·
Okunma
·
Beğeni
·
177bin
Gösterim
Adı:
Kırmızı Pazartesi
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750721571
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Cronica de Una Muerte Anunciada
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Her yazar, yazdığı en son romanın en iyi romanı olduğunu sanır. Benim bu romanım için böyle düşünmemin nedeni, yapmak istediğimi tam olarak gerçekleştirebilmiş olmamdır. Romanlar, yazılırken yazarlarının elinden kaçıp kurtulmak isterler. Romanın kişileri, kendi özyaşamlarına dönerler, en sonunda da canlarının istediğini yaparlar. Ben hiçbir romanımda bu romanımdaki kadar ipleri elimde tutamadım. Belki bunu konu ve hacim nedeniyle başarmışımdır. Konusu çok sert olan ve hemen hemen polisiye bir roman gibi işlenen bir roman bu. Üstelik oldukça da kısa. Sonuçtan hoşnutum. Bundan önce de en iyi romanım Yüzyıllık Yalnızlık değil de Albaya Mektup Yazan Kimse Yok adlı yapıtımdı. Ben öyle sanıyordum; ve bunu da sık sık söyledim. Şimdi de en iyi romanımın Kırmızı Pazartesi (Gronica de Una Muerte Anunciada) olduğunu sanıyorum.
112 syf.
·2 günde·8/10 puan
Kırmızı Pazartesi yazarın okuduğum ikinci eseri.

Eser bilinen eserlerin aksine sondan başlayan bir kurguya sahip. Bu kurguyu "polisiye romanlar"da görmeye aşinayız sıklıkla. Eser de tam anlamıyla bir polisiye roman olmasa da kısmi olarak polisiye romanı andıran niteliklere sahip.

Söyleyeceklerim spoiler sayılmaz diye tahmin ediyorum. Zira eserin kapağını açar açmaz kahramanın öleceğini öğreniyor okur. Bütün kurgu bu ölüm üzerine kurulu olsa da eserin yazıldığı coğrafyanın insanlarının özelliklerini de görebiliyoruz. Toplumun aynası diyebiliriz.

Bir namus cinayeti. Hani Kemal Sunal filmlerinde de görülen kadının oğlunun eline silahı verdiği, sevdiği kadının kanını almazsa onunla evlenmeyeceği cinsten bir kurgu. İki kardeş Santiago'yu namus için öldürüyorlar, Santiago'nun bir dostunun ağzından da olay anlatılıyor. Cinayetin işleneceğini orada yaşayan herkes biliyor ama kimse sonuca etki edecek bir müdahalede bulunmuyor. Aksine toplum bir nevi destekliyor o cinayeti. Üstelik kurbanın suçlu olduğuna dair en ufak bir kanıt dahi yok.

"Bana bir ön yargı verin, dünyayı yerinden oynatayım."

"Kader bizleri görünmez kılar."

Kitap hacimsiz olmasına rağmen anlatım olarak zorluyor. Daha önce Marquez okuduysanız bu zorluğa aşinasınızdır diye düşünüyorum. Ben aşina da olsam okurken yorduğunu itiraf edebilirim. Ama yine de okumaya değer diye düşünüyorum. Bazen zor olan şeyler daha çok şey katar insana.
112 syf.
·Puan vermedi
Gabriel García Márquez, 1927 yılında Kolombiya'da dünyaya gelmiştir. 20. yüzyılın en önde gelen yazarlarından biri olarak değerlendirilen Márquez; 1982 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanmıştır. Vefat ettikten sonra, Kolombiya Cumhurbaşkanı tarafından ''Bugüne kadar yaşamış en büyük Kolombiyalı'' olarak lanse edilmiştir. Yüzyıllık Yalnızlık, Kolera Günlerinde Aşk, Kırmızı Pazartesi bilinen eserleri arasındadır.

Kırmızı Pazartesi, isimli eserinde yazar neredeyse tüm kasaba tarafından bilinen bir cinayetin herkes tarafından göz göre göre işlenmesini konu edinmektedir. Döneminin sosyokültürel yapısını aktaran yapıtta işlenen namus cinayetine herkesin sessiz kalması eleştiri noktası olmuştur.

Kitapta çok fazla karakter olmasına rağmen ana karakter Santiago Nasar'dır. Belki de yaşamadığı bir beraberlik yüzünden göz göre göre ikiz kardeşler tarafından katledilmiştir. Cinayeti işleyen ikiz kardeşler ise, bunu herkese anlatmış; birilerinin kendilerini vazgeçirmesi için çok çabalamıştır. Kana susayan toplum ise, cinayeti engellemek bir yana desteklemiştir.

İşlenen namus cinayetleri genel olarak din veya toplumdan çekinme olgusu üzerinde işlenmektedir. Eserde sürekli gemiyle oradan geçen Piskopos'un kasabaya hiç uğramaması ise; bana göre işlenen namus cinayetlerine din adamlarının sessiz kalmasını tasvir etmiştir.

Herkese iyi okumalar dilerim...
  • Sineklerin Tanrısı
    8.0/10 (13,5bin Oy)11,7bin beğeni46,5bin okunma22,3bin alıntı194,2bin gösterim
  • Bülbülü Öldürmek
    8.5/10 (11,8bin Oy)12bin beğeni41,3bin okunma45,8bin alıntı280,2bin gösterim
  • Otomatik Portakal
    8.0/10 (14,5bin Oy)12,4bin beğeni50,3bin okunma37,7bin alıntı240,6bin gösterim
  • Çavdar Tarlasında Çocuklar
    7.0/10 (9,6bin Oy)7bin beğeni35,3bin okunma27,2bin alıntı160,4bin gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (19,5bin Oy)17,3bin beğeni70,5bin okunma49,8bin alıntı253,4bin gösterim
  • Genç Werther'in Acıları
    8.2/10 (15,5bin Oy)14bin beğeni57,9bin okunma115,3bin alıntı408,3bin gösterim
  • Amok Koşucusu
    8.1/10 (16,7bin Oy)14,4bin beğeni62,7bin okunma40,6bin alıntı531,8bin gösterim
  • Semerkant
    8.6/10 (10,5bin Oy)10,7bin beğeni37,6bin okunma44,7bin alıntı191,7bin gösterim
  • Korku
    8.5/10 (15,7bin Oy)13,6bin beğeni55,2bin okunma39bin alıntı182bin gösterim
  • Fahrenheit 451
    8.1/10 (16,4bin Oy)14,3bin beğeni51,1bin okunma64,2bin alıntı278,2bin gösterim
112 syf.
·30 günde·9/10 puan
Orijinal adı Cronica de Una Muerte Anunciada (İlan edilmiş ölümünün kronolojiği) olan kitap yazarın küçüklüğünü geçirdiği kasabada yaşanan namus cinayetini konu alıyor. Satırları çevirirken gözünüzün önünde bir cinayete şahit oluyorsunuz. Bu beni bayağı huzursuz etti. Ama moda girdiğime göre kitabın hakkını teslim etmek gerek. Polisiye romanlardan farkı katili en baştan biliyorsunuz. Yazarda buna kızıyor zaten toplumun insanların duyarsız kalışına. Üstad Marquez'in Yüzyıllık yalnızlık ve Benim hüzünlü or*spularım kitapları da tavsiye edilir.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
112 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
YouTube kitap kanalımda Kırmızı Pazartesi kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz: https://youtu.be/a3ctaLux8B4

Ana baba bacı kardaş dar günümde el olur
Namus belasına kardaş döktüğümüz kan bizim.
Acaba Gabriel Garcia Marquez 1981 yılında Kırmızı Pazartesi'yi yazarken, Cem Karaca'nın 1968 yılında Namus Belası adı altında çıkardığı şarkıyı mı dinliyordu?

Türkçe'de "üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi" diye bir deyim vardır bu kitabın sonuyla ve kendisiyle tam olarak uyacak şekilde. Peki Santiago Nasar'ın üstünde bulunan bu toprak, geleneklerin topluma dayatmasının kapalı bir kişileştirmesi miydi? Kitabın ilk cümlesinden beri haberi verilmiş bir cinayetin faili somut bir kişi yerine soyut sosyolojik olgular mıydı? Ya da kitabın 34. sayfasında geçen hastaların başında bekleme, ölüm döşeğinde olanlara güç verme, ölüleri kefenleme sanatında olan ustalıkların hepsinin birer amacı mı vardı?

Bazen kaderimiz bizleri görünmez kılar. Her ne kadar namus cinayetleri olmasa da daha başından beri ölecekleri ya da zarar görecekleri haber verilmiş olan Aylan Kurdi ya da Ümran Dakneş'e yapılanlar konusunda, Santiago Nasar'ın cinayetinin bir türlü engellenememesi gibi bir umursamazlıklar zinciri mi söz konusuydu? Çünkü onların bu kadar görünmez olmalarını umursamazlıklardan başka bir şey sağlayamazdı sanırım.

Biz işimizi en iyi geleneklerin topluma dayatması mevzubahis olduğunda yaparız. Toplumsal sınırlandırmalar ve ölümlerin kanıksanacak seviyeye kadar gelmesi Marquez'in çevresi kadar bizim yaşadığımız yer olan Ortadoğu'nun da ortak derdi. Öyle ki 73. sayfada da geçtiği gibi Güney Amerika ülkelerinde Ortadoğu'dan göçen Arap kökenlilere Türk gözüyle bakılır. Yani sen bir Kolombiya hostelinde eski bir gramofondan Sade'nin Hang on to Your Love şarkısını elinde Bourbon'unla sallanan sandalyende dinliyor olsan da Türksün, İsveç'te kayak malzemesi satın alırken kulağında viking metalgillerden Amon Amarth dinlerken keçi sakalını kaşırken de Türksün. Sen Türksün yani kısacası. Toplumsal sınırlandırmalara, sınıflandırmalara, adetlerin vahşi sonuçlarına, Santiago Nasarcıl cinayetlere en alışık toplumlardan birisin.

Kırmızı Pazartesi değil kıpkırmızı haftalarımız oldu bizim de bu ülkede. Sadece haftanın tek günü değil, bazen haftanın her günü uğraşıyoruz ölümlerin önüne geçememelerimizle. Sırf bundan dolayı da ülkenin adını değiştirebiliriz Kırmızı Kader ile.
112 syf.
·2 günde·Beğendi
"Santiago Nasar, onu öldürecekleri gün, piskoposun geleceği gemiyi karşılamak için sabah saat 05.30'da kalkmıştı."

Yukarıda kitabın ilk cümlesini görüyorsunuz. Bu cümle kitapta ne anlatılacağını, kitabın ana karakterini, karakterin başına gelecek şeyi ve kitabın sonunu anlatıyor. Ve bu daha kitanın ilk cümlesinde yapılıyor. MUAZZAM!!!

Normalde bir kitabın sonunda olacak şeyi kitabı okuyup sonuna geldiğinizde öğrenirsiniz ama bu kitap size hemen söylüyor. Şimdi size hemen kitabın sonu söylendiği için çok saçma gibi gelebilir ama bu kitap inanılmaz akıcı bir şekilde ilerliyor. MUAZZAM 2!!!

Kitapta namus, cinayet, kadına şiddet, töre, aile ve daha birçok konu işleniyor. Bu kadar geniş bir konu yelpazesi olan bir kitabın 107 sayfa olması gerçekten çok hoş. Bir iki günde okunup okunduğu süre boyunca okuyucusuna çok güzel anlar yaşatan bir kitap. MUAZZAM 3!!!

Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Aslında bu yazara karşı biraz önyargılıydım çünkü her yerde karşıma çıkıyordu ve ben hiçbir kitabını okumamıştım. Hemen nasıl olur dedim ve bir kitabını aldım. En azına okumadım demem diyerekten okumaya başladım. Ve... ve... ve bayıldım arkadaş. En yakın zamanda başka kitaplarını da alıp okumak istiyorum. Tabi bu en yakın zaman bir sene de olabilir bir hafta da. Elimde bayağı bir kitap var.

Sonuç olarak bu kitap ve yazar MUAZZAM 4!!!
Bence kesinlikle okunması gerekiyor. Keyifli okumalar...
112 syf.
Gabriel García Márquez bu romanında, çocukluğunu geçirdiği kasabada gerçekleşmiş bir namus cinayetini kaleme almış. Orijinal adı (İspanyolca) Cronica de Una Muerte Anunciada (İlan edilmiş ölümünün kronolojiği), Türkçe’ye Kırmızı Pazartesi olarak çevrilmiş.

Bence, her kitaba konsantre olmalı ve öyle okumalı, ama “Kırmızı Pazartesi” biraz daha fazla konsantrasyon gerektiriyor. Eğer konsantre olmadan okunursa, örgüde ve karakterlerde bir karmaşa yaşayabilirsiniz. Kitap sürükleyici, konu sürekli birilerinin ağzından anlatılıyor. Kısa bir zaman dilimidir “Kırmızı Pazartesi”, ama yoğun bir içeriği vardır. Bazen sohbet ediyormuşsunuz hissi uyandırmıyor değil.

Evet bir namus cinayeti hikayesi bu, bir öldürülen ve öldüren de var ortada; bunlar da açıkça ve bilinen. Bunları belirtmiş olmam kitap içeriği hakkında bilgi verdiğimi göstermez, yanılmayınız sakın. Okurken dikkat ediniz, tüm bunlar hemen hemen kitabın başında verilmesine rağmen, asıl üzerinde durulması gereken şaşırtıcı başka bir durum söz konusudur.

Aslında biliyor musunuz, bir cinayet romanı olmasına rağmen, cinayeti kimin işlediği çok fazlaca kimsenin umurunda değil, zira bu belli zaten. Cinayetin işlenme süreci, öncesi ve sonrasıyla, irdelenmekle birlikte, cinayetin işleniş biçimi daha çok ele alınmış ve konu edilmiş. Bununla birlikte sosyoekonomik, sosyokültürel yapısıyla toplumu da irdeliyor Márquez romanda. Kadınlara biçilmiş görevler vardır, yeri ve görevleri bellidir, erkeklerin de öyle.

Ancak, bizde olduğu gibi onlarda da bekâretin önemi çok büyüktür, ne yazık ki uğruna cinayet bile işlenebilir bu nedenle, gözünü kırpmadan ve acımasızca. Prudencia Cotes'in annesinin şu sözü bu konudaki hassasiyeti göstermeye yetiyor: "Tahmin edebiliyorum, çocuklar, namus meselesi beklemez."

Toplumun önem verdiği, kız ve erkeğin yetiştirilmesi, beklentisi ile kadın ve erkeğin yeri ve durumu aşağı yukarı yine bize benziyor sanki. Ana’nın koruma içgüdüsünü görebilirsiniz kızı için ya da erkeğin adamlığı gibi. "Çek elini kızımdan, beyaz adam! Ben hayatta oldukça sen o pınardan içemezsin" diyerek kanatlarını kızının üzerine koruma kalkanı gibi açan Victoria Guzmân’ın annesinin hiddetli tepkisi açıkça bunu ortaya koyuyor.

Romanda oldukça fazla karakter olmasına rağmen asıl önemli karakter 22 yaşındaki Santiago Nasar’dır. Babası İbrahim Nasar, iç savaşların ardından Kolombiya’ya Araplarla birlikte gelmiştir (Güney Amerika ülkelerinde Orta Doğu’dan göç eden Arap kökenlilere Türk gözüyle bakılır. Çev.Notu). Özgür, gözü pek, yakışıklı bir gençtir Santiago. Hovardaydı tabiri caizse. Ancak ne var ki Angela yanlış bir adres, sonucu da hayatına mal olmasıydı.

Ama şu kanaate de vardım: Suçlu (bilinmesine rağmen) katil/katiller değil şehrin tamamı. Finalde "Santiago, yavrum! Neyin var?" diye bağıran Wene Hala’nın sorusuna yanıt içinizi acıtabilir...
112 syf.
·2 günde·9/10 puan
Selam Kitap Severler,
Rüyalarıma kadar giren kitap ile geldim.
Kırmızı Pazartesi,Gabriel Garcia Marquez tarafından 1981'de yayınlanmış Nobel Edebiyat Ödüllü bir romandır.Kırmızı Pazartesi benim Gabriel Garcia Marquez'den okuduğum ilk kitap.Bu kitap aslında Gabriel Garcia Marquez'in çocukken kasabasında yaşanan talihsiz bir olayı anlatıyor.Yazar bu sarsıcı olayı yazıya dökmek istemiş.Roman toplumun göz göre göre işlenen bir cinayete engel olmamasını,kayıtsız kalmasını ele alıyor. Kitabın bana farklı gelen yanı aslında kitabın sonunun başında söylenmesi.Ama burada dikkat çeken şey cinayet değil,kitaptaki herkesin bu cinayeti engelleme potansiyeli varken hiçbir şey yapmayışı.Beni üzen bir gerçek ise bu olayın yaşanmış olması. Yazar ne yazık ki yaşanmış bu acı ama gerçek olayı kendi kalemiyle ustalıkla anlatmış. Mutlaka okunması gereken kitaplardan biri.
Yazarın kalemini okudum ve çok beğendim,yazarın kaleminden okuyanlar var ise bana hangi kitaplarını tavsiye edersiniz. Haydin yorumaa
#alıntı
"Bana bir önyargı verin, dünyayı yerinden oynatayım."
"Bir insanı öldürmenin ne kadar zor bir şey olduğunu tahmin edemezsin! "
"Soğukkanlılığının suçsuzluk değil, edepsizlik olduğunu düşünüyordu."
"Savaşçı balıkçılla düşüp kalkmaya cesaret eden şahini, tehlike bekler."
"Aşkımın kanıtı olarak sana gözyaşlarımı yolluyorum... "
"Bizden daha sağlıklıydı;ama insan onun göğsünü dinleyince yüreğinin içinde fokurdayan gözyaşlarını duyabiliyordu."
"Namus aşktır. "
112 syf.
·Beğendi·10/10 puan
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

"Tuco Herrera , kendisini jandarma karakoluna götürüp gözaltına alacakları o uğursuz Pazartesi gününün sabahında , iki gün önce Mersin' den Adana' ya aile dostunun düğünlerine giden ailesini karşılamak için kalkamamıştı .. Esasen hiç yatmamıştı!! Bu yüzden ne litrelerce kırmızı tuborglarla dolu güğümlerin çevresinde koştururken , ne kajularla dolu havuzlara dalıp çıkarken , ne de bir yanı soğuk su diğer yanı rakı akan ve birbirine hiç karışmayan o mucizevi bal ırmakları kıvamındaki akarsu yataklarında kadehlerini doldururken de görememişti kendisini rüyasında... Neler olduğunu dahi anlayamadan mavi bir jandarma minibüsünde buldu kendini ...Dört jandarma eri ve en önde oturan araç komutanı başçavuş ile " TEZGAHIN" içinde yer alan tüm arkadaşları idi tüm görüp görebildikleri.. Bir de pimapen bir tabure , bir adet ingiliz anahtarı ve bir salkım üzüm .."

Kafanız mı karıştı? Gelin en başa alalım =)) O günlere uzanalım .. Ve en baştan anlaşalım .. Bu bir Tuco Herrera gezi gözlem kolu incelemesidir .. Bol miktarda HURAFE , inanılmaz bir insanlıktan çıkmışlık , trajikomik olaylar ve yuh artık dedirtecek ölümüne işsizlik aroması ihtiva etmektedir ..

'99 yazı .. Yaş 18.. Mersin' de Silifke yakınlarında sessiz sakin bir yazlık muhitindeyim.. Günler belli bir yerden sonra yazlıkta sinir zorladığı için olur olmaz herşeyden kendimize eğlence çıkardığımız dönemler.. Muz kabuğundan atom bombası yapıp neşeye koşuyor değiliz pek tabii .. Nedir kendimize meşgale olarak edindiklerimiz ? Sitenin bekçisinin Kadir ismindeki parmak çocuğuna, onun SADDAM adını verdiğim ve bize sürekli terlikler fırlatan annesine, ayrıca bir kaç küçük çocuğa daha salça olmaktayız .. Gece gündüz nerde görürsek korkutuyor ya da uğraşıyoruz .. Misal sitede malatyalılar olarak bilinen ailenin Memoş isimli minnak bir oğlu var .. Paytak paytak yürüyor .. Ne zaman görsek burnunda akan sümükleriyle gezen malatya aksanıyla ve "r" leri "y" sesiyle seslendiren , gözü yaşlı dolanan bu 5 yaşındaki inanılmaz tatlı çocuğun, aynı apartmanda oturan komşuları kurmay albayın yaşıtı olan kızına abayı yaktığını öğrenmişiz.. Durmaksızın kızı öpmesi ,çıkma teklif etmesi, ona açılması konusunda telkinlerde bulunup çocuğu kızın üzerine sürüyoruz.. Yüreklendiriyoruz .. Sevgiden yanayız anlayacağınız .. Niyetimiz kötü değil =)) Velhasılkelam kalbi sevgi dolu bu minik aşk neferi hijyenden kotaramadığı için her daim tokat yiyip yanımıza dönüyor .. Ona dondurma , kola ısmarlıyor tekrar güvenini kazanıyoruz kendine olan güvenini de refresh ederek..Biliyoruz ki kaybolan güven bir dahaki sefer dondurma ve abur cuburla tekrar geri gelmez .. İşsizlik ve eğlence döngüsünün sürmesinin bedeli, dostmuş gibi görünen ellerle gelen rüşvet.. (Kadir' e yaptıklarımızı anlatmayacağım ... Sadece şu kadarını bilin ki kışın biz sitede yokken Tuco ismini duyan bu çocuk ağlamaya başlıyordu...HATTA TELEFONDA SESİMİ DUYDUĞUNDA DAHİ!! )Onu buna , bunu da ona düşürüp birayı da katık edip gündüzlerimizi geçirmekteyiz gülerek.. Üçüncü çoğul şahısla konuşuyorum çünkü 3 kişiyiz .. Kendi kafa dengim olan 2 metalci daha bulmuşum ..Tam bir KÖTÜLÜKLER KUMPANYASI, MOSKOVA DEVLET SİRKİNİN KÖTÜLÜK SAÇAN VERSİYONU OLMUŞUZ.. Yüz göz eğme !! Yazlık yerde büyük nimet kafa dengini bulmak!! Hele de metal dinliyorsan.. Keyfim gıcır anlayacağınız .. Gündüzler bu şekilde geçiyor ama peki ya geceler ? Geceleri şekillenen eğlence sektörü, siteyle hiç alakası olmayan ve bizleri hiç tanımayan kiracıların ,ağımıza düşen çocukları etrafında gelişiyor .. Daha doğrusu CİN ÇAĞIRMA SEANSLARINDA..İşte cehenneme giden yolun taşlarını bu şekilde sermekteyiz kendi ellerimizle o günlerde =)) Kitabımızın incelemesine konu olan olaylar silsilesi de işte bu gece kısmında start almakta.. Olanları anlatmadan önce az da kitabımızdan bahsedeyim .. Az diyorum zira spoilerdan yana değilim bildiğiniz üzere...

Kırmızı Pazartesi ' yi okuduğunuz da göreceksiniz ki ortada gerçekten yaşanmış bir cinayet vakası var.. Kurbanımızın ismi Santiago Nasar..Bu arada bu cinayetin işleneceğini herkes bilmekte .. Cinayetin tanığı olan tüm bu şahıslar ama öyle ama böyle bu işin bilincindeler.. Hatta cinayet işlendikten sonra bu bilinçli vatandaşlar olayı soruşturmak adına bölgeye gelmiş savcıya koşa koşa gidip ifade veriyorlar .. Yalnız bir kötü şans ve tesadüfler zinciri de olaya dahil ..Bunun yanı sıra olayın yaşandığı Kolombiya ' nın katolik nüfusunun çoğunlukta olduğu bu yörede pek tabii insan ilişkileri , örf ve adetler ve dini kurallar çok çok daha baskın ve farklı .. Din ile şekillenip ,yüzyıllarca bu insanlara yön veren namus kavramı ve sonrasında olanlar okuyacaklarınız .. Gabriel amca bu kısa romanıyla beraber hem toplum içindeki bireylerin sosyokültürel ilişkilerini hem de o toplumda yaşayan kadınların toplumdaki yerini sunuyor size satırlarında .. Benim size anlatacaklarımın burda yazılanlarla kesişim kümesine düşen konu başlıkları ise şunlar .. Bu olayın er geç gerçekleşeceğini "hepimizin bilmesi" ama olayların bu boyuta varacağını hiçbirimizin kestirememesi .. "Dini ve örfi kuralların hayatımızdaki rolü" ve bugün dahi anlayamadığımız bir "tesadüfler zincirinin" içine düşmüş olmamız .. Ha bir de Santiago Nasar rolünü istemsizce üstüne alan bizden iki yaş küçük Urfalı gencin kendince "ölümden" dönüşü..

Eveeeeet !! Hazırsanız kaldığımız yerden devam edelim .. Geceleri türlü nedenlerle CİN ÇAĞIRMA RİTÜELLERİNE dahil ettiğimiz bu insanlara uygulanan adımlar nelerdi ? Birincisi onu bu işin tehlikelerine karşı uyarıp merakını cezbedeceksin .. Ağzına bir parmak balı çaldıktan sonra sebat edeceksin ..Sabırlı olacaksın ki o gelsin katılmak istesin... Gel katıl bize dersen korkutup kaçırırsın .. Korkarak katıldıysa zaten elinin içindedir .. Hemen bir karton kutuyu yırtıp cadı tahtası hazılamalısın .. Ciddi olmalı , kendini tutamayıp gülen olursa onu hemen esas TEZGAHIN döneceği birinci ekipten çıkarmalısın .. Bu arada bu ekiplerden de bahsedeyim size .. Birinci ekip ÇAĞIRANLAR =)) İkinci ve üçüncü ekip ise ÇAĞIRILANLAR .. Yani makyaj yapıp olaya doğa üstü süs veren ekipler.. Nedir bunların görevi ? Kapalı bir ortamda çağırdığın ruhu "ortama entegre etmek"!!! =)) Biz misal sitenin ta en dibinde yeralan ve sahanın ışıkları da dahil tüm ışıkların kapatılabildiği diskoda kuruyoruz tezgahımızı ..Bu arkadaşların görevlerinden biri, "Eeeey bilmem kimin ruhu geldiysen bir işaret ver !" sözüne mütakip diskonun içine taş toprak yağdırmak .. Yere öncesinde yanıcı madde döküldüyse onu ateşe vermek. falan fistan. Tüm gidişat 3 aşağı 5 yukarı bellidir .. Bu olanlar girizgahtır .. Korku pompalamaktır amaç herşeyden habersiz şahısa .. Çünkü korktukça kontrolünü kaybeder .. Bu arada biri sözde korkar ve cadı tahtasının üstündeki fincanı eliyle savurup kırar.. Sonrasında çağırılan ruh , cin her ne ise sözde SERBEST KALIR =)) Olanlar bundan sonra başlar .. Kartopu gibi büyüyen korku çığına sebep herkes kendini dışarı atar .. Ama biri vardır ki onun içine artık kötü ruh girmiştir.. Dışarı çıkar çıkmaz kurban hariç herkesi tokatlayıp dövmeye başlar .. Kurban artık aklını kaçırmıştır ama karanlıkta eve gidemez .. Evi başına yıkılan depremzedeler gibi çöreklenir yanınıza .. Göz ucuyla takip eder hatta onu da teselli edersiniz korkmaması için .. Lakin fitil ateşlendiği için siz de takdir edersiniz ki bu mümkün değildir !! Siz kurbanı teselli ederken yerde yatan arkadaşınıza çaktırmadan verilen "DÜŞ" macununa sebep artık köpükler ve nöbetler de devreye girer.. Bu dakikadan sonra kurban kaçacak korkusunu üzerinizden atmalısınız .. İşte bu özgüvene sebep , yerde yüzünü yıkadığınız arkadaşınız kalkar ve kurbana saldırmaya kalkar .. Araya girip savunmaya geçilir .. 2 - 3 tokat ve yumruk yenir ..Bu arada 2. ve 3. ekip karanlıktan istifade diskoya 30 40 metre uzaktaki gazinoya yerleşmişlerdir .. Hemen yardıma gelmeleri için o ekipten birine haber verilir .. Kollardan bacaklardan tutularak gazinoya taşınır .. 2 masa birleştirilir üstüne yatırılır .. Tüm bunlar olduğunda takribi olarak gece saat bir buçuk iki olduğundan ortalıkta harbi in cin top oynamaktadır .. Daha sonrasında bir kaç numarayla burda da olaylar ilmek ilmek işlenir ve sitenin dışına doğru gidilir .. Amaç arkadaşınız fenalaşırsa onu yoldan geçecek bir arabaya bindirmektir .. VEEEEE EN GÜZEL KISIM !!! Tüm bunlar olurken biri kurbana abdestinin olup olmadığını sorar .. Muhakkak ki yoktur .. Varsa da zaten bu korkuyla bozulmuştur =)) Kurban duşların orada elini ayağını yıkayıp abdest alır .. Ora olmazsa küçükler havuzuna sokulur falan ... Fantazide sınır yok !! Daha önceki tecrübelerime ve gördüklerime dayanarak söylüyorum ki o duşların altına elbiseleriyle girenleri gördü bu gözler .. Bu sırada gazinoda kalan 2. ve 3. timden bir kısım apartman çatılarına çıkıp aşağı taş falan atar ..Ben bu kısımda kurban şöyledir böyledir demek istemiyorum =))) Varın gelin siz hesap edin o korkuyu =)) Esas ekipten biri yağan taşa sebep eve gideyim geleyim de birilerini çağıralım diyerek ayrılır ..

İŞTE O GECE SAAT 4 CİVARINDA EVE ÇIKMA GÖREVİNİ ÜSTLENEN O KİŞİ BENDİM !! Olanların bu kısmından sonrası tamamen bir fecaat =))

Çıktım eve .. Gülmekten süblimleşmişim .. Bizim çatıya çıkan ekipte hemen bizim eve geldi .. Evde kimse yok bizimkiler düğüne gitmiş zaten ... Sabahına gelecekler ama meydan şimdilik bize kalmış .. Kakara kikiri!! Bir bira açtım mutfağa gidip .. Yalnız o sırada elektrikler gitti .. Bu kez bir anlık "sanırım hakkaten geldiler" moduna girdiysekte olaya ışıldakla müdahale ettim hemen ..Zaten kesintilere yazlık yerde alışığız.. Tam bu sırada arka yolda bir bağırış çağırış koptu.. Hiçbirimizin aklına dahi getiremeyeceği birşey olmuştu o sırada .. Bizim ekip, biz inip bir bakalım diyip indiler aşağı .. Ben de biramı bitirip inerim diyip kaldım yukarda .. Meğerse bu sırada aşağıda bizim içine cin kaçmış eleman olayı doğaçlamaya vuruyor .. Alıyor bir eline oturduğu pimapen tabureyi , diğerine de sitenin girişindeki müracaatta duran ingiliz anahtarını .. Bunlar başlıyorlar kovalamacaya .. Benim biramı içerken arka yoldan gelen sesler işte bu sesler .. Bizimki arkada , kurban önde derken soteye yatmış jandarma GEEEEEEL diyor bunlara .. Çocuğun kalbi delikmiş .. İşte bizim hiç bilmediğimiz bir etken!! Jandarma arabasının dibine gidiyor . " CANA KASIT VAR ! BUNLAR BENİ ÖLDÜRMEK İSTİYORLAR " diyip korkudan kısa bir baygınlık geçirince ,bizim eleman da elinde ingiliz anahtarıyla götüm götüm siteye kaçınca jandarma başlıyor bunu kovalamaya ..Çocuğu yaraladı sanıyorlar.. Jandarma minibüsü o sırada karanlıkta sahilden dönenlere , yoldan gecenlere kimlik falan sorarmış .. Minibüs işbu sebebten dolayı hareket etmediği için bizimkiler de mevzuya uyanamıyorlar .. Dolayısıyla çatıdaki ekip , bizim kaçan cinci elemanın arkasından gelen jandarmaları TEZGAHA ALDIĞIMIZ KURBAN SANARAK ( KALBİM AĞRIYORRRRR DÜŞÜNÜRKEN BİLE!!!!!)) başlıyorlar mı TAŞLAMAYA ?!?!?! JANDARMA SİLAHIN AĞZINA MERMİYİ VERİYOR MU BİR GÜZEL ?!?! Tabii ben bunları karakola giderken yolda öğrenebildim .. Zili çaldıklarında elimde bir tas içinde bir salkım üzümle karşımda jandarma erlerini görünce kalakaldım MAHMUT HOCA diyerek .. O üzümler neyin nesi dersen .. SÖZDE okunmuş üzümdü onlar.. Bizimkine yedirip ayıltacaktık =))) Elimde üzümlerle indim aşağı .. Dalından armut toplar gibi topladılar bizim ekibi evlerden ..Tıktılar minibüse .. Haydi buyur burdan yak .. Ne denir şimdi sorsalar bize diye düşünürken yarı yolda bahsettiğim kurmay albay aldı bizi askeri kimliğini göstererek .. Jandarma bizi alınca uyandırmış sitedekilerden biri ..
65 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
Spoiler yeməyəcəyiniz yeganə roman

Tam da belə. Bir cinayət romanı düşünün ki, nə qatili, nə qurbanı, nə səbəbləri axtarırsınız. Elədir, çünki Marquez detektiv ya da triller roman yazmırdı. O məhz toplumun xarakterinin fərqli cəhətlərini üzümüzə vuran bir əsər yazırdı.

Bir qız bakirə çıxmayıbsa, mütləq qan tökülməlidir. Bəli, qan o şəkildə olmayıbsa, o zaman bu şəkildə olmalıdır. Əsrlərdir, demək olar, bütün xalqlarda var olan bu qan sevdası məni məndən alır:)

Əslində, başda açıqca görürük ki, qızın qardaşları bu cinayət üçün çox həvəsli deyillər. Hətta onlar prossesi bilərəkdən uzadır, Santiagonu orada olmayacağını bildikləri yerlərdə axtarırlar, qarşılarına çıxan hər kəsə də niyətlərini deyərək öz-özlərinə əngəl yaradırlar. Yaratmağa çalışırlar. Ancaq yaranmır.

Hekayənin anlatıcısı - öldürüləcək olan Santiago Nasarın dostu da buna təəccüblənir. Əkiz qardaşları əngəlləyəcək yaxud Santiagonu xilas edəcək yüzlərlə nəsə olmalı idi, amma bu axsaq, üstünə heç plan qurulmamış qətl qüsursuzluqla həyata keçirilir ! Bu barədə istintaq işi hesabatının 382-ci səhifəsində qızrmızı qələmlə "Kader bizi görünmez kılar" deyə not edilmişdi...

Yenə həmin hesabatın 416-cı səhifəsində isə qırmızı bu cümlə yazılmışdı : "Bana bir önyargı verin, dünyayı yerinden oynatayım."

Önyarğı... Bizi məhv edən şeylərdən. Əsərin başından sonuna qədər heç kim (anlatıcı xaric) günahkarın Santiago olmasının doğruluğunu sorğulamır. Sanki bu rüsvayçılığın dərhal sonlanması üçün "günah keçisi" lazım idi, o bədbəxt keçi də ərəb əsilli gənc oğlan olur.

110 səhifəlik əsərdə diqqət çəkəcək kiçik-kiçik çox detal var əslində. Məsələn nigahı pozulmuş qızın ömrünün sonuna qədər yas saxlamalı olduğuna inanan ana və ya nişanlısı namus üstə cinayət işləyib həbsxanaya düşməsə "kişi deyil" deyib evlənməyəcək olan qız. Və daha başqaları.

Əsərin dili klassikalara bələd olanlar üçün olduqca axıcıdır. Oxuyacağınız ən möhtəşəm romandır demirəm, oxumadan ölməyin də demirəm, amma tövsiyə edirəm. Oxumağa və üstünə düşünməyə dəyər.;)

Hər kəsə xoş oxumalar☆
112 syf.
·7 günde·8/10 puan
Namus eşittir bekaret diyen bir halk. Kolayca harcanan hayatlar. Ardında birçok soru işareti bırakan bir cinayet. Seni hiç unutmayacağım Santiago Nasar. 🥲
112 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
112 sayfaya sığdırılmış bir cinayet ve öncesinde yaşananlar.. İyi ki uzun tutulmamış üzücü ama tam tadında bir bitiş oldu diyebilirim. Kitabın diğer okuduğumuz cinayet polisiye romanlarından bir farkı var çünkü burada işlenecek olan cinayeti, kimin yapacağını, nasıl yapacağını tüm halk biliyor ve bunu engelleyebilecekken kimse harekete geçmiyor.

İşte bu cinayete kurban giden masum ve hiçbir şeyden habersiz Santiago Nasar. Cinayeti bir "namus" meselesi adı altında ikiz kardeşler Pedro ve Pablo Vicario işliyor. Ve biz kaderinden kaçamayan zavallı Santiago Nasar'a üzüldüğümüzle kalıyoruz.

Cinayetin neden olduğu, kimin sebep olduğu ve o heyecanlı cinayet gününe kadarki yaşananlar okumayanlara kalsın:)

Kitapta çok fazla karakter var ve çok da aşina olmadığımız İspanyol isimler olduğu için biraz kafa karışıklığı yaşanabilir. Kitaba çok ara vermeden okunmasını tavsiye ederim.
112 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Film vardır final sahnesiyle başlar, dersin ki; sonu değildir önemli olan, anlattığına odaklanmak gerek. Roman vardır baştan söyler ne olacağını ve der ki; merak etme sonunu, sen anlattıklarıma bak. Bir de uzakta köy vardır ama gitmesek de görmesek de bizim değildir. Olmaz, bilemezsin orada yiten gencecik hayatları, baştan koysalar da kuralları… Yazmak gerek yaşanmışlıkları, dünyanın öbür ucunda da olsak yazmak gerek. Birileri uçak yapıp yollar belki, gerçekleri yazan kağıtları…

Kültürümüze çok yakın olduğunu üzülerek söylemekten geri duramayacağım. Yeri gelmişken söylemek isterim; yıllarca halkımızı gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüzdür diyerek, şirinlik yaparak uyuttular. Hayır kardeşim! Gideceksin ne durumda olduklarını göreceksin karanlığa ışığı taşıyacaksın buna mecbursun…

Elli yıl geciktirmiş Márquez, kasabasındaki bu yaşanmışlığı. Ölen öldü, kalanlar da bakmasın kusuruma diyerek oturmuş yazmış. Márquez bizlere namus, vicdan, önyargı, kasabadaki ataerkil yapı, birey ve toplum arasındaki çatışma ve din gibi konularda
bir şeyler anlatmak istemiş ve amacına ulaşmış.

Röportaj tekniği ile yazıldığını, kitaba daha iyi odaklanmanızı sağlamak açısından söylemek isterim. Tam karşılığı ‘Önceden Bildirilmiş Bir Cinayetin Anlatısı’ olan ama sevgili Erdal Öz tarafından ‘Kırmızı Pazartesi’ olarak çevrilen ve novella türünün iyi bir örneğini severek okuyacağınızı düşünüyorum.

Önyargılarınızın olmaması dileğiyle, keyifli okumalar.

(SPOİLER)
Anlatılmak istenenin sıradan cinayetten çok (Bir cinayete sıradan demek nasıl bir dünyada yaşadığımıza bir serzeniş aslında) bir toplum cinayeti.

Kardeşler bağırıyor cinayet işleyeceklerini. Ama kraldan çok kralcı, hükmü aileden önce kendileri vermiş bir kasaba halkı. Bir kişinin bile cinayeti engelleyemediğini bildiğimize göre halkı ikiye ayırabiliriz. Cezayı kesenler ve susanlar. İrdelemeye gerek yok hepsi suçlu…

Belediye başkanının Vicario kardeşlerin elinden bıçakları alıp serbest bırakması. Bunu ülkemizdeki (dönem belirtmeden) eşleri tarafından şiddet gören kadınların karakola sığınıp, eşleriyle barıştırılıp geri gönderilmesine ve evde daha çok şiddet görmesine benzetiyorum. Çünkü Vicario kardeşler eline tekrar bıçak alıp Santiago Nasar’ı beklemeye devam ediyorlar.

Angela’nın annesinin ‘Aşk da öğrenilir’ sözü kızlarını âdeta bir gelir kaynağı olarak gördüklerini anlatmakta. Düğün gecesi bakirelerin portakal çiçeği takması, saflığı temsil eder. Bizdeki kırmızı kuşağın yerini tutar dersek yanlış olmaz. Angela, saflığını yitirmesine rağmen düğününde portakal çiçeği taktığı için kasaba halkı tarafından eleştirilir. Yani eleştirecek son kişiler tarafından. Bayardo San Roman’ın finalde geri döndüğünü görüyoruz. Bu da bize batıl inançlı, yozlaşmış kasaba halkının cinayete ortak olmasının yanı sıra ilişki uzmanı kesildiğinin de bir göstergesi.

Piskopos geldiği gün halkın onu karşılaması ve öldürüleceğinden haberi olmadığı için Nasar’ında katılması. Halkın, önyargılarıyla öldüreceği suçsuz adamı kurtarmak yerine sözde vicdanını temize çıkarmak için piskoposu karşılamaya gitmesi ayrı bir ironi.

Santiago Nasar’ın varlıklı olmasından dolayı, Vicario kardeşler tarafından öldürülemeyeceğinin düşünülmesi ise sınıf farkını ortaya koymaktadır.

Santiago Nasar'ın sözde suçlu olup olmadığına karar veremeyerek okuyoruz. Vicoria Guzman’ın tarifinde Nasar savunmasız hayvanları öldüren, kadınlarla rahatça ilişkiler kuran biri. Ama imgelerden yola çıkarak (Nasar’ın vücuduna giren bıçakta kan bulunmaması, beyaz giydirilmiş olması gibi) suçsuz olduğu sonucuna varabiliyoruz. Çünkü Nasar, Angela’ya bakmayacak kadar kendini beğenmiş biridir.
---------------------------------------------------------------------
Kim, namus ve ahlak şövalyeliği yapıyorsa bilin ki en namussuzu odur.
FRIEDRICH NIETZSCHE
Damada, adı gotik harflerle fabrika ambleminin altına yazdırılmış üstü açılır bir otomobil armağan edilmişti. Geline de mahfazası içinde som altından yirmi dört kişilik bir çatal bıçak takımı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kırmızı Pazartesi
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750721571
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Cronica de Una Muerte Anunciada
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Her yazar, yazdığı en son romanın en iyi romanı olduğunu sanır. Benim bu romanım için böyle düşünmemin nedeni, yapmak istediğimi tam olarak gerçekleştirebilmiş olmamdır. Romanlar, yazılırken yazarlarının elinden kaçıp kurtulmak isterler. Romanın kişileri, kendi özyaşamlarına dönerler, en sonunda da canlarının istediğini yaparlar. Ben hiçbir romanımda bu romanımdaki kadar ipleri elimde tutamadım. Belki bunu konu ve hacim nedeniyle başarmışımdır. Konusu çok sert olan ve hemen hemen polisiye bir roman gibi işlenen bir roman bu. Üstelik oldukça da kısa. Sonuçtan hoşnutum. Bundan önce de en iyi romanım Yüzyıllık Yalnızlık değil de Albaya Mektup Yazan Kimse Yok adlı yapıtımdı. Ben öyle sanıyordum; ve bunu da sık sık söyledim. Şimdi de en iyi romanımın Kırmızı Pazartesi (Gronica de Una Muerte Anunciada) olduğunu sanıyorum.

Kitabı okuyanlar 44,9bin okur

  • yaren
  • Gamze Öztürk
  • Seyhan şar
  • Melike Ortekin
  • Deniz
  • Tuğçe YILDIRIM
  • Berkay AN
  • zeynep ceren
  • Ali Dinç
  • Sibel Zekiye Yeğin

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%21.5
13-17 Yaş
%10.2
18-24 Yaş
%22.6
25-34 Yaş
%21.5
35-44 Yaş
%17.4
45-54 Yaş
%4.6
55-64 Yaş
%0.4
65+ Yaş
%1.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%67.8
Erkek
%32.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%16.3 (2.022)
9
%16.3 (2.024)
8
%24.5 (3.034)
7
%18.2 (2.261)
6
%8.3 (1.024)
5
%4.2 (523)
4
%1.6 (197)
3
%1.2 (144)
2
%0.6 (73)
1
%0.7 (88)

Kitabın sıralamaları