·
Okunma
·
Beğeni
·
19,9bin
Gösterim
Adı:
Kitleler Psikolojisi
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
179
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058393424
Orijinal adı:
La Psychologie des Foules
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Beyazıt Kitabevi Yayınları
Tartışmalar yaratmaya devam eden ve günümüzdeki olaylar üzerinde bile yorumlar yapabilmemize yardımcı olan bir kitap Kitleler Psikolojisi.

İnsanlığın 19. yüzyıldan bu yana geçirmekte olduğu evreler düşünülürse bu kitabın yerinden de pek kolay olmayacak gibi görünüyor.

Gustave Le Bon, kitleleri oluşturan bireylerin davranışlarındaki değişiklikleri ele alarak başladığı kitabında tümüyle bir toplumun içinde mevcut bulunan çeşitli kitle davranışlarını inceliyor.

Le Bon kitlelerin yalnızca baskıcılığa ve güce taptığına; özgürlüğe burun kıvırdıklarına inanırdı. Haklı olup olmadığını öğreneceğimiz bir süreçten geçiyoruz.
- Sam Gerrans, RT News Op-Edge-Kasım 2015

Gustave Le Bon'un 19. yüzyıldaki çetelerin çılgınlıklarını betimleyen teorisi, Fransız Devrimi'nden oldukça etkilenmişse de; günümüzde hala kalabalıkların davranışlarını en iyi anlatan görüş olarak saygı görmekte.
- Michael Bond, Slate Magazine-Mart 2015

Bir psikolojik kitlenin en göze çarpan niteliği şudur:

Kitleyi oluşturan bireyler kimler olursa olsun, onların yaşama şekilleri, iş güçleri, karakterleri veyahut zekaları ister benzer, ister farklı olsun, kalabalık haline gelmiş olmaları onlara bir çeşit kolektif ruh aşılar. Aşılanan bu ruh onları, her biri tek başına bulunduklarında duyacaklarından, düşüneceklerinden, yapacaklarından tamamıyla başka şekilde hissettirir, düşündürür ve yaptırır.

Bazı düşünceler, bazı hisler ancak yığın halinde bireylerde kendini gösterir veya eylem alanına çıkar.

Psikolojik kitle, bir anlığına birbirleriyle kaynaşmış, değişik (hetetrojen) bileşenlerden toplanarak oluşmuş, geçici bir yaratık gibidir. Tıpkı vücur hücrelerinin birleşerek, bu hücrelerden her birinin sahip olduğu niteliklerden çok daha farklı nitelikler kazanmış canlı bir varlık meydana getirmesi gibi.
- Gustave Le Bon
208 syf.
Yazar, insanlığın üzerine bina olduğu köklü temellerin yıkılmaya başladığı 19. yy'da yaşamış ve bu yıkımın nedenlerini yakından gözlemleyip analiz etmiştir. Bu köklü temeller uygarlıkların oluşumunu sağladığını ifade ettiği dini, politik ve toplumsal inançlardir. Bunlar uzun zaman içinde oluşmuş ve kitlelerin bilinçaltında yer etmiş ve onların hareket zemini oluşturmuştur. Bu zeminin değişimi de yine yavaş yavaş meydana gelmiş ve 'eşitlik, kardeşlik ve özgürlük' sloganı ile ortaya çıkmış Fransız Devrimi ile vücut bularak dünyaya yayılmıştır. Sanayi devrimi ile de birlikte insanlığı tamamen dönüştürmüştür. Bu zamana kadar elit bir kadro eliyle birtakım inançlar doğrultusunda yönetilen kitlelerden oluşan uygarlık düzeni tersyuz edilerek, 'kitleler çağı' başlamıştır.

Yazar, bu kitlelerin içindeki bireyin temel özelliğinin bilinçli hareketin kaybolmasi ve tamamen bilinçaltı ile hareket etmesi olarak ifade eder. Kitlelerde görülen temel karakteristik özellikler de şunlar olmaktadır:

● Yargılama gücü yoktur.
● Düşünceleri bütünüyle red ve kabule dayanır; kesin doğrular ve kesin yanlışlar vardır.
● Münakaşa ve itiraza dayanma gücü yoktur.
● Kendilerine uygun telkin olunan şey uğruna canlarını feda ederler.
● Telkin olunan şeylerle tüm kavrama güçlerine hakim olunabilir
● Yalnız şiddetli ve aşırı duygulara sahiplerdir
● Kısa zamanda sever ve sevdikleri kısa bir zamanda kral yaparlar; aynı kişiden kısa zamanda nefret edebilir ve onu rezil edebilirler
● Akılla, kanıtla değil hayallerle düşünür ve basit olup duygularına hitap edene riayet eder, bunlara değer verirler
● Çabuk kışkırtılirlar, çabuk kizarlar
● Fikirlerine taassub hakimdir, baskıcıdirlar ve muhafazakâr yapıya sahiptirler

Genel olarak bu özelliklere sahip kitle bir koyun sürüsü gibidir ve her daim kendisine bir çoban arayışı içindedir. Bu çobanın zeki ve akıllı olmasi da gerekmez. Nüfuz sahibi olması ve itibarı yüksek olması elzemdir. Yani güçlü olması gerekir. Kitle yani sürü, güce itibar eder ve onun nazarinda ideal yönetici tipi Sezar, Napolyon vs karakteri tipidir. Asla özgürlük arzusunda degildirler aksine 'esirlik gereksinimi' duyarlar. Haliyle bu yapıya sahip bir kitlenin de gerçeğe duyduğu bir arzusu da yoktur. Aksine kendisine bulduğu Sezar'ın kendisine hayaller sunmasıni, geleceğe ait hedeflerle kendisini beklentiye sokup birlik duygusunu pekistirmek isterler. Böylelikle birey olabilmekten ve kendi başına düşünmek ve karar vermek zorlugundan kurtulmak isterler.

Çobanın bunları yaparken kullandığı temel araçlar da 'iddia, tekrar ve sirayet'tir. Çoban sürüye oldukça basit, onun duygularını costuracak ama asla arkasını doldurmayacagi iddialar one surmelidir. Bu iddiaları sürekli tekrar ederek kitlenin bilinçaltına yerlesmesini sağlamalıdır. Nitekim tarihin önemli çobanlarindan Napolyon "biricik ciddi söz sanatı tekrardir" demiştir. Bundan sonra ise oluşturulan bilinçaltına uygun telkinlerle ortak duygu, hedef, hayaller kitle içinde sirayet edebilmelidir. Napolyon demişken onun gibi bir model kitlenin önünde bulunmalıdır. Kitle kendisinde bulunan ve bunlardan dolayi ezikligini duyduğu eksikleri, yanlışları vs onda görmemelidir. Bu model, kitleye uzak durarak onlara hukmetmelidir ve asla kendisini ve konumu tartışmaya açmamalidir. Yazarın dediği üzere "Bir büyük inancın değeri münakaşa edilmeye başlandığı gün, o inancın ölüm günüdür." Nitekim bu söz model için de geçerlidir, nitekim kitleye inancı veren temel unsur bu modellerdir. Yine yazarın sözüyle "Kitle, çobanindan vazgeçemeyen bir sürüdür".

Yazar bundan sonra su an günümüze hakim olan ama o zamanlar emekleme aşamasında olan parlamento, demokrasi ve seçimlerin aslında birer kitle özelliğinde olduğunu ifade ederek, seçmen kitlesinin de değerlendirme, tenkit gücünün zayıf ve aklına değil duygularına hitap eden adayları seçmeye dönük olduklarını söylemiştir.

Kitabı yani yazarın tespitlerini okurken, günümüz dünyasındaki toplumları görmüş gibi oldum adeta. Bu da yazarın ne kadar iyi bir gözlem ve analiz yaptığını ve iddialarında ne kadar haklı olduğunu gösteriyor diye düşünüyorum. Sonuç olarak herkesin okumasını tavsiye edeceğim çok önemli bir eser oldu Kitleler Psikolojisi.

İyi okumalar.
208 syf.
·8 günde·Beğendi·8/10 puan
Toplum ve kitleleri harekete geçirme psikolojisinin kaynağını tüm detaylarıyla analiz eden yazar, pratikte de örnekleri ve dayanaklarıyla teorilerini desteklemiştir. Günümüz Türkiye'sine özel güncel örnekleri de çağrıştıracağınız kitapta, kitlelere hükmeden asıl şeyin zeka, bilgelik,eğitim, kültür ya da değerler sisteminin değil, hükmedenin nüfuzu, tekrar ve sirayet etme yeteneği, akla değil duygulara etkin şekilde hitap edebilme yeteneği olduğu güzel bir şekilde aktarılmıştır.Kütüphanenizde bulunması gereken önemli bir kitap olduğu kanaatindeyim...
168 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Bir ideali takip ederek barbarlıktan medeniyete geçmek, sonra bu ideal kuvvetini kaybedince çözülmek ve ölmek. İşte bir kavmin hayatına ait çemberi bundan ibarettir.
Geçmişten günümüze kitleler üzerine müthiş bir teşhis.
208 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Kitabın ilk yarısını çok beğenerek okuyup diğer yarısını çok sıkılarak okudum. Okumayı uzattıkça uzattım, kitabı elimde süründürdüm. Sürekli aynı şeyleri tekrar ediyormuş gibi geldi. Bitirdikten sonra kitabı birilerine anlatırken farkettim ki oldukça dolu dolu bir kitapmış, farkında olmadan ne çok şey öğretmiş bana.
Yazar sadece belirli kişilerin psikolojisini ya da sadece bireylerin psikolojisini inceleyerek toplumun hareketlerini anlamlandıramayacağımızdan bahsediyor. Kitlelerin psikolojisi bireylerden çok daha farklı çünkü.
İnsanlar bireysel olarak yapmayacakları, yanlış buldukları şeyleri bir kitleye mensup olduklarında rahatlıkla yapabilirler. Kişi sanki kendisi ortadan kalkıyormuş da bu davranışı kitle yapıyormuş gibi hisseder.
Bir kitleyi harekete geçirebilmek için altının gerçeklerle dolu olduğu bir idealden çok insanların hayallerine ve duygularına hitap eden bir idealiniz olmalı ya da buna uygun bir sunumunuz olmalı. Böyle kendilerine uygun şekilde telkin edilen bir amaç uğruna insanlar ölüme bile gidebilirler. Artık yargılama güçleri yoktur.
Fakat burası tam olarak bir ip cambazlığı. Çünkü idealiniz çok basit olabilir ulaştığınızda kitle hemen dağılabilir. Ya da insanlar bunu imkansız bulup bir süre ulaşamadıktan sonra yine dağılabilir. Diyelim idealiniz çok uygun bu defa da bir koşkırtılmayla size olan inançlarını kaybedebilirler.
Bir kitleyi harekete geçirmek için en önemli ögeler “hükmedenin nüfuzu, yeterli tekrar, sirayet etme gücü” dür. Ayrıca iyi de bir hatip olmak gerekir.
Ve daha bir sürü şey.
Okuyalım, okutturalım
Geçmişten günümüze gelen insan psikolojisini daha da önemlisi kitle psikolojisini Fransız ihtilali özelinde inceleyen sigmund frued a kaynaklık etmiş,günümüz dünyasına ışık tutacak bir eser şiddetle tavsiye ederim
208 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Gustave Le Bon öncelikle kitleyi tanıtmakla başlar. Ona göre kitle rastgele bir bireyler topluluğudur. Kitlenin içinde insanlar, tek tek bireyler olarak karakterleri, zekaları, düşünce yapıları silinir, bireysellikleri erir. Doğruyla yanlışı ayırt edebilecek niteliğe sahip değillerdir. Kolay galeyana gelerek önlerine çıkan hemen her şeyi yakıp yıkabilirler, cinayet işleyebilirler. Ve bundan dolayı da suçlanmazlar. Özgürlüğü değil esirliği tercih ederler. Kayıtsız şartsız bağlanabilecekleri bir önderleri olmalıdır.

Önderler bu kitleyi yönlendirebilecek niteliğe sahip olmalıdırlar. Önder ne söylerse söylesin doğru kabul edilir. Sürünün başındaki çoban olmalıdır. Telkinlerle ve tekrarlarla sürünün bilinçaltına girebilmelidir. Bu konuda Le Bon Napoleon'u örnek verir. Sadece kuvvete saygı duyan kitleler, iktidarı kaybeden önderi alaşağı etmekte de bir sakınca görmez.

Demokrasi, sosyalizm, parlamento gibi halkı çağrıştıran kelimelere de tabiri caizse gıcıktır. Bunun sebebi, kelimelerin sahip olduğu anlamdan ziyade temsil ettikleridir. Le Bon'un kitleden haz etmeyişinin sebebi, uygarlıkların temelini oluşturan dini, politik, kültürel ve toplumsal yapıları değersiz hale getirmeleridir. Bunun en büyük kanıtı da Fransız İhtilalidir. Fransız İhtilali ile kitleler, medeniyeti "eşitlik, kardeşlik ve özgürlük" sloganıyla tamamen ayaklar altına almıştır.

Le Bon eğitim öğretim sistemini, gençlerin zekalarını geliştirmeden sadece kitapları ezberleyerek kendi yeteneklerini körelttiği sebebiyle eleştirir. Ona göre okul; gençlerin tarlalardan, atelyelerden kaçmasına vesile olmakla kalmayıp, gayretsiz, başarma hissinden yoksun ve burjuva çocukları gibi devlet memuriyetlerine yönlendirmektedir. Devlet ise bu gençlerin sadece sadece bir kısmını kullanır. Bunun sonucunda itaatsiz, toplum ve devlet düşmanı proleter kitleler ortaya çıkmaktadır. Bunların yanı sıra okullar gençlerde, sosyalizm gibi devlete kafa tutmak gibi eğilimleri de uyandırmaktadır.
Bunun yerine gençler atelyelerde, mahkemelerde, hastanelerde, madenlerde vs. çalışarak hem gerekli mesleki eğitimi alabilir hem de yeteneklerini geliştirebilirler.

Son olarak günümüzden yaklaşık 160 yıl önce yazılmasına rağmen Le Bon, hem kendi dönemini başarılı bir şekilde analiz edebilmiş hem de güncelliğini kaybetmeyen bir eser bırakarak günümüz toplumlarına da ışık tutabilmiştir.

İyi okumalar dilerim :)
166 syf.
·156 günde
“Bir kavim geçici heveslerine göre değil, karakterinin uygun olduğu yönetim biçimi ile idare olunur.” kitapta geçen bu söz çevirmenden dolayı bilemiyorum ama kitaptaki bir çok soruya cevap niteliğinde. Kitap Fransız ihtilali dönemin de yazılıyor. Klasik yönetim anlayışının kalktığı, tamamiyle sanayi devrimine dönen bir ülkenin gruplarla, cemiyetlerle, sendikalarla yönetilmeye başlayan ve doğan haksızlıklara isyan eden bir milletin psikolojisini anlatan bir eser. Yeri geliyor inanç konusuna büyülenme, yeri geliyor sosyalizmin, komünizmin kendi düşünceleriyle ve bazı yaşanmış alıntılarla yerilmesine. Birey psikolojisinin kitle psikolojisiyle bir bağı olduğu muhakkak. İnsanların duygusal davranmasını ve buna göre karar almasını pek eleştiriyor yazar ayrıca. Kitabın son bölümleri cinayetler, seçimler ve parlementolar da alınan kararlar. Bence kitleler bu kadar koyun sürüsü gibi algılarla yerilmemeli. Topluluk bazen haklı olarak tepkiler verir. Ne diyordu orman kanunu ‘büyük balık küçük balığı yer’ o yüzden organize olun. Kitleler her zaman güdülmez bazen güdeni alaşağı etmesi kaderin bir cilvesidir. Rahmetli Ali Şeriati de şöyle der: "Tribünlerden gelen sesler, savaşan mazlumların sesini kısıyor ve bu sesi bastırıyorsa, futbol afyondur.." iyi okumalar dilerim.
208 syf.
Toplum psikolojisini anlamada çok faydalı bir kitap. 19. yy'daki Fransız devrimi üzerinden kitlelerin nasıl hareket ettiğini, bir ideoloji peşinden nasıl sürüklendiği inceliyor.
Geçmişte de şimdide değişmeyen kitleler ger zaman bir liderin, bir ideolojinin peşinden koşarak, bireysel olarak asla kabul edilemeyecek cinayetler işlemiştir.
Nazilerin toplama kamplarında bu durumu çok net görebiliyoruz. Ailesine karşı çok iyi bir baba olan Eichman milyonlarca yahudinin gaz odalarında katledilme emrini hiç düşünmeden onaylamıştır.
.
.
••Kitap çok faydalı analizler içeriyor gerçekten beğendim. Fakat Say yayınlarının çevirisi berbat. O kadar fazla kullanılmayan eski türkçe kelimeler kullanılmış ki her sayfada 4-5 kez sözlüğe bakmak zorunda kaldım.  Başka bir yayından okumanızı tavsiye ederim.
.
.
Kitap: 9
Çeviri: 4
Kapak: 10
208 syf.
Biraz vaktiniz var mı?
Mevcudiyet kavramıyla temellendirilmesi gereken her şey gibi anlamanın onaylamaktan çok bağımsız bir fenomen olduğunu idrak ettiğim –bakın bildiğimden bahsetmiyorum, anlamak için elbette bilmek ön şartı vardır fakat evreler arasındaki geçiş, merhaleleri belirgin kılar- günler şu âna bir hayli yakın. Mevcut olan, varlığını çok çeşitli, belki birçoğu tarafından anlaşılmaz addedilen iç ve dış uyarıcılara kafa yorarken yolcu olmanın tanımını da aslında yoldan bağımsız şekillendirmediğimi fark ediyorum. Zaman zaman yoldan çıksam da yolu kaybetmediğime büyük bir sevinç duyuyorum. Zira arıyorum. Muhalifleri çürütmek, onların yanlışlarını yüzüne sinsice haykırmak yerine iyileştirmenin gücüne daha ziyade inanıyorum.

Bu kitap sarsıcıdır. Ele kalem alıp satırların altını renklendirmenin kifayet edeceği kadar istikbalden ve tatbikattan yoksun bilgiler anlatmıyor müellif. Benden, bize uzanırken farkında olmadığım, beni benden habersiz, hayatın içinde çok normal ve sıradan faaliyetlerle meşgulken ben, aklımın alamayacağı suretlerde çevreleyen, zor zapt edilir, sağlam olarak içime yerleşmiş, yönümü tayin eden bilinçaltı meselelerime değiniyor. Ben diyorum, biz olarak algılayın lütfen. Saydığım sebepler dahi sarsıcı bir üslup için lüzumlu nedenleri oluşturuyor. İkaz edildiğimi belirtmeliyim. İkaz; kendini şüpheyle aynı yerde yürütenin, şüphesizliğin insanın kendini yitirebilmesi kadar uzak neticeler doğurabileceğinin idrakinde olanlar için büyük nimetmiş, sevdim. İkaza hazırsanız Gustave Le Bon’un bu vazifeyi hakkıyla yerine getirebilecek niteliklere sahip olduğunu düşünüyorum, bazı şahsî mütalaalarına iştirak etmesem de.

Mezkur eserde yer edinmez fakat mevzuyla alakalıdır: Luhay, Mekke’ye putu getiren ve puta tapmak için insanları teşvik eden ilk kişidir. Luhay, şimdilerde zihnimizin içindedir. Put nedir? Puta tapmak nedir, niçindir? İkisi, eleştirel minvalde yöneltilmesi muhtemel, kapsamı objektif bilgilerden müteşekkil soru kalıpları. Putun ne olduğu, aralarında benzerlik yahut anlam ilişkisi barındıran her şeyin içinde gizlidir. Bu kitap size bunu da ispatlar. Fakat gayrı açılardan değerlendirme yapabilmek için ilkin içinde yaşadığınız aleme kavrama, analiz gibi birçok bakımdan aşina olmanız icap eder.

Zorunlu saydığımız, sabit bir zemine iliştirdiğimiz efkâr (fikirler), kurban rolümüzü kesinleştirmekten başka hiçbir fonksiyona bu denli kuvvetle sahip çıkmaz. Tutuculuğun her türü insanı mevz-u bahis olana körleştirir. Bilinçli âmiller, farkındalığı yüksek kimseler tarafından daima bir ayrıklık meydana getirirse de kitle psikolojisinin kolunun uzanmayacağı mahal neredeyse yoktur. Bu kitap size kitleyi, kitle içinde genel benzeyişleri, önder algısını, bir kitle içinde birey olarak çok zeki ve aydın kimselerin dahi davranış olarak en sıradan insan seviyesine inebileceğini, tek tipleşmeyi en net misallerle ikna edici şekilde sunar.

Gelişimde istikrar, karanlığa davada ısrarcı olmaktır. Bu karanlık bizden bağımsız mı peki? Bizdeki karanlıklar bize rağmense o karanlıkların nasıl farkına varacağız kolayca? “Önce de söyledik, kitleler aklî değerlendirmelerden etkilenme kabiliyetinde değillerdir.” Anlayacağınız üzere hedefsel oluşum için ihtiyaç duygulardır. Duygunun fikre dönüştüğü evreyi görebilmek için kendinizle yüzleşebilecek cesaretten mahrum değilseniz, bugüne kadar put haline getirdiğiniz fikirlerinizden, eylemlerinizden uzaklaşıp özgürlüğe ulaşmayı başarmak her zamankinden daha ehemmiyetli görünecektir size. Üstelik “bilmiyorum”u seve seve sarf edenlerden, bildiğiyle yetinmeyenlerdenseniz…

Faydalı düşünceler edinmek ve bunların huya dönüşmesi için yeterli istek ve azîm çaba, bugüne dek görmezden geldiğiniz, karanlık doğuran ama farkında olmadığınız bilinçaltı oluşumlarınıza ayna olacaksa eğer bunun için hangi mevzularda kolayca tahrik edildiğinizi esasen kitle başlığında (siyasal ve toplumsal sorunlar, eğitim öğretim gibi pek çok içtimai meselelerde), bununla birlikte bu kitlenin içinde değerlendirdiğiniz vaziyetlerin olağanlığından dolayı kendinizi de duygularınızın yönünü değiştirmeniz hususunda bir fail olarak değerlendirmeniz kaçınılmaz olacak.

Bir eylem, bir insan bize neden mükemmel gibi gelir? Bu yargıyı; nüfuzu, hayallerimizdeki payı, doğruluğu, şartlar vs.ye göre ne kadar iyi tetkik ediyoruz? Doğruyu ne kadar iyi biliyoruz? Bizim dışımızdakileri? Yanılma ihtimalimizi hep dile getiriyoruz da buna dair gerçekçiliğimiz kendimizi ikna içinse?

Müdafaa ettiklerinizde ne denli adil olduğunuzun yanıtları, örneklendirmelerinizdeki haklılık payı ile ilişkisiz mi? Kendinizi teslim ettiğiniz bilhassa kalıplaşmış öğretileri, adil olma ve taze düşünceler üretme maksadı, iyi niyetinizle gözden geçirmeyi uygun bulursanız o pencere biraz daha açılacak, içeriye temiz hava dolacak. O pencere hangi pencere? Gerçekten istediğiniz temiz hava mı? Yoksa siz de karambol eğilimler kuşatmasında aydınlık günleri arayan, karanlıklar içindeki hırslı savaşçılardan mısınız? İyi okumalar.
208 syf.
·6 günde·6/10 puan
Gustave Le Bon kitabında, kitlelerin psikolojisi, kitlelere yön verme, kitleleri kontrol etme gibi konuları ele almış. Ele aldığı konuları daha çok Napolyon ve Fransız İhtilali üzerinden örneklemiş. Ama kitabı okurken yıl, dönem ne olursa olsun kitlelerin ve toplumların aynı özellikler, aynı tepkiler gösterstediğini göreceksiniz. Toplum psikolojisine ilginiz varsa okumanız gereke kitapların başında.
208 syf.
·Puan vermedi
Güzel ülkemin masum insanlarının maruz kaldığı muamelelerden bunaldığım bir vakit, bir arkadaşımın tavsiyesi ile okuduğum ve kürsülerden zafer yahut mağduriyet nidaları atan zevatın aslında büyük kitleleri peşinden sürüklemeye çalıştığını öğrendiğim bu kitap, gazete manşetlerine ya da ana haber bültenlerine bakış açımı değiştirdi.

Kitapla ilgili yazımız : http://1cay1kitap.com/kitleler-psikolojisi/
Halk, güçlü iradeye sahip olan adamı daima dinler. Kitle halinde bulunan bireyler bütün iradelerini kaybettiklerinden, iradeye sahip olan kimseye içgüdüsel olarak dönerler.
Gustave Le Bon
Sayfa 82 - Hayat Yayınları
Bir ülkede gençliğe verilen eğitimin şekli, o ülkenin kaderini önceden görmemizi sağlar. Bugünün nesline verilen öğretim ve eğitim en karamsar tahminleri doğrulamaktadır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kitleler Psikolojisi
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
179
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058393424
Orijinal adı:
La Psychologie des Foules
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Beyazıt Kitabevi Yayınları
Tartışmalar yaratmaya devam eden ve günümüzdeki olaylar üzerinde bile yorumlar yapabilmemize yardımcı olan bir kitap Kitleler Psikolojisi.

İnsanlığın 19. yüzyıldan bu yana geçirmekte olduğu evreler düşünülürse bu kitabın yerinden de pek kolay olmayacak gibi görünüyor.

Gustave Le Bon, kitleleri oluşturan bireylerin davranışlarındaki değişiklikleri ele alarak başladığı kitabında tümüyle bir toplumun içinde mevcut bulunan çeşitli kitle davranışlarını inceliyor.

Le Bon kitlelerin yalnızca baskıcılığa ve güce taptığına; özgürlüğe burun kıvırdıklarına inanırdı. Haklı olup olmadığını öğreneceğimiz bir süreçten geçiyoruz.
- Sam Gerrans, RT News Op-Edge-Kasım 2015

Gustave Le Bon'un 19. yüzyıldaki çetelerin çılgınlıklarını betimleyen teorisi, Fransız Devrimi'nden oldukça etkilenmişse de; günümüzde hala kalabalıkların davranışlarını en iyi anlatan görüş olarak saygı görmekte.
- Michael Bond, Slate Magazine-Mart 2015

Bir psikolojik kitlenin en göze çarpan niteliği şudur:

Kitleyi oluşturan bireyler kimler olursa olsun, onların yaşama şekilleri, iş güçleri, karakterleri veyahut zekaları ister benzer, ister farklı olsun, kalabalık haline gelmiş olmaları onlara bir çeşit kolektif ruh aşılar. Aşılanan bu ruh onları, her biri tek başına bulunduklarında duyacaklarından, düşüneceklerinden, yapacaklarından tamamıyla başka şekilde hissettirir, düşündürür ve yaptırır.

Bazı düşünceler, bazı hisler ancak yığın halinde bireylerde kendini gösterir veya eylem alanına çıkar.

Psikolojik kitle, bir anlığına birbirleriyle kaynaşmış, değişik (hetetrojen) bileşenlerden toplanarak oluşmuş, geçici bir yaratık gibidir. Tıpkı vücur hücrelerinin birleşerek, bu hücrelerden her birinin sahip olduğu niteliklerden çok daha farklı nitelikler kazanmış canlı bir varlık meydana getirmesi gibi.
- Gustave Le Bon

Kitabı okuyanlar 1.345 okur

  • Buse
  • Ömer Gülcan
  • kucukay
  • Aslı
  • Yusuf Yüce
  • Ogan Çolak
  • Zeynep Çetinkaya
  • Oğuzhan
  • Cansu ekinci
  • gamzellik

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.2 (1)
9
%0.2 (1)
8
%0.5 (2)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları