Kızıl ile Kara 1. Cilt

·
Okunma
·
Beğeni
·
21.118
Gösterim
Adı:
Kızıl ile Kara 1. Cilt
Baskı tarihi:
1966
Sayfa sayısı:
340
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları
652 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Her sabah kendinizi kocaman bir yalandan ibaret dünyanın kucağına bıraktığınızın kaçınız farkında? Gözleri hırstan, kibirden, dalkavukluktan, ikiyüzlülükten parlayan bu kalabalığa her sabah karışıyor olmak nasıl bir duygu? Binlerce insanın binlerin arasında yalnız hissetmesi, yaş aldıkça yalnızlaşmak, toplumdan daha stabil yaşamaya çalışmak ya da hepimizin kafasından mutlaka bir kez geçmiş olan bi sahil kasabasına yerleşme fikri, insanlar arasında tercih edilmiş bu yalnızlığın sonucu mudur?
Bilemiyorum Altan. Hikayemiz tam da burda başlıyor.

Bu kitabı aşk romanıdır diye düşünüp, dağınık kafamı biraz toplasın diye okumaya başladım. Aksine beni çok sinirlendiren bir okuma oldu. Yaşar Kemal’in ve Orhan Pamuk’un dilinden düşmeyen Parma Manastırı öncesinde girizgah olması adına önceliği bu kitaba verdim. Stendhal’ın Fransız edebiyatındaki gerçekçilik akımının en önemli yazarlarından biri olduğunu bu kitabı okuduğumda öğrendim, neden sinirlenmiş olduğumu da o zaman anladım.

“Fransa’da kibirden başka bir şey göremiyorum.” sf(360)

Bu kitabın bana kalırsa en can alıcı cümlesi buydu. Fransız Devriminin etkileri henüz tazeyken 1799 yılında Cumhuriyet ve devrim yanlısı Napolyon’un iktidara gelmesi şüphesiz Fransa’da dengeleri değiştirmiştir. Stendhal kendisi de Napolyon’un yaklaşık yirmi yıla yakın süren savaşlarında savaşmış, romandaki gerçeklik de anladığım kadarıyla bu savaşlar sayesinde bu derece gerçek anlatılmış. Yazar her ne kadar kitapta Napolyon’un icraatlarından övgüyle söz etse de, daha sonra ki yıllarda Napolyon’un da zaaflarına, ihtirasına yenik düşerek ülkeye Monarşi’yi tekrar geri getirişini eleştiriyor.

Toplumsal sınıflandırmanın en çok hissedildiği Fransa’da soylu sınıfı ve ayrıcalıklı ruhban sınıfı, halkın tekrar örgütlenip kendilerini giyotine geçirmesinden sık sık korkuyor, Kral’ı yani iktidarı destekleyip ceplerini dolduran bu Dük’ler, Marki’ler, aslında toplumun içindeki zehirli ottan farksızlar. Sahibi oldukları servetler sayesinde daha soylu olduklarını düşünürlerken ruhlarının ne kadar soysuzlaştığının farkında bile değiller. Toplumsal iki yüzlülüğün en net kanıtı da, her akşam verdikleri kokteyllerde tek bir düşüncenin bile söylenemiyor olması, çünkü bu beyler çoğunlukla kendilerinden alt tabaka gördükleri salon eşrafının fikir beyan etmemesi için kendilerinde hak gördükleri her türlü aşağılamayı yanındaki bu yardakçılarına gözükapalı yapabiliyorlar. İktidarın gözünden düşmek istemeyen bu beyler her türlü aşağılama karşısında sükunetlerini koruyorlar.

Ve bu ortamın tam göbeğine fakir bir kerestecinin, yükselme hırsıyla gözü dönmüş, tek amacı servet sahibi olmak olan, Tanrı’yı sorgulayan ama zerrece inancı olmayan Rahip adayı Julien düşüyor. Bu kitapta başından talihsiz iki gönül ilişkisi geçen genç Julien’ın hayatına eşlik ediyorsunuz. Roman kesinlikle basmakalıp bir aşk öyküsü değil. Kitabın genel temasında yer alsa da bana kalırsa bu kitap, toplumun iki yüzlülüğünün, kibrinin, aşağılık kompleksinin en güzel örneği. İnsanın aklına sık sık “Bu dünya da dürüstlere yer yok!” fikrini getiriyor. Toplumsal konumların duyguların üstünde tutulduğu duygusuzları anlatıyor bu kitap.

Dönem kitabı okumak isteyenler için çok iyi bir tercih, ve kesinlikle Bertan Onaran çevirisi okuyun gerçekten çok başarılı. Özellikle İletişim Yayınlarından çıkan çeviriyle şöyle bir kıyas yaptık, kesinlikle Bertan Onaran, cümleler de anlam düşüklüğü ve kopukluk nerdeyse hiç yok. Son olarak bu kitabı bana hediye eden canım Kübra A. ‘ya <3 tekrar teşekkür ederim, böyle şahane bir kitabı okuduğuma vesile olduğu için.
Selamlar, saygılar.
652 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
İsmi gibi kendisi de her yönüyle kırmızı ve siyah olan bir kitap. İçerdiği her anlatımın hem kırmızı hem de siyah tarafları gösterilerek ustaca yazılmış bir konu.

Kitapta anlatılan konu, esas olarak üç kişinin sebep olduğu, ama o dönem itibariyle tamamen uygunsuz sayılan iki adet dramatik aşk hikayesinin kırmızı ve siyah taraflarıdır. Bu anlatım yapılırken de aynı zamanda dönemin Fransa'sındaki siyasi ve toplumsal yapının da kırmızı ve siyah tarafları dolaylı olarak okuyucuya yansıtılmaktadır. Romanın kahramanı olan Jülien'in içsel çatışmaları da aynı şekilde aktarılmaktadır.

Fakir ama zenginlik ve yükselme arzusunu hep içinde taşıyan basit bir köylü çocuğu olan Jülien, ilki, hem ahlaka hem de toplumsal yapı ve statüye ters, ikincisi ise tamamen toplumsal statüye ters olan iki aşk yaşamıştır. Fakat maalesef ki aşk, her zaman kırmızı renkli olmamaktadır. Onun ağır olan siyah tarafları da vardır.

Tamamen akıcı bir dille yazılmış olan bu gerçekçi ve dramatik romanın, mutlaka okunması gereken dünya klasiklerinden biri olduğunu düşünüyor ve okunmasını da tavsiye ediyorum.
652 syf.
·11 günde·8/10
Merhamet göstermek gerekmiyorken merhameti yüceltmek kolay, adalet dağıtan değilken adaleti yüceltmek kolay... Yaşamadığını dışarıdan gözlemleyerek eleştirmek kolay... Ya başrol sensen? Ya adaleti uygulaman gerekirken kendi çıkarların söz konusuysa... Adil olabilir misin? Refahından vazgeçebilir misin? Kendi başını derde sokup merhamet edebilir misin? Sorgula kendini ne kadar adilsin, ne kadar merhametlisin? Mantığını ne derece baskılabiliyorsun? Aşık mısın hırslı mı?

Kırmızı ve Siyah okumamın sonunda kafamda hep bu sorgular...

Şu iğrenç düzen çarkında çoğumuz birer Julien'iz aslında. Milyon dolarlarımız yok, ünlü bir aile adımız yok, siyaset oyununda bir koltuğumuz yok, Ankara'da dayımız yok... Bu yüzden adalet dedikleri duruma göre değişebilen kurallar silsilesi bizim için hep sabit. İktidar oyununda bizden çıkarı olan hiç kimse yok, bu yüzden bir sabah uyandığımızda kendimizi inşaat zengini olarak bulamayacağız, aniden köşeyi dönen insanlar kervanına katılamayacağız. Bir yasa, bir belge ile kılıfına uydurulamayacak durumumuz. En acısı da sosyal statü sebebiyle ceza ver(e)medikleri ya da göstermelik ceza verdikleri suçlardan doğan adalet uygulama açlıklarını ufacık bir suçta üzerimizde uygulayacakları. Dokunulmazların da dokunulurluğu bize dokunacak.

Evet, her sabah kendimi kocaman bir yalandan ibaret dünyanın kucağına bıraktığımın farkındayım ve böyle değilmiş gibi davranamadığım her an tiksiniyorum bu dünyadan... Gözleri hırstan, kibirden, dalkavukluktan, ikiyüzlülükten parlayan bu kalabalığa her sabah karışıyor olmak çağımız insanını mutsuz eden yegane şey canım Ayşe* . Aşklar yalan, dostluklar çıkar, gülüşler sahte... Gençliğimiz var ama yorgunuz. :)

19.yüzyıldan bugüne değişen bu kadar az şey varken ne için uğraşıyoruz? Kitapta anlatılan taşra, soylu sınıfı, ruhban sınıfı ve devlet adamları arasındaki kirli düzen 21.yy'da adını değiştirdiyse, kırmızı ile simgelenen aşk hala siyahlara büründürülüp hırpalanıyorsa, adalet sistemi arızalıysa, karşı görüşlerin finali Silivri'de gösterimdeyse neden bu kadar sinirleniyoruz yaşadığımız çağa? Fikirlerimiz bizim mi sistemin mi? Stendhal, Hugo ve diğer pek çoğu çağının bastırılan sesini bulup bugünlere taşımış yine de düzen değişmemişse neden salıvermiyoruz kendimizi, amaan battı balık yan gitsin biz mi kurtaracağız? Tatar Ramazan misali düzeni bozarız diye çığırsak da düzen aynı kara düzen olarak kalıyorsa, yeryüzünün bütün karıncaları birleşemiyorsa, sistemin aksaklıklarını söyleyip bağırıp çağırıp rahatlamak mı bunca telaşımız? Retorik sorular sorup durmak içimi rahatlatmıyor. Sorgulamaların sonu yok.

Bu kitabı aşk kitabı diye okumak isteyebilirsiniz ama birbirlerine duydukları aşk mıydı, diğer şeylerin yansıma yapıp kendilerine dönmesi miydi okurken hep bunu düşündüm. Madam Renal kendisini bir iş anlaşması, toplumsal statü yükseliş aracı aksesuarı olarak görmese Julien'e tutulur muydu? Mathilde kafasındaki ideal aşık rolünü Julien'e yüklemiş olmasa, bu kadar benmerkezci olmasa sırf Julien herkesin aksine kendisiyle ilgilenmiyor diye kendine aşk yaratır mıydı emin değilim. Karakterlerin aşk ilişkisi çok gelgitli ve tutarsızdı. Bir dönem anlatısı olarak; sınıf farkının işlenmesi, din ve Tanrı sorgulaması, psikolojik tahlil olarak kısmen başarılı bulmuş olsam da Stendhal'in anlatım tarzını çok dağınık bulduğum için kitabı çok sevemedim. Hristiyanlık olarak ele alınmış kitapta ama inanç da diyebiliriz buna, ayrıcalık elde etmek için inanç ya da aşkla bağlanılan aşk(ki kitapta göremiyoruz) sorgulamaları Quo Vadis?'in üzerine cila gibi oldu. Benim için kitabın en güzel kısmı da bu son kısımlar oldu.

Son olarak kitabı okumaya önce İletişim yayınları ile başlamışken, çeviri kıyası sonucu İş Bankası'na dönsem de ufak tefek editöryal aksaklıklar vardı bunda da. Yayın dünyasının iki büyük ismi bile böyle özensiz iş yapabiliyor, elimizde şimdilik daha iyi bir seçenek olmadığından İş Bankası yayınlarından okunmasını tavsiye ediyorum.
652 syf.
·13 günde·Beğendi·10/10
Gerçek ismi Marie -Henre Beyle bize kendisini Stendhal olarak tanıtmıştır. Şöhretine uzun yıllar kavuşamayan Stendhal 1880 yıllarından sonra beklediği ilgiye ancak kavuşur, bunu açık ve net kendisi ile ilgili daha önceden öngörmüştür.

Stendhal sadece üç yılı gerektiren çalışmalarının sonucunda sıradan adli bir vakayı sanat eserine dönüştürülmeyi başarmıştı. Fransız devriminden sonraki Restorasyon dönemine ait gerçek olayların üzerinden de bu kitabı yazmıştı. Fransa’nın o döneminde sık rastlanan ve gazetelere düşen olaylardan bir tanesini kaleme almıştır; birey ve toplum çatışmasını resmetmiştir.

Kitap küçük bölümlerden oluşuyor, uzun monologlar içermeyen, sıkıcı anlatı olmayan paragraflarlar ve sayfalar bir birini takip ediyor. Ayrıntılara zaman harcamadan yazar kahramanların en önemli olaylarına konsantre oluyor. Kitaba epigraf olarak Danton’un ‘’Gerçek, şu buruk gerçek’’ kullanılan bu sözleri doğru ve sadece doğru anlatacağını söz vermiş gibi yazar.


Julien, genç bir erkek, büyük kariyer ve büyük servet yapmak ister ve bunun için büyük çabalar harcayarak zengin ve üst tabaka insanlara karışır ve istediklerine varmasına ramak kala hayata veda eder. Henüz 23 yaşında iken… Julien; kerestecinin üç oğularından en küçüğüdür, eğitime yatkınlığı da vardır, din adamlığı veya askeri kariyerinde başarılı olursa kendi hayatı ile yaptığı planlarını gerçekleşmiş olur diye düşünür. Kendisi Napoleon hayranıdır maalesef ki yaşadığı zaman Napoleon zamanı değil ve bundan dolayı hayatındaki amacına varabilmesi için bulunduğu çevreyi küçümseyip, her insanın doğasında olduğu gibi sevgi ve dürüstlüğü yok edip yerine içindeki ego, kibir, ikiyüzlülüğü ve insanlara karşı güvensizliğini büyütüp tüm fırsatları kullanıyor. 19 yaşında olmasına rağmen ne istediğini bilen, yaşının verdiği toyluğuğu yaşar iken hayal ettiklerine ilk adımlarını atmaya başlıyor. Madam de Renal ve Matmazel Mathilde arasında Julien’in kısacık hayatı sıçrayarak geçiyor. Çok kısa zaman diliminde onun alt tabakadan gelme, kilise ve üst tabakaya ilerleme, yükselişini ailesinden kendisine göremediği güvenini sağlamış oluyor. (Bu yükselişin ruh katılaşması ile ters orantılıdır diye söylemeden geçemiyorum.)

Hızlı yükseliş, trajik son…

Kitabın ismi ile ilgili tartışmaların sona ermediğine göre bende kilise ile askerlikten yana düşünmekten vazgeçip kırmızının aşk siyahın ölümü simgelendiğini neden olmasın diyorum… Yüzleri pudralı, peruklu, uzun elbiseli o zamanki üst tabakanın kibarları gözümün önünde hüzünlü canlandırma ile kitabın son yaprağını çevirmiş oldum.

Klasik her zaman klasiktir .
652 syf.
·2 günde
Kitabın kapağını açıp ilk sayfayı okumaya başladığınız andan itibaren aşkın kokusu gelir..
Romantizmden realizme geçişin bir örneği olan kitap şöyle başlar.
Belediye başkanının eşi bayan Renel
çocuklarının öğretmeni Julien’e aşık olur.
Aralarında tutku dolu bir aşk yeşermeye başlar.
fakat bu aşkı stendhal o kadar güzel anlatmıştır ki muhteşem:))
Çokça beğendim herşeyiyle muhteşem.. Tavsiye ederim kesinlikle okumanız gereken bir kitap.
530 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Fransız İhtilali'nden sonra, Fransa'daki sosyal ve siyasi durumu bize anlatan siyasi ve sosyal bir roman. Kitapta koyu Kralcılar, liberaller ve Napolyon'dan bahsediyor yazarımız.
Eserin başkahramanı Julian Sorel, Napolyon hayranı ve papaz okulunda bir öğrenci. Julian, toplumun en iyi kesimlerinde kendine yer edinmeye çalışan ihtiraslı ve kendini sürekli hakir gören, etrafındaki herkese kuşku ile bakan, aynı zamanda muhteşem bir zekaya sahip bir karakter. Her ne kadar Napolyon hayranı olsa da ruhbanlık yolunda ilerleyerek toplumun üst kesimlerinde yer almaya çalışıyor. Julian'ın zekası, onun kısa zamanda akademik kariyerinde ve soyluların arasında yükselmesindeki yegâne unsur. Bu yükselme ile birlikte Julian, artık devlet adamlarının evlerinde öğretmenlikle başlayıp, daha birçok yüksek mevkilerde yer ediniyor. Bu sıralarda, bir de yasak ve oldukça ihtiraslı bir aşk yaşıyor, akabinde de onu idama götüren yollarda hızlıca yol almaya başlıyor (idam olayından tanıtım bülteninde de bahsediliyor).

Julian'ın saraylarda çeşitli görevlerde bulunurken, siyasilerin içyüzlerine ve dönemin siyasi durumuna yakından tanıklık ediyor. Dönemin hukuki yapısını, soyluların bitmez tükenmez servetlerini; yaptıkları siyasetlerin içyüzünü ve menfaat dolu dostluklarını, koyu Kralcılarcıların -yani soyluların- liberalleri istememesi, monarşinin yıkılmaya başlaması konusundaki hiddetlerini, lafını eksik etmeden Julian'ın gözlemleri üzerinden okuyucuya titizlikle aktarıyor yazar.
İyi bir üsluba sahip, kolay okunacak hacimli bir eser. Acizane bir şekilde incelememi sunar ve eseri okuyacak arkadaşlara keyifli okumalar dilerim.
592 syf.
·10 günde·6/10
Açıkçası kitabın sonları en keyifli bolumlerdi benim için ..karakter olarak Sorel i gorselde başarılı ama ruhsalda hele ki aşk hayatındaki gelgitler de dengesiz buldum. .tabii ki köylü -kentli ayrımı tamamen klasik tadı vererek ilelemis roman , çok yıldızımız barismasada bir klasiği daha devirmenin hazzındayım
sevgiyle kalın. .
652 syf.
·Beğendi·8/10
Kitapta diğer arkadaşların aşk üzerindeki yorumlarına nazaran benim için ikinci plan konusuydu aşk teması.Öncelikle Julien Sorel'in kendini tanıması kendine yön vermesi zaman zaman bocalaması en yükseğe ulaşmak için izlediği yol bu yolda çektiği çileler hepsi benim için birer efsane olacak şüphesiz.Özellikle Papaz olmak istemesindeki amaç herkesin papazlara duydugu saygı dönemin Fransasında papazların konumu ve önemi,Julien sadece zengin olmak isteyen bir karakter değil zengin,saygın ve bulundugu konumda herkesin çekindiği birisi olmak isteyen bir karakter.Julien Sorel kuşkusuz okuduğum en gerçekçi ve en çok örnek alınacak karakterlerden.Bana göre ikinci planda kalan aşka gelince Mathilde karakteri aslında insanların özellikle bayanların çözülmüş hali.Yani bazen bir insanı ne kadar severseniz sevin Mathilde gibi ilgisiz kaldığınızda sevginize yanıt alabilirsiniz.Çünkü Mathilde gibi insanlar genelde elde edemedikleri insanları daha çekici bulur onların aradığı aşık olduğunu düşünen bir köle değildir siz onun için dağları delseniz de size karşı aşkı sevgisi artmaz ama ona Prensin Julien'e verdiği nasihatlerle yaklaşırsanız sizin için herşeyi yapabilir gerekirse ölümü bile göze alabilirler.Bana göre bu da aşka başka bi anlamda katıyor.Kitabı tavsiye ederim kesinlikle okumanız gereken bir kitap.
237 syf.
·12 günde·Beğendi·8/10
Kitap hakkında fazla yazmak istemiyorum.
Kitapta yükselme ve zengin olma hayallerine kapılan bir gencin hırs ve ikiyüzlülük dolu anıları anlatılıyor. Kitap başlarda biraz sıkıcıydı ama ortalara doğru güzelleşmeye başladı ve sona gelindiğinde sanki Shakespeare okuyormuşum gibi hissettim. Son kısımları çok hoşuma gitti.
Her neyse kitap klasik bir eserdir ve herkesin okuyup sevmesi beklenemez. Klasik olmalarının nedeni de budur bence :D
Herkes okusun demiyorum ama okunmaya değer bir kitaptır.
İyi okumalar dilerim :)
592 syf.
·125 günde·10/10
Kitap muhteşem yazar muhteşem karakterler muhteşem konu muhteşem mekanlar muhtesem okuyucu nerde niye okumuyorsunuz arkadaş kitap okuyun ki yeni dünyalar kesfedın ufkunuz açılsın telefon telefon nereye kadar kitap okuyun cahil kalmayın
652 syf.
·10/10
Restorasyon dönemi Fransız toplumunun kokuşmuşluğu diye başlamak istiyorum zira o dönem soylularının kendini maddi güçleri sebebiyle herkesten üstün görmeleri ve toplumda belirgin sınıflar oluşturmaları ben de tiksinti uyandırmıştır... Çok zeki fazlaca gururlu bir genç olan Julien Sorel de bütün bunların farkında olmanın acısını çekecek ve bütün benliğini kuşatan bir hırs ve yükselme tutkusunun esiri olacaktır. Din eğitimi alan kahramanımız aynı zamanda bir Napolyon hayranıdır ve iki tutku arasında bocalayıp duracak ve bu bocalamanın yanında hayatına girecek olan iki kadın da onu çok başka yerlere sürükleyecektir... Yazarın üslubuna toplumu, Julien i ve diğer karakterleri yansıtma biçiminde ki gerçekliğe hayran kaldım kesinlikle okunması gereken bir kitap!!!
Hiçbir partiden değilim. Beni mahveden de bu oldu. Benim bütün politikam şu: Müziği, resmi severim. Güzel bir kitap benim için bir olay kadar önemlidir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kızıl ile Kara 1. Cilt
Baskı tarihi:
1966
Sayfa sayısı:
340
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

  • 4 defa gösterildi.

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları