Kinyas ve Kayra

·
Okunma
·
Beğeni
·
196,2bin
Gösterim
Adı:
Kinyas ve Kayra
Baskı tarihi:
Şubat 2018
Sayfa sayısı:
536
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050950038
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Baskılar:
Kinyas ve Kayra
Kinyas ve Kayra
Kinyas ve Kayra
Kinyas ve Kayra
“Hiç uykum yok. Hiç uyuyamıyorum. Domuz gibi içiyorum. Ama gözlerimi kapalı bile tutamıyorum. Sabaha beş saat var. Annemi düşünüyorum. Nerededir şimdi? Aynada kendime bakıyorum bazen. Ve tek kelime etmesem bile vücudum yaşadıklarımı, hayattan ne anladığımı anlatmaya yetiyor. Sağ omzuma kendi çizdiğim kelebek, beğenmediğim için üzerine attığım çarpı işareti ve altında aynı kelebeğin bir Japon tarafından çok daha iyi işlenmişi. Sol dirseğimin iki parmak yukarısındaki kurşun yarası. Bileklerimdeki otuz dört dikiş. Medeniyeti bir aralar, herkes gibi yaladığımı kanıtlayan apandisit ameliyatımın izi. Ve sırtımı kaplayan, Tanrı’nın yüzü. Bilmiyorum... Hızlı yaşadım. Ama genç ölmekten çok, hızlı yaşlandım! Ancak hayattayım. Kayra, bir gün bana ‘Mutsuzluğuna hiçbir çare aramıyorsun’ demişti.”
535 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
YouTube kitap kanalımda Hakan Günday'ın bütün kitapları ve kitaplarını okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz:
https://youtu.be/uqCotb6in_0

Taedium vitae = Yaşamın amaçsızlığı, hayatın boşluğu, yaşam bıkkınlığı, hayattan usanma anlamlarına gelebilen Latince bir söz öbeği. Kayra'nın Zippo çakmağında yazan bu söz öbeği bütün romana ve karakterlerine ışık tutabilecek bir öbek aslında.

Kitapta sosyolojik yönden harika eleştiriler bulunmakta. Sorgulamayan insanlara bir savaş açmış kitap neredeyse! Yaşamı ararken sayısızca ölümle karşılaşmış insanların bıkkınlığının kitabı sanki.

Öncelikle Yeraltı Edebiyatı'nın Türkiye'deki bir temsilcisiyle tanıştığım için Hakan Günday'la gurur duyuyorum, son zamanlarda en çok etkilendiğim kitaplardan biri oldu Kinyas ve Kayra, haliyle ben de çok doldum anlatmak istediklerim için. Devrikleşti cümlelerim bile onun yüzünden!

Yeraltı Edebiyatı'ndan biraz bahsetmek gerekirse; bazı kişilerin böyle romanları sevmemesini anlayabilirim. Çünkü size duymak istediklerinizi anlatmaz bu tür romanlar, kaçmaya çalıştığınız, toplum içerisinde görmek, duymak ve konuşmak istemediğiniz her türlü konuyu edebiyatın bu türünde bulabilirsiniz. Eğer Whatsapp'taki üç maymundan biriyseniz okumayın bu kitabı! Sonuç olarak, tam bir üç maymun kesildiğiniz edebiyattır diye nitelendirebiliriz Yeraltı Edebiyatı'nı.

Kayra'yı uzun saçlarından, uzun bıyıklarından ve zihniyle verdiği o çetin savaşından, Kinyas'ı ise mermi izlerinden, dövmelerinden ve vücudundaki izlerle ters orantılı bir şekilde üstünde duran cezbedici kafasından, her ikisini tanımak istersek de doymak bilmeyen uçkurlarından tanıyabiliyoruz aslında! Kinyas ve Kayra adlarının bu yüzden her harflerinin dahi çok değerli olduğunu düşünüyorum.

Yeraltı Edebiyatı'nı gerçekten de yerin altında geçen bir edebiyat türü olarak düşünebiliriz aslında. Bundan dolayı da romanın başlarında Kayra'nın uykucu olması özelliğinden dolayı ve Kinyas'ın beyninin çıkmazlarında volta atmasından ve uykusuzluğundan dolayı Kinyas'ın Kayra'dan daha da derinlerde ve yerin daha da altlarında olduğunu düşündüm ister istemez. Çünkü Kinyas'ın düşünceleri ilk başta benim için Yeraltı Edebiyatı'nın o karanlık yapısına daha uygun geliyordu. Bu nedenle onu daha fazla aşağılarda, derin düşüncelerde ve Kayra'dan daha düşünceli görüyordum. Bununla beraber yukarıda olmak isteyenlerin değil, aşağı tırmananların edebiyatıydı Yeraltı Edebiyatı.


Başlarda Kayra'nın realizmi, Kinyas'ın ise sürrealizmi temsil ettiğini düşünüyordum. Kayra uyumayı seviyordu, Kinyas uyumamayı seviyordu. Kayra yalancı ve ikna ediciydi, Kinyas günahkardı ve cesurdu. Ama bu karşıtlıklardı onları bu kadar da yakın yapan! Karşıtlıklara rağmen ikisi de hayatı ve kendilerini karşılarına çıkan her olay sırasında sorguluyordu, hem de ölümüne. Bu yüzden kitapta bir paragraf kitabın konusuyken diğer paragraf harika alıntıların bulunduğu bir paragraf oluyordu! En sevdiğim şeylerden biri olarak, bizim de günlük hayatlarımızda her gün yaptığımız ve iki karakterin de buluştuğu ortak noktalardan biri olarak karşılarındaki insanlara aslında çok şey demeye çalışıp fakat sonra vazgeçip de onları demeyip, karşılarındaki insanların tam da duymak istediği şeyleri demeleriydi. İşte biz de bunu yaklaşık olarak her gün yapıyoruz, evet, her gün. Her gün karşımızdaki insanlara onların duymak isteyeceği şeyleri söylemek zorunda gibi hissediyoruz.

Kayra'nın 250. sayfada dediği gibi yalnız kalabildiği ve bedeninin çevresinde yıllar boyu inşa etmiş olduğu beynine ait bir yalnızlık katedrali vardı. Bunun tersine Kinyas'ın ise artık fazla sayıda insanla etkileşime geçmekten oluşmuş bir insan kalabalığı katedrali vardı resmen!

Kinyas ve Kayra genel olarak beyinleriyle telekinezi yoluyla konuşuyorlardı sanki, bazen aynı bizlerin yaptığı gibi. İkili bir araya gelince neredeyse hiç konuşmuyorlardı fakat akıllarından esas geçenler günlük hayatlarımızda başka insanlarlayken düşündüğümüz şeyler kadar çeşit çeşit ve daha gerçeklerdi!

Ayrı bir parantez olarak, 540 sayfalık romanda Alp adında kendisine sadece 4 sayfa verilmiş karakterin geçtiği kısımdaki hikayeyi arada açıp açıp okuyorum. Sırf bu Alp adlı karakterin yaşadığı şeylerden bile mükemmel kitaplar yazılır, mükemmel filmler çekilir diye düşünüyorum. Gerçekten harika bir hayalgücü.

--- İncelememin bundan sonraki kısımları spoiler içerebilir, kitabı okumayanlar ya da okumayı düşünenler incelememin devamını okumasa daha iyi olur kendileri için. ---

Bu romanla ilişkilendirdiğim şarkılardan ilki "Yüzyüzeyken Konuşuruz - Kalabalık" adlı şarkı. Kayra'nın Yolu'nun son sayfalarında hissettiğim ve Kayra'nın beynindeki zihinsel kalabalığa tam olarak oturan sözleri var bence. Ayrıca Kinyas'ın Yolu'nda Kinyas'ın dönüştüğü son hal olarak kaçamadığı fiziksel kalabalıktan dolayı altı milyar sıradan insandan birine dönüştüğü için de bu şarkı aklıma geldi.
"Kalabalık kalabalık evin içi, kaçamadık kaçamadık bir gün için, izin ver sana gelim ben." Gerçekten de Kayra, Kinyas'ın beynine ziyarete gitmek istiyordu. Kinyas da Kayra'nınkine!

Romanla ilgili ilişkilendirdiğim şarkılardan ikincisi romanda bir kaç yerde adı geçen "Alpha Blondy" adlı grup. Ben bu grubu dinlemeyi zaten çok seviyordum ve romanda adının geçtiğini görünce şaşırmakla birlikte çok sevindim. Bu şarkıyı da Kinyas ve Kayra'yı okuduğunuz sırada Afrika'nın sıcağını ve reggae ruhunu hissederek de dinlemenizi tavsiye edebilirim.

Romanda her iki yolun sonuna giderken başta demiş olduğum Kinyas ve Kayra'nın yerin altlarındaki yerleri değişmişti. Kayra, Kinyas'ın üstünde uyuyorken zamanla yeraltına inişe geçerek zihinsel ölümüne doğru sonsuz bir yol almıştı. Çünkü 205. sayfada onun da dediği gibi:

"En derini aynı zamanda da en yükseğidir hayatın."

Kinyas ise tam tersine başta Kayra'nın altında beynindeki düşünsel paranoyalar ve uykusuzluğuyla birlikte voltalar atıyorken yerin altından kafasını çıkarmaya karar vermişti ve dünyanın altı milyar sıradan insanından biri haline gelmeyi tamamen kendisi istemişti! Aslında kendi dedikleri gibi, Kayra yazarak ve zihniyle kendi aydınlığı olan zihinsel ölümüne ulaşmıştı. Kinyas ise sıradan insanların arasına karışarak ve Kinyasi özelliklerini kaybederek kendi aydınlığına ulaşmıştı. Onun için Kayra'nın zamanla beynindeki bilgiler uçarken, Kinyas kendine gereksiz de olsa sürüsüyle sıradan bilgi sokuyordu!

Bu hayatta herkes Kayra ya da Kinyas'tan biri olabilir. İstediklerimizi sorgulamalıyız her gün. İstediğimiz ve amaçladığımız ölüm çeşidi zihinsel ölüm mü yoksa fiziksel ölüm mü diye sormalıyız durmadan kendimize...

Eğer buraya kadar okuduysan bil ki seviliyorsun, keyifli okumalar dilerim.
531 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Birçok arkadaşımın okuduğu, incelemeler yaptığı, çok beğendiği, okumaya teşvik ettiği Hakan Günday kitaplarına Kinyas ve Kayra ile giriş yapmış bulunuyorum. Yazar hakkında bir bilgim olmadığı için yine önce yazardan başladım araştırmaya. Sonra kitaplarına kısa bir bakış attım; başladım Kinyas ve Kayra okumaya.

Farklı bir macera oldu benim için Kinyas ve Kayra... Yeraltı edebiyatı çok tercih etmediğim içindir belki de. Duymak, görmek istemediğimiz şeyleri bize açık seçik anlatan bu tarzı sanırım daha çok okuyacağım bundan sonra.

Altı çizilecek birçok cümle, akla yazılacak birçok söz ile karşılaştım bu güzel kitapta. Hiçlik de okudum her şey de. Dostluk da okudum ayrılık da. Ölüm de vardı kitapta, ölmeden ölümü hissetmek de. Kısacası yaşamak da okudum, yaşlanmak da... Bir Kinyas oldum bir Kayra. Kayra'ya kızdım, Kinyas'a hayret ettim. Bir an geldi Kayra'yı çok sevdim, bazen de olmadı bu dedim içimden...

İlk bölümü okurken cümlelerin devrikliği beni biraz yordu açıkcası. Bazı sayfalarda bolca tekrar etmişti kendini yazar. Ama sayfalar ve özellikle de ilk bölüm ilerleyince daha okunabilir ve anlamlı cümlelerle devam etti kitap.

Ve bahsetmeden geçemeyeceğim Alp karakteri... Dört sayfalık bir macera da olsa bu karakteri unutmayacağım hiç. Kayra'nın sorusu ile başlıyor anlatmaya Alp ve o anlattıkça okuma isteği artıyor insanın.

Bitmesin diye yavaş yavaş okuduğum nadir kitaplardandı Kinyas ve Kayra. Her şey vardı ve hiçbir şey yoktu. Yalnızlık vardı, umutsuzluk, hayal kırıklığı, aşksızlık... Aforizmalarla dolu, herkesin gerçeklerle yüzleşeceği bir kitap okudum. İyi ki okudum...

Ve kitaptan en sevdiğim cümle ile bitiriyorum incelememi;
"Sorarlarsa, 'Ne iş yaptın bu dünyada?' diye, rahatça verebilirim yanıtını: Yalnız kaldım. Kalabildim! Altı milyar insanın arasında doğdum. Ve hiçbirine çarpmadan geçtim aralarından..."
  • Az
    8.6/10 (3.656 Oy)3.387 beğeni12,2bin okunma15,1bin alıntı57,8bin gösterim
  • Aylak Adam
    8.1/10 (10bin Oy)9,2bin beğeni36,4bin okunma72,2bin alıntı175,6bin gösterim
  • Tehlikeli Oyunlar
    9.2/10 (5,1bin Oy)7bin beğeni17,2bin okunma100,9bin alıntı154bin gösterim
  • Böyle Söyledi Zerdüşt
    8.4/10 (4.879 Oy)6bin beğeni20,3bin okunma94,3bin alıntı215bin gösterim
  • Martin Eden
    9.2/10 (13,6bin Oy)18,9bin beğeni34,6bin okunma90,4bin alıntı422,9bin gösterim
  • Siddhartha
    8.3/10 (6,8bin Oy)5,9bin beğeni21,1bin okunma27,5bin alıntı109,3bin gösterim
  • Dava
    7.7/10 (7,5bin Oy)7bin beğeni32,1bin okunma19,1bin alıntı173,8bin gösterim
  • Yüzyıllık Yalnızlık
    8.3/10 (6,4bin Oy)6,5bin beğeni22,5bin okunma16,8bin alıntı157,9bin gösterim
  • Veronika Ölmek İstiyor
    8.4/10 (9,6bin Oy)9bin beğeni31,8bin okunma55,3bin alıntı143,2bin gösterim
  • Puslu Kıtalar Atlası
    8.7/10 (9,7bin Oy)8,9bin beğeni28,8bin okunma20,5bin alıntı157,6bin gösterim
531 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Hakan Günday'ın 24 yaşında yayımladığı ilk kitabı.
kitap üç bölümden oluşur:
1-kinyas ve kayra,
2-kayra'nın yolu,
3-kinyas'ın yolu.

ilk bölümler sıkıcı olabiliyor fakat eğer iyi bir okuyucuysanız ilk bölümlerde okuduklarınız size diğer bölümlerde bağlantı kurduruyor. Kitabı bir insan olarak ele alırsak bebeklik, ergenlik ve yaşlılık diye yazarın da bu evreleri geçirdiğine şahit olacaksınız. Yazım tarzı, anlatış biçimi çok değişiyor.
Hayata dair bir kitap. Psikolojik ve felsefi bir roman. Bir tarafta nefret, kin, vicdansızlık, ölüm ve hiçlik, diğer yanda insani kırıntılarla doğan pişmanlık, kurtuluş çabası, sevgi ve yaşam. Altı çizilecek ve alıntı yapılacak pek çok cümle barındıran bir eser.

Yaşamak için çok ciddi şeyler gerekmediğini ve insan hayatının aslında ne kadar basite indirgenebileceğini çok iyi anlatıyor.

'' Yalnız kaldım. Kalabildim! Altı milyar insanın arasında doğdum. Ve hiçbirine çarpmadan geçtim aralarından...''

''Resmin sınırı fotoğraftı. Müziğin sınırı da makinelerden çıkan sesler oldu. Her uyuşturucu kendi tarzını yarattı. İnsanlar beyinlerini uyuşturma yöntemlerine göre sınıflara ayrıldılar. Hepsi kendini kandırdı. Benim kandıracak kimsem yoktu. çünkü kanmış olarak doğmuştum!''

Kinyas ve Kayra iki dipsiz kuyu. Asla örnek alma ama asla unutma.
531 syf.
·Puan vermedi
KİNYAS VE KAYRA - HAKAN GÜNDAY

"Hiçbir yere ait olmayanları iyi tanırım. Her yere aitmiş gibi davranırlar."

*Her şeyi terkedip gitmeler var ya tam da bu mevzunun içine düşmüş İki insan. İki arkadaş. Biri Kayra, Tanrı'nın yeryüzüne yansıması demek, Kinyas ise Kin ve Yas duygularının sentezi. Bu iki insanla çıkıyorsunuz yolculuğa. Bu yolculukta ne var? Cinayetler var, ölümler var,  uykusuzluklar var.  Kaos var, kaotik ruhların çarpışması var ellerinde simsiyah kalplerle. Sonra ne oluyor,  İki tane insanı öldürmeye başlıyorsunuz kitapta. Kayra usulca yaklaşıyor yanınıza, ölüme gidelim diyor. Kinyas dur diyor daha parçalamadığım bir çok uzvum var ve parçalamadığım bir çok insan. Sonra düşüyorsunuz illegal işleyişin batağına. Türlü türlü yeraltı insanını tanıyorsunuz. Türlü bela. Sonra Kayra kendi yoluna gidiyor, Kinyas kendininki. Bu iki dost ayrılmıyorlar hiç ama. Sanki ruhları düğüm olmuş da ayrılamazlar. Kayra başlıyor zihninde ölümü yaşamaya. Son kez diyor, son kez. Huzurla ölebilmem için son kez suç. Türlü kargaşanın sonunda, insanın elindeki tek umut, huzurla ölmek oluyor. Bunun için çabalıyor Kayra. Kinyas ne yapıyor. Onca yıldan sonra, onca savaşımdan sonra. Onca kan, kemik, şeytani hislerin ardından dönüyor. Eve dönüyor yıllar sonra. Kinyas, kinle bürünmüş, uykuyla arasını sonsuza kadar kapatmış, elinde kırdığı kemik ve kan izleriyle eve dönüyor. Bir çocuk gibi, insan bunca savaşımdan sonra evi özlüyor. İnsan annesini özlüyor. Kayra ölüme, Kinyas evine dönüyor. Bu yolculuğa ölüm için çıkmışlardı, şimdi ölen mi suçlu eve dönen mi. Veya suç sadece insanların onları bu yola itmesinde mi. 

"Kendimi dinlemeyi öğrenmekti bu yaptığım. Çünkü duyabilecek kadar yüksek bir ses vardı içimde. Bunu fark edince, dünya üzerindeki tüm insanlar birden yok olsa dahi yalnız kalmayacağımı anladım."

#kinyasvekayra #hakangünday #doğankitap #yeraltıedebiyatı #kitaptavsiyesi #kitapönerisi #kitapolaj
531 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10 puan
Öncelikle herkese Merhaba.

Bu benim yapacağım ilk inceleme olacak. Yapacağım ilk incelemeye olabilecek en zor olan "Kinyas ve Kayra" kitabıyla başlamak delilik olsa gerek ama yapacağım işte, galiba kitabı okuduktan sonra onların deli tarafından biraz ilham aldım ya da kimlerin hakkımda ne düşündüklerini önemsememem gerektiğini öğrendim neyse etkisinden bir an önce çıkmalıyım yoksa hiç iyi davranışlarım olmayacak...

Kinyas ve Kayra evet, kitabın ilk sayfalarını okurken bu iki zat hakkında bir hüküm vermek istiyordum. Evet, istiyordum çünkü insanoğlu hüküm vermeyi çok sever, bende insan olduğum için daha doğrusu insan olduğumu düşündüğüm için bu hükmü vermek istedim. Ama bulamıyordum, zorluyordum kendimi. Bunlar kim? Amaçları ne? Neden yaşıyorlar? Bu soruların cevaplarını arıyordum, Neyseki imdadıma Zippo çakmak yetişti, daha doğrusu Kayra'nın Zippo çakmak üzerine yazdırdığı yazı imdadıma yetişti.
"TAEDİUM  VİTAE" yaşamdan bezginlik ve bıkkınlık veya yaşamdan nefret etme ve küçümseme anlamı taşımaktır. Kinyas ve Kayra karakterleri için bu kavram biçilmiş kaftan olsa gerek.

TAEDİUM  VİTAE...

Onlar azılı iki suçlu iki piskopat iki tecavüzcü iki hırsız iki katildir. Ama hayır, en büyük suçları bunlar değil. En büyük suçlarını en sona sakladım, Acun gibi heyecan yaratmak istedim incelememde, belki çok okunur diye !
Onların en büyük suçu bana göre "ÇOK DÜŞÜNMEK" çok düşünüp hayatın tüm pislikliklerini (Irkçılığı, paranın gücünü, üçüncü Dünya ülkelerin kaderini, kadınların dünyadaki konumlarını, Amerika'nın Dünya'yı yönettiği gerçeğini ve en önemlisi hayatın güçsüzlere karşı nasıl acımasız olduğu gerçeğini) anlayacak veya kavrayacak derecede çok düşünmektir. Bir yerde gördüğüm bir söz vardı "DÜŞÜNMEK CEHENNEMDİR" diye. Galiba bu fazlasıyla doğru bir söz. (Şu an hatırladım Shakespeare abimizin "Beklemek Cehennemdir" sözüydü o, ama bana sorarsanız düşünmek de cehennemdir.) Zaten bunları tam anlamıyla düşünen bir insanın sağlıklı olmasını beklemek çok saçma olur.

Nitekim Kinyas ve Kayra da sağlıksız iki insan şeklinde yaşamaya (yaşamamaya) çalışmaktadırlar. Pardon insan dedim hayır onlar insan değil yani kendileri de insan olduklarını düşünmüyorlar zaten. Aramızda kalsın bende bu piskopatlıkları yapan iki kişinin insan olduğunu düşünmüyorum. Aramızda kalsın diyorum çünkü Allah korusun gelip beni de öldürebilirler. Zira insan yaşamı onların gözünde bir sineğin yaşamından farksız. Galiba tekrar kitap beni etkisi altına aldı. neysee hemen etkisinden çıkıyorum. Hoppp!! Çıktım. (diye düşünüyorum)...

Bu iki zat "Hayata rest kadere sitem çekenlerdendir." Bu sözü ben ergenken çok duyuyordum. Neyse ki ergenliğimden kalan bu sözü güzel bir yere yerleştirdim.

Kinyas ve Kayra... ve artık bu iki insanlıktan uzak şahısların yolu ayrıldı. Herhalde yapmış oldukları piskopatlıklardan sıkıldılar. Yeni piskopatlıklar peşinden koşmaya başladılar "İnsan olmaya başlamak" gibi...

Ama Kayra bunu pek başaramadı onun yolu engellerle ve yokuşlarla dolu bir yoldu en büyük yokuşu ise düşünceleriydi ve bu yüzden zihnini öldürmeyi seçti. Ama bedeni yaşıyordu...

Hayatın cilvesi Kinyas'a ise iyi davrandı o başardı insanlığa giden yolda 180 km hızla gitmeyi...
Onun insanlığa giden yolu yokuşlu değilmiş demek.
Zaten Kinyas doğum gününde dilediği şeyle de bize fazlasıyla belli etti insanlığa giden yolda hızı sevdiğini...

Dileği şöyleydi; "İyi bir insan olmak istiyorum..."

Zor yolculuk ikisi için...
531 syf.
·30 günde·Beğendi·10/10 puan
30 yaşa kadar Hakan Günday okumamış olmanın "keşke"si uğradı kültür mabedime. Ben daha ilk satırlarda göz gezdirip harf ve kelimeleri dizginlemeye çalışırken hissettirdi varlığını. Gölgesi düştü önüme, hesap sorarcasına: ‘’Otobiyografik belleğinin hakimiyetini aldığın yaştan beri niye kesiştirmedin yolunu?’’ Neyse ki ölmeden önce kesişti yolumuz, ben de kovdum huzursuzluğa boğan o "keşke"yi. İstemem ben öyle beni yıpratacak şeyleri kutsalımda, aradığım sadece huzurken...

Zorlama betimlemelere bata çıka yavaşça uzaklaşarak devam edelim öyleyse: ‘’mm2"ye düşen muazzam sayıda değerli iplikten üretilmiş kaliteli bir kumaş gibi satırlarının kalitesi; sanat ve hikaye bütünleşmiş her cümlede. Çoğu cümle grubu tek başına birer yapı gibi. Öyle sık yapılar ki hem de... Hem felsefe konuşturmuş, hem siyasi ve sosyal eleştirilere yer vererek yazmış Günday. Gerçi felsefe yapmışlar dediğimizi duyarlarsa vurabilir bizi Kinyas ve Kayra, aman!.. Oldukça da başarılı bir çatısı var kurgunun; -belki özgün değildir ancak daha önce de hiç karşılaşmadım- kitapta okuduğunuz cümlelerin oraya nasıl gelip yerleştiği, başlı başına bir yaratıcılık örneği.

‘’Varlığıma nedensizlikten delirdim ben. Hiçbir nedeni kendime yakıştıramadığımdan. Hepsini giydim. Hiçbiri olmadı. Hepsi dar geldi.’’ derken Kinyas; varoluşun sancılarını iliklerine kadar hisseden, hayata karşı kaybedilen bir inançsızlıkla ölüme meydan okurcasına hiçliğe sürüklenen iki arkadaşın hikayesinin özünden bahsediyordu aslında. Öyle farklı ve yalnız hissediyorlardı ki ’’Kendisini uzaydan dünyaya düşmüşçesine yalnız hisseden bir adama ilgisini çekecek ne anlatılabilirdi ki?’’ der ayrıca Kayra; Kinyas ve kendisi için bir yerlerde. Hayatın kendisiydi onları yoran. Oksijendi bağımlı oldukları zehir. Güzel kaldırımlardaki insanlardı onları tiksindiren; insanların, sıradanlıklarını yaldızladıkları yalanlarla olmadıkları gibi sunmalarıydı… Çoğu noktada aslında birbirinden oldukça farklı olmalarına rağmen, hayata karşı öylesine kin ve nefret dolu oluş ortaklığıydı birleştiren belki de bu iki arkadaşı...

Günday’ ın kitabı üç bölümden oluşuyor: Kinyas ve Kayra birlikte, Kayra tek, Kinyas tek olarak... Mekan olarak da çoğunlukla Afrika’da olmak üzere Amerika ve Türkiye yolculuklarıyla uzanan, belirsiz bir arayış sürüp gidiyor. Bolca suç, cinsellik, alkol ve hatta cinayet ve tecavüz içeren kurguda ilerleyen roman, hayatın gerçeklerini acımasızca yüzümüze vuruyor. İşlediği suçlara öylesine kaptırmışlardı ki karakterlerimiz kendilerini, "Kötülüğüm bir rüya olmalı! Acımasızlığım bir rüya olmalı ki, bundan yıllar önce annesine sımsıkı sarılan Kinyas gerçek olsun!.." diye farkındalık yaşıyor Kinyas’ımız bir ara. Bütün tabulara karşı dikiliyorlar ayakta, "Denge, insanoğlunun icat ettiği en vahşi kavramdır! İp cambazının kendini en iyi hissettiği an, kendini ağa bıraktığı andır oysa." diye de belirtiyor zaten ayrıca Kinyas.

Hikaye açısından akıcılık bekleyen biri için, verimli bir okuma serüveni olmayabilir. Ancak daha çok cümlelerin kalitesine ve cümleleri yaşayarak, hissederek, yer yer üstünde durup düşünerek okuyan biriyseniz oldukça haz vereceğini düşünüyorum. Ki benim favori yazarlarımdan biri oldu Hakan Günday bu kitabıyla. Bir gün, 40'lı 50'li yaşlarda bir şeyler yazma hevesim vardı; ancak böylesine bilgi birikimini, böylesine bir hayal gücünü ve böylesine bir yeteneği görünce imkansız olduğunu anladım. İmkansızlıktan ziyade gereksiz, israf olarak gördüm yazabileceklerimi. Neyse ki en azından gurur duyabileceğimiz bir yazarımız daha olduğunu öğrenmiş oldum, yetinebilirim. Herkes kahraman olamayabilir neticede…

Yazarımıza biraz daha değinmek istiyorum kısaca: Kendisi 1976 doğumlu. 2000 yılında yayınladığı ilk kitabı olan Kinyas ve Kayra'yı lisede okuduğu zamanlarda yazmaya başlamış ve yaklaşık 4 yılda tamamlamış. Ayrıca tiyatrocu kişiliği de mevcut. Bu yüzden de kitaplarında kurguyu çok iyi işlediği, gerçeklik hissini ve karakterlerin davranışlarıyla derûnî kimliklerini de çok iyi yansıtabildiği vurgulanmakta. Ek olarak da: Şahsiyet dizisi ve Müslüm filmindeki yazarlardan biridir kendisi.

Her kitapta olduğu gibi hayata dair bazı ağır gerçekleri ve tespitleri, aklımızdan geçen binlerce akıp giden parçalanmış ancak toparlayamadığımız cümlelerin, paketlenmiş olarak - hem de mükemmel paketlerle- sunulduğunu görmek mutluluk verici. Ve Hakan Günday bunu çok güzel başarmış ve de kitabın genelinde kullanmış. Bu sebeple kitabın neredeyse tamamını alıntılama duygusuna kapılabilirsiniz!

Hiçliği ararken orada her şeyin olduğunu uman kişilerin hikayesi bu, huzuru arayan bu iki arkadaşın hikayesi… Onları bekleyen bir son var; herkesi bekleyen, o yüzü gölgeler ardında gizlenen peçeli bir son gibi. Peki o sonda ne var? Hiçbir şey mi, her şey mi?


SON
----------------------------
Son olarak, sevdiğim alıntılardan sadece bazılarını sunarak, yaptığı işin kalitesini gösterebilmeyi umuyorum:
- ‘’Sorarlarsa, ‘Ne iş yaptın bu dünyada?’ diye, rahatça verebilirim yanıtını: ‘Yalnız kaldım. Kalabildim! Altı milyarın arasına doğdum. Ve hiçbirine çarpmadan geçtim aralarından...’’’
- ‘’‘Dilek tut!’ diye bağırdı. Hayatımda ilk defa bir tane tuttum. Arzumun muhatabının kim olduğunu bilmiyordum tabii. Pasta tanrısı mı, mum tanrısı mı, krema mı? Ve içimden o dilek cümlesini kurdum: ‘İyi bir insan olmak istiyorum.’ Mum söndü.’’
- ‘’İnsan, insan olmaya geliyor dünyaya. Kesinlikle bir tercihi yok. Hiçbir şeyi seçemeden de gömülüyor toprağa. Yerin iki metre altındayken de bin bir böceğe lunapark oluyor daha önce bin bir dudağın öptüğü bedeni.’’
- ‘’Ama biliyorum, izin vermeyecek insanlar rahatça kendimizi yok etmemize. Arkadaş olacaklar. Âşık olacaklar. Sırdaş kesilecekler başımıza. Robinson'un bile yanına Cuma'yı veren dünya, üzerinde yaşayan bütün insanları tanıştırma gibi hastalıklı bir saplantıya sahipken uzak kalmamız çok zor olacak gündüzün ve gecenin seslerinden...’’
- ‘’İnanırsam bir gün boyun eğerim iyiliğe. Ama matbaadan çıkmış bir kitaba inanmamı beklemek, zekâmla alay etmek dışında, benden insanın kötülüğünü de unutmamı beklemek olur.’’
- ‘’Din kitapları ilk insandan söz eder. Adem'den. Bunu kabul edebilirim. Ve kaburgasından türemiş Havva'yı anlatırlar. Bunu da kabul edebilirim. Mucizeler dinlerin ana motorlarıdır ne de olsa. Ancak üreyerek çocuk yapmalarını ve o çocukların da kendi aralarında üreyerek çoğalmalarını kabul edemem.’’
- ‘’Gerçek şu ki, dünyaya binlerce yıldır hâkim olan insanlık, din kitapları esas alındığında, sakat bir ırktır. Hastalıklıdır. Kardeşlerin birbirleriyle çiftleşmesinden üremiştir.’’
- ‘’Altı milyarlık bir seks ve şiddet bahçesi. Altı milyarlık bir gaz odası... Gerçekçi olalım! İyi bir gösteriyiz bizi seyredene. Onun için ölüp ölüp doğuyoruz. Gösteri devam etsin diye!’’
- ‘’Bazen bembeyaz bir ekran hayal ediyorum. Gözlerimi açtığım zaman gördüğüm lekesiz bir beyazlık. ‘Hayat’ diyorum. ‘İşte bu! Bembeyaz. Hiçbir şey yok üstünde, altında. Zihnim bembeyaz. Bildiğim her şeyi unutmuşum. Tereddüt ettirecek bir bilgi kırıntısı bile yok kafamda. Sadece iç organlarım var derimin altında. Tek bir düşünce yok...’ Ve birden, sokakta ateş isteyen bir ses, güzel bir çift bacak, birkaç nota beni o beyaz hücreden çıkarıyor ve bir renk kaosunun içine bırakıyor. Küfrediyorum iradesizliğime. Küfrediyorum insanlığıma.’’
- ‘’...Hatırlıyorum, dokunarak beni tahrik etmeye çalıştığını. Ama vücudumun bana ait olmasından dolayı onu değil de beni dinlediğini hatırlıyorum...’’
- ‘’Attığım her adımda bugüne kadar içine gömülmüş ve karışmış milyarlarca yaratığı düşünüyorum. Ölümün üstünde yürümeyi sevmiyorum. Ve dünya aklıma sadece bunu getiriyor, içine gömdüğü milyarlarca ölüyle. Birinin burnu, diğerinin ayakları. Bunların üzerine basarak gidiyor milyarlarca insan işine, okuluna…’’
------------------------
533 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
İkisini de dene tarafını seç :) Kinyas'çı mısın Kayra'cı mı ? Tamamen insanlığını, duygularını kaybedip pisliğin içinde debelenirken zihinsel ölümünü gerçekleştirip karanlığa mı batarsın, yoksa bu kötüyü öldürüp yeniden doğacağım mı dersin ? Bu kitapta yok yokk ve Kayra'nın deyimi ile "Hiçbir şey yok " Kinyas'a göre ise burada Herşey var :)
Cinayetler, alkol, gasp, tecavüz, şiddet, uykusuzluk, hissizlik , kendinden nefret bir çok şey var .Hayatta mutlu olmak için bir neden arayıp bulamayan hissizleşen iki zıt karakter ..İlk bölümde beraber maceraları ikinci bölümde Kayra'nın son bölümde ise Kinyas'ın yolu var .Kayra ölüme Kinyas evine döndü ..
Hayat seçimlerimizden ibarettir ya batarız ya çıkarız yazar bunu güzel işlemiş..Kitapta çok güzel aforizmalar var .Fazla spoi vermek istemiyorum benim için farklı ve güzel bir deneyim oldu ..
Bi de bundan sonra her pizza yiyişimde ve cappuccino içerken aklıma siz geleceksiniz Kinyas ve Kayra :)
Keyifli okumalar ...
531 syf.
·49 günde·Beğendi·10/10 puan
Hissetmemek ve hissedebilmek için her şeyi yapabilmek denen bir şey var sanırım bu hayatta. O küçük küçük ruhumuzda barınan çatlakların içinden geçmek, çevresinde dolanmak ve yeni yollar yaratmaya çalışırken hepimiz bir dönem Kinyas bir dönem de Kayra'yız aslında.. Her ne kadar iki ayrı karakter olsalar ve birbirlerinin zıttı olsalar da benim için tek bir insanın iki ayrı dünyası gibiydiler. Bu yüzden belki de yan yanayken hiç konuşmuyorlardı. Gerek yoktu. Bu adamların içlerinde hem her şey vardı hem de hiçbir şey yoktu. Ölüm ve Hayat gibi..
Hangimiz istemeyiz ki bu kadar hissizleştikten sonra bir beyin ölümü gerçekleştirmeyi.
Bu adamlar da kendi beyin ölümlerini gerçekleştiriyorlar. Biri kendini siyah çarşafların, siyah perdelerin içine bırakırken diğeri normalleşme dediğimiz toplumun, ahlakın, iyi ve kötü, güzel ve çirkin kavramlarının ortasına atıyor. Mutluluğu tarif etmeye başlıyor ve her seferinde ayağı kendine ve mutsuzluğuna çarpıyor. Bu kadar normalleşme içerisinde bile yine tüm kavramlara takılıyor ve istese de kendini aşamıyor. Kendinden uzun süre kurtulamıyor. Hangimiz kurtulabiliyoruz ki? Kayra siyahın içinde bedenini uyutup, zihnini boşluğa salarken Kinyas kendisi olmayı, normal olmayı, iyi bir iş, eş ve hafta sonları dostlarla yenilen yemekleri seçiyor. Bana kalırsa gerçek beyin ölümü sahibi Kayra değil Kinyas' tır.
Bir de benim favorim Alp'ten bahsetmek isterim. Nasılsın? Sorusuna öylesine güzel bir cevap verir ki sadece Alp'in cevabını okumak için bile bir kaç kez kitabı elime alacağımdan eminim. Hiçbir şey yok deyip Her şey var diye bitse de içinize hüzün işlenecek, sorgulama hiç bitmeyecek ve fikirlerinizin zıvanadan çıkacağı bir kitaba bakıyorsunuz..
531 syf.
·29 günde·10/10 puan
Hakan Günday'dan bahsedeceğim size öncelikle dilimin döndüğünce. Kinyas ve Kayra onun ilk kitabı. Ve bu kitabı yazdığında sadece 23 yaşında bir üniversite öğrencisi. Bu ilk kitabı okuduğunuzda diyorsunuz ki 23 yaşındaki bir kafayla böyle bir kitap yazılabiliyorsa, bize şimdiye kadar bestsellerler, ödüllüler, mutlaka okumanız gereken kitaplar diye ne yutturdular.
.
Kendisine bir röportajda hangi türden yazdığı sorulduğunda "Ben macera yazıyorum, aksiyon yazıyorum" diyor. Halk seni yeraltı edebiyatının babası olarak görüyor denildiğinde ise, "Yerin altında, yer altı dediğiniz edebiyatta şüpheler, tereddütler yoktur. Yeraltı edebiyatı içinde soru olmayan bütün metinlerdir." diyor ve ekliyor "Bence her yazar, bir tarzdır. Yeryüzündeki yazar sayısı kadar, tarz vardır." Ve onun kitapları öyle bir girdaba itiyor ki okuyanı, sorduğu sorulara cevaplar ararken o girdaba kapılıp gidiyor insan.
.
Kinyas ve Kayra'yı okurken dedim ki bir bölümde, sen nasıl bir kafasın Hakan Günday, sen çocukluğunda nasıl bir travma yaşadın ki bu yumrukları acımadan indirdin kaleminle. Sonra bir sayfa çevirdiğimde yazar bana kendisi verdi cevabını, 'Bizim böyle insanlar olmamızın nedenini çocukluğumuzda aramayın.' diye. Ve okuduğum bu kadar kitabına hatta Kinyas ve Kayra'yı ikinci okumama rağmen hala aynı etkiyi duyumsuyor ve diyorum ki, sen çok aykırı bir yazarsın Hakan Günday. Bu ülkeye fazlasın sen.
.
Ben 6 ayda bir mutlaka bir doz Hakan Günday almazsam okuduğum kitapları sorgularken buluyorum kendimi.
.
Yaşama, hayata,ölüme, dayatmalara, sıradanlıklara, sürü psikolojisine, isyanlara, dine, devletlere, yöneticilere, her türden kaçakçılara, her türden kaçaklara, yerin altına, yerin üstüne dair öyle satırlarla dolu ki kitapları okuduğunuzu, gerçek kitaplar okuduğunuzu iliklerinize kadar hissediyor, o yumruğu değil yüzünüzde beyninizde hissediyorsunuz.
.
Ve  ben Hakan Günday'ı asla herkese tavsiye etmiyorum. Edemem.
Çünkü bitireli 5 gün olduğu halde hala elime bir kitap alıp, bir sayfa okuyabilmiş değilim. Hala sindiremedim satırlarını. Hala ruhumda cümlelerinin etkisi kol geziyor. Uzun lafın kısası; Onu herkes okuyamaz, okuyan herkes de anlayamaz.
.
İster yerin altı, ister yerin üstü olsun sen hep yaz biz hep okuyalım üstad...
.
Benim ismim Kayra! Kader demek.
Sanki, dünyayı bacaklarının arasından çıkarmış bir kadın gibiydim. Her yerini ve her şeyini biliyordum, doğurduğu bebeğini tanıyan bir anne kadar... Her şeyi bildiğim için vasiyetimde tek bir cümle olacaktı:
"Beni yüzüstü gömün. Çünkü yeterince gördüm!"

Benim ismim Kinyas!
Kin ve Yas.
Geçmişe tükürüp geleceği çiğnedim. Bugünü ise uyuyarak geçirdim. Kendimi defalarca buldum, defalarca kaybettim. Gerçek adımı hatırlamıyorum. Kin'in Yas'ından eser kalmaz bu gidişle. Hayatın ölümünden eser kalmaz bu gidişle. Otopsisi yapılmış bir bedeninki kadar boş bir beyinle ne kadar mutlu olurdum. Bir yerlerde ölü doğmuş bir çocuk olduğumu biliyorum. Sadece yaşıyormuş gibi yaptığım için iki ayağımın üstünde duruyorum...
.
Yaz diyor Kinyas. Bizi yaz... Yazıyor Kayra içinde hiçbir şey kalmayana, zihni boşalana kadar. Sonra sende yaz diyor Kayra. Bu ceza ise, ikimizde çekeceğiz, zihinlerimiz boşalana kadar...
.
Kinyas ve Kayra. İki beden, iki yürek, iki beyin, iki ruh, iki zihin. Geçmişleri, yaşadıkları, aileleri farklı da olsa gelecek üzerine kurdukları plan aynı: zihinsel ölüme ulaşabilmek. Ve bu uğurda karşılarına çıkan her zorluğu sakız gibi çiğneyip atabilmek. Bedenlerinin zihinlerinden önce ölmemesi adına her şeyi yapan, ama o bedenlere yine değer vermediklerinden türlü zararlar verdiren iki kan kardeş. Korku yok, Tanrı yok, aşk yok, acı yok, aile yok, gelecek yok. Hayatlarını sadece iki renk özetliyor; kırmızı ve siyah.
.
Zihinsel ölümlerine giden yolda Afrika'da battıkları tüm pislik sonrası, son durak olarak Türkiye'ye geliyorlar. Ölümlerinden önceki, son durak. Ve yolları burada ayrılıyor. Kayra kendi zihinsel ölümüne giderken, Kinyas da kendi ölümünün yolunu seçiyor.
.
Bu kitapta umut yok. Yaşam yok. Mutluluk yok. Işık yok. Bu kitapta buhran var. Karanlık var. Mutsuzluk var. Siyah ve kırmızı var...
.
İyiki o asansör durmuş o dördüncü katta @hakangunday.
.
Ne çok sevdim seni Kayra. Ne çok anlamaya çalıştım beyninden geçenleri. Ne çok gözyaşı döktüm senin yolunda.
Ve Kinyas. Umuda giden yolu araladığını sandığımda, gördüm kendi ölümüne gittiğini. Ne çok senin yerine koymaya çalıştım kendimi. Ne çok kaldım senle aralarda. Ömrüm boyunca unutamayacağım iki kahraman olarak kalacaksınız bende Kinyas ve Kayra...
531 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Kinyas ve Kayra, Hakan Günday’ın 23 yaşındayken, okulunun karşısındaki kahvede yazdığı, ilk romanı. Yeraltı edebiyatına giriş yaptığım bu günlerde “onların Bukowski’si varsa, bizim de Hakan Günday’ımız var!” düşüncesi ile Bukowski’ye ufak bir ara verip Hakan Günday ile tanışmak istedim. Pek de memnun oldum, sizlere de bahsetmek istedim.

Bu siteyi keşfetmeden önce kitap okuduktan sonra Ekşi Sözlük’teki yorumları okurdum. Artık incelemeleri okumaktan daha çok keyif alıyorum. Ama yine de eski bir alışkanlıktan ötürü sözlüğe bir bakmak istedim, pişman oldum. Zira kalbim kırıldı çok beğendiğim kitap hakkında “ergence” olduğundan bahisle yorumlar yapıldığını görünce. Kim çıkarttı bu “ergen” sözcüğünü biyolojik anlamının dışında kullanmayı bilmem. Anlamadıkları her duyguyu bu şekilde nitelendirmeye başlamış insanlar. Yüzeysel bir eleştiri, aksini kabul edemiyorum. Problemleri ergence diyerek basite indirgeme çabası her zaman doğru sonuçlar vermiyor.

Bu tatsız konuları bırakıp karakterlerin üzerimde yarattığı etkiden ve haklarında varmış olduğum kanılardan bahsetmek istiyorum şimdi. Kitabı okumadıysanız ve ilerde okumayı düşünüyorsanız, burada vedalaşıyoruz sizlerle ve devam ediyorum.

Üç bölümden oluşuyor kitap. Her bölümü bir oturuşta okumanızı tavsiye ederim öncelikle. Bölümler arası çok keskin çizgilerle ayrılmış çünkü. Birbiri ardına okuduğum zaman kafamı kitaptan kaldırdığımda boş gözlerle baktım etrafa. Evet, ne diyorduk...

Kinyas... Kin ve yas. İsmini kendi kendine veren, geceleri uyuyamayan, yakışıklı suratının aksine vücudu dövmelerle kaplı şiddete eğilimli bir adam. Kan kardeşi Kayra... Uyuyabiliyor Kinyas’ın aksine, uzun saçları ve bıyığı olan, siyah giyinmeyi seven, çirkin bir adam. Birlikte geçirdikleri günlerden bir kesit okuyoruz ilk bölümde. Sonra kitap Kayra’nın yolu ve Kinyas’ın yolu olmak üzere dev bölümlere ayrılıyor. Hangisini seçerdim diye çok düşündüm. Okuyan birçok kişinin aksine Kayra’nın yolunu seçeceğime karar verdim. Neden ama niçininden bahsetmek istiyorum.

Başlarda Kinyas ve Kayra’yı birbirinden ayıran pek de derin çizgiler yok. İkisi de insanlığını yitirmiş katiller. Farklı bir düşünce sistemleri var, insani duygular hissedemiyorlar. Bir amaç edinmişler kendilerine. Yazarak anılarını ve hayallerini tüketmek, unutmak ve nihayetinde zihinsel ölümü gerçekleştirmek. Aynı etkiyi bırakmıyor üzerlerinde yazmak. Kayra zihinsel ölümünü gerçekleştirirken, Kinyas insanlığına dönüyor. Peki benim için neden Kinyas’ın değil de Kayra’nın yolu? Kayra, hasta. Bir dostunun gözlerini kaşıkla çıkarırken dahi düşündüğü şey yerlere sıçrattığı kan oluyor. Hissetmek için öldürüyor belki, üzülmek istiyor, mutlu olmak istiyor, pişman olmak istiyor... Herhangi bir şey, herhangi bir duyguyu hissetmek istiyor. Okurken bu sefer diyorsunuz, bu sefer hissedecek. Hayır, olmuyor. Böyle adamların düzelebileceğini, onları iyileştirebileceğimizi düşünmek kendimize yapabileceğimiz en büyük kötülük. Bize aşık olmayacaklar, bize dost olmayacaklar, zarar verecekler sadece. Tedavi edilmeleri gerekiyor, ama bizim tarafımızdan değil. Yine de seviyorum Kayra’yı. Yaptıklarında bir tutarlılık buluyorum çünkü, mantığını anlayabiliyorum. Mutlu olmayı, sevmeyi keşfedememiş bir adam. Dünyanın düzenine ayak uyduramadığı için kendi dünyasını yaratmış.

Kinyas’a gelecek olursam, bu yazma fikri, yazarak tükenme fikri kendisinden çıkıyor. Beklemediği bir etkisi oluyor onda fikrinin. Kayra’yı terk ediyor ve insanlığına dönmenin ilk adımını atmış oluyor. Kayra zihinsel ölümünü gerçekleştirirken Kinyas’ın insanlığa dönüş süreci yaşanıyor. Ailesine dönmüş, kendisine bir sevgili edinmiş... Duygularını uçlarda yaşayan Kinyas gitmiş, yerine orta karar, topluma adapte bir Tolga gelmiş. Kinyas aşıkken gözü başka hiçbir şey görmüyor. Ölesiye bağlanıyor sevgililerine. Korkup kaçıyor kadınlar kendilerinden. Tolga’ysa modern toplumun sıradan bireyi. “Senden hoşlanıyorum.” diyebiliyor sevgilisine. Bunu dediği an keşke diyorum, dönmeseydi evine. Topluma adapte olmak bu muydu? Gerçekten normal görünmek için orta karar mı yaşamamız gerekiyor?

Sanırım yaşadığımız çağda Tolga gibi olmak zorundayız kabul görmek için. Delice sevmemeliyiz, hoşlanmalıyız sadece. Ya da Kayra gibi zihinsel ölümümüzü gerçekleştirmeliyiz. İrdelenecek o kadar çok şey var ki bu kitapta, herkes kendine farklı bir sonuç çıkarabilir. Çıkarmaya da bilir, bırakalım dağınık kalsın... Yalnız hissediyorsanız, yalnız olmadığınızı hissedeceksiniz okurken. Sizin gibi düşünen, bu kalabalığa uyum sağlayamadığını düşünen başka kalabalıklar da var aslında. Okuyun, göreceksiniz... Sevgiler.
531 syf.
·141 günde·Beğendi·10/10 puan
Kinyas ve Kayra. Kitaba ilk bir arkadaşımın çok etkilendiğini görerek başladım. İsmini ilk duyduğumda aklıma direkt sıradan bir polisiye roman geldi sonunda karakterlerden birinin öldüğü. Ama bu kitap beni bambaşka yerlere götürdü. Yazar Hakan Günday'ın yazarak kendi benliğini keşfedişine tanık oluyoruz. Bir insanın günlük hayatta bir iki cümleyle geçiştireceği fikirler, sorular ortaya atıp bunun üzerine kendi düşüncelerini keşfetmek onun yaptığı.
Okurken Kinyas da oldum, Kayra da. Bu iki insanın toplumdan ve onun dayattıklarını reddedip her şeyden kaçışını okuyoruz. Neyse ilk incelemem bu. Yazmak içimden gelmiyor. Fakat Hakan Günday'ın verdiği ilham sayesinde bu kadar yazmak bir sorumluluktu benim için. Bu kitabı birkaç sene sonra tekrar okuyacağım. Son olarak depresyonda hissediyorsanız bu kitap sizi anlayacak ve merhem gibi gelecek. Mutluyken okunmaz zaten.
531 syf.
Hayatımda koca bir yer edinmiş olan kutsal kitap..
Kinyas ve Kayra..
Koca bir boşlukla başladığım hayatımın kitabını; bazı hasarlarla, büyük bir karmaşayla fakat kim olduğuma dair elime bırakılan dehşet verici birkaç netlikle bitirebildim.Çekilen varoluşsal sıkıntıları, acıları, özlemleri hepsini iliklerime kadar hissettim.Zihnimden geçen cevapsız düşünceler zincirini kitap sayesinde çözümledim ve bazen de onları Kinyas ve Kayra' dan dinledim..Kitap her şeyiyle çok güzeldi ve çok özeldi.Hayatın gerçeklerinin, benim gerçeklerimin, insanoğlunun acizliğinin bu kadar net ve keskin bir şekilde yüzüme çarpılması da kitaba aşık olma nedenlerimden biri.Siz ne düşünürsünüz bilmiyorum ama kitabı okurken büyük ihtimalle çok farklı düşüneceksiniz çünkü hiç de beklediğiniz gibi masum bir kitap değil.Çok bilinmeyenli denklemlere değil de, tek bilinenli insanlığa ters ama insanın ta kendisi yargılara tâbi tutulacaksınız.Çok zorlu bir süreç olucak, kitap bitince eski siz olarak kalmayacaksınız.En azından benim için öyle..Kinyas ve Kayra'ya değinecek olursam bana göre iki hastalıklı ruh, Kayra' nın vahşi, Kinyas'ın ise hastalıklı bir zihni var. Onlar varoluşsal sancılar çeken, hayat zaten boş düşüncesini zihnine kazıyarak her türlü vahşiliklerinin üstünü kapatan, her şeyi en iyi onların bildiği kafasında olan ve çok zeki, gerçekten her şeyin fazlasıyla farkında olmanın verdiği o acıyla yaşayan iki yaralı ruh.Kitapta çokça tekrarlanan ve Kayra' nın da hayatı pahasına tercih ettiği zihinsel ölüm düşüncesi de beni oldukça afallatan bir durumdu ve bana göre doğru değildi.İşleri kolaylaştırıcak olan ölüm şekli de bu değildi, gerçi ben bilinçli olarak gerçekleştirilen hiçbir ölümün işleri kolaylaştıracağını sanmıyorum.Bu hayatı çekilmez kılacak olan insanın hayatının anlamını bulamamış olması ya da erişememiş olması, işte o zaman gerçekten bir ölümden bahsedebiliriz.Olması gereken de daimi bir mutluluk anlayışından kaçınmak ve olabileceğin en iyi insan olmak.Ben hâlâ emin değilim Kayra mı ya da Kinyas mı daha gerçekçi, yoksa daha kolay ama yaşamaya mecbur olduğumu ve hayattan almak istediğim birkaç şey için mücadele etmem gerektiğini biliyorum.Tabii elimden geldiğince içimdeki Kayra'yı susturarak..Çünkü Kayra'yı dinlersem ki bu bana daha mantıklı geliyor işler benim için daha kolay olabilir ama o şartlara sahip değilim ve maalesef ki başından beri dayatılan "yaşamaya mecburuz" algısına da uyma eğilimim daha fazla olduğu için Kinyas'ın seçtiği o aciz yolu ben de seçmeliyim..Kinyas'ın da dediği gibi:"Madem doğdun, yaşayacaksın! Ne kadar acı çeksen de, ne kadar kendinden nefret etsen de, nefes almaya, uyanmaya devam edeceksin.. Son olarak kitabın sonu hakkında bir şeyler söylemek isteseydim, Hakan Günday'a : "Yapmaya çalıştığınız şeyi anlıyorum fakat 244 sayfa boyunca Kinyas'ın zihninde ve 19 yıl boyunca da kendi zihnimde yaşamasaydım, tereddütsüz inanırdım o sondaki pembe diziye..." derdim.
İyi okumalar.
"Her şey yolundaymış gibi görünüyordu ve herkes görünene aldanmaya hazırdı. Çünkü görünene aldanmak, hayatı dayanılır kılmanın ilk şartıydı."
“Oysa hayat, her bölümünde ayrı bir hikayenin döndüğü neşeli bir dizi değil, sonunda herkesin öldüğü ve katilin bulunamadığı sıkıcı bir filmdi.”
Ama birden farkettim ki ne ben, ne de başka birisi hiçbir yere ait değildi. Aidiyet bir kandırmacaydı küçük çocuklara anlatılan. Hiçbir yerde hiç kimse beklemiyordu beni.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kinyas ve Kayra
Baskı tarihi:
Şubat 2018
Sayfa sayısı:
536
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050950038
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Baskılar:
Kinyas ve Kayra
Kinyas ve Kayra
Kinyas ve Kayra
Kinyas ve Kayra
“Hiç uykum yok. Hiç uyuyamıyorum. Domuz gibi içiyorum. Ama gözlerimi kapalı bile tutamıyorum. Sabaha beş saat var. Annemi düşünüyorum. Nerededir şimdi? Aynada kendime bakıyorum bazen. Ve tek kelime etmesem bile vücudum yaşadıklarımı, hayattan ne anladığımı anlatmaya yetiyor. Sağ omzuma kendi çizdiğim kelebek, beğenmediğim için üzerine attığım çarpı işareti ve altında aynı kelebeğin bir Japon tarafından çok daha iyi işlenmişi. Sol dirseğimin iki parmak yukarısındaki kurşun yarası. Bileklerimdeki otuz dört dikiş. Medeniyeti bir aralar, herkes gibi yaladığımı kanıtlayan apandisit ameliyatımın izi. Ve sırtımı kaplayan, Tanrı’nın yüzü. Bilmiyorum... Hızlı yaşadım. Ama genç ölmekten çok, hızlı yaşlandım! Ancak hayattayım. Kayra, bir gün bana ‘Mutsuzluğuna hiçbir çare aramıyorsun’ demişti.”

Kitabı okuyanlar 14,9bin okur

  • Özlem
  • Ersin Akçakale
  • orkun yurtseven
  • Aslı Batmaz
  • DonJuanDeMarco
  • fmeryemf
  • İböö
  • Esma öztürk
  • Hüseyin Şensoy
  • M.Burak ÇİFTÇİ

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%4.8
13-17 Yaş
%9.5
18-24 Yaş
%33.3
25-34 Yaş
%19
35-44 Yaş
%23.8
45-54 Yaş
%9.5
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%55.9
Erkek
%44.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.6 (27)
9
%0.4 (21)
8
%0.3 (16)
7
%0.1 (7)
6
%0 (2)
5
%0 (2)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları