·
Okunma
·
Beğeni
·
6346
Gösterim
Adı:
Korku ve Titreme
Alt başlık:
Diyalektik Lirik
Baskı tarihi:
30 Kasım 2017
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050204766
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Frygt og Bæven - Dialetisk Lyrik
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Baskılar:
Korku ve Titreme
Korku ve Titreme
Korku ve Titreme
Korku ve Titreme
Korku ve Titreme
Kierkegaard, 1849 yılında günlüğüne şöyle yazmıştı: "Öldüğümde Korku ve Titreme bana ölümsüz yazar olma şanını kazandırmaya yetecektir: O benden sonra okunacak ve yabancı dillere çevrilecektir. Okuyucu kitaptaki coşkulu anlatımla kendinden geçecektir."

Bu özel öngörü büyük oranda doğrulandı, Kierkegaard'ın 1843 yılında Johannes de Silentio takma adıyla yayımladığı Korku ve Titreme, en çok okunan ve en çok bilinen kitaplarından biri oldu.

Kierkegaard, İbrahim'e oğlu İshak'ı kurban etme emri verildiğinde, onun emrin doğruluğunu ve kendi aklının yerinde olup olmadığını sorgulamak yerine hemen emre uyması öyküsünden yola çıkarak iman ve akıl arasındaki ilişkiyi incelemek ve Hegel'in dinsel imanı akılcı bir sisteme yerleştirme çabasının nafile olduğunu göstermek ister. Bu nedenle İbrahim'in kuvvetli imanının derinliklerine dalarak onun hikâyesinin ürkütücü ve akıl almaz yönlerini ortaya koyar.

Korku ve Titreme aynı zamanda, aşkın ve acı çekmenin insani deneyimleri üzerine derin yorumlar yapar, dindar bir insanın bunlara nasıl cevap verebileceğini tartışır.
(Tanıtım Bülteninden)
200 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Bir olağanüstü kitabın daha sonuna geldik. Kitapla ilgili konuşmadan önce Søren Kierkegaard'dan bahsedeyim biraz. Varoluşçuluk düşüncesinin büyük babası olarak görebileceğimiz Søren, bu büyük eseri sadece 30 yaşındayken yazıyor, bu da büyük aşkı Regine Olsen'den ayrıldıktan iki yıl sonrasına ve ölümünden 12 yıl öncesine denk geliyor.

Kitabı, Alastair Hannay'in muhteşem önsözü ile birlikte okudum ve gerçekten Kierkegaard felsefesini anlayabilmek için önemli olduğunu söyleyebilirim. Kitabın temel noktası Tevrat'tan alınan İbrahim'in İshak'ı kurban etme kararı verse de elbette ki sıradan bir din hikayesi ve imanı yüceltme girişiminden bahsedilemez. Kierkegaard'ın Faust, Agnete vs birçok hikâyeden yola çıktığını ve söylemek istediklerini temellendirmeye çalıştığını görüyoruz. Son olarak ise elbette ki dolaylı olarak da olsa Regine ile olan ilişkisinden ve bunun iç dünyasına etkisinden de küçük parçalar görüyoruz.

Ne peki söylemek istedikleri? Hannay'ya söz verelim: "(Kierkegaard'ın söylemek istediğinin özeti) herkesin yaşamının anlam ve değeri; insanın dünyada, hem dışarıda hem de kendi ruhunun 'karanlık ihtirasları' içinde karşılaştığı ve katlanmak zorunda kaldığı 'yaratılışın öfkeli elementleri ve güçlerinden' değil, yaratılışın kaynağından aldığını kabul etmeye istekli ve bunu başarabilecek nitelikte olduğunun ispatıdır."

Kierkegaard'ın bu noktada özellikle Hegel ve Sistem düşüncesine saldırdığını da not etmek lazım. Kierkegaard, Hegel'in bazı düşüncelerini temel olarak alsa da, Hegel'in sonunda doğru noktaya ulaşamadığını ve Hegelci Sistem düşüncesinin de insanlık için faydalı olmadığı görüşünde. Kierkegaard, "Bilimsel Olmayan Dipnotun Çözümü" nde şunları yazar : "Bu insanlar da aldanmışlardır. Bunlar "boş kafalıdır" zira var olmanın ne demek olduğunu, özel olma duygusunu kendilerine unutturan sistem tarafından yutulmalarına izin vermektedirler."

Kierkegaard, bu yüzden başlangıç noktası olarak İbrahim'i seçmiştir. İbrahim'in 70 yıllık çocuk özlemine karşılık, imanın babası olma aşkıyla İshak'tan da vazgeçmesi, onu kurban etmeye hazır olması, Kierkegaard'ın kendi ifadesiyle "göklerde bir yere sahip olmak için, Tanrı'ya 'sen' diye hitap edebilmek için" bütün faniliği elinin tersiyle itmesi; işte bu "özel olma duygusu"nun gerçek anlamıdır, en üst noktasıdır. Hegelciler ve sol Hegelciler, bu özel olma duygusunu anlayamazlar, anlamak için de birşey yapamazlar. Onlar için Sistem'in kutsanması vardır. Varoluş sorunu yoktur, Varoluş'un aşılması yoktur. Kierkegaard'a göre varoluş sorunu aşılabilir. Kitapta da ısrarla insanın sahip olduğu değerler ve kendini aşma konusundaki yeteneklerinden bahsediyor.

Søren, bekleneceği üzere, 'evrensel ahlâk yasası' fikrine karşı çıkıyor. İbrahim'in öyle bir inanışa bağlı kalması durumunda, Tanrı'yı dinlemeyi reddetmesi beklenirdi. Ama bu, İbrahim'in elinden özel olma şansını alırdı. İşte kişinin bu noktada kararsız kalması veya özel olmayı seçmemesi, üstada göre olmayacak iştir.

Üstad, birçok yerde, çok çaba sarf etmesine rağmen bazı noktalarda İbrahim'i hâlâ anlayamadığını da açık yüreklilikle itiraf ediyor. İbrahim örneğiyle birlikte en çok karşı çıktığı noktalardan biri de, kilisenin ve Hegelciler inanç ve iman konusunu, akıllıca bir mantığa oturtma gayretinde olması. Søren'e göre bu da oldukça saçma ve yersiz, çünkü inanç dediğimiz şey asla akılla kavranılır birşey değil, bu bir nevi karanlık ve dışsal dünyanın içinde kavranamaz. -Regine'den vazgeçmesinin izlerini de burada görüyoruz- Üstad, inancını devam ettirmek ve bunları ifadeye ilham bulmak için Regine'e olan aşkını feda etme yürekliliği gösterdi. İbrahim imanın babası idi ama Søren başka bir noktaya geçti böylece.

"Etik ile estetiğin düşman olmasını engelleyecek olan tek şey imandır." diyor üstad. Yine kendisinden sonra gelen Nietzsche gibi "yeni değer arayışı" içinde olduğunu görüyoruz. Onun değeri imandır ama bizim anladığımız gibi bir iman değildir. Ona göre, gerçek iman İbrahim'in yoludur. Öyle bir imanda bulunulmayan dünyada, etik ile estetik karşı karşıya gelecektir ve gerek toplumda, gerekse siyasette çatışma kaçınılmaz olacaktır.

Kimse Søren'in düşünceleriyle hemfikir olmak zorunda değil ama düşünce tarihinde çok özel bir yere sahip olduğu ve düşünce sisteminin oldukça sağlam temellere sahip olduğu kuşku götürmez bir gerçek.
200 syf.
·6 günde·7/10
Soren Kierkegaard, Türkiye'de çok fazla bilinen bir filozof değil. Oysa ki kendisi varoluşsal felsefenin kurucusu olarak bilinir. Korku ve Titreme, Hz. İbrahim'in bilinen bir kıssasını felsefi ve etik açıdan tartışan bir kitap. Çok sevdiği oğlu İshak'ı imanı uğruna kurban etmeye götüren İbrahim peygamberin içinde bulunduğu durum çok farklı açılardan ele alınıyor. Kitabın özünü oluşturan en can alıcı soru ise şu: Hz İbrahim’i imanın babası veya evlat katili bir cani olmaktan ayıran çizgi ne? İlginç sorular soran, yavaş yavaş, anlayarak okunması gereken bir kitap...
176 syf.
Kierkegaard’ın imanın ne olduğu sorusuna geliştirdiği cevabın İbrahim kıssası etrafında şekillendiğini bu eserde görüyoruz.

İbrahim, yaşı ilerlemiş olmasına rağmen çocuğu olmamaktadır. Tanrı’nın bir lütfu olarak sonradan İshak adında bir oğlu olmuştur. İshak büyüyüp belli bir yaşa
geldiğinde ise Tanrı, İbrahim’den oğlunu kendisine imanının bir göstergesi olarak
kurban etmesini istemiştir.
Kierkegaard, çocukken öğrenmiş olduğu bu kıssanın
büyüdüğünde zihnini meşgul eden bir probleme dönüştüğünü ifade eder.

KİERKEGAARD'ın AKLINDA DELİ SORULAR:
Tanrı, İbrahim’den neden böyle bir fedakârlık istemektedir?

İbrahim, imanın babası olarak anlatılırken, oğlunu kurban etme
eyleminin rasyonel bir izahı nasıl yapılabilir?

İbrahim bu süreçte ne yaşamış ne
düşünmüştür?

İşte tüm bu sorulara verilecek cevaplar imanın ne olduğunu açığa
çıkaracaktır.
Kierkegaard, İncil (yaratılış 22) de gecen bu kıssadan hareketle imanın rasyonel bir kabul olmadığını
söylemektedir. Zira ahlakî ve rasyonel hiçbir değer, kişinin öz oğlunu öldürmesini
meşru gösteremez. Burada İbrahim, evrensel olanı askıya almış ve her şeyden çok
sevdiği kendi öz oğlunu kurban etmek için yola düşmüştür. Kierkegaard evrensele
rağmen sergilenen bu davranışın ancak absürd kavramı ile açıklanabileceğini ifade
etmektedir. İman da burada anlamını bulmaktadır. Zira bu bir paradokstur ve rasyonel olarak izahı mümkün değildir. Kierkegaard, paradoksu, tekil bireyin özel
olarak evrenselden yüksek olması olarak görmektedir.

Kierkegaard’a göre İbrahim’i imanın babası yapan
bu süreçte yaşananlardır. İbrahim, oğlunu kurban etmeye götürürken büyük bir
fedakârlık yapmış olabilir ancak önemli olan bu fedakârlık değildir. İbrahim’i en
yüce imana götüren şey bu paradoksu ve absürdü başkalarına açıklayamamasından
kaynaklanan ıstırabıdır.
Aynı ıstırabı Meryem’de yaşamıştı. Babası
olmadan bir çocuk nasıl dünyaya gelebilirdi. Bunun rasyonel hiçbir açıklaması
bulunmamaktadır. Kierkegaard, Meryem ve İbrahim’i birer kahraman olarak
değerlendirmeye karşıdır. Onları yücelten şey halkın onlara yüklediği olağanüstü
güçlere sahip olmaları değildir. Onlar, ıstıraptan, acıdan ve paradokstan kurtulmak suretiyle değil, bunlara sahip oldukları için yücelmişlerdir.
Trajik kahraman ile İbrahim arasındaki fark da burada yatmaktadır. Trajik kahraman evrenseli ifade etmek için kendisini terk ederken, İbrahim ise özel ve mutlak olmak için evrenseli terk etmektedir.

Kierkegaard’a göre İbrahim, yaşadığı paradoks ve ıstırap içinde iki hamle
yapmaktadır. Bunlardan birincisi İshak üzerindeki hakkından vazgeçmektir. Bu
kendisine verilmiş özel bir görev olduğundan hiç kimsenin anlayabileceği bir görev
değildir. Kierkegaard bu hamleyi “sonsuz teslimiyet” olarak ifade etmektedir. İkinci hamle ise İshak’ı kurban etme eylemine dair beslediği ümittir. Ya Tanrı buna
müsaade etmeyecektir ya da gerçekleşirse kendisine yeni bir İshak verecektir."

Kierkegaard,birey olarak varoluşunu gerçekleştirmenin ve iman şövalyesi konumuna yükselmenin belli aşamlardan geçrek mümkün olduğunu söylemektedir.
Bu varoluş alanları estetik, etik ve dinseldir...

Her bir sayfasını hayranlıkla okuduğum bu eserde imana imanı, teslimiyete teslimiyeti gördüm.
Mutlaka okunmalı. Keyifli okumalar
156 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Alıntılar: #28131055 #28131245 #28131347 #28131455 #28131841 #28132297 #28132608 #28133129 #28182997 #28213879 #28214109 #28249399 #28249527 #28249568 #28249628 #28249653

158 sayfalık bu kitap zihnimde,158 kglık squata girmiş hissi yarattı.158 kglık squatta zorlanırım,hareketi düzgün yapamam ancak kaldırırım.Evet,bu kitapta aynı etkiyi yaptı.Okurken zorlandım,çoğu yerini zihnim algılamadı,anlamadım ama sonunda bitirdim. :-)
Bu örnek size 'absürt' gelebilir ancak, bence bu incelemem sizin inceleme inancınıza karşı bir 'paradoks' niteliğindedir.
Hz.İbrahim (A.S.)'in,oğlu Hz.İshak(birçok kişi de Hz.İsmail der)'ı kurban etme durumunu örnek alarak,inanç meselesini irdelemiştir yazar S.K.
İnsanlar kendilerinin içinden,'tümel'den olan; mantıklarıyla,duygularıyla daha kolay ulaşabilecekleri kahramanlara daha çok ilgi gösterir, el üstünde tutar, yad eder, hayran kalır. Çünkü kolayı budur ve yüzyıllardır bu böyledir. Ancak 'tümel'in dışına çıkmış,'birey' olarak kahramanlaşan, davranışları insanlara 'absürt' gelen ve yaptıkları onların gözünde 'paradoksal' olarak görünen kahramanlar herkes tarafından hatırlanmaz. Çünkü onları anlamak zordur, onlar gibi davranmak çok zordur.
'Etik' olarak hangi davranış,hangi kahraman insanlara uyumlu gelirse, hangisini kendi akıllarınca değerlendirebilirlerse onu daha çok önemserler. Anlaşılamayan kahraman da daha çok dini olandır.O 'iman kahramanını' en azından anlayabilmek için, onun gibi hissedebilmek gerekir. Ki bu da yeterli olmayacaktır...
Bu kitabı hem anlayacaksınız hem anlamayacaksınız. Yazarın zaten vermek istediği de bu bence. İbrahim'i anlamak ve anlamamak. Bu hikâye üzerinden de birçok yan konuya değinmiş. İstifade edebileceğiniz ağır bir kitap. Tırnak içerisine aldığım kelimelerin anlamlarını öğrenin, çok karşısınıza çıkacak.
*104. Sayfadaki yıldızlı bölüm kitabın özü,
'trajik kahraman' ve 'iman kahramanı' hakkındaki.
-Kısmen Spoiler içerir- :-)
200 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Olayın merkezine, İbrahim peygamberin oğlu İshak'ı kurban etmek için başından geçen olayları ve durumunu çok güzel biçimde analiz ediyor, yeri geldiğinde içinden çıkılmaz sorgulamalarla baş başa kalıyor. En çok istediği şey Tanrının İbrahim peygambere o emri verdikten sonra gelişecek olaylarda orda bulunmak. İncilden çokça alıntı yapıp olası durumları bile sorgulayıp iman kavramını ele alıyor. Çoğu yerde bir çıkılmaza girip olay kurgusu tekrar başa sarsa da çok güzel ve okunması gereken kitaplardan...
165 syf.
·11 günde·6/10
Bir cinayet nasıl kutsallığa dönüşür. İşte imanın korkutucu yüzü.70 yıldan sonra erkek çocuk (İshak)sahibi olan Hz.ibrahim'in, Tanrı istiyor diye oğlunu kurban etmeye Morara dağına yola çıkarması, onun hissettiği sancılar ve kararlılığı. Etik, evrensel ve iman. Üçünün birbiriyle çelişkisi. İmanın akılla uyuşamayacağı, bu iki kavramı birleştirmeye çalışan Hegel'e yergileri ile İbrahim'in teslimiyetini kendileri yapabilecekmiş gibi öven onu zerre içinde hissedemeyen (ki hissetseler asla huzurla olamayacaklarını düşünüyor) vaaz veren din adamları ve onları dinleyip onaylayan imanlıları(!) yerin dibine sokmasını içeren huzursuz edici kitap. Okuması kesinlikle kolay değil. Ayrıca kitapta birçok esere, farklı felsefe ve görüşlere atıf ve yergi var. Sanırım benim birçok şeyi okuduktan sonra tekrar elime alıp okumam gerekenlerden.
200 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10
Korku ve titreme hz İbrahim'in oğlu ishak ı allaha kurban etmesi özelinde hristiyan iman anlayışı üzerine derin felsefi tartışma. günümüzde de geçerliliğini koruyan içi boşaltilmis iman meselesinin korkutucu iç yüzü.
200 syf.
·11 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kierkegaard'a göre en yüce duygu imandır ve İbrahim'in hikayesinin ele alınması onun iman bakımından en yüce olacak şekilde davranmasından kaynaklanır. Hz. İbrahim bu eylemi Kierkegaard'ın gözünde İbrahim'i bir İman Şövalyesi yapar.

Günümüz de insanın ve ona ait değerlerin evrenselliğinden bahsedilerek bu değerlerin arkasındaki insanın kendi öznel değer faktörünün arka plana atılmasını eleştirir.

Bir toplumda uyulması gereken kuralların evrensel olmadığını bireyin bakış açısına bağlı olduğunu söyler. Etik olanın evrenselliğinden bahsedilemeyeceğini İbrahim'in hikayesi ile anlatmak ister Kierkegaard.

Eğer Hz.İbrahim evrensel bir ahlak ilkesi olarak kabul gören babanın oğlunu öldürmemesi gerektiği düşüncesini herkes gibi kabul etseydi Allah'a olan imanında tereddüte düşecekti ve İman Şövalyesi olamayacaktı. İbrahim'in eylemi evrensel değil, onun kendi öznel girişiminin bir sonucudur.

İbrahim'in oğlu İshak'ı kurban etme düşüncesi evrensel ahlak ilkeleri ile sorgulanmış olsaydı babanın oğlunu öldürmesi bakımından kötü bir davranış hatta katil olarak sayılacaktı. Ancak Tanrı'ya olan imanından ötürü onun isteğinin doğru olup olmadığının sorgulanması evrensel ilkelerin değer yargılarıyla kıyaslanılarak yapılamazdı. Çünkü Tanrı'ya iman koşulsuz bir itaatide beraberinde getirir.
200 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Kirkegaard'in İbrahim ve oğlu İshak üzerine düşünceleri ağırlıkta olan felsefi kitap. Felsefe kitapları okumamış birisi için agir, anlamlandirmasi zor, az çok felsefe ile ilgilenenler için ise flu bölümler olacaktır ama öğreneceği de çok şey var
160 syf.
·2 günde
Yazar İbrahim a.s'ın teslimiyetini anlatırken, imanın etik, estetik ve dindarlıkla ilişkisini inceler. Bir babanın oğlunu kurban etmesinin O'nu cani değil de dindar yapmasında ki etmen nedir? Bu konu irdelenir kitapta.
İbrahim'de ki imansa bizde ki ne? diye sorar yazar bir yandan. Yunan trajedyasından örnekler vererek İbrahim Peygamberi anlamaya çalışmış,her ne kadar anlayamam dese de. Bi kaç başlık altında toplanan eseri anlamakta biraz sıkıntı yaşayabilirsiniz ama kafanızda ışıklar yakacağına eminim.
Tavsiye ederekten;
Keyifli okumalar...
160 syf.
·10/10
Put kırıcı filozoflardan bir diğeri. Nietzsche ile aynı parantezde ele alındığı için onun da ateist - ki Nietzsche konusunda bile tartışmalı bir konu - olduğu sanılır ancak düşünülenin aksine Kierkegaard dine önem veren biriydi. Bu eser, Korku ve Titreme'de ise İbrahim peygamberin Tanrı'nın emri üzerine oğlunu ölüme götürmesinden bahsediyor. Onun gözünde bunun bir ölüm değil de bir kurban etme olduğu da ayrı bir gerçek. Kierkegaard'un felsefesini az çok bilen birisi bu kitapta İbrahim peygamberi dini aşamada olan birisi olarak görüyor. Aynı zamanda diğer ihtimallere de değiniyor. Ya İbrahim şizofren olsaydı? Ya Tanrı oğlunu öldürmesine sessiz kalsaydı? İkinci ihtimal gerçekleşmiş olsaydı insanlar onu katil olarak göreceklerdi. Tanrı'nın emrini yerine getirirken toplum kurallarını hiçe saydığı göz önüne alındığında onun nasıl cezalandırılması gerekir? Daha doğru söylemek gerekirse, insan yasalarına göre ceza alması gerekirken Tanrı yasalarına göre yapması gerekeni yapmış birinin konumu nedir? Tüm bu soruların ve daha fazlasının cevabı bu kitabın içinde yer alıyor. İyi okumalar dilerim..
200 syf.
·Beğendi·10/10
Tanrı İbrahim’i sınadı ve ona şöyle dedi : biricik oğlunu sevdiğin biricik oğlun İshak’ı yanına al. Moriya bölgesine git. Orada sana göstereceğim bir dağda oğlunu yakılacak kurban olarak sun.

Kitap bu cümlelerle başlar ve ardı ardına yazdığı dört hikaye ile farklı neden-sonuçlara götürür bizi.

“Zaman geçiyordu, olasılık duruyordu, İbrahim inanıyordu. Zaman geçti, umut saçma bir şey oldu, İbrahim inandı.Ve dünyada umudu olan bir insan görüldü. Zaman geçti ve alacakaranlık gözüktü ve bu insan umudunu reddetme alçaklığını göstermedi kesinlikle ve hiçbir zaman unutulmayacaktır” cümleleriyle İbrahim’ olan övgüsünü dile getirir.
Eğitim nedir? Sanıyorum ki eğitim kişinin kendi kendine izlemesi gereken bir müfredattır ve bu müfredatı izlemeyen kişi, en aydınlık çağda doğmuş olmaktan bile pek az yarar görür.
Eğer ben konuştuğum zaman beni anlamıyorlarsa, gece gündüz durmaksızın konuşmaya devam etsem bile birşey söylemem.
Soren Kierkegaard
Sayfa 166 - Anka (epub)

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Korku ve Titreme
Alt başlık:
Diyalektik Lirik
Baskı tarihi:
30 Kasım 2017
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050204766
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Frygt og Bæven - Dialetisk Lyrik
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Baskılar:
Korku ve Titreme
Korku ve Titreme
Korku ve Titreme
Korku ve Titreme
Korku ve Titreme
Kierkegaard, 1849 yılında günlüğüne şöyle yazmıştı: "Öldüğümde Korku ve Titreme bana ölümsüz yazar olma şanını kazandırmaya yetecektir: O benden sonra okunacak ve yabancı dillere çevrilecektir. Okuyucu kitaptaki coşkulu anlatımla kendinden geçecektir."

Bu özel öngörü büyük oranda doğrulandı, Kierkegaard'ın 1843 yılında Johannes de Silentio takma adıyla yayımladığı Korku ve Titreme, en çok okunan ve en çok bilinen kitaplarından biri oldu.

Kierkegaard, İbrahim'e oğlu İshak'ı kurban etme emri verildiğinde, onun emrin doğruluğunu ve kendi aklının yerinde olup olmadığını sorgulamak yerine hemen emre uyması öyküsünden yola çıkarak iman ve akıl arasındaki ilişkiyi incelemek ve Hegel'in dinsel imanı akılcı bir sisteme yerleştirme çabasının nafile olduğunu göstermek ister. Bu nedenle İbrahim'in kuvvetli imanının derinliklerine dalarak onun hikâyesinin ürkütücü ve akıl almaz yönlerini ortaya koyar.

Korku ve Titreme aynı zamanda, aşkın ve acı çekmenin insani deneyimleri üzerine derin yorumlar yapar, dindar bir insanın bunlara nasıl cevap verebileceğini tartışır.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 384 okur

  • Mikrop
  • Metin tekok
  • Ahsen kabak
  • Enes
  • Sevda Gül
  • Yahya Yılmaz
  • Betül Kurt
  • Cnss
  • Esra Kovancılar
  • İbrahim Doğan

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%4.6 (5)
9
%2.8 (3)
8
%1.9 (2)
7
%0.9 (1)
6
%0.9 (1)
5
%0.9 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0.9 (1)