Kemal Tahir'e Mapushaneden Mektuplar

8,1/10  (7 Oy) · 
36 okunma  · 
12 beğeni  · 
943 gösterim
Nâzım Hikmet'in on yıl boyunca "mapushane"den Kemal Tahir'e yolladığı mektuplar, hem bu iki önemli ismin kişiliklerine, sanat ve dünya görüşlerine, hem de hummalı bir döneme tanıklık etmemizi sağlıyor. Bugün gözden düşen mektubun zamana yenik düşmediğini görmek de cabası. Kemal Tahir'e Mapushaneden Mektuplar yeni okurlarını bekliyor… "Mektupları okurken -hele genç kuşaklar- şu noktaları göz önünde tutmalıdır: Bunlar, bir mahpushaneden bir başka mahpushaneye gönderildi. Yazıldıkları sıra, içerde, tek parti idaresi, dışarda, tarihin örneğini görmediği kanlı bir dünya savaşı, var kıyıcılığıyla sürüyordu.

Nazım Hikmet bu iç ve dış şartların maddi-manevi baskıları altında, şair olarak, herhangi bir insandan kat kat fazla bunalmıştı. Bu bunalımı, ancak devrimci dahi sanatçılarda rastlanan insanüstü bir güçle umut ve iyimserlik çizgisinde yiğitçe tutmayı başarmakla kalmamış, korkunç mahpushane şartlarından, yararlanarak Anadolu Türkçesi'nin sağlam temellerini, yani Anadolu insanının tarihsel-sosyal gerçeğini de bulmuştur. "
-Kemal Tahir-
  • Baskı Tarihi:
    Nisan 2016
  • Sayfa Sayısı:
    456
  • ISBN:
    9786053755500
  • Yayınevi:
    İthaki Yayınları
  • Kitabın Türü:
Özgür Beden 
 12 Şub 11:10 · Kitabı okudu · 14 günde · Beğendi · 9/10 puan

“Kemal’ciğim,
Çok şükür mektubun geldi. Az daha telgraf çekiyordum. Hastalandın diye düşündüm. Sinirlendim. Üzüldüm. Bilirsin ya, Çankırı’da da Piraye’den mektup gelmeyince ne hale girerdim. Bugün o haldeydim ve Piraye de: “Şimdi bana neden öyle ikide bir telgraf çekermişsin anlıyorum,” dedi.

Yukarda bir örneğini verdiğim mektup, ünlü bir Türk şairinin, ünlü bir Türk romancısına yazdığı eşsiz satırlardır.
Nazım Hikmet gibi değerli bir şahsiyetin neden 18 yılını hapishanelerde 12 yılını da sürgünde geçirdiğini anlamak gerçekten zor geliyor. Türk milleti adına bir utanç vesilesidir.

1930'lu ve !940'lı yıllarda ki Türkiye'nin sosyoekonomik durumunu da gözler önüne sermesiyle de ayrı bir öneme sahip. Maddi imkansızlıklar, düşünce özgürlüğünün olmayışı, sürgünler vs.

Kitaba ilk başladığımda Piraye ile Nazım'ın arası gayet iyi ve sıcaktı. Yıllar geçtikçe aralarında bir soğukluk sezmeye başladım. Sonra ayrıldılar sanıyorum. Cezaevinde yaşayan insanların psikolojik tahlillerini bilseydi Piraye belki daha çok şans verebilirdi. Ketum yapısı sebebiyle Nazım'ı bir kalemde sildi.

Bu kitabı uzun yıllar unutmayacağım bir başyapıt olarak kütüphanemde saklayacağım. Yıllarını dört duvar arasında geçiren insanların yaşama sevinçlerini ve hayat ile giriştikleri büyük mücadeleyi takdirle okudum.

Çok büyük ve değerli üstad Nazım Hikmet sizi en kalbi duygularımla selamlıyorum.