Kızlarımın Bilmesini İstediğim Şeyler

5,0/10  (2 Oy) · 
5 okunma  · 
1 beğeni  · 
431 gösterim
Barbara fazla zamanının kalmadığını öğrendiğinde, hayatın sınavları ve zaferleriyle onsuz yüzleşmek zorunda kalacak dört kızına mektuplar yazmaya başladı. Hala olgunlaşmaları gereken bunca konu varken onları nasıl bırakıp gidecekti?

Mesela Lisa. Otuzlu yaşlarının ortasında olmasına rağmen bağlanma korkusu yaşıyordu. Jennifer, tatsız tuzsuz bir evliliğin içinde sıkışıp kalmıştı ve patlamak üzereydi. Yirmilerindeki Amanda ise dünyayı dolaşmıştı ve ailesiyle arasındaki mesafeyi korumakta kararlıydı. Ve bir de Hannah vardı. Kadınlığın sınırında genç bir kız. Şimdi bu sancılı süreci, taptığı annesi olmadan atlatmak zorundaydı.

Yine de kızların bir çıkış yolu vardı. Barbara’nın mektuplarındaki yaşam dersleri sayesinde, kayıplarının derin acısıyla başa çıkmanın bir yolunu bulabilirlerdi.

“Elizabeth Noble bu sıcacık romanda aileyi, arkadaşlığı, hayatın muhteşem ve sınırsız fırsatlarını kutluyor.”

-Publishers Weekly

“Brie peyniri ve bir kadeh beyaz şarapla mükemmel gider.”

-Columbus Dispatch
  • Baskı Tarihi:
    Eylül 2011
  • Sayfa Sayısı:
    424
  • ISBN:
    9786054482917
  • Çeviri:
    Beril T. Uğur
  • Yayınevi:
    Artemis Yayınları
  • Kitabın Türü:
Özlem Ekiz 
01 May 18:23 · Kitabı okudu · 15 günde · 1/10 puan

Hafif spoiler içerir.

Anne sevgimden ötürü başlamıştım ancak okuduğum en korkunç kitaptı. Kitap dört kız kardeşin annelerinin ölümüyle başlıyor anneleri kızlarının yaşadığı sorunları bildiğinden her birine bir mektup bırakıyor. Lisa hariç kızların sorunları gayet olabilen sorunlar. Her ne kadar Lisa'nınkisi aptallık seviyesinde de olsa güzel başlamıştı. Ancak Lisa ve Amanda'nın hikayeleri saçmalamaya başladı. Amanda gezgin ve bir yerde fazla kalamayan birisi ama aşkı bulunca özgürlüğünü tamamen unuttu. Lisa desen ayrı saçma gitti erkek arkadaşı affetti salağı. Hele Jennifer var ki... Allah aşkına o nasıl bir sondu? Jennifer ile kocasının çocukları olmadığından ve kocası ille de çocuk istediğinden boşanmak üzerelerdir. Sonlara doğru kayak gezisine çıkıyorlar ve adamımız çocuk olmasa olur kafasına geliyor. Ama sonda kadının ben hamileyim deyince resmen küfür ettim. Bir tek Hannah hikayesi tamamen mantık çerçevesinde gitti ve güzeldi. Debbie'nin kitaplarından daha da korkunç bir iyimserlik havası vardı. Çok çok çok tozpembe.