Adı:
Kliniğin Doğuşu
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9756790040
Kitabın türü:
Çeviri:
Şule Unsaldı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Epos Yayınları
“Tıp, daha insanlığın şafağında, her bir kibirli inançtan önce, her sistemden önce, kendi bütünlüğünde, insan bedenindeki ıstırapla, bu ıstırabı hafifleten şey arasındaki dolaysız ilişki sürecinin kendisiydi.
Klinik ise, tıp tarihindeki bütün olguları ve tıbbî zamanı (vakalar bilgisinin birikimleri) birbirine bağlayarak modern tıbbın 18. yüzyıl sonundaki doğumuna neden olmuştu.
Klinik, henüz bilinmeyen bir hakikati keşfetmeye yarayan bir araç değildir; daha önce ulaşılan bir hakikati düzenlenmenin ve onu sistematik olarak ortaya çıkmak üzere sergilemenin belli bir yoludur.
Kurum olarak klinik, kurulduğu ve düzenlendiği biçimiyle, önceden beri var olan tıbbî bilgi formlarından türemiştir; tıbbî bilgide kendi gücüyle genel bir değişikliğe yol açamaz, kendi kendine yeni nesneler keşfedemez, yeni kavramlar oluşturamaz ve tıbbî bakışı başka türlü düzenleyemez. Tıbbî söylemin belli bir biçimini geliştirir ve düzenler, ama yeni bir söylemler ve uygulamalar bütünü icat edemez. Klinik, zorunlu olarak birleşmiş olan iki nüfuz alanını kapsar: Hastanenin nüfuz alanı ve öğretimin nüfuz alanı. Tıbbî deneyin konusunun kolektif yapısı; hastane alanının kolektif karakteri: Klinik bu iki bütünlüğün buluşma noktasında yerleşmiştir.
Kliniğin bir kurum olarak ortaya çıkması ve yerleşmesi için Tıbbî deneyimin bütünü ile özdeşleşmesi gerekecekti. Dolayısıyla yeni güçlerle silahlanmak ve kendi keşif hareketi için özgürleşmek zorundaydı. Ve kliniğin bu yeni tanımı, hastane alanının yeniden düzenlenmesine bağlıdır. Bu yeni düzenleme hastanelerin ve tıbbın imtiyazlarının da öteki toplumsal-kurumsal imtiyazlar gibi muhafaza edilmesini öngörüyordu.”
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
"Yoksullara, ulusu yoksullaştırmadan yardım etmenin tek yolu onları çalıştırmaktır."
Turgot
Özgürlük hakikatin dizginlenemeyen hayati kudretidir. bu yüzden dünya her türlü engellemeden azade bir bakışın artık dolaysız hakikate boyun eğmedi bir yer olmalıdır: bakış hakikate ne sadakat hissiyle bağlanır ne de aynı zamanda üstün bir tahakküm iddiasında bulunmaksızın ona tâbi olur: gören bakış hükmeden bir bakıştır; Tabii kendisini nasıl tabi kılacağını bilmekle beraber kendi efendilerine de hükmeder: karanlıklara ihtiyaç duyan despotizmdir fakat görkemle ışıldayan özgürlük kendi varlığını sadece insanları aydınlatabilen bir türden ışıkla kuşatılmış olarak devam ettirebilir. Fakat zorbalık kendini sadece halkların uykusu sırasında yerleştirebilir ve benimsetebilir... Başka ulusları politik Otoritenizle değil hükümetlerinizle değil ama yetenekleriniz ve bilgilerinizle kendinize bağlayın... halklar için boyunduruğu önünde eğilenleri hiç tiksindirmeyen bir diktatörlük vardır: Bu dehanın diktatörlüğüdür
Uygarlıktan önce insanlar, sadece en basit ve en kaçınılmaz olan hastalıklara yakalanmışlardır. ... onlarda o karışık, karmaşık, değişken sinir hastalıkları değil, gerçek mani krizleri ya da ciddi beyin kanamaları görülür. Kişinin koşullara göre yetişmesi ve bireyin çevresindeki toplumsal ağın daralmasıyla ilişkili olarak, "adeta sağlık da giderek bozulur" ; hastalıklar farklılaşır ve birbirine karışır; " .... ve toplumun üst kesimlerinde mümkün olan en yüksek seviyeye çıkar."
Doğa, bilgilerimizin kaynağıyla hayatın kaynağının aynı olmasını istemiştir; yaşamak için izlenimler edinmeliyiz; bilmek için izlenimler edinmeliyiz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kliniğin Doğuşu
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9756790040
Kitabın türü:
Çeviri:
Şule Unsaldı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Epos Yayınları
“Tıp, daha insanlığın şafağında, her bir kibirli inançtan önce, her sistemden önce, kendi bütünlüğünde, insan bedenindeki ıstırapla, bu ıstırabı hafifleten şey arasındaki dolaysız ilişki sürecinin kendisiydi.
Klinik ise, tıp tarihindeki bütün olguları ve tıbbî zamanı (vakalar bilgisinin birikimleri) birbirine bağlayarak modern tıbbın 18. yüzyıl sonundaki doğumuna neden olmuştu.
Klinik, henüz bilinmeyen bir hakikati keşfetmeye yarayan bir araç değildir; daha önce ulaşılan bir hakikati düzenlenmenin ve onu sistematik olarak ortaya çıkmak üzere sergilemenin belli bir yoludur.
Kurum olarak klinik, kurulduğu ve düzenlendiği biçimiyle, önceden beri var olan tıbbî bilgi formlarından türemiştir; tıbbî bilgide kendi gücüyle genel bir değişikliğe yol açamaz, kendi kendine yeni nesneler keşfedemez, yeni kavramlar oluşturamaz ve tıbbî bakışı başka türlü düzenleyemez. Tıbbî söylemin belli bir biçimini geliştirir ve düzenler, ama yeni bir söylemler ve uygulamalar bütünü icat edemez. Klinik, zorunlu olarak birleşmiş olan iki nüfuz alanını kapsar: Hastanenin nüfuz alanı ve öğretimin nüfuz alanı. Tıbbî deneyin konusunun kolektif yapısı; hastane alanının kolektif karakteri: Klinik bu iki bütünlüğün buluşma noktasında yerleşmiştir.
Kliniğin bir kurum olarak ortaya çıkması ve yerleşmesi için Tıbbî deneyimin bütünü ile özdeşleşmesi gerekecekti. Dolayısıyla yeni güçlerle silahlanmak ve kendi keşif hareketi için özgürleşmek zorundaydı. Ve kliniğin bu yeni tanımı, hastane alanının yeniden düzenlenmesine bağlıdır. Bu yeni düzenleme hastanelerin ve tıbbın imtiyazlarının da öteki toplumsal-kurumsal imtiyazlar gibi muhafaza edilmesini öngörüyordu.”

Kitabı okuyanlar 10 okur

  • Aysel
  • Preacher
  • B. Bulut Sağlam
  • Şêrko jan
  • Gülşah yıldırım
  • Entelekheia
  • Tolga Karaca
  • Hüseyin
  • burak inal
  • Yok

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%25 (1)
7
%75 (3)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0