Kitab-ül Hiyel

·
Okunma
·
Beğeni
·
7057
Gösterim
Adı:
Kitab-ül Hiyel
Baskı tarihi:
Kasım 2018
Sayfa sayısı:
154
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754705423
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Baskılar:
Kitab-ül Hiyel
Kitab-ül Hiyel
The Book of Devices
Puslu Kıtalar Atlası'yla birçok okuru şaşırtan ve sevindiren İhsan Oktay Anar'ın ikinci romanı Kitab-ül Hiyel, "eski zaman mucitlerinin inanılmaz hayat öyküleri"ni anlatıyor. Yafes Çelebi, Calud ve Lalezar Necef Bey'den Angilidis Efendi'ye, Samur ve Yağmur Çelebiler'den Uzun İhsan Efendi'ye bir sürü mucit, hiyelkar, aktarıcı, "rivayet edici", mağdur, sarhoş, meyhaneci, kahveci... Okuyanın okumayanlara kolay anlatamayacağı ama insanın birileriyle paylaşmak isteyeceği romanlardan, Kitab-ül Hiyel.
144 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Kah hayretü minnet, kah nefretü ibretle.." bu enteresan hikayeyi rivayet ve hikayet etse de hiç kolay değil anlatmak. :)

Ama şöyle başlayabiliriz belki;
Kitab-ül Hiyel; hileler kitabı anlamına geliyor. Fakat anladığım kadarıyla bu hile, biraz farklı bir anlamda kullanılmış.
Makineleri, yazarın söylediği gibi, tabiatın esir edilmiş parçaları olarak düşünürsek, yaratma sanatının ışığında hükmetme, yani bir tür iktidar aracı diyebiliriz hileler için.

Kitap icatlarla dolu. Çizimleri dahil her biri en ince ayrıntısına kadar tasvir edilmiş.
Ne yani, dedim, yoksa İhsan Oktay Anar mühendis miydi?
Fizik mi okudu yoksa, diye düşünürken, önce hayat hikayesine bir göz atıp kitaba öyle devam etmem gerektiğine karar verdim.
Ve ilk şok; kendisi ne mühendis ne de fizikçi. Hatta yüksek lisans ve doktorasını felsefe üzerine yaptığı bilgisine ulaştım.

İşte bu noktadan sonra büyük bir hayranlıkla devam ettim okumaya. Bu kadar fazla düzenek, bu kadar ince ayrıntı nasıl bir zekanın mahsulü diye düşünmeden edemiyor insan.

Olaylar Üçüncü Selim zamanında başlıyor. Kurgu olduğunu bilsek de her şey o zaman dilimine o kadar ustalıkla oturtulmuş ki mesela yeniçerilerin her hallerinden, tavırlarından, dış görünüşlerinden tutun da sekban-ı cedid askerlerine bakış açılarına kadar, ve hatta giyim kuşam tasvirleri yaparken bile dönemin dışına hiç çıkmadan nokta atışı ifadelerle büyük resmi zihnimizde şekillendirmeyi başarıyor.

İcatların, genellikle insanların menfaati için ve kullanımına sunulmak üzere yapıldığını düşünürüz hepimiz. Kitap, biraz farklı bir düşünme tarzı sunuyor size. Hep bir zorbalık, suistimal, sınırı aşmışlık ve kötüye kullanma arzusu göze çarpıyor. Belki de bu sebepten kitabın adı Kitab-ül Hiyel.

Momentumdan statiğe, ısı geçirgenliğinden elektriğe, yoğunluktan suyun kaldırma kuvvetine..muhtemelen uzman olmadığınız pek çok terimle yüz yüze geliyorsunuz. Bütün bu teknik terimlere vakıf olarak yapılabilecek bir okuma, nasıl eşsiz bir zevk verir, hayal etmek zor değil.

Yasef Çelebi 'nin bürokrasiyle cebelleştiği kısım muazzam keyifliydi benim için. Didinip durması, bir üst kademeye ulaşabilmek için döktüğü rüşvetler oldukça ironik bir şekilde anlatılmış.
Birden Uzun İhsan Efendi sahneye çıkıyor. Puslu Kıtalar Atlası 'nda değil miydi o ?:)

Ee İhsan Oktay Anar bu. Sağı solu, nereye gönderme yapacağı pek de belli olmuyor.

İkinci ana kahraman Calud. O da ayrı efsane. Tek derdi iktidar ve güç sahibi olmak.
Bir de arayıp durduğu iktidar taşı var.
Ya da felsefe taşı mı demeliyiz?
Bulabilecek mi sizce?
Ya da kim bulacak?
Peki bulunca ne olacak dersiniz?

İNSANIN KENDİNİ BULDUĞUNDA ARAYABİLECEĞİ NE KALIR Kİ GERİYE..

Yer yer teknik detaylarla boğuluyor gibi olsanız da, dili oldukça ağır ve ağdalı olsa da, yazarın o kendine has mizah yeteneği sayesinde yorulmadan ve severek okuduğunuzu farkedeceksiniz.


Mutlaka okumalısınız çünkü bu müthiş zekayla tanışmamak büyük şanssızlık olur.

Ve ayrıca, etkinlik için teşekkür ederim
Ebru Ince :)))

Keyifli okumalar..:))
154 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Bir gün biri bana hiyel ilminden bahsetseydi hiçbir şey anlamazdım ama şimdi az çok bir şeyler biliyorum.Son zamanlarda hiçbir kitap beni bu kadar şaşırtmamıştı.Dolayısıyla bu kitabı çok beğenmem için geçerli bir sebep oldu.Kitapta bir kaç mucidin acıklı ve ilmiyle imtihan içinde hayatını okuyacaksınız.Bazı durumlarda bu adamlar Avrupa'da yaşasaydı farklı mı olurdu diyeceksiniz.Yazar hayal gücünde sınır tanımıyor.Öykünün zihnimizde daha kolay canlanması için de kitap içinde bir çok çizim sunuyor.Böylece makineleri üç boyutlu hayal edebiliyorsunuz.
Bilime aşık insanların biraz farklı olduğu ve farklı düşündüğünü zaten biliriz(the big bang theory(sheldon))Bu açıdan Yafes Çelebi de çok farklı bir insan,kitabı okurken onun kıymetini bilen birileri çıksın diye iç geçirdim.Üzerine bir çok film yapılmış bir konuyu anlatan kitabın ana sorusu şu:Makineler mi daha değerli yoksa insan mı?Eğer birisi mühendislik,bilim,teknik üzerine bir kitap sorarsa aklıma gelen ilk kitap olacak.Okunası güzel bir eser.
  • Efrasiyab'ın Hikayeleri
    8.4/10 (688 Oy)595 beğeni2.166 okunma401 alıntı9.227 gösterim
  • Amat
    8.5/10 (738 Oy)672 beğeni2.170 okunma374 alıntı10.233 gösterim
  • Yedinci Gün
    8.0/10 (506 Oy)417 beğeni1.652 okunma340 alıntı7.075 gösterim
  • Galiz Kahraman
    8.1/10 (495 Oy)396 beğeni1.481 okunma367 alıntı6.254 gösterim
  • Suskunlar
    8.7/10 (1.323 Oy)1.212 beğeni3.843 okunma1.078 alıntı23.479 gösterim
  • Gizliajans
    8.2/10 (580 Oy)480 beğeni1.981 okunma529 alıntı7.152 gösterim
  • Tanios Kayası
    8.1/10 (620 Oy)622 beğeni2.549 okunma543 alıntı11.192 gösterim
  • Dörtlükler
    8.7/10 (2.085 Oy)2.175 beğeni7.435 okunma6.663 alıntı41.315 gösterim
  • Beyaz Kale
    7.5/10 (943 Oy)688 beğeni3.202 okunma593 alıntı14.250 gösterim
  • Bin Hüzünlü Haz
    7.7/10 (669 Oy)616 beğeni2.447 okunma1.989 alıntı19.814 gösterim
154 syf.
·5 günde·9/10
Not: Bolca spoiler içerir.

Kitabı bitirdiğimde kapağını kapatıp bir köşeye kaldıracağımı düşünürken, son çeyrekte heyecanlanıp, roman boyunca kafamda oluşan çağrışımları araştırmadan duramadım. Puslu Kıtalar Atlası’nı okurken kurgunun büyüsüne kapılıp da kim bilir neleri kaçırdığımı düşününce Uzun İhsan Oktay Anar Efendi’ye hürmeten onu da tekrardan okumak şart oldu.

Kitab-ül Hiyel başlarda absürt karakterlerle, mekanik anlatılarla, çizimlerle yer yer güldürüp, yer yer de sıkarken, özellikle Üzeyir Bey’in anlatıldığı son kısımda onun aydınlanması gibi okuru da aydınlatmayı amaçlamış.

İhsan Oktay, tarihi birçok karaktere ve olaya benzerlikler kurmak yoluyla romanında yer vermiş.

Yazarın bu kitabında büyük mucit El-Cezeri’den esinlendiği söylenmektedir. Daha kitabın başlarında ismi geçen Cezeri’nin hayatıyla, kitaptaki karakterlerden Diyarbakırlı iki mucit kardeşin hikâyeleri arasında da benzerlikler kurmak mümkün.

Ana karakterler ise doğrudan dinler tarihinden alınmadır. Yafes Çelebi, Nuh’un üç oğlundan biri olan Yafet’i anımsatmaktadır mesela. Ancak kurgunun gidişatını doğrudan etkileyen asıl iki karakter Calud (Golyat) ve Davud küçük farklarla doğrudan dinler tarihindeki gerçek kişilerden alınmadır.

Calud’un iri, güçlü kuvvetli oluşu; Davud’un silah, top, tüfek gibi metalden yapılma şeyleri insanüstü bir güçle eğip bükerek bunlardan kuş figürleri yapması, sonunda hiç büyümeyerek hep çocuk kalan güçsüz Davud’un dev cüsseli Calud’u attığı taşla iki kaşının ortasından vurarak öldürmesi hikâyelerinin bazılarını birebir, bazılarını da simgesel benzerliklerle Yahudi ve İslam kaynaklarında görmek mümkün. Bunların dışında da padişahlara, bilim adamlarına, tarihsel vakalara bol bol yer verilmiş.

Tarihsel göndermeleri bir yana bırakırsak, kitabın başından sonuna kadar sahip olmanın ve güç arzusunun ironisi yapılmış. Karakterler doğanın güçlerini mekanik bilimiyle zapt ederek kötü amaçlarla kullanmak istemiş, ölümleri de bu arzularıyla giriştikleri işler yüzünden olmuştur. Calud’un, kafasındaki yılan şeklinde savaş makinesini tamamlayabilmesi için eğittiği Üzeyir’e, bu makineden vazgeçmemesi için uyguladığı korkutma ve yıldırma politikası da bana Leviathan ve devlet alegorisi gibi geldi.

Roman felsefi açıdan da oldukça düşündürüyor;

“Fakat efendisi, taşın zaten odada olduğunu, ama bunu kavrayabilmesi için zaman mefhumu üzerinde düşünmesi gerektiğini söylüyordu.” (83)

Yâfes Çelebi iktidar taşını elde etmek isteyen Calud’a bu tavsiyeyi veriyor. Kitabın sonrasında iktidar taşının belirli zaman aralıklarıyla görünüp kaybolduğunu öğreniyoruz. Zamanın yanılgıdan ibaret olduğu, geçmiş ve gelecek denen her anın zaten bir film şeridi gibi var olduğu, bizim deneyimlediğimiz kısmına “şimdi” dediğimiz, düşüncelerinden hareketle Calud’a zaman mefhumu üzerinde düşünmesi gerektiğini söylüyor.

“Bu yüzden varlıklarını benlikleriyle sınırlayan, ve dolayısıyla, aslında ona ait olduklarını bilmedikleri Dünya karşısında cılız ve sakat olduklarını hisseden insanlar gibi, varlığını tehdit ettiğine inandığı o devle savaşmaya karar verdi.” (112)

Calud’un organ (zeker, maslahat) kaybı sonrasında yapılan bu analiz ise kaynağını doğu mistisizminden alan “evrenin birliği” ve fizikçilerin “tekillik” düşüncelerini çağrıştırıyor ki Üzeyir’e ilişkin son kısımda da bunu destekleyecek anlatılar var.

Ve Üzeyir Bey’in anlatıldığı son bölümde efendisi Calud’un yılan makinesi fikrini derin derin düşünen Üzeyir, korkularının ve güç isteğinin sebebinin kafasındaki canavar makine olduğunu anlar ve bu düşünceyi yok edince hafızasını kaybeder. Zihninde yalnızca bir “nokta” kalmıştır. Bu nokta imgesi önemlidir çünkü yukarıda değindiğim evrenin birliğini, tekilliği temsil eder. Tüm gerçekliğin bir nokta, bir ve bütün olduğunu ifade eder. Daha sonra Uzun İhsan Efendi'nin içinde her şeyin olduğunu söyleyerek Üzeyir’e verdiği defterde sadece bir “nokta” olması da bu düşüncenin daha kuvvetli bir anlatımı olarak görünüyor.

Nokta, hem hiçlik hem de her şey olarak nitelendirilebilir. Üzeyir kafasında yalnızca bir “nokta” ile kalakalıp hafızasını kaybettikten sonra evindeki çekmeceleri karıştırırken kendi çocukluğuna ait bir belgede adını görünce, bu adın zaten kendisine ait olduğunu bilmeden beğenerek kendisine “Üzeyir” ismini uygun görür. Baya baya önce hiçliğe ulaşıp sonra kendini bulmuş yani.

İktidar taşıyla ilgiliyse aklımda bazı ufak çağrışımlar olsa da somut bir fikir oluşmadı. Ondan faydalanarak üretilecek devridaim makinesi sonsuz devinimi simgeliyor olabilir.

Sonuç olarak 150 sayfada bol bol telmih, gönderme ve imge yoluyla çok kolay okunamayacak, ancak bir o kadar da eğlenceli, keyifli olmuş Anar’ın ikinci romanı.
144 syf.
·3 günde·9/10
Kitabın arka kapağında “Okuyanın okumayanlara kolay anlatamayacağı...” diye bir bölüm var. Cidden öyle yazarın okuduğum ikinci kitabı, ne desem böyle okurken yazarın zekasına hayran kalıyorsun ama anlat desen anlatamıyorsun. İlk kitabı Puslu Kıtalar Atlasını okuduğumda böyle saf gibi kalmıştım okumuştum ama bir parça anlatamazdım. Yazar bu kitap ile tekrar beni şaşırttı biraz ağır olsada severek ve eğlenerek okudum. Eski zaman mücitlerinin inanılmaz hikayelerini anlatıyor bize süper bir hayal gücü ile gerçek mi yoksa kurgu mu diye çok ikilemde kalıyorsun. Böyle çizimlere bakarken okumayı unutuyorsun. Çizimlerin hepsi gerçekten inceleme yapmayı hak ediyor. Ben severek okudum tavsiye ederim.
144 syf.
·Beğendi
İhsan Oktay Anar yine harika bi’ iş çıkarmış ortaya, okuduğum her kitabında kendisine ve kitaplarına hayranlığım bir kat daha artıyor. Bu kitabında makineye hükmedip korkunç silahlar üreterek dünyaya ele geçirme gayesindeki mucitlerin hayatını işlemiş bir asır boyunca. Kitapta, insanın iktidar arzusuyla vicdani arasındaki muhasebe ince ince işlenmiş. Kendi dehasına ve tutkularına hükmedemeyen insan, sonunda arzularının kölesi oluyor ve derin bir pişmanlık içinde yaptığı kötülüklerin cezasını acı bir ölümle çekiyor. Kitapta çeşitli mekanik aletlerin detaylı tasarımları yer alıyordu, İhsan Oktay Anar mühendis olmamasına rağmen dehasını konuşturmuş her zamanki gibi. Bir diğer dikkatimi çeken unsur da Osmanlı’da devlet işlerinin ilerleyişinin -daha doğrusu ilerlemeyişinin- ne kadar sıkıntılı olduğuydu. Kitap, dönemin de detaylı bir eleştirisi niteliğindeydi. Son olarak Puslu Kıtalar Atlasından tanıdığımız Uzun İhsan Efendi bu kitapta da yer alıyordu, okurken bir tanıdıkla karşılaşmış gibi hissedip mutlu oldum.
154 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Puslu Kıtalar Atlasında zihnime, Suskunlarda ise ruhuma dokunan İhsan hocam şimdi ise benliğime dokundu. Puslu Kıtalar Atlasında dünyanın şahidi olmanın bir ibadet olduğunu söylüyordu. Dünyadaki en büyük mutluluk bu dünyanın şahidi olmaktır.

Siyaset, bilim ve kişinin dünyadaki yerini keşfetmesi konularını baz alan kitabımız bu üçgende aslında tek karakter ortaya çıkartıyor, insan en büyük düşmanı olan kibri. Kibir yılanı öyle bir karakter ki benliğinizle sizi bir mücadeleye sokar ve o yılan büyüyüp Şahmeran olduğu zaman artık o kadar gözünüzü kör etmiştir ki dünyayı göremezsiniz. Kibriniz sizi esir almıştır ve artık onun kölesi olmuşsunuzdur.

Dünyaya şahit olmak için ne yapmak lazım? Öncelikle bir nokta var o noktayı iyi idrak etmek lazım. Arapçada noktasız yazılan tahayyül ile noktalı yazılan tahayyül arasında çok ince bir fark vardır. Noktasız olanın anlamı aslında koskoca bir noktadan ibaret. O koca nokta ise insanın kibridir. Ondan başka bir şey göremez dünyada sadece kendini görür. Diğer noktalı olan kelimenin noktası ise küçüktür. İnsan dünyada o nokta kadardır ve ufak noktalar kendi yerini bildikçe hayalleri daha anlamlı kurarlar.

Kibri yok etmemiz için noktayı küçültmemiz gerekiyor. Kibrin kendi kendini kuyruğundan başlayarak yemesini sağlamalıyız. Noktayı ne kadar çok küçültürsek kibir kendini o kadar hızlı yer. Ve biz dünyayı görüp ona şahit oluruz tabii ki o zaman hayaller nuru pak olur.

Siyaset ve bilim hiyel ile yönetilmeli hiyle ile değil. Siyasetçiler büyük noktalarıyla sadece kendileri için çalışmıyor mu? Bilimcilerin çoğu sadece kendi kibirleri için çabalamıyor mu? Oysa bu alanlara mensup kişilerin noktalarını küçültüp büyük bir hayal olan kainatı örnek alıp daha büyük hayaller kurmaları gerekmiyor mu?

Zihnimi puslu kıtaların atlasıyla açtım, suskun ruhumu segah makamında canlandırdım. Kibrimi ise noktamı küçülterek yok ettim. Hocama söz olsun dünyanın şahidi olacağım...
154 syf.
·3 günde·7/10
Sahip oldukları iktidar hırsından kendileri bile korktuğundan, bilinç altının yardımıyla dolaylı yoldan bu vuslata ulaşmak amacıyla, Osmanlı İmparatorluğunun bekası için kendilerini yeni silahlar yapmaya adamış, Da Vinci gibi anaları onları kadir gecesinde doğurmadığından hayatları boyunca onları kollayacak bir Medici Ailesine sahip olamamış, sürekli zorluklarla karşılaşan mucitlerin janjanlı hikayesi…

Kitabın içindeki çizimler kimi zaman Zihni Sinir Projelerini hatırlatsa da ( Benim gibi beynin tembel sağ lobu çalışan eşit ağırlıkçılar değil de sol lobu çalışanlar bu aletlerin çalışma disiplini ile ilgili yerlerden çok zevk alacaklar.) İnsan, bu silahlar konuların geçtiği devirlerde herhangi bir ülkenin elinde olsaydı, dünyanın bu halinden bile daha çirkin bir yer olabileceğini düşünmeden edemiyor.

Yazarın sadece Puslu Kıtalar Atlası kitabını okuyanlar için özel not diğerleri dağılabilir ( şaka şaka, hemen bırakmayın takibi ): İlk defa böyle bir kitapla karşılaştığımızdan, çok özgün olduğundan Puslu Kıtalar Atlası’nı, hıçkırık olan insanın suyu yudum yudum içmesi gibi herhangi bir şeyi kaçırmamak için emekleye emekleye okumuştuk. Değişen bir şey yok , sayfa sayısına bakıp da fondiplerim diyorsanız yanılırsınız. ( Tamam canım o kadar da korkmayın hemen, en azından namahrem yok. Anar’ın kitaplarının “ kamber”i Uzun İhsan Efendi de burada. )
154 syf.
·36 günde·Beğendi·9/10
hiyel ilmi yani mekanik düzeneklerin kendi kendilerine çalışan ve görevlerini yerine getiren makineler ile ilgili bir ilim... Ve yazarımız İhsan Oktay Anar, bu kitapta bu ilmi araştırıp düstur edinen insanın hikayesini ve bu esnada yaşadığı olayları anlatmış... Keyifle okuyacağınızı düşünüyorum... ve o kadar bilime yatkın kurgu mevcud ki, mekaniklerin "acaba mümkün mü" diye düşündüren taslaklarını kitapta görebileceksiniz... Nacizane...
144 syf.
·2 günde
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve muhtemelen son da oldu. Yorumların hep olumlu olması beklentimi yükseltmişti lakin hayal kırıklığı yaşadım. Dili ağır değil ama teknik bilgiler okuyucuyu sıkabiliyor. Bir de Calut'un cinsel fantazilerini sayfalarca gözümüze sokan yazarı kınıyorum, cidden şart mıydı? Maalesef edep dışı bulduğum ve çok da ahım şahım olmayan bu kitabı hiyel meraklılarına dahi tavsiye etmiyorum
154 syf.
·5/10
Ihsan Oktay Anar; Türk edebiyatının ihtiyaç duyduğu derinlikte eserler ortaya koyan, içinde kaybolunulacak kurgular meydana getiren önemli yazarlardandır. Diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da tarihin tozlu sayfalarında okurlarını gezdiriyor. Öyle bir gezdirme ki, okur mekanlarda geziyor, insanlarla konuşuyor. Yazarla kıyaslanacak derecede kurgusal olarak başarı gösteren modern yazar olmadığı için ancak kendi eserleriyle kıyaslanabilir. Böyle bir kıyasa girilirse de belki konunun terimselliginden kaynaklı olarak diğer eserlerden bir adım geride buldum. Ama bu kitabın bir solukta okunmasına engel teşkil etmemektedir.
154 syf.
·Beğendi·8/10
Hangi kitabını okusam galiba bu en güzel kitabı diye düşünüyorum ama artık bu kitaptan sonra anladım ki İhsan Oktay Anar gerçek bir söz ustası Her kitabı bir Harika Bu okuduğum dördüncü kitabı Yazarın ise 2. kitabı Eski zaman mucitlerine ait masal tadında hikayeler Silah üzerine ve hayal üzerine ne çok şey öğrendim Bence hemen okumaya başlayın
Ustaların kılınç yapmak için saatlerce ve günlerce dövdükleri demir neden serttir, bilir misin?
O, insanoğluna hemen boyun eğmez, çünkü onların, kendisiyle işleyecekleri suçları bilir. Bu yüzden de ortak olacağı günahların bedelini ateşte dövülürken peşinen öder.
Ses ona,bu canavarın aslında insanoğlunun kibrinin ta kendisi olduğunu ve kibirin de kendi kendisini tüketeceğini söylüyordu.
Ustaların kılınç yapmak için saatlerce ve günlerce dövdükleri demir neden serttir, bilir misin? O, insanoğluna hemen boyun eğmez, çünkü onların, kendisiyle işleyecekleri suçları bilir. Bu yüzden de ortak olacağı günahların bedelini ateşte dövülürken peşinen öder. Zalimlerin kolları kendi erişilmez isteklerine göre çok kısadır. Tutkularının büyüklüğü onları böylece sakat kıldığından, bizim kılınç dediğimiz koltuk değneğini kullanırlar. İcat ettiğin silah işte onların tutkularını büyütecek ve zulümlerini arttıracak. Sen onların kollarını uzattın. Oysa kılınçlar yeterince uzun değil miydi?”
“Makineleri çalıştıran yedi tabiat kuvveti, hiç şüphesiz ki hiyel ilmi sayesinde insanların kudreti ve iktidarı olacaktı.”
Böylece değil saniye ve dakikaları bilmek, Cahiliyye öncesi mi sonrası mı, hangi yıl ve asırda yaşadığına aldırmayanlar dükkanını doldurdu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kitab-ül Hiyel
Baskı tarihi:
Kasım 2018
Sayfa sayısı:
154
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754705423
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Baskılar:
Kitab-ül Hiyel
Kitab-ül Hiyel
The Book of Devices
Puslu Kıtalar Atlası'yla birçok okuru şaşırtan ve sevindiren İhsan Oktay Anar'ın ikinci romanı Kitab-ül Hiyel, "eski zaman mucitlerinin inanılmaz hayat öyküleri"ni anlatıyor. Yafes Çelebi, Calud ve Lalezar Necef Bey'den Angilidis Efendi'ye, Samur ve Yağmur Çelebiler'den Uzun İhsan Efendi'ye bir sürü mucit, hiyelkar, aktarıcı, "rivayet edici", mağdur, sarhoş, meyhaneci, kahveci... Okuyanın okumayanlara kolay anlatamayacağı ama insanın birileriyle paylaşmak isteyeceği romanlardan, Kitab-ül Hiyel.

Kitabı okuyanlar 1.850 okur

  • Betül hayırlı
  • Ben
  • Özcan Doğan
  • İsmail
  • Furkan Avcı
  • Kolektifokur
  • Ömer Çetinkaya
  • Semih Hastürk
  • Ayşegül
  • Zafer Kılıç

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.8
14-17 Yaş
%1.5
18-24 Yaş
%8.4
25-34 Yaş
%38.8
35-44 Yaş
%38.1
45-54 Yaş
%8.8
55-64 Yaş
%1.1
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%39.3
Erkek
%60.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.5 (148)
9
%24.2 (153)
8
%24.2 (153)
7
%14.6 (92)
6
%4.8 (30)
5
%1.7 (11)
4
%0.8 (5)
3
%0.3 (2)
2
%0.3 (2)
1
%0

Kitabın sıralamaları