Korkuyu Beklerken

·
Okunma
·
Beğeni
·
36453
Gösterim
Adı:
Korkuyu Beklerken
Baskı tarihi:
1975
Sayfa sayısı:
189
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
May Yayınları
Baskılar:
Korkuyu Beklerken
Korkuyu Beklerken
170 syf.
·2 günde·Beğendi
BEN BURADAYIM SEVGİLİ OKUYUCUM, SEN NEREDESİN ACABA?

Oğuz Atay'ın "Korkuyu Beklerken" kitabı bu cümleyle bitiyor. Burada okuyucusuna bir sitemi var yazarın. Çünkü Atay yaşadığı dönemde (1970ler) okuyucuları tarafından anlaşılamamış. Öyle ki sağlığında hiçbir kitabının ikinci basımını görememiş yazar. Şu an ise Korkuyu Beklerken kitabı 40. basımını geçmiş durumda.Şimdilerde çok okunmasının ve anlaşılmasının sebebi, yazarın döneminin önünde olmasıdır bence. Kitabı okudum ve artık "ben de buradayım" diyorum.


Oğuz Atay'ın kitabı sekiz hikayeden oluşuyor.Hikayelerinde öne çıkan ortak temalar; yabancılaşma, yalnızlık ve umutsuzluk.Yazar bir olaydan çok marjinal kişilerin hayatlarını bize anlatmış.Her hikâyede marjinal bir kahraman karşımıza çıkıyor. Bu kahramanların topluma uyum sağlayamayan, yaşama tutunamayan ve yaşama yenilen küçük insanlar olduğunu görüyoruz.Kısaca yaşamda dikiş tutturamayan sekiz ayrı karakterin hikâyelerini okuyoruz.

Hikâyeleri genel olarak beğendim. Ama içlerinde en çok " Beyaz Mantolu Adam" hikâyesini sevdim. Bu hikâyenin kahramanı sessiz bir dilencidir ve hikâyede toplumun bireyi nasıl kuklalaştırdığı anlatılmaktadır. Kitaba adını veren " Korkuyu Beklerken" hikâyesi de çok güzeldi. Yazar kitabın en uzun hikâyesinde gölgesinden bile korkan bir adamı ironi ve mizahi bir dille çok başarılı bir şekilde anlatmış. Yine sevdiğim bir başka hikâyesi de
" Babama Mektup" adlı hikâyesiydi. Bu hikâyede kahraman ölmüş babasına bir mektup yazmıştır. Aslında hikâyedeki kahraman Oğuz Atay'ın kendisidir.

Oğuz Atay'ın kendine özgü mizahi bir üslubu var. Karamsarlık, umutsuzluk ve yalnızlık temalı hikâyelerinde bile bu mizahı çok rahat görebiliyoruz. Bu kitabındaki anlatımını da gayet akıcı buldum.

Oğuz Atay denilince akla "Tutunamayanlar" gelir. Bu da bence yazarın hak ettiğinden az okunmasını sağlayan bir etkendir. Çünkü okuyucular Atay'a bu kitapla başlayıp büyük bir hayal kırıklığına uğrar ve diğer kitaplarına da önyargılı olarak bakarlar. Benim de üniversite yıllarında ilk denemem bu kitabıyla olmuştu. Güzelim kitap aylarca benimle dolaşmaktan sefil oldu ve kitabı yarılayamadan bırakmak zorunda kaldım. Ama Oğuz Atay' a büyük bir saygım vardı ve büyük bir romancı olduğunu biliyordum. Kitabı anlayamadığım için kusuru kendimde gördüm. Şimdi anlıyorum ki, Tutunamayanlar yazarın en son okunması gereken kitabı. O yüzden Atay'a başlanması gereken en uygun eserin "Korkuyu Beklerken" olduğunu düşünüyorum.


Yazar eserlerini 1972-1975 yılları arasındaki kısa bir dönemde yazmış. Genç yaşta (43) ölmesiyle birlikte malesef yazamadığı eserler de doğmadan ölmüştür. Böyle bir yazarı genç yaşta kaybetmek edebiyatımız için büyük bir kayıptır.

Son olarak "Korkuyu Beklerken" kitabını kesinlikle tavsiye ediyorum.
202 syf.
·8 günde
" Korkuyu Beklerken " adlı kitapla, oğlumun vasıtasıyla tanıştım. Yazarın okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen, tartışmasız çok etkilendim. Kitap sekiz harika hikâyeden oluşmaktadır.

Oğuz Atay hikâyelerinde hayat mücadelesinden onarılmaz yaralar alan kahramanların, hazin ve trajik yaşam kavgalarına değinmiş. Hikâyelerinde ki kahramanların, okura yoğunlukla hissettirdiği hisler başarısızlık ve yalnızlık. Özellikle satırlar arasında ilerledikçe, anlatılmak istenilen yalnızlık kavramını ve bireyin üzerinde bıraktığı etkileri, bir okur olarak hissetmemeniz neredeyse imkânsız.

Hani ayazda kalınca, soğuktan tir tir titrer ya insan, kat kat örtülerle örtünse dahi ısınamaz ya, o soğuğu örtülerin altında bile iliklerine kadar hisseder. İşte ben de acı ve hüzünle yoğrulmuş hikâyeleri okudukça, tüm benliğimin içinde sıcacık, sevgi dolu ailemin yanında olmama rağmen, kahramanların yalnızlığını ayrımsadım.

Ben ki, Oğuz Atay'ın bir kitabını okumakla Oğuz Atay'ı anladığımı iddia edemem. Ama hikayeleri vasıtasıyla, okura aksettirmek istediği düşüncelerini anladığımı ifade ederim. Yaşadığı hayatı artı ve eksi yönleriyle, sorgulayan yazarlar tanıdım. Ama yazılarıyla kendini eleştiren, kendisiyle barışık bir yazar tanıdığımı iddia edersem yalan söylerim. Hikâyelerde ki kahramanlarda dikkatimi çeken bir diğer unsur, kahramanların sıra dışı, ulaşılmazın aksine sıradan, bizden ve içimizden karakterler oluşuydu.

Karakterlerin dilinden kendini okura yansıtan Oğuz Atay, anlatımında yapmış olduğu ironi ile okura, " Sen derdine yan! " dedirtebilecek kadar, etkili bir anlatım sergileyen müthiş bir yazar. Etkin olduğu yıllarda nasıl da hissetmiş yazar, yıllar sonra Türkiye'nin içinde bulunacağı kaosu. İdari kesimden tutunda sıradan vatandaşın bile, bir parça ekmek uğruna güçlünün kölesi olacağına. Ben kitabı ilk okuduğumda, yazarın Hakkın rahmetine kavuştuğunu bilmiyordum. Araştırdığımda öğrendim yazarın vefat ettiğini.

Sonrasında zihnimde artarak çoğalan bir sürü cevapsız soru. "Acaba, Türkiye'de yaşam 1970'lerde nasılsa, şimdi de aynısı mı tekerrür etmekte. Yoksa sistem hep böyle işlemekteydi de, ben mi yeni fark ettim. " diye, kendi kendimi sorguladım. Hikâyelerde öyle derin manalar var ki, ilk anda okur idrak edemeyebilir. Ama sessiz ve dingin bir ortamda okunursa her okur, yazarın anlatmak istediğini daha iyi kavrayabilir.

Kitabı ben çok beğendim. Yaşamınızın ve yanınızda bulunan sevdiğiniz insanların değerini bilmek adına, mutlaka okumalısınız...
202 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Hikayelerindeki karakterler; silik, ezik, yalnızlığın dibine dibine vurmuş, depresyonda, değersiz, kendisiyle barışık olmayan, toplum içinde var olamamış, sosyalleşememiş, sisteme girememiş, aidiyeti yakalayamamış, başarısız, vasat ama hep düşünen... Hep korktuğumuz türden bir yaşantının parçaları değil mi zaten, bu kitabı okurken ruh halimizin diplere vurması. Kendimizi o karakterlerin yerine koyduğumuz da ne kadarda acınası olunduğunu görüyoruz.
YAPAYALNIZ.. :(
Depresyondayken okunmamalı. Eğer çok yakınınız olanı birisini kaybettiyseniz yakın zamanda asla okumayın. Anlatımı kurgusu farklı olmakla beraber işlediği bu karamsar ve ne yazık ki gerçeğe tuttuğu aynalarda gördüğümüz konular, yalnızlığın karanlık renkleri Dostoyevski' nin Yeraltından Notlar ile çok benzer gibi geldi bana. Sakin sessiz bir ortamda kelime kelime özümsenerek okunmalı.
Bütün bunlar kitabı kötü yapmıyor tabibi, bilakis okunması gereken Türk Edebiyatının önemli eserlerinden olduğunu düşünüyorum.
184 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Oğuz Atay tanışma günlerinde doğru bir başlangıçta okuduğum "Korkuyu Beklerken" korktuğum kadar korkutmadı:)
#spoiler
Çok acemi bir Atay okuyucusu olarak ancak şunu söyleyebilirimki. ."eğer hayatını delirmeden tamamlayabilmişse cok şanslı "

Yaşam öyküsünü henüz bilmediğim için.. bu "detaycı, hassas gibi görünmek istemeyen ama "hassas " adam normal saydığımız bu dünyaya fazlasıyla "uyumsuz " diyebilirim ancak ..
Sürekli kafa sesiyle yazılan bu öyküler yüksek ihtimal geceleri onu uyutmayan düşüncelerinden oluşuyor ..

Kitaba gelirsek ..
"Beyaz mantolu adam " "unutulan ve "Korkuyu beklerken "en etkili üç hikaye" bende"
Beyaz mantolu adam yerine koyabiliyor insan kendini ..şekle ,şemale, etrafa insanlara ,normal hayatlara bir karşı duruş beyaz manto ..hatta ölümün kurallarını bile tersyüz eden bir "manto"
O kadar olamasakta bizler de bir bakıma "Beyaz mantolu" kişilikleriz aslında ..degilmiyiz ? Tartışalım bu mevzuyu. .

Yine bol tırnak işaretleri +bol parantez kullanan bir yazar ..beni anlayın diye ısrar ediyor bize ..benim hissettiğim bu ..

Tabiiki benim henüz tam vakıf olmadığım "elestiri yazarlıģı " konusuna değinmeyeceğim ki "bilirim " demek için diğer eserlerini ve kitaplarını öz yaşamını okumak gerek ..bu izden zaman zaman devam edeceğim diyor ..
Atay konusunda bizleri aydınlatan sevgili arkadaşım Ayşe Hocam "Hercai Okumalar" a teşekkür ediyorum ..

Sevgiler
Iyi okumalar ...
202 syf.
·12 günde·Puan vermedi
Hikayelerden oluştuğunu bilmiyordum alırken. Hikaye okumayı pek sevmem de. Fakat Oğuz Atay'la bu kaygım da bitti. Her biri birbirinden güzel hikayeler.. Şöyle ki:
Beyaz Mantolu Adam; Etkileyici
Unutulan; Gerçek üstü
Korkuyu Beklerken; ;İronik
Bir Mektup: Naif
Ne Evet Ne Hayır; Gerçek
Tahta At; Gerçekten de gerçek
Babama Mektup; Bilimsel
Demiryolu Hikayecileri; Denildiği gibi "tatlı bir rüya"
"Beyaz Mantolu Adam" çok ters köşe bir hikayeydi. Öyle her kitapta, kurguda, orda burda karşımıza çıkamayacak bir tipleme vardı içinde. Ve bitişi çok etkiledi beni.....
Korkuyu Beklerken; Kitaba adını vermeyi hak etmiş bir eser. Kahraman çok zeki ve bilinç akışını takip etmek çok keyifliydi. Bir kaç sayfa tam metinde bildiğiniz çok sevdiğim bir arkadaşımla konuşuyormuş gibi gülmekten kendimi alamadım...
Ne evet ne hayır; toplumda çokça yer alan hele ki o dönemin kasetçi aşıklarını, iflah olmaz zayıflıkta ve çözümü hep başkalarına dayanarak aramaya çalışan karakterlerini! yansıttı .
Tahta At heykellere, hikayelere, destanlara sıkı sıkı sarılıp onlarla yaşayanlara sağlam bir giydirmeydi. Toplumda yer alan bir sürü gereksiz kurum, kuruluş ve bunların yardakçıları, şakşakçılarına bir tokattı. Gerçekten uzaklaşan toplum fertlerinin taşa, ata, dağa tapışının hazin bir öyküsüydü. Çok sevdim bu eseri de ...
KESİNLİKLE OKUMALISINIZ...VESSELAM....
202 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
" Oğuz Atay'ın bu kitabıyla tanıştım. Okuduğum ilk kitabı ve Oğuz Atay'ı konuşursam kelimeler yetmez. Kendisine hayran kaldım. Korkuyu beklerken sekiz müthiş harika hikayelerden oluşmaktadır. Her hikayesinde farklı yaşam trajik kavgalara değinmiş bir Oğuz Atay romanı Oğuz Atay'a hayran olmamak elde değil ki. Eminim ki kim okursa kitaplarına hayran ve bağımlı kalırsınız. Oğuz Atay'a. Korkuyu beklerken eserini okudum. Daha okuyacağım eserleri var. Kitabın her sayfasını okurken ayrı bir heyecan vericiyle okudum. Hemen, hemen her şeyi anlatıyor. Korku, yalnızlık, aşk ölüm.
Usta yazarın eline kalemine sağlık diyorum. Tavsiye ediyorum tabiki heleki Oğuz Atay'sa hiç durmayın açın sayfaları çevirin Oğuz Atay'la tanışın. Keyifli okumalar diliyorum."
202 syf.
Bence Oğuz Atay’ın bu kitabı isminden dolayı bile okurları etkileyebilir.
Kitabın çok etkileyici bir ismi var, sanırım bundan dolayı da kitabı ayrı bir sevdim..

Dostoyevski’nin “ Yeraltından Notlar “ kitabına benzer harika tadlar bırakan, nadide eserlerdendir. ( Biliyorsunuzdur belki, Oğuz Atay bir Dostoyevski hayranıydı.)

Kitabın içindeki hikayeler de okuru çok derinden etkileyebiliyor..
Oğuz Atay bu kitapta resmen bizi karamsarlığının içine sürükleyip, aynı zamanda da o karamsarlığa rağmen yüzümüzde tatlı gülümseyişler bırakabiliyor.
Ve bana göre kitabın en etkileyici cümlesi de :
“ Kelimeler bile yanyana gelerek beni tanımlamak istemezlerdi. “
231 syf.
Kitap birbirinden bağımsız hikayelerden oluşuyor. Her hikayede kendinizden bir şeyler bulabileceğinizi düşünüyorum. Oğuz Atay'in üslubunu, günlük hayatta her insanın bir şeyi yaparken aklından geçenleri, yani kağıda dökmek istese beceremeyeceği ya da düşüncelerini toparlayip düzenli bir şekilde kağıda aktaramayacağını düşündüğü için bunu yapmaya üşeneceği fikirlerin, başarıyla kağıda aktarılışı olarak görüyorum.

Hikayelerde temel konulari yalnızlık, insanın çevresinden ve kendisinden soyutlanmasi olusturmakla beraber toplumsal sorunlara ve yönetimsel sorunlara göndermeler de mevcuttur.

En hoşuma giden hikaye kitaba da ismini veren Korkuyu Beklerken'di. Evini şehrin uzak bir yerinde almış, insanlardan uzaklaşma ihtiyacı duyan, yalnız ve mutsuz bir insanın kapısına bir gün bilinmedik bir dilde mektup gelir. Ardından kendisini eve kapatma gereği duyan kahramanımızın yaşadığı korkuyu mizahi bir dille başarıyla anlatmış yazar.

Diğer çok hoşuma giden hikaye de kitabın başındaki Beyaz Mantolu Adam'di. Kahramanımızla beraber camiide dilenirken hikayeye başlayıp, adeta yalnızlık, yabancılaşma, toplumun absürd tutumları eşliğinde yine mizahi bir yolculuğa çıkıyoruz. Adeta bir hayatta ismini bilmediğimiz insanların ve adlandiramadığimiz duygularimizin bir panoramasi gibi bu yolculuk.

Keyifli okumalar
202 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
"Ben buradayım sevgili okuyucum, sen nerdesin acaba?" Okuyanların "burdayımm" dediği bir kitap. Oğuz Atay'ı sever ve ilginç bulurum. O yüzden tüm kitaplarını okumak istiyorum. Geri kalan üç kitabı da mutlaka okunacak:) Bu kitap Oğuz Atay'ın öykülerinden oluşuyor hepsine bayıldım diyemesem de bazıları çok güzeldi. Oğuz Atay'ın o kendine has cümleleri zaten yeter de artar okumaya, şans verin derim, iyi okumalar: )
202 syf.
·18 günde·Beğendi·9/10
Korkuyu Beklerken, Oğuz Atay'ın hikayelerini yayınladığı eseridir. Bu öykü kitabı 8 hikayeden oluşmaktadır.

1.Beyaz Mantolu Adam
2.Unutulan
3.Korkuyu Beklerken
4.Bir Mektup
5.Ne Evet Ne Hayır
6.Tahta At
7.Babama Mektup
8.Demiryolu Hikayecileri – Bir Rüya

Oğuz Atay, bu hikayelerinde kurguladığı kahramanlar aracılığıyla, toplumdan kendini soyutlayan, yalnızlaşan, sorunlu bireyleri anlatmış. Umutsuzluk ve karamsarlık yazarın bütün hikayelerine hakimdir.

Beyaz Mantolu Adam ve Korkuyu Beklerken adlı hikayeleri daha etkileyiciydi. Eserde Oğuz Atay'ın kendi hayatındaki sorunları dile getirdiği çok rahat belli oluyor. Zevkle okunacak bir eser, iyi okumalar.

Ve son olarak;

Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?
202 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
En başta şunu diyeyim, bu kitabı okuyun, okutturun. Düşünenler varsa düşünmeyi bıraksın ve okusun. Edebi amaçlarla söylemiyorum bunu, tamamen toplumsal niyetlerle söylüyorum. Türk insanının iyiden iyiye karakterine işlemeye başlayan duyarsızlığın, adam sendeciliğin bir nebze yumuşaması için her birinin bu kitabı okuyup anlaması ve en önemlisi hissetmesi lazım, en azından bence böyle. Oğuz Atay da çok eminim ki edebi yeteneğini göstermek için değil de toplumda gözlemlediği, sıkıntısını yaşadığı şeyleri göstermek için yazmıştır bu kitabı. Bunca şeyi rastgele yazmış olamaz. Her ne kadar kendisini yaşadığı dönemdeki vıcık vıcık toplumsalcı edebiyattan soyutlayıp "içinde insanlar olmayan" romanlar yazmış ve bu yönüyle modern edebiyatımızın ilk bireyci romancılarından olmuşsa da anlattığı hikayelerin alt metninde hep sıyrılmak istediği o toplumsalcı yanını görmemek elde değil. Bazılarınız için Oğuz Atay "kesinlikle toplumsal amaçlar gütmeyen, post modernist bir yazar" olabilir. Böyle düşünüyorsanız yazarın "Günlük"lerini okumanızı tavsiye ederim. Ben okuduğumda orada dev puntolarla "Ben bu toplumu hayatım boyunca gözlemledim" cümlesini gördüm. Yazarın gerçekten günlük mahiyetinde yazdığı yazılardan oluşuyor, herhangi bir edebi değeri olmadığını iddia etmek anlamsız olmaz ama yazarın aslında ne kadar da toplumla alakalı ve iç dünyasında huzursuz ve yalnız olduğunu göstermesi açısından edebi değeri paha biçilemez. Her neyse.

Bir Oğuz Atay kitabından bahsediyorsak toplumdan ve ona adapte olamayan bireyden bahsediyoruzdur. Burası kesin. Peki kitapta bulabileceğimiz şey her yerde önümüze çıkmasından bıkıp usandığımız "tutunamayan" tanımı mı? Ya da Türk insanına bakıp acıyan bir akıl mı? Hayır. Kendisinin de aynı toplumun bireyi olduğunu bilen, bu yüzden sarkastik bir tavırla durmadan kara mizah yapan, kendisine acı acı gülen ve elbette haline üzülen, canı sıkılan, oysa bir yanda da arzularla dolu ve gizli bir dünyası olan, sıradan birey. Kimi zaman toplumdan izole olmuş, okur olarak bilincine şahit olduğumuz; kimi zaman topluma ait olabilmek için canını tehlikeye atabilecek kadar çaresiz kalan birey. Bu bireyler neden yalnızlar? İşte tüm eleştiriler de burada başlıyor zaten. Yazar, hikayeleri okurken aklınıza ister istemez gelen o soruların neredeyse hiçbirine cevap vermiyor. En azından doğrudan bir cevap bulamayacaksınız. Fakat hikayelerin tüm iskeleti bu cevaplar üzerine kurulu olduğu için okuyucu bir nevi tümden gelim metoduyla cevaplara ulaşıyor, bazen bilinçli olarak, bazen bilinçaltından ulaşıyorsunuz cevaplara. Kesin olan şey, o soruların her birinin cevabı bu kitapta var. Oğuz Atay öyle güzel yazmış ki hissetmiyorsunuz ama biliyorsunuz.

Mesela kitaptaki ikinci hikaye, "Unutulan". Ne kadar kalp kırıcı, ne kadar tüyler ürperten bir hikayedir o! Kitabı okumayanlar için hikayeyi açık etmek istemiyorum bu yüzden fazla bir şey söylemeyeyim. Sadece şundan bahsetmek istiyorum; Hayat kargaşasında bir tavan arasında unutulan o "imkansız" şeyin unutulması ancak bazı kişisel kusurlar sebebiyle olabilirdi. Her sabah erken kalkıp trafiğe düşen, akşam yorgun argın evine gelen, maaşı yetersiz, istekleri sonsuz, ihtiyaçları sınırsız modern insanın her gün artan duygusuzluğu, alışkanlıkları onu ne kadar da acayip bir yaratığa çeviriyor değil mi? Oğuz Atay'ın bunu anlatış şekli o kadar naif, o kadar güzel ki hayran kalmamak elde değil. Sizi şok etmiyor, meraklandırmıyor, duygularınızı manipüle edecek bayağı numaralarla hikayeyi ucuzlaştırmıyor. Aksine kapalı kutuyu gayet yeterli bir ışık altında, acele etmeden, yumuşak yumuşak açıyor gözlerinizin önünde. Aklınızla oynuyor ortaya çıkan şey. Kalbinizi kırıyor gördükleriniz. İçinizi acıtıyor. Çünkü çok imkansız bir şeyi görüyorsunuz orada. Ve o imkansız şeyin her birimizin hayatında gayet "imkanlı" bir şekilde var olduğunu fark ediyorsunuz. Üç aşağı, beş yukarı herkesin aynı şeyi ucundan, kıyısından yaptığı gerçeği yadsınamaz.

Kitapta yer alan 8 hikayeden benim en çok hoşuma gidenler "Korkuyu Beklerken", "Unutulan", "Demiryolu Hikâyecileri – Bir Rüya" ve "Ne Evet Ne Hayır" oldu.

Yazı yeterince uzadı. Konu Oğuz Atay olunca çenemiz açılıyor, gördüğüm kadaıyla herkesin ortak hali bu. Burada kesiyorum. Tekrar ediyorum, bu kitap (aslında tüm Oğuz Atay eserleri) mutlaka okunmalı, okutturulmalı. Türk insanı için, hatta bazen tüm insanlık için, çok kıymetli bir edebiyat eseri ve çok doğru tespitler içeriyor.
"Her şeye yeniden başlamak mümkün değildi. İstesem de mümkün değildi. Nerede kaldığımı unuttuğuma göre, baştan başlamak için de birtakım yetenekler gerekliydi; daha talihli doğmuş olmak gerekliydi mesela. Yeni bir dil öğrenebilmek için, hiç dil bilmemek gerekliydi."
Serbest bir meslek seçtim ve başarıya ulaşamadım. Memur da olsaydım, başarıya ulaşamayacaktım; zaten memur olmak, başarıya ulaşamamak demektir.
Oğuz Atay
Sayfa 80 - İletişim

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Korkuyu Beklerken
Baskı tarihi:
1975
Sayfa sayısı:
189
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
May Yayınları
Baskılar:
Korkuyu Beklerken
Korkuyu Beklerken

Kitabı okuyanlar 5.506 okur

  • Salih korkmaz
  • Uğur İşbil

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0.1 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları