İnsan hayatı sürekli bir devinim içindeydi sanki.
Geçmişleri, çocuklukları, kökleri, hepsi onları bugünkü hâllerine yoğuran görünmez eller gibiydi…
Ve bütün bu katmanlar, insanın saklandığı bir kılıf gibiydi. Belki de her şey, hayatın özü muhafaza etme biçimiydi.
Zaman bazen en karmaşık düğümleri bile sessizce çözer.
Çocukluğunun izleriyle, bastırılmış anıları arasında sıkışıp kalan Masal, terk edilme korkusundan kaçarken attığı bir adımla, içindeki boşlukta asılı kalıyor. Yıllardır sürdürdüğü evliliğinin de o boşluğun içinde kaybolduğunu, bir sığınak olarak gördüğü evin en gölge tarafında kaldığını fark ediyor ve korktuğu yalnızlık tek sığınağı oluyor. Ta ki bir dergide yapılan röportajı görene dek.
Geçmiş hiç beklemediği bir anda usulca esiyor üzerine. O andan itibaren zaman herkes için yeniden akmaya başlıyor; kimi için iyi kimi içinse kötü yönde.
Ve aşk, üzerine atılmış toprakta yeniden filizleniyor.
İnsan nereye giderse gitsin tamamlanmamış her an onunla birlikte gelir. Aslında bilir, her gidişin geçmişe olduğunu ve anlar, köklerini kopartmadan da iyileşebileceğini.
Kılıf, saklanmış duyguların, korunmuş yaraların, kaldırılmış ama asla vazgeçilmemiş hakikatlerin yavaşça gün yüzüne çıkışının ve nihayetinde kendi gerçekliğini yeniden şekillendirenlerin hikâyesi…