Korkuyu Beklerken (Bütün Eserleri 4)

·
Okunma
·
Beğeni
·
50495
Gösterim
Adı:
Korkuyu Beklerken
Alt başlık:
Bütün Eserleri 4
Baskı tarihi:
Kasım 2018
Sayfa sayısı:
202
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754701586
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Baskılar:
Korkuyu Beklerken
Korkuyu Beklerken
Oğuz Atay'ın hikayeleri, gündelik hayatı kavrayış derinliği, anlatım zenginliği ve okuru alıp götürmedeki enerjileri bakımından romanlarından geri kalmaz. Kitaba adını veren hikayenin korkuyu beklerken kendini evine hapseden kahramanı, Atay'ın edebiyat güzergahındaki farklılığının en büyük kanıtlarından. Yazarın bu kitaptaki ilk hikayeyle varettiği "beyaz mantolu adam" da öyle.
170 syf.
·2 günde·Beğendi
BEN BURADAYIM SEVGİLİ OKUYUCUM, SEN NEREDESİN ACABA?

Oğuz Atay'ın "Korkuyu Beklerken" kitabı bu cümleyle bitiyor. Burada okuyucusuna bir sitemi var yazarın. Çünkü Atay yaşadığı dönemde (1970ler) okuyucuları tarafından anlaşılamamış. Öyle ki sağlığında hiçbir kitabının ikinci basımını görememiş yazar. Şu an ise Korkuyu Beklerken kitabı 40. basımını geçmiş durumda.Şimdilerde çok okunmasının ve anlaşılmasının sebebi, yazarın döneminin önünde olmasıdır bence. Kitabı okudum ve artık "ben de buradayım" diyorum.


Oğuz Atay'ın kitabı sekiz hikayeden oluşuyor.Hikayelerinde öne çıkan ortak temalar; yabancılaşma, yalnızlık ve umutsuzluk.Yazar bir olaydan çok marjinal kişilerin hayatlarını bize anlatmış.Her hikâyede marjinal bir kahraman karşımıza çıkıyor. Bu kahramanların topluma uyum sağlayamayan, yaşama tutunamayan ve yaşama yenilen küçük insanlar olduğunu görüyoruz.Kısaca yaşamda dikiş tutturamayan sekiz ayrı karakterin hikâyelerini okuyoruz.

Hikâyeleri genel olarak beğendim. Ama içlerinde en çok " Beyaz Mantolu Adam" hikâyesini sevdim. Bu hikâyenin kahramanı sessiz bir dilencidir ve hikâyede toplumun bireyi nasıl kuklalaştırdığı anlatılmaktadır. Kitaba adını veren " Korkuyu Beklerken" hikâyesi de çok güzeldi. Yazar kitabın en uzun hikâyesinde gölgesinden bile korkan bir adamı ironi ve mizahi bir dille çok başarılı bir şekilde anlatmış. Yine sevdiğim bir başka hikâyesi de
" Babama Mektup" adlı hikâyesiydi. Bu hikâyede kahraman ölmüş babasına bir mektup yazmıştır. Aslında hikâyedeki kahraman Oğuz Atay'ın kendisidir.

Oğuz Atay'ın kendine özgü mizahi bir üslubu var. Karamsarlık, umutsuzluk ve yalnızlık temalı hikâyelerinde bile bu mizahı çok rahat görebiliyoruz. Bu kitabındaki anlatımını da gayet akıcı buldum.

Oğuz Atay denilince akla "Tutunamayanlar" gelir. Bu da bence yazarın hak ettiğinden az okunmasını sağlayan bir etkendir. Çünkü okuyucular Atay'a bu kitapla başlayıp büyük bir hayal kırıklığına uğrar ve diğer kitaplarına da önyargılı olarak bakarlar. Benim de üniversite yıllarında ilk denemem bu kitabıyla olmuştu. Güzelim kitap aylarca benimle dolaşmaktan sefil oldu ve kitabı yarılayamadan bırakmak zorunda kaldım. Ama Oğuz Atay' a büyük bir saygım vardı ve büyük bir romancı olduğunu biliyordum. Kitabı anlayamadığım için kusuru kendimde gördüm. Şimdi anlıyorum ki, Tutunamayanlar yazarın en son okunması gereken kitabı. O yüzden Atay'a başlanması gereken en uygun eserin "Korkuyu Beklerken" olduğunu düşünüyorum.


Yazar eserlerini 1972-1975 yılları arasındaki kısa bir dönemde yazmış. Genç yaşta (43) ölmesiyle birlikte malesef yazamadığı eserler de doğmadan ölmüştür. Böyle bir yazarı genç yaşta kaybetmek edebiyatımız için büyük bir kayıptır.

Son olarak "Korkuyu Beklerken" kitabını kesinlikle tavsiye ediyorum.
202 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
İşyerindeydim, nöbette, yalnızdım, öyle umdum en azından. Çayımı koydum, dikkatimi toplamaya çalıştım, yazarla baş başa kalayım diye. Oğuz Atay’ın öykü kitabını bu akşam bitiririm diye düşünmüştüm. Ya da bir ara aklıma öyle gelmiş sonra vazgeçmiş olabilirim. Emin değilim okuyorum sadece...

Şimdi anladım, aslında bu kitapla başlamak lazımdı Atay’ı tanımaya. Böyle parça parça öykülerle alışmak iyi bir fikir olabilirdi. Öyle birden adı çok duyulmuş diye Tutunamayanlar'dan başlayınca doz aşımı oluyor bir çok okur için. En çok yarım bırakılanlar listesine girmenin bir nedeni olmalı. Beynin çalışmasına ya da çalışmamasına, ya da ara sıra çalışıp çalışmamasına bir ön hazırlık olurdu böylece. Yoksa karışıyor hepsi birbirine. Sorarlarsa okudum diye hava atmak yetmiyor ki! Birkaç kelime söyleyecek kadar anlamak lazım. Tam olarak anlayamayız da zaten, en azından hayata şuradan bakıyor, iddiaları, söylemek istedikleri bunlardır falan diyebilmek yani. Biraz da şöyle metafordan, kullandığı veya kullanmadığı cümle yapıları, eksik bıraktığı şeylerden bahsedebilsek, okumuş gibi görünebiliriz en azından. Hiç kimse başkasından fazla biliyor değil nasılsa, elime yüzüme bulaştırmadan biliyormuş gibi bahsedebilsem, suyun derinliğini görmeden kimse gelmez peşimden zaten, onlar da anlamamış gibi görünmek istemez, haklı derler belki…

Kitabın adı “Korkuyu Beklerken”. İç dünyasını okurlarına gösterirken alışılmadık bir cesaret gösteren, noktalama işaretleri ve cümle yapılarındaki kalıpları elinin tersiyle iterken anlaşılmamayı bile göze alan bir yazarın korkularını okuyoruz. O halde sakin kafayla okuyarak anlamaya çalışayım istedim, en azından yazacak kadar. Arkadaşım gelip yanıma oturana, Oğuz Atay’ın kitabını görene kadar. Çok ilgiliydi yazara karşı, anlamış görünmek istiyordu, suyun ortalarına kadar onu getirip bırakabilirdim. Sevdiğim bir kişi olmasa yapabilirdim de. Ama Oğuz Atay kızar belki dedim. Canım insanlara yapmayın bunları, bize yaptılar, neler yazdırdılar demesin istedim. Biraz konuşmak iyi geliyor bazen, biraz ama, çok değil. Madem çayımızı içtik, okumaya devam etmek istiyorum. Bu da direk söylenmez ki, ara sıra telefona bakar gibi, bazen tavana kafamızı dikip bir noktayı inceler gibi yapsam veya koltuktaki oturuşumu değiştirsem ara sıra, çok fazla değil ama, fazla olursa saygısızlık olur çünkü. Sen de biraz anlayış göstersen iyi olmaz mı, kitabı anlamaya çalışacağım daha, anlamış gibi yapıp bir şeyler yazacağım. Bir çay daha içmek ister misin? Sonra mı, yine gel, beklerim mutlaka. Şimdilik yalnız bırak beni, çok fazla değil ama. Kendimle yalnız kaldığım zaman anlaşamıyorum. Daha zor oluyor hatta başkalarıyla anlaşmaktan, korkularım var benim başkalarınınkine fazla benzemeyen. Söylemiştim sanırım daha önce, tekrara düşmek istemem. Hatta düşmenin hiçbir türlüsü kimsenin başına gelsin istemem. Hiçbir şey yapmadan durarak saklanarak, konuşmayarak hallolmuyor hiçbir şey. Konuşarak da…

Yalnızım şimdi, çok zaman olduğu gibi. Oğuz Atay’ın resmine bakarak okumaya başlıyorum. Bir kedi geldi camıma, bizim kedimiz diyemem. Bizim sık gördüğümüz kedi, veya bize en sık gelen kedi diyebiliriz. Her neyse, camın karşısından bana dik dik bakıyordu. Cam gibi gözleri vardı, bana bakarken kaçırmadı hiç onları, dik dik baktı hem de. İçeri giremezdi, korkmadım bu yüzden. Kulağının birini net bir hareketle oynattı, diğeri yerinden kıpırdamadı bile. Bunu nasıl yaptığını anlamadım, ama anlamadığım çok fazla belli olmasın diye okumaya devam ettim.

İlk hikâyeyi bitirmiştim bu arada. Gogol’un paltosu gibi bir şeydi sanırım. “Beyaz mantolu adam”. Böyle hikâye adı mı olur Allah aşkına. Hem de kadın mantosu alıp giyer mi insan, kıyafet değil önemli olan, hikâyenin sonuna gelmiş adam. Bu son hayra alamet değil, konuşmuyor kimseyle, herkese dert olmuş onun susması. Susuyorsa bir bit yeniği olmalı bu işte. Anladım ne demek istediğini. Oğuz Atay okuruyuz biz çünkü. Sorarlarsa cevabımı bile hazırladım. “Çok beğeniyorum Oğuz Atay’ı, varoluş sancısını iç monologlarla o kadar güzel yansıtıyor ki,” evet evet böyle derim zor durumda kalırsam. Zor durum, hep durduğum durum aslında, bir şey söylemek zorunda kalırsam yani, anlatırım elbette. O kadar kitabını okuduk sonuçta…

Bir başka hikâyemiz “Unutulan,” tavan arasında. Hikâye ama masal değil, fark var arada. Gönderilmemiş, yazılmış oysa. Albümlerin içinde kalan, çekilmeyen resimlerin, yarım kalanlar arasında unutulan, unutulmayan belki de. Bizimle beraber orada kalan. Beş Katlı Evin Altıncı Katı gibi bizimle gelen peşimizden. Bir replik vardır bu kitabın oyununda hiç aklımdan çıkmayan:
- Neden sürekli beni takip ediyorsun?
- Hayır, ben takip etmiyorum, sen beni her yere yanında götürüyorsun.
İşte bunu da sıkıştırdık araya, söylemesem olmazdı, laf olsun diye değil anlattıklarımız…
Unutan unuttuğunu sanıyor, unutulanın haberi olmadan unutulmuyor işte. Yanınızda götürüyorsunuz her yere, haberiniz bile yok. Madem ki yok, çıkmayın tavan arasına, benden söylemesi…

Bir sonraki öykü, kitabın adıydı, tekrar bahsetmeyelim şimdi ondan, kedi geldi tekrar cama, kulağını tek oynatma söylemiştim, çay içmem lazımdı zaten, yarım kaldı bardağım, hep aynı bardakla içiyorum, bu kadar istikrarlıyım yani, hep aynı yerde oturuyorum, zaten hep oturuyorum. Hava soğuk, hasta olmasak bari.

Nerede kalmıştık, kedi gelmişti, yok burayı geçmiştik. “Mektup” hikâyesindeydik. Yazıldığına göre bir yere varmak istiyor demek ki. O kadar uzun bir mektuptu ki, bir ara hiç bitmeyecek sandım. Daha uzun yazmak isterdim diyor hem de, yazmamış yine de, bu kadar uzun ne anlatılabilir mektupla? Bir hayat hikayesi mektuba sığar mı, sığmış işte! Aslında ne anlatmak istediğinden çok emin değil gibi geldi bana. Yani hepimizin, her zaman yaşadığımız gibi. Belki onu anlatmak istemiş olabilir. Tamam, ben de öyle derim o zaman: “Hiçbir şey anlatmamak suretiyle ne kadar çok şey anlatıyor,” derim. Evet iyi oldu bu, karışık olunca daha iyi oluyor, anlaşılmasa bile belli olmuyor çünkü…

Geçtik mi bir sonraki hikâyeye, "Ne evet ne hayır," biraz geçtik, biraz geçmedik. Ciddi ciddi okuyoruz şurada, yani ne kadar ciddi olunabilirse o kadar! Yazarımız bu defada bir gazetede gönül doktoru oluyor. Doktor dediysek, sık karşılaşılan sorulara sıradan cevap verilmesi istenir ya hani, öyle yani. Yok yine değil, Oğuz Atay'ca bir bakış göreceğiz bu kimsenin önemsemediği doktorluğa. Yazar insanı nasıl önemsiyorsa öyle anlatıyor bu hikayeyi de. Yazanın ne kadar çelişkileri varsa gözümüze sokar gibi seriyor orta yere. En azından mektuba yaptığı müdahalelerle kendine benzetiyor, çelişkileriyle, eksik bıraktığı veya abarttığı yönleriyle kendi kendine yazdığı mektup haline getiriyor onu. Artık bu Oğuz Atay mektubu olmuş diyoruz.

Sonra bir "Tahta at" bekler bizi Truva'dan kalan. Bir geri çekilme taktiğinin tarihe mal olmuş örneği gibi durur yurdumda. Onun için kurulan bir dernek de yurdumun özelliklerini taşır, Atay ironisiyle tanışmak için güzel bir örnektir bu hikaye. Tutunamayanlara götürebilecek kadar iddialıdır hatta. Gülmek, ağlamak veya hiç bir şey yapmamak arasında bırakır sizi. Gerisi ruh halinize kalmış. Hayata anlam katmak için bir dilekçe verilmesi gerekiyorsa, o da verilmiş ve zarf kapatılmıştır çünkü.
#60789763

Kitapta bu kadar mektuptan bahsedilmişken sonuncusunun babaya gönderilmesi, hem de ölümünden iki yıl sonra olunca, ciddileşecek demek ki, şimdi inişe geçebiliriz. Lütfen kemerlerinizi kontrol ediniz. Ciddiyet demişken, konunun hassasiyetinden ötürü söylüyoruz bunu elbette, yoksa ölüm ve mezarlıktan bahsederken bile ironi hakim hikâyeye, en azından kimin yazdığını anlamış oluyoruz. Oğuz Atay kafası veya Oğuz Atay gibi bakmaktan bahsediyoruz. "Dağılın! Kukla oynatmıyoruz burada. Acı çekiyoruz," derken neyi kastetmişse, bu hikayede görebiliriz, boş ve süslü bir ifade olmadığını…

Demiryolu hikayecileriyle bitiriyoruz kitabı. Buradaki karakterlerin hikaye yazma serüvenleri de bu sürecin ne kadar zor olduğunu yansıtır bize. Okuruyla dertleşir gibidir. İstasyonda satamadığı hikayelerine okurların sahip çıkmasını ister. Anlaşılmasının zor olacağını ve çıktığı yolun güç olduğunu bilir. Şöyle seslenir okurlarına:
"Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?"

Okuyucu nerede? Kimi kitabın ortalarında bitirmeyle yarım bırakma arasında, bir çoğunun da gönlünde artık. Çünkü bir sonraki kitabını yarım bırakmazsanız iflah olmaz bir Atay okuru oldunuz demektir. Belki, "Oğuzcuğum, Ataycığım," bile dersiniz. Derneğimize hoşgeldiniz…
202 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
"Korkuyu Beklerken" Oğuz Atay'ın birbirinden etkileyici, dokunaklı, bir şeyleri fark ettirmeye çalışan ;karakterleri, üslubu ve olayları birbirinden bağımsız sekiz hikayesinden oluşmaktadır.
Kitaptaki her hikayenin üzerinde ayrı ayrı durup düşünülmesi gerek. Atay'ın bu hikayelerde toplumsal sorunlar sebebi ile kendini hayattan veyahut insanlardan soyutlayan, yalnızlaşan, problemli insanlardan bahsettiğini söyleyebilirim. Bu kurgulanan karakterler;değil bir tek çevreden,kendi gölgelerinden, adımlarından korkan kişilerdir. Yaşamak ile yaşamamak denilen çizgide olan kişiler de denilebilir.
Umutsuzluk, karamsarlık bunların yanında hayat ile mücadeleyi ;normal, kısa gibi görünen hikayelerinde anlatmıştır Atay. En çok ağır basan konu ise korkulardır. Mesela aileyi geçindirebilmek için korkar ve iş arar çalışırız, iyi yerlere, iyi mertebelere gelmemekten korkar bunun için çabalar ve okulumuza gideriz veyahut herkes ile iletişime geçmeye çalışırız bu da ; toplumdan uzak kalıp dışlanma korkusudur. Herkesin bir korkusu ,yaşanmışlığı vardır. Atay da her bir karakterde bunları tek tek işleyerek anlatmıştır.
Ayrıca değinmeyi unuttuğum ayrı bir konu da hikaye kahramanlarının belli ve kendine özgü kalıcı bir isminin olmamasıydı. Bunlar da bana toplumdan uzaklaşan veya uzaklaştırılmış insanları çağrıştırdı. (Tabi bu herkese göre değişir)
Son olarak ;Korkuyu Beklerken ve Babaya Yazılan Mektup beni -en çok- etkileyen hikayelerden oldular. Bazı bölümleri okurken çok zorlandım belki bu türü pek okumadığım içindir. Ya da Oğuz Atay bu üslup ve işleyiş ile daha çok mesaj verebildiğini düşündüğündendir. Hazmederek okunması gereken bir yazar olduğunu düşünüyorum.
Kitap bitimi ise şöyleydi : "Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?" Bunu da yazarın bize sitemi olarak varsayıyorum.
Ve keyifli okumalar diliyorum...


:)
Korkuyu BeklerkenOğuz Atay
202 syf.
·8 günde
" Korkuyu Beklerken " adlı kitapla, oğlumun vasıtasıyla tanıştım. Yazarın okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen, tartışmasız çok etkilendim. Kitap sekiz harika hikâyeden oluşmaktadır.

Oğuz Atay hikâyelerinde hayat mücadelesinden onarılmaz yaralar alan kahramanların, hazin ve trajik yaşam kavgalarına değinmiş. Hikâyelerinde ki kahramanların, okura yoğunlukla hissettirdiği hisler başarısızlık ve yalnızlık. Özellikle satırlar arasında ilerledikçe, anlatılmak istenilen yalnızlık kavramını ve bireyin üzerinde bıraktığı etkileri, bir okur olarak hissetmemeniz neredeyse imkânsız.

Hani ayazda kalınca, soğuktan tir tir titrer ya insan, kat kat örtülerle örtünse dahi ısınamaz ya, o soğuğu örtülerin altında bile iliklerine kadar hisseder. İşte ben de acı ve hüzünle yoğrulmuş hikâyeleri okudukça, tüm benliğimin içinde sıcacık, sevgi dolu ailemin yanında olmama rağmen, kahramanların yalnızlığını ayrımsadım.

Ben ki, Oğuz Atay'ın bir kitabını okumakla Oğuz Atay'ı anladığımı iddia edemem. Ama hikayeleri vasıtasıyla, okura aksettirmek istediği düşüncelerini anladığımı ifade ederim. Yaşadığı hayatı artı ve eksi yönleriyle, sorgulayan yazarlar tanıdım. Ama yazılarıyla kendini eleştiren, kendisiyle barışık bir yazar tanıdığımı iddia edersem yalan söylerim. Hikâyelerde ki kahramanlarda dikkatimi çeken bir diğer unsur, kahramanların sıra dışı, ulaşılmazın aksine sıradan, bizden ve içimizden karakterler oluşuydu.

Karakterlerin dilinden kendini okura yansıtan Oğuz Atay, anlatımında yapmış olduğu ironi ile okura, " Sen derdine yan! " dedirtebilecek kadar, etkili bir anlatım sergileyen müthiş bir yazar. Etkin olduğu yıllarda nasıl da hissetmiş yazar, yıllar sonra Türkiye'nin içinde bulunacağı kaosu. İdari kesimden tutunda sıradan vatandaşın bile, bir parça ekmek uğruna güçlünün kölesi olacağına. Ben kitabı ilk okuduğumda, yazarın Hakkın rahmetine kavuştuğunu bilmiyordum. Araştırdığımda öğrendim yazarın vefat ettiğini.

Sonrasında zihnimde artarak çoğalan bir sürü cevapsız soru. "Acaba, Türkiye'de yaşam 1970'lerde nasılsa, şimdi de aynısı mı tekerrür etmekte. Yoksa sistem hep böyle işlemekteydi de, ben mi yeni fark ettim. " diye, kendi kendimi sorguladım. Hikâyelerde öyle derin manalar var ki, ilk anda okur idrak edemeyebilir. Ama sessiz ve dingin bir ortamda okunursa her okur, yazarın anlatmak istediğini daha iyi kavrayabilir.

Kitabı ben çok beğendim. Yaşamınızın ve yanınızda bulunan sevdiğiniz insanların değerini bilmek adına, mutlaka okumalısınız...
202 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
"Ben buradayım sevgili okurum sen neredesin acaba?" diyerek bitirmiş Oğuz Atay cümlelerini.
Oğuz Atay'ın özgün bir üslubu olduğunu düşünüyorum, kimseye benzemeyen.
Alışınca hikayeler içine alıyor.
Toplam 8 hikayeden oluşan Korkuyu Beklerken; yalnızlık, umutsuzluk, korku, endişe barındırıyor içinde.
Hikayelerin isimleri; Beyaz Mantolu Adam, Unutulan, Korkuyu Beklerken, Bir Mektup, Ne Evet Ne Hayır, Tahta At, Babama Mektup ve Demiryolu Hikayeleri
Ben en çok; Beyaz Mantolu Adam, Unutulan ve Ne Evet Ne Hayır'ı beğendim.

*Beni anlamıyorlardı. Zarar yok. Zaten beni, daha kimler anlamadı :(
202 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
“Korkuyla beklemek, korkuyu beklemek gereksizdi.”

Hazır incelemeye yazmaya başlamışken bugün bitirmiş olduğum ikinci kitapla devam etmek istedim. Korkuyu beklerken 8 muhteşem öyküden oluşuyor ve gerçek anlamda sizi edebi doygunluğa ulaştırıyor.

İçlerinden en sevdiğim öyküyü burda öle bayıla anlatıp sizlere önermek isterdim ama öyküler arasında ayrım dahi yapamıyorum ancak şunu söyleyebilirim ki içlerinden en uzun olan ve kitapla aynı ismi taşıyan “Korkuyu Beklerken” öyküsünün baş karakterini okurken adeta kendi düşüncelerimi okuyor, kendi hareketlerimi gözlemliyor gibi hissettim. Bunun sebebini anlamlandırmaya çalışsam da pek emin olmamakla birlikte karakterin paranoyası ve düşüncelerinin gereksiz derecede detaylı ve uç noktalarda oluşu sebebiyle böyle hissettiğimi düşünüyorum. 60 sayfa kadar sadece bu karakteri okumak da benim için oldukça ilginç oldu tabii ve aslında benim için de büyük bir ders niteliğinde oldu. Bu öyküyle tanışan diğer okurlar benim kadar etkilenmeyecektir belki ama bu sekiz öyküden en az birinin sizi sarsacağına ve kendinizi sorgulatacağına eminim. Okunması gereken bir öykü kitabı olduğunu düşünüyorum.
Aranızda okuyanlar varsa düşüncelerinizi yorumlarda bekliyorum.
202 syf.
·Beğendi·9/10·
Oğuz Atay ile resmen 22 yaşında tanıştım ve buna inanamıyorum. İnsanların söyledikleri hep aklımın bir yerinde durduğu için Tutunamayanlar’a yaklaşamamıştım, kitapları yarım bırakmak beni biraz üzüyor çünkü. Korkuyu Beklerken çok güzeldi,yani buraya ne yazsam hislerimi tam ifade edemeyecekmişim gibi geliyor. Atay’ın o içtenliği, samimiyeti, hüznü beni inanılmaz etkiledi.⠀
202 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Hikayelerindeki karakterler; silik, ezik, yalnızlığın dibine dibine vurmuş, depresyonda, değersiz, kendisiyle barışık olmayan, toplum içinde var olamamış, sosyalleşememiş, sisteme girememiş, aidiyeti yakalayamamış, başarısız, vasat ama hep düşünen... Hep korktuğumuz türden bir yaşantının parçaları değil mi zaten, bu kitabı okurken ruh halimizin diplere vurması. Kendimizi o karakterlerin yerine koyduğumuz da ne kadarda acınası olunduğunu görüyoruz.
YAPAYALNIZ.. :(
Depresyondayken okunmamalı. Eğer çok yakınınız olanı birisini kaybettiyseniz yakın zamanda asla okumayın. Anlatımı kurgusu farklı olmakla beraber işlediği bu karamsar ve ne yazık ki gerçeğe tuttuğu aynalarda gördüğümüz konular, yalnızlığın karanlık renkleri Dostoyevski' nin Yeraltından Notlar ile çok benzer gibi geldi bana. Sakin sessiz bir ortamda kelime kelime özümsenerek okunmalı.
Bütün bunlar kitabı kötü yapmıyor tabibi, bilakis okunması gereken Türk Edebiyatının önemli eserlerinden olduğunu düşünüyorum.
184 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Oğuz Atay tanışma günlerinde doğru bir başlangıçta okuduğum "Korkuyu Beklerken" korktuğum kadar korkutmadı:)
#spoiler
Çok acemi bir Atay okuyucusu olarak ancak şunu söyleyebilirimki. ."eğer hayatını delirmeden tamamlayabilmişse cok şanslı "

Yaşam öyküsünü henüz bilmediğim için.. bu "detaycı, hassas gibi görünmek istemeyen ama "hassas " adam normal saydığımız bu dünyaya fazlasıyla "uyumsuz " diyebilirim ancak ..
Sürekli kafa sesiyle yazılan bu öyküler yüksek ihtimal geceleri onu uyutmayan düşüncelerinden oluşuyor ..

Kitaba gelirsek ..
"Beyaz mantolu adam " "unutulan ve "Korkuyu beklerken "en etkili üç hikaye" bende"
Beyaz mantolu adam yerine koyabiliyor insan kendini ..şekle ,şemale, etrafa insanlara ,normal hayatlara bir karşı duruş beyaz manto ..hatta ölümün kurallarını bile tersyüz eden bir "manto"
O kadar olamasakta bizler de bir bakıma "Beyaz mantolu" kişilikleriz aslında ..degilmiyiz ? Tartışalım bu mevzuyu. .

Yine bol tırnak işaretleri +bol parantez kullanan bir yazar ..beni anlayın diye ısrar ediyor bize ..benim hissettiğim bu ..

Tabiiki benim henüz tam vakıf olmadığım "elestiri yazarlıģı " konusuna değinmeyeceğim ki "bilirim " demek için diğer eserlerini ve kitaplarını öz yaşamını okumak gerek ..bu izden zaman zaman devam edeceğim diyor ..
Atay konusunda bizleri aydınlatan sevgili arkadaşım Ayşe Hocam "Hercai Okumalar" a teşekkür ediyorum ..

Sevgiler
Iyi okumalar ...
202 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Korkuyu Beklerken eseri Oğuz Atay'ın sekiz öyküsünden oluşan bir öykü kitabı. Tüm öyküler içinde kitaba da ismini veren Korkuyu Beklerken öyküsü en beğendiğim öykü oldu diyebilirim. Yazarın daha önce Tehlikeli Oyunlar eserini de okumuştum. Genel olarak okurlar Oğuz Atay okumanın zor olduğunu, Tutunamayanlar kitabının çok beğenilmesine rağmen okurlar tarafından en çok yarım bırakılan kitaplardan biri olduğunu da biliyoruz. Okuduğum iki kitabı doğrultusunda şunu söyleyebilirim ki sanırım Oğuz Atay'a Tutunamayanlar'dan başlamak doğru bir seçenek değil. Korkuyu Beklerken eseri ile yazarla tanışmanın daha doğru olacağını düşünüyorum. Kısa öykülerden oluştuğu için yazarın üslubuna, mizahi anlatımına, olaydan çok bireyi ele alan, hatta onun kafasının içini ele alan anlatım tarzına alışmak açısından başlangıç için daha doğru bir seçenek olacağı fikrindeyim. Benim için de artık Tutunamayanlar zamanı geldi, kendimi hazır hissediyorum :)
Okumayı düşünen herkese şimdiden keyifli okumalar dilerim...
202 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
“Korkuyu Beklerken” yaşanılan trajedi, bizim ölümü beklerken yaşadığımız hayat kadar gerçek...
Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba ? Sorusuna buradayım diyebildiğim için şanslıyım.
Keyifli okumalar .
202 syf.
·12 günde·Puan vermedi
Hikayelerden oluştuğunu bilmiyordum alırken. Hikaye okumayı pek sevmem de. Fakat Oğuz Atay'la bu kaygım da bitti. Her biri birbirinden güzel hikayeler.. Şöyle ki:
Beyaz Mantolu Adam; Etkileyici
Unutulan; Gerçek üstü
Korkuyu Beklerken; ;İronik
Bir Mektup: Naif
Ne Evet Ne Hayır; Gerçek
Tahta At; Gerçekten de gerçek
Babama Mektup; Bilimsel
Demiryolu Hikayecileri; Denildiği gibi "tatlı bir rüya"
"Beyaz Mantolu Adam" çok ters köşe bir hikayeydi. Öyle her kitapta, kurguda, orda burda karşımıza çıkamayacak bir tipleme vardı içinde. Ve bitişi çok etkiledi beni.....
Korkuyu Beklerken; Kitaba adını vermeyi hak etmiş bir eser. Kahraman çok zeki ve bilinç akışını takip etmek çok keyifliydi. Bir kaç sayfa tam metinde bildiğiniz çok sevdiğim bir arkadaşımla konuşuyormuş gibi gülmekten kendimi alamadım...
Ne evet ne hayır; toplumda çokça yer alan hele ki o dönemin kasetçi aşıklarını, iflah olmaz zayıflıkta ve çözümü hep başkalarına dayanarak aramaya çalışan karakterlerini! yansıttı .
Tahta At heykellere, hikayelere, destanlara sıkı sıkı sarılıp onlarla yaşayanlara sağlam bir giydirmeydi. Toplumda yer alan bir sürü gereksiz kurum, kuruluş ve bunların yardakçıları, şakşakçılarına bir tokattı. Gerçekten uzaklaşan toplum fertlerinin taşa, ata, dağa tapışının hazin bir öyküsüydü. Çok sevdim bu eseri de ...
KESİNLİKLE OKUMALISINIZ...VESSELAM....
"Her şeye yeniden başlamak mümkün değildi. İstesem de mümkün değildi. Nerede kaldığımı unuttuğuma göre, baştan başlamak için de birtakım yetenekler gerekliydi; daha talihli doğmuş olmak gerekliydi mesela. Yeni bir dil öğrenebilmek için, hiç dil bilmemek gerekliydi."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Korkuyu Beklerken
Alt başlık:
Bütün Eserleri 4
Baskı tarihi:
Kasım 2018
Sayfa sayısı:
202
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754701586
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Baskılar:
Korkuyu Beklerken
Korkuyu Beklerken
Oğuz Atay'ın hikayeleri, gündelik hayatı kavrayış derinliği, anlatım zenginliği ve okuru alıp götürmedeki enerjileri bakımından romanlarından geri kalmaz. Kitaba adını veren hikayenin korkuyu beklerken kendini evine hapseden kahramanı, Atay'ın edebiyat güzergahındaki farklılığının en büyük kanıtlarından. Yazarın bu kitaptaki ilk hikayeyle varettiği "beyaz mantolu adam" da öyle.

Kitabı okuyanlar 8.055 okur

  • Cennow
  • Burak Kurtuldu
  • Berk Sancak
  • İrem Baburhan
  • Sinem Ayla YILMAZ
  • Mustafa Teke
  • Özgüç Çoruh
  • Mehmet Atar
  • 1
  • Büşra akın

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.8
14-17 Yaş
%7
18-24 Yaş
%29.3
25-34 Yaş
%33.9
35-44 Yaş
%15.7
45-54 Yaş
%4.6
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%59.1
Erkek
%40.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%38.2 (838)
9
%23.2 (508)
8
%21 (460)
7
%9.7 (212)
6
%4.3 (94)
5
%1.7 (37)
4
%0.7 (16)
3
%0.5 (10)
2
%0.2 (5)
1
%0.3 (7)

Kitabın sıralamaları