Geri Bildirim

Korkuyu BeklerkenOğuz Atay

·
Okunma
·
Beğeni
·
14.567
Gösterim
Adı:
Korkuyu Beklerken
Alt başlık:
Bütün Eserleri 4
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
202
ISBN:
9789754701586
Kitabın türü:
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Oğuz Atay'ın hikayeleri, gündelik hayatı kavrayış derinliği, anlatım zenginliği ve okuru alıp götürmedeki enerjileri bakımından romanlarından geri kalmaz. Kitaba adını veren hikayenin korkuyu beklerken kendini evine hapseden kahramanı, Atay'ın edebiyat güzergahındaki farklılığının en büyük kanıtlarından. Yazarın bu kitaptaki ilk hikayeyle varettiği "beyaz mantolu adam" da öyle.
(Tanıtım Bülteninden)
" Korkuyu Beklerken " adlı kitapla, oğlumun vasıtasıyla tanıştım. Yazarın okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen, tartışmasız çok etkilendim. Kitap sekiz harika hikâyeden oluşmaktadır.

Oğuz Atay hikâyelerinde hayat mücadelesinden onarılmaz yaralar alan kahramanların, hazin ve trajik yaşam kavgalarına değinmiş. Hikâyelerinde ki kahramanların, okura yoğunlukla hissettirdiği hisler başarısızlık ve yalnızlık. Özellikle satırlar arasında ilerledikçe, anlatılmak istenilen yalnızlık kavramını ve bireyin üzerinde bıraktığı etkileri, bir okur olarak hissetmemeniz neredeyse imkânsız.

Hani ayazda kalınca, soğuktan tir tir titrer ya insan, kat kat örtülerle örtünse dahi ısınamaz ya, o soğuğu örtülerin altında bile iliklerine kadar hisseder. İşte ben de acı ve hüzünle yoğrulmuş hikâyeleri okudukça, tüm benliğimin içinde sıcacık, sevgi dolu ailemin yanında olmama rağmen, kahramanların yalnızlığını ayrımsadım.

Ben ki, Oğuz Atay'ın bir kitabını okumakla Oğuz Atay'ı anladığımı iddia edemem. Ama hikayeleri vasıtasıyla, okura aksettirmek istediği düşüncelerini anladığımı ifade ederim. Yaşadığı hayatı artı ve eksi yönleriyle, sorgulayan yazarlar tanıdım. Ama yazılarıyla kendini eleştiren, kendisiyle barışık bir yazar tanıdığımı iddia edersem yalan söylerim. Hikâyelerde ki kahramanlarda dikkatimi çeken bir diğer unsur, kahramanların sıra dışı, ulaşılmazın aksine sıradan, bizden ve içimizden karakterler oluşuydu.

Karakterlerin dilinden kendini okura yansıtan Oğuz Atay, anlatımında yapmış olduğu ironi ile okura, " Sen derdine yan! " dedirtebilecek kadar, etkili bir anlatım sergileyen müthiş bir yazar. Etkin olduğu yıllarda nasıl da hissetmiş yazar, yıllar sonra Türkiye'nin içinde bulunacağı kaosu. İdari kesimden tutunda sıradan vatandaşın bile, bir parça ekmek uğruna güçlünün kölesi olacağına. Ben kitabı ilk okuduğumda, yazarın Hakkın rahmetine kavuştuğunu bilmiyordum. Araştırdığımda öğrendim yazarın vefat ettiğini.

Sonrasında zihnimde artarak çoğalan bir sürü cevapsız soru. "Acaba, Türkiye'de yaşam 1970'lerde nasılsa, şimdi de aynısı mı tekerrür etmekte. Yoksa sistem hep böyle işlemekteydi de, ben mi yeni fark ettim. " diye, kendi kendimi sorguladım. Hikâyelerde öyle derin manalar var ki, ilk anda okur idrak edemeyebilir. Ama sessiz ve dingin bir ortamda okunursa her okur, yazarın anlatmak istediğini daha iyi kavrayabilir.

Kitabı ben çok beğendim. Yaşamınızın ve yanınızda bulunan sevdiğiniz insanların değerini bilmek adına, mutlaka okumalısınız...
Hikayelerindeki karakterler; silik, ezik, yalnızlığın dibine dibine vurmuş, depresyonda, değersiz, kendisiyle barışık olmayan, toplum içinde var olamamış, sosyalleşememiş, sisteme girememiş, aidiyeti yakalayamamış, başarısız, vasat ama hep düşünen... Hep korktuğumuz türden bir yaşantının parçaları değil mi zaten, bu kitabı okurken ruh halimizin diplere vurması. Kendimizi o karakterlerin yerine koyduğumuz da ne kadarda acınası olunduğunu görüyoruz.
YAPAYALNIZ.. :(
Depresyondayken okunmamalı. Eğer çok yakınınız olanı birisini kaybettiyseniz yakın zamanda asla okumayın. Anlatımı kurgusu farklı olmakla beraber işlediği bu karamsar ve ne yazık ki gerçeğe tuttuğu aynalarda gördüğümüz konular, yalnızlığın karanlık renkleri Dostoyevski' nin Yeraltından Notlar ile çok benzer gibi geldi bana. Sakin sessiz bir ortamda kelime kelime özümsenerek okunmalı.
Bütün bunlar kitabı kötü yapmıyor tabibi, bilakis okunması gereken Türk Edebiyatının önemli eserlerinden olduğunu düşünüyorum.

Benzer kitaplar

Oğuz Atay ya hayran olmamak elde değil, adam yazmış der susarım. O parantez içleri kitabın kendinden çok etkiledi beni. Yazarken bile farklı, ayrı, özel bir tarzı var. Hikaye olduğunu aldıktan sonra öğrensem de mutluyum. Baya sevdim kitabı.
" Oğuz Atay'ın bu kitabıyla tanıştım. Okuduğum ilk kitabı ve Oğuz Atay'ı konuşursam kelimeler yetmez. Kendisine hayran kaldım. Korkuyu beklerken sekiz müthiş harika hikayelerden oluşmaktadır. Her hikayesinde farklı yaşam trajik kavgalara değinmiş bir Oğuz Atay romanı Oğuz Atay'a hayran olmamak elde değil ki. Eminim ki kim okursa kitaplarına hayran ve bağımlı kalırsınız. Oğuz Atay'a. Korkuyu beklerken eserini okudum. Daha okuyacağım eserleri var. Kitabın her sayfasını okurken ayrı bir heyecan vericiyle okudum. Hemen, hemen her şeyi anlatıyor. Korku, yalnızlık, aşk ölüm.
Usta yazarın eline kalemine sağlık diyorum. Tavsiye ediyorum tabiki heleki Oğuz Atay'sa hiç durmayın açın sayfaları çevirin Oğuz Atay'la tanışın. Keyifli okumalar diliyorum."
En başta şunu diyeyim, bu kitabı okuyun, okutturun. Düşünenler varsa düşünmeyi bıraksın ve okusun. Edebi amaçlarla söylemiyorum bunu, tamamen toplumsal niyetlerle söylüyorum. Türk insanının iyiden iyiye karakterine işlemeye başlayan duyarsızlığın, adam sendeciliğin bir nebze yumuşaması için her birinin bu kitabı okuyup anlaması ve en önemlisi hissetmesi lazım, en azından bence böyle. Oğuz Atay da çok eminim ki edebi yeteneğini göstermek için değil de toplumda gözlemlediği, sıkıntısını yaşadığı şeyleri göstermek için yazmıştır bu kitabı. Bunca şeyi rastgele yazmış olamaz. Her ne kadar kendisini yaşadığı dönemdeki vıcık vıcık toplumsalcı edebiyattan soyutlayıp "içinde insanlar olmayan" romanlar yazmış ve bu yönüyle modern edebiyatımızın ilk bireyci romancılarından olmuşsa da anlattığı hikayelerin alt metninde hep sıyrılmak istediği o toplumsalcı yanını görmemek elde değil. Bazılarınız için Oğuz Atay "kesinlikle toplumsal amaçlar gütmeyen, post modernist bir yazar" olabilir. Böyle düşünüyorsanız yazarın "Günlük"lerini okumanızı tavsiye ederim. Ben okuduğumda orada dev puntolarla "Ben bu toplumu hayatım boyunca gözlemledim" cümlesini gördüm. Yazarın gerçekten günlük mahiyetinde yazdığı yazılardan oluşuyor, herhangi bir edebi değeri olmadığını iddia etmek anlamsız olmaz ama yazarın aslında ne kadar da toplumla alakalı ve iç dünyasında huzursuz ve yalnız olduğunu göstermesi açısından edebi değeri paha biçilemez. Her neyse.

Bir Oğuz Atay kitabından bahsediyorsak toplumdan ve ona adapte olamayan bireyden bahsediyoruzdur. Burası kesin. Peki kitapta bulabileceğimiz şey her yerde önümüze çıkmasından bıkıp usandığımız "tutunamayan" tanımı mı? Ya da Türk insanına bakıp acıyan bir akıl mı? Hayır. Kendisinin de aynı toplumun bireyi olduğunu bilen, bu yüzden sarkastik bir tavırla durmadan kara mizah yapan, kendisine acı acı gülen ve elbette haline üzülen, canı sıkılan, oysa bir yanda da arzularla dolu ve gizli bir dünyası olan, sıradan birey. Kimi zaman toplumdan izole olmuş, okur olarak bilincine şahit olduğumuz; kimi zaman topluma ait olabilmek için canını tehlikeye atabilecek kadar çaresiz kalan birey. Bu bireyler neden yalnızlar? İşte tüm eleştiriler de burada başlıyor zaten. Yazar, hikayeleri okurken aklınıza ister istemez gelen o soruların neredeyse hiçbirine cevap vermiyor. En azından doğrudan bir cevap bulamayacaksınız. Fakat hikayelerin tüm iskeleti bu cevaplar üzerine kurulu olduğu için okuyucu bir nevi tümden gelim metoduyla cevaplara ulaşıyor, bazen bilinçli olarak, bazen bilinçaltından ulaşıyorsunuz cevaplara. Kesin olan şey, o soruların her birinin cevabı bu kitapta var. Oğuz Atay öyle güzel yazmış ki hissetmiyorsunuz ama biliyorsunuz.

Mesela kitaptaki ikinci hikaye, "Unutulan". Ne kadar kalp kırıcı, ne kadar tüyler ürperten bir hikayedir o! Kitabı okumayanlar için hikayeyi açık etmek istemiyorum bu yüzden fazla bir şey söylemeyeyim. Sadece şundan bahsetmek istiyorum; Hayat kargaşasında bir tavan arasında unutulan o "imkansız" şeyin unutulması ancak bazı kişisel kusurlar sebebiyle olabilirdi. Her sabah erken kalkıp trafiğe düşen, akşam yorgun argın evine gelen, maaşı yetersiz, istekleri sonsuz, ihtiyaçları sınırsız modern insanın her gün artan duygusuzluğu, alışkanlıkları onu ne kadar da acayip bir yaratığa çeviriyor değil mi? Oğuz Atay'ın bunu anlatış şekli o kadar naif, o kadar güzel ki hayran kalmamak elde değil. Sizi şok etmiyor, meraklandırmıyor, duygularınızı manipüle edecek bayağı numaralarla hikayeyi ucuzlaştırmıyor. Aksine kapalı kutuyu gayet yeterli bir ışık altında, acele etmeden, yumuşak yumuşak açıyor gözlerinizin önünde. Aklınızla oynuyor ortaya çıkan şey. Kalbinizi kırıyor gördükleriniz. İçinizi acıtıyor. Çünkü çok imkansız bir şeyi görüyorsunuz orada. Ve o imkansız şeyin her birimizin hayatında gayet "imkanlı" bir şekilde var olduğunu fark ediyorsunuz. Üç aşağı, beş yukarı herkesin aynı şeyi ucundan, kıyısından yaptığı gerçeği yadsınamaz.

Kitapta yer alan 8 hikayeden benim en çok hoşuma gidenler "Korkuyu Beklerken", "Unutulan", "Demiryolu Hikâyecileri – Bir Rüya" ve "Ne Evet Ne Hayır" oldu.

Yazı yeterince uzadı. Konu Oğuz Atay olunca çenemiz açılıyor, gördüğüm kadaıyla herkesin ortak hali bu. Burada kesiyorum. Tekrar ediyorum, bu kitap (aslında tüm Oğuz Atay eserleri) mutlaka okunmalı, okutturulmalı. Türk insanı için, hatta bazen tüm insanlık için, çok kıymetli bir edebiyat eseri ve çok doğru tespitler içeriyor.
Okumadan önce kitaba önyargıyla yaklaşmıştım. İsmi ilgimi çekmiş olmasına rağmen nedense hep ertelemiştim. Fakat okuduğumda ne kadar yanıldığımı anladım. Daha ilk satırlarından farklılığını ve kalitesini hissettiriyor hikayesinde. "Kalabalık bir topluluk içindeydi. Başarısızdı. Parası yoktu. Dileniyordu." Böyle başlıyor Oğuz Atay, Beyaz Mantolu Adam adlı hikayesine. Ve hikayenin sonuna kadar da baş kahramanımızı konuşturmuyor. Unutulan hikayesindeki tavan arasındaki sevgiliden çıkarılacak mesajdan mı bahsetsem, yoksa Korkuyu Beklerkende yer alan iç monologlardan mı, bilemiyorum. Fakat kitabı okuduktan sonra böyle bişey olamaz dedim. Oğuz Atay. Postmodern tarzın önde gelen isimlerinden ve ben yazarın kitaplarını özellikle de Korkuyu Beklerken hikaye kitabını çok beğendim, okurken çok keyif aldım ve kesinlikle tavsiye ederim.
Okuduğum en güzel kitap. Tutunamayanları herkes daha çok beğeniyor ama ben bundan çok daha fazla etkilendim. Her öykü ayrı tatta. Özellikle kiraba adını veren korkuyu beklerken öyküsü müthiş.
Yazara başlamak için öykülerinin uygun olduğu kesin. Başkalaşan toplum karşısında tek olmak, toplumun amaçsız ve gamsızlığı karşısında yalnızlaşmak. Fazlaca ironiye yer verilmekle beraber öykülerin hemen hepsinde tema aynı. Korkuyu Beklerken olmak üzere bir kaç öykü daha öne çıktı benim için.
Çevreye uymayan,tepki vermeyen hiç konuşmayan dilenci gibi olmayı becerebilse bazılarımız.Ah Oğuzcum Atay her kitabın mükemmel olmak zorunda mı sen nasıl güzel insansın. Senin kitapların mecburi okutulmalı.
Oğuz Atay'ın dilini anlamak oldukça zor. Farklı hikayeleri anlatılıyor. Özellikle ilk hikaye olan 'Beyaz mantolu adam' da insanların korkunç yargılarını ve bir insanın zannedildiğinden daha fazla yalnız olabileceğini anladım.
Buldum: Yalnız kalmaktan korkunca yalnızlığım artıyor.
Oğuz Atay
Sayfa 37 - İletişim, 44
Serbest bir meslek seçtim ve başarıya ulaşamadım. Memur da olsaydım, başarıya ulaşamayacaktım; zaten memur olmak, başarıya ulaşamamak demektir.
Oğuz Atay
Sayfa 80 - İletişim
Garip kaderime gülümsedim;
Tatlı bir gülümseme. Eski neşemi kaybetmediğimi göstermek için. Sonra durgunlaştım. Neden?
"Her şeye yeniden başlamak mümkün değildi. İstesem de mümkün değildi. Nerede kaldığımı unuttuğuma göre, baştan başlamak için de birtakım yetenekler gerekliydi; daha talihli doğmuş olmak gerekliydi mesela. Yeni bir dil öğrenebilmek için, hiç dil bilmemek gerekliydi."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Korkuyu Beklerken
Alt başlık:
Bütün Eserleri 4
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
202
ISBN:
9789754701586
Kitabın türü:
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Oğuz Atay'ın hikayeleri, gündelik hayatı kavrayış derinliği, anlatım zenginliği ve okuru alıp götürmedeki enerjileri bakımından romanlarından geri kalmaz. Kitaba adını veren hikayenin korkuyu beklerken kendini evine hapseden kahramanı, Atay'ın edebiyat güzergahındaki farklılığının en büyük kanıtlarından. Yazarın bu kitaptaki ilk hikayeyle varettiği "beyaz mantolu adam" da öyle.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.940 okur

  • Yagmur dmr
  • Gülay Akgül
  • Veli Altinkaya
  • Betül
  • Tülin Yalçın
  • Senanur
  • Güneş Duygu
  • Bilge Akcaalan
  • sana ne oluyor tolstoyevski
  • Özgür Coşkun

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.1
14-17 Yaş
%6.7
18-24 Yaş
%29.9
25-34 Yaş
%33.9
35-44 Yaş
%15.6
45-54 Yaş
%5.1
55-64 Yaş
%1.1
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%59
Erkek
%40.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%39 (267)
9
%24.7 (169)
8
%20 (137)
7
%8.8 (60)
6
%3.9 (27)
5
%1.5 (10)
4
%0.9 (6)
3
%0.4 (3)
2
%0.3 (2)
1
%0.4 (3)

Kitabın sıralamaları