Kolları Bağlı Doğan (Bütün Öyküleri 4)

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.894
Gösterim
Adı:
Kolları Bağlı Doğan
Alt başlık:
Bütün Öyküleri 4
Baskı tarihi:
Ocak 2010
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750711237
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Kolları Bağlı Doğan
Kolları Bağlı Doğan
Kolları Bağlı Doğan
Kolları Bağlı Doğan'da yer alan öykülerde, altı yüz elli binden fazla insanın gözaltına alınarak sorgulandığı, gözaltı sürelerinin üç aya çıkarıldığı, otuz binden fazla insanın, Şeyh Bedrettin'in, "Zulüm olan yerden göçülür," sözünü anımsatırcasına yurtdışına kaçtığı, ailelerin parçalandığı, kırk sekiz kişinin idam edildiği, insanlık onurunun ayaklar altına alındığı, ağır suçların işlendiği 12 Eylül döneminin zulüm ve işkenceleri anlatılıyor. 12 Eylül faşizminin sınıfsal niteliğine de bir eleştiri getiren bu öyküler, yalnızca ülkemizin değil, dünya hapishane yazınının da en canlı, en seçkin örnekleri arasında yer alıyor. Bir eleştiri yazısı yüzünden İstanbul 3 Numaralı Askerî Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılanarak on sekiz aya mahkûm edilen Osman Şahin'in hapisteyken gördükleri, yaşadıkları, duydukları... İnsanın özüne yönelik, ağır, sarsıcı öyküler. Unutamayacaksınız.
176 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Selamlar ola şekerim .. Kitabı henüz bitirmedim ama dayanamayıp yazayım istedim bir şeyler .. O kadar kırmızı tuborg içmişiz bari bi işe yarasın di mi ama?!? =)) Bu yolla yazdığım sanırım ikinci inceleme olacak bu .. Yani kitabı bitirmeden yazdıklarım .. 1000 kitap, hem yönetimiyle olsun hem de okuyanları ile olsun çeşit çeşit garip gurup insanla dolu olduğu "İÇÜN" ( AZİZ "BABA" BÜYÜKSÜN! BABALARIN BABASISIN SEN !! ) henüz kitabı okuyorken yazdığım ilk inceleme şikayet edilmişti ( Bkz: #44585204 ) .. Sanırım bu inceleme de şikayet edilip kaldırılacak .. Yine de şikayete bakacak moderatör arkadaşımız olur da benim dişimi kırar da okur diyerek bu notu düşmek istedim buraya ki BİLİNSİN !!! Site kuralları gereği yaptığım bir ihlal değil .. Ve hemen ahlak jandarmaları için de not düşeyim siz sevgili 18 yaşı görmemiş kardeşlerimiz için : ALKOL ALMAYIN !! =)) Evet .. Sanırsam bahsedilen bu iki noktada mutabığız .. O yüzden ben dolgulu dişimi test ederek kemirdiğim kavurgaların tuz oranını test ederken dilimle ve kırmızı tuborgları güp güp deyerek mideme indirirken startı veriyorum ... Damalı bayrağımız havada !!!!

Bir cumartesi .. 80 lerin neredeyse sonundayız .. Sabah Star'da Transformers izlenmiş .. Neşe damarlarda akıyor.. Dönüşebilsem dönüşeceğim ( PEK TABİİ DECEPTICONS!!!! ÖLÜMÜNE KÖTÜLÜK !) ama realite izin vermemekte .. Ve talihe bakın ki uyanır uyanmaz pencere önüne koşmuş "şahsımın" çapaklı gözleri bembeyaz bir örtüyle sarmalanmış Ankara sokaklarına bakıyor .. Hava bunca kirlenmediği ve metropol hayatı henüz Ankara'yı esir etmediği için o dönemlerde kar , yağınca 10 AYI gücünde yağıyor .. İnanılmaz bir neşe .. Gözü kör olası ifrit kargalar henüz bokunu yememiş...Öyle ki henüz merkezi ısı sistemi devreye girmemiş .. Sevgili Salvatore' un Buzyeli Vadisi Üçlemesi'ni yazmasına daha seneler var ama paf küf sesleriyle alıp verilen soluklar ile kara tren misali beyaz buharlar atarak gezmekteyim ben o buzdan vadi içinde ... Bizde kuraldır .. Herkes sofraya oturacak .. Kahvaltı yahut yemek adı her ne ise beraber yapılacak ! Lakin benim beklerken beyin hücrelerimi buharlaştıran dermanım ve sabrım limitleri zorlamakta ... Dokuzarlı dokuz doğum yapıp atıyorum kendimi sokağa.. Annemin ardımdan, "montunun önünü sakın açma, sonra götün cücük salar oğlum!" seslerini hiç duymaksızın .. Nereye gidiyorum derseniz söyleyeyim .. Dinazorlu parka !!! Benim o gün için adını öylece koyduğum dinazorlu parka .. İşçi kesiminin oturduğu semtteki parktan ne olacak diyorum şu an ama o zamanlarda çakıl taşları üstüne oturtulan bir gemi , iki salıncağından birinin zincirleri kopmuş malulen emekli eğlence birimleri ve uzun boynundan kaydığımız bir dinazorun olduğu bu park bizim için bir define adası .. Hem de karlarla kaplı !!! Kar öyle güzel bir olgu ki kanlı bıçaklı olduğumuz aşağı mahalle çocuklarıyla bile koalisyon kurdurtuyor bizlere .. Daha düne kadar bahçedeki iğdeye daldı diye kafasına tuğla attığım kızla beşik kertmesi olmuşuz .. Sarmaş dolaşız .. Pek tabii karlar eriyene kadar !!! HIH !!! NE SANDIN !! =))

İğde in the bahçe is our namus..
Bu yolda ölüm gerekirse tek HUSUS!! =))

KuP KuP Boy from Mexico

Evet !! O gün sabah 9' da çıkıp eve akşam 8' de girip türlü türlü zılgıtları yedik mi ? YEDİK !! Ölümüne CIRCIR olduk mu ?!? EVET! Olduk !! Yine olsa yine gider miyiz !! EVET !! GİDERİZZ !! =))

Şimdi diyeceksin ki kenafir gözlü "gavur" Tuco !!! Bana bunları niçin anlatıyorsun .. Banane ulan senin dinazorlu parkından .. Bu kitapla bu anlattıklarının ne alakası var ?!?!?

ÖYLE Mİ ?!?!?

Madem öyle .. Buyrun HÖŞMERİME !! O parkın bir adı var .. O ismin de bir hikayesi .. HEPİNİZİN ELİNDE BİR KAŞIK VAR !! Lokmasını yutmadan tatlıya kaşık sallayanın gözünü oyarım .. Açgözlülük yapmayın !!! Sindire sindiree !!!

İki kardeş .. Bir anadan doğma iki kardeş .. ÖZ BE ÖZ !! Bir cipin içindeler o dönem .. Bir gece yarısı .. Ben henüz anamın karnındayım .. Nato paşası kenan evren denen tipleme kurmuş cuntasını .. Vurmuş demir yumruğunu sofraya !! HÖŞMERİM DE BENİM KAŞIK DA deyerekten esip gürlemekte .. Bir gece yarısı alınmışlar evlerinden bu iki kardeş .. Nereye götürülüyorlar dersiniz ? MAMAK CEZAEVİNE !!! O dönemleri okuyanlar Mamak'ı çok çok iyi bilir .. O döneme dair yazmak istemiyorum .. Yazayım diyeceğim ama çok uzayacak bu inceleme .. Ne sizde o sabır, ne de bende o siniri izole edecek dirayet var .. 24 Ocak kararlarını bu millete kim nasıl kabul ettirmiş .. O kararlar ne imiş siz açıp bakın .. Bizi Usa'in koynuna kim sokmuş açıp okuyun !!! Ben ağzımı bozmak istemiyorum ...

Yanaşıyor cip Mamak'a .. RACİ TETİK isimli bir nazi subayı emir veriyor erlere : "ANALARINI AĞLATMAZSANIZ BEN SİZİN ANANIZI AĞLATIRIM!" ... Daha adımlarını atar atmaz başlıyor darp .. Şimdi herşeyi bir kenara bırakalım .. Ben size tek bir soru sorayım! Kaçınızın gözleri önünde DÖVE DÖVE ÖZ KARDEŞİ ÖLDÜRÜLDÜ !!

Bu sorunun yanıtı sanıyorum ki 1000kitapta bir boş küme !!!

BOMBOŞ!!!

Ben yaşadım diyen var mı aranızda ? Onu geçtim .. Ben aklıma getirebiliyorum şu dediklerini , kendimi onun yerine koyabiliyorum diyen var mı ?!? VAR MI ?!?!?

EFENDİM ?!?

"Vurma !!" "Bizi artık dövme" diyor subaya ağabey !! DÖVE DÖVE ÖLDÜRÜYORLAR !!!

Büyük kardeşin hiçbir suçu yok .. Kardeşinden dolayı onu da gözaltına almışlar .. Küçük kardeşin suçu ne peki biliyor musunuz ? Bilmek ister misiniz ?

KİTAP BASMAK !!

KİTAPÇI DÜKKANI VAR ONUN !!!

OLUR MU ULAN ÖYLE ŞEY !!!! OLUR MU ?!?!?

Soruyorum olur mu ?!?!? Ben soruyorum ben cevap vereyim .. 12 Eylül ' de en çok toplatılan kitaplar listesinin başında kim var biliyor musunuz ? JACK LONDON !! DEMİR ÖKÇE İLE İLK ONDA.. HATTA BEŞTE .. Peki bu listede daha kimler var ?! Bekir Yıldız !! Halkalı Köle kitabı ile yer alıyor ... "EVLİLİK KURUMUNU ANLATAN ROMANI İLE !!!! AMA HEM HALKALI HEM DE KÖLE !! OLACAK İŞ Mİ?!?!?

Görüyor musunuz hayatınızın nelere bağlı olduğunu .. O gün pamuk ipliğinden çekip koparılan iki isimden biri kimdi peki bilmek istermisiniz ?


İLHAN ERDOST !!

Ağabeyinin gözleri önünde öldürülen İlhan Erdost !! Benim gidip oynadığım o parka adını veren İLHAN ERDOST !! SIRF KİTAP BASTI DİYE , NE BASTIĞINA BAKILMAKSIZIN ÖLDÜRÜLEN İLHAN ERDOST !!!

Geçen yine bir dost meclisindeyim .. Yine oturuyoruz karşılıklı .. Ne okuyorsun muhabbeti açıldı .. Karşımdaki sayıyor bana okuduklarımı.. Fakir Baykurt .. KÖYLÜLER.. KAHROL AMERİKA !!

BAK SEN !! =))

Ulan o adamlar, o kitapları zamanında yazmasalardı , sen bugün bu denli rahat ağzını açıp cümle kurabilecek miydin? "Köylü" diyip dudak büzerek bugün aşağıladığın o insanlar ve o insanların yanında yer alan İLHAN ERDOST gibiler olmasa sen bugün bu denli rahat konuşabilecek miydin ? NEYİN MÜCADELESİNİ VERDİN ??!? NEYİ BAŞARDIN ? NE BEDEL ÖDEDİN ?!??

Bu soruların cevabıdır işbu kitap ! Cevapların karşısındaki muhataptır Osman Şahin ...Kitaba dair tanıtım da sadece bu 3 soru cümlesinin yazar tarafından kitap içinde verilen cevabıdır..


Kusura bakmayın .. Alkol tamam .. Davaro OST si de arkada çalıyor ama GOY GOY yapamadık bugün .. İLHAN VE MUZAFFFER İLHAN ERDOST' un hatırası izin vermedi .. Bir başka işsiz incelemede görüşmek üzere .. Başlığı tanıtım içerisinde geçirmedim bilerek .. Eşleşmeyi sizler yapasınız sevgili Cin Ali ve Aliye'ler ..
176 syf.
·5 günde·Beğendi
Merhaba Dostlar. Osman Şahin etkinliğinin okuduğum ikinci kitabı ile sizlerleyim. Ama okuduklarımı size nasıl anlatacağım bilmiyorum. Nolacak canım yaz bir şeyler olsun bitsin dediğinizi duyar gibiyim. Ama öyle değil maalesef. Ne demek istediğimi ancak okuyanlar bilir.

Etkinliğe başladığım ilk gün 3 kitabın okuma oranlarına bakmıştım. Kolları Bağlı Doğan kitabının okuma sayısı 20'yken, incelemeyi yazdığım sırada 58 olmuştu. Etkinlik başladığından beri 38 kişi daha bu acılarla, işkencelerle dolu kitabı okumuştu. Okurken en çok da genç arkadaşları düşündüm. Acı nedir bilmeyen o gencecik yürekleri bu acıları okumaya nasıl dayandı? Kitabı okuyan @Hireath_ 'a "Nasıl okudun?" diye sormadan edemedim. "Zar zor okudum, ama yüzleşmek gerek" dedi. Doğru yüzleşmek gerek. O genç yürek bu kitabı okumaya dayanabiliyorsa herkes dayanır.

(Bu arada Osman Şahin kimdir diye merak edenler Yeraltında Uçan Kuş kitabına yaptığım incelememi okuyabilir. #84258540)

Osman Şahin, 1978 yılında Aydınlık gazetesinde yayımlanan bir kitap tanıtım yazısı yüzünden 3 Numaralı Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi'nde yargılanarak, 142. maddeden 1,5 yıl hapis cezasına mahkûm olur. 1983'te Şile ve Yalova cezaevlerinde yatar. Peki Osman Şahin'in yargılanmasına neden olan bu 142. maddenin içeriği nedir?

142. MADDE
12 Eylül döneminde var olan, daha sonra yürürlükten kaldırılan bir maddedir.

141. maddede “proletarya sınıfı”nın (işçilerin) diğer sosyal sınıflar üzerine tahakkümünü tesis etmeyi hedefleyen kişi ve örgütleri cezalandırıyordu (komünist, sosyalist örgütlenmelere üye olmayı)

142. maddede ise 141’deki suçun propagandasını yapmayı cezalandırıyor (komünizm propagandası yapma)

(Bu arada Sovyetler’in dağıldığı, komünizm tehlikesinin geçtiği 1991 yılında, 141 ve 142 TCK’dan çıkartıldı. 141 ve 142’nin kaldırıldığı gün, Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kabul edildi.)

Yani Osman Şahin, propaganda yapmış olduğu düşünülerek yargılanmıştı. Kitabı tanıttığına göre kitabın propagandasını yapmış oluyor bu durumda. O dönemde gözünün üstünde kaşın olması yeterliydi. Ülkede sıkı yönetim vardı çünkü. İçeri almak için bahane çoktu.

12 EYLÜL DARBESİ
Dün 40. yılı olan 12 Eylül darbesinin faturası ülkemiz için çok ağır oldu ve bu işkence dolu yıllar yaklaşık dokuz yıl sürdü. Şimdi size bazı rakamlar sunacağım. (Bu rakamlar resmi rakamlardır.)

650.000 (Gözaltına alınan kişi sayısı)
230.000 (Yargılanan kişi sayısı)
300 (Ölen kişi sayısı)
171 (İşkenceden ölen kişi sayısı)
50 (İdam edilen kişi sayısı)
43 (İntihar eden kişi sayısı)

Yazması ve okuması kolay gibi görünse de bu rakamlar bir dönem hayatları yok olan insanları anlatıyor. Özellikle Erdal Eren'i duymayan yoktur. O, 12 Eylül darbesinin hiç dinmeyen bir sızısıdır. Darbeciler 16 yaşındaki bir çocuktan çıkardılar bütün kinlerini. Hem de asmak için, 18 yaşını doldurmasını beklemeden yaşını büyüttüler. Darbeciler 18 yaşında deseler de o hep 16 yaşında kalacak, hiç büyümeyecek :(

Kolları Bağlı Doğan
Osman Şahin cezaevinde gördüğü, duyduğu, yaşadığı olayları 1996 yılında Kolları Bağlı Doğan adlı kitabında hikâyeleştirir.

Okurken kaç kez elimden bıraktığımı bilmiyorum. Okuduklarımın hayali gözümün önüne geldikçe içim kaldırmadı. Nefes almak için kitabı her defasında elimden bırakmak zorunda kaldım. Okurken sayısız kez gözlerimden yaşlar boşandı. Yani demem o ki, kitap acılarla dolu işkenceleri anlatıyor.

Yüreğiniz kaldırabiliyorsa okuyun. Okuyun ki, 12 Eylül döneminin insanlara yaptığı zulmü öğrenin. Biz zaten biliyoruz diyenler de okuyarak o acıyı hissetsin. Ben bildiğim halde yaşanan acıları bu denli hissetmemiştim. Öyle acılar düşünün ki, acılara dayanamayıp intiharı göze alanlar var

"Birkaç gün önce kızlardan biri, yapılan işkencele­re dayanamamış, işkence odasının bulunduğu kattan aşağı atmıştı kendini." (s.55)

Kitabımız her ne kadar 12 Eylül darbesi ile içeri atılanların yaşadığı işkenceleri anlatsa da siz de biliyorsunuz ki, çok yakın bir zamanda aynı olaylar yaşandı.

"Benim de sırtıma, başıma, enseme coplar inip kal­kıyordu. Korumak için elimi başıma, enseme koydu­ğum zaman, coplar elimin üstüne iniyor, damarlı elle­rimin içinde ve dışında ceviz büyüklüğünde kan balon­cukları oluşuyordu. (s.98)

Ali İsmail Korkmaz bize adeta yediği darbeleri anlatıyor. O hep 19 yaşında kalacak, hiç büyümeyecek :(

Osman Şahin kitabında çok kişinin yaşadığı acıları anlatıyor.

ŞİFRELİ ÖTER KEKLİKLER
"Dilerim, bu başıma gelenler başkalarının başına gelmez hiç." (s.122) diyor, evine sadece fazladan çay ve sigara aldığı için karakolda günlerce işkence gören Hilal Başpınar.

MEMEDİ LEZGO,
"Nere gitsem bela gelir beni bulur..." (s.141)

Beladan ne kadar uzak durmaya çalışsa da adı çıkmış bir kere Siverekli Memedi Lezgo'nun. Neredeyse hayatı boyunca hapiste yatmış. Çıktığında ise çok acı bir olay yaşar.

ÖLÜM ÇİÇEĞİ ENO
"Oturmayı kalkmayı bilen, söylediği sözün gidece­ği yeri bilen Eno. Yediği lokmayı garibanlarla payla­şan Eno." (s.153)

Garibanın yanında olan Eno'yu yaşatırlar mı sanıyorsunuz. Yaşatmazlar tabii. Hücrede çürüsün diye her defasında bir bahane bulurlar. İlle de özür dilesin, müdürün ayağına kapansın isterler. Ama yiğit Eno onurundan taviz vermez.

"Varsın, atıldığı hücre yedi kat yerin dibinde olsundu; onursuz olduktan son­ra cennette de olsan ne yazardı?" (s.154)

PAMBUK BABA
Yıllarca içeride kaldığı için dışarıya yabancı olan, salıverildiğinde ise içeri girmek için suç işlemeyi göze alan Pambuk Baba.

"Beyim, be­nim evim burası. Ne olur beni salmayın dışarıya. Yok­sa bir suç daha işleyeceğim. Bunu siz de istemezsiniz değil mi?" (s.158 )

"Canı cehenneme rahat uyuyanın
Kapısını örtenin perdesini çekenin" diyor Şükrü Erbaş. Okurken varsın uykumuz kaçsın, yeter ki insanlığımız kaçmasın.

"Acı duyabiliyorsan canlı, başkasının acısını duyabiliyorsan insansın" diyor Tolstoy. Okuyalım ki, insan olduğumuzu anlayalım.

Osman Şahin öyle bir yazmış ki, sanki işkenceyi yaşayan sizsiniz. Kendinizi kahramanın acısını duyarken yakalıyorsunuz.

Bizlere Osman Şahin'i tanıtan Gönül. 'ye, etkinliği düzenleyen Ebru Ince 'ye yine teşekkür etmeden geçemeyeceğim. Teşekkür ederiz güzel insanlar. İyi ki varsınız. Seni unutmam mümkün mü Demet ? İyi ki varsın :)
176 syf.
·9 günde·Beğendi·Puan vermedi
Eksiği var, fazlası yok dedirten sayılarla ifade edersek 12 Eylül Darbesi ülkemizden neler aldı götürdü?

Sırf düşünüyor diye onlarca “insan” idam edildi.

17 yaşı bir gün içinde 18 olarak büyütülen Erdal EREN “ibret olsun” diye asıldı.

Yüzlerce “insan” gözaltılarda ve cezaevlerinde işkence yüzünden yaşamını kaybetti.

650 binden fazla “insan”ın haksız gözaltı uygulamalarıyla hayatı karardı.

2 milyona yakın “insan” fişlendi.

Sayısız “insan” işkence ve insanlık dışı uygulamalar yüzünden akıl sağlığını yitirdi, intihar edenler oldu.

Sayısız vatandaşımız, sanatçımız, yazarımız, biliminsanımız yurdu terk etti veya yurttaşlıktan çıkarıldı.

Yalnızca İstanbul’da gazeteler 300 gün yayın yapamadı.

Kitaplar-filmler yakıldı, yasaklandı.

Liste daha uzun ama bu kadarı bile yeter. Meclis arşivlerinde bu utanç belgeleri mevcuttur.

Bir yandan Kenan Evren'in 17 yaşında astırdığı Erdal Eren için söylediği "Asmayalım da besleyelim mi?" sözü hafızalara kazınırken, diğer yandan askerî darbeyi gerçekleştirenlerin ve süreci yönetenlerin ömür boyu yargılanmasını engelleyen "geçici 15. madde" Anayasa'ya eklendi. Sonrası; işte öyle mutlu mesut yaşayıp gittiler.

İnsanlık onurunun ayaklar altına alındığı 12 Eylül faşizmini en çarpıcı biçimde anlatan örneklerden biriydi “KOLLARI BAĞLI DOĞAN”. İnsanın(!) insana zulmünü ben okurken dağılıyorsam, okuma esnasında farkında olmadan gidip ellerimi yıkarken buluyorsam kendimi, bu zulmü yaşayanları varın siz düşünün.

İşkencenin her türlüsüne maruz kalmış, hem yaşama hakkı, hem yaşama sevinci elinden alınmış o insanların başından geçenleri yalın ve akıcı bir dille okurlarına aktaran Osman ŞAHİN de 12 Eylül faşizminden nasibini almış bir yazar. Üzülerek ifade ediyorum ki, yazarı şimdiye kadar tanımıyordum. Gönül.’nin #82931392 incelemesi ile haberim oldu. Tekrar teşekkürler Bilge.

Ben bu kadar yazdım ama, yıllar önce ne keskin ifade etmiş Nazım Usta:

Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,
akar suyun
meyve çağında ağacın,
serip gelişen hayatın düşmanı.
çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına
...
sana düşman, bana düşman,
düşünen insana düşman,
vatan ki bu insanların evidir,
sevgilim, onlar vatana düşman...
176 syf.
·2 günde
Yazarımızla sevgili Ebru Ince @Sultanalp ve Gönül. 'nin sayesinde tanıştım. Öncelikle hem böyle bir etkinlik için hem de beni davet ettiğiniz için sizlere teşekkür ederim.
Kitap, okuyucu üzerinde sert bir etki bırakan kitaplardan. Türkiye için dönüp de hatırlanmak istenmeyen bir tarihi anlatmakta: 12 Eylül darbesi sonunda tutuklanan ve işkenceye uğrayan insanların içler acısı hallerini, dönemin tüm acımasızlığıyla bizlere göstermek istemiş yazarımız.
Masum ya da suçlu fark etmeksizin işkenceye maruz kalan insanlarla beraber okuyana da işkence çektiği duygusunu hissetirmeyi başaran yazarımızın anlatımını pek bir beğendim. Ayrıca insanların hapse atılış şekillerini, hapishane yaşantılarını, hapishanelerdeki hiyerarşiyi ve işleyişi, sorgulama sırasındaki ayrıntılı işkence sahnelerini de anlatan yazarı tam da İşkencenin Tarihi kitabını okurken okumam da kitabın etkisini birkaç kat daha arttırmaya yardım etti.

Bazen 2000lerde genç olmanın şans mı yoksa şanssızlık mı olduğunu düşünürken yakalıyorum kendimi ve görüyorum ki her ne olursa olsun yine de bizler işkence görmeyen, savaş görmeyen, kıtlık görmeyen... şanslı azınlıktanız.
176 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Osman Şahin 12 Eylül döneminde hapiste gördüklerini, duyduklarını, yapılan işkenceleri yazmış. Okunması zor bir kitap. Çok hassas insanların okumaması gerek diyebilirim. Yapılan zulümler, insan yüreğinin kaldıramayacağı kadar ağır. Osman Şahin'in ödül almasına şaşmamalı o kadar gerçekti ki, kalemi çok kuvvetli bir yazar.
176 syf.
·2 günde·8/10 puan
Osman Şahin’i ilk kez sevgili Seda Bera’nın incelemesi ile tanımış ve bu kitabını okuma listeme almıştım. #83237247 etkinliği ile de bu ay içinde okumaya karar verdim. İyi ki de öyle yapmışım, zira bu değerli yazar ile tanışmış olmaktan çok mutluyum.

Osman Şahin çok sayıda eser vermiş, yurtiçi ve yurtdışında bir çok ödül almış, eserleri Türk sinemasına sıklıkla uyarlanmış, Köy Enstitüleri kökenli üretken bir yazarımızmış. Onun çarpıcı kaleminden 1980lerde postal sesleri ardında saklanan zulüm ve işkenceleri tüm çıplaklığı ile okurken içimin titremesine, gözlerimin sulanmasına ve iliklerime kadar hissettiğim, bütün benliğimi saran dehşetli korkuya engel olamadım.

Osman Şahin’in bu eseri toplam 11 öyküden oluşuyor. Karakterlerin kendi ağızlarından hikayelerini dinliyoruz kitapta; kimi cezaevinde, hücrede; kimi gözaltında, işkencede; kimi köyünde, jandarmanın baskısı altında geçen günlerini anlatıyorlar bize. Hikayeler akıcı, dili basit, doğal; yaşananlar o kadar dehşetli ki yazar kendi üslubu ile bunu ezmek istememiş, olduğu gibi, duyduğu gibi yazmış sanki.

Okurken bir garibanın diğerine zulmü üzerinde düşündüm çoğunlukla. Devleti yönetenler ve destekçileri kendi evlatları arasına nifak tohumu ekmeyi, kardeşi kardeşe kırdırmayı istemiş, toplumu yapay gündemlerle meşgul ederek muhalefetin cesaretini kırmayı planlamış, böylece kendi eksiklerini ve suçlarını görünmez kılmış. Peki ama devlet adına hareket eden garibanların -evet onlar da gariban-, suçsuz, günahsız olduğunu adları gibi bildikleri bu insancıklara inanılmaz vahşi bir zevkle yaptıkları, sürekli dozunu arttırıp çeşitlendirdikleri işkenceler için ne diyeceğiz? Bu zalimler basmakalıp “emir, görev” gerekçesine sığınmasalar, zulüm etmeye itiraz etseler, yaşananları dışarıya duyursalar, yani suçun bir parçası olmayı reddetseler insanlık onurunun ayaklar altına alındığı bu dönemler bu kadar kolay yaşanır mıydı? Hepsi mi akıl hastası bu insanların???

Ama.... Maalesef durum bu değil. İşkenceciler akıl hastası ya da doğuştan zalim oldukları için böyle davranmıyorlar. Geçenlerde Adem Yüce ile de üzerinde yazıştığımız Philip Zimbardo'nun Stanford Hapishane Deneyi isimli bir çalışması var, incelemenizi şiddetle öneririm. Gücün, hangi tarafın elinde olduğundan bağımsız olarak, tek taraflı olduğunda nasıl zehir saçtığını gösterir bize. Bu deney gösteriyor ki, otorite, savunduğu değerlerden, inançtan ya da siyasi duruşundan bağımsız, karşısında kendisiyle baş edebilecek boyutta başka güç/güçler bulunmadığı her durumda giderek radikalleşir ve zalimleşir. Nitekim Zimbardo iyi eğitimli, saygılı, birbirine benzer profilde üniversite öğrencilerinin verilen rol ve yetkiler çerçevesinde çok kısa süre içerisinde nasıl değiştiklerini, bir taraf aşırı gücün tahkimi ile inanılmaz derecede zalimleşirken diğer tarafın nasıl sinip silikleştiğini deneyinde çarpıcı şekilde gösterir.

Yani -okurken eleştiriyoruz ama- hepimiz belki birer zalim olabiliriz, yeterli gücü tahkim etme şansımız olsa. O yüzden gücü bir taraftan diğerine geçirmek değil, mümkün olduğunca dağıtmak; bizim gibi düşünmeyeni de sevmek ve dinlemek olmalı amacımız bence, daha mutlu yarınlar için...

Hiçbir insanın onuru ayaklar altına alan böyle kötü günler yaşamaması ve Osman Şahin’in daha uzun yıllar kalemiyle bizi aydınlatması dileğiyle...
176 syf.
Kitabı bitirdim ben de bittim. Psikolojik olarak çok yordu beni . Ben kitabı okurken böyle rahatsız ve huzursuz olmuşken, bütün bu insanlık dışı uygulamalara katlanmak zorunda kalan insanlar nasıl dayandı acaba ? Üzerlerinde denemedikleri işkence türü kalmamış, küfürler, hakaretler, aşağılamalarla insanlara yapmadıklarını bırakmamışlar. İnsanlıktan nasibini almamış, ahlaktan , vicdandan yoksun faşist düzeninin yaratıkları insanların üzerlerine bir karabasan gibi çökmüş adeta. İşlemedikleri bir suç yüzünden hem de. Dışardan ite kaka arabalara bindirilip, gözaltına alınan insanlar ne olduğunu bile anlamamışlar. Ama içeride dönen dolapları anlamışlar, kendilerine işlemedikleri suçu kabul ettirmeye çalışan, bu aşağılık düzene boyun eğmemişler.

Osman Şahin'in 12 Eylül sonrası yaşanan insanlık dramını anlattığı bu kitap öyküler farklı olsa da dram , acı ve hüzün olarak okuyucu da aynı etkiyi bırakıyor. Osman Şahin'in ne kadar iyi bir gözlemci olduğunu bu kitabıyla daha iyi anlayabiliriz. İnsan kitabı okurken bir duygu karmaşası yaşıyor. Bir yandan olanlara küfrediyor ,sinirleniyor, bir yandan da acı çekiyorsunuz. İnsanın insana bunları reva görmesi akıl alır gibi değil. Kendi ülke insanına bunları yapabilmek hiçbir mantığa, hiçbir vicdana sığmaz. Ama bu faşist düzen, ne insanlıktan ne de ahlaktan nasibi almış. Normalde bir insan suçu işler sonra yakalanır ve mahkum edilir. Ama bu düzende suça suçlu aranır. Önce insanları toplamışlar sonra onlara işlemedikleri suçu kabul ettirmek için akla hayale gelmeyecek işkenceler yapmışlar. İnsanın onuru kırıcı, aşağılayıcı ne varsa yakaladıkları insanların üzerlerinde uygulamışlar. Gaz odalarına atmadıkları ve yakıp sabun yakmadıkları kalmış. Nazi döneminin faşist uygulamalarının benzer şekillerini aynen uygulamışlar. Ya düzenden yanasın ya da yok olacaksın. Düşünen, sorgulayan herkes suçlu. Kitapların, dergilerin ve gazetelerin suç unsuru sayıldığı Türkiye'nin kara lekesi 12 Eylül..

Gücü elinden bulunduranların, devletin gücünü arkasına alanların, nasıl insanlıktan çıktığını görmek , o insanların türlü işkencelere, aşağılamalara maruz kaldığını bilmek insanın canını yakıyor. Vicdanı olan herkesi yaralayacak türden olaylar. Bu insanların bunlara dayanmasının en büyük nedeni de inanmışlıkları. İnanan ve gerçekler uğruna her türlü zorbalığa karşı boyun eğmeden durmuşlar. İnsan bu durumlarda camdan olmadığını daha net görebiliyor. Fiziksel şiddetin yanında insanı delirtecek bir sürü psikolojik baskıya da maruz kalmışlar. Peki neden? İşlemedikleri bir suçu kabul etmediler diye. Kadın, erkek kim varsa bulduklarını alıp getirmişler. Nazi kampı gibi hepsini bir odaya sokup, işkence yaptıkları insanların seslerini onlara dinletmişler. O an kendinizin orada olduğunu bir hayal edin. Kitabı okurken aklımda hep orada o acıları ben olsaydım acaba nasıl olurdu diye düşündüm ? İçim acıdı, yutkunamadım. İnsanı insanlığından soğutan bu kahpeliklere boyun eğmeden direnen insanları görünce çok duygulandım, gurur duydum. Faşist düzen kurmuşsanız eğer, karşınıza boyun eğmeyen, direnen insanların da çıkabileceğini öngörmüş olmanız gerekir. Buna karşı tek çözümleri belli tabii. Yok etmek. Hitler'in kendisine karşı bildiri dağıtan Sophie'yi yok etmesi gibi. Ama kim nasıl hatırlanıyor şimdi ona bir bakmak lazım. Sophie'yi kimse unutmadı anılmaya devam ediyor ama Hitler ? İnsanlığın yüzkarası bir cani olarak anılmaya devam edecek. Faşist düzen nasıl oluşur o da ayrı bir konu. Düzene boyun eğen, olanlar karşısında kafasını kuma gömmekten başka bir şey yapmayan, haksızlığa karşı çıkanları da fişleyen, kansız, omurgasız, vicdansız, yavşaklık yapmayı seven insanlar faşist düzenin oluşmasına aracı olur ve temelini oluşturur.

Gözaltı süresi bitip hapishanelere sağ gidebilen mahkumlar için kabus bitmez. Bu sefer de cezaevi müdürü ve gardiyanlar başlar işkenceye , aşağılamaya, hakaret etmeye. Bırakın insanı hayvanın bile kalamayacağı bir ortama bir sürü mahkumu tıkarlar. Ne doğru düzgün yatacak yer vardır ne de yemek. Pislikten geçilmez ortam, içerisi leş gibi kokuyor, bitler, tahtakuruları...Mahkumlar için çile bitmez. Orada da haksızlığa karşı çıkmak , sorgulamak, şikayet etmek YASSAK !! Gardiyanlar zaten zor durumlarda mahkumlardan para koparmaya çalışır. Kokuşmuş sistem sizi nereye giderseniz oraya takip etmeye devam eder. Ölmeden kurtulma ihtimaliniz yok. Mahkumlar artık ölümü bile dört gözle bekleyecek duruma getirilmiş. Tek nefes alabildikleri havalandırma zamanı. Onu da ellerinden alınca mahkumlar açlık grevi başlatıyor. Açlık grevini de baltalamak için ellerinden geleni yapıyorlar tabii. Bütün olanlara direniyorlar ve istediklerini elde ediyor mahkumlar. Zulmün, baskının olduğu yerde illa buna direnen birileri de mutlaka olacaktır. İnsanın doğasında var direnmek.

Bütün bu anlattığım bölümü desteklemek ve daha net anlaşılmasını sağlamak için buraya kitaptan alıntılar bırakmak istiyorum. Yapılan kahpeliklerin ve kansızlığın boyutları daha iyi anlaşılacaktır.

'Onları, düşündüler, düşündüklerini yazdılar, söylediler diye hapse atmak, taş duvar arasında çü­rütmek insanlığa yakışmaz. Ne yapmış benim oğlum? Namusa mı göz dikmiş, hak mı yemiş, can mı almış? Bana göre suç bunlardır. Aklı olan düşünür ... Bir in­san düşündüğünü yazdı çizdi diye içeri atılır mı? '

Faşist düzenin en büyük korkusu düşünen ve sorgulayan insan.

'İnsanın kendi soyuna yapabileceği en ağır aşağı­lamalardan biridir bu. Tuvalet gereksinimini yaparken bile korkunun, baskının gözü üstünden asla eksik ol­mayacak, tuvalette bile yalnız bırakılmayacaksın.'

'Kuru kuru yutkunuyorum. Ağzımın tadı yok. Be­denim tepeden tırnağa uyarılmış, tetikte. Sıkışan ka­fam harıl harıl çalışıyor. Önümde çıkış yolu yok. Bir belirsizlik içindeyim. Her yanım korku, tehdit, küfür dolu.'

'Devle­tin polisi, kentin göbeğinde adam kaçırıyor; sonra da, kaçırdığı adamın ailesine, yakınlarına haber verme ge­reğini bile duymuyordu.'

'İnsan olmaya çalışmamın, ülkemin sorunla­rına karşı duyduğum ilgimin, merakımın bedelini öde­teceklerdi bana. Suçlu yaratmak, düşünceden korkan gerici, faşist yönetimlerin özelliklerinden biriydi bu.'

'Düşünce üreten insanları, düşünce donmuşluğu için­de yaşayan yöneticiler, kendi varlıkları için büyük teh­like görürlerdi.'

'Ensemizde kanımızı içmeye yemin etmiş egemen bir düzenin acımasız, sivil gorilleri vardı. Başımıza ne­lerin geleceğinden habersizdik üstelik. Sıcak dostluk­lara, merhabalara uzaktık. Onlar bizi göremezlerdi; ama biz onları yüreğimizde taşıyabilirdik. '

'Tam anlamıyla canlı bir tabutluktu, canlı bir gömütlüktü burası. Kimi tut­saklar don gömlek oturuyorlardı, kimileri de ne bul­muşlarsa geçirmişlerdi sırtlarına.'

'Tek se­çeneğimiz bu acıya, zulme, aşağılanmaya karşı dirençli­ce göğüs gerebilmek.'

'On dört yaşından elli yaşına değin her boy­dan, kültürden insanlar var burada. Öğrenci, köylü, öğ­retmen, işçi, çırak, bilim adamı, doçent ... Kimi gerçek­ten akıllıdır, kimi akıllı geçinir; kimi dervişler gibi sus­kundur, kimi de kafayı üşütmek üzeredir.'

'Yasak olanın üstüne gitmek, yasak olana kafa tutmak, insan doğasının en güçlü yanlarından biriydi.'

'İşkence sesleri­ni dinlemek, işkence çekmekten de zor bir iş olsa ge­rek. O çığlıkların sahibine bu denli işkence yaparlarsa ,
kim bilir bana neler yaparlar düşüncesi, insanın düş gücünü darmadağın ediyor.'

'Sesler, sesler, sesler... Bağırtılar, çığlıklar bir an kesilmiyor.
İnsan sesinin böylesine etkili, böylesine ürkünç, garip seslere dönüşeceğini, kedi çığlıklarına benzeyeceğini daha önce duysaydım hiç inanmazdım.'

'İnsanın insana yaptığına bakın siz. Bunca kin, bunca düşmanlık niçin böyle? Ne adına ve kim, nasıl üretiyor? "Görevlilere, hangi aşağılık eğitimle bu zu­lüm ve düşmanlık öğretiliyor? İnsana zulüm etmenin adı ne zamandan beri "görev" oluyordu? Bunlara dev­let bordrolarından nasıl ödenek veriliyordu?
Yazık, çok yazık! ..'


Bu paylaştığım alıntılar anlatmaya çalıştıklarımı daha net ifade etmek için yeterli olacaktır diye düşünüyorum. Kitabın bende bıraktığı etkiyi olabildiği kadar aktarmaya çalıştım. Bu kitabı bitirip okudum diye işaretleyip geçmek istemedim. Okuyunca siz de çok net anlayacaksınız bazı şeyleri. Çok zorlandığım acıyı derinden hissettiğim kısımlar oldu. Bu kitap hakkında daha çok şey yazılır ama incelemeyi çok uzattım. Kulaktan dolma bilgiler yerine, gerçekleri okuyup araştırıp öyle ulaşmak daha sağlıklı olacaktır.

'' Faşizme karşı birleşmeyenler , faşizmin zindanında buluşurlar.''
''Acıya sevinen zalimlerin zevk çığlıkları, bir gün kendilerini sağır edecektir. ''

Bertolt Brecht

Fakir Baykurt'un Osman Şahin hakkında söylediği sözü de buraya bırakmak istiyorum.

''Osman Şahin'in öykülerini okurken, keşke bu öyküleri ben yazsaydım, dedim içimden. Dilimizin usta, seçkin yazarıdır Osman Şahin. Mutlaka okunmalıdır. ''

Çok geç olsa da tanışma fırsatı bulduk Osman Şahin ile. Gerçekten harika bir yazar.

''Bir hayvan asla insan gibi zalim olamaz; böylesine ustalıklı böylesine sanatsal bir zalimlik insanda olur sadece. ''

Dostoyevski'nin bu sözü kitabı özetler nitelikte. İnsanın insana yaptığını hayvanlar bile yapmaz. İşkence sadece fiziksel değil , bir insanı psikolojik olarak da bitirip , yok edebilirsiniz. Ölmek ayrı, ölümü dört gözle bekleyebilecek duruma gelmek ayrı. Her türlü işkenceye, zorbalığa karşı, direnen, boyun eğmeyen, düşünmeye ve sorgulamaya devam edenlere selam olsun ! Direnenler er geç mutlaka kazanır !

SON SÖZ

''Ama yine de dayanacağız elbet, insan haklı oldu mu, yüreğine kuvvet geliyor, bileği kolay kolay bükülmüyor, öyle değil mi ha?''

Emile Zola'nın bu muhteşem sözüyle incelemeyi sonlandırmak istedim. Zahmet edip okuyanlara şimdiden teşekkürler.
Kitaplarla ve her türlü zorluğa rağmen sevgiyle kalın !!!
176 syf.
·2 günde·9/10 puan
Hem eylül ayında okuduğum ilk kitap hem de yazarın okuduğum ilk kitabı :) Güzel bir başlangıçtı benim için, bu etkinliğe iyi ki de katılmışım.
Katılmama vesile olan @Sultanalp hocama ve böyle bir etkinlik düzenlediği için Ebru Ince ye de çok çok teşekkür ederim :)

Osman Şahin'in (bu kitaptan anladığım kadarıyla) iyi bir yazar olduğunu düşünüyorum. Daha fazla kişi tarafından da okunması gerektiğine inanıyorum.

Kitaptaki satırları okurken içim çok gitti. Özellikle yapılan o işkencelerde...
Arada bir elimle gözlerimi kapadım veya (istemsizce) hızlıca geçtim işkence yerlerini...
Okuduğum şeyler, işkenceler, haksız yere suçlamalar, zulümler gözümün önünde canlandı ve gerçekten kötü oldum, olmadım diyemem. Özellikle haksız yere ceza çeken insanlar için.

Eminim bu kitap empati duygunuzu bir tık da olsa arttıracaktır.
Okumanızı kesinlikle tavsiye ederim

Güzel bir başlangıçtı etkinliğe devammmm :))
176 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Osman Şahin ile tanışmama Ebru Ince 'ın #83028049 etkinliği vesile oldu.
Eserdeki cezaevi hikayeleri bana daha önce okuduğum Kemal Tahir'in Dutlar Yetişmedi kitabini animsattı.
Osman Şahin'in 1983-84 arasında Şile ve Yalova Cezaevlerinde yazdıgı dönemin cezaevine ve işkencelerine iliskin kaleme aldığı acının dip yaptığı 11 hikaye.
Yazarın üslubu akıcı. Ayrıca yazar 18 ay bir elestiri yazisindan dolayi cezaevinde kalmis. Benim simdiye kadar okudugum yazarlar arasinda (Kemal Tahir, Yaşar Kemal, Zülfü Livaneli...)
yazdıklarindan dolayi cezaevine girmis olup eserlerini ve kalemini begenmedim yazar olmadı. :))
Osman Şahin'de bu öngorunu daha da güclendirdi.
Kolları Bağlı Doğan’da yer alan öykülerde, altı yüz elli binden fazla insanın gözaltına alınarak sorgulandığı, gözaltı sürelerinin üç aya çıkarıldığı, otuz binden fazla insanın, Şeyh Bedrettin'in, "Zulüm olan yerden göçülür," sözünü anımsatırcasına yurtdışına kaçtığı, ailelerin parçalandığı, kırk sekiz kişinin idam edildiği, insanlık onurunun ayaklar altına alındığı, ağır suçların işlendiği 12 Eylül döneminin zulüm ve işkenceleri anlatılıyor. 12 Eylül faşizminin sınıfsal niteliğine de bir eleştiri getiren bu öyküler, yalnızca ülkemizin değil, dünya hapishane yazınının da en canlı, en seçkin örnekleri arasında yer alıyor. Bir eleştiri yazısı yüzünden İstanbul 3 Numarali Askerî Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılanarak on sekiz aya mahkûm edilen Osman Şahin'in hapisteyken gördükleri, yaşadıkları, duydukları.. İnsanın özüne yönelik, ağır, sarsıcı öyküler. Unutamayacaksınız.
176 syf.
Sanırım uzun bir inceleme yazamayacağım ama olsun başlayayım bakayım. Gittiği yere kadar. İddialı bir inceleme de beklemeyin, kitaba başlamadan çok güzel incelemeler okudum. Bu, onlardan biri değil :D

Son zamanlarda o kadar fazla hapishane temalı kitaplar okudum ki. Ve hepsi de oldukça iyi kalemlerden çıkma eserlerdi. (Aziz Nesin, Kemal Tahir, Erdal Öz gibi) Bu yazarları düşününce Osman Şahin’in kitabının onlar kadar etkileyici olmadığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. O kitaplardan hiçbir eksik yani yoktu, hiç tanımadığım ve ilk kez okuduğum bu yazarın da beklentimin üstünde çıkması beni mutlu etti.

Kitabımız 7-8 öyküden oluşuyor. İlk öykü ve kitaba ismini vermiş olan Kolları Bağlı Doğan en etkileyici öyküydü bana göre. Aslına bakarsanız kısa bir öykü de değildi, 60 sayfa civarındaydı ve her sayfasını soluksuz okudum. Yapılan işkencelerde direkt Erdal Öz’ün Yaralısın kitabı aklıma geldi. Yine halkın önünde müthiş görünen BİR KISIM polislerimizin yer altında nasıl bir canavara dönüştüğü veya dönüştürüldüğü; düşüncesinden dolayı insanları nasıl işkenceye uğrattıkları çok gerçekçi anlatılıyor. Kim ne derse desin bana göre işkence, idamdan bile kötü bir şey. Bunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz.

Yazarımız Osman Şahin ile tanıştığım bu öykü kitabını gerçekten çok etkileyici buldum, böyle kitapları okumadıkça bazılarını gereksiz kahraman ilan ediyoruz, etmeyelim.

Bu etkinliğe de katılmam için beni davet eden @Sultanalp hocama ve etkinliği düzenleyen Ebru Ince hanımefendiye çok teşekkür ediyorum. İyi ki Osman Şahin le tanışmışım. Bu değerli yazarımızın diğer kitaplarını da zaman içerisinde mutlaka okuyacağım. Size de okumanızı tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar demek isterdim ama keyif almayacaksınız. Yine de okuyun.
176 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Her insan gördükleri, duydukları ve bildikleri ile bir şeyler yazabilirler. Ama yaşadığın şeyi yazmak bambaşkadır, “Bunu yazar kesin yaşamış.” dersin. Nitekim öyle de olmuş, Osman Şahin bir eleştiri yazısından dolayı on sekiz aya mahkum edilmiş. Kitapta bulunan öyküler, yazarın gördükleri, duydukları şeylerden oluşuyor ve 12 Eylül döneminde yaşanan zulmü gözler önüne seriyor. Yazarın sade bir dili var ve kitap oldukça akıcı, ama ben süründürerek okudum sebebi ise kitabın bana hissettirdikleri ile alakalıydı. Okuduğum işkencelerden duyduğum yorgunluğu hafife indirgemek için dört-beş güne bölerek okuyabildim.

Biz nasıl böyle insanlar olduk, nerede öğrendik vahşeti? Çocukken ölen balığının arkasından ağlayan çocuklar büyüyünce nasıl bu kadar acımasız olabildi? Kim öğretti bize bir insanın ölmesini dileyecek kadar acı çektirmeyi? Suçlu kimdir? Bir suçluya işkence çektirmek onu ıslah etmek demek midir? Zulmün bir sınırı var mıdır? Adalet nedir? Nasıl ki doğduğumuz coğrafyayı, ailemizi seçemiyor isek, bize sunulan adalet de kader kavramı gibi bir şey mi? Bu soruların hiçbirinin cevabını bilmediğimi daha iyi anladım, bu kitaptan sonra. Bunu okumaya bile dayanamazken, birileri bunları yaşadı ve yaşıyor, yaşıyor olacaklar. Belki de insan olmak böyle bir şeydir. Hani “insan ol” deriz ya, belki de “hayvan ol” demeliyizdir artık. Hangi canlı bir insan kadar acımasız? Bir yılan bile avını öldürürken önce boğuyor, bir kaplan bir geyiğin önce şah damarından ısırıyor. Ya insanlar?

Bu kitabı okudum. Bazı insanlar da vardır ki, kitaplar gibidir, onları da okuyabilirsiniz aynı Mehmet Civelek amcamız gibi… “41 numara ayakkabı ile içeri girdim, 44 numara ayakkabı ile dışarı çıktım. Hayatımı gasp ettiler, bırakmadılar ki yaşayayım. Sen sarayda handa yaşarken, ben hücre köşelerinde, özgürlük için yaşarken öldüm.” diyor 33 yıl mahkum edilen Mehmet Amca’mız. İzlemek isteyenler için, buyursun. #45942500

#83237247 Etkinlik kapsamında okudum kitabı, beni bu etkinliğe dahil eden @Sultanalp hocama ve etkinliği başlatıp beni yazarla tanıştıran Ebru Ince Hanım'a çok teşekkür ederim.
Kimliği elinden alınmış çırılçıplak bir insandır mahkum. Mektubu, sağlığı,onuru, okuduğu kitap, gazete; yirmi dört saat denetim altındadır. Zor zanaattir hapislik. Hapislik bütün acılara katlanabilmek isteyen bir geçiş sürecidir.
Çantalarımızdan çıkarılan gazeteleri , romanları, dergileri, karın üstüne tepeleme yığdılar. Rastlantıya bakın ki, kitap yığınlarının en üstünde, ünlü romancımız Yaşar Kemal ‘in İnce Memet’i ile Maksim Gorki’nin Ana romanı görünüyordu. İnce Memet,” Günümüzün Abdi Ağalarını görün işte!” der gibi anlamlı bir biçimde kalmıştı kitap yığınlarının üstünde.
“Şimdi sen bu olaydan misal biç oğul. Ve İstanbul ‘a varınca hapiste yatan oğlum Halil ‘e bunu aynen anlat. De ki, o içeridekilerin tümü birer “Kolları Bağlı Doğan’dır.” Onları düşündüler, düşündüklerini yazdılar diye hapse atmak, taş duvar arasında çürütmek insanlığa yakışmaz.Ne yapmış benim oğlum? Namusa mı göz dikmiş, hak mı yemiş, can mı almış? Bana göre suç bunlardır.”
Ölümün gözünü seveyim. Geldi mi bir kez gelir, hiç olmazsa gelince de iyi gelir, tam gelir. Yaşamak dururken ölüm sevilir mi demeyin. Sevilmez ama böylesi ortamlarda ölümü bile özler insan.
İşkence seslerini dinlemek, işkence çekmekten de zor bir iş olsa gerek. O çığlıkların sahibine bu denli işkence yaparlarsa, kim bilir bana neler yaparlar düşüncesi, insanın düş gücünü darmadağın ediyor.
Ensemizde kanımızı içmeye yemin etmiş egemen bir düzenin acımasız, sivil gorilleri vardı. Başımıza nelerin geleceğinden habersizdik üstelik . Sıcak dostluklara, merhabalara uzaktık. Onlar bizi göremezlerdi; ama biz onları yüreğimizde taşıyabilirdik.
Aklı olan düşünür... Bir insan düşündüğünü yazdı çizdi diye içeri atılır mı? Koyversinler oğlumun yakasını. Bulutun önüne geçilmez, buluta cetvel vurulmaz,tohum taşa ekilmez. Çekirdeğe günahtır bu. İçeridekierin bir an önce salıverilmesi gerek...
Yaşamın kendisi sürekli değişen bir süreçti.Bu süreç içinde benim yerim neresiydi? Beni Toroslar ‘daki yoksul oğlak çobanlığımdan alarak ta buralara kadar getiren nedenler neydi? En başta insan olmamın ayırdına varmaya çalışmamdı, bu haksız çarkın kimlerden yana döndüğünün kökenine inmemdi; sonra da bunları yazmamdı. Asıl sorun buradaydı.
“İnsan olmaya çalışmamın, ülkemin sorunlarına karşı duyduğum ilgimin, merakımın bedelini ödeteceklerdi bana . Suçlu yaratmak düşünceden korkan gerici , faşist yönetimlerin özelliklerinden biriydi bu. Düşünce üreten insanları, düşünce donmuşluğu içinde yaşayan yöneticiler, kendi varlıkları için büyük tehlike görürlerdi.”
Suçlu yaratmak, düşünceden korkan gerici, faşist yönetimlerin özelliklerinden biriydi bu. Düşünce üreten insanları, düşünce donmuşluğu içinde yaşayan yöneticiler, kendi varlıkları için büyük tehlike görürlerdi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kolları Bağlı Doğan
Alt başlık:
Bütün Öyküleri 4
Baskı tarihi:
Ocak 2010
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750711237
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Kolları Bağlı Doğan
Kolları Bağlı Doğan
Kolları Bağlı Doğan
Kolları Bağlı Doğan'da yer alan öykülerde, altı yüz elli binden fazla insanın gözaltına alınarak sorgulandığı, gözaltı sürelerinin üç aya çıkarıldığı, otuz binden fazla insanın, Şeyh Bedrettin'in, "Zulüm olan yerden göçülür," sözünü anımsatırcasına yurtdışına kaçtığı, ailelerin parçalandığı, kırk sekiz kişinin idam edildiği, insanlık onurunun ayaklar altına alındığı, ağır suçların işlendiği 12 Eylül döneminin zulüm ve işkenceleri anlatılıyor. 12 Eylül faşizminin sınıfsal niteliğine de bir eleştiri getiren bu öyküler, yalnızca ülkemizin değil, dünya hapishane yazınının da en canlı, en seçkin örnekleri arasında yer alıyor. Bir eleştiri yazısı yüzünden İstanbul 3 Numaralı Askerî Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılanarak on sekiz aya mahkûm edilen Osman Şahin'in hapisteyken gördükleri, yaşadıkları, duydukları... İnsanın özüne yönelik, ağır, sarsıcı öyküler. Unutamayacaksınız.

Kitabı okuyanlar 96 okur

  • Uğur
  • TripPrince
  • Yavuz  DEMİR
  • Gamze K
  • saksıdaki karanfil
  • Kadir ayhan
  • Berkay K.
  • Bohem okur
  • Ukuş
  • Erkan POLAT

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.5 (11)
9
%25 (10)
8
%25 (10)
7
%5 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0