanlığı girip çöktüğü zaman, gecenin şerrinden, (Ali Fikri Yavuz Meâli)

'Karanlığı çöktüğü zaman gecenin, tutulduğu zaman kararan Ay’ın şerrinden Allah’a sığınırım.' (Ahmet Tekin Meâli)

4. Düğümlere üfleyen kadınların şerrinden, (Ali Fikri Yavuz Meâli)

'İnsanların akıllarını, düşüncelerini çelerek, kararlarını yumuşatarak, değiştirerek, düzenlerini bozan, dilbaz kadınların, düğümlere üfleyen büyücülerin, büyücü kadınların şerrinden Allah’a sığınırım.' (Ahmet Tekin Meâli)

5. Bir de hasedini meydana çıkarıp gereğini yapmağa koyulduğu zaman, kıskancın şerrinden... (Ali Fikri Yavuz Meâli)

'Kıskançlığı tuttuğu zaman, hasedin şerrinden Allah’a sığınırım.' (Ahmet Tekin Meâli)

Felak Sûresi
136 syf.
·2 günde·10/10
Başörtülü biri olarak yer yer kendimi bulduğum farklı bir anlatıma sahip kitap. İnsanı derinden sarsan küçük anılar,hikayeler... Altı çizilesi pek çok satır da cabası. Okul kütüphanesinden alıp okudugum bir kitap olmasına rağmen bir an evvel alıp kütüphaneme ekleyeceğim ilk kitap oldu.
Sekiz yaşında bir erkek çocuk.Haber bültenlerinde yüzü karartılıyor . Bir yıl boyunca defalarca tecavüz edilmiş .
Altını bezliyor annesi .
Büyük tuvaletini tutamıyor .
Bir yıldır her gece tecavüz etmiş tinerciler .
İç organları bile zedelenmiş .

Çocuğun bacaklarından sızan kan odama damlıyor . Ellerim kan oluyor , kitaplarımın sayfalarına bulaşıyor .
Tarık Tufan
Sayfa 55 - Profil yayıncılık , 14.Baskı
"Sık sık başörtü düzeltmeni.
Kimseye sözünü etmediğin hayallerini, her gece yatmadan tekrar tekrar aklından geçirmeni seviyorum. Senden umulmadık ölçüde hayallerini genişletebilmeni, annene ne düşündüğünü hissettirecek acemi sorular sormanı, yaşlı kadınları usanmadan dinleyebilmeni seviyorum.
Açıkçası seni sadece okulda gördüm ve hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Tüm bunların olabileceği hissini uyandırdığın için seni seviyorum. Böyle birini sevmeye ihtiyacım olduğu için seni seviyorum.
Baş başa kaldığımda Mona Rosa’yı bir kıza okuma ihtiyacım için sevdim seni... Karşılaştığım ve konuşabildiğim anda okuyabileceğim daha çok şiir var aklımda ve artık konuşmalıyız.
Çünkü şiirler ağırlık yapıyor zihnimde..."
Sizi reddediyorum doktor . !
Hakkımda hiçbir yargıda bulunma hakkına sahip değilsiniz .
Akademik kariyeriniz değil , yüreğiniz yetmiyor .
Tarık Tufan
Sayfa 20 - Profil yayıncılık , 14.Baskı
Dudaklarının kıpırdamasına aldanmayın ! Dua değil , şehvet dökülüyor ağzından .
Hadım edilmiş kelimelerden evlatlar umuyorsunuz .
Tarık Tufan
Sayfa 24 - Profil yayıncılık , 14.Baskı

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kekeme Çocuklar Korosu
Baskı tarihi:
Haziran 2017
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759960513
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Profil Yayınları
Baskılar:
Kekeme Çocuklar Korosu
Kekeme Çocuklar Korosu
Kekeme Çocuklar Korosu
En son hangi acı seni uykusuz bıraktı, en son hangi coğrafyaya
gözyaşı döktün, en son hangi cümle beynini darmadağın
edercesine odanın duvarlarında yankılandı, söylesene?

Kekeme Çocuklar Korosu bir radyo istasyonunda gece
programları yapan genç bir adamın hikayesini anlatıyor.
Huzursuz, öfkeli, kafası karışık, hüzünlü bir adamın hayatın
içindeki çaresizlikleri, sorgulamaları, kavgaları etkileyici
bir anlatımla okurun karşısına çıkıyor.

Olaylar genç bir adam üzerinden anlatılsa da Kekeme Çocuklar
Korosu, doksanlı yılların ve o yılları üniversitede yaşayan
bir kuşağın çarpıcı hikayesidir.

Kitabı okuyanlar 2.863 okur

  • Nilgün
  • Hatice كبرا
  • Nᴜʀ⠀ོ⠀
  • Nazlı Çeri
  • Şeyda
  • Hacer hatip
  • rûveyhâ
  • Nidanur Bekdüz
  • sevanur dağdemir
  • Gülsude KARAKURT

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%8.3
14-17 Yaş
%6.6
18-24 Yaş
%30.1
25-34 Yaş
%37.6
35-44 Yaş
%12.2
45-54 Yaş
%2.6
55-64 Yaş
%1.7
65+ Yaş
%0.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%73.8
Erkek
%26.1

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%26.5 (169)
9
%15 (96)
8
%19 (121)
7
%13.5 (86)
6
%8.2 (52)
5
%6 (38)
4
%3.3 (21)
3
%2.2 (14)
2
%0.6 (4)
1
%0.8 (5)

Kitabın sıralamaları