Adı:
Korku ve Titreme
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054533534
Kitabın türü:
Çeviri:
İbrahim Kapaklıkaya
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Araf Yayınları
Baskılar:
Korku ve Titreme
Korku ve Titreme
Korku ve Titreme
Korku ve Titreme
Korku ve Titreme
İbrahim'in seyahati Kierkegaard'ın Korku ve Titreme'sinin merkezî temasıdır. Kierkegaard'ın İbrahim'i, iman sınavında çektiklerinden dolayı yücedir. Ve İbrahim'in bu ıstırabı çekişi ve yüceliği, sosyal değerlerin tipik örneği olmasının aksine, onu kendi toplumundan ve sosyal usullerinden çok radikal bir biçimde koparmaktadır. Kierkegaard'ın bizi İbrahim'in yüceliği ile etkilemesinin çok özel bir amacı vardır. Aslında Korku veTitreme'nin İbrahim ve İbrahim'in Öyküsü ile ilgili olmadığı rahatlıkla söylenebilir. Söz konusu öykü, okuyucunun dikkatini bazı çok temel sorulara çekmek için kullanılmaktadır. Eser tartışma amaçlıdır ve bunu gerçekleştirmek için Kierkegaard, bizim öyküde anlatılan ıstırabın doğasına odaklanmamızı istemektedir. Korku ve Titreme'nin en kucaklayıcı genel mesajı; mevcut tartışmada iman nosyonu o kadar ucuzlatılmıştır ki, hakkında konuştuğumuz şey artık iman olmaktan çıkmıştır ve eğer İbrahim gibi kutsal figürleri ya da imanın Babası olması nedeniyle bilhassa İbrahim'i yüceltmek istersek, iman sınavından geçen İbrahim gibi olmanın nasıl bir şey olduğunu anlamak zorundayız.
(Tanıtım Bülteninden)
200 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10 puan
Bir olağanüstü kitabın daha sonuna geldik. Kitapla ilgili konuşmadan önce Søren Kierkegaard'dan bahsedeyim biraz. Varoluşçuluk düşüncesinin büyük babası olarak görebileceğimiz Søren, bu büyük eseri sadece 30 yaşındayken yazıyor, bu da büyük aşkı Regine Olsen'den ayrıldıktan iki yıl sonrasına ve ölümünden 12 yıl öncesine denk geliyor.

Kitabı, Alastair Hannay'in muhteşem önsözü ile birlikte okudum ve gerçekten Kierkegaard felsefesini anlayabilmek için önemli olduğunu söyleyebilirim. Kitabın temel noktası Tevrat'tan alınan İbrahim'in İshak'ı kurban etme kararı verse de elbette ki sıradan bir din hikayesi ve imanı yüceltme girişiminden bahsedilemez. Kierkegaard'ın Faust, Agnete vs birçok hikâyeden yola çıktığını ve söylemek istediklerini temellendirmeye çalıştığını görüyoruz. Son olarak ise elbette ki dolaylı olarak da olsa Regine ile olan ilişkisinden ve bunun iç dünyasına etkisinden de küçük parçalar görüyoruz.

Ne peki söylemek istedikleri? Hannay'ya söz verelim: "(Kierkegaard'ın söylemek istediğinin özeti) herkesin yaşamının anlam ve değeri; insanın dünyada, hem dışarıda hem de kendi ruhunun 'karanlık ihtirasları' içinde karşılaştığı ve katlanmak zorunda kaldığı 'yaratılışın öfkeli elementleri ve güçlerinden' değil, yaratılışın kaynağından aldığını kabul etmeye istekli ve bunu başarabilecek nitelikte olduğunun ispatıdır."

Kierkegaard'ın bu noktada özellikle Hegel ve Sistem düşüncesine saldırdığını da not etmek lazım. Kierkegaard, Hegel'in bazı düşüncelerini temel olarak alsa da, Hegel'in sonunda doğru noktaya ulaşamadığını ve Hegelci Sistem düşüncesinin de insanlık için faydalı olmadığı görüşünde. Kierkegaard, "Bilimsel Olmayan Dipnotun Çözümü" nde şunları yazar : "Bu insanlar da aldanmışlardır. Bunlar "boş kafalıdır" zira var olmanın ne demek olduğunu, özel olma duygusunu kendilerine unutturan sistem tarafından yutulmalarına izin vermektedirler."

Kierkegaard, bu yüzden başlangıç noktası olarak İbrahim'i seçmiştir. İbrahim'in 70 yıllık çocuk özlemine karşılık, imanın babası olma aşkıyla İshak'tan da vazgeçmesi, onu kurban etmeye hazır olması, Kierkegaard'ın kendi ifadesiyle "göklerde bir yere sahip olmak için, Tanrı'ya 'sen' diye hitap edebilmek için" bütün faniliği elinin tersiyle itmesi; işte bu "özel olma duygusu"nun gerçek anlamıdır, en üst noktasıdır. Hegelciler ve sol Hegelciler, bu özel olma duygusunu anlayamazlar, anlamak için de birşey yapamazlar. Onlar için Sistem'in kutsanması vardır. Varoluş sorunu yoktur, Varoluş'un aşılması yoktur. Kierkegaard'a göre varoluş sorunu aşılabilir. Kitapta da ısrarla insanın sahip olduğu değerler ve kendini aşma konusundaki yeteneklerinden bahsediyor.

Søren, bekleneceği üzere, 'evrensel ahlâk yasası' fikrine karşı çıkıyor. İbrahim'in öyle bir inanışa bağlı kalması durumunda, Tanrı'yı dinlemeyi reddetmesi beklenirdi. Ama bu, İbrahim'in elinden özel olma şansını alırdı. İşte kişinin bu noktada kararsız kalması veya özel olmayı seçmemesi, üstada göre olmayacak iştir.

Üstad, birçok yerde, çok çaba sarf etmesine rağmen bazı noktalarda İbrahim'i hâlâ anlayamadığını da açık yüreklilikle itiraf ediyor. İbrahim örneğiyle birlikte en çok karşı çıktığı noktalardan biri de, kilisenin ve Hegelciler inanç ve iman konusunu, akıllıca bir mantığa oturtma gayretinde olması. Søren'e göre bu da oldukça saçma ve yersiz, çünkü inanç dediğimiz şey asla akılla kavranılır birşey değil, bu bir nevi karanlık ve dışsal dünyanın içinde kavranamaz. -Regine'den vazgeçmesinin izlerini de burada görüyoruz- Üstad, inancını devam ettirmek ve bunları ifadeye ilham bulmak için Regine'e olan aşkını feda etme yürekliliği gösterdi. İbrahim imanın babası idi ama Søren başka bir noktaya geçti böylece.

"Etik ile estetiğin düşman olmasını engelleyecek olan tek şey imandır." diyor üstad. Yine kendisinden sonra gelen Nietzsche gibi "yeni değer arayışı" içinde olduğunu görüyoruz. Onun değeri imandır ama bizim anladığımız gibi bir iman değildir. Ona göre, gerçek iman İbrahim'in yoludur. Öyle bir imanda bulunulmayan dünyada, etik ile estetik karşı karşıya gelecektir ve gerek toplumda, gerekse siyasette çatışma kaçınılmaz olacaktır.

Kimse Søren'in düşünceleriyle hemfikir olmak zorunda değil ama düşünce tarihinde çok özel bir yere sahip olduğu ve düşünce sisteminin oldukça sağlam temellere sahip olduğu kuşku götürmez bir gerçek.
200 syf.
·6 günde·7/10 puan
Soren Kierkegaard, Türkiye'de çok fazla bilinen bir filozof değil. Oysa ki kendisi varoluşsal felsefenin kurucusu olarak bilinir. Korku ve Titreme, Hz. İbrahim'in bilinen bir kıssasını felsefi ve etik açıdan tartışan bir kitap. Çok sevdiği oğlu İshak'ı imanı uğruna kurban etmeye götüren İbrahim peygamberin içinde bulunduğu durum çok farklı açılardan ele alınıyor. Kitabın özünü oluşturan en can alıcı soru ise şu: Hz İbrahim’i imanın babası veya evlat katili bir cani olmaktan ayıran çizgi ne? İlginç sorular soran, yavaş yavaş, anlayarak okunması gereken bir kitap...
176 syf.
Kierkegaard’ın imanın ne olduğu sorusuna geliştirdiği cevabın İbrahim kıssası etrafında şekillendiğini bu eserde görüyoruz.

İbrahim, yaşı ilerlemiş olmasına rağmen çocuğu olmamaktadır. Tanrı’nın bir lütfu olarak sonradan İshak adında bir oğlu olmuştur. İshak büyüyüp belli bir yaşa
geldiğinde ise Tanrı, İbrahim’den oğlunu kendisine imanının bir göstergesi olarak
kurban etmesini istemiştir.
Kierkegaard, çocukken öğrenmiş olduğu bu kıssanın
büyüdüğünde zihnini meşgul eden bir probleme dönüştüğünü ifade eder.

KİERKEGAARD'ın AKLINDA DELİ SORULAR:
Tanrı, İbrahim’den neden böyle bir fedakârlık istemektedir?

İbrahim, imanın babası olarak anlatılırken, oğlunu kurban etme
eyleminin rasyonel bir izahı nasıl yapılabilir?

İbrahim bu süreçte ne yaşamış ne
düşünmüştür?

İşte tüm bu sorulara verilecek cevaplar imanın ne olduğunu açığa
çıkaracaktır.
Kierkegaard, İncil (yaratılış 22) de gecen bu kıssadan hareketle imanın rasyonel bir kabul olmadığını
söylemektedir. Zira ahlakî ve rasyonel hiçbir değer, kişinin öz oğlunu öldürmesini
meşru gösteremez. Burada İbrahim, evrensel olanı askıya almış ve her şeyden çok
sevdiği kendi öz oğlunu kurban etmek için yola düşmüştür. Kierkegaard evrensele
rağmen sergilenen bu davranışın ancak absürd kavramı ile açıklanabileceğini ifade
etmektedir. İman da burada anlamını bulmaktadır. Zira bu bir paradokstur ve rasyonel olarak izahı mümkün değildir. Kierkegaard, paradoksu, tekil bireyin özel
olarak evrenselden yüksek olması olarak görmektedir.

Kierkegaard’a göre İbrahim’i imanın babası yapan
bu süreçte yaşananlardır. İbrahim, oğlunu kurban etmeye götürürken büyük bir
fedakârlık yapmış olabilir ancak önemli olan bu fedakârlık değildir. İbrahim’i en
yüce imana götüren şey bu paradoksu ve absürdü başkalarına açıklayamamasından
kaynaklanan ıstırabıdır.
Aynı ıstırabı Meryem’de yaşamıştı. Babası
olmadan bir çocuk nasıl dünyaya gelebilirdi. Bunun rasyonel hiçbir açıklaması
bulunmamaktadır. Kierkegaard, Meryem ve İbrahim’i birer kahraman olarak
değerlendirmeye karşıdır. Onları yücelten şey halkın onlara yüklediği olağanüstü
güçlere sahip olmaları değildir. Onlar, ıstıraptan, acıdan ve paradokstan kurtulmak suretiyle değil, bunlara sahip oldukları için yücelmişlerdir.
Trajik kahraman ile İbrahim arasındaki fark da burada yatmaktadır. Trajik kahraman evrenseli ifade etmek için kendisini terk ederken, İbrahim ise özel ve mutlak olmak için evrenseli terk etmektedir.

Kierkegaard’a göre İbrahim, yaşadığı paradoks ve ıstırap içinde iki hamle
yapmaktadır. Bunlardan birincisi İshak üzerindeki hakkından vazgeçmektir. Bu
kendisine verilmiş özel bir görev olduğundan hiç kimsenin anlayabileceği bir görev
değildir. Kierkegaard bu hamleyi “sonsuz teslimiyet” olarak ifade etmektedir. İkinci hamle ise İshak’ı kurban etme eylemine dair beslediği ümittir. Ya Tanrı buna
müsaade etmeyecektir ya da gerçekleşirse kendisine yeni bir İshak verecektir."

Kierkegaard,birey olarak varoluşunu gerçekleştirmenin ve iman şövalyesi konumuna yükselmenin belli aşamlardan geçrek mümkün olduğunu söylemektedir.
Bu varoluş alanları estetik, etik ve dinseldir...

Her bir sayfasını hayranlıkla okuduğum bu eserde imana imanı, teslimiyete teslimiyeti gördüm.
Mutlaka okunmalı. Keyifli okumalar
128 syf.
İncelemeye başlamadan önce sadece SAY yayınlarına şunu sormak isterim, “Çeviriyi Google Translate’den mi yaptınız kardeşim?”

“İbrahim’in öyküsünü sayısız kuşak ezbere ve harfiyen öğrendi; ama bu yüzden kaç insan uykusuz kaldı?”
Soren Kierkegaard'ın Korku ve Titreme kitabını, Richart Dawkins'in Tanrı Yanılgısı kitabındaki alıntılarından dolayı okumaya karar vermiştim. Kitap Hz. İbrahim’in oğlu İshak’ı kurban etme emrine uymasına akılcı bir bakışla getirdiği eleştirileri kapsar.
Bu olay bugün olsa Hz. İbrahim’e çocuğunun duygusal istismarından dolayı yargılanmaz mı? Müge Anlı günlerce bu olay üzerine program yapmaz mı? Twitter yıkılmaz mı?

Üzülerek söylüyorum böyle bir olay olmuş Türkiye’ye. 1966’da “Mızrap Çocuk olayı” olarak haberlere de yansımış. Hatta dini inancı için mahkeme indirim de vermiş.

“1960’lı veya 70’li yıllar olsaydı hukuk bilgini Profesör Faruk Erem yazıya şöyle bir giriş yapar mıydı:
- Deli olmayan bir insan Atatürk’ün Türkiye’sinde çocuğunu Allah’a kurban ederse, bunun anlamı nedir?”

İmam nikâhı ile yani nikâhsız bir birleşmeden çocuk dünyaya gelmiştir. Çocuğun adı Mızrap'tır. Çocuk üç aylık oluncaya kadar normal olarak büyümüştür. Baba, o sıralarda sıkıntılı bir vaziyete düşmüş, bu sıkıntılı vaziyeti atlatabilmesi için de Allaha bir adak adamıştır. Adak, sıkıntılı vaziyetten kurtulursa, Üç aylık çocuğunu Allah yoluna kurban etmesi şeklindedir. Adam her nasılsa bu sıkıntılı vaziyetten kurtulmuş, üç aylık çocuğu Mızrap'ı tıpkı bir koyun kurban eder gibi, Allah yoluna bıçakla boğazlıyarak öldürmüştür. Katil hakkında âmme dâvası açılmış, mahkeme kasten adam öldürmekten dolayı babayı idama ve sonra da «sanığın bir hâdiseyi atlatırsa çocuğunu Allah yoluna kurban edeceği şeklindeki inancı ile bu suçu işlediği anlaşıldığından» cezayı takdiri olarak azaltarak müebbet ağır hapse mahkum etmiştir.
“Konuşmamın baba sevgisi gibi ateşli olması için bu sevgiyi çok güzel anlatmayı isterdim, öyle ki krallığın topraklarında kendi oğlunu aynı biçimde sevdiğini gösterecek bir baba ortaya çıkma cesaretini gösteremesin!” sf 32
160 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Herkese merhaba, öncelikle size yeni tanıştığım Kierkegaard'dan biraz bahsetmek isterim. Çağdaş Felsefe dersinde tanıştık kendisiyle ve etkisinden çıkamadığım bir isim oldu. Yaşamından bahsetmek isterim öncelikle; hayatının büyük bir kısmı hüzünle geçen Kierkegaard kardeşlerini ve annesi kaybetmiştir. Kendine Sokrates'i rehber almıştır. Ruhsal yaşamında babasının büyük etkisi vardır. Ve babasını da 25 yaşında kaybeder. Babası çok zengindir, buna rağmen Kierkegaard mütevazı bir insan olarak yaşamını sürdürmeyi tercih etmiştir. Parayı yardım işlerine harcar, kitap basımı ve dağıtımında kullanır. Kilise düşmanıdır, tarihi süreç içinde kilisenin gerçek Hristiyanlığı saptırdığını düşünür. Hatta kiliseye gitmeyerek ibadet ettiğini söylemekten de çekinmez. Varoluşsal krizine neden olan kendinden 10 yaş küçük Regine Olsen hanımla nişanlanır fakat Tanrı sevgisinden sonra Regine hanımın sevgisinin gelmesi onu kaygılandırır ve ondan ayrılmasına neden olur. Gelelim Korku Ve Titreme kitabının içeriğine; Dini varoluş durumunu Hz. İbrahim kıssası üzerinden anlatmaktadır. Hz. İbrahim'in Tanrı karşısında olan yalnızlığını farklı açılardan ele alıp bize sunmaktadır. İmanda sıçrama dediği durumu bu kıssada bize göstermektedir. Kierkegaard'a göre iman yüce bir duygudur bu duygunun insana neler yaptıracağı, nasıl yaşanması gerektiğini eleştirel ve gerçek bir olayla açıklamaya çalışmıştır. Burada İbrahim' anlamaya çalışırken zorluk çekeceğinizi düşünüyorum çünkü İbrahim'in yerinde ben olsaydım nasıl olurdu ne yapardım soruları kafanızı kemirecek buna eminim. Kitapla kalın :)
156 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10 puan
Alıntılar: #28131055 #28131245 #28131347 #28131455 #28131841 #28132297 #28132608 #28133129 #28182997 #28213879 #28214109 #28249399 #28249527 #28249568 #28249628 #28249653

158 sayfalık bu kitap zihnimde,158 kglık squata girmiş hissi yarattı.158 kglık squatta zorlanırım,hareketi düzgün yapamam ancak kaldırırım.Evet,bu kitapta aynı etkiyi yaptı.Okurken zorlandım,çoğu yerini zihnim algılamadı,anlamadım ama sonunda bitirdim. :-)
Bu örnek size 'absürt' gelebilir ancak, bence bu incelemem sizin inceleme inancınıza karşı bir 'paradoks' niteliğindedir.
Hz.İbrahim (A.S.)'in,oğlu Hz.İshak(birçok kişi de Hz.İsmail der)'ı kurban etme durumunu örnek alarak,inanç meselesini irdelemiştir yazar S.K.
İnsanlar kendilerinin içinden,'tümel'den olan; mantıklarıyla,duygularıyla daha kolay ulaşabilecekleri kahramanlara daha çok ilgi gösterir, el üstünde tutar, yad eder, hayran kalır. Çünkü kolayı budur ve yüzyıllardır bu böyledir. Ancak 'tümel'in dışına çıkmış,'birey' olarak kahramanlaşan, davranışları insanlara 'absürt' gelen ve yaptıkları onların gözünde 'paradoksal' olarak görünen kahramanlar herkes tarafından hatırlanmaz. Çünkü onları anlamak zordur, onlar gibi davranmak çok zordur.
'Etik' olarak hangi davranış,hangi kahraman insanlara uyumlu gelirse, hangisini kendi akıllarınca değerlendirebilirlerse onu daha çok önemserler. Anlaşılamayan kahraman da daha çok dini olandır.O 'iman kahramanını' en azından anlayabilmek için, onun gibi hissedebilmek gerekir. Ki bu da yeterli olmayacaktır...
Bu kitabı hem anlayacaksınız hem anlamayacaksınız. Yazarın zaten vermek istediği de bu bence. İbrahim'i anlamak ve anlamamak. Bu hikâye üzerinden de birçok yan konuya değinmiş. İstifade edebileceğiniz ağır bir kitap. Tırnak içerisine aldığım kelimelerin anlamlarını öğrenin, çok karşısınıza çıkacak.
*104. Sayfadaki yıldızlı bölüm kitabın özü,
'trajik kahraman' ve 'iman kahramanı' hakkındaki.
-Kısmen Spoiler içerir- :-)
200 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10 puan
Olayın merkezine, İbrahim peygamberin oğlu İshak'ı kurban etmek için başından geçen olayları ve durumunu çok güzel biçimde analiz ediyor, yeri geldiğinde içinden çıkılmaz sorgulamalarla baş başa kalıyor. En çok istediği şey Tanrının İbrahim peygambere o emri verdikten sonra gelişecek olaylarda orda bulunmak. İncilden çokça alıntı yapıp olası durumları bile sorgulayıp iman kavramını ele alıyor. Çoğu yerde bir çıkılmaza girip olay kurgusu tekrar başa sarsa da çok güzel ve okunması gereken kitaplardan...
165 syf.
·11 günde·6/10 puan
Bir cinayet nasıl kutsallığa dönüşür. İşte imanın korkutucu yüzü.70 yıldan sonra erkek çocuk (İshak)sahibi olan Hz.ibrahim'in, Tanrı istiyor diye oğlunu kurban etmeye Morara dağına yola çıkarması, onun hissettiği sancılar ve kararlılığı. Etik, evrensel ve iman. Üçünün birbiriyle çelişkisi. İmanın akılla uyuşamayacağı, bu iki kavramı birleştirmeye çalışan Hegel'e yergileri ile İbrahim'in teslimiyetini kendileri yapabilecekmiş gibi öven onu zerre içinde hissedemeyen (ki hissetseler asla huzurla olamayacaklarını düşünüyor) vaaz veren din adamları ve onları dinleyip onaylayan imanlıları(!) yerin dibine sokmasını içeren huzursuz edici kitap. Okuması kesinlikle kolay değil. Ayrıca kitapta birçok esere, farklı felsefe ve görüşlere atıf ve yergi var. Sanırım benim birçok şeyi okuduktan sonra tekrar elime alıp okumam gerekenlerden.
200 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10 puan
Korku ve titreme hz İbrahim'in oğlu ishak ı allaha kurban etmesi özelinde hristiyan iman anlayışı üzerine derin felsefi tartışma. günümüzde de geçerliliğini koruyan içi boşaltilmis iman meselesinin korkutucu iç yüzü.
200 syf.
·61 günde·Puan vermedi
Kitabın önsözü çok uzun olduğu için önce haylice beni baydı.
Bir tavsiye ile başladım belki de felsefe için ilk kitap iyanlış seçimdi.
Demedim....kahkaha benden yanası yazarın çok çok iyiydi.
Şimdi kitaba dönelim.
İbrahimin oğlunu kurban etmeye giderken ki teslimiyetini çok kesif hani derler ya tokat gibi iz bırakan cümleler ile anlatmış.
Çok etkileyici olduğunu söylemezsem haksızlık etmiş olurum.
Ama bir müslüman olarak ibrahimin İshak’ı kurban ediyor olması kitapta, gerçeklikten uzak olduğu için yani öznelerden birinin yanlış kişi olması bana kitabı çok sevdirmedi...
Diğer yandan soren hikayelerle kendi hikayesini bağdaştırmasını çok iyi bilen bir yazar.
Şövalye ve prenses hikayesinde olduğu gibi.
Kendini ruhunu nakış nakış işlemiş.
Orda ki acıyı öyle iyi duyuyorsunuz ki!
Ama aşkını terkedip tekrar ona sitem etmek onunla sonsuz bir sonda buluşmayı istemek anlaşılması zor bir ruh hali...
Soren anlaşılması zor acı dolu bir ruh, onu diğer kitaplarında anlamaya çalışmaya devam edeceğim.
Tanrı hatırlatmak istemezse; Yüce Rab saklandığı yerden gözetler ve muhtaçlığı bilir ve gözyaşı bekler ve hiçbir şeyi unutmaz.
Ibrahim hepsinden de büyüktü; o, çaresizlikten gelen güç, püf noktası hata olan bilgelik, çılgınlık görünümündeki umut, kendine karşı nefret olan aşk ile büyüktü.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Korku ve Titreme
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054533534
Kitabın türü:
Çeviri:
İbrahim Kapaklıkaya
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Araf Yayınları
Baskılar:
Korku ve Titreme
Korku ve Titreme
Korku ve Titreme
Korku ve Titreme
Korku ve Titreme
İbrahim'in seyahati Kierkegaard'ın Korku ve Titreme'sinin merkezî temasıdır. Kierkegaard'ın İbrahim'i, iman sınavında çektiklerinden dolayı yücedir. Ve İbrahim'in bu ıstırabı çekişi ve yüceliği, sosyal değerlerin tipik örneği olmasının aksine, onu kendi toplumundan ve sosyal usullerinden çok radikal bir biçimde koparmaktadır. Kierkegaard'ın bizi İbrahim'in yüceliği ile etkilemesinin çok özel bir amacı vardır. Aslında Korku veTitreme'nin İbrahim ve İbrahim'in Öyküsü ile ilgili olmadığı rahatlıkla söylenebilir. Söz konusu öykü, okuyucunun dikkatini bazı çok temel sorulara çekmek için kullanılmaktadır. Eser tartışma amaçlıdır ve bunu gerçekleştirmek için Kierkegaard, bizim öyküde anlatılan ıstırabın doğasına odaklanmamızı istemektedir. Korku ve Titreme'nin en kucaklayıcı genel mesajı; mevcut tartışmada iman nosyonu o kadar ucuzlatılmıştır ki, hakkında konuştuğumuz şey artık iman olmaktan çıkmıştır ve eğer İbrahim gibi kutsal figürleri ya da imanın Babası olması nedeniyle bilhassa İbrahim'i yüceltmek istersek, iman sınavından geçen İbrahim gibi olmanın nasıl bir şey olduğunu anlamak zorundayız.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 740 okur

  • önder erol
  • Deserptus
  • melek y
  • Dilan
  • Hasan
  • Muhammet Fatih Öztürk
  • Bernard Rieux
  • Ismet Can Atli
  • S.T
  • Alper Hakan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%5.4
13-17 Yaş
%4.1
18-24 Yaş
%18.9
25-34 Yaş
%45.9
35-44 Yaş
%16.2
45-54 Yaş
%1.4
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%8.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%46.6
Erkek
%53.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%11.4 (21)
9
%12 (22)
8
%10.3 (19)
7
%6.5 (12)
6
%3.8 (7)
5
%0.5 (1)
4
%0
3
%0.5 (1)
2
%0
1
%0.5 (1)

Kitabın sıralamaları