Komünist Parti Manifestosu

·
Okunma
·
Beğeni
·
45081
Gösterim
Adı:
Komünist Parti Manifestosu
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
127
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052237250
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dorlion Yayınları
Arka Kapak Yazısı (Tanıtım Bülteninden)





Karl Heinrich marx 19. yüzyılda yaşamış filozof, politik ekonomist ve devrimci. Komünizmin kuramsal kurucusudur. Birçok politik ve sosyal konuda fikri olmakla beraber, en çok Manifesto´nun (1848) giriş cümlesinde özetlediği tarih analiziyle tanınır: ´´Şimdiyekadar ki bütün toplumların tarihi, sınıf savaşımları tarihidir.´´ Marx, bütün sınıflı toplumlarda olduğu gibi kapitalizmin de kendini yok etmeye yol açacak içsel dinamikler barındırdığına inanırdı; onun düşüncesine göre, nasıl ki kapitalizm eskimiş feodalizmin yerini aldıysa, sınıfsız bir toplum olan komünizm de ´´devletin proletaryanın devrimci diktatörlüğünden başka bir şey olmadığı´´ siyasal geçiş sürecinden sonra onun yerini alacaktır.
Marx yaşadığı dönemde dünya çapında ünlü bir isim sayılmasa da, ölümünden kısa bir süre sonra düşünceleri dünya işçi hareketine yön vermiştir. Marksist Bolşeviklerin Rusya´da Ekim Devrimi´ni gerçekleştirmesi bunun en büyük örneğidir.
Engels, Karl Marx´la beraber, Komünist manifesto´yu yazarak komünist kuramın geliştirilmesinde önemli bir rol almıştır. karl Marx hayatını kaybettikten sonra Marx´ın en önemli eseri Das Kapital´in son iki cildini tamamlamıştır.
128 syf.
·3 günde·8/10
Öncelikle herkese merhabalar. Karl Marx ve Friedrich Engels tarafından hazırlanan ve komünizmin ilk bildirgesi olan bu kitabı elimden geldiğince incelemeye çalışacağım.

Önce kitabı okumaya başlama hikayemden bahsetmek istiyorum.

Komünizm ve destekçilerine(komünistler) ülkemizde benim çocukluğumdan beri gözlemlediğim kadarı ile genel anlamda iki şekilde yaklaşılıyor. Bu iki yaklaşım da birçok zaman büyük tartışmalara neden olmuyor değil.

İnsanların bir kısmı komünizmi benimsemişken, bir kısmı ise ismini duyduklarında bile tövbe çekiyor.

Ben küçük yaşlardan beri bu kutuplaşmanın içerisinde büyüdüm. Baba tarafım daha muhafazakarken, anne tarafım bunun tam zıttı. Yani benim anne ve baba tarafım aslında komünizme olan bakış açıları açısından, genel anlamda ülkemiz insanlarının komünizme olan iki birbirine zıt yaklaşımını temsil ediyor.
Bu da benim gözlem yeteneğimi arttırıyor tabiki. Örneğin dayım gönül rahatlığı ve büyük bir açık yüreklilik ile "Ben komünistim!" diyebilirken, amcam komünistleri "gavur" olarak nitelendiriyor. Aslında iki tarafın da komünizm hakkında herhangi bir bilgiye sahip oldukları söylenemez.

Ben de yıllardır "Komünizm ve komünist" kelimelerine ister istemez aşina olmuş bir insan olarak bu kavramlar hakkında detaylı bilgi edinmek istedim. Lisedeyden felsefe öğretmenimin kullandığı bir cümle kulaklarımda çınladı,"Marx komünizmin babasıdır" ve bu cümleden yola çıkarak burada bir ileti paylaşıp Karl Marx ve komünizm ile ilgili bilgi edinebileceğim kitap önerileri aldım. Aldığım önerilerin etkisi ile kitabı okumaya başladım.

Yavaş yavaş incelememize geçebiliriz...

Öncelikle kitabımız, kitabın yazarları olan Karl Marx ve Friedrich Engels'in kısa yaşam öykülerinin anlatıldığı bir 20 sayfa ile başlıyor.

Marx ve Engels'i asıl konuya geçmeden önce az çok tanımış oluyoruz yani. Bu kısımda özellikle Engels'in yaşamı, büyük bir dava adamı oluşu ve davasındaki hassasiyeti benim ilgimi çekti. Babasının fabrikaları olan bir adam (yani babası burjuva iken, dolayısıyla da kendisi... )hayatını proletarya haklarını savunmaya adıyor. Başta babasının fabrikasında herhangi bir kademede görev almayı da red ediyor. Ömür boyu rahat bir hayat sürebilme imkanından yüz çeviriyor kısacası. Sonraları katıldığı bir devrimin başarısızlıkla sonuçlanması kendisinin ve dava arkadaşı olan Marx'ın maddi yönden belini büküyor. İkisi de bir süre parasızlıkla boğuşuyor. Bu sefer de davasının uğruna amiyene tabirle "tükürdüğünü yalıyor" ve fabrikada alt kademede görev almayı kabul ediyor. Daha sonra zamanla fabrikaya ortak olup Marx'a ve kendisine uzun yıllar yetecek kadar para kazanıyor. Bu parayı da davasında kullanıyor tabiki. Kısacası tam bir dava adamı oluşu hoşuma gitti.

Devam ediyoruz...
Kitabımız 20. sayfadan 49. sayfaya kadar kitabın doğuşundan ve çevirisinin hikayesinden bahsediyor. Asıl konu 49. sayfada başlıyor yani.

Şimdi, biraz sonra sıkça kullanacağım iki kelimeyi anlamları ile beraber yazmak istiyorum ki okuduğunuzun ne anlama geldiğini anlamakta sıkıntı yaşamayasınız.

Burjuva(Üretim araçlarının sahibi olan ve ücretli emekçi çalıştıran modern kapitalist sınıf.)

Proletarya(Hiçbir üretim aracına sahip olmadıkları için ancak iş güçlerini satarak yaşayabilen modern ücretli emekçi sınıf)

~Bunlar kitaptaki tanımları bu arada~

"Kitabın konusu nedir?" diye soracak olursanız cevabım şu şekilde olacaktır;Burjuva ve proletaryanın, iş veren ve emekçinin savaşımı.

Burjuva sınıfı sermaye ve üretim araçlarını elinde tutuyor. Proleter sınıf ise vücut gücünden başka bir şeye sahip değil. Aslında çalışan, emek sarf eden ve alın teri akıtan sınıf olan proletarya;makinelerin ve üretim araçlarının gelişmesi ile burjuva sınıfına daha kısa sürelerde daha fazla para kazandırırken kendisi hep karın tokluğuna, yaşayabilmesi için gereksinim duyduğu minimum ücretler karşılığında çalıştırılıyor.

Marx, bu durum karşısında proleteryalara "Tüm ülkelerin işçileri, birleşin!" önerisinde bulunuyor. Bu öneri gerçekleştiği taktirde ne kadar işe yarar görünse de ütopik bir fikir olmaktan da öteye gidemiyor tabiki.

Marx ve Engels düzene boyun eğmiyor, karşı çıkıyorlar. Sanayileşmenin etkisi ile hep daha fazla ezilen işçi kardeşlerini savunuyorlar.

Ama aslında komünizm, toplumdaki tüm üyelerin, (en ayrıcalıklı olanlar da dahil) yaşam koşullarını iyileştirmek istiyor.

Yani Marx ve Engels'in proleter destekçisi olmasının nedeni burjuvaların yaşam koşullarının hep iyiye giderken, proleterlerin yaşam koşullarının hep kötüye gitmesidir. Komünizm sınıf ayrımı yapmaksızın ezilen kim ise onu destekliyor yani.

"Emekçinin fabrikatör tarafından soyulması, ücretinin nakit olarak ödenmesi ile tamamlanır tamamlanmaz, burjuvazinin bir başka kesimi, ev sahibi, dükkan sahibi, tefeci vb. dört bir yandan onun üstüne saldırır." (Sayfa 58)

Mesela bu görüntü bana tanıdık geliyor, size de tanıdık geliyordur muhtemelen.

" Ücretli emekçinin emeğiyle kazandığı kıt kanaat geçinmesine, yaşamını güç bela sürdürmesine ancak yeter. "

Ve bu da çok tanıdık!

Eee Marx ve Engels bu vahim durumdaki insanların haklarını aramakla kötü mü ediyor?
Bunun değerlendirmesini sizlere bırakıyorum.

Ayrıca kitabımızda" Özel mülkiyet, aile kurumu, ücretli emek, sınıf savaşımı"gibi kavramlarla da sık sık karşılaşıyoruz.

Komünistlerin, burjuva ve proleterlerin derinlemesine ele alındığı kitabımız, "Egemen sınıflar, bir komünist devriminin korkusuyla tir tir titreşir. Proleterlerin zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi yoktur. Oysa kazanacakları koskoca bir dünya vardır" cümleleri ile gazlı bir şekilde bitiyor.

Evet, kitabımız bahsettiklerimden ve daha fazlasından ibaret. Sen de benim gibi komünizm hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak istiyorsan kesinlikle okumalısın. Önemli uyarımdır:Can Yayınları'ndan başka yayın tercih etme.

Bu arada, sayfamızda takıldığım bir nokta oldu. Alıntı paylaşırken eserin yazarının adının yazdığı kısımda sadece Marx'ın adı yazıyor. Engels'in de kitapta payı büyük,bunun düzeltilmesi de şart.

Fazla uzadı.
Buraya kadar okuyan oldu ise çok teşekkür ediyorum. :)
128 syf.
·8/10
“İnsanın insan tarafından sömürülmesi ortadan kaldırıldığı ölçüde, bir ulusun başka bir ulus tarafından sömürülmesi de ortadan kaldırılmış olacaktır.”
Merhabalar Komünist Manifestosu Marx ve Engels tarafından 1848 yılında yayımlandı.Marx ve Engels’in hayatları 1842 yılında kesişmesiyle değişir.Marx avukat bir babanın oğludur ve kendisi de hukuk eğitimi alır ancak ekonomiye ilgi duyar,Engels ise zengin bir fabrikatörün oğludur.Marx-Engels burjuva sınıfına savaş açmalarıyla Komünist Birliği isminde gizli örgüt kurarlar.Marx-Engels Birliğin manifestosu ve komünizmin ilk bildirgesi olan “Komünist Manifestosu”isminde yazıyı yayımlarlar.Lakin eserin asıl ismi“Komünist Parti Manifestosu”dur.Eser ayrıca dönem hakkında bilgiler vermektedir.O dönemden günümüze çok değişen ve gelişen bir şeyin olmadığını görebiliyorsunuz.Tarihin tekerrürden ibaret olduğunu görmekteyiz.Kitapta içerik olarak tasvip etmeyeceğiniz görüşler olsa bile tarihsel bir döneme adlarını yazdırmış iki önemli kişinin ortaya çıkardığı ideolojiden bahsetmektedir.Bence bu eseri analiz ederek ve düşünerek okunup eseri anlamaya çalışmalıyız.
Keyifli Okumalar Dilerim
128 syf.
·Puan vermedi
İncelemenin ilk iki paragrafı kitabı okuyan https://1000kitap.com/tarihselmaddeci nin anlattıklarıdır. Gerisi kitabi okuyamadığımı söylediğim halde tepki gören yazımdan oluşmakta. Yazının amacı sadece kitabı okuyabilecek birine göndermekti.

Bugün tüm Dünya iki temel sınıfa ve iki sınıf arasındaki tabakalara bölünmüş durumda. Birincisi, para babaları, patronlar. İkincisi, işçiler, çalışan ve üretenler... Bir de onların ikisinden de özellikler alan köylüler, aydınlar, memurlar mevcut.

Sosyalizm, işçi sınıfının yani sömürülen, harcadıkları emeğin karşılığı ödenmeyen milyonların söz edindiği yönetim anlamına gelmektedir. Kitap, bu yönetimin nasıl var olacağını, Dünya'da nasıl egemen olacağını (ki bu tamamen egemen oluşa ve sınıfların ortadan kalkışına komünizm diyoruz) anlatıyor. Özet olarak bu hilenin, bu soygunun sona ereceği bir düzeni ortaya koymakta. yine Kapital adlı eser de, bu soygunun nasıl yapıldığını, o süreçte elde edilebilen verilerin en ince detayına kadar ortaya koymaktadır.
------------------------
Küçükken çok aşırı yaramaz oluşumdan dolayı halk arasında lakabım komünistti. Mahallede küçüğünden büyüğüne herkes bana komünist derdi. Komünist onlara göre kötü ve korkunç bir şey demekti. Ve bende böyle biri olmaktan nedense gurur duyardım.

Komünist kelimesini duyunca hala bir aitlik hissederim. Küçüklükten aşılanmışım işte. Sonra dedelerim ki ikisi kardeş olur. Biri annemin babası diğeride amcası. Ben ikisine de dede derim. Biri sosyalisttir diğeri komünisttir. Hızır idi Yunus idi sahnesindeki gibi komünist olacak sosyalist olacak diyerek üzerimden hep iddiaya girerlerdi.

Kitap bir şekilde elime geçince aa kesin beni anlatıyor okuyayım ve gerçek bir komünist olayım dedim. Okumaya başladım ama anlamadım. Hiç tarzım değildir böyle şeyler zaten ağır siyasi düşünceli insanların içinde büyüdüğüm için siyasetten hep uzak durdum. Dolayısıyla kitap ne anlatıyor hiç anlamadım. Üzgünüm dedelerim ne komünist olabildim ne sosyalist. Sadece insan olmaya devam edeyim bu bana yetiyor.

Kitabı sevmedim okumak isteyene gönderebilirim.
136 syf.
·Beğendi
İncelemeye ciddi bir başlangıç yapalım. Çünkü kırmızı yağan kardan değil katran gibi bir konudan bahsedeceğiz.
Komünist Manifesto yada yayınlandığı adıyla Komünist Parti Manifestosu; uzun ve eserin anlaşılması için elzem olan 'sunu' kısmıyla başlıyor, 4 ana başlık üzerinden devam edip Marx ve Engels'in çeşitli ülkeler ve sonraki basımları için yazdıkları önsözlerle sona eriyor.
Proleterya ile burjuvazi savaşı üzerinden kendi devrinin çoğu olayına geniş bir bakış açısı sunuyor. Tarihin tekerrür ettiğini göz önünde bulundurarak kitabın 'şimdi'yi hatta' geleceği' de anlattığını söyleyebiliriz. Burada Burjuva tabakasını hepimiz biliyoruz,
Proleter ile komünist arasındaki farkı ise geçen gün yaşadığım bir olaydan örnekle anlatayım:
Serin bir öğlen sabahında yemek kuyruğunda düşüncelere dalmış olan Samet, arkasındakilerin yanına kaynak yapan birisini görür. Aldırmaz, önüne bakar. Sonra önüne kaynak yapıldığını fark eden bir vatandaş hakkını aramak için car car konuşmaya başlar. Kaynak yapan kişi, hakkını arayan vatandaşa "Benim sıramı al, yeter ki sus" diyerek tekrar önüne geçirir ve susturur. Arkadakiler ise bunu görür ve hiç sesini dahi çıkarmaz, haklarının ihlal edilmesi onları rahatsız etmez.
Burada 'sadece kendi hakkını' arayan vatandaş proleteryayı temsil eder. Eğer ben yada arkadakilerden birisi "Sıraya kaynamak saygısızlıktır, görgüsüzlüktür" diyerek herkesin, özellikle de ezilenlerin hakkını arasaydı biz de komünistleri temsil etmiş olurduk.

Peki komünistler ne yapmaya çalışıyor? Mülkiyetin topluma egemen olmasını, işçinin(emekçinin) emeğinin ve işgücünün sömürülmesinin engellenmesini ve bunu ülke yada sendika genelinde değil de 'evrensel' olarak sağlamaya çalışıyorlar.

Türkiye ise okuma konusunda o kadar geride bırakılmış ki komünistlerin bir çoğu proleter kesimde değil de orta-üst kesimde yer buluyor. İşçinin en fazla ezildiği ülkelerden biriyiz ne yazık ki. Lafargue, Tembellik hakkı isimli öncü kitabında bunun sebeplerine iyi değinir. İşçi kesimi zaten asgari ücret denen ölümcül miktarla hayatta kalma savaşı verirken okumak, sanat yapmak, zihnini çalıştırmak için ne gerekli zamana ne de paraya sahip değildir. Bizde komünist kelimesinin ne anlama geldiği dahi bilinmez. Kötü çağrışımlar yapmasının da birilerinin işine gelmemesinin bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz.
Bu kadar atıp tuttun iyi güzel de dayanağın nedir diye soran şüpheci beyinler olacak tabii. Asgari ücretle geçinen bir aileden geldiğim ve bizzat tecrübe ettiklerim yanında aşağıdaki rakamlar da bu beyinlere yol gösterecektir:

-Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 1.615 TL, *
- Gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı (yoksulluk sınırı) 5.262 TL imiş.*
- Bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ise 1.999 TL(düz 2 bin deseydiniz bari) olarak hesaplanmış.*
Burada dikkati çeken hususlardan birkaçı:
- Asgari ücretin yine 'açlık' sınırının altında olduğu gerçeği
- Türkiyede memurların dahi yoksulluk sınırının altında yaşadığı gerçeği
- Türkiyenin yıllık büyüme oranının borsayla sınırlı kalıp halkı hiç mi hiç alakadar etmediği gerçeği
Ayrıca Türkiye OECD ülkeleri içerisinde %19.2' luk yoksulluk oranıyla en yoksul 2.ülke ! **
İncelemeyi kısa tutmayı düşündüğümden
daha bunun gibi milyon tane hususu saymadan geçiyorum. Ama biliyorum ki bu halk komünistleri hep öcü bilecek, emeğinin sömürüldüğünü görmezden gelecektir.(en azından şu sıralar başımızda olan kimselerden dolayı)
Sebebini ise Kitle psikolojisinin babası Gustave Le Bon'dan nokta atışı bir alıntıyla bitireyim;

"Kitleler hiçbir zaman gerçeğe susamamıştır. Hoşlarına gitmeyen mantıksızlıklar karşısında, gerçekdışı eğer kendilerini çekerse, bunu ilahlaştırarak buna yönelmeyi daha üstün tutarlar. Onları hayallere çekmesini bilenler onlara hakim olurlar ve hülyalarını ortadan kaldıranlar da onların kurbanı olur."

Sizi uyanışa geçiren kitaplar okumanızı temenni eder, iyi okumalar dilerim. Benzine de yine mi zam geldi ne!

*Rakamlar, 2018 Ocak Türk-iş sendikası resmi rakamlarıdır. Dolayısıyla şuanda daha da artmış/artacak olmaları kuvvetle muhtemeldir.
**OECD 2013 verileri kaynak alınmıştır.
52 syf.
Öncelikle benim ne işim olur komünizmle demeyin. Zaten iki tane toplum düzeni var önde gelen, biri kapitalizm, diğeri sosyalizm (ve onun ilerlemiş modeli olan komünizm). Ben müslümanım işim olmaz kapitalizmle, komünizmle diyenler kendini kandırmasın. Zira hepimiz bu düzenin parçası olduk maalesef. Çünkü ülken neyse o olmak zorundasın.

Bizde şöyle bir sorun var maalesef; bir şeyi ya tümden kabul ediyoruz ya da tümden yok sayıyoruz. Komünizm de böyle. Komünizm dinsizliktir diyip kapatıyoruz konuyu. Sonra gencecik çocuklara kominzmden bahsedip, paylaşmanın ve eşitliğin güzelliğini anlatınca gencecik çocuklar bizi kandırmışlar, kominizm iyi bir şeymiş diyip o tarafa geçiyorlar. -Ki; iki tavrın da doğru olduğunu düşünmüyorum.

Öncelikle insanlar neyin ne olduğunu öğrenmeli. Öcü gibi anlatacağına, temel bilgi verip kendi karar vermesini sağlayabilmeliyiz. Ama bizim buna da gönlümüz yok. Çünkü en iyi biz biliriz ve diğerlerinin de bizim gibi düşünmesi gerekir. Aksi halde yanlış yaparlar ve biz, bizim gibi düşünmeyeni istemeyiz. Oysa farklılıklarımızla güzel olduğumuzu, farklılıklarımızın hayatı güzel kıldığını anlamaktan bile aciziz.

Kitaba döneyim tekrar. Komünist manifesto aslında kominizmin ne olduğunu anlatmaktan çok kapitalizmi anlatmış. Yani Communist Manifesto'ya kapitalizmin çok iyi bir eleştirisi gözüyle bakarsak daha doğru olacağını düşünüyorum. Zira çözümlerden ziyade, kapitalizmin aksaklıklarını anlatan bir kitap. Bu yüzden ki Bolşevik İhtilali'nden sonra başa gelen Lenin, bir süre bocalamıştır. Çünkü ne o, ne de diğer koministler ekonomik sistemi nasıl işleteceklerini bilememişlerdir. Lenin farketti ki, kapitalizmi bir yıkalım da gerisini nasıl olsa hallederiz gözüyle bakarak çözüm odaklı değil de yıkım esaslı hareket etmişlerdir.

Demin de söylediğim gibi kitap daha çok kominizmden değil, kapitalizmin yıkıcılığından bahsediyor. Ve gerçekten Marks, çok iyi eleştiriler yapmış kapitalizmle ilgili. Yalnız bir yerde yanılmış. O da kapitalizmin yıkılacağı konusunda. Zira kendisi fark etti mi bilmiyorum ama çoğu kapitalist Marks'ın eleştirilerinden faydalanarak kapitalizmi update etmiştir (ben de İngilizce kelimeler kullanayım da çok bilgili görüneyim:)) şaka tabii. Güncellemiştir demeliydim bir Türk olarak. Çünkü dilimize sahip çıkmalıyız.

Sözlerimi toparlayayım. Kişi, mümkünse geniş bir perspektifte okumalı. Çünkü ancak o şekilde anlayabilir neyin gerçekte ne olduğunu. Kapitalizm kan emici bir soygun sistemi. Bunda en ufak bir şüphe yok. Fakat neden tüm dünya (bir iki ülke hariç) kapitalist? Çünkü insan denen canlı hep kendini düşünüyor. Kendi için yapınca en iyisini yapıyor. Aynı zamanda menfaatçi ve art niyetli. O yüzden dünyayı kapitalizm sarmış. Çünkü dünyayı insan sarmış.

Aslında şu an birçok ülkede karma sistemler uygulanmakta. Yani büyük oranda kapitalist ve kısmen sosyalist olan devletler. Bizim gibi. Anayasamızda geçen 'sosyal, hukuk devleti' ibaresini herkes bilir. Oysa çok büyük oranda kapitalizmle yoğrulmuş durumdayız. Bundan kaçmak da mümkün görünmüyor.

Şöyle bitireyim izninizle. Bir insanın içinde 'insanlık' olacak. Zira aksi halde kominizmle de, kapitalizmle de, hatta dinle bile diğer insanlara zulmedebilir. Önce insanlık sonra -izm'ler. İlla bir görüş ekseninde hayatınıza yön verecekseniz bu, insanlık olsun demek istiyorum.

Keyifli bir okuma dilerim.
128 syf.
·Beğendi·10/10
''Proleterlerin zincirlerinden başka kaybedecekleri bir şey yok; ama kazanacakları bir dünya var. Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!''

Komünist Manifesto...
Avrupa aydınlanmasının üç temel durağını dinsel, inanç merkezli köktenciliğin sorgulandığı Reform -gerçi Luthercilik daha sonra kendi köktenciliğini oluşturmuştur-, düşünsel ve sanatsal bir yeniden doğuş krizi olan Rönesans ve feodal gericiliğin, bir orta sınıf sıçraması yoluyla yıkılması ile burjuva sınıfının zaferini yaratan ana eşik olan, bir çağı kapatıp bir çağı açan Fransız İhtilali oluşturur. Fakat hareket noktasını sınıf yaklaşımının oluşturduğu sol fikirlerin ana odağında Sanayi Devrimi ve bu devrimden sonra değişen, dönüşen koşullar yer alır.

Avrupa'da, XIX.Yüzyılda Sanayi devrimiyle birlikte küçük esnafın yerini devasa üretim tesisleri aldı. Ekonomik üstyapı hızlı bir değişime ve yeni koşulların oluşumuna sebep oldu. Klasik üretim anlayışı yıkılıp yerini buharlı makinalara, büyük patronlara ve bu patronların hayal edemeyeceği ölçüde büyük kâr getirisine bıraktı. Elbette kâr ve zenginlik bu hızla artarken, bu zenginliğin yaratımında bir itici güç gerekliydi: Prtoletarya!

Paris'te tanışan iki genç: Karl Marx ve Friedrich Engels...Marx, orta sınıf bir yahudi aileye mensup; Engels zengin bir fabrikatörün oğlu...Bu iki ateşli gencin 21 Şubat 1848'de yazdıkları bildirge, hem Fransız ütopyacı sosyalist çizgiye (Owen ve Fourier), hem Proudhon'un ''Mülkiyet hırsızlıktır!'' sloganıyla sistematize etmeye çalıştığı anarşist tavıra, hem de 'sol'un iç cepheleşmelerine bir cevap niteliğinde olup; komünist'in kim olduğunu, komünizmin ve komünist partinin neye ve kime karşı olduklarını, dönemin koşullarının ve siyasi konjonktürünün komünist hareket için ne gibi fırsatlar içerdiğini, komünistlerin genel ilke ve amaçlarının ne olduğunu açıklayıp, bunu kapitalizmin tarihsel boyutta incelenmesiyle ele alan genel bir toparlamadır.

Aynı şekilde proletaryanın kim olduğunu, emeğin, iş gücünün ve işçinin ne şekilde satıldığını da gayet sağlam tespitlerle açıklaması yönüyle bir ilk. Marx'ı anlamak için klasik Alman felsefesini, ütopyacı Fransız sosyalizmini ve klasik İngiliz ekonomi politikasını bilmek gerekse de, bu bildirge komümizmin ilk bildirgesi olduğu ve tarihi süreçleri açıklayıcı bir şekilde ele aldığı için her ne kadar derinlikli ve zorlayıcı bir eser de olsa, herkesin okuması gereken ve genel bir fikirsel çerçeve çizen bir eser.

Bildirge dört ana bölümden ve bu bölümler de kendi içinde alt başlıklardan müteşekkildir.

Hegel diyalektiğini tersyüz eden bu iki genç düşünürün, üzerinden 169 sene geçmesine rağmen kapitalist sistemin ve sistemin zenginlerinin korkulu rüyası olan bu iki filozofun manifestosu mutlaka okunmalı dostlar.
136 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Neden artık düşündüğümüz ideolojileri sorgulamıyoruz? Neden artık sığ görüşlü yaşıyoruz? Neden bazı şeyleri hiç araştırmadan sadece kulaktan dolma bilgilerle kabul ediyoruz? Neden okumaktan ve araştırmaktan çekiniyoruz? Keşke çekinsek, ama biz tembellik edip kolaya kaçıp hiçbir şeye tenezzül etmiyoruz.

Peki, nedir bu Komünizm? Nasıl çıktı ortaya? Neden çıktı? Evet 2020 yılındayız ve bu birçoğumuzun umrunda değil. Belki küçüklükten korkutuluyoruz; Aman uzak durun oğlum, kızım, aman kötüdür, beladır, okumayın, etmeyin tarzı sığ düşünceler ile bizi sadece bazı konularda ebeveynlerimiz, büyüklerimiz cahilliğe sürüklediler, hepsi bu. Bir şeyi bilmezsek, araştırmazsak, öğrenmezsek, iyi ya da kötü olduğuna nasıl karar verebiliriz ki?

Bu kitap, eğer Sosyalizm ve Komünizm hakkında detaylı bilgi sahibi olmak istiyorsanız çok kısıtlı kalacaktır. Çünkü, bu kitap, bir manifestodur. Yani bir nevi yazılı bir bildiridir. Karl Marx ve arkadaşı Friedrich Engels'ın beraber hazırladığı ( tabii ki büyük ölçüde Marx'ın emeği) bu manifesto, genelgeçer bilgilerle, eksiksiz Sosyalist ve Komünist bilgi ve düşünceler için yetersizdir. Başka kitaplar ve kaynaklar okuyarak bilgilerinizi destekleyebilirsiniz.

Komünizmin kökeni komünden gelmektedir. Komün, kapalı toplum anlamına çıkmaktadır. İnsanların ortaklaşa üretmesine ve tüketmesine dayanır. Komünizm ise özel mülkiyete karşı çıkan, ortak mülkiyeti savunan bir ideolojidir. Burjuvaziye boyun eğen proleterya sınıfın içinde olan Marx bir nevi toplumu uyandırmak ister ve bu manifestoyu hazırlar, arkadaşı Engels ile birlikte.

Karl Marx, hakkında ufak bir özyaşamına değinmek istiyorum. Çeşitli ülkelerden sürgün edilen filozof zor dönemler geçirmiş. Maddi anlamda çok sıkıntı çektiği dönemlerde dostu Engels ona yardımını esirgememiş. Kızının ve eşinin ölümünü de tadan Marx davasından vazgeçmemiş ve ölünce Komünist Manifesto tamamen Engels'ın sorumluluğu üzerine kalmış.

Komünist Manifesto'nun ülkemize geliş süreci de oldukça sancılı olmuş. Defalarca çevirisi yapılması engellenmiş, izin verilmemiş. Ancak yazımından 75 yıl sonra ülkemize girebilmiş bu yapıt.

Ama bu kitabı okuduktan sonra bazı şeyleri düşündüm ve sizin de düşünmenizi isterim. Yerilen burjuvazi var evet, eşitlik isteyen bir proleterya var evet, peki ya eşitlik miydi çözüm?
İkinci bir düşünelesi konu ise şu, proleterler burjuva sınıfında olsa eşitlik isteyecek miydi ya da burjuva, proleterya sınıfının yerinde olsa komunizmi reddedecek miydi? Kitabı okuduktan sonra sizin de bunları sorgulamanızı isterim...

Kitapta en sevdiğim ve beni en çok düşündüren bir alıntıyı paylaşıp bitirmek istiyorum:

"İnsanın insan tarafından sömürülmesi ortadan kaldırıldığı ölçüde, bir ulusun başka bir ulus tarafından sömürülmesi de ortadan kaldırılmış olacaktır. Ulusun içindeki sınıflar arasındaki karşıtlık ortadan kalktığı ölçüde, bir ulusun başka bir ulusa beslediği düşmanlık da son bulacaktır."

İşte sadece bu alıntı bile hepimizin aklına belkileri sokuyor ve Komünizme bakış açımızı değiştiriyor...

Keyifli okumalar dilerim...


Karl Marx

Komünist Manifesto
136 syf.
·2 günde·10/10
Kitap, kapitalist sistemi eleştiriyor, işçi sınıfının nasıl bir eziyet gördüğünü ve burjuvaların (fabrikatörlerin) nasıl üstünlük kurduklarını gözler önüne seriyor. Kitabın ana amacı, kapitalist sistemin kötü yanlarını bizlere sunup, komünizm fikrine yakınlaştırmak. Komünizm, işçileri özgürleştiren, sömürmeyen ve kâr amacı gütmeden ülkeler arasındaki çatışmayı sonlandırmayı hedefleyen bir sistem. Kapitalist sistemin karşısında dimdik duran komünist fikri yakın gelecekte gerçekleşecek mi acaba? Hak eden bir işçi sınıfı meydana gelecek mi? İnsanlar artık sömürge olmaktan kurtulacak mı? Bunu zaman gösterecek...
128 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Kitap ile ilgili herhangi bir yorum yapmayacağım. Paylaştığım alıntılar tamamen fikirlerime hitap ettiği için ne düşündüğümü yeterince belli ettim. Sadece şunu söylemek istiyorum; fikriniz, düşünceniz ve inandığınız ideoloji ne yönde olursa olsun bu kitabı mutlaka okumalısınız.
136 syf.
Komünizmin temellerini derinliklere kadar işleyen bir kitaptır. Kolay ve anlaşılabilir bir dil ile her şey ifade edilmiştir. Okurken beynini yıkayacak şekilde değilde daha çok öğrenme şeklinde bazı şeyleri birbirinden ayırt etmenizi sağlayacaktır .
Hiç kuşku yok ki, her ülkenin proletaryası her şeyden önce kendi burjuvasiyle hesaplaşmak zorundadır.
Karl Marx
Sayfa 63 - Can Yayınları - 33. Basım - 2019
bir emekçinin üretim maliyeti, nerdeyse tümüyle, yaşayabilmesi ve soyunu sürdürebilmesi için gerekli geçim olanaklarıyla sınırlıdır.
Karl Marx
Sayfa 57 - Can Yayınları - 33. Basım - 2019
"Çünkü bu toplumun çalışan üyeleri hiçbir şey elde etmezken, herşeyi elde edebilen üyeleri hiç çalışmamaktadırlar!"
Karl Marx
Sayfa 70 - Can Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Komünist Parti Manifestosu
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
127
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052237250
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dorlion Yayınları
Arka Kapak Yazısı (Tanıtım Bülteninden)





Karl Heinrich marx 19. yüzyılda yaşamış filozof, politik ekonomist ve devrimci. Komünizmin kuramsal kurucusudur. Birçok politik ve sosyal konuda fikri olmakla beraber, en çok Manifesto´nun (1848) giriş cümlesinde özetlediği tarih analiziyle tanınır: ´´Şimdiyekadar ki bütün toplumların tarihi, sınıf savaşımları tarihidir.´´ Marx, bütün sınıflı toplumlarda olduğu gibi kapitalizmin de kendini yok etmeye yol açacak içsel dinamikler barındırdığına inanırdı; onun düşüncesine göre, nasıl ki kapitalizm eskimiş feodalizmin yerini aldıysa, sınıfsız bir toplum olan komünizm de ´´devletin proletaryanın devrimci diktatörlüğünden başka bir şey olmadığı´´ siyasal geçiş sürecinden sonra onun yerini alacaktır.
Marx yaşadığı dönemde dünya çapında ünlü bir isim sayılmasa da, ölümünden kısa bir süre sonra düşünceleri dünya işçi hareketine yön vermiştir. Marksist Bolşeviklerin Rusya´da Ekim Devrimi´ni gerçekleştirmesi bunun en büyük örneğidir.
Engels, Karl Marx´la beraber, Komünist manifesto´yu yazarak komünist kuramın geliştirilmesinde önemli bir rol almıştır. karl Marx hayatını kaybettikten sonra Marx´ın en önemli eseri Das Kapital´in son iki cildini tamamlamıştır.

Kitabı okuyanlar 4.964 okur

  • Uğur Dansık
  • Tuba kutlucakmak
  • Kaan Tok
  • Ateş Doğan Şimşek
  • Black Garden
  • Nezih Avgın
  • Eren Sarıçiçek
  • Mustafa Tarık

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (1)
9
%0.1 (1)
8
%0
7
%0.1 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları