Korkuyu Beklerken (Bütün Eserleri 4)

·
Okunma
·
Beğeni
·
20.065
Gösterim
Adı:
Korkuyu Beklerken
Alt başlık:
Bütün Eserleri 4
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
202
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754701586
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Oğuz Atay'ın hikayeleri, gündelik hayatı kavrayış derinliği, anlatım zenginliği ve okuru alıp götürmedeki enerjileri bakımından romanlarından geri kalmaz. Kitaba adını veren hikayenin korkuyu beklerken kendini evine hapseden kahramanı, Atay'ın edebiyat güzergahındaki farklılığının en büyük kanıtlarından. Yazarın bu kitaptaki ilk hikayeyle varettiği "beyaz mantolu adam" da öyle.
(Tanıtım Bülteninden)
BEN BURADAYIM SEVGİLİ OKUYUCUM, SEN NEREDESİN ACABA?

Oğuz Atay'ın "Korkuyu Beklerken" kitabı bu cümleyle bitiyor. Burada okuyucusuna bir sitemi var yazarın. Çünkü Atay yaşadığı dönemde (1970ler) okuyucuları tarafından anlaşılamamış. Öyleki sağlığında hiçbir kitabının ikinci basımını görememiş yazar. Şu an ise Korkuyu Beklerken kitabı 40. basımını geçmiş durumda.Şimdilerde çok okunmasının ve anlaşılmasının sebebi, yazarın döneminin önünde olmasıdır bence. Kitabı okudum ve artık "ben de burdayım" diyorum.


Oğuz Atay'ın kitabı sekiz hikayeden oluşuyor.Hikayelerinde öne çıkan ortak temalar; yabancılaşma, yalnızlık ve umutsuzluk.Yazar bir olaydan çok marjinal kişilerin hayatlarını bize anlatmış.Her hikâyede marjinal bir kahraman karşımıza çıkıyor. Bu kahramanların topluma uyum sağlayamayan, yaşama tutunamayan ve yaşama yenilen küçük insanlar olduğunu görüyoruz.Kısaca yaşamda dikiş tutturamayan sekiz ayrı karakterin hikâyelerini okuyoruz.

Hikâyeleri genel olarak beğendim. Ama içlerinde en çok " Beyaz Mantolu Adam" hikâyesini sevdim. Bu hikâyenin kahramanı sessiz bir dilencidir ve hikâyede toplumun bireyi nasıl kuklalaştırdığı anlatılmaktadır. Kitaba adını veren " Korkuyu Beklerken" hikâyesi de çok güzeldi. Yazar kitabın en uzun hikâyesinde gölgesinden bile korkan bir adamı ironi ve mizahi bir dille çok başarılı bir şekilde anlatmış. Yine sevdiğim bir başka hikâyesi de
" Babama Mektup" adlı hikâyesiydi. Bu hikâyede kahraman ölmüş babasına bir mektup yazmıştır. Aslında hikâyedeki kahraman Oğuz Atay'ın kendisidir.

Oğuz Atay'ın kendine özgü mizahi bir üslubu var. Karamsarlık, umutsuzluk ve yalnızlık temalı hikâyelerinde bile bu mizahı çok rahat görebiliyoruz. Bu kitabındaki anlatımını da gayet akıcı buldum.

Oğuz Atay denilince akla "Tutunamayanlar" gelir. Bu da bence yazarın hak ettiğinden az okunmasını sağlayan bir etkendir. Çünkü okuyucular Atay'a bu kitapla başlayıp büyük bir hayal kırıklığına uğrar ve diğer kitaplarına da önyargılı olarak bakarlar. Benim de üniversite yıllarında ilk denemem bu kitabıyla olmuştu. Güzelim kitap aylarca benimle dolaşmaktan sefil oldu ve kitabı yarılayamadan bırakmak zorunda kaldım. Ama Oğuz Atay' a büyük bir saygım vardı ve büyük bir romancı olduğunu biliyordum. Kitabı anlayamadığım için kusuru kendimde gördüm. Şimdi anlıyorum ki, Tutunamayanlar yazarın en son okunması gereken kitabı. O yüzden Atay'a başlanması gereken en uygun eserin "Korkuyu Beklerken" olduğunu düşünüyorum.


Yazar eserlerini 1972-1975 yılları arasındaki kısa bir dönemde yazmış. Genç yaşta (43) ölmesiyle birlikte malesef yazamadığı eserler de doğmadan ölmüştür. Böyle bir yazarı genç yaşta kaybetmek edebiyatımız için büyük bir kayıptır.

Son olarak "Korkuyu Beklerken" kitabını kesinlikle tavsiye ediyorum.
" Korkuyu Beklerken " adlı kitapla, oğlumun vasıtasıyla tanıştım. Yazarın okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen, tartışmasız çok etkilendim. Kitap sekiz harika hikâyeden oluşmaktadır.

Oğuz Atay hikâyelerinde hayat mücadelesinden onarılmaz yaralar alan kahramanların, hazin ve trajik yaşam kavgalarına değinmiş. Hikâyelerinde ki kahramanların, okura yoğunlukla hissettirdiği hisler başarısızlık ve yalnızlık. Özellikle satırlar arasında ilerledikçe, anlatılmak istenilen yalnızlık kavramını ve bireyin üzerinde bıraktığı etkileri, bir okur olarak hissetmemeniz neredeyse imkânsız.

Hani ayazda kalınca, soğuktan tir tir titrer ya insan, kat kat örtülerle örtünse dahi ısınamaz ya, o soğuğu örtülerin altında bile iliklerine kadar hisseder. İşte ben de acı ve hüzünle yoğrulmuş hikâyeleri okudukça, tüm benliğimin içinde sıcacık, sevgi dolu ailemin yanında olmama rağmen, kahramanların yalnızlığını ayrımsadım.

Ben ki, Oğuz Atay'ın bir kitabını okumakla Oğuz Atay'ı anladığımı iddia edemem. Ama hikayeleri vasıtasıyla, okura aksettirmek istediği düşüncelerini anladığımı ifade ederim. Yaşadığı hayatı artı ve eksi yönleriyle, sorgulayan yazarlar tanıdım. Ama yazılarıyla kendini eleştiren, kendisiyle barışık bir yazar tanıdığımı iddia edersem yalan söylerim. Hikâyelerde ki kahramanlarda dikkatimi çeken bir diğer unsur, kahramanların sıra dışı, ulaşılmazın aksine sıradan, bizden ve içimizden karakterler oluşuydu.

Karakterlerin dilinden kendini okura yansıtan Oğuz Atay, anlatımında yapmış olduğu ironi ile okura, " Sen derdine yan! " dedirtebilecek kadar, etkili bir anlatım sergileyen müthiş bir yazar. Etkin olduğu yıllarda nasıl da hissetmiş yazar, yıllar sonra Türkiye'nin içinde bulunacağı kaosu. İdari kesimden tutunda sıradan vatandaşın bile, bir parça ekmek uğruna güçlünün kölesi olacağına. Ben kitabı ilk okuduğumda, yazarın Hakkın rahmetine kavuştuğunu bilmiyordum. Araştırdığımda öğrendim yazarın vefat ettiğini.

Sonrasında zihnimde artarak çoğalan bir sürü cevapsız soru. "Acaba, Türkiye'de yaşam 1970'lerde nasılsa, şimdi de aynısı mı tekerrür etmekte. Yoksa sistem hep böyle işlemekteydi de, ben mi yeni fark ettim. " diye, kendi kendimi sorguladım. Hikâyelerde öyle derin manalar var ki, ilk anda okur idrak edemeyebilir. Ama sessiz ve dingin bir ortamda okunursa her okur, yazarın anlatmak istediğini daha iyi kavrayabilir.

Kitabı ben çok beğendim. Yaşamınızın ve yanınızda bulunan sevdiğiniz insanların değerini bilmek adına, mutlaka okumalısınız...
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (16.019 Oy)19.955 beğeni45.746 okunma3.600 alıntı193.234 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.954 Oy)9.226 beğeni30.317 okunma918 alıntı146.927 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.164 Oy)13.988 beğeni36.281 okunma3.798 alıntı154.088 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.763 Oy)9.726 beğeni27.339 okunma2.008 alıntı126.452 gösterim
  • İçimizdeki Şeytan
    8.6/10 (4.217 Oy)4.591 beğeni13.511 okunma2.838 alıntı75.845 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.804 Oy)8.415 beğeni24.096 okunma960 alıntı96.115 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (8.267 Oy)9.267 beğeni27.677 okunma2.938 alıntı121.976 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.945 Oy)9.480 beğeni26.707 okunma1.832 alıntı136.450 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (5.249 Oy)5.695 beğeni18.304 okunma1.158 alıntı64.068 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.633 Oy)4.120 beğeni13.703 okunma1.548 alıntı56.613 gösterim
Geç tanıdım, erken kaybediyorum.

Tutunamayanlar kitabını okurken en merak ettiğim konulardan biri; Atay'ın neden evlendiği, nasıl evlenebildiği ?
Bu kitabında da bunu sorgulama ihtiyacı duydum, tekrar.
Çünkü ; yazar insanların ruh alemi çok farklıdır, gelgitlidir.

Tutunamayanlar'da evlenenen arkadaşı (Turgut Özben)
için,
( Selim Işık söylüyor bunu: )
" Sen doğru yoldan çıktın, evlenerek her şeyi bitirdin. " diyor.
Evlilik ile ilgili eleştirileri
( genellikle olumsuz ) o kadar doğru ki...
Iste bunları okuyunca neden evlendi diyorum.
Korkuyu Beklerken kitabında da kendisi öğretim üyesi olmasına rağmen, kendi mesleğini acımasızca eleştiriyor.
Bunu anlayabiliyorum.
Ama evlilik farklı.

Bahsettiğim konuyu kapsayan yazılar biraz fazla olduğu için sayfa sayısını vereyim sizlere.
561' den 565' e kadar, onsekiz yazan yere kadar okursanız bahsettiğim durumu daha iyi anlamış olursunuz.
( Tutunamayanlar kitabından bu sayfalar.)

Belki de bir zorunluluk olarak gördü.
Eşi şanslı bir kadın olduğu kadar, şanssız da aynı anda.
Kızıda tabi.
Babasının kitaplarını okumuş mudur, dersiniz ?


Tutunamayanlar kitabını örnek göstererek yazmamın sebebi, Tutunamayanlar'dan sonraki kitaplarında bu eserindeki karakterlerin ruh halinin aynısını kullanmasından dolayıdır.
Çünkü; anlaşılamayan aydın sınıfını konu ediniyor, karakter olarak.
Tabi bu benim fikrim.
Sizler böyle düşünmüyor olabilirsiniz.

( Konudan bağımsız olarak, yazmak istiyorum.
Başladım yazmaya, kim durduracak ki, beni ?
Ben bu adamdan ne istiyorum ?
Öldü gitti hala elimi yakasından çekmiyorum.
Haha ha :))
Atay da Atay...
Aman ya.
Teşekkür ederim, Atay .
Her okuduğum kitabından sonra alt üst oluyor herşey.
Siz bana bakmayın, yazarla sanki beni duyacakmış gibi konuşuyorum, böyle.
Eğer hala okuyorsanız bu yazdıklarımı, sizi tebrik ederim.
Kınamayın beni, yazar normal biri değil ki , ben okuyucusu olarak normal olayım. :))
" Yazarlık deliliktir. "
Neyse, siz yeter demeden ben Korkuyu Beklerken kitabı hakkındaki fikirlerime geçeyim. )


Atay' dan okuduğum dördüncü kitap, Korkuyu Beklerken.
Atay'ın hikaye türündeki eseri.
Sekiz hikayeden oluşuyor kitap.
Ve sadece 196 sayfa.
196...
Kaç gündür bitmemesi için yavaş yavaş okuyorum ama bitti işte sonunda. :(


》Atay 'ın kitaplarının genelinde ironiyi görürsünüz.
( Okuduklarımı düşünerek yazıyorum.)
Insanın kendisiyle alay etmesini artık garip bulmuyor kendiside, ama bu yargıya farklı bir bakış getirmeyi de ihmal etmiyor.

》Kitaplarında karakterlerden çok onların ruh hali akılda kalıyor.

》 Özellikle söylemek istediğim bir şey var;
Ruh haliniz karmaşıksa, Atay'ın kitaplarını okumayın.
Postmodernizm akımını kullandığı için, baş döndürücü bir karmaşıklığı ve düzeni var, yazdıklarının.


Benim en beğendiğim hikayesi " Beyaz Mantolu Adam " olmuştu.
Tabii, hepsi ayrı ayrı çok güzel yazılmış.

Yazamıyorum, daha fazla.
Yazmak istemiyorum belki de.
Çünkü susacak o kadar çok şey
var ki.
Sessizliğin gürültüleri...

Ben burdayım...
Oğuz Atay tanışma günlerinde doğru bir başlangıçta okuduğum "Korkuyu Beklerken" korktuğum kadar korkutmadı:)
#spoiler
Çok acemi bir Atay okuyucusu olarak ancak şunu söyleyebilirimki. ."eğer hayatını delirmeden tamamlayabilmişse cok şanslı "

Yaşam öyküsünü henüz bilmediğim için.. bu "detaycı, hassas gibi görünmek istemeyen ama "hassas " adam normal saydığımız bu dünyaya fazlasıyla "uyumsuz " diyebilirim ancak ..
Sürekli kafa sesiyle yazılan bu öyküler yüksek ihtimal geceleri onu uyutmayan düşüncelerinden oluşuyor ..

Kitaba gelirsek ..
"Beyaz mantolu adam " "unutulan ve "Korkuyu beklerken "en etkili üç hikaye" bende"
Beyaz mantolu adam yerine koyabiliyor insan kendini ..şekle ,şemale, etrafa insanlara ,normal hayatlara bir karşı duruş beyaz manto ..hatta ölümün kurallarını bile tersyüz eden bir "manto"
O kadar olamasakta bizler de bir bakıma "Beyaz mantolu" kişilikleriz aslında ..degilmiyiz ? Tartışalım bu mevzuyu. .

Yine bol tırnak işaretleri +bol parantez kullanan bir yazar ..beni anlayın diye ısrar ediyor bize ..benim hissettiğim bu ..

Tabiiki benim henüz tam vakıf olmadığım "elestiri yazarlıģı " konusuna değinmeyeceğim ki "bilirim " demek için diğer eserlerini ve kitaplarını öz yaşamını okumak gerek ..bu izden zaman zaman devam edeceğim diyor ..
Atay konusunda bizleri aydınlatan sevgili arkadaşım Ayşe Hocam "Hercai Okumalar" a teşekkür ediyorum ..

Sevgiler
Iyi okumalar ...
Hikayelerindeki karakterler; silik, ezik, yalnızlığın dibine dibine vurmuş, depresyonda, değersiz, kendisiyle barışık olmayan, toplum içinde var olamamış, sosyalleşememiş, sisteme girememiş, aidiyeti yakalayamamış, başarısız, vasat ama hep düşünen... Hep korktuğumuz türden bir yaşantının parçaları değil mi zaten, bu kitabı okurken ruh halimizin diplere vurması. Kendimizi o karakterlerin yerine koyduğumuz da ne kadarda acınası olunduğunu görüyoruz.
YAPAYALNIZ.. :(
Depresyondayken okunmamalı. Eğer çok yakınınız olanı birisini kaybettiyseniz yakın zamanda asla okumayın. Anlatımı kurgusu farklı olmakla beraber işlediği bu karamsar ve ne yazık ki gerçeğe tuttuğu aynalarda gördüğümüz konular, yalnızlığın karanlık renkleri Dostoyevski' nin Yeraltından Notlar ile çok benzer gibi geldi bana. Sakin sessiz bir ortamda kelime kelime özümsenerek okunmalı.
Bütün bunlar kitabı kötü yapmıyor tabibi, bilakis okunması gereken Türk Edebiyatının önemli eserlerinden olduğunu düşünüyorum.
" Oğuz Atay'ın bu kitabıyla tanıştım. Okuduğum ilk kitabı ve Oğuz Atay'ı konuşursam kelimeler yetmez. Kendisine hayran kaldım. Korkuyu beklerken sekiz müthiş harika hikayelerden oluşmaktadır. Her hikayesinde farklı yaşam trajik kavgalara değinmiş bir Oğuz Atay romanı Oğuz Atay'a hayran olmamak elde değil ki. Eminim ki kim okursa kitaplarına hayran ve bağımlı kalırsınız. Oğuz Atay'a. Korkuyu beklerken eserini okudum. Daha okuyacağım eserleri var. Kitabın her sayfasını okurken ayrı bir heyecan vericiyle okudum. Hemen, hemen her şeyi anlatıyor. Korku, yalnızlık, aşk ölüm.
Usta yazarın eline kalemine sağlık diyorum. Tavsiye ediyorum tabiki heleki Oğuz Atay'sa hiç durmayın açın sayfaları çevirin Oğuz Atay'la tanışın. Keyifli okumalar diliyorum."
Bence Oğuz Atay’ın bu kitabı isminden dolayı bile okurları etkileyebilir.
Kitabın çok etkileyici bir ismi var, sanırım bundan dolayı da kitabı ayrı bir sevdim..

Dostoyevski’nin “ Yeraltından Notlar “ kitabına benzer harika tadlar bırakan, nadide eserlerdendir. ( Biliyorsunuzdur belki, Oğuz Atay bir Dostoyevski aşığıydı.)

Kitabın içindeki hikayeler de okuru çok derinden etkileyebiliyor..
Oğuz Atay bu kitapta resmen bizi karamsarlığının içine sürükleyip, aynı zamanda da o karamsarlığa rağmen yüzümüzde tatlı gülümseyişler bırakabiliyor.
Ve bana göre kitabın en etkileyici cümlesi de :
“ Kelimeler bile yanyana gelerek beni tanımlamak istemezlerdi. “
Bir Oğuz Atay incelemesi yapabilir miyim ?Bilmiyorum. O yetkinlikte olmadığım kesin; ama hiçbir şey yazmasam bir okur olarak Oğuz Atay’ a ve eserine haksızlık etmiş olurum diye düşündüm. Korkuyu Beklerken, yazara ait okuduğum ilk kitaptır. Daha önce sayısız alıntılarıyla karşılaştım, hakkında yazılan çizilen yorumlar dahil zevkle takip ettim. Kısacası eserlerini okumaya fırsat bulamamış bile olsam, bir Oğuz Atay hayranıydım. Kitabını okumamla beraber Oğuz Atay hayranlığım daha da arttı. Korkuyu Beklerken kitabı, 8 öyküden oluşur. Bu öykülerin 7’sine bayıldım. Sadece “Tahta At” isimli öyküsünü okurken sıkıldığımı fark ettim; ama diğer yedisinin her birini zevkle okudum. Özellikle yazarın “Babama Mektup” isimli hikayesi beni benden aldı götürdü. Daha önce niye okumadım diye kendime çok kızdım. Eğer ilerde siz de kendinize kızmak istemiyorsanız, mutlaka bir an önce başlayın derim:) her neyse burada Oğuz Atay’dan bahsediyoruz, tavsiyeye gerek mi var ??? Tabiki okumalısınız:))
Korkuyu Beklerken, Oğuz Atay'ın hikayelerini yayınladığı eseridir. Bu öykü kitabı 8 hikayeden oluşmaktadır.

1.Beyaz Mantolu Adam
2.Unutulan
3.Korkuyu Beklerken
4.Bir Mektup
5.Ne Evet Ne Hayır
6.Tahta At
7.Babama Mektup
8.Demiryolu Hikayecileri – Bir Rüya

Oğuz Atay, bu hikayelerinde kurguladığı kahramanlar aracılığıyla, toplumdan kendini soyutlayan, yalnızlaşan, sorunlu bireyleri anlatmış. Umutsuzluk ve karamsarlık yazarın bütün hikayelerine hakimdir.

Beyaz Mantolu Adam ve Korkuyu Beklerken adlı hikayeleri daha etkileyiciydi. Eserde Oğuz Atay'ın kendi hayatındaki sorunları dile getirdiği çok rahat belli oluyor. Zevkle okunacak bir eser, iyi okumalar.

Ve son olarak;

Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?
Okumadan önce kitaba önyargıyla yaklaşmıştım. İsmi ilgimi çekmiş olmasına rağmen nedense hep ertelemiştim. Fakat okuduğumda ne kadar yanıldığımı anladım. Daha ilk satırlarından farklılığını ve kalitesini hissettiriyor hikayesinde. "Kalabalık bir topluluk içindeydi. Başarısızdı. Parası yoktu. Dileniyordu." Böyle başlıyor Oğuz Atay, Beyaz Mantolu Adam adlı hikayesine. Ve hikayenin sonuna kadar da baş kahramanımızı konuşturmuyor. Unutulan hikayesindeki tavan arasındaki sevgiliden çıkarılacak mesajdan mı bahsetsem, yoksa Korkuyu Beklerkende yer alan iç monologlardan mı, bilemiyorum. Fakat kitabı okuduktan sonra böyle bişey olamaz dedim. Oğuz Atay. Postmodern tarzın önde gelen isimlerinden ve ben yazarın kitaplarını özellikle de Korkuyu Beklerken hikaye kitabını çok beğendim, okurken çok keyif aldım ve kesinlikle tavsiye ederim.
En başta şunu diyeyim, bu kitabı okuyun, okutturun. Düşünenler varsa düşünmeyi bıraksın ve okusun. Edebi amaçlarla söylemiyorum bunu, tamamen toplumsal niyetlerle söylüyorum. Türk insanının iyiden iyiye karakterine işlemeye başlayan duyarsızlığın, adam sendeciliğin bir nebze yumuşaması için her birinin bu kitabı okuyup anlaması ve en önemlisi hissetmesi lazım, en azından bence böyle. Oğuz Atay da çok eminim ki edebi yeteneğini göstermek için değil de toplumda gözlemlediği, sıkıntısını yaşadığı şeyleri göstermek için yazmıştır bu kitabı. Bunca şeyi rastgele yazmış olamaz. Her ne kadar kendisini yaşadığı dönemdeki vıcık vıcık toplumsalcı edebiyattan soyutlayıp "içinde insanlar olmayan" romanlar yazmış ve bu yönüyle modern edebiyatımızın ilk bireyci romancılarından olmuşsa da anlattığı hikayelerin alt metninde hep sıyrılmak istediği o toplumsalcı yanını görmemek elde değil. Bazılarınız için Oğuz Atay "kesinlikle toplumsal amaçlar gütmeyen, post modernist bir yazar" olabilir. Böyle düşünüyorsanız yazarın "Günlük"lerini okumanızı tavsiye ederim. Ben okuduğumda orada dev puntolarla "Ben bu toplumu hayatım boyunca gözlemledim" cümlesini gördüm. Yazarın gerçekten günlük mahiyetinde yazdığı yazılardan oluşuyor, herhangi bir edebi değeri olmadığını iddia etmek anlamsız olmaz ama yazarın aslında ne kadar da toplumla alakalı ve iç dünyasında huzursuz ve yalnız olduğunu göstermesi açısından edebi değeri paha biçilemez. Her neyse.

Bir Oğuz Atay kitabından bahsediyorsak toplumdan ve ona adapte olamayan bireyden bahsediyoruzdur. Burası kesin. Peki kitapta bulabileceğimiz şey her yerde önümüze çıkmasından bıkıp usandığımız "tutunamayan" tanımı mı? Ya da Türk insanına bakıp acıyan bir akıl mı? Hayır. Kendisinin de aynı toplumun bireyi olduğunu bilen, bu yüzden sarkastik bir tavırla durmadan kara mizah yapan, kendisine acı acı gülen ve elbette haline üzülen, canı sıkılan, oysa bir yanda da arzularla dolu ve gizli bir dünyası olan, sıradan birey. Kimi zaman toplumdan izole olmuş, okur olarak bilincine şahit olduğumuz; kimi zaman topluma ait olabilmek için canını tehlikeye atabilecek kadar çaresiz kalan birey. Bu bireyler neden yalnızlar? İşte tüm eleştiriler de burada başlıyor zaten. Yazar, hikayeleri okurken aklınıza ister istemez gelen o soruların neredeyse hiçbirine cevap vermiyor. En azından doğrudan bir cevap bulamayacaksınız. Fakat hikayelerin tüm iskeleti bu cevaplar üzerine kurulu olduğu için okuyucu bir nevi tümden gelim metoduyla cevaplara ulaşıyor, bazen bilinçli olarak, bazen bilinçaltından ulaşıyorsunuz cevaplara. Kesin olan şey, o soruların her birinin cevabı bu kitapta var. Oğuz Atay öyle güzel yazmış ki hissetmiyorsunuz ama biliyorsunuz.

Mesela kitaptaki ikinci hikaye, "Unutulan". Ne kadar kalp kırıcı, ne kadar tüyler ürperten bir hikayedir o! Kitabı okumayanlar için hikayeyi açık etmek istemiyorum bu yüzden fazla bir şey söylemeyeyim. Sadece şundan bahsetmek istiyorum; Hayat kargaşasında bir tavan arasında unutulan o "imkansız" şeyin unutulması ancak bazı kişisel kusurlar sebebiyle olabilirdi. Her sabah erken kalkıp trafiğe düşen, akşam yorgun argın evine gelen, maaşı yetersiz, istekleri sonsuz, ihtiyaçları sınırsız modern insanın her gün artan duygusuzluğu, alışkanlıkları onu ne kadar da acayip bir yaratığa çeviriyor değil mi? Oğuz Atay'ın bunu anlatış şekli o kadar naif, o kadar güzel ki hayran kalmamak elde değil. Sizi şok etmiyor, meraklandırmıyor, duygularınızı manipüle edecek bayağı numaralarla hikayeyi ucuzlaştırmıyor. Aksine kapalı kutuyu gayet yeterli bir ışık altında, acele etmeden, yumuşak yumuşak açıyor gözlerinizin önünde. Aklınızla oynuyor ortaya çıkan şey. Kalbinizi kırıyor gördükleriniz. İçinizi acıtıyor. Çünkü çok imkansız bir şeyi görüyorsunuz orada. Ve o imkansız şeyin her birimizin hayatında gayet "imkanlı" bir şekilde var olduğunu fark ediyorsunuz. Üç aşağı, beş yukarı herkesin aynı şeyi ucundan, kıyısından yaptığı gerçeği yadsınamaz.

Kitapta yer alan 8 hikayeden benim en çok hoşuma gidenler "Korkuyu Beklerken", "Unutulan", "Demiryolu Hikâyecileri – Bir Rüya" ve "Ne Evet Ne Hayır" oldu.

Yazı yeterince uzadı. Konu Oğuz Atay olunca çenemiz açılıyor, gördüğüm kadaıyla herkesin ortak hali bu. Burada kesiyorum. Tekrar ediyorum, bu kitap (aslında tüm Oğuz Atay eserleri) mutlaka okunmalı, okutturulmalı. Türk insanı için, hatta bazen tüm insanlık için, çok kıymetli bir edebiyat eseri ve çok doğru tespitler içeriyor.
Çevreye uymayan,tepki vermeyen hiç konuşmayan dilenci gibi olmayı becerebilse bazılarımız.Ah Oğuzcum Atay her kitabın mükemmel olmak zorunda mı sen nasıl güzel insansın. Senin kitapların mecburi okutulmalı.
"Her şeye yeniden başlamak mümkün değildi. İstesem de mümkün değildi. Nerede kaldığımı unuttuğuma göre, baştan başlamak için de birtakım yetenekler gerekliydi; daha talihli doğmuş olmak gerekliydi mesela. Yeni bir dil öğrenebilmek için, hiç dil bilmemek gerekliydi."
Serbest bir meslek seçtim ve başarıya ulaşamadım. Memur da olsaydım, başarıya ulaşamayacaktım; zaten memur olmak, başarıya ulaşamamak demektir.
Oğuz Atay
Sayfa 80 - İletişim

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Korkuyu Beklerken
Alt başlık:
Bütün Eserleri 4
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
202
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754701586
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Oğuz Atay'ın hikayeleri, gündelik hayatı kavrayış derinliği, anlatım zenginliği ve okuru alıp götürmedeki enerjileri bakımından romanlarından geri kalmaz. Kitaba adını veren hikayenin korkuyu beklerken kendini evine hapseden kahramanı, Atay'ın edebiyat güzergahındaki farklılığının en büyük kanıtlarından. Yazarın bu kitaptaki ilk hikayeyle varettiği "beyaz mantolu adam" da öyle.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 2.863 okur

  • Umut yüce
  • Çağlar Çavdar
  • Müslüm Sağlam
  • Madak
  • Samet~
  • merve
  • Ömer faruk
  • Emrullah Yetiş
  • cemile dayıoğlu
  • Merve Uzun

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.8
14-17 Yaş
%7
18-24 Yaş
%29.3
25-34 Yaş
%33.9
35-44 Yaş
%15.7
45-54 Yaş
%4.6
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%59.1
Erkek
%40.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%38.7 (364)
9
%23.8 (224)
8
%20.9 (196)
7
%9.3 (87)
6
%4 (38)
5
%1.6 (15)
4
%0.6 (6)
3
%0.3 (3)
2
%0.3 (3)
1
%0.4 (4)

Kitabın sıralamaları