Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog

7,5/10  (15 Oy) · 
18 okunma  · 
10 beğeni  · 
405 gösterim
"Pek anlamadım. Hele konuşmanın böylesine büyük bir sorun yumağı olabileceğini hiç anlayamıyorum. Ayrıca gereksiz de buluyorum. Abartılı da-" "Evet, ilk bakışta, konuşmak gibi basit bir eylemin böylesine karmaşık bir şeymiş gibi ele alınması saçma. Ama ilk bakış yanıltıcı olabilir, değil mi? Sanırım sen konuşmayı tek yönlü bir aktarım olarak anlıyorsun da ondan. Hâlbuki konuşma, merkezdeki bir noktadan dışarıya akıtılan bir ifade değildir. Aksine en az iki merkez noktanın karşılıklı birbirine akmasıdır. Yani 'ego'ların kendi kabuklarını çatlatması, o zırhta yarıklar açmasıdır. Konuşmak, bu anlamda insanın kendini yenmesini de gerektirir. Tehlikeli bir girişimdir bu; yani konuşmak tehlikeli bir girişimdir. İnsanın kendi varlığını tehlikeye atmasıdır." "Allah Allah, şimdi de konuşmanın tehlikeli bir şey olduğunu söylüyorsun-"
  • Baskı Tarihi:
    Kasım 2015
  • Sayfa Sayısı:
    76
  • ISBN:
    9786053326083
  • Yayınevi:
    İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitabın Türü:
Gizem 
08 Haz 2017 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bu saatte inceleme yazma şevkimi dizginleyemedim, her ne kadar iyi bir yazıcı olmasam da. Bakalım ne kadar saçmalayacağım. :)

Bu kitapla olan ilk buluşmamızı anlatarak başlayayım. :)
Yaşadığım yerde olan oldukça büyük bir kitap fuarına oradaki kitapları eve taşımak adına gitmiştim. Aradığım biyografi kitabını buldum, Zweig'e uğradım ve klasiklerin yanına gittim, yol üzerinde de bazı yazarlarla iki çift lafın belini kırdım tabi. Her neyse, klasiklerin bana baktığı en yakın tezgaha uğradım. Gogol ile bakışırken bu ince, sarı- turuncumtrak renkli kitapları fark ettim, başlığı da ilgimi çekti. Yanlarına doğru yol aldım ve kitabı incelerken satış elemanı yanıma geldi: " okumanı tavsiye ederim, sayfa sayısı az ama anlam derinliği var. Hatta bir kez değil bir kaç kez okursun, diyalog halinde yazılmış güzel bir kitap." Dedi.

Tesadüfün güzel yanı; konuşmanın, insanların birbirini anlamasının ne kadar zor şey olduğunu düşünmeye başladığım ve toplumdan kendimi soyutlama ihtiyacı hissettiğim sıra karşıma çıkmasıydı.

"İki insanın asla tam olarak anlatmak istediğini birbirine anlatamaması" çevresinde gelişen soru cevaplar ile başlıyor diyalog. Bir kişi bu düşünceyi savunur ve açıklarken diğer kişi de sorduğu sorular ile diğerinin söylediği şeyleri açıklamasını sağlıyor.
Herkesçe​ aynı kabul edilen ama her kullanımda bir diğerinden farklı olan sözcükler, kişilerin bunlara gerekli-gereksiz yere yüklediği anlamlardan bahsediliyor. Hem anlatmak imkansız diyor hem söz olmasaydı diyerek örnekler de sıralıyor. İroni hakim fakat bunu diğer kişi "çelişkili değil mi" gibisinden sorunca açıklama da hemen geliyor. Bazen tekrara düşüyor gibi gelebilir ve biraz bunu hissettiriyor zaten. Daha fazla sayfa sayısına sahip olsaydı belki sıkabilirdi.

İlerleyen sayfalarda okuyunca durakladığım bir cümle oldu: " sanat bize bir başkası olabilmeyi öğretir." Yahu bu adam ne diyor, sanat kişinin kendini bulması değil mi diye düşünerek okumaya devam ettim. Ardından şu satırlar geldi: " lanetli şair Arthur Rimbaud, ateşi çalan şair, 'Ben bir başkasıdır' demişti. Bu ne demektir​? Şu: Ben Dünyayı sadece kendi bulunduğum yerden, kendi duyarlılığımın izin verdiği ölçüde görmemeye çabalıyorum. Demek kendi varlığımın sınırlarından taşmaya çalışıyorum. Böylece dünyayı algılamakta kaskatı kesilmiyorum. Velhasılı sanat bize bir başkası olmayı öğretir. Belki kendi sınırlı öngörümüzde, kendi sınırlı algılayışımızla, kendi yaşantılarımızla asla far edemeyeceğimiz 'ruh halleri'ni yaşamamızı sağlar. ......" (Syf 40) Mesela bir romanı okurken o romanın içindeki karakterlere büründüğümüzü ve anlık olarak o olduğumuzu söylüyor. Bu açıdan bakınca evet, sanat bize bir başkası olmayı öğretiyor. Bonus olarak bu farklı bakış açısı var.

-Ayrıca sayfalarında anlam yükleyemediğim resimler mevcut fakat bunlara bir diğer okumamda kafa yoracağım sanırım. -

Aslında konuşmak güzel bir şey fakat insanoğlu bunu pek beceremiyor.. Bunun sebeplerinden en başlıca olanı ise " EGO "


"İlk önce şunu söylemeliyim ki günümüzde, özellikle günümüzde egolar şişiriliyor. Demem o ki, tıpkı bir balonun şişmesi için nasıl ağızdan hava üfleniyorsa ve balon böylece şişiyorsa, egolar da dışarıdan üflenerek şişiriliyor. Ama sen de bilirsin ya, fazla hava üflenince balon pat! Patlar. ... " (Syf 52)
Egoyu Amerikan fast-food sanayi üretimine benzeterek insanların ihtiyaçlarına uygun olan/olmayan ego alımı ile sonuca bağlayarak bünyeye ters tepenlerin bireyin kişiliğini bozduğuna dem vuruyor.
Başka bir sayfada ise şu sözler yer almakta: " Biz, kendi şişkin, hem şişirdiğimiz hem de şişirilen egolarımızı söndürmedikçe, sadece kendimizi anlatmaya devam edeceğiz."

Kafa karışıklığı olan yerde ise soru soran kişi tarafından fener çakılıyor.

Bireyin kendine duvarlar örerek anlamları kısıtlamaya uğrattığından da bahsetmiş.

Kafanızın sakin olduğu bir zamanda okumanızı tavsiye ederim. Ben tekrar okuyacağım ama herkese hitap etmeyebilir.


Daha bu kısa kitap hakkında çok şey yazılır fakat çok uzattım sanırım.
Son olarak yazarla beraber kapanışı yapalım.

"Kendi egomu söndürerek diğer varlıklarla hemhâl olmak, Doğanın ve Dünyanın duymamız mümkünsüz sesine, ritmine, müziğine katılmak istiyorum. Konuşmak işte böyle bir söyleşidir. "


"Konuşmak, konuşmanın imkansız olduğunun fark edildiği yerde, o an başlıyor. "

Buraya kadar okuduysan eğer teşekkürler​ ettiğimi bil isterim. :)

.. 
 29 Oca 21:29 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kitabı ilk gördüğümde büyük bir heyecan yaşadığımı inkar etmeyeceğim. Yazarın bir 'şair' olduğunu gördüğümde kısmen sönmüş olan heyecanım, kitabı okumama kararı vermem için yeterli olmadı dolayısıyla okudum. Şairane bir yaklaşımdan derin bir nitelik beklemediğim halde ''konuşmanın imkansızlığı''ndan bahsedilen yerde ''sanat güzellemesi'' yapılıyor olması bu incelemeyi yazmama yol açtı. Bu sebeple, ''neden sanat ve konuşmanın birbirinden çok farklı olarak ele alınmaması'' gerektiği konusunda bir köken incelemesinden sonra konuyu çatallandırıp uzatmayacağım. Zira ''konuşma'' çok farklı şekillerde ve açılardan ele alınabilecek bir konu, bu da bir sınıra ihtiyacımız olduğu anlamına geliyor. Şimdilik, söz ve sanatın doğuşuyla sınırlanalım.


Konuşmanın doğuşu, hakikatin yarılması olarak zuhur eder. Konuşmanın yapıtaşı olan ''kelime'' var olan değil adlandırmadır. Küçük bir örnek olarak, ''mavi'' rengini düşünelim. Duyduğumuzda ve okuduğumuzda anladığımız şey aynıdır. Buna rağmen ''mavi'' rengine, mavi demiş olmanın bir anlamı yoktur. Yani, bu kelime neye göre kırmızı değil de mavidir? Bunun cevabı fiziki dünyada değil yalnız zihnimizdedir. Konuşma sayesinde gerçek çoğaltılmıştır. Eski çağlarda bu, fiziki-zihni mesafe daha azdır. Misal, ''mavi'' demek yerine ''gök rengi'' denmiştir. Var olan/fiziki dünyaya ait bir şey üzerinden anlatılmış olması açısından ''gök rengi'', ''mavi''den daha hakikidir. Bununla birlikte ''gök rengi'' demek yerine ''gök gibi'' ifadesi kullanıldığında, mesafe biraz daha kapanır çünki direkt olarak var olana benzetme yoluyla açıklama söz konusudur. Fakat ''gök gibi'' dediğimizde de ''gök'' ve ''gibi'' yine açıklayamayacağımız iki kelime olarak elimizde kalır, nitekim konuşma, gerçeğe en yakın olduğu zamanda bile bambaşka bir şeydir. İstediği kadar gerçeğe yakın olsun, gerçeğin yorumu da gerçeğin dışında olan ve aynısı olamayacak olandır. Bu bağlamda konuşma, bir yorumdur. Hakikatin yarılmasına yol açan ilk yorumdur. Sanat, birçok kez gerçekliğin doğuşu (gerçeklik kavramına ihtiyaç yaratması açısından) olarak ele alınmıştır. Görüldüğü üzere ben, başlangıca ''konuşma''yı aldım. Sanat ise yarılmış olan gerçekliği bir kez daha bükmüştür.

Konuşmayı bilmeyen bir insan için yalnızca ''eylem'' vardır. Konuşma ile birlikte yeni bir gerçekliğin kapıları aralanmış olur. Eylem, konuşma ile paralellik göstermek zorunda değildir ve bu kendi gerçekliğini oluşturduğu anlamına gelir. Sanat ise bir üçüncü şık olan ''rol'' kavramını eklemesiyle yarılmayı iyileştirme yönünde bir fayda sağlamayıp daha da derinleştirmiş. Yani; konuşmanın sorunu, kitapta ele alınan şekliyle ''birbirimizi anlamıyoruz biz, aynı dili konuşamıyoruz''dan çok daha fazlasıdır. Sanat da bunun ilacı değildir. Bu tarz yaklaşımlar biraz anarşist romantikliğine çalan bir tavır oluşturur. Mantıksız demeyeceğim ama kişisel gelişim kitabı seviyesinde bir mantık söz konusu. Kimseye bir faydası yok.

İlle de ''KONUŞMAK İMKANSIZ YAHU'' demek istiyorsak, düşünceyi tam ifade etmenin imkansızlığından bahsetmeliyiz. İmgelerle düşünen zihnimiz iletişim kurabilmek için imgeleri düşüncelere, sonra da düşünceleri kelimelere dönüştürmek zorundadır. Ortaya çıkan da suyunun suyunun suyu olmaktan öteye gidemeyecek durumda kalır. (Ben, konuşmayla ilgili bir kitapta bu sorunun açımlamasını görmek isterdim şahsen)

Bir de aklıma gelmişken, hepimizin bildiği ''türkçe konuşalım da türkçe konuşalım yabancı kelime kullanmayalım'' diye dolaşan bir tayfa var!! Allah belanı versin karşim!! zaten zihnimizle dilimiz arasındaki uçurumda kıvranıyorken bir de sen yabancı kelime kullanmazsan, ben kullanmazsam nasıl çıkar bu karanlıklar aydınlığa?
NASIL ÇIKAR!


Sinirlendim. Hemen reklamlara gidelim:


''Kimi zaman yabancı bir dil, bir kavramı kendi dilimizin vermediği bir nüansla ifade eder ve biz bunu ancak o zaman tam olarak kavrarız. O halde meramını, maksadını tam ifade etme derdindeki herkes dilde saflık yanlısı ukalaların hırlayıp havlamalarına kulak asmaksızın yabancı sözcükleri kullanacaklardır.'' (okumaya ve okumuşlara dair/schopenhauer)

Amiraram 
09 Eki 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Konuşmak, insanın kendi varlığını bile bile tehlikeye attığı bir oyundur. Harflerle oluşan kelimeler, cümleler insanın duygularını, hislerini ifade eder mi? Yapay yollarla kurmaya çalıştığımız sistem bizi uzaklaştırıyor birbirimizden. Ruhlarımızın derinlerinde, zindana atılmış mahkum 'ben'lerimizin çıkardığı çığlıkları duymuyor artık kulaklarımız. Konuşmak imkan dahilleri dışından atıyor kendini surlardan alaşağıya. Heyhat! Konuşmak imkansız bu doğru ve bundan dolayı konuşacağız..

Burcu Belen 
17 Oca 2017 · Kitabı okudu · 70 günde · 2/10 puan

Uzun zamandır elimde olan bir kitaptı. Hep başlayıp bi kaç sayfa sonrasında kenara koyup birazdan devam ederim diyerek günlerce yanımda kaldı. Çok ince bir kitap ama bitmeyince bitmiyor işte :) Beklentimi birazcık bile karşılayamadı açıkcası.. Kendini tekrar eden zayıf diyaloglardan oluşuyor. 2/10

Kitaptan 17 Alıntı

Gizem 
07 Haz 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"...Yani, anlamak, sözcüklerle değil, duyarlılıkla mümkündür​ diyorum."

Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog, Osman Çakmakçı (Sayfa 21 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog, Osman Çakmakçı (Sayfa 21 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
Gizem 
07 Haz 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"Yani sözcükler birbirlerinin yabancısı; kendilerinin bile?"

Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog, Osman Çakmakçı (Sayfa 4 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog, Osman Çakmakçı (Sayfa 4 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
Gizem 
07 Haz 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Aşırılık ilginçtir elbette, ama bir süre sonra her ilginç şey gibi can sıkıcı olabilir;olur!

Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog, Osman Çakmakçı (Sayfa 28 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog, Osman Çakmakçı (Sayfa 28 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
Gizem 
07 Haz 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Sanat, duyarlılık​ alanının genişletilmesinde çok büyük katkılarda bulunur.

Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog, Osman Çakmakçı (Sayfa 33 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog, Osman Çakmakçı (Sayfa 33 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
Gizem 
08 Haz 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Dünyayla konuşurken mantık kekemedir de sanat su gibi konuşur!

Mantık haddini bilmelidir, zira 'akıl' onun sınırlarını çizer; duyarlılık ise aklın ve onun kendini beğenmiş cihazı mantığın mümkün değil​ tanımlayamadıklarını, tanımlama ihtiyacı duymadan, dışavurur, görünür kılar, Dünya'nın ve onun yüzeyinde​ yaşayan bizim 'gerçek'lerimizin üstündeki kabuğu soyar. Konuşmak işte insanın kendi kabuğunu soymasıdır. Karşılıklı konuşmak ise karşılıklı olarak kabuklarımızı soymamızı gerektirir.

Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog, Osman Çakmakçı (Sayfa 37 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog, Osman Çakmakçı (Sayfa 37 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
Gizem 
07 Haz 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Özgürlük uzaklarda bir yerde bizi bekleyen, ulaşılması gereken, mistik ya da ideal bir şey değildir; o buradadır; hemen yanı başımızda; gerçekleştirilmeyi, özgür bırakılmayı bekliyordur. Bir hülya değil yani.

Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog, Osman Çakmakçı (Sayfa 15 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog, Osman Çakmakçı (Sayfa 15 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
Gizem 
07 Haz 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"...Konuştuklarının hiçbir zaman bir başkasına ulaşamayacağını düşünmek, buna inanmak, umutsuzluktan başka ne yaratabilir!..."

Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog, Osman Çakmakçı (Sayfa 18 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog, Osman Çakmakçı (Sayfa 18 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
Gizem 
07 Haz 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"Yani özgürlük de mi yok!"

"Özgürlük nedir ki! Albert Camus, özgürlük önemsizdir demiş, önemli olan ise dostluktur. Camus'nün bu söylediği de yine karşılıklı konuşmanın önemini ortaya koyuyor: Bunun asla tam olarak mümkün olmayacağını bilerek."

Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog, Osman Çakmakçı (Sayfa 13 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog, Osman Çakmakçı (Sayfa 13 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
Gizem 
07 Haz 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Derler ya, bir 'gösterilen'i 'gösteren'dir sözcük. Ama çoğu zaman gösteren 'gösterilen'i tam olarak göstermez; anlam Dil ile örtüşmez, ya da daha doğrusu​, Dil anlamı taşıyamaz, anlam dilden taşar.

Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog, Osman Çakmakçı (Sayfa 19 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog, Osman Çakmakçı (Sayfa 19 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
Gizem 
 08 Haz 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Mantık, aklın ve duyarlılığın dört duvarıdır. Tıpkı Dil gibi. Bu dört duvarın olabildiğince genişletilmesi gerekir: Dünya dört duvardan ibarettir. Özgürlük, sanat ve konuşma bu dört duvar bilincine sahip olunan yerde, bu dört duvarın sınırları içinde mümkündür işte.

Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog, Osman Çakmakçı (Sayfa 36 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog, Osman Çakmakçı (Sayfa 36 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
2 /