Kitab-ül Hiyel

8,3/10  (108 Oy) · 
326 okunma  · 
78 beğeni  · 
1.633 gösterim
Puslu Kıtalar Atlası'yla birçok okuru şaşırtan ve sevindiren İhsan Oktay Anar'ın ikinci romanı Kitab-ül Hiyel, "eski zaman mucitlerinin inanılmaz hayat öyküleri"ni anlatıyor. Yafes Çelebi, Calud ve Lalezar Necef Bey'den Angilidis Efendi'ye, Samur ve Yağmur Çelebiler'den Uzun İhsan Efendi'ye bir sürü mucit, hiyelkar, aktarıcı, "rivayet edici", mağdur, sarhoş, meyhaneci, kahveci... Okuyanın okumayanlara kolay anlatamayacağı ama insanın birileriyle paylaşmak isteyeceği romanlardan, Kitab-ül Hiyel.
  • Baskı Tarihi:
    2011
  • Sayfa Sayısı:
    144
  • ISBN:
    9789754705423
  • Yayınevi:
    İletişim Yayıncılık
  • Kitabın Türü:
Asiye-Melikşah 
19 Mar 17:06 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bir gün biri bana hiyel ilminden bahsetseydi hiçbir şey anlamazdım ama şimdi az çok bir şeyler biliyorum.Son zamanlarda hiçbir kitap beni bu kadar şaşırtmamıştı.Dolayısıyla bu kitabı çok beğenmem için geçerli bir sebep oldu.Kitapta bir kaç mucidin acıklı ve ilmiyle imtihan içinde hayatını okuyacaksınız.Bazı durumlarda bu adamlar Avrupa'da yaşasaydı farklı mı olurdu diyeceksiniz.Yazar hayal gücünde sınır tanımıyor.Öykünün zihnimizde daha kolay canlanması için de kitap içinde bir çok çizim sunuyor.Böylece makineleri üç boyutlu hayal edebiliyorsunuz.
Bilime aşık insanların biraz farklı olduğu ve farklı düşündüğünü zaten biliriz(the big bang theory(sheldon))Bu açıdan Yafes Çelebi de çok farklı bir insan,kitabı okurken onun kıymetini bilen birileri çıksın diye iç geçirdim.Üzerine bir çok film yapılmış bir konuyu anlatan kitabın ana sorusu şu:Makineler mi daha değerli yoksa insan mı?Eğer birisi mühendislik,bilim,teknik üzerine bir kitap sorarsa aklıma gelen ilk kitap olacak.Okunası güzel bir eser.

Tayfun Karadeniz 
13 Şub 2016 · Kitabı okudu · 36 günde · Beğendi · 9/10 puan

hiyel ilmi yani mekanik düzeneklerin kendi kendilerine çalışan ve görevlerini yerine getiren makineler ile ilgili bir ilim... Ve yazarımız İhsan Oktay Anar, bu kitapta bu ilmi araştırıp düstur edinen insanın hikayesini ve bu esnada yaşadığı olayları anlatmış... Keyifle okuyacağınızı düşünüyorum... ve o kadar bilime yatkın kurgu mevcud ki, mekaniklerin "acaba mümkün mü" diye düşündüren taslaklarını kitapta görebileceksiniz... Nacizane...

Meşrebi Kalender 
05 Şub 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · 7/10 puan

Sahip oldukları iktidar hırsından kendileri bile korktuğundan, bilinç altının yardımıyla dolaylı yoldan bu vuslata ulaşmak amacıyla, Osmanlı İmparatorluğunun bekası için kendilerini yeni silahlar yapmaya adamış, Da Vinci gibi anaları onları kadir gecesinde doğurmadığından hayatları boyunca onları kollayacak bir Medici Ailesine sahip olamamış, sürekli zorluklarla karşılaşan mucitlerin janjanlı hikayesi…

Kitabın içindeki çizimler kimi zaman Zihni Sinir Projelerini hatırlatsa da ( Benim gibi beynin tembel sağ lobu çalışan eşit ağırlıkçılar değil de sol lobu çalışanlar bu aletlerin çalışma disiplini ile ilgili yerlerden çok zevk alacaklar.) İnsan, bu silahlar konuların geçtiği devirlerde herhangi bir ülkenin elinde olsaydı, dünyanın bu halinden bile daha çirkin bir yer olabileceğini düşünmeden edemiyor.

Yazarın sadece Puslu Kıtalar Atlası kitabını okuyanlar için özel not diğerleri dağılabilir ( şaka şaka, hemen bırakmayın takibi ): İlk defa böyle bir kitapla karşılaştığımızdan, çok özgün olduğundan Puslu Kıtalar Atlası’nı, hıçkırık olan insanın suyu yudum yudum içmesi gibi herhangi bir şeyi kaçırmamak için emekleye emekleye okumuştuk. Değişen bir şey yok , sayfa sayısına bakıp da fondiplerim diyorsanız yanılırsınız. ( Tamam canım o kadar da korkmayın hemen, en azından namahrem yok. Anar’ın kitaplarının “ kamber”i Uzun İhsan Efendi de burada. )

Şeyma Öztürk 
05 Kas 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · 9/10 puan

Puslu Kıtalar Atlası ve Âmat'tan sonra Kitab-ül Hiyel de İhsan Oktay Anar serisine eklendi. Kısa, yer yer sıkıcı ama çoģunlukla keyifli bir kitap deneyimi oldu benim için. Yafes Çelebi, Calud ve Üzeyir isimli üç ana karakter üzerinden ilerleyen eserde makinelerin insanların kölesi durumuna geldiğinde nelere sebep olabileceği anlatılmış. Kitabı edinmeden önce bu tarzda bir eser okuyacağımı hayal etmemiştim ama İhsan Oktay Anar farklı tarzıyla beni yine şaşırttı. Felsefe üzerine çalışan bir yazarın hiyel ilmine dair kitapta anlattığı icatları bu kadar özümsemiş olması takdire şayan. Ayrıca bahsedilen icatların resimlerine de sistematik bir biçimde kitapta yer verilmiş olması görsellik açısından güzel. Her ne kadar bu teknik kısımları okurken sıkıldıysam da yazarın bu konudaki başarısını inkâr edemem. Bu kitap için ne söylesem az kalacak biliyorum çünkü kitap pek çok farklı unsuru bünyesinde barındırıyor. Anlatılmaz okunur demek bu kitap için esaslı bir tespit bana kalırsa. Hele ki mühendislik alanına ilgi duyuyorsanız okuyun derim.

Yasemin Yavuz 
20 Şub 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Her Ihsan Oktay Anar kitabini okudugumda yazarin zekasina olan hayranligim artiyor. Bu kitapta da tüm benligiyle hayalgücünü tan anlamiyla ortaya koymuş. Kitaptaki çizimler dehşet verici. Her birini tek tek inceledim. Bunlar uzerinde epeyce kafa patlattigini zannediyorum.
Yabanci kelimeler yine sıklıkla kullanilmis hatta diğer kitaplarina oranla bu kitabinda teknik kelimelerin var olmasi sebebiyle bana biraz daha ağır geldi. Gelgelelim birçoğunu yazinin devamindan cikarmakta sorun yasamadim kalanini ise yazarımızın cizimleriyle gorsellestirmesi gayet iyi olmuş.
Sayfa sayısı olarak ince bir kitap. Bilim, mekanik ,icat, mühendislik... Bu tarz konulara ilginiz varsa mutlaka okumalisiniz.

Hiyel Kalemi Reisi 
02 Şub 01:27 · Kitabı okudu · 9 günde · 9/10 puan

Kitabın dili ve içinde bulunan çizimler biraz agır fakat konusu bakımından çok sürükleyici ve temelinde anlatılan muktedir olma tutkusu başarılı bir şekilde anlatılmış.

Yasemin A. 
20 Şub 21:10 · Kitabı okudu · 7 günde · 8/10 puan

Blogumdan alıntıdır.
http://birtutamkarinca.blogspot.com/...hsan-oktay-anar.html

Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar'ın 1996 yılında okuyucuları ile buluşturduğu ikinci kitabıdır. 144 sayfa olan kitabın her sayfasında bir olay vuku bulmaktadır. İçinde birçok mekanik çizim de bulundurduğundan, mühendislik mesleğini icra edenlerin oldukça ilgisini çekeceğini düşünüyorum.

İhsan Oktay Anar'ın hayal gücünü en iyi kullandığı romanlarından biridir Kitab-ül Hiyel. Osmanlı döneminde yaşayan 3 hiyelkarın hikayesini konu alır.

Kitabın ilk kahramanı Yasef Çelebi, bir denizaltı yapma hayali ile yanıp tutuşur. Mühendisliğe olan merakı sayesinde hesaplamalar yapar, bunları çizime döker ve bir denizaltı tasarlar. Siz de tasarım sürecinde yaşadıklarına sayfaları çevirdikçe tanıklık edersiniz.

İkinci kahramanımız Calüd ile tanışmamıza vesile olan da Yasef Çelebidir. Calüd'ü köle olarak satın alır ve tüm bilgisini ona aktarır. Köle öğrendiği bilgiler ışığında yeni tasarımlar için kolları sıvar. Calüd'ün en büyük hayali ise bir devri daim makinesi yapmaktır. Fakat Yasef Çelebi gibi ince düşünemez. Aç gözlü ve kibirli bir karaktere sahiptir. Bu da onun sonunu getirir.

Kitabı noktalayacak olan kişi ise Üzeyir'dir. Yazar, Calüd'ün yetimhaneden sahiplendiği Üzeyir üzerinden insan psikolojisinin değişim sürecine derin göndermeler yapar. Üzeyir oldukça ağır bir imtihandan geçer. Tek yoğunlaştığı konu olan hiyel üzerine düşünmesi son bulur ve beynindeki o ince ipin koptuğuna tanıklık edersiniz.

Kitap ve Kahve Delisi 
23 Haz 19:21 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 9/10 puan

#kitapyorumum
Bitti...
*"Arapçada "noktasız" ha ile yazılan tahayyül becerikli olmak, maharet göstermek, hiyle yapmak, hiyel ilmiyle uğraşma, hiylekar ve hiyelkar olmak gibi anlamlara geliyordu. "noktalı" hı ile yazılan tahayyül ise hayal etmek, imgelemek anlamına geliyordu. sonuçta, hiyelkar da hayalkar da tahayyül ediyordu. gelgelelim, adına ilim denen, yokluğu gözleri kör eden, belki de karacahillerin görmek makasadıyle büyüttükleri o nokta, onlardan sadece birinin tahayyülünde vardı. hiyelkar sayısız hiylelerle tabiatın kuvvetlerini tuzağa düşürüp esir etmenin yolunu ararken, hayalkar, bütün dünyayı gözündeki o noktayla görüyor, kainatın kendisinin gerçekleşmiş bir hayal olduğuna, bu hayali örnek alıp yeni yeni hayaller yaratmak gerektiğine, çünkü onu mutlu eden şeyin sanayi ya da teknoloji değil, hulkiyyat ya da kreatoloji olduğuna inanıyordu."*
Alıntı kitabın özeti gibi aslında. Demir dövme ustasına çırak olan Yasef Çelebi'den başlayarak arkasından gelen kölesi Kara Calud ve sonrasında iktidarının ve fikrinin devam etmesi için aldığı talebesi Üzeyir beye kadar süren bir icadlar ve menkibeler diziniydi kitap. İlk defa İhsan Oktay Anar kitabı okudum. Dili Osmanlıca, Arapça ve Farsça ağırlıklı olsada sözcüklerin anlamlarını araştırıp yerine koyduğunda anlamını kavrayabilidiğin bir anlatımı var. Durup düşününce çok şey alınacak bir kitap bu yüzden geç tanıştığım bu kalemi herkese tavisye ediyorum ve ben inşallah en kısa zamanda diğer kitaplarını da okuyacağım .

Ayşen Çağlayan 
18 Şub 00:44 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Okudum lakin neden yarım bırakmadığıma dair soruların cevabını henüz kendime verebilmiş değilim. İhsan Oktay Anar'ın büyülü diline kapıldıktan sonra kurtuluşun olmadığını en iyi anlatan eseri belki de. Edebi eserin sadece bir ilhamla ortaya konulmadığını her eserinde olduğu gibi burada da göstermiş. Nasıl büyük bir emeğin sonucu olduğu kitaptaki çizimlerden bile kolayca anlaşılıyor. Hiç bilmediğim makinelerin dünyasını hem de bugüne ait olmayan bir dolu terimle hem böyle doğal hem de her eserinde görülen masalsı atmosferde anlatması hayranlığımı kat kat arttırdı.

Zehraca 
25 May 01:59 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Filmin sonunu merak edenler için başından belirteyim, tek kelime ile: B A Y I L D I M


İlk defa bir İhsan Oktay Anar kitabı okudum ve bu kadar geç kaldığım için kızdım kendime. Şuan kitabı bitirmişken sıcağı sıcağına anlatmak istediğim bir sürü şey var ama bir yandan da kitabın mükemmelliğinin yanında ya bir şeyleri atlarsam ve düşüncelerimi ve duygularımı eksik aktarırsam diye inanılmaz bir kaygı duyuyorum.

Kitaba başlarken isminden mütevellit sıradan bir mekanik kitabı okuyacağımı düşündüm buna biraz da sitede kitapla ilgili okuduğum incelemelerden kaynaklı bende oluşan ön yargılar neden oldu.

Ama hayır, ön yargılarımın tam aksine çok derin ve karmaşık bir hikaye var karşımda. Bu sefer bilale anlatır gibi anlatılmış bir kurgu yok, neredeyse her kelimesine ustaca bir kurguyla metaforluk görevi verilmiş derin bir anlatım var. Şuan kitabı bitirmiş biri olarak söyleyebilirim ki o incelemelerde anlatılanlardan çok daha fazlası var bu eşsiz eserde. Öncelikle çok derin işlenmiş bir karakter topluluğu ve hikaye kurgusu mevcut bu kitapta. Öyle Uludağ gazoz fabrikası gibi seri üretime geçmiş ve senede bir mutlaka ticaret kaygısıyla kitap basan, yazdığı kitaplardaki karakterlerin ve kurgunun paçasından da basitlik ve sakillik akan birinin kaleminden çıkmadığı çok belli. Belli ki hikayenin üzerinde uzun yıllar düşünülmüş ve doğumu uğruna fikir sancıları çekilmiş. Kurgunun içerisindeki hiçbir ayrıntı öylesine değil, hikayenin başından itibaren ince ince işlenen bütün ayrıntılar finale doğru çok incelikli bir zekayla karşınıza çıkıveriyor ve hikayeyi hiçbir boşluğa mahal kalmayacak şekilde nihayete erdiriyor.

Ataları Sanayi devrimini yakalayamadığı için dünyanın gerisinde kalmış ve şuanda Dünyanın içinden geçtiği Endüstri 4.0 devrimini de yine aynı bozuk düzenin çarkları yüzünden yakalayamadığından bilginin arkasından ancak el sallayabilen bir nesil olarak: Bilginin, teknolojinin, inovasyonun ve bilişimin içi boş, değersiz ve bayağı değerler olmadığını, bu değerleri elinde bulunduranların aynı zamanda: gücün, iktidarın ve dünya düzeninin de sahibi olduğunu aynel yakin biliyoruz maalesef. İhsan Oktay Anar Kitab-ül Hiyel'de bu zehirli gücü elinde bulunduranların aynı zamanda delirten bir iktidar hırsı, bozgunculuk, kibir, tahakküm ve sömürgecilik gibi insanlığı tehdit eden gerçek tehlikelere de yol açtığını o kadar güzel bir şekilde anlatmış ki yazarın zekasına hayran olmamak elde değil. Kesinlikle çok farklı bir tarzı var ve bunu tek bir kitaptan bile anlamak mümkün.

19. yüzyılın sonlarına doğru masal olmayan ama masalsı bir havada geçen bir İstanbul hikayesi bu. İçerisinde: yeniçeriler, şeyhler, çelebiler, efendiler, köleler, sultanlar, galata meyhanelerinde aylaklık eden sarhoşlar, mevlevihane dervişleri gibi garip karakterler bulunduran kurgunun hiç düşmeyen bir temposu var, bu da okuyucusunu sürekli hikayenin içinde tutma konusunda çok büyük başarı sağlıyor kitaba. Tam olarak bir zaman belirtmese de satır aralarında Sultan Selimin Nizam-ı Cedid ordusundan, Yeniçeri isyanlarına, Beyoğlu yangınından Osmanlının son dönem taht kavgalarına kadar birçok tarihi bilgiyi de hikayenin içerisine çok güzel serpiştirmiş usta kalem Anar. O dönemin atmosferini odamın içinde yaşadım diyebilirim öyle bir canlandırma gücü düşünün.

Hikaye üç kuşağın girift, birbirine göbek bağıyla bağımlı enteresan hayatlarını anlatıyor. Ön planda bu üçlünün etrafında dönen hikaye esasta ise: Bilim-Teknik-Teknoloji ve iktidar hırsı arasındaki kopmaz bağı çok net bir şekilde akıllara kazıyor.

Bu üç kuşağın ilki olan Yafes: demirciler çarşısında bir kılıç ustası olarak başladığı hiyel serüvenini, deniz dibinde uğruna kulaklarını da kaybedeceği bir debbabenin içerisinde bitirir. Yafes'teki iktidar tutkusunun temelinde var olan şey, elde edeceği bu iktidar sayesinde edineceği çil çil altınları ve itibar kaygısıdır. Başlangıç için sadece sahibine zararı varmış gibi görünen bu hırs, bu üç kuşağın ikincisi ve aynı zamanda en zalimi olan, Yafes'in azadlı kölesi Calud'da çok daha tehlikeli bir hal alır. Zalimliğin ete kemiğe bürünmüş hali olan Calud için iktidar; dünyayı büsbütün yok etme amacı güden kontrolsüz bir güce ve kibrin gözlerini kör ettiği bir sonsuzluk hayaline dönüşür. Yafes'ten devraldığı kainatın kanunlarına hükmetme hırsı, sonunda Calud'u: 77 bebeğinin cesedini, tuzağa düşürüp yeniçerilere aldırdığı ustası Yafesin kellesini ve yanına aldığı iki yardımcısının cesetlerini evinin kuyusuna atacak kadar gaddar bir adama dönüştürür. Calud'un sonu ise, tıpkı kıssalarda Davut Peygamberin savaş meydanında düşmanının sonunu minik bir taşla getirmesi gibi: Ustası Yafes'ten kendisine miras kalan evlatlığı minik Davut'un elindeki bir taş olur. Üstelik bu taş Caludun uğruna ustasını öldürdüğü '' iktidar taşı'' dır.


Kendi soyundan nesiller ve nesillerine bırakacağı doğaya hükmeden canavar makineler sayesinde ihtirasıyla yanıp tutuştuğu iktidara kavuşacağını uman Calud bir talihsizlik sonucu erkekliğini kaybedince, fikirlerini aşılayabileceği, kendi iktidar hırsına döl yatağı olabileceğine inandığı ve hikayenin son kuşağı olan Üzeyir'i, bir yetimhaneden alır ve ona hiyel ilmini öğretmeye başlar. Dışarıdaki dünyanın tehlikeli olduğunu, insanların güvenilmez olduğunu, evi dışındaki her yerin kendisi için tehdit olduğunu beynine kazıya kazıya büyüttüğü Üzeyir'de, kendi yitirdiği iktidarını tekrar diriltmeye çalışır Calud. Öyle ki ustası Calud öldüğünde dış dünyadan bağımsız, insanlarla arasında uçurumlar olan Üzeyir'in tek dayanak noktası bu hastalıklı iktidar tutkusunu içerisinde barındıran ve ustasından kendisine miras kalan yılan şeklindeki bu iktidar makinesinin taslaklarıdır.

Üzeyir ustasının ardından sarılabileceği tek umudu olan bu yılan makineyi bitirmek için aylarca canla başla çalışır. Ama en sonunda makineyi başarılı bir şekilde nihayete erdirdiğinde, iktidar uğruna üretilmiş bu makinenin yanlış ellerde tam bir canavar dönüşeceğini fark eder. Ve makineye dair bütün çalışmalarını başkasının eline geçmesin diye bir fırında yok eder. Üzeyir son bir kez makinenin çalışması üzerine düşünmek istediğinde İhsan Oktay Anar onu, Calud'un mezar olarak kullandığı kuyuya indirir. Burası özellikle dikkatimi çekti. Çünkü yazar da bu kuyu fikrini özellikle seçmiş diye düşünüyorum. Neden bir avluda değil, ya da bir bahçede, ya da karanlık bir odada değil de bir kuyunun dibinde nihayete erer bu hikaye?

Söyleyeyim: çünkü bu son düşünme esasında bir uzlete çekilmedir. Dünyanın bütün varlığından sıyrılıp, hiçlikte kendini ve hakikati bulma çabasıdır bu çaba. Sonunda kuyunun dibinden aklında sadece yılanın kendisini tüketmesi sonucu oluşan bir nokta ile çıkan Üzeyir; insanoğlunun bütün bu iktidar hırslarının, dünyaya dair umutlarının, kibrinin, ihtiraslarının da en nihayetinde sonu hiçlik olan bir noktada biteceğinin surete bürünmüş halidir adeta.

Bu noktada Hz. Muhammed (sav) tarafından ilmin kapısı olarak nitelendirilen Hz. Ali'nin: "Kuran ne ise Fatiha odur, Fatiha ne ise Besmele odur, Besmele ne ise B odur. İşte ben B'nin altındaki noktayım" ve " İlim bir nokta idi cahiller onu çoğalttılar " sözlerini de hatırlamadan geçmek olmazdı.


Velhasılı kelam İhsan Bey, hayalin hiyelden üstün olduğunu ispatlayan bir şaheser kaleme almış. Bunu ise kendi cümleleri ile şöyle özetliyor: "...Sonuç olarak realist romanlar, yazarlarının suratları kadar tekdüze, şaşırtıcılıktan yoksun ve aslında gerçek dışı şeylerin anlatıldığı kitaplardı. Çünkü bir mucize olan gerçeğin kendisi şaşırtıcı ve hayranlık uyandırıcı iken, aynı gerçeği anlatan bir realistin romanındaki hemen her şeyin bu kadar tek düze, bu kadar aşina ve bu kadar alışılmış olması nasıl açıklanabilirdi...."


Albert Einstein'in bir sözü, İhsan Oktay Anar'ın dile getirdiği bu hakikatle çok güzel paralellik kurar: " Dünyayı hayal gücü döndürür. "

Evet! Kabullenmesi insana hayret verse de dünyayı insanın aklındaki bu hayal gücü döndürüyor. Ve her doğan yeni günde alemde bir toz zerresi bile değilken, hayal gücümüzün verdiği imkanlar sayesinde , uçsuz bucaksız kainat ummanlarında gezintiye çıkabiliyor ve hayret makamlarında dolaşabiliyoruz.


Son olarak: şuanda bu konuda analiz yapacak kadar yeterli tasavvufi bilgi birikimim olmadığı için yapamıyorum ama yeterli bilgiye ulaştığım zaman kesinlikle bu kitabı tekrar okuyacak ve kitaba bir de tasavvufi yönüyle yorum getirmeye çalışacağım. Çünkü daha önce de belirttiğim gibi kitap tam bir spiritüalizm örneği, bu yönüyle çok daha derin bir bakış açısıyla yorumlanmayı hak ediyor.


Aklım şuan karman çorman. Anlatmak istediğim ama bu telaşla eminim gözümden kaçan şeyler de oldu, onları da ara ara hatırladıkça eklerim.


Kitabı okuyup da, benim gözlemlediğim analizlerin dışında keşifler yapan arkadaşların da bu bilgilerinden faydalanmayı çok isterim. Lütfen bu kitap hakkındaki değerli görüşlerinizi yazın bana =)

Okuduğunuz için teşekkürler :)

2 /

Kitaptan 57 Alıntı

Asiye-Melikşah 
19 Mar 16:43 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Dünyadaki her şey bir mucizeyken insan nasıl hayret etmeden durabilirdi?

Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 150)Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 150)
Asiye-Melikşah 
19 Mar 16:24 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Ses ona,bu canavarın aslında insanoğlunun kibrinin ta kendisi olduğunu ve kibirin de kendi kendisini tüketeceğini söylüyordu.

Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 139)Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 139)
Asiye-Melikşah 
19 Mar 16:27 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Noktanın dışında hiçbir şey bilmiyordu.Adını bilmiyordu.Nerede olduğunu bilmiyordu...Geçmişini,yaşadıklarını bilmiyordu.Ne var ki zihnindeki nokta ona huzur veriyordu.

Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 140)Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 140)

Ustaların kılınç yapmak için saatlerce ve günlerce dövdükleri demir neden serttir, bilir misin? O, insanoğluna hemen boyun eğmez, çünkü onların, kendisiyle işleyecekleri suçları bilir. Bu yüzden de ortak olacağı günahların bedelini ateşte dövülürken peşinen öder. Zalimlerin kolları kendi erişilmez isteklerine göre çok kısadır. Tutkularının büyüklüğü onları böylece sakat kıldığından, bizim kılınç dediğimiz koltuk değneğini kullanırlar. İcat ettiğin silah işte onların tutkularını büyütecek ve zulümlerini arttıracak. Sen onların kollarını uzattın. Oysa kılınçlar yeterince uzun değil miydi?”

Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay AnarKitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar
Asiye-Melikşah 
19 Mar 15:43 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Zalimlerin kolları kendi erişilmez isteklerine göre çok kısadır.Tutkularının büyüklüğü onları böylece sakat kıldığından,bizim kılınç dediğimiz koltuk değneğini kullanırlar.

Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 14 - iletişim)Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 14 - iletişim)
Asiye-Melikşah 
19 Mar 15:54 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Bir evliya mucizesi,bir cin ya da hayal gören yahut gök kubbenin değil de aslında dünyanın döndüğünü hayatında ilk kez anlayan insanların çoğunda olduğu gibi,onun da gerçeklik duygusu adamakıllı zedelenmişti.

Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 81)Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 81)
Asiye-Melikşah 
19 Mar 15:56 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Mucizelerin gerçeklik duygusunun değil,gerçeğin bir parçası olduğunu anlatıyordu.Zaten gerçeğin kendisi bir mucizeydi.

Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 81)Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 81)
Asiye-Melikşah 
19 Mar 15:49 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

O dünyadaki bütün güçlerin ve fiillerin öznesi olmak peşinde koşmuş,dünyayı ve içindekileri de bir makineye dönüştürmeye çalışmıştı.İşin acıklı yanı kendisinin de bir makine olduğunu sanmıştı.

Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 67)Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 67)
Asiye-Melikşah 
19 Mar 16:41 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Hiyelkar sayısız hiylelerle tabiatın kuvvetlerini tuzağa düşürüp esir etmenin yolunu ararken,hayalkar kainatın kendisinin gerçekleşmiş bir hayal olduğuna,bu hayali örnek alıp yeni yeni hayaller yaratmak gerektiğine inanıyordu.

Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 150)Kitab-ül Hiyel, İhsan Oktay Anar (Sayfa 150)