·
Okunma
·
Beğeni
·
106859
Gösterim
Adı:
Kırmızı Pazartesi
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750721571
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Cronica de Una Muerte Anunciada
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Kırmızı Pazartesi
Kırmızı Pazartesi
Kırmızı Pazartesi
Kırmızı Pazartesi
Kırmızı Pazartesi
Her yazar, yazdığı en son romanın en iyi romanı olduğunu sanır. Benim bu romanım için böyle düşünmemin nedeni, yapmak istediğimi tam olarak gerçekleştirebilmiş olmamdır. Romanlar, yazılırken yazarlarının elinden kaçıp kurtulmak isterler. Romanın kişileri, kendi özyaşamlarına dönerler, en sonunda da canlarının istediğini yaparlar. Ben hiçbir romanımda bu romanımdaki kadar ipleri elimde tutamadım. Belki bunu konu ve hacim nedeniyle başarmışımdır. Konusu çok sert olan ve hemen hemen polisiye bir roman gibi işlenen bir roman bu. Üstelik oldukça da kısa. Sonuçtan hoşnutum. Bundan önce de en iyi romanım Yüzyıllık Yalnızlık değil de Albaya Mektup Yazan Kimse Yok adlı yapıtımdı. Ben öyle sanıyordum; ve bunu da sık sık söyledim. Şimdi de en iyi romanımın Kırmızı Pazartesi (Gronica de Una Muerte Anunciada) olduğunu sanıyorum.
112 syf.
·30 günde·9/10
Orijinal adı Cronica de Una Muerte Anunciada (İlan edilmiş ölümünün kronolojiği) olan kitap yazarın küçüklüğünü geçirdiği kasabada yaşanan namus cinayetini konu alıyor. Satırları çevirirken gözünüzün önünde bir cinayete şahit oluyorsunuz. Bu beni bayağı huzursuz etti. Ama moda girdiğime göre kitabın hakkını teslim etmek gerek. Polisiye romanlardan farkı katili en baştan biliyorsunuz. Yazarda buna kızıyor zaten toplumun insanların duyarsız kalışına. Üstad Marquez'in Yüzyıllık yalnızlık ve Benim hüzünlü or*spularım kitapları da tavsiye edilir.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
112 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Kırmızı Pazartesi kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz:
https://youtu.be/a3ctaLux8B4

Ana baba bacı kardaş dar günümde el olur
Namus belasına kardaş döktüğümüz kan bizim.
Acaba Gabriel Garcia Marquez 1981 yılında Kırmızı Pazartesi'yi yazarken, Cem Karaca'nın 1968 yılında Namus Belası adı altında çıkardığı şarkıyı mı dinliyordu?

Türkçe'de "üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi" diye bir deyim vardır bu kitabın sonuyla ve kendisiyle tam olarak uyacak şekilde. Peki Santiago Nasar'ın üstünde bulunan bu toprak, geleneklerin topluma dayatmasının kapalı bir kişileştirmesi miydi? Kitabın ilk cümlesinden beri haberi verilmiş bir cinayetin faili somut bir kişi yerine soyut sosyolojik olgular mıydı? Ya da kitabın 34. sayfasında geçen hastaların başında bekleme, ölüm döşeğinde olanlara güç verme, ölüleri kefenleme sanatında olan ustalıkların hepsinin birer amacı mı vardı?

Bazen kaderimiz bizleri görünmez kılar. Her ne kadar namus cinayetleri olmasa da daha başından beri ölecekleri ya da zarar görecekleri haber verilmiş olan Aylan Kurdi ya da Ümran Dakneş'e yapılanlar konusunda, Santiago Nasar'ın cinayetinin bir türlü engellenememesi gibi bir umursamazlıklar zinciri mi söz konusuydu? Çünkü onların bu kadar görünmez olmalarını umursamazlıklardan başka bir şey sağlayamazdı sanırım.

Biz işimizi en iyi geleneklerin topluma dayatması mevzubahis olduğunda yaparız. Toplumsal sınırlandırmalar ve ölümlerin kanıksanacak seviyeye kadar gelmesi Marquez'in çevresi kadar bizim yaşadığımız yer olan Ortadoğu'nun da ortak derdi. Öyle ki 73. sayfada da geçtiği gibi Güney Amerika ülkelerinde Ortadoğu'dan göçen Arap kökenlilere Türk gözüyle bakılır. Yani sen bir Kolombiya hostelinde eski bir gramofondan Sade'nin Hang on to Your Love şarkısını elinde Bourbon'unla sallanan sandalyende dinliyor olsan da Türksün, İsveç'te kayak malzemesi satın alırken kulağında viking metalgillerden Amon Amarth dinlerken keçi sakalını kaşırken de Türksün. Sen Türksün yani kısacası. Toplumsal sınırlandırmalara, sınıflandırmalara, adetlerin vahşi sonuçlarına, Santiago Nasarcıl cinayetlere en alışık toplumlardan birisin.

Kırmızı Pazartesi değil kıpkırmızı haftalarımız oldu bizim de bu ülkede. Sadece haftanın tek günü değil, bazen haftanın her günü uğraşıyoruz ölümlerin önüne geçememelerimizle. Sırf bundan dolayı da ülkenin adını değiştirebiliriz Kırmızı Kader ile.
112 syf.
Gabriel García Márquez bu romanında, çocukluğunu geçirdiği kasabada gerçekleşmiş bir namus cinayetini kaleme almış. Orijinal adı (İspanyolca) Cronica de Una Muerte Anunciada (İlan edilmiş ölümünün kronolojiği), Türkçe’ye Kırmızı Pazartesi olarak çevrilmiş.

Bence, her kitaba konsantre olmalı ve öyle okumalı, ama “Kırmızı Pazartesi” biraz daha fazla konsantrasyon gerektiriyor. Eğer konsantre olmadan okunursa, örgüde ve karakterlerde bir karmaşa yaşayabilirsiniz. Kitap sürükleyici, konu sürekli birilerinin ağzından anlatılıyor. Kısa bir zaman dilimidir “Kırmızı Pazartesi”, ama yoğun bir içeriği vardır. Bazen sohbet ediyormuşsunuz hissi uyandırmıyor değil.

Evet bir namus cinayeti hikayesi bu, bir öldürülen ve öldüren de var ortada; bunlar da açıkça ve bilinen. Bunları belirtmiş olmam kitap içeriği hakkında bilgi verdiğimi göstermez, yanılmayınız sakın. Okurken dikkat ediniz, tüm bunlar hemen hemen kitabın başında verilmesine rağmen, asıl üzerinde durulması gereken şaşırtıcı başka bir durum söz konusudur.

Aslında biliyor musunuz, bir cinayet romanı olmasına rağmen, cinayeti kimin işlediği çok fazlaca kimsenin umurunda değil, zira bu belli zaten. Cinayetin işlenme süreci, öncesi ve sonrasıyla, irdelenmekle birlikte, cinayetin işleniş biçimi daha çok ele alınmış ve konu edilmiş. Bununla birlikte sosyoekonomik, sosyokültürel yapısıyla toplumu da irdeliyor Márquez romanda. Kadınlara biçilmiş görevler vardır, yeri ve görevleri bellidir, erkeklerin de öyle.

Ancak, bizde olduğu gibi onlarda da bekâretin önemi çok büyüktür, ne yazık ki uğruna cinayet bile işlenebilir bu nedenle, gözünü kırpmadan ve acımasızca. Prudencia Cotes'in annesinin şu sözü bu konudaki hassasiyeti göstermeye yetiyor: "Tahmin edebiliyorum, çocuklar, namus meselesi beklemez."

Toplumun önem verdiği, kız ve erkeğin yetiştirilmesi, beklentisi ile kadın ve erkeğin yeri ve durumu aşağı yukarı yine bize benziyor sanki. Ana’nın koruma içgüdüsünü görebilirsiniz kızı için ya da erkeğin adamlığı gibi. "Çek elini kızımdan, beyaz adam! Ben hayatta oldukça sen o pınardan içemezsin" diyerek kanatlarını kızının üzerine koruma kalkanı gibi açan Victoria Guzmân’ın annesinin hiddetli tepkisi açıkça bunu ortaya koyuyor.

Romanda oldukça fazla karakter olmasına rağmen asıl önemli karakter 22 yaşındaki Santiago Nasar’dır. Babası İbrahim Nasar, iç savaşların ardından Kolombiya’ya Araplarla birlikte gelmiştir (Güney Amerika ülkelerinde Orta Doğu’dan göç eden Arap kökenlilere Türk gözüyle bakılır. Çev.Notu). Özgür, gözü pek, yakışıklı bir gençtir Santiago. Hovardaydı tabiri caizse. Ancak ne var ki Angela yanlış bir adres, sonucu da hayatına mal olmasıydı.

Ama şu kanaate de vardım: Suçlu (bilinmesine rağmen) katil/katiller değil şehrin tamamı. Finalde "Santiago, yavrum! Neyin var?" diye bağıran Wene Hala’nın sorusuna yanıt içinizi acıtabilir...
112 syf.
·Beğendi·10/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

"Tuco Herrera , kendisini jandarma karakoluna götürüp gözaltına alacakları o uğursuz Pazartesi gününün sabahında , iki gün önce Mersin' den Adana' ya aile dostunun düğünlerine giden ailesini karşılamak için kalkamamıştı .. Esasen hiç yatmamıştı!! Bu yüzden ne litrelerce kırmızı tuborglarla dolu güğümlerin çevresinde koştururken , ne kajularla dolu havuzlara dalıp çıkarken , ne de bir yanı soğuk su diğer yanı rakı akan ve birbirine hiç karışmayan o mucizevi bal ırmakları kıvamındaki akarsu yataklarında kadehlerini doldururken de görememişti kendisini rüyasında... Neler olduğunu dahi anlayamadan mavi bir jandarma minibüsünde buldu kendini ...Dört jandarma eri ve en önde oturan araç komutanı başçavuş ile " TEZGAHIN" içinde yer alan tüm arkadaşları idi tüm görüp görebildikleri.. Bir de pimapen bir tabure , bir adet ingiliz anahtarı ve bir salkım üzüm .."

Kafanız mı karıştı? Gelin en başa alalım =)) O günlere uzanalım .. Ve en baştan anlaşalım .. Bu bir Tuco Herrera gezi gözlem kolu incelemesidir .. Bol miktarda HURAFE , inanılmaz bir insanlıktan çıkmışlık , trajikomik olaylar ve yuh artık dedirtecek ölümüne işsizlik aroması ihtiva etmektedir ..

'99 yazı .. Yaş 18.. Mersin' de Silifke yakınlarında sessiz sakin bir yazlık muhitindeyim.. Günler belli bir yerden sonra yazlıkta sinir zorladığı için olur olmaz herşeyden kendimize eğlence çıkardığımız dönemler.. Muz kabuğundan atom bombası yapıp neşeye koşuyor değiliz pek tabii .. Nedir kendimize meşgale olarak edindiklerimiz ? Sitenin bekçisinin Kadir ismindeki parmak çocuğuna, onun SADDAM adını verdiğim ve bize sürekli terlikler fırlatan annesine, ayrıca bir kaç küçük çocuğa daha salça olmaktayız .. Gece gündüz nerde görürsek korkutuyor ya da uğraşıyoruz .. Misal sitede malatyalılar olarak bilinen ailenin Memoş isimli minnak bir oğlu var .. Paytak paytak yürüyor .. Ne zaman görsek burnunda akan sümükleriyle gezen malatya aksanıyla ve "r" leri "y" sesiyle seslendiren , gözü yaşlı dolanan bu 5 yaşındaki inanılmaz tatlı çocuğun, aynı apartmanda oturan komşuları kurmay albayın yaşıtı olan kızına abayı yaktığını öğrenmişiz.. Durmaksızın kızı öpmesi ,çıkma teklif etmesi, ona açılması konusunda telkinlerde bulunup çocuğu kızın üzerine sürüyoruz.. Yüreklendiriyoruz .. Sevgiden yanayız anlayacağınız .. Niyetimiz kötü değil =)) Velhasılkelam kalbi sevgi dolu bu minik aşk neferi hijyenden kotaramadığı için her daim tokat yiyip yanımıza dönüyor .. Ona dondurma , kola ısmarlıyor tekrar güvenini kazanıyoruz kendine olan güvenini de refresh ederek..Biliyoruz ki kaybolan güven bir dahaki sefer dondurma ve abur cuburla tekrar geri gelmez .. İşsizlik ve eğlence döngüsünün sürmesinin bedeli, dostmuş gibi görünen ellerle gelen rüşvet.. (Kadir' e yaptıklarımızı anlatmayacağım ... Sadece şu kadarını bilin ki kışın biz sitede yokken Tuco ismini duyan bu çocuk ağlamaya başlıyordu...HATTA TELEFONDA SESİMİ DUYDUĞUNDA DAHİ!! )Onu buna , bunu da ona düşürüp birayı da katık edip gündüzlerimizi geçirmekteyiz gülerek.. Üçüncü çoğul şahısla konuşuyorum çünkü 3 kişiyiz .. Kendi kafa dengim olan 2 metalci daha bulmuşum ..Tam bir KÖTÜLÜKLER KUMPANYASI, MOSKOVA DEVLET SİRKİNİN KÖTÜLÜK SAÇAN VERSİYONU OLMUŞUZ.. Yüz göz eğme !! Yazlık yerde büyük nimet kafa dengini bulmak!! Hele de metal dinliyorsan.. Keyfim gıcır anlayacağınız .. Gündüzler bu şekilde geçiyor ama peki ya geceler ? Geceleri şekillenen eğlence sektörü, siteyle hiç alakası olmayan ve bizleri hiç tanımayan kiracıların ,ağımıza düşen çocukları etrafında gelişiyor .. Daha doğrusu CİN ÇAĞIRMA SEANSLARINDA..İşte cehenneme giden yolun taşlarını bu şekilde sermekteyiz kendi ellerimizle o günlerde =)) Kitabımızın incelemesine konu olan olaylar silsilesi de işte bu gece kısmında start almakta.. Olanları anlatmadan önce az da kitabımızdan bahsedeyim .. Az diyorum zira spoilerdan yana değilim bildiğiniz üzere...

Kırmızı Pazartesi ' yi okuduğunuz da göreceksiniz ki ortada gerçekten yaşanmış bir cinayet vakası var.. Kurbanımızın ismi Santiago Nasar..Bu arada bu cinayetin işleneceğini herkes bilmekte .. Cinayetin tanığı olan tüm bu şahıslar ama öyle ama böyle bu işin bilincindeler.. Hatta cinayet işlendikten sonra bu bilinçli vatandaşlar olayı soruşturmak adına bölgeye gelmiş savcıya koşa koşa gidip ifade veriyorlar .. Yalnız bir kötü şans ve tesadüfler zinciri de olaya dahil ..Bunun yanı sıra olayın yaşandığı Kolombiya ' nın katolik nüfusunun çoğunlukta olduğu bu yörede pek tabii insan ilişkileri , örf ve adetler ve dini kurallar çok çok daha baskın ve farklı .. Din ile şekillenip ,yüzyıllarca bu insanlara yön veren namus kavramı ve sonrasında olanlar okuyacaklarınız .. Gabriel amca bu kısa romanıyla beraber hem toplum içindeki bireylerin sosyokültürel ilişkilerini hem de o toplumda yaşayan kadınların toplumdaki yerini sunuyor size satırlarında .. Benim size anlatacaklarımın burda yazılanlarla kesişim kümesine düşen konu başlıkları ise şunlar .. Bu olayın er geç gerçekleşeceğini "hepimizin bilmesi" ama olayların bu boyuta varacağını hiçbirimizin kestirememesi .. "Dini ve örfi kuralların hayatımızdaki rolü" ve bugün dahi anlayamadığımız bir "tesadüfler zincirinin" içine düşmüş olmamız .. Ha bir de Santiago Nasar rolünü istemsizce üstüne alan bizden iki yaş küçük Urfalı gencin kendince "ölümden" dönüşü..

Eveeeeet !! Hazırsanız kaldığımız yerden devam edelim .. Geceleri türlü nedenlerle CİN ÇAĞIRMA RİTÜELLERİNE dahil ettiğimiz bu insanlara uygulanan adımlar nelerdi ? Birincisi onu bu işin tehlikelerine karşı uyarıp merakını cezbedeceksin .. Ağzına bir parmak balı çaldıktan sonra sebat edeceksin ..Sabırlı olacaksın ki o gelsin katılmak istesin... Gel katıl bize dersen korkutup kaçırırsın .. Korkarak katıldıysa zaten elinin içindedir .. Hemen bir karton kutuyu yırtıp cadı tahtası hazılamalısın .. Ciddi olmalı , kendini tutamayıp gülen olursa onu hemen esas TEZGAHIN döneceği birinci ekipten çıkarmalısın .. Bu arada bu ekiplerden de bahsedeyim size .. Birinci ekip ÇAĞIRANLAR =)) İkinci ve üçüncü ekip ise ÇAĞIRILANLAR .. Yani makyaj yapıp olaya doğa üstü süs veren ekipler.. Nedir bunların görevi ? Kapalı bir ortamda çağırdığın ruhu "ortama entegre etmek"!!! =)) Biz misal sitenin ta en dibinde yeralan ve sahanın ışıkları da dahil tüm ışıkların kapatılabildiği diskoda kuruyoruz tezgahımızı ..Bu arkadaşların görevlerinden biri, "Eeeey bilmem kimin ruhu geldiysen bir işaret ver !" sözüne mütakip diskonun içine taş toprak yağdırmak .. Yere öncesinde yanıcı madde döküldüyse onu ateşe vermek. falan fistan. Tüm gidişat 3 aşağı 5 yukarı bellidir .. Bu olanlar girizgahtır .. Korku pompalamaktır amaç herşeyden habersiz şahısa .. Çünkü korktukça kontrolünü kaybeder .. Bu arada biri sözde korkar ve cadı tahtasının üstündeki fincanı eliyle savurup kırar.. Sonrasında çağırılan ruh , cin her ne ise sözde SERBEST KALIR =)) Olanlar bundan sonra başlar .. Kartopu gibi büyüyen korku çığına sebep herkes kendini dışarı atar .. Ama biri vardır ki onun içine artık kötü ruh girmiştir.. Dışarı çıkar çıkmaz kurban hariç herkesi tokatlayıp dövmeye başlar .. Kurban artık aklını kaçırmıştır ama karanlıkta eve gidemez .. Evi başına yıkılan depremzedeler gibi çöreklenir yanınıza .. Göz ucuyla takip eder hatta onu da teselli edersiniz korkmaması için .. Lakin fitil ateşlendiği için siz de takdir edersiniz ki bu mümkün değildir !! Siz kurbanı teselli ederken yerde yatan arkadaşınıza çaktırmadan verilen "DÜŞ" macununa sebep artık köpükler ve nöbetler de devreye girer.. Bu dakikadan sonra kurban kaçacak korkusunu üzerinizden atmalısınız .. İşte bu özgüvene sebep , yerde yüzünü yıkadığınız arkadaşınız kalkar ve kurbana saldırmaya kalkar .. Araya girip savunmaya geçilir .. 2 - 3 tokat ve yumruk yenir ..Bu arada 2. ve 3. ekip karanlıktan istifade diskoya 30 40 metre uzaktaki gazinoya yerleşmişlerdir .. Hemen yardıma gelmeleri için o ekipten birine haber verilir .. Kollardan bacaklardan tutularak gazinoya taşınır .. 2 masa birleştirilir üstüne yatırılır .. Tüm bunlar olduğunda takribi olarak gece saat bir buçuk iki olduğundan ortalıkta harbi in cin top oynamaktadır .. Daha sonrasında bir kaç numarayla burda da olaylar ilmek ilmek işlenir ve sitenin dışına doğru gidilir .. Amaç arkadaşınız fenalaşırsa onu yoldan geçecek bir arabaya bindirmektir .. VEEEEE EN GÜZEL KISIM !!! Tüm bunlar olurken biri kurbana abdestinin olup olmadığını sorar .. Muhakkak ki yoktur .. Varsa da zaten bu korkuyla bozulmuştur =)) Kurban duşların orada elini ayağını yıkayıp abdest alır .. Ora olmazsa küçükler havuzuna sokulur falan ... Fantazide sınır yok !! Daha önceki tecrübelerime ve gördüklerime dayanarak söylüyorum ki o duşların altına elbiseleriyle girenleri gördü bu gözler .. Bu sırada gazinoda kalan 2. ve 3. timden bir kısım apartman çatılarına çıkıp aşağı taş falan atar ..Ben bu kısımda kurban şöyledir böyledir demek istemiyorum =))) Varın gelin siz hesap edin o korkuyu =)) Esas ekipten biri yağan taşa sebep eve gideyim geleyim de birilerini çağıralım diyerek ayrılır ..

İŞTE O GECE SAAT 4 CİVARINDA EVE ÇIKMA GÖREVİNİ ÜSTLENEN O KİŞİ BENDİM !! Olanların bu kısmından sonrası tamamen bir fecaat =))

Çıktım eve .. Gülmekten süblimleşmişim .. Bizim çatıya çıkan ekipte hemen bizim eve geldi .. Evde kimse yok bizimkiler düğüne gitmiş zaten ... Sabahına gelecekler ama meydan şimdilik bize kalmış .. Kakara kikiri!! Bir bira açtım mutfağa gidip .. Yalnız o sırada elektrikler gitti .. Bu kez bir anlık "sanırım hakkaten geldiler" moduna girdiysekte olaya ışıldakla müdahale ettim hemen ..Zaten kesintilere yazlık yerde alışığız.. Tam bu sırada arka yolda bir bağırış çağırış koptu.. Hiçbirimizin aklına dahi getiremeyeceği birşey olmuştu o sırada .. Bizim ekip, biz inip bir bakalım diyip indiler aşağı .. Ben de biramı bitirip inerim diyip kaldım yukarda .. Meğerse bu sırada aşağıda bizim içine cin kaçmış eleman olayı doğaçlamaya vuruyor .. Alıyor bir eline oturduğu pimapen tabureyi , diğerine de sitenin girişindeki müracaatta duran ingiliz anahtarını .. Bunlar başlıyorlar kovalamacaya .. Benim biramı içerken arka yoldan gelen sesler işte bu sesler .. Bizimki arkada , kurban önde derken soteye yatmış jandarma GEEEEEEL diyor bunlara .. Çocuğun kalbi delikmiş .. İşte bizim hiç bilmediğimiz bir etken!! Jandarma arabasının dibine gidiyor . " CANA KASIT VAR ! BUNLAR BENİ ÖLDÜRMEK İSTİYORLAR " diyip korkudan kısa bir baygınlık geçirince ,bizim eleman da elinde ingiliz anahtarıyla götüm götüm siteye kaçınca jandarma başlıyor bunu kovalamaya ..Çocuğu yaraladı sanıyorlar.. Jandarma minibüsü o sırada karanlıkta sahilden dönenlere , yoldan gecenlere kimlik falan sorarmış .. Minibüs işbu sebebten dolayı hareket etmediği için bizimkiler de mevzuya uyanamıyorlar .. Dolayısıyla çatıdaki ekip , bizim kaçan cinci elemanın arkasından gelen jandarmaları TEZGAHA ALDIĞIMIZ KURBAN SANARAK ( KALBİM AĞRIYORRRRR DÜŞÜNÜRKEN BİLE!!!!!)) başlıyorlar mı TAŞLAMAYA ?!?!?! JANDARMA SİLAHIN AĞZINA MERMİYİ VERİYOR MU BİR GÜZEL ?!?! Tabii ben bunları karakola giderken yolda öğrenebildim .. Zili çaldıklarında elimde bir tas içinde bir salkım üzümle karşımda jandarma erlerini görünce kalakaldım MAHMUT HOCA diyerek .. O üzümler neyin nesi dersen .. SÖZDE okunmuş üzümdü onlar.. Bizimkine yedirip ayıltacaktık =))) Elimde üzümlerle indim aşağı .. Dalından armut toplar gibi topladılar bizim ekibi evlerden ..Tıktılar minibüse .. Haydi buyur burdan yak .. Ne denir şimdi sorsalar bize diye düşünürken yarı yolda bahsettiğim kurmay albay aldı bizi askeri kimliğini göstererek .. Jandarma bizi alınca uyandırmış sitedekilerden biri ..
112 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Kitap şöyle başlıyor; Santiago Nasar'ın öldürüleceği gün... İşte bu çarpıcı cümle bana Albert Camus'un "yabancı" adlı kitabında ki giriş cümlesi gibi sarsıcı geldi. ( Bugün annem öldü belki de dün, bilmiyorum.)
Kitabın arkasında bile bu durumdan bahsedilmiş ama bu durumun sürükleyiciğinden bir şey kabettirmiyor diye de not düşülmüş. Açıkçası pek ihtimal vermiyordum ama okuyunca; bari sen engel ol, hadi söyle öldürüleceğini diye diye merakla okudum.
Malesef ki bir toplumun işler acısı halini görmüş olduk.
İnsanlar her şeyi biliyor ama hiçbir şey bilmiyor...
107 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10
Hiç tanıyamadığım, daha alışamadığım bir insanın ölümünü göz göre göre izlemiş, daha doğrusu okumuş oldum sanki. Elimden de hiçbir şey gelmedi... "Dur, yapma!" diyemedim o katillere. Santiago Nasar'ı kendi ellerimle verdim toprağa... Bu pazartesi kırmızı bir pazartesi! Bu gün yas tutun ey okurlaar! Bir cinayet işlendi gözümün önünde... Akan cümlelerin, çevrilen sayfaların içinde...

Şunu söylemeliyim ki Gabriel García Márquez'in "spoiler" denen kavramdan haberi olmadığı açık bir şekilde fark ediliyor. Yahu, ilk sayfadan adamın öldürüleceği söylenir mi? Ben mutlu mutlu kitabı açıyorum, bana ana karakterin öleceğini ama onun bundan haberi olmadığını söyleyerek giriş yapıyorsun. Çok kızgınım Márquez sana, çok! İnsan tanıtır önce, alıştırır biraz. Hemencecik de söylenmez öleceği. Kitap sonuna kadar ben suçlu hissettim kendimi senin yüzünden. Bu kadar da acımasız olmasaydın keşke, ya sonunu söylemeseydin kitabın; ya da acıklı acıklı yazmasaydın...

Kitabın temel konusu: yazarımızın hayatında şahit olduğu bir cinayeti, kendi yorumuyla anlatması. Varlıklı, dürüst, beyefendi bir abimize atılan iftira(ben öyle olduğunu düşünüyorum, kitapta buna fazla değinmemiş. İftira da olmayabilir) sonucu işlenen bir cinayet. Daha doğrusu "namus" temizlemesi. Namus denen kavram, o kadar geniş safhalara yayılıyor ki, namus dediğimiz zaman kimse sorgulamıyor bile. Mevzubahis namus ise gerisi teferruattır denilerek, namus adı altında işlenen cinayetler mübah sayılıyor. İşte böyle bir hikâyesi var kitabın. Namuslarını temizlemek adına iki kardeşin işlediği cinayet, herkesin bundan haberdar olması ama kimsenin de karşı çıkamaması. Acıklı bir son ve geride kalan gözyaşları.

Sonu, başından belliydi kitabın. Ama kitabın sürükleyici olmasına engel olmadı benim için. Umarım siz de okuduğunuzda beğenirsiniz, kesinlikle de okumalısınız...

Happy New Year!
Yeni yılınız musmutlu, umut dolu, bol çikolatalı, hep kitaplı olsun!
112 syf.
·Puan vermedi
Kitabın ilk cümlesinde birinin öldürüleceği ve olacaklar bizlere açıkça söylenmiş ama mesele de bu ya sevgili dostlarım.Herkesin olacakları bilip "bana birşey olmasın" zihniyetiyle kabuğuna çekilişi hançer gibi saplanmış vicdanlara.Dünümüzü , günümüzü , yarınımızı anlatan önemli bir eser.Kırmızı pazartesiden daha çok kırmızı dünya artık bizimkisi.Okuma notu düşüyorum sizlere , sadece gözünüzle olmasın bu :)
112 syf.
Santiago Nasar'ın hikayesini mi okudum? Yoksa Selahattin Yaşar'ın hikayesini mi?

O kadar ki, isimler yabancı fakat hikaye son derece bizden...

Yazar (Gabriel Garcia Marquez) bu kitapla nobel ödülü almış. Gerçekten de hakkını verdiğini gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

Spoiler vermeyeceğim fakat kitabla ilgili önbilgi sağlanmasına yarayacak bir şeyler anlatacağım.

Başta da söyledim bu hikaye bizden. Bir sürü örnek verebilirim. Aklıma gelen bir iki taneyi kısaca yazayım.

Bir kız karnındaki çocuğun 17 yaşındaki birinden olduğunu söylüyor ve babası tarafından infaz ediliyor. DNA eşleştirmesi yapılınca çocuğun ondan olmadığı görülüyor.

Başka bir haberde tacize uğradığını söyleyen kızın babası tacizciyi hemen katlediyor. Sonra vicdanına yenilen kız aslında beni taciz etmemişti. İlgime karşılık vermeyince ona iftira attım diyor vs... Daha sayarım da kâfi sanırım.

Namus adına kokuşmuş bir milletiz. Üstelik namus diye haykıran, en çok sesi çıkanların çoğu asıl büyük namussuzlar. Burada bile birkaç örnek hatırlıyorum. Her yere namus timsali yazılar yazıp ahlak bekçiliğine soyunanların özelden yaptıkları ahlaksız tekliflerini teşhir eden hanımlar oldu bu mecrada da.

Kitap bize diğer cahil toplumların da bizim gibi olduğunu gösteren net bir kanıt.

Toplum vahşice ceza kesmek için hazır bekliyor. Üstelik suçlu mu, masum mu bunu bakmaya bile gerek görmeden...
112 syf.
·6 günde·5/10
Spoiler uyarısı...

Sevemedim... Benim için Gabriel Garcia Marquez ile özdeşleşen kitap yani Marquez ismini duyduğumda aklıma gelen ilk kitap Yüzyıllık Yalnızlık. Ancak bana göre bu yazarı henüz hiç okumamış birinin Yüzyıllık Yalnızlık'la Marquez okumaya başlaması yanlış olur. Ben de yazar ile tanışmamış kesimden olduğum için ilk olarak yine ismini fazlasıyla duyduğum, ince bir diğer kitabı Kırmızı Pazartesi'yi seçtim. Ancak maalesef Kırmızı Pazartesi benim için çok iyi bir deneyim olmadı. Kırmızı Pazartesi'nin konusundan kısa bir şekilde bahsedecek olursam: Kitabımız kitabın tüm karakterleri tarafından işleneceği bilinen bir cinayeti konu alıyor. Bir "namus" cinayetini. Cinayetin yaşandığı yer ise Marquez'in çocukluğunu geçirdiği kasaba. Kitabın başından beri ölen ve öldüren kişiler belli. Yirmi yaşlarının başındaki Santiago Nasar gerçekleştirmiş olduğu bir eylem nedeniyle Vicario ailesinin ikizlerinin hedefi haline gelir. Vicario kardeşler ellerinde bıçaklarla her yerde Nasar'ı öldüreceklerini ilan ederler ki bu düşüncelerini de gerçekleştirirler. Peki bu cinayetin failleri sadece ikiz kardeşler midir, yoksa kardeşlerin planlarını bildikleri halde herhangi bir tepki göstermeyen kasaba halkı da bu cinayete ortak mıdır?

Evet Kırmızı Pazartesi'nin ilgi çekici bir konusu var, evet Marquez rüştünü ispatlamış usta bir yazar, evet bu kitap oldukça beğenilen bir kitap. Evetler uzayıp gider ancak bu noktalar Kırmızı Pazartesi'yi okurken sıkıldığım ve özellikle son elli sayfayı artık bitsin diye düşünerek okuduğum gerçeğini değiştirmiyor. Belki ilk kez bu yazarı okuduğumdan, belki de bu tür bir kitabın bana hitap etmediğindendir bilmiyorum ancak Kırmızı Pazartesi'yi okurken kitaba bir türlü ısınamadım, keyif almadım. Kırmızı Pazartesi sadece yüz sayfalık bir kitap ancak bu kadar az sayfa sayısına rağmen içinde birçok karakter var ve bana göre bu durum gereksizdi. Daha fazla sayfa sayısına sahip bir kitap için karakter fazlalığını anlayabilirim ancak ince bir kitapta bu kadar karakter beni rahatsız etti. Bu karakterlerin duyguları da bana hiç geçmedi, belki Nasar'ın son cümlesi hariç, kitabın benim için tek etkileyici kısmı da orasıydı.

Bunlar dışında verilmek istenen mesaj tabii ki dikkat çekiyor. İnsanların "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın," düşüncesi Santiago Nasar'ı ölüme sürüklüyor. "Kötülüğe engel olabileceğin halde olmuyorsan senin de o kötülükte payın vardır," tıpkı o kasabada yaşayanlar gibi. Evet Nasar ölüyor ancak ölmeden önce suçlu olup olmadığı ile ilgili bir kesinlik yok. Vicario kardeşler, kız kardeşlerinin ağzından Santiago Nasar adını duyar duymaz, sorgusuz sualsiz sözde namuslarını temizlemeye çalışıyorlar. Gerçeği bilmeden, sorgusuz sualsiz, ön yargılarla... Çünkü Marquez'in söylediği gibi, "Bana bir ön yargı verin, dünyayı yerinden oynatayım."

Kırmızı Pazartesi'yi severek okumadım ancak tabii ki yazarı okumaya devam edeceğim. Bir kitapla herhangi bir yargıya varmak zaten doğru olmayacaktır. Bir sonraki Marquez kitabım ise Yaprak Fırtınası olacak, mutlu günler.
107 syf.
·2 günde·7/10
Roman kahramanının öldürüleceği daha ilk satırlardan belli, ancak sonun baştan belli olması kitaba sürükleyiciliğinden bir şey kaybettirmiyor.
Kitabın karakterlerinden bir çok kişi dem vursa da ben karakterler konusunda sıkıntı çekmedim. Genelde çok fazla karakter olduğundan ve isimlerinin karıştığından bahsediliyor. Açıkçası bana zorluk yaşatmadı kitabın bu özelliği.

Kitabın olay kurgusu benim çok dikkatimi çekti. Yani şöyle ki, kitap diğer romanlarımı aksine geçmişe gidip gelmiyor tam tersi geleceğe gidip tekrar günümüze dönüyor. Bu açıdan bakılınca kitabın betimlemeleri oldukça iyi diye düşünüyorum. Kitap bildiğimiz romanlardan farklı olarak sonunun bilinmesine rağmen sürükleyiciliğini etkilemiyor. Bana göre bazı erdemlerin toplumsal baskıya uğratılarak kişiyi suç işlemeye ittiği konusunda kitap güzel kesitler sunuyor insana. O kesitleri bulup çıkarmakta size kalıyor kendi açımdan ben çıkardım diye düşünüyorum. Tavsiye edebileceğim bir kitap kesinlikle bir günde rahatlıkla bitiyor kitap. Ben bir oturuşta bitirdim. Gabriel Garcia Marquez ile ilk defa bu kitapta tanıştım ve başarılı buldum olay örgüsünü, anlatılışını, genel olarak kitabı...
112 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar yazarın Yüzyıllık Yalnızlık kitabından sonra okuduğum ikinci kitabı olan Kırmızı Pazartesi döneminin sosyokültürel yapısını ayrıntılı bir şekilde gözler önüne seren bir eser.Eserin dili diğer eseri gibi ustalıkla kullanılmış konu olarak ise çok farklı bir konu seçilmiş Belirli bir toplumda kadın ve erkeğin yeri, din, ekonomik unsurlardan oluşan sınıf ayrımı gibi konulara yer verilmiş.Toplum isterse cinayeti de meşru kılabilir sözünü gözler önüne seriyor.Kitapta en beğendiğim alıntı;
“Bana bir önyargı verin, dünyayı yerinden oynatayım.”
Okumanızı tavsiye ederim sağlıcakla kalın
112 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Gabriel García Marquez’in okuduğum ilk kitabı eğer sizinde ilk ise yanınızda bir kalem ve not defteri bulundurup karakterleri tek tek yazın, yoksa hiçbir şey anlamazsınız, 50 tane karakter var nerdeyse:)

Kitabın isminden ve kapağından anlaşıldığı gibi cinayet, cinayetin sebebi ise namus :) evet, bildiğimiz gibi kızın namusunu temizleyen abileri. Cinayeti kimin işlediği her şey kitabın en başlarında verilmesine rağmen o cinayet işlene kadar gelinen kısmı yazar kendi ağzından anlatır gibi anlatmış. Yazarın anlatımı, olağanüstü kurgusu muazzam. İlk defa okuyacaklara tavsiyem yavaş yavaş okusunlar olaylar birbiri ile çok bağlantılı ve ince detaylara sahip.

Kitapta insan vicdanını,tabuları,ötekileştirmeyi, örf ve adetlere bu denli bağnaz olmaları söz konusu, insanı okurken bile rahatsız ediyor. İnsanların cinayetin işleneceklerini bilmelerine rağmen kimsenin umursamayıp duyarsız kalması toplumun kültürel yapısını göz önüne çıkarmaktadır. Bunlar kadın ve erkek ayrımcılığı, erkeğin üstünlüğü, ekonomik unsurların sınıflandırılması.

Ben kitabı severek okudum okumak isteyenlerde tereddüt etmesinler ve bana hala Santiago Nasar masum yere öldürülmüş gibi geliyor.




Ve kitaptan bir alıntı ile sonlandırmak istiyorum.

Bana bir önyargı verin, dünyayı yerinden oynatayım.


İyi okumalar..
Bu yüzden öldü, dedi bana doktor.

"Bizlerden daha sağlıklıydı; ama insan onun göğüsünü dinleyince, yüreğinin içinde fokurdayan gözyaşlarını duyabiliyordu."
Avukat, cinayetin namus uğruna meşru müdafaa olduğu tezini savunmuş, bu da mahkeme heyeti tarafından kabul edilmişti; davanın sonunda ikizler bu suçu aynı nedenlerle bin kez de olsa yeniden işleyeceklerini beyan etmişlerdi.
Cinayeti işledikten birkaç dakika sonra kiliseye gidip teslim oldukları andan itibaren savunmanın gerekçesini öngörenler yine kendileri olmuştu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kırmızı Pazartesi
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750721571
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Cronica de Una Muerte Anunciada
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Kırmızı Pazartesi
Kırmızı Pazartesi
Kırmızı Pazartesi
Kırmızı Pazartesi
Kırmızı Pazartesi
Her yazar, yazdığı en son romanın en iyi romanı olduğunu sanır. Benim bu romanım için böyle düşünmemin nedeni, yapmak istediğimi tam olarak gerçekleştirebilmiş olmamdır. Romanlar, yazılırken yazarlarının elinden kaçıp kurtulmak isterler. Romanın kişileri, kendi özyaşamlarına dönerler, en sonunda da canlarının istediğini yaparlar. Ben hiçbir romanımda bu romanımdaki kadar ipleri elimde tutamadım. Belki bunu konu ve hacim nedeniyle başarmışımdır. Konusu çok sert olan ve hemen hemen polisiye bir roman gibi işlenen bir roman bu. Üstelik oldukça da kısa. Sonuçtan hoşnutum. Bundan önce de en iyi romanım Yüzyıllık Yalnızlık değil de Albaya Mektup Yazan Kimse Yok adlı yapıtımdı. Ben öyle sanıyordum; ve bunu da sık sık söyledim. Şimdi de en iyi romanımın Kırmızı Pazartesi (Gronica de Una Muerte Anunciada) olduğunu sanıyorum.

Kitabı okuyanlar 26.227 okur

  • Sevda Şahpaz
  • Meltem Altınyıldız
  • Osman aslan
  • Esma Yasan
  • Tutku Türkmen
  • Gülhan
  • Merve çiftçi
  • zeze
  • Activist
  • Merve Yarıcı

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%21.5
14-17 Yaş
%10.2
18-24 Yaş
%22.6
25-34 Yaş
%21.5
35-44 Yaş
%17.4
45-54 Yaş
%4.6
55-64 Yaş
%0.4
65+ Yaş
%1.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%67.8
Erkek
%32.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%17.4 (1.299)
9
%17 (1.269)
8
%24.7 (1.842)
7
%17.6 (1.313)
6
%8.3 (615)
5
%4 (301)
4
%1.6 (118)
3
%1.1 (85)
2
%0.6 (44)
1
%0.8 (60)

Kitabın sıralamaları