Kılıç Yarası Gibi

·
Okunma
·
Beğeni
·
5489
Gösterim
Adı:
Kılıç Yarası Gibi
Baskı tarihi:
Mayıs 2017
Sayfa sayısı:
352
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051416182
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Kılıç Yarası Gibi
Kılıç Yarası Gibi
Kılıç Yarası Gibi
Kılıç Yarası Gibi
Ne gariptir ki, imparatorluğun çöküşünün ilk izlerini görmesi, ihtiyarlığı andırır endişeli bir sıkıntıyı ilk hissedişi de Sultan`ın dönüşüne rast geliyordu, belki de eski karısı geri gelmese imparatorluğun çöküntüsünü bu kadar çabuk görmeyecekti. Sabaha kadar, uzun gecelik entarisiyle konağın içinde dolaşmış, biraz serinleyebilmek için bahçeye çıkmış ve acının da çeşit çeşit olduğunu keşfetmişti; terk edilmekle özlemek başka başka acılar yaratıyordu. Kaybetmenin acısıyla kavuşamamanın acısı birbirine benzemiyordu; karısı kendisini terk ettiğinde onu bir daha göremeyecek olmanın kederine, kırılan gururunun ve kendisini alaycı bakışlarla süzen gözlerin yarattığı aşağılanmışlık duygusu da karışmıştı. Şimdi özlerken ise ıstırap çırılçıplak ve katışıksızdı, bu nedenle de daha sarsıcı; tek tesellisi bunun ilk acı kadar uzun sürmeyeceğini bilmekti. "Eğer seversen, hissediyorsun," demişti Osman`a, bunu öyle bir söylemişti ki, Osman anlamıştı ne demek istediğini; gerçek bir sevginin hiç bitmediğini, hiç ölmediğini, azalsa da hiç yok olmadığını Osman bu tuhaf, bu manasız cümleden öğrenmişti. Aynı acıyı babasından bir miras gibi tevarüs eden Hikmet Bey ise, ölmeden önce, hatıratına, biraz da edip arkadaşlarının etkisiyle daha edebi yazmıştı bu konudaki duygusunu: "Hakiki aşk kılıç yarası gibidir, yara kapansa da izi mutlaka kalır."

Ödüller : 1999 Yunus Nadi Roman Ödülü
344 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Ahmet Altan'ın tavsiye üzerine okuduğum ikinci kitabı. İlk kitabını beğenmemiştim, ama bu kitabı iyi ki okumuşum dedirtti bana. Hem konusu olarak, hem de anlatımı olarak beğendiğim bir kitap oldu. Kitabın devamı olan İsyan Günlerinde Aşk kitabını da en kısa zamanda okumak isteği doğdu bende. Bu arada ilk defa bir kitabı pdf olarak okudum. Her ne kadar sayfaların kokusunu alamasam da yine de benim için iyi bir deneyim oldu. Sanırım bundan sonra daha sık pdf okuyacağım. Zaten şu günlerde başka çare yok gibi.

Kitabın içeriğine gelecek olursak, kitap bizi tarihin sayfalarında dolaştırıyor. Osmanlı İmparatorluğunun lale devrini gözler önüne seriyor. Abdulhamit'i, İttihat ve Terakkiyi, İkinci Meşrutiyete giden süreci anlatıyor. Kitabı okurken ister istemez günümüzle kıyaslıyor ve iktidarlarda bazı şeylerin değişmediğini acı bir şekilde görüyoruz.

Kitabı okurken İttihat ve Terakki Cemiyetinin kuruluşuna adım adım tanık oluyoruz. Abdülhamit'in vurdumduymazlığını görüyoruz. Şeyhlerin gerçek olmayan efsanelerle nasıl yüceltildiğini anlıyoruz. Ahmet Altan bütün bunları Osman'ın gözünden anlatıyor bize. Osman ölülerle konuşarak tarihe tanıklık ediyor.

Kitapta anlatılan karakterler öyle canlı ki sanki onlarla beraber yaşıyorsunuz. İttihat ve Terakki Cemiyetinin toplantılarına katılıyorsunuz, padişaha egoistliği yüzünden kızıyorsunuz, birbirinin kuyusunu kazan paşalara isyan ediyorsunuz. Padişahın bütün kararlarını gelen jurnallerle verdiğini görmek de ayrıca acı. Bu durumu bilen paşalar istemedikleri kişiyi jurnalleyerek kolayca gözden düşmelerini sağlıyorlar. Padişahın bir sözü ile hayatı kayan insanlara üzülüyoruz. Korkunun insanları ne hale getirdiğini anlıyoruz. Padişah kararlarını korku ile veriyor çünkü. Kimsenin de bu kararları sorgulamaya hakkı yok zaten. Padişah tahtını kaybetme korkusu ile en güvendiği paşalarını bile, bir sözü ile ta Fizan'a sürüyor. Sürgünde unutulan, acı çeken, ölen insanları görüyoruz.

Bir bölümde, Selanik'te, genç subay Mustafa Kemal'in Enver Paşa ve Talat Paşa ile İttihat ve Terakki Cemiyetinin toplantısında birlikte olduklarını görüyoruz. Yolları sonradan ayrılsa da ilk başta beraber hareket etmişler. Aynı amaç için bir araya gelmişler. Ayrıca kitapta Osmanlıcılıktan Türkçülüğe geçiş de anlatılıyor. O zamanları merak edenlere okumaları tavsiye olunur. Meraklısına şimdiden iyi okumalar.
344 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Gazeteci-Yazar Ahmet Altan'ın yıllar yıllar önce okuduğum En Uzun Gece kitabından yıllar yıllar sonra okuduğum ikinci kitabı Kılıç Yarası Gibi.En Uzun Gece kitabında hastalıklı bir ilişkiyi anlattığı hikayeyi ben sevmiştim,ancak bu kitabına kelimenin tam anlamıyla hayran kaldım.Rus Edebiyatının o otorite ve rejimini eleştirip bütün çıplaklığıyla gözler önüne seren Rus yazarlar gibi Ahmet Altan'da bu tarihi aşk romanında Osmanlı İmparatorluğunun 2.Abdülhamid dönemini yani 19.yy ve 20.yy'ların başını bütün çıplaklığıyla,muazzam bir kurguyla ve ölülerle konuşan Osman'ın ağzıyla sunarak içine bir de hastalıklı aşklar ve ilişkiler ekleyerek kusursuz bir örümcek ağı gibi örmüş ve bağlamış.

1998 yılında ilk basımı yapılan kitap yine aynı sene Yunus NADİ Roman Armağanı'nı almış.Tarihi bir roman yazıyorsanız eğer tarihin tekerrür edeceği gerçeğini asla ve asla unutmamalısınız.Bunu okuyucu için söylüyorum,yoksa Ahmet Altan kitabın sonunda ''İstibdat ( tek bir yöneticinin toplumu baskı altında yönetmesine dayanan düzen, baskıcılık, hiçbir hakkın ve özgürlüğün bulunmadığı tek adam yönetimi.) bitti diye sevinen, şimdi çoktan ölüler diyarına göçmüş bu halkın, bu topraklarda istibdadın hiç bitmeyeceğini, biri bittiğinde yenisinin başlayacağını, bu topraklarda yalnızca istibdadın yetişebildiğini bilmediklerini düşünüyordu.'' diyerek bu bilinçte olduğunu vurguluyor.Farkında mısınız?Ahmet Altan artık cezaevlerine gire çıka kendisini tanımayan diğer mahkumlar tarafından ''abi sen gardiyan mısın?'' sorularına maruz kalıyormuş.Yok öyle bir şey ben uydurdum tabi ki ama sürekli tutuklayıp sonra beraat ettirmek,bir yanlışlık olmuş bahaneleriyle evinden aldırmak...işte o eleştirip yazdığı İSTİBDAT düzeninin ve kaderinin acı bir cilvesi.GOGOL'un paltosundan çıkmanın bir bedeli olduğunu okuyup ezberlediği Rus yazarların hayatına bakarak çoktan göze almış adam gibi bir adamdır bana göre Ahmet Altan ve kitap içerisindeki gerek tarihi gerekse aşk ile ilgili çıkarımları bir Derviş modunda ve çok çok sağlamdır.Ben bütün benliğimle itibar ediyorum kendisine ve şu dönemde nefes alıp yaşayabildiğine seviniyorum.Yoksa zamanında maazallah yakalandığı yerde Beyazıd meydanında asılır,ölüsü ibret-i alem olsun diye bir hafta asıldığı yerde bekletilirdi.Allah kurtarsın kendisini. (şuan cezaevinden çıkmış da olabilir tam bilgim yok ama nasıl olsa yine alırlar!)

Dünya'da işlenen cinayet,taciz ve hırsızlık gibi suçların İSTİBDAT altında yönetilen ülkelerde görüldüğü artık sabit bir istatistik.İran sınırından dışarı çıkan İranlı turistlerin nasıl çıldırdığını Payitahta,pardon İstanbul'a sorun.Dünya'da en çok pornografik içerik üretilen ve tüketilen ülke İran,şehir ise Konya :) dünyada mal ahirette iman diye kafiyeli olmasını isterdim ama uyduramadım havasına.Evet araştırın görün.Bu düzen altında bırakın insanların sağlıklı aşk yaşamasını,nefes almaları bile çok zor.Keşke böyle düzenler olmasa ve keşke bu düzenin panzehiri İttihat ve Terakki cemiyetleri de olmasa ama her Firavun'un var işte bir Musası...Kitabı bitirdikten sonra ellerimi havaya açtım ve dedim ki;Ey Allah'ım:sen beni kraldan çok kralcıdan,kendisini Padişah sanan evhamlı başkandan ve mümkünse de Mehpare hanımlardan lütfen koru!

Kitap içerisinde bolca Osmanlıca kelime var ama merak etmeyin.O Osmanlıca anlamını bilmediğiniz kelimeleri yazar cümle içinde öyle bir kullanmış ki,bir sihir gibi cümle okununca o kelimenin anlamı kafanızda çakıyor.Ahmet Altan'da Gogol'un paltosunun iç cebinden çıkmıştır.Güzel kitap tavsiye edip okutturanlarınız çok olsun.

Kitabın serisi olmamakla birlikte bağımsız ama aynı şekilde olan İsyan Günlerinde Aşk ve Ölmek Kolaydır Sevmekten romanlarını da listeme aldım.

Okumak isteyenlere link; https://www.kitapindir.net/...asi-gibi-ahmet-altan
352 syf.
·3 günde·9/10
Her şey bir alıntıyla başladı aslında. Alıntılar benim için pek kıymetlidir. Kitabın kalitesine dair okuyucuda iyi veya kötü bir intiba bırakır. İşte bu eseri okuma isteğim de esere dair bir alıntıyla karşılaşmam sonucu hâsıl oldu. Daha öncesinde ne kitabın adını duymuştum ne de Ahmet Altan"ın herhangi bir eserini okuma fırsatım olmuştu. O derin ve anlamlı alıntıyı görünce neler kaçırdığımı anladım. Şimdi diyeceksiniz ki 'Nedir seni bu kadar etkileyen alıntı?'. Bahsettiğim alıntıyı incelemenin sonunda sizlerle paylaşacağım. :)

Şimdi gelelim bu güzel eserin konusuna. Kitapta zaman II. Abdülhamid döneminde cereyan ediyor. Bu dönemde padişahın etrafında bulunan paşalar ve ailelerinin yanı sıra farklı karakterler de yer alıyor. Olaylar bilinç akışı yöntemiyle anlatılıyor okuyucuya.

Günümüzde yaşayan ana karakterimiz Osman tarafından bize ulaştırılan olaylar Abdülhamid döneminde yaşamış bu karakterlerin konuşturulmasıyla ortaya çıkıyor. Bir yandan Abdülhamid döneminde var olan istibdat unsurunu tüm çıplaklığıyla hissederken, diğer yandan Ittihat ve Terakki'nin doğuşuna şahit oluyoruz. Saraya yağan jurnaller, padişahın bu jurnaller karşısındaki tutumu ve paranoyak halleri çok etkileyici bir biçimde yansıtılmış okuyucuya. Bu satırları okurken kendimi o dönemde yaşayan biri gibi hissettim. Anlatılan bu olayların yanı sıra padişahın doktorunun gelini olan Mehpare Hanım, romanın asıl unsuru olarak çıkıyor karşımıza. Tutkulu, güzel, kendine fazlasıyla âşık, elindekilerle hiçbir zaman yetinmeyen, sürekli yeni heyecanlar arayan bir Osmanlı hanımefendisi olduğu kadar aynı zamanda da paylaşılamayan bir kadın. İşte her şey Mehpare Hanım'ın hikâyesi etrafında şekilleniyor. Eserin cinsellik içeren bir kısmı da var ve bu noktada birtakım eleştirilere de rastladım fakat bu durumun abartıldığını düşünüyorum. Zira eserde hayran kalınacak birbirinden güzel ifadeler ve etkileyici bir konu varken bu tarz basit şeylere takılmak bana mantıklı gelmiyor.

Eserde birbiriyle uzaktan yakından ilişkili pek çok karakter yer alıyor. Bu karakterlerin yolları öylesine güzel ve anlamlı bir şekilde kesişiyor ki, bir okuyucu olarak kurguya hayran kaldığımı söyleyebilirim. Kitabı elime aldığım andan itibaren bırakamadım. Bu yıl okuduğum en kaliteli kitaplardandı. Eserin güzelliğine dair ne söylesem eksik kalacak gibi hissediyorum. O yüzden bir an önce alın ve okuyun derim. :) Okumaya başladıktan sonra kitabın 3 ayrı kitaptan oluştuğunu öğrendim ve hemen diğer ikisini de sipariş ettim. Şu an sabırsızlıkla bekliyorum. Bu kitabı okumama vesile olan alıntıyı paylaşan arkadaşa minnettarım, var olsun! :) İşte o meşhur alıntı;


"Çok düşündüm, biliyor musun, insana aç mısın diye yalnızca yuvasında sorarlar, eğer bir kadın sana aç mısın diye sorarsa bil ki orası senin yuvandır."
352 syf.
·4 günde
KİTAPLARINI OKUYANLARIN ÖVDÜĞÜ, OKUMAYANLARIN İSE SÖVDÜĞÜ USTA BİR YAZAR.

Ahmet Altan tarihi olayları, dünü, bugünü, insanları ve özellikle de KADINLARI çok iyi analiz ediyor.

Kitap içeriği hakkında kısa bir şeyler de aktarmak istiyorum; kitabın içeriği Osmanlı Dönemindeki BAB-I ALİ BASKINI. Yazar bu baskını çok gerçekçi bir şekilde bizlere sunuyor, insan kitabı okurken kendini olayların içinde buluyor.
Ve bunun dışında Kadın- Erkek ilişkilerini bu kitabında da çok güzel bir şekilde analiz etmiş.
Karakterler öyle canlı ki ister istemez çoğu karaktere kendimi kaptırdım.
 

Ahmet Altan'ı okurken insanın kafasına en çok takıldığı soru; KADINLAR NE İSTER?
Bu soru dünyanın en güç sorusu sanırım.
Elimizde şöyle de bir hikaye var bununla ilgili;
 
<< Savaşta Kral Arthur esir düşer.
Karşı tarafın kralı, kendisini affedebileceğini ancak, bir şartı olduğunu söyler.
 
Bir soru soracak ve Arthur doğru cevap verirse kurtulacaktır. 1 sene süresi vardır. Soru Şöyledir: KADINLAR NE ISTERLER?
 
Bu soru tabii ki dünyanın en zor sorusu. Kral ülkesine döner.
 
Türlü alimlere danışır ama soruya doğru yanıt bulamaz. Cevabı sadece yaşlı bir cadı bilmektedir ve bir şartı vardır. Arthur'un arkadaşı ve yakışıklı şövalyesi ile evlenmek istemektedir.
 
Arthur bunu kabul edemeyeceğini söyler ve ayrılır. Şövalye olanı duyar ve Arthur'un hayatını kurtarmak için kabul eder, cevabı alırlar.
 
"KADINLAR HER ZAMAN KENDİ ÖZGÜR İRADELERİYLE KARAR ALMAK İSTERLER.“
 
Bu cevap sayesinde kralın hayatı kurtulur ancak, şövalyenin hayatı sönmüştür.
 
Cadı dünyanın en çirkin mahlukatıdır. Her olumsuz davranışı gösterir...
 
Nihayet şövalye için en kötü an gelir. Odaya girdiğinde karşısında cadı yerine dünyanın en güzel kadınını görür.
 
Şaşırır: "Sen kimsin?"
 
Kadın cevap verir: "Ben evlendiğin cadıyım. Ancak gündüzleri son derece çirkin, geceleri ise son derece güzel olurum. Ya da gündüzleri olarak son derece güzel, geceleri son derece çirkin olurum. Nasıl görünüceğime sen karar vereceksin.
 
"Şövalye bir süre düşünür. Ve şöyle cevap verir:
 
"Nasıl olmak istediğine sen karar ver lütfen. Ben her haline saygılıyım."
 
Cadı bu karar karşısında çok sevinir.
 
"Sen bana seçme özgürlüğü verdin ve beni kısıtlamadın şövalyem...
Bu yüzden ömür boyu yanında güzel ve saygılı biri gözükeceğim. >>

Buradan anlayacağımız şey bir kadın da her birey gibi anlaşılmak, en çok da kısıtlanmamak ister.
Çünkü bir kadın özgür olunca, kısıtlanmadığında karşı taraf için en güzel olanını yapar ve en güzelini seçer.


Bence Ahmet Altan kadınları çok güzel bir şekilde analiz ediyor.
Ahmet Altan’ı eleştirenler kadın erkek ilişkisini tüm çıplaklığı ve rahatsız ediciliği ile anlatması ile eleştirir.
Buna eleştiri denilecekse tabi. :)
Ahmet Altan’a bakıp salt cinsellik görmek ciddi bir cinsel açlık belirtisidir...

Ben Altan’nın gazetecilik dışında, edebi kişiliğini de seviyorum.
İşinin hakkını veren nadir kişilerden biridir.
Ülkeyi en iyi anlamış, politikadan en iyi anlayan edebiyatçılardandır.

Ve bana kalırsa da Ahmet Altan Türk yazarları arasında en iyilerinden biridir.
Her şeye, herkese rağmen okuyun, okutturun.
344 syf.
·Puan vermedi
II.Abdülhamit'in istibdat döneminin anlatıldığı bir roman.Özgürlüğü getirmeye çalışan İttihat ve Terakki Perver Cemiyetinin mücadelesi padişahla karşı karşıya gelişleri anlatılıyor.Bu arada insanların aşklarını ,acılarını,ihtiraslarini,hayal kırıklıklarını eklemeyi unutmamış Ahmet Altan.Erkeklerin kadınlara olan zaafını berrak bir şekilde görebiliyoruz.Kahramanlar özenerek seçilmiş,her kesimden kahramanların olduğu kitapta beni en çok Etkileyen eski karısını asla unutamayan Şeyh Efendidir. Herkese tavsiye edebileceğim ,Osmanlı'nın son dönemini anlatan ,bunu yaparken de yaşanan aşkları ustaca bizlere anlatan bir kitap var karşımızda.
352 syf.
Tarihsel bir kurgu var. Icinde ask var, halkin ozgurluk mucadelesi var, Ittihat ve Terakkinin dogusu var....

Osmanlinin cokusune isik tutan yazar hem tarihi hem tarihciyi elestirir. Ben normalde tarih okuyamam sklrm ama Ahmet Altan romanla tarihi oyle bir harmanlamis ki beni bile kitabin ruhu sardi.

Eserde gunumuzde yasayan Osman karakterinin agzindan Abdulhamid donemini dinliyoruz. 3 kitaptan olusan bir seri aslinda. Isyan Gunlerinde Ask ve Olmek Kolaydir Sevmekten kitaplariyla uclememiz tamamlaniyor.
352 syf.
·9/10
1999 yılında yunus nadi roman ödülüne layık görülen ahmet altan romanı.(devamında spoiler olabilir, o yüzden okumadıysanız bakmayın bence)

kitabı iki kez okudum. 11-12 sene önce lisedeyken ve geçen sene... ilk okuduğumda cinsellik mevzusu yüzünden yerden yere vurulduğunu hatırlar gibiyim. edebiyat öğretmenim pek hoş karşılamamakla birlikte, daha nitelikle metinler okumam gerektiğini söylemiş; ben de tarih sosuyla bezeli romanları çok sevdiğimi kendisine iletmiştim. akabinde kadıncağız da bana art arda hıfzı topuz kitapları önermişti. taif'te ölüm vs. onları da okumuştum. hıfzı topuz'un kitapları da güzel gelmişti ancak ahmet altan'ın bu romanı nedense aklımda derin izler bırakmıştı, kılıç yarası gibi.

mehpare'nin kevaşelikleri bir yana, yazarın karakterleri anlatışı, olay örgüsünü aksettirişi kusursuza yakın bana kalırsa. sonunu her ne kadar tatmin edici bulmasam bile, gerçekçiliği, dönemi gözümde canlandırışı beni çok etkilemişti.

algıda seçicilik mi dersiniz, usanmaz bir abazalık örneği mi dersiniz bilemem ama kılıç yarası gibi kitabının adını duyar duymaz mehpare, dadı ve hikmet'in bir ışık kaynağının etrafında birbirlerine dokunmaları ve sonrasında sevişmeleri aklıma geliyor. o kısımlar o kadar gerçekçi anlatılmıştı ki, sanki o odada ben de vardım.

son olarak orospu skyler white'dan önce orospu mehpare gelir; bunu da herkes böyle bilmeli.
352 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
1980 darbesini anlatan romanlardan biridir. İçinde müstehcen unsurlar bolca bulunduğu için zamanında çok tepki çekmiştir ama aşkı ve darbe günlerinin zoruluklarını harmanlayarak bizlere o dönemi en içten şekilde anlatmıştır.
344 syf.
·11 günde·Beğendi·8/10
Tarihsel bir kurgu içine yerleştirilmiş bir aşk, başkaldırı ve sadakat romanı Kılıç Yarası Gibi... Şimdiki zamandan Osman aracılığıyla II. Abdülhamid zamanında yaşayanlarla konuşuyoruz... Bu kitapta insan içinde yaşadığı ikilemler çok dikkatimi çekti... Şeyhin günah boyutunda düşündükleri, bir sürü müridi olmasına rağmen yalnızlığı, Mehpare ve Mihrişah'ın kendilerine olan aşkları ve birbirlerine olan kıskançlığı, Mehpare'nin aşk yanılgısı, halkın özgürlük mücadelesi İttihat ve Terakki'nin doğuşu, Ragıp Bey, Hikmet Bey, Hasan Efendi, padişahın doktorla konuşmaları...Daha da sayılabilir kitabın içeriği. Ben beğendim. Devam kitapları da varmış ancak ne zaman sıra gelir de okurum bilemem.
352 syf.
·Puan vermedi
#KitaplardaAnlatılanBelkiSeninHikayendir
#Kitapyorum
#AhmetAltan
#KılıçYarasıGibi
Yine bir dönem ve Ahmet Altan klasiği...
Yazar'ın okuduğum 3.kitabı. Ve her zaman ki gibi kalemini sivri, uç noktalarda ve cesurca konuşturduğunu görmek şaşırtmadı beni açıkçası.
Dönem;İttihat ve Terakki yılları. Entrikaların, jurnallerin, çalkantılı yaşam ve insanların o bilindik mozaik harmanı. Altan'ın kurgularında olmazsa olmazlarından tabiki şaşırtıcı ve yer yer kızdıracak konulardaki karakterleri yazar'ı okuyanlar için alışıldık bir durum. Kadın_erkek ilişkileri, sevmek, kavuşamamak ve arzulamak gibi konuları yukarıda değindiğim şekliyle sivri ve cesurca yansıtmaktan çekinmemiş.
(Aslında bir yazar'ın yarattığı olay örgüsüne, karaktere (ler'e) çok çok kızıyor veya çok çok seviyor olmamız, yazar'ın iyi iş çıkardığına bağlamak gerektiğine inananlardanım).
Keza;okuyucuya bunu yansıtmadaki ustalığı tartışılmaz Altan'ın kalemi.
Bir tarafta padişahçılar (2.Abdülhamit)bir tarafta hürriyet ve halk diye bağıranlar, mücadele verenler... Daha karanlık olan ruh, daha aydınlık olanı esir almaya çalışmakta, esaret ve mücadele aydınlık için kaçınılmaz bir son olarak görülmekteydi. Adeta kader, karanlığı sonsuzluğa kadar efendi ilan edecek gözüküyordu.
"Hakiki aşk kılıç yarası gibidir, yara kapansa da izi mutlaka kalır". Sözü geniş bir özet niteliğindedir romanın.
Entrikalı, heyecan ve bir o kadar da merak uyandırıcı insanları;aşklarını ve dönemi anlatan güzel bir romandı.
Sevenleri için kesinlikle tavsiyemdir.
Teşekkür ediyorum
352 syf.
·14 günde·10/10
İlk defa bir kitap hakkında inceleme yazıyorum ama bu kitap için bikaç cümle kurmadan geçemedim. Ahmet Altan seneler önce tanıştığım ve 1 kitaptan öte gidememe bahtsızlığını yaşadığım bir yazar. Bu kitabı niye daha önce okumamışım diye çok kızdım kendime. Her şeyiyle muhteşem bi romandı. Yazarın kurgusuna ve sayısı oldukça fazla olan karakterleri hiç sıkmadan birbiriyle harmanlamasına bikez daha hayran oldum. Okumayan varsa şiddetle tavsiye ederim. Emin olun ayırdığınız zamana fazlasıyla değecek.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kılıç Yarası Gibi
Baskı tarihi:
Mayıs 2017
Sayfa sayısı:
352
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051416182
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Kılıç Yarası Gibi
Kılıç Yarası Gibi
Kılıç Yarası Gibi
Kılıç Yarası Gibi
Ne gariptir ki, imparatorluğun çöküşünün ilk izlerini görmesi, ihtiyarlığı andırır endişeli bir sıkıntıyı ilk hissedişi de Sultan`ın dönüşüne rast geliyordu, belki de eski karısı geri gelmese imparatorluğun çöküntüsünü bu kadar çabuk görmeyecekti. Sabaha kadar, uzun gecelik entarisiyle konağın içinde dolaşmış, biraz serinleyebilmek için bahçeye çıkmış ve acının da çeşit çeşit olduğunu keşfetmişti; terk edilmekle özlemek başka başka acılar yaratıyordu. Kaybetmenin acısıyla kavuşamamanın acısı birbirine benzemiyordu; karısı kendisini terk ettiğinde onu bir daha göremeyecek olmanın kederine, kırılan gururunun ve kendisini alaycı bakışlarla süzen gözlerin yarattığı aşağılanmışlık duygusu da karışmıştı. Şimdi özlerken ise ıstırap çırılçıplak ve katışıksızdı, bu nedenle de daha sarsıcı; tek tesellisi bunun ilk acı kadar uzun sürmeyeceğini bilmekti. "Eğer seversen, hissediyorsun," demişti Osman`a, bunu öyle bir söylemişti ki, Osman anlamıştı ne demek istediğini; gerçek bir sevginin hiç bitmediğini, hiç ölmediğini, azalsa da hiç yok olmadığını Osman bu tuhaf, bu manasız cümleden öğrenmişti. Aynı acıyı babasından bir miras gibi tevarüs eden Hikmet Bey ise, ölmeden önce, hatıratına, biraz da edip arkadaşlarının etkisiyle daha edebi yazmıştı bu konudaki duygusunu: "Hakiki aşk kılıç yarası gibidir, yara kapansa da izi mutlaka kalır."

Ödüller : 1999 Yunus Nadi Roman Ödülü

Kitabı okuyanlar 1.192 okur

  • Taner kaya
  • Bekir ÇAVUŞ
  • Taylan Bodur
  • Baki Demirbilek
  • Seden Demirkale
  • Burcu Ertuğ
  • Şeyda bayrak
  • temmuz
  • Sule kusgoz
  • Aydın Demircan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.9
14-17 Yaş
%1
18-24 Yaş
%5.2
25-34 Yaş
%23.1
35-44 Yaş
%51.9
45-54 Yaş
%14.9
55-64 Yaş
%1.6
65+ Yaş
%0.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%71.4
Erkek
%28.6

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%20.8 (53)
9
%16.5 (42)
8
%18 (46)
7
%8.6 (22)
6
%4.3 (11)
5
%0.4 (1)
4
%0.8 (2)
3
%0.8 (2)
2
%1.6 (4)
1
%0.4 (1)

Kitabın sıralamaları